• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.957 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Yapmadan Gelmeyin! -Kolombiya

IMG_5454

Kolombiya’ya gitmişseniz bunları yapmadan;

IMG_6357   Bogota’da şehir duvarlarında çizili ve her biri birer sanat eseri olan grafitileri görmeden, IMG_5162-001

 

IMG_5213

  • Bogota’da “ajiaco” adlı çorbalarından, Juan Valdez Kahve Zincirlerinden bir tanesinde oturup aromatize kahvelerinden denemeden,
  •  Botero Müzesini (Donacion Botero) sindire sindire gezmeden, IMG_5480
  • Zipaquira Köyündeki Tuz Katedralini ve köyü gezmeden, Zipaquira Köyünde Sanalejo adlı restoranda ızgara balık veya et yemeden, IMG_5772
  • Monserrate Tepesine teleferikle çıkıp, Bogota’nın panoramik görüntüsünün tadına varmadan (https://gezekalin.com/2014/08/23/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-tuz-katedralizipaquiramonserrate-tepesi-kolombiya/),
  • Zümrüt taşı ile meşhur Bogota’da bir zümrüt taşı satan mağaza gezmeden,
  • Cartagena‘da Puerta del Reloj (Saat Kapısı)’dan eski şehire girip Plaza de los Coches, Plaza de la Aduana dan geçip San Pedro Claver Meydanını gezmeden, Bolivar Meydanında bulunan Engizisyon Sarayını gezip insanlara işkence yapmanın inceliklerine ulaşmada insanlığın takip ettiği karanlık yolları görmeden, Plaza Santa Domingo’da Botero’nun şehre hediyesi olan Mujer Reclinada adlı heykeli görmeden, Bolivar Meydanında bulunan Monte Sacro adlı restoranda sunulan deniz ürünlerini denemeden, Castillo de San Felipe de Barajas  (San Felipe Kalesi) ziyaretini gerçekleştirip askeri mimarinin bu güzel eserini görmeden, Cartagena şehir surlarında gün batımını seyretmeden, her biri birer güzellik abidesi olan renk renk boyalı, balkonları çiçek dolu kolonyal evleri ve sokakları görmeden (https://gezekalin.com/2014/08/24/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-cartagena-kolombiya/),

IMG_6640

DÖNMEYİN!!!!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

10.09.2014 Saat 13:20

 

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya Kültür Mirası Listesi-Kolombiya

IMG_6144

          Kolombiya, son gezimizin konusu olan üç ülke arasında, UNESCO Dünya Kültür ve Doğa Mirası Listesi içine en fazla eser ve doğa alanı sokmuş olan ülke konumundadır. Kolombiya Dünya Kültür ve Doğa Mirası Listesi içinde 8 yere sahip. Bunların adları ve kabul tarihi sırası ile şu şekildedir;

          Kültürel Alanlar

  • Kolombiya Kahve Plantasyonu Alanları (2011)
  • Santa Cruz de Mompox tarihi merkezi (1995)
  • Tierradentro Ulusal Arkeolojik Parkı (1995)
  • Cartagena Liman, Kale ve Anıtları (1984)
  • Qhapaq Nan, And-İnka yolu (2014)
  • San Agustin Arkeoloji Parkı (1995)

          Doğal Alanlar

  • Los Katios Ulusal Parkı (1994)
  • Malpelo Fauna ve Flora Çiftliği (2006)

Biz bu alanlar içinden sadece Cartagena içinde olanları gezme şansını elde edebildik.

         CARTAGENA

    IMG_6214Tarihin her döneminde güzel olmuş bu şehir UNESCO listesine girmeyi sonuna kadar hak eden bir şehir bence. Amerika’nın en uzun ve dünyanın da sayılı uzun şehir surlarına sahip bu şehri gezmeye doyamadık.

    Kolombiya’nın kuzeyinde, Karayipler kıyısında 1533 yılında İspanyol Heredia tarafından kurulmuş olan Cartagena’nın en önemli özelliği, Güney Amerika’nın ayakta kalmış en geniş ve eksiksiz askeri yapı örneklerine sahip olmasıdır. Bu şehir tarihsel ve stratejik önemi nedeni ile hep güçlü tutulmaya çalışılmış ve bu nedenle de 16,17 ve 18. Yüzyıl askeri mimarinin en güzel örneklerini içeren kale ve surlara sahip olmuştur. Burada ilk savunma amaçlı yapılar İspanyol Kraliyetinin önemli mimarı Bautista Antonelli’nin 1586 yılında yaptığı şehir surları ve burçlarıdır. Ancak daha sonra takip eden yıllar içinde körfezin doğal engelleri dışındaki tüm önemli noktalarda büyüklü küçüklü kaleler inşa edilmiştir. 17. Yüzyıla gelindiğinde şehir savunması öyle güçlü hale gelmiştir ki Baron Ponti’in şehre olan saldırılarına 1697 yılına kadar karşı koyabilmiştir. Limanın Güneybatısında, Bocachia’da San Luis, San José, San Fernando, San Rafael ve Santa Bárbara kaleleri, tüm körfezin içinde Santa Cruz, San Juan de Manzanillo ve San Sebastián de Pastelillo kaleleri ve zorlu ve en aşılmaz engel olarak tasarlanan kayalık bir tepe üzerine kurulu San Felipe de Barajas Kalesi vardır. Tüm bunlar için İspanyolların Güney Amerika’daki askeri başyapıtları denebilir. IMG_6669

    Şehir surları içinde kalan şehrin 3 komşu bölümü; Cartagena Katedrali, San Pedro Claver Manastırı, Engizisyon Sarayı, Hükümet Binası ve zenginlerin rezidanslarının bulunduğu şehir merkezi, orta sınıf ailelerin yaşadığı San Diego bölgesi ve şehrin ticari olarak en faal bölgesi olması yanında kölelerin ve küçük esnafın yaşadığı bölge olma özelliğini taşıyan Getsemani bölgeleridir (https://gezekalin.com/2014/08/24/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-cartagena-kolombiya/)

    Cartagena’nın UNESCO listesine alınmasını sağlayan kriterler ise şunlardır;

    Cartagena’nın 16,17 ve 18. Yüzyıl askeri mimarisinin tam ve en güzel örneklerini taşıyan şehir olması, her biri UNESCO listesinde olan diğer şehirler Havana ve San Juan Puerto Rico ile birlikte Batı Antillerine Avrupa’dan ulaşım yolu üzerinde bulunan önemli üç şehirden biri olması ve bu şehrin evlerinin eski dünya ülkelerinin keşif ve sahil ticaret yolları evlerinin genel özelliklerini taşıması.

    Eski şehir evleri, İspanyol Kolonyal dönemin tüm mimari özelliklerini taşıyor. Dar sokaklarda dizili güzel kapılı, avlulu ve dışa doğru çıkmış balkonlar. Bu evlere sahip dar sokaklar içinde kaybolmak büyük bir zevkti. Bu şehrin eski merkezi diğer şehirlere göre güvenli olduğundan geceleri de gezme şansımız oldu. Gecesi farklı güzel, gündüzü farklı güzel bir şehir Cartagena.

    Şehir içine ana giriş kapısı olan Saat kulesinin (Puerta del Reloj) bulunduğu kapı, Plaza de los Coches’a (Arabacılar Meydanı) açılıyordu ve burası bir zamanlar köle satış ve alışının yapıldığı yerdi (https://gezekalin.com/2014/08/25/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-totumo-volkani-cartagena-kolombiya/).

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Gezekalın

Dr Ümit KURU

09.09.2014  Saat 17:30

 

Yapmadan Gelmeyin! -Ekvador

Ekvador

IMG_2589-002Papallacta’da hangi saatte olursa olsun termal havuzlara girmeden ve Antisana, Cotopaxi ve Cayambe Volkanları manzaralı kısa bir yürüyüş yapmadan (https://gezekalin.com/2014/08/13/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisibuenos-airesten-papallactaya/ ),

 

IMG_2871-001

  • Yolu gözünüzü korkutsa ve yoldan biraz rahasız olsanız da Hacienda Piman-İbarra’da bir gece konaklamadan, IMG_2953
  • IMG_3012Quito’nun 100 km kadar dışında ve doğanın sanat şahaseri olan Cuicocha Krater Gölünü ziyaret etmeden,
  • Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki Quito şehrinin sokaklarında gezmeden,El Panecillo tepesinde Kanatlı Meryem Ana heykeli altında Quito şehri panoramasına şahit olmadan, Casa Gangotena adlı otelin terasına çıkıp San Francisco meydanına tepeden bakmadan, San Francisco,  Santa Domingo Kiliselerinin içini görmeden, altın kaplamalı altarı ve muhteşem tavan işlemeleri ile  Compañía de Jesús Kilisesini ziyaret etmeden, (https://gezekalin.com/2014/08/15/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisiquitoya-dogru-quito/) Plaza Grande’de parkta oturup civarın tadını çıkartmadan, yine bu meydanda bulunan Quito katedralinin içinde bulunan Latin Amerika’nın bağımsızlığında önemli rol oynamış olan General Sucre’nin mezarını ziyaret etmeden,
  •  

IMG_4029

  • Esterella Chimborazo adlı tesiste bir öğle yemeği yiyip, Chimborazo Dağının karlı tepesini seyretmeden ve görebileceğiniz ve fotoğraflayabileceğiniz Hummingbirdlerin peşinde koşmadan (https://gezekalin.com/2014/08/18/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-salasaca-pazarichimborazo-dagiriobambaekvador/),
  • Riobamba’da Hosteria La Andaluza’da mümkünse gece konaklamadan ya da en azından bir öğle yemeği yiyip, orjinali bozmadan nasıl güzel bir turizm yapılabileceğinin güzel bir örneğine şahit olmadan,
  • Yöre insanlarınca “Kondor Yuvası” adını alan Devil’s Nose’a (“Şeytan Burnu) Alausi’den tren  yolculuğu yapmadan, IMG_4206
  • Cuenca’ya doğru yol alırken İnka Yolunun küçük de olsa bir örneğine sahip İngapirca Antik Kentini gezmeden, zamanında bu yollarda yürüyen insanları düşünmeden ve zaman ve takvim konusunda İnkaların o zamanlarda bulunduğu seviyeye şaşmadan, IMG_4580
  • Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Cuenca sokaklarını gezmeden, kolonyal tarz mimarinin görebileceğiniz en güzel örneklerine şahitlik ettiğinizi aklınıza getirip anın zevkini yaşamadan, renk renk şekerlemelerin satıldığı dükkanlardan şekerlemeler alıp denemeden , Homero Ortega’nın şapkalarını görmeden (https://gezekalin.com/2014/08/20/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-alausiden-sibambeye-tren-yolculuguingapirca-antik-kenticuencaekvador/),

EKVADOR’DAN DÖNMEYİN…..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru 

09.09.2014 Saat 12:10

Dünya Kültür Mirası Listesi-Ekvador

 

Biliyorsunuz, gezdiğimiz ülkelerin Dünya Kültür ve Doğa Mirası Listesi içinde yer alan eser ve tabiat parklarından ziyaret etmiş olduklarımızı ayrı bir bölüm içerisinde vermeye çalışıyorum.

Ekvador’un Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alan kültürel ve doğal güzellikleri toplamda 5 adet ve bunların isimleri ve kabul tarihleri aşağıdaki gibidir;

Kültürel Eserler

  • Quito Şehri (1978)
  • Santa Ana de Rios de Cuenca (1999)
  • Qhapaq Nan, And (İnka) Yolu (2014)

Doğa Eserleri

  • Galapagos Adaları (1978)
  • Sangay Ulusal Parkı (1983)

Biz Ekvador gezimiz sırasında bu güzelliklerden Quito ve Cuenca Şehirlerini gezebildik. İnka yolunun ise, Ingapirca Antik Kentinde ancak çok küçük bir örneğini görebildik.

Galapagos Adalarına gidebilmek için şartları zorladık ama gezi fiyatlarını yaklaşık 2500 USD arttırdığından mümkün olmadı maalesef.

 

Quito:

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ekvador’un başkenti olan Quito, insan elinden çıkan eserlerle ile doğanın güzellikleri ve yaratıcılığının bir araya gelerek bir uyum içinde, benzersiz bir çalışma yaratmalarının bir sonucudur. Şehir, Pichincha Volkanının yarattığı büyük plato ve diğer yer yüzü şekilleri üstüne inşa edilen, İspanyollar öncesi bölgede yaşayan yerel halkın yaptıklarının üstüne, İspanyol eserlerinin karışması sonucu ortaya çıkmıştır. “Quito Barok Okulu” olarak adlandırılan eski şehir merkezinin bu özellikleri onu Dünya Kültür Mirası listesi içine sokmuştur.

Şehir 1797 ve 1859 yıllarındaki depremlerde büyük hasarlar alsa da Latin Amerika’nın en iyi korunmuş ve en az değişime uğramış şehri olma özelliğini taşıyor. San Francisco ve Santo Domingo Kiliseleri ve Jesuit Collage of La Compania kilisesi, İspanyol, İtalyan, Arap, Flaman ve yerli halkın mimari özelliklerinin harmanlandığı ve “Quito Barok Okulu” nun özelliklerinin en bariz olarak görüldüğü gezi yerleridir. Bu kiliselerden sadece San Francisco Kilisesinin içine girebildik. Jesuit Collage of La Compania kilisesi ve Santa Domingo Kilisesinin içine ise geç bir saat olduğundan giremedik. Jesuit Collage of La Compania kilisesinin içindeki altın kaplama altarı görmemiz gerekirdi. Gereksiz bir öğle yemeği kaybı nedeni ile bunu yapamadık. Bugün bu satırları yazarken bunun önemli bir kayıp olduğunu görebiliyorum. Oralara kadar giden siz gezginler bu hatayı sakın yapmayın ve gerekirse aç kalın ama görmeden gelmeyin!

Quito eski şehir evleri eski İspanyol ve Fas tipi özellikler taşır. Genelde bu evlerin yapımında güneşte kurutulmuş briket ve üstü alçı sıva kaplamalar kullanılmıştır.

 

Cuenca

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

And Dağları ile çevrili olan ve tarım için elverişli toprakları nedeni ile aslında tarım amaçlı olarak İspanyollar tarafından kurulmuş olan bir şehirdir. İspanyolların Ekvador içlerinde  Rönesans mimari disiplininden ayrılmadan ve başından beri ortogonal şehir planı ile kurduğu, farklı kültürlerin bir uyum içinde yaşamış olduğu bir şehirdir Cuenca.

1557 Yılında Viceroy Andrés Hurtado de Mendoza tarafından kurulmuş olan bu şehri, 1999 yılında UNESCO Kültür Mirası listesine sokan kriterler; Avrupa Rönesansı ile gelişen planlı şehirciliğin Latin Amerika’daki en iyi örnek şehirlerinden olması, Latin Amerikanın farklı toplum ve kültürlerinin bu şehirde bir araya gelmesi ve planlı İspanyol Kolonyal tarzı evlerin varlığıdır.

Basit kolonyal tarzı evlerin bazıları, özellikle 18. yüzyıldan başlayan ve 19. yüzyılda artan ekonomik genişleme döneminde rezidans tarzı evlere dönüştürülmüş ve hem Avrupai ve hem de yerel etkilerle benzersiz bir mimari tarz ortaya çıkmasına neden olmuştur. Eski ve yeni Katedral, Santo Damingo Kilisesi bahse değer mimari yerlerdendir.

Ben dahil gruptaki herkes Cuenca’nın evlerini, Quito’nun kolonyal evlerinden daha çok sevdik ve bu şehri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine daha çok yakıştırdık.

Qhapaq Nan, And (İnka) Yolu

activity_65-358-500-20091222113433İnkaların ulaşım, ticaret ve savunma amaçlı olarak kurdukları ve 30000 km’yi bulan uzunluğu sahip bir yoldur. “Qhapaq Nan” ” güzel yol” anlamına gelmektedir.

Bu yolu İnkalar, kendilerinden önce var olan yolların üzerine yüzyıllar içerisinde inşa etmişlerdir. Dünyanın en sıra dışı yollarından bir tanesi olarak bu yol 6000 metreyi bulan rakımlardaki tepesi karlarla kaplı And Dağlarını sahile, sıcak yağmur ormanlarını verimli vadilere ve çöl alanlarına bağlamaktadır. En büyük uzunluğuna 15. Yüzyılda ulaşmıştır. Bu yolun 6000 km’nin üzerinde bir alanda 273 yan yolu vardır. Bu ağ üzerinden ticari, dini ve sosyal olarak önem verilmiş olan yerlere ulaşım sağlanabilmiştir. Arjantin, Bolivya, Şili, Kolombiya, Ekvador ve Peru bu yolun üzerindeki ülkelerdir.

Bu yolu genişliği genelde 1-4 metre arasında değişse de, 20 metre genişliğe  ulaşan kısımları da vardır. Bu yolun aslında en iyi bilinen kısmı Peru’daki Machu Picchu’ya giden İnka Yolu kısmıdır. Bu yolu görme ayrıcalığına erişmiştim.

İnka Yolu aslında o kadar güzel ve sağlam olarak döşenmiş bir yoldur ki aradan 400 yıl geçmesine rağmen bu uol hala sağlam bir şekilde durmaktadır. Bizim de İngapirca’da gördüğümüz şekilde,  İnka yolunun bu kısmının  taşları hala çok düzgün ve kullanılır bir şekildeydi.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

08.09.2014 Saat 23:17

 

 

 

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Canaima’dan Caracas’a-Caracas/Venezuela

IMG_7864

Sabah erkenden kalkıp, kaldığımız tesisten hava limanının bulunduğu merkeze kadar yürüyüş yaptık. Bugün en geç öğlen Canaima’dan gruplar halinde ayrılmamız gerekiyor. Bu nedenle bu cennetin güzelliklerine mümkün olduğunca çok şahit olmak istiyorum.

Önce kaldığımız tesisin bahçesini ve daha sonra da yakında bulunan Wakü Lodge gibi diğer tesislerin bahçelerini gezdik ve en son da Campamento Canaima adlı tesise ve sahiline inip yürüyüş yaptık. Sonuncu olan tesis buranın en büyük olanı ve hemen Canaima Lagünü kıyısına kurulu. Burada tesislere girerken, sahilinde yüzerken “yassak hemşerimm” zihniyeti yok. Kıyılar ve tesisler herkese açık.

528687_300Yolda oranın “AVM” sayılabilecek bir küçük markete uğrayıp beyaz peynir bile aldık. Bizim köy peynirlerine benzeyen ve az tuzlu bir tadı vardı.

Daha sonra konakladığımız tesise dönüp kahvaltı yaptık. Bir süre sonra da Puerto Ordaz’a erken dönecek olan grubu uğurladık. Canaima’da geride kalan grubun ise 2 saatlik bir zamanı daha var.  Önce mayolarımızı giyip Campamento Canaima  adlı tesis içinden lagüne girdik ve yüzdük. Suyun içinde, suyun rengi nedeni ile vücudumuz kırmızımsı bir renk aldı. Çok eğlenceliydi. Yerel rehber Antonio Hitcher’den bizi biraz gezdirmesini rica ettik ve o da bu işi gayet güzel yerine getirdi. Otelin transfer aracına binip yakında bulunan ve şelaleleri daha uzaktan ama tam karşıdan gören bir köye gittik. Burada yerel rehber Antonio’dan bahsetmem lazım. Bu arkadaş benim tanık olduğum en doğa sever ve çevresinin kıymetini bilip koruyan insanlardan bir tanesiydi. Hangi kuşun, çiçeğin ve tepui’nin ismini sorsam duraksamadan yanıt verdi. Kendisinin aslında bir eczacı olduğunu sonradan öğrendim. Ama kendisi Canaima Ulusal Parkına kendini o kadar adamış ve konusuna da o kadar hakim ki Canaima Ulusal Parkı ve Tepui’lerin maketini tek başına yapmış ve her yerde onun bu yapıtı var. Buradan bir kez daha teşekkür etmeliyim kendisine.

Antonio bizi köy ziyaretinden sonra Canaima Lagünü şelalelerini bu sefer daha yakından göreceğimiz bir noktaya götürdü. Burada hidroelektrik santralinin su kaynağı olan Salto Ucaima’nın üstünde bulunan seyir noktasından fotoğraflar aldık. Suyun inanılmaz gücü insanı kendine hayran bırakıyor. Sonunda bizim de Canaima’dan ayrılma zamanımız geldi ve biz de beşer kişilik gruplar halinde Cessna uçaklara bindik ve bir saatlik bir uçuşla Puerto Ordaz’a uçtuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim kafamda Canaima sonrasında gezi tamamlanmıştı. Caracas’da nasıl bir güzellik ortaya çıkarsa, onu işin bonusu kabul etmiştim zaten. Biraz bu ruh halimden ve çoğunlukla da uçaklar tarifeli olmasına rağmen uçuş saatlerindeki gecikmeden dolayı işin Caracas’a ulaşma kısmı eziyet haline dönüştü.  Bizi Puerto Ordaz’dan Caracas’a uçuracak uçak saat 17:00 de kalkacakken, 1.5 saat rötar verdi ve epey bir geciktik. Hava limanından şehirde kalacağımız otele kadar 1 saatlik bir yolda olunca biz Caracas’da kalacağımız otele saat 21:30 civarı ancak varabildik.

Eskiden havalı olduğu belli ama artık iyice yıpranmış ve bakımsız olan otelde, günün Canaima sonrası eziyeti nedeni ile olan yorgunlukla, hiç uyanmadan uyumuşum.

Ertesi gün kahvaltı sonrası camları içerisini göstermeyecek şekilde koyu renkli filmle kaplanmış minibüse yerleştik ve Caracas şehir turumuza başladık. İlk durağımız Venezuela Ulusal Pantheon’u oldu.  Eski Caracas’ın kuzey ucunda yer alan ve Venezuela tarihinde yer almış ünlülerin gömülme yeri olan Pantheon (Pantheon anlam olarak “tüm tanrıların tapınağı” demektir ve gezdiğimiz yerin tam adı National Pantheon of Venezuela) aslında bir kilise olarak inşa edilmiştir.

1874 de Başkan Antonio Guzmán Blanco, Santísima Trinidad Kilisesini, ulusun bağımsızlığında yer almış kahramanlar için Ulusal Pantheon’a çevirme kararı alır. Aslında bu kilise Juan Domingo del Sacramento Infante tarafından 17. Yüzyıl ortalarında inşa edilir ama 1812 de büyük depremde yıkılır. Bu kilisenin tamiri yavaş yavaş ilerlerken de Pantheon’a çevrilme kararı alınır ve o şekilde bitirilir.

Rehber Felix’in anlattığına göre, Pantheon’un bulunduğu alan eskiden Simon Bolivar’ın ailesinin kahve plantasyonu yaptığı tarlalarının bulunduğu bölgenin sınırlarındaymış.  Daha sonra gezeceğimiz Simon Bolivar ailesinin merkezdeki evinden bu alana kadar olan arazinin büyüklüğü, bu ailenin zenginliğini gösteriyor. Simon Bolivar’ın beş parasız olarak öldüğünü düşünürsek, Venezuela ve Büyük Kolombiya düşü uğruna vazgeçtiklerinin büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz.

Pantheon’un karşısında İspanyollardan kalma ve yapım tarihi 17. yüzyıla kadar uzanan Cuartel San Carlos adlı bir yapı var. Burası 1995 Yılına kadar hapishane olarak kullanılmış ama artık bu işlevi yok. Pantheon ile Cuartel San Carlos arasında genişçe bir bahçe var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz kilise içinden geçip Pantheon’a girdik. Burada aslında çok sayıda bağımsızlık kahramanının gömüsü var. Bunların isimleri yerde mermer üzerine tek tek yazılmış. Pantheon içinde çeşitli anıt mezarlar ( Francisco de Miranda , Antonio José de Sucre , Andrés Bello adına yapılmışlar)  ve sağ ve sol yan taraflarda  ise Venezuela kahramanlarına adanmış olan çeşitli anıtlar var. Yapının tavanında, 1930 da yapımına başlanan, Simon Bolivar’ın hayatından ve mücadelesinden kesitlerin temsil edildiği resimleri görebilirsiniz. Pantheon’un ortasında ise 2011 yılına kadar Simon Bolivar’ın mezarının bulunduğu kısım var.  Eskiden Simon Bolivar’ın mozolesinin bulunduğu bu alanın üstünde ise 1883 yılından kalma dev bir avize gözüküyor.  Bu kısmı da geçince 2011 yılında Chavez’in direktifi ile yapılan ve bina dışından yanındaki kiliseye bakınca çok çirkin olan bir bina içindeki Bolivar’ın yeni mozolesine geliyorsunuz. Mermerden mezarın başında törensel kıyafetleri ile 4 asker bekliyor.  Biz grup olarak bu bağımsızlık yolunda yıllarca mücadele vermiş, servetini tüketmiş Büyük Kolombiya’nın ilk devlet başkanına saygımızı gösterdik. Burada da “duran adam” duruşumuzu yaptık ve Pantheon’dan çıktık.

IMG_8231

Bundan sonraki durağımız yürüyerek gittiğimiz Simon Bolivar Meydanı oldu. Bu meydan Caracas’da İspanyollar tarafından kurulan en eski bölümlerden bir tanesi. Bu alanın ortasında 1874 yapım tarihli ve at üstünde Simon Bolivar heykeli var. Hemen karşınızda duran bina Palacio Municipal de Caracas  (ya da Consejo Municipal de Caracas-Belediye Binası) yani Caracas Belediye binası. Bu binanın yapım tarihi 17. yüzyıla kadar gitse de bugün ki hali 1906 yılına ait. Neoklasik bir yapı ve bu binanın en önemli özelliği, 1811 yılında burada ülkenin bağımsızlık belgesinin imzalanması ve  balkonundan ilan edilmesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Bu meydanı yürümeye devam ederek Simon Bolivar’ın doğum yerine olan evine geldik ( Casa Natal del Libertador Simón Bolívar).  Plaza San Jacinto sokağı üzerinde olan bu ev 17. yüzyıl yapımı  bir bina. Simon Bolivar, İspanyadan 200 önce göç eden bir ailenin çocuğu olarak 24 Temmuz 1783’de bu evin odalarından bir tanesinde ve ailenin 4. çocuğu olarak doğmuş. Aslında Simon Bolivar’ın bu evde doğmadığı, San Mateo adlı bir yerde doğduğuna dair iddialarda var. Ama biz bu evi Simon Bolivar’ın doğum yeri niyetine gezdik.

Bu evin tadilat görüp, müze haline getirilmesi 1921 yıllarına dayanıyor.  Ev koloniyal tarzda ve tek katlı bir ev. Evin konuk ağırlama bölümü sokağa bakıyor. Daha içerlerde ise yaşam alanları var. Evin içinde Bolivar ailesinin dini görevlerini yerine getirdiği küçük bir şapel de var. Avlulu bir ev. Odalar da, özellikle büyük konuk odalarında Simon Bolivar’ın yaşamından kesitlerin olduğu resimler var. Odalardan birinde Simon Bolivar’ın hasta iken bir süre kullandığı yatağı var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

17 Aralık 1830’da tüberküloz hastalığından 40 kiloya düşecek kadar kötü günler geçirdikten sonra ölen bu  Güney Amerikalı devrimci önderin ev gezisinden sonra, kısa Caracas turumuzda bitti. Simon Bolivar’ın bir ideal insanı, bir devrimci  olduğuna şüphem yok. Ülkesi insanları olsun, Güney Amerika’nın diğer insanları olsun onu yüceltmeye günümüzde de devam ediyorlar.

iHemen her gezdiğim ülkede gözlemlediğim bir yaklaşım olan ülke kurucularına karşı (hatta Simon Bolivar dahil, üke için yaptıklarına baktığımda abartılı olan) saygı ve yüceltme bu ülkede de var. Bana göre dünya kahramanları, devrimcileri ve tarihte yer edinmiş devlet adamlarına baktığım da Mustafa Kemal Atatürk kadar ileri görüşlüsü, askeri dehası onun kadar yüksek olanı ve devrimcisi yoktur. Günümüzde kendini onun gibi devlet adamı ve kahraman görenlerin, kendini onunla karşılaştıranların, tarih önünde gülünç ve zavallı duruma düşmekten kaçınmaları imkansızdır.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım, bundan sonrası klasik dönüş sıkıntıları. Gezinin dönüşü, gezinin gidişinden her zaman zor olur. Biz Sao Paulo’da bir gece konaklayıp, öyle İstanbul’a, güzel ülkemize döndük. Amaç yolda perişan olmamaktı. Gerçi Sao Paulo’da otel resepsiyonistlerinin iş güzarlığı nedeni ile kağıt üzerindeki rahatlık, pratiğe dönmedi. Ama ne önemi var ki?  On sekiz günlük bir gezide yaşanan onca güzellikleri unutup, bir günlük dönüş zorluğunu ön plana çıkartan gezgin olur mu hiç? Ben olmadım hiç bir zaman..

Yeni gezilerde buluşmak ümidiyle GEZEKALIN…..

Dr Ümit Kuru

04.09.2014 Saat 11:32