Hızırlar ve Bilgeler Coğrafyasında-Uluborlu Sakuraları-Eğirdir Gölü

 IMG_9186.JPG

Bu gezimizin iki amacından bir tanesi de, ülkemizde en kaliteli kirazların yetiştiği yerlerden olan Isparta’nın Uluborlu ilçesinde kiraz çiçeklerini görebilmekti. Aslında aynı gün Kuyucak Köyü’nde zambak tarlalarını da görecektik. Ancak kötü giden hava şartları zambakların açmalarını geciktirince, programdan bu bölümü çıkartmak zorunda kaldık. Kuyucak Köyüne lavanta zamanı, Temmuzda, gitmemiz şart oldu. Keçiborlu’nun Kuyucak köyü, Fransa’nın Provence bölgesini aratmıyor diyorlar.

Kuyucak lavanta koyu.jpg

Al Jazeera Turk sayfasından alınmıştır

Gezimize perşembe akşamından başlayıp, konaklamayı da Afyon Sandıklı’da yaptığımızdan, gezinin bu yoğun günü rahat geçti. Ankara’dan gezgin arkadaşlar, Sevgili Yusuf Yavuz ve eşi ile Sandıklı’da buluştuk. Böylece gezi ekibimiz tamamlanmış ve gezimiz de resmen başlamış oldu. 

kalkış Sandıklı, Afyonkarahisar varış Uluborlu, 32650 UluborluIsparta - Google Haritalar - Google Chrome 09.05.2017 113340.jpg

Keçiborlu sınırında, Eldere bölgesinden kaynaklanan ve 548 km yol takip ederek Ege’de denize dökülen Menderes Nehri’nin doğuş yeri olan topraklardan geçerek Uluborlu’ya vardık. Önceleri Torosların uzantısı Kapıdağı eteklerine kurulu iken, 1950’li yıllarda Uluborlu Ovasına taşınan 7000’e yakın nüfuslu Uluborlu, bizim için sürpriz bir ilçe çıktı. Yol üstü yapıp, bugüne kadar hiç uğramadığımız bu şirin ilçeye haksızlık etmişiz. Umarım bu yazıdan sonra sizlerde güzel yurdumun bu özel köşesini ziyaret edersiniz.

IMG_3258-001.JPG

Uluborlu’ya ulaştığımızda burada bir başka dost ile tanıştık. Aslen buralı iken İstanbul ve İzmir’de yoğunlaşan iş hayatı sonrası tekrar memleketine dönen sevgili Meltem Onur, bizi Uluborlu’da karşıladı. Yusuf bey gezi planlaması sırasında kendisinden bize Uluborlu’yu gezerken rehberlik etmesini rica etmiş. O da sağ olsun bize eşlik etti ve bize Uluborlu’da bayağı iddialı bir program uyguladı. Meltem hanım Uluborlu Belediye Başkanı Sn Mehmet Ünverdi ile de görüşerek İstanbul ve Ankara’dan bir grubun ilçeye ziyarete geleceğini bildirmiş. Sn Belediye Başkanı da sonradan öğreneceğimiz bir hazırlık yapılmasını sağlamış. Bir başka sürpriz ise tarihçi akademisyen Sn Abdullah Bakır’ın da bize ilçe tarihi ile ilgili olarak rehberlik etmek üzere eşlik etmesiydi. Tüm bu ayarlamaları sevgili Meltem Onur yaptı. Kendisi sayesinde hiç beklemediğimiz güzellikte bir gezi günümüz oldu. Başta Meltem Onur’a, Sn Uluborlu Belediye Başkanına ve Sn Abdullah Bakır’a yazı başında teşekkür etmeyi borç bilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3260-001

Önce Uluborlu’nun merkezinde  bir çay bahçesinde çay ve kahvelerimizi içtik ve grup ile Meltem hanım ve Abdullah beyi tanıştırdım. Konu hakkında zaten bilgisine sık sık müracaat ettiğimiz Yusuf Yavuz yanında, Yusuf’un eşi Naciye hanım da sanat tarihi üzerine eğitim alan birisi olduğunu söyleyince bir anda muhteşem bir gezi rehberleri grubumuz oldu. Bundan daha şanslı hissettiğim bir gezi ekibim olmamıştı hiç.

IMG_9196

Önce Belediye Başkanını ziyaret ettik. Belediye Başkanı ilçesi hakkında bilgi verdi. Yöresini seven ve hizmet veren bir belediye başkanı ile tanışmaktan mutlu olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uluborlu kirazı ile meşhur. Öyle ki toplanan tadı meşhur kiraz, hiç iç pazara girmeden doğrudan yurt dışına ihraç ediliyormuş. Bu kirazı bir tatmam şart oldu. Bu kirazın bir de festivali var tabii. Haziran sonları- Temmuz başı gibi yapılıyor. Aynı zamanda güreş de ilçe için önemli.

IMG_3276

Yağlı Pehlivan Güreşleri Uluborlu’da, Edirne Kırkpınar’dan çok önce başlamış. İlçede güreşin eski bir gelenek olduğunu kanıtlayan M.S.153 tarihli bir kitabe mevcut. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıkları içinde aralıksız süren bu gelenek bölge halkının vazgeçilmez bir tutkusu olmuş. Güreşi buraya Kuman Kıpçak Türklerinin getirdiği düşünülüyor.

IMG_3305

Saat 14:00’de bitmesi planlanan gezimize, kalesi ve eski Uluborlu’dan başlamak üzere yola düştük. Önce Uluborlu Kalesine gittik. Antik Apollonia Kenti şimdiki şehrin altında. Kapıdağı eteğinde, etrafı kayalıklarla çevrili olan Uluborlu Kalesinin, Psidia’lılar döneminde yapıldığı tahmin ediliyor.

IMG_3329

Buradan itibaren Abdullah bey bize kale hakkında bilgi verdi. Hititler ile başlayan yaşanmışlık hikayesi Luwi, Frigya, Lidya, Pers, Büyük İskender, Seleukoslar, Roma, Bizans, Selçuklu, Hamitoğulları ve Osmanlıya kadar devam ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben burada en çok Selçuklu eserlerini sevdim. Selçuklu eserleri bana her zaman, Osmanlı dönemi eserlerinden daha güzel gelmiştir. Selçuklu mimarisini daha sade ama o sadelik içinde daha alımlı ve özgün bulurum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kalenin büyük kapısı da çok güzel. Kale dışında, eski yerleşim yerinde bulunan hamam ve çeşmeler görülmeye değer. Her taraf çeşme dolu. Cirimbolu Su Kemeri Kapıdağı zirvesinden çıkan kaynak sularını şehre kadar ulaştıran bir su kemeri.

IMG_3285

Hamitoğullarından günümüze kalan Salih Efendi Camisinin ise sadece minaresi ayakta kalabilmiş. Minarenin arkasında bir başka Hamitoğlu dönemi eseri Şeyh Muhittin Çeşmesi.

IMG_3291

Alaaddin Camisi Selçuklu döneminden kalma. Yapım tarihi 1231 ama günümüze kadar orijinal olarak gelen bölümleri mihrabı, minaresi ve kitabesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ama ben en çok cami içindeki kapı kilitlerini beğendim. Ama, gel gelelim, cami içindeki mermer görünümlü sütunların aslında ağaç olduğunu öğrenince üzüldüm. Beyşehir’deki Eşrefoğlu Camisi sütunlarının güzelliğini hatırladım. Teknik bir gereklilikten yapılmadıysa o güzelim ağaçlara mermer görünümü verilmesini yadırgadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kale kapısından girince ortada bulunan duvar Müslüman ve Müslüman olmayanların yerleşim yerlerini birbirlerinden ayırırmış. Bölgede yaşayan Kuman Kıpçak Türkleri mübadele sırasında ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kale içinden yukarı kısımlara doğru yürüyünce eşsiz görünümde Uluborlu Ovası ve ilçenin üstten çok güzel bir manzarası ile karşılaştık. Burada bir süre oturduk. Aşağımızda göz alabildiğine kiraz bahçeleri uzanıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra kaleden çıkarak bir Roma dönemi eseri olan Arslanlı Çeşme ve Selçuklu Dönemi eseri olan Büyük Çeşmeyi ziyaret ettik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bence bu iki çeşmenin de daha iyi bir durumda korunmaları gerekiyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uluborlu Kale gezisi sonrası yemek için bize hazırlık yapılan mekana gittik. Böyle bir yemekle karşılaşmayı hiç ummuyorduk.

IMG_9203

Yemeğin bir kısmını belediye hazırlamış ama çok özel tatları sevgili Meltem hanım yöre kadınlarına hazırlatmıştı. Tattığımız yemekleri Uluborlu’nun herhangi bir lokantasında yemek mümkün mü bilmiyorum ama yöre insanı evlerde kendilerine mutlaka yapıyorlar. Önce nefis bir tarhana çorbası içtik. Kuyruğu Sulu bir çeşit börek, nefis bir tadı var.

IMG_3433

Kuyruğu Sulu

Masada bulunan ve yöreye özgü “Gıcı” denen bir ot ilk defa yediklerimizdendi. Çok güzel bir aroması vardı. Biz tarhana çorbası kasesinin dibini getirip de, Kuyruğu Sululardan 3-5 tane götürünce, Meltem hanım ana yemeği yiyemeyeceğimiz konusunda bizi uyardı. “Bunun üzerine ne olabilir ki ?” diye düşünürken meşhur Banak denen yemeklerini önümüze getirdiler. Gel de yeme!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Banak

Uluborlu Belediyesinin aşağıya linkini verdiğim yazısında geçen bir cümleyi aynen yazıyorum: “Banak “bir et yemeğidir” dersek yanlış olur. Banak “etin yemeğidir.” Gerçekten de öyle arkadaşlar!”Çatladık, patladık, öldük, yiyemeyiz” diye nazlanırken bu yemeğin iliğini, kemiğini sömürdük. Uluborlu’ya sadece bu yemek için bile gidilir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meltem hanımı durduramıyor muyuz, durdurmak mı istemiyoruz bimiyorum. Ama o getiriyor biz yiyoruz! Ayvaaşı, irmik helvası ve sonunda ceviz helvası derken, neredeyse Uluborlu’yu yemiş vaziyette sofradan kalktık. Tek kelime edebilirim: Muhteşemdi..Pardon! Bir de cümle kurmalıyım: Çok teşekkürler Meltem hanım ve sn Belediye Başkanım.

IMG_9180

Uluborlu’ya gelme nedenimiz kiraz çiçeklerini gezmekti. Ama kaleydi, yemekti derken aklımızdan çıkan kiraz çiçeklerini, yani Uluborlu Sakuralarını görmeye gittik. Aslında Isparta Merkez, Uluborlu, Senirkent, Keçiborlu, Atabey ilçeleri başta olmak üzere, Isparta genelinde Kiraz üretimi yapılıyor. Uluborlu kirazının en önemli özellikleri yola dayanımı çok iyi, meyve eti sert, uzun saplı olması, çok lezzetli ve aromatik olmasıymış. 0900 Ziraat Çeşidi ağırlıklı olmak üzere Lambert, Stella, Starks Gold, Regina, Sweetheart, Cordia, Bing ve Lapins çeşitleri üretiliyormuş. Biz bu ağaçların çiçeklerini görmeye gittik ama 1 hafta kadar geç kalmışız. Bize üzerinde yoğun sayılabilecek çiçek bulunan kiraz ağacı bahçesi aradılar. Sonunda bir tanesini bulduk. Aslında 1 hafta kadar önce tamamen beyaz olan Uluborlu’da, kiraz çiçeklerinin sonunu yakalamış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Olasılıkla rakım, iklim farkı ya da başka nedenlerle Eğirdir’e yakın daha çok çiçekli bahçe görüp fotoğraflasak da, Meltem hanım bana geçen haftadan çektikleri kiraz bahçesi fotoğrafları yolladı. Hem onlar ve hem de Eğirdir yakınlarındaki bahçeden çektiğim kiraz çiçeklerini yayınladım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meyvesiz Japon kiraz ağaçlarının çiçeklerinin (sakura) güzelliği bir başka. Ancak tadı ile dünyaca meşhur (bizim ise henüz tadamadığımız ama bir gün mutlaka!) Uluborlu kirazlarının çiçeklerini de en beyaz hali ile görmek gerekiyor. Meltem hanım öncülüğünde, son 2-3 yıldır 15-25 Nisan arasında, Uluborlu’nun kiraz çiçekleri (bir anlamda Sakuraları) temalı fotoğraf, yürüyüş etkinlikleri düzenleniyormuş. Bu konu ile ilgilenenler olursa Uluborlu Belediyesi aracılığı ile etkinlikler hakkında bilgi sahibi olabilirler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uluborlu gelenek, görenekleri, söylenceleri ve türküleri ile de önemli bir merkez. Beni yakinen tanıyanlar bilirler ki, Zeybetiko ve Sirtaki başta, Ege Oyunları üzerine ders alıyorum. Meltem hanımın bana yolladığı Uluborlu hakkında bilgi veren dosya içinde bulunan Serenler Zeybeğini ilk defa gördüm ve bayıldım. Sizlerle paylaşmak istedim.

kalkış Uluborlu, 32650 UluborluIsparta varış Eğirdir, Isparta - Google Haritalar - Google Chrome 10.05.2017 140522.jpg

Uluborlu’da bizlere eşlik eden Meltem hanım ve Abdullah beye veda ederek gece konaklayacağımız Eğirdir’e doğru yola çıktık. Yukarıdaki haritada olduğu gibi Eğirdir’e iki yoldan da gidebiliyorsunuz ama siz bence mavi ile işaretli yolu takip edin. Böylece Eğirdir’i Batı yönünden de görmüş olacak ve yolda mola verip göle en yakın olabileceksiniz.

IMG_3485.JPG

Eğirdir’i daha önce 3-4 kez gittik. Ben bu şirin ilçeyi ve Eğirdir’i kıymetli yapan Eğirdir Gölü’nü seviyorum.  Eğirdir Gölü, Türkiye’nin ikinci en büyük tatlı su gölü. Alanı 482 km². Doğal içme suyu havzası olmasının yanı sıra biyolojik çeşitlilik değerleri bakımından uluslararası öneme sahip bir sulak alan. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Avrupa’da 514, Türkiye’de ise 454 farklı kuş türü bulunurken, Türkiye’de bulunan kuş türlerinin 225’i Eğirdir Gölü ve çevresinde barınıyor. Bu göl sakinken ve ışık da güzelken enfes fotoğraflar veriyor. Biz yaklaşık 1 saat kadar göl kenarında mola verip yürüyüş yaptık. Nefisti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gün ışığı, alaca karanlığa dönerken Eğirdir’e vardık. Aslında bugün olan Yazılı Kanyon programını ertesi güne attığımızdan Eğirdir’e tepeden bakan tesislerden birisine doğru gittik. Geçen senelerde burada olan tesis, çardaklar şeklinde açık alanı daha fazla olan bir yerdi. Bu sene ise orayı da betona gömmüşler ve kapalı alanı fazla hale getirmişler. Manzaranın güzelliği olmasa gidilecek yer değil benim için. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Son durağımız ise Charly’s adlı moteldi. Göle yakın motele bavullarımızı atar atmaz yemeğe gittik. Yemek bahane, esas amaç Ankara grubumuzdan sevgili Mithat’ın kendi mahsulü olan şarapları tatmaktı. Eh! keyiflenince içtik, içtikçe acıktık, acıkınca Eğirdir’in balıklarından yedik, yedikçe de daha da keyiflendik ve konuştuk. Ana konumuz hakkında herkesin tek cümlesi vardı: “Ne güzel bir gündü, ne yemeklerdi be kardeşim! Uluborlu’ya bir daha mı gelsek ne?“.

Gezekalın, dostlukla kalın. Neşeniz ne evinizden, ne çevrenizden eksik olsun…

Dr Ümit Kuru

10.05.2017 Saat 20:56

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaynaklar

http://www.uluborlu.gov.tr/festivalgures
http://www.isparta.gov.tr/uluborlu
http://www.uluborlu.bel.tr/banak.htm
http://www.isparta.gov.tr/isparta-kirazi
http://www.wwf.org.tr/ne_yapiyoruz/doga_koruma/doal_alanlar/egirdir_golu/

 

 

Hızırlar ve Bilgeler Coğrafyasında-Barajlar Altında Bir Köy:Darıbükü

IMG_4650

Aslında her gezi yazımı gün ve gün olarak sırasıyla yazarım. Ama bu sefer farklı bir yol seçip, gezinin esas amacını oluşturan farkındalık yaratma kısmı ile, yani Kasımlar Barajı suları altında kalan Darıbükü Köyü ve mermer ocağı işletme izni verilen Çukurca Köyü ziyaretlerimizin yapıldığı 3. günden yazıya başlayacağım. Bu gün benim ve gezi grubu arkadaşlarımızın en çok etkilendiği, duygularımızın darmadağın olduğu gündü.

18318582_1186446081480858_207662276_o.jpg

Darıbükü Köyünde Enerji ihtiyacının karşılanması adına doğanın, doğadaki bitkisi-hayvanı ile yaşamı ve onunla yaşamayı öğrenmiş, kendini ona uydurmuş ve onun sayesinde üretimini yapmış olan yöre insanının yüzyıllardır süre giden yaşamının nasıl darmaduman edildiğini gördük. Öte yandan Çukurca Köyünde yaklaşık 100 hektarlık, jeolojik özelliği olan bir alanda mermer çıkartma için yapılan girişimleri takip ettik. Bu girişimlerin çevreye etki değerlendirme (ÇED) sürecine gelme aşamasını öğrenip umutsuzluğa kapıldık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezi izlenimleri öncesinde kısaca Yukarı Köprüçay Havzası ve Kasımlar Barajı hakkında biraz bilgi vermek, konuyu anlamak için gerekli galiba. Ancak hem gezi öncesi ve hem de gezi sonrası sizlere doğru bilgi verme adına bilgilenmeye çalışsam da ne yazsam eksik kalabileceğini, belki de yanlış olabileceğini baştan kabul etmeliyim. Bu nedenle, çoğunluğu konu hakkında yıllardır yazan sevgili Yusuf Yavuz’a ait, çeşitli yazı ve belgesellerinin linkini aşağıya verdim. Bunlardan da yararlanmanızı isterim.

InkedTam ekran yakalama 4.05.2017 233250_LI.jpg

Yukarı Köprüçay Havzası

Yukarı Köprüçay Havzası, Isparta’nın Sütçüler ilçesi sınırlarında kalan ve yaklaşık 60 kilometrelik bir vadi boyunca uzanıyor. Kuzeyde Aksu, güneyde Çukurca arasındaki bölgenin genel adı. Yani Köprülü Kanyonun kuzey bölgesi. Isparta’ya bağlı Aksu İlçesinin yaklaşık 8 km kuzeyinde yer alan Anamas Dağları’nın güney yamacından doğan küçük dereler, vadiler boyu ilerleyip Ayvalı Çayı adını alıyor. Kartoz Çayı ile birleşip Köprüçay adını alan akarsu, yol boyu diğer yer üstü ve altı sularını da kendisine katarak Antalya Serik yakınlarında Akdeniz’e dökülüyor. Köprüçay adı, Antalya sınırlarındaki tarihi köprüden geliyor. Köy ve belde olarak 26 yerleşimi kapsıyor. 

Türkiye Elektrik Üretimi - Enerji Atlası - Google Chrome 5.05.2017 230317.jpgTürkiye Elektrik Üretimi, üretimdeki paylarına göre sırasıyla doğalgaz, hidroelektrik (HES), taş kömürü ve linyit, ithal kömür, rüzgar, motorin ve fuel-oil gibi sıvı yakıtlar, jeotermal, biyogaz ve güneş enerjisi ile yapılıyor. Elektrik üretiminin %70’ini özel sektör karşılıyor. Devlet alım garantili yapılan Hidro Elektrik Santralleri, Türkiye’nin ihtiyacının yaklaşık %34’lük kısmını karşılıyor.

IMG_4400.JPG

Kasımlar Barajı ve HES  hikayesi ise tam Türkiye işi. Baraj, Türkiye’nin 54. büyük Hidroelektrik Santrali. Resmi olmayan rakamlara göre Türkiye’deki HES’lerin tamamı 27000 MWe (Megawatt elektrik) sağlıyor ve Kasımlar HES’in buna katkısı %0.1 civarında. Santral ilk planlanan yere değil, daha ekonomik diye daha aşağılara kurulmuş. Barajın bölgenin jeolojik yapısından kaynaklanan şekilde yeteri kadar verimli olamayacağına dair yazılar okudum. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı planı tamamlanmamış alanda hukuka aykırı biçimde inşaatı başlayan HES projesine ÇED olumlu kararı vermiş. Özel bir şirket tarafından inşa edilen Kasımlar Barajı ve HES projesinin kapsadığı alanın yaklaşık yüzde%70’i orman arazisi. Küçük bir bölümü de hazineye ait. Isparta ve Antalya’ya bağlı toplam 6 köyde yaklaşık bin parsel araziye baraj projesi için EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) tarafından el konulmuş. İşin ilginci kamulaştırmayı yapması gereken devlet, yöre halkı ile şirketi baş başa bırakmış ve kenardan seyretmiş. Yöre halkından, evlerini ve arazilerini ya verilen küçük bir bedele, ya da kendilerine yapılacak 50-60 metrekare yaşam alanlı TOKİ tarzı evlere razı olarak terk etmeleri istenmiş. Köylüye açıklamalar yapılmadan sadece köyün muhtarı ve ileri gelenleri ile muhatap olunarak konuşulmuş. Mülkiyeti ormana ait olan araziler ise baraj yapımı için bedelsiz olarak devredilmiş. On binlerce ağaç kesilmiş, 5000 kadar ağaç ise sular altında kalmış. Bu konuda ayrıntılı bilgilere aşağıda kaynaklar bölümündeki linklerden ulaşabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraflar Kasımlar Barajı öncesi ve su tutması sonrası Yusuf Yavuz’un çektiği fotoğraflar.

IMG_4317.JPG

Sabah Kasımlar Köyünde kaldığımız St Paul Yol Pansiyonunda güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra yollara düştük. Önce Kasımlar içinde küçük bir yürüyüş yaptık. Daha önce iki kez kaldığım bu köyde çok sevdiğim eski bir kahve vardı. Ogün kapalıymış. Güzelim kahvesini içemedik. Kasımlar’ı kısacık da olsa turladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Darıbükü’ne doğru yola koyulduk. Kasımlar ile Darıbükü arası 11 km kadar. Yol bir yerden sonra Köprüçay’a paralel olarak devam ediyor. Yol kenarları Karaçam ve Kızılçam ağaçları ile kaplı. Köprüçay iyice cılız akıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Darıbükü’ne gelmeden önce Kasımlar Barajı Regülatörünün bulunduğu yerde mola verdik. Sevgili Yusuf bize barajın hikayesini orada anlattı. Bu hikayeyi sonradan Darıbükü’nde konuştuğumuz köylülerde doğruladılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baraj 2011 yılında projelendirilmiş ve 2012 yılında da inşaatına başlanmış. Kasımlar Barajı, Kasımlar I, Kasımlar II ve Değirmenözü Hidroelektrik Santralleri Projenin tamamını oluşturuyor. Bu proje özel bir şirkete verilmiş. 49 yıllığına işletim hakkına sahip şirketin ürettiği elektriğe devlet alım garantisi vermiş. Bu projeden Manavgat’a kadar az çok her yöre ve yöre insanı etkilenmiş ve etkilenecek. Ancak en çok da bir zamanlar 85 haneli olan Darıbükü Köyü etkilenmiş. Başlangıçta “80 metre yükseklikte olacak, evler sular altında kalmayacak” dense de sonradan yükseklik 105 metreye çekilince evler, bağ bostan, köy camisi, okulu ve sağlık ocağı sular altında kalmış.

IMG_4411.JPG

Köylüye ait ev ve arazi “Acele Kamulaştırma” denen bir yöntemle kamulaştırılmış. Bu yöntem yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda uygulanan bir durum aslında. Köylü ne olduğunu anlayamadan şirketin dayattığı satın alma koşullarına razı olmak zorunda kalmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir yandan barajın dolmaya başlayan suları yüzünden yükselen su seviyesi ile yüzyıllardır devam eden bir yaşam tarzının değişmesinin yarattığı travma, bir yandan malını şirkete devretmediği zaman devletin takdir edeceği para ile zarara uğrayacağı iddialarının yarattığı korku ile bir kısım köy halkı malını şirkete satmış. Bir kısım köylü ise kamulaştırma istemeyerek eski evlerinin yerine ev yapılmasını istemiş ve kendilerine Hümmet, Arpa Düzü Mevkiinde depreme dayanıklı konut yapılmasını kabul etmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anlatılanları Yusuf Yavuz ağzından dinledikten sonra Darıbükü’ne, yeni yapılan konutlarda oturan köylülerle buluşmaya gittik. Yoldan geçen aracımızın ve karşı yönden gelen araçların toprak yoldan çıkarttığı toz bulutu çok yoğun. Köylüler bu toz bulutunu 5 yıldır çekiyorlarmış. Bir hekim olarak bu tozun, bu köyün çoğu yaşlı olan insanlarının, zaten var olan solunum problemlerini arttırmasını beklerim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada bir konteyner önünden geçtik. Bize bunun köyün camisi olduğu söylendi. Önce inanamadık. Ama eski köyün camisi sular altında kalınca köylüye geçici olarak bu konteyner, cami olarak verilmiş. Geçici dense de uzun süredir köyün camisi bu konteyner olmuş.

IMG_4501

Bizi Darıbükü tabelasının altında köyün bir zamanlar kalaycısı olan Sefer Cengiz bey karşıladı. Onu da araca alıp aşağıya yeni yapılmış konutlar arasında bulunan evine gittik. Konutlar bildiğimiz TOKİ evleri. 360 mt² alana, 50 m² tabanlı iki katlı küçük konutlar yapılmış. Tahmin edeceğiniz gibi evin ahırı yok ve dolayısıyla bir zamanlar her evde en az birkaç tane küçük-büyük baş hayvan da pek kalmamış. Zaten köylünün hayvancılık yapmasını da pek istemiyorlarmış. Hemen her evin önünde bir tamirat var. Bazı bölümlere ev sahiplerinin kendileri, imkanları seviyesinde eklenti yapıp alan kazanmaya çalışıyorlar. Etraf sanki bir şantiye alanı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sefer bey ve eşi bizleri o küçük, onlar için pek eğreti duran evlerinde ağırladı. Önce yaşanan süreci birinci ağızdan yani olayların tam içinde olan kişilerden biri olarak ondan dinledik. Daha önce Yusuf beyden dinlediklerimizi, bir kez de onun ve eşinin ağzından duyduğumuzda daha çok üzüldük. Bir zamanlar yüzlerle diye söz ettiği keçileri, tavukları kalmamış. Evlerinin önlerinde, arkasında olan küçük ama kendilerine yetecek kadar ürün aldıkları bahçeleri de yok artık. Kalay atölyesi kalmadığı için buradan gelecek bir kazancı da yok artık Sefer dayının. Olsa da kime, ne yapıp gelir elde edecek! Köyde her evde olan dokuma tezgahları kalkalı çok olmuş ama olsa da burada, bu evde çok komik dururdu doğrusu. Adına devlet deyin, şirket deyi, sistem sanki bu insanlara “bu bölgeden gidin” diyor.

IMG_4463.JPG

Bu fakir ama gönülleri zengin insanlar bizlere hemen bir yer sofrası kurdular. Allah ne verdi ise paylaştılar bizlerle. Sunulan gönül yemeğini hepimiz aynı tencerelerden kaşıkladık. O sofra hepimize en lüks lokantadaki yemekten daha güzel, en özel insanlarımızla karşılıklı yediğimiz yemek ortamından daha samimi geldi. Bu bölgeye yöre halkı geçmişten beri “Hızırlar Diyarı” demiş. Onlara göre dışarıdan gelen her misafir insan kılığına girmiş Hızır olabilir. Bu nedenle misafir en iyi şekilde ağırlanmalı ve konuk edilmeli. Biz de o fakirhanede bu konukseverliği gördük, onlara dokunduk.

IMG_9169.JPG

Bir ara dışarı çıktığımda sonradan adının Hamit olduğunu öğrendiğim ve tek yanı felçli ve bastonla yürüyen köyün diğer bir sakini yanıma geldi ve oturdu. “Amca nereden geldin?” dedi. Ben de “İstanbul’dan, dert yükünüze ortak olmaya geldik” dedim. “O zaman gel sana evimi göstereyim. Bak dertlerimizi gör” dedi. 50 metre ötedeki evini gösterdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evin arka istinat duvarı yakın zamanda gelen sel nedeniyle çökmüş. Onu gösterdi. “Daha yapmadılar, paramda yok yaptıramıyorum” dedi. “Ne güzel yeni ev yapmışlar sana” dedim. “Yok” dedi, “Neresi güzel?” “Eski evimi gez, anlarsın farkı” dedi. Sefer dayıdan dinlediklerimi ilavelerle o da anlattı.

idam_yeni.jpg

Sıra, köyde bulunan 85 hanesinden 30 tanesinin sular altında kaldığı eski köy ziyaretine gelmişti. Yukarıdan sular altında kalmış ağaçlar ve evler ile eski Darıbükü köyünün görüntüsü, biraz evvel dinlediğimiz yaşanmışlık öyküsü ile daha da hüzün verici bir hal aldı. Yusuf bize, eski köye inmeden Türkiye’de ilk idam edilen kadın olan Fatmana’nın mezarının da sular altında kaldığı yeri gösterdi. Taylak lakaplı Ümmüşani adlı kadının kocası ile evlenebilmek uğruna, bu kadını öldüren 3 kadının öyküsü çok çarpıcı. Buna ait ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linkinde bulabilirsiniz. Milli mücadele sonrası savaştan Darıbükü köyüne dönen erkeklerin sayısı bir elin parmakları kadarmış. Dul kalan kadınlardan 3 tanesi planlayarak ve muhtemelen Taylak kadının kocası ile de anlaşarak kadını öldürmüşler. Cesedi de Köprüçay’ın sularına bırakmışlar. Amaç kadının kocası ile aralarından bir kadının evlenmesiymiş. Ceset kıyıya vurunca cinayet ortaya çıkmış ve suçu tek başına üstlenen Fatmana 1931 yılında idam ile cezalandırılmış. Taylak kadının mezarı ise Köprüçay kenarına yapılmış. Bu mezar, baraj su tutunca sular altında kalmış. Yani yıllar sonra Taylak kadın tekrar Köprüçay’ın suları altında. Bu köyün her yeri geçmişte de, bugün de sanki dram öyküleri ile dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski köye ulaşmak bile büyük bir çaba gerektiriyor. Sular altında kalmamış birkaç evde yaşamaya devam edenlere eziyet olsa gerek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyün o eski, dokunsan yıkılacak gibi duran ama bir o kadar da sevimli, yeşillikler içindeki evleri, yukarıda gezdiğimiz evler yanında kesinlikle daha tercih edilebilir gözüküyor. Evler sanki, kendilerinden ayrılmış köylüye küskünler. Daracık sokaklarda yürüdük. Baraj sularına en yakın, ama suları altında henüz kalmamış son eve kadar gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bazı basamakları düşmüş merdivenlerinden eve çıktım. Evin kapısı bile sanki hayat dolu. Kapı girişi üstünde birkaç fotoğraf var. Bir tanesi aileye ait olsa gerek. Bir tanesi ise Emel Sayın’ın fotoğrafı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baraj altında kalmış evleri ve ağaçları son kez  fotoğraflayarak Darıbükü’nden ayrılmak üzere aracımıza bindik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi gelişte karşılayan Sefer dayı, gidişte de el sallayarak uğurladı.

P4300249.JPG

Buradan, bu güzel yaşlı ve hüzünlü insanlardan ayrılırken duygularımız karmakarışık. Günümüz enerji ihtiyacının, geçmişin izlerini ve yaşam tarzını ortadan kaldırdığı Darıbükü Köyü’nden, yaklaşık 100 hektarlık bir alanda mermer çıkartma amacı ile verilen izinin doğayı yok etmeye aday olduğu bir başka yere, Çukurca Köyü’ne doğru yola düştük. Yolda Kasımlar Barajından bırakılan can suyu denen cılız suyu da, baraja girmeden önce kendi halinde ve özgür iken  gürül gürül akan ve Köprüçayı besleyen küçük dereleri de gördük. İnsanoğlunun doğaya hakim olmadaki bencilliği korkunç  gerçekten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Darıbükü Köyü ile Çukurca Köyü arası yaklaşık 35 km ve 1 saate yakın sürüyor. Yol boyu doğa o kadar güzel ki. Ardıç, Ahlat, Karaçam ve Kızılçam ağaçları içinden gidiyorsunuz. Bir de baharın gözü yoran yeşili, yolu daha da zevkli hale getiriyor.

IMG_4686.jpg

Çukurca Köyü halkı da, Darıbükü örneğinden hareketle mermer çıkartılmasına, madene pek hevesli değil. Yusuf Yavuz ve ekibinin çabaları sonucunda yakın zamanda çevre ile ilgili keşfe gelinmiş. Şimdilik durmuş işler ama yarın ne olacağı belli değil tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası karstik yapıda taşların, zaman içinde rüzgar ve suyla şekillendiği çok özel bir yer. Bu mevsim yeşille birlikte her birini doğanın yonttuğu taşlar o kadar güzel görüntüler veriyor ki! Böyle bir alanı korumak, kollamak aslında tek amaç olmalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çukurca Köyünde bu özel alanda uzun süre gezdik. Aslında buradan Beydilli Köyü adlı başka bir özel köye daha gidilebilir. Arkadaşlarımın da burayı görmelerini çok arzu ederdim. Biz geçen senelerde oraya ancak traktörle çıkabilmiştik. Aklınızda olsun, buralara kadar gelen gezgin, mutlaka Beydilli Köyünü de ziyaret etmeli. Beydilli Köyü masalsı bir yer. Aşağıdaki linkten buraya daha önce yaptığımız geziyi okuyabilirsiniz (https://gezekalin.com/2014/06/04/toroslarda-baharkasimlar-koyu-beydilli-koyu/)

Evet sanal Gezgin arkadaşlarım..

Farkındayım, bu yazı epey uzun oldu. Ama bu gezinin esas konusu günümüz modern yaşamın getirdikleri yanında bizlerden, yöre halkının yaşamlarından, gelenek ve göreneklerinden ve hatta gelecek nesillerden neler götürdükleri konusunda, Darıbükü Köyünden hareketle, bir fikir edinmek ve yerinde olayı görmekti. Bu aslında doğaya nasıl hoyrat davrandığımızın, doğa ile bütünleşmiş insan, hayvan ve bitki gibi canlıların nasıl etkilendiğinin paylaşılmasıydı.

Son olarak aşağıdaki tabelanın fotoğrafını paylaşmak istiyorum. Bu tabela Darıbükü’nde HES yakınındaydı. Burada ağacın bırakabilecek en güzel miras olduğu yazıyordu. O zaman soru şu olmalı: Bu söze inanıyor mu tüm insanlarımız ve ona göre davranıyor mu gerçekten?

IMG_4664.JPG

Gezekalın, doğayla kalın ve onu gerçekten koruyun..

Lütfen duyarlı olun…

Dr Ümit Kuru

09.05.2017 Saat 01:34

Kaynaklar:

http://www.atlasdergisi.com/gundem/trajikomik-bir-baraj-hikayesi.html
http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-uretimi/
https://www.evrensel.net/haber/104907/once-baraji-sonra-planini-yaptilar
http://odatv.com/bir-vadiyi-tarihten-silmenin-bedeli-kac-para-2704111200.html
http://odatv.com/hes-yapanlar-bu-ismi-hicbir-zaman-unutamayacak-0202121200.html
http://odatv.com/koyluler-bakanliga-dava-acti-muhtarlar-bakanlik-yaninda-yer-aldi-0701131200.html
http://odatv.com/o-proje-durmazsa-yok-olacak-1012151200.html
http://odatv.com/5-binden-fazla-agaci-bogdular-0206161200.html
http://odatv.com/once-hes-sonra-da-sel-vurdu-3006161200.html
http://odatv.com/hayalet-koyde-adalet-isyani-1907161200.html
http://odatv.com/hes-yuzunden-koyunun-sulara-gomulmesini-boyle-izledi-1810161200.html
http://odatv.com/analitik-isiktan-yoksun-iddialar-toplulugu-0701171200.html
http://odatv.com/acilan-yuzlerce-baraj-ve-hes-elektrik-krizine-neden-care-olamadi-0501171200.html
http://odatv.com/o-barajlar-calismiyor-0607151200.html
http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/daragacindaki-ilk-kadinin-82-yillik-sirri-haberi-63560

 

Hızırlar ve Bilgeler Coğrafyasında-Giriş

 
P4300196.JPG
IMG_3467Grubumuzun en küçük üyesi 10 yaşındaki Arda ile ilk kez bir geziye beraber çıktık. Tüm gezi boyunca yaşından beklenmeyecek bir olgunluk ve merakla geziyi takip etti, annesinin elinden fotoğraf makinesini kaptıkça da geziyi fotoğrafladı. Gezinin onun üstündeki etkisini merak ettiğimden, kendisine gezimizin sonundaki izlenimlerinin ne olduğunu sordum. Bana verdiği yanıt bir tokat gibiydi; “Ümit amca ben bu gezide insanların doğaya zarar verdiklerini gördüm”.
IMG_3594.JPG
Evet sevgili Gezekalın takipçileri.. Aslında bu gezimiz, doğanın en büyük düşmanı insana karşı, kendi deyimi ile iğne ile kuyu kazarak savaş veren gazeteci Yusuf Yavuz’un iki yazısını okuduktan sonra ortaya çıktı. Kendisi elbette bu konuda, bu ülkede doğa ve yöre insanını korumak için savaş veren tek insan değil.  Ülkesini, yöresini seven ve mücadele veren nice  Meltem ve Yaprak hanımlar, Abdurrahman ve Mahmut beyler var. Hepsinin önünde çabaları için saygıyla eğiliyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Son zamanlarda bu konularda yazılarını yakından takip ettiğim sevgili Yusuf Yavuz, Isparta Uluborlu’da kiraz çiçekleri ile ilgili bir yazı yayınladı. Yazıda kullanılan fotoğraflar müthiş bir görsellik içeriyor ve sanki bana soruyordu: “Japonya’lara kadar meyve vermeyen kiraz ağaçları için Sakura zamanı diye gittin de, beni niye görmeye gelmiyorsun?“. Dile gelen fotoğraf haklıydı. Bu yazıdan hareketle Türkiye’de Sakura zamanı Uluborlu ve Eğirdir Gölü civarını gezmek şart olmuştu. Hem de baharın en güzel yaşandığı Yukarı Köprüçay Havzasını bir kez daha görmüş olacaktım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4707.jpg
IMG_4352Ancak bu geziyi yapmamızın esas nedeni daha önce gördüğüm ve benzersiz jeolojik yapısı, bahar zamanı insanın gözlerini yoran yeşil doğası ile Çukurca Köyü hakkında yazılmış bir başka Yusuf Yavuz yazısıydı. Bu habere göre Çukurca Köyü’nde 100 hektarlık alan için mermer çıkarma izni verilmişti. Yusuf Yavuz bu eşsiz cennetin mermer ocağının doğaya ve yöreye olumsuz etkisi olacağına dikkat çekiyordu. Sevgili Yusuf, dava arkadaşları ile birlikte, burada açılmasına izin verilen mermer ocağına karşı hazırlanan bir dava için benden eski yazılarımda kullandığım fotoğraflarımı istedi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hiç düşünmeden ve seve seve kendisine kullanması için fotoğrafları verdim ve onunla bu konuda neler yapabileceğimizi konuştuk. Sonunda hem günümüz doğa hoyratlığına karşı bir farkındalık yaratma ve hem de kiraz çiçeklerini görmek adına yöreye bu geziyi planladık. Uluborlu’da kiraz bahçelerinden başlayan gezimizi, Köprülü Kanyon’da tamamlayacak şekilde hazırlandık. Gezimiz tam olarak 3.5 günlük bir geziydi.
IMG_4455.JPG
Bu gezi benim yaptığım en anlamlı gezilerden oldu. Bu gezinin 3. gününde, şimdi Kasımlar Barajı’nın suları altında kalan  Darıbükü Köyü’nü gezip bir barajın doğayı ve yöre halkını nasıl olumsuz etkileyebildiğini gördük.  Doğa ile bütünleşmiş ve yaşam bulmuş hayatlarının katledilen tabiatla birlikte nasıl nefessiz kaldıklarına tanık olduk. Evlerine konuk olduk, ekmeklerini yedik. Doğanın bir parçası iken yoksul ama üretken  olan  insanların , elindeki tarlası, hayvanı ve doğal ortamı olmadan nasıl yoksul ve de yoksun  hissettiklerini dinledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P4300229.JPG
Yukarı Köprüçay Havzası “Hızırlar ve Bilgeler Vadisi” olarak adlandırılıyor.  Köprüçay Havzasının 2 su kaynağından biri olan Kartoz Çayı kenarında kurulu, küçücük, yeşillikler içinde bir köy Darıbükü Köyü. Darıbükü Köyü, okurken hayal edebildiyseniz, sanki “Yüzüklerin efendisi”  filminin gizemli Hobbit köyü olan “Shire” gibi bir yer.  Şimdi bu  baraj inşaatını yapan ve 49 yıllığına işletim hakkını alan  şirket bizim masalsı köye beton evler yapmış. İşte biz bu gezide doğa ile nefes bulan  bu insanların , yaşam algılarına ters, üstelik hiç de kullanışlı olmayan beton yapılar içinde sıkışmışlık hislerine şahitlik ettik. Doğup büyüdükleri köyde nasıl da kendilerini yabacı hissettiklerini, hep saygı duydukları devletlerine karşı küskünlüklerini , kırgınlıklarını dinledik. Masalsı Darıbükü Köyü ve içindeki yaşam artık yok…
 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yukarı Köprüçay Havzasında tüm karşı mücadelelere ve uyarılara karşın kaybedilen bir doğa ve yaşam tarzı örneği varken, bir de Çukurca bölgesine mermer ocağı açılması anlaşılır gibi değil. Dünyanın ileri ülkeleri, benim ülkemin yanında çok sönük kalan doğa miraslarını gözleri gibi korurken, bizler doğamızı vahşi madenciliğe kurban ediyoruz. Kaynaklarımızı hiç tükenmeyecekmiş gibi hoyratça kullanıyoruz.
IMG_3637.JPG
Ben aslında gezi yazılarını kendime anılar olarak yazarım ve sizlerle de paylaşırım. Ancak bu sefer sizlerden farklı bir şey rica edeceğim. Bir dizi şeklinde yayınlayacağım yukarıdaki başlıklı yazılarımı tüm gezi, doğa sever arkadaşlarımın paylaşmasını rica ediyorum. Ülkemin korumacı gözüken ama ne doğasına ne de insan gelenek ve göreneklerine, alışılagelmiş yaşam tarzına saygısı olmayanlar hakkında bilinçlenmemiz gerekiyor. Bu ülke doğasının artık kaybedecek bir tek ağacı, akışından alı konacak bir tek suyu kalmadı gibi gözüküyor. Elbette enerji, maden ihtiyacımız için kaynak yaratılmalı. Ama bu ihtiyaç doğaya ve yöre insanına zarar veren yöntemlerle değil, modern ülkelerde olduğu gibi güneşi, rüzgarı kullanarak sağlanmalı.
Küçük Arda’nın edindiği “insan doğaya zarar veriyor” izlenimini değiştirmeli, ülkemin küçük Arda’larına güzel bir gelecek ve temiz bir çevre bırakabilmeliyiz.
Gelecekten ödünç aldığımız tabiatı  torunlarımıza güzel bırakalım. Dilerim gönlümüzdeki Shire Köyünde yaşamak hepimiz için mümkün olsun
Gezekalın…
Dr Ümit Kuru
04.05.2017 Saat 01:48

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İstanbul İçinde Kurtarılmış Cennet: Atatürk Arboretumu

IMG_1082

IMG_1079Bugün siz Sanal Gezginlere henüz keşfetmemiş olanlar için, İstanbul’un içinde kurtarılmış cennet bir köşe olan Atatürk Arboretumu’ndan bahsedeceğim ..

Burasını ilk ne zaman ziyaret ettim ve kaç kez gittim hatırlamıyorum. Bir ara hastaneden nöbet çıkışı buraya gitmeyi adet haline getirdiğimi ise gayet net hatırlıyorum. Hemen her mevsimde burayı ziyaret ettim. Her mevsimde bir başka güzel oluyor Atatürk Arboretumu.

Atatürk Arboretumu Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuş.

Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçaları. Yani aslında arboretumlar eğitim ve bilimsel yanları ağır basan bilgi, emek ve sabırla meydana getirilmiş birer canlı bitki müzeleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Orman Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin KAYACIK’ ın 1949 yılında Orman Genel Müdürlügü’ne Bahçeköy’de bir arboretum kurma önerisinin uygun karşılanmasıyla, Orman Fakültesi ve Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü’nün ortaklaşa çalışması sonucu Büyükdere-Bahçeköy-Kemerburgaz asfaltı kenarındaki 38 hektarlıklık bir alanda arboretum kurma çalışmalarına başlanmış. Daha sonra arboretumun projesini hazırlaması için Sorbon Üniversitesi Botanik Bahçesi enspektörlerinden Mösyö Camille Guınet İstanbul’a davet edilmiş ve onun çalışmaları da 1959-1961 yılları arasında aralıklı olarak devam etmiş. Guinet’in çalışmaları yarım kalmış ama 1982 yılına kadar alt yapı ve dikim çalışmaları yavaşta olsa  devam ettirilmiş ve Arboretum alanı 296 hektarı bulmuş. Bu tarihte Atatürk’ün 100. doğum yılı kutlamaları nedeniyle Atatürk Arboretumu adını almış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1087Atatürk Arboretumu aslında meşe ve türleri ağırlıklı olarak ekilecek bir yer olarak planlanmış. Bugün burada 2000 den fazla bitki çeşidi var.

Alan 17 bölüme ayrılmış. Tabii en çok ilgi çeken kısımlar Göl ve Küçük Gölet çevresi. Girişten sonra Çamlı Yol karşınızda uzanıyor ve bu yol da her zaman ziyaretçi ile dolu oluyor. Göl ve göletteki ördek ve kazlar her zaman ziyaretçilerden yiyecek bekliyorlar. Ancak hemen belirtelim ki içeriye yiyecek sokmak yasak. Kapıda tespit ederlerse bırakmanızı isteyebiliyorlar. IMG_1170

Ben bugün klasik rota dışına da çıkıp iyice orman içlerine daldım. Buraya yakışmayan tek şey asfalt yol bence ama ben yine de buranın halinden çok memnunum. Burada seneler içinde gelişmeler olumlu yönde bence.

İçeriye giriş ücretli. Pazartesileri ziyaret yok. Bu her zaman da böyleydi. Eskiden hafta içi günlerde ziyaret herkese açıkken, hafta sonu sadece yıllık üyelik ücreti ödeyenlerin ziyaretine müsaade vardı. Bu kısıtlama artık kaldırılmış ve hafta sonları da herkese açık hale gelmiş. Giriş her zaman ücretliydi. Ancak sembolik bir ücret vardı. Bugün ise giriş için 5 TL ödedim. Öğrenci ücreti 2 TL. Hafta sonu ise ücretler 15 TL ve öğrenci için 5 TL haline dönüşüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili dostlar bu güzel köşeyi ziyaret etmenin tam zamanıdır.Mangal kokuları altında kalmadan doğa ile baş başa kalıp yürüyüş yapabileceğiniz bu cenneti ziyaret edin bence…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.03.2016 Saat 00:51

Bozcaada’nın Su Altı Güzellikleri

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bazı zamanlarda, hele bir de iş yoğunluğu ve sıkıntıları sizi yormuşsa, küçük kaçamaklar insana nefes aldırıyor. Eylül 2015’de sadece ve sadece 3 günlüğüne de olsa  Bozcada’ya küçük bir gezi yaptık. Uzun yurt dışı gezileri ile yıllık tatili tüketince yüzmeye fırsat bulamayışımıza çok üzülürken bu mola çok iyi geldi doğrusu.

Bozcaada’da gün batımını karşılarken

Size bugün Bozcaada hakkında yazmaya niyetim pek yok. Türkiye’nin bence en güzel adası olan Bozcada’ya mutlaka gitmelisiniz. Bozcaada ayrı bir gezi yazısı konusu da olabilir tabii ki. Aslında sizinle paylaşmak istediğim Bozcada’da yeni fotoğraf makinemle çektiğim su altı yaşamına dair görüntüler. Lafı uzatmadan buyurun bakalım Bozcada gezimizde çektiğim su altı fotoğrafları..

Denizin hemen 1-2 metre altındaki yaşamın çeşitliliği insanı büyülüyor..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Görüntülediğim her balığın ismini bulup yazabilmeyi çok isterdim ama bunlar sadece bulabildiğim isimler..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bunlar da sizler için seçtiğim son fotoğraflar..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir de suyun altındaki güzelliğe uymayan objelerde var tabii ki…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu şişenin yeri sadece ve sadece bu manzaraya karşı masa üstünde olmalıydı değil mi Sanal Gezginler?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

16.09.2015 Saat 00:43

Meraklısına not: Su altı fotoğrafları Olympus TG-3 model fotoğraf makinesi ile çekilmiştir..