• Arşivler

  • Diğer 531 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 271.309 ziyaretçi
  • Aralık 2022
    P S Ç P C C P
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Dünya Mirası Listesinde Etiyopya

Adsız

 Etiyopya’nın Dünya Mirası Listesinde 9 gezi yeri bulunmaktadır;

Kültür Mirası Listesi

  • Aksum (1980)
  • Fasil Ghebbi, Gondar Bölgesi (1979)
  • Harar Jugol, Surlarla çevrili eski şehir (2006)
  • Konso Kültür Alanı (2011)
  • Aşağı Awash Vadisi (1980)
  • Aşağı Omo Vadisi (1980)
  • Kayalara Oyulmuş Kiliseler, Lalibela (1978)
  • Tiya Arkeolojik Alanı (1980)

Doğa Mirası Listesi

  • Simien Ulusal Parkı (1978)

(Kaynak: http://whc.unesco.org/en/statesparties/ET/

Biz yukarıdaki liste içinde üç adet yeri görme şansını edindik.

Konso Kültür Alanı

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso Kültür Alanı, Etiyopya’nın Konso bölgesinde 55 km²’lik bir alanı kapsayan ve taş duvarlı teras ve surlarla çevrilmiş bir yerleşim bölgesi. Kuru ve verimli olmayan bir bölgeye, 21 jenerasyon geri (yaklaşık 400 yıl) gidecek şekilde insanın adaptasyonu ve kültürünü yaşatmaya devam etmesinin iyi bir örneği olduğu için listeye girmiştir.  Teraslar toprağı erezyondan koruyorken, az olan suyun tutulmasına, fazlasının atılmasına ve tarım için az da olsa alan yaratılmasına neden oluyor. Yüksek tepelerAlanın çevresinin yüksek duvarlarla çevrilmesi düşmalaPaylaşılan ve hala devam eden sosyal değerler ve çevreye uyumun iyi bir örneği Konso insanlarının yaşam bölgesi burası. Ayrıca ölmüş akraba, öldürülmüş düşman veya kahramanların insan biçiminde tahta heykelleri de bu listeye girmelerinin nedenlerinden. Eskiden bu heykeller ölüye saygı ve şahitlik anlamında geleneksel bir gömü olayı olarak evlerin önlerindeyken,  artık kaybolmaya yüz tutmuş bir gelenek olarak heykeller müzede saklanıyor. Bu bölgeyi ziyaret etmeden dönmemek gerekir.

Aşağı Omo Vadisi

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güney-Batı Etiyopya’da ve Turkana Gölü yakınında bulunan ve prehistorik döneme ışık tutan Aşağı Omo Vadisi, 165 km2 ‘nin üzerinde bir alanı kaplıyor. Bu alanda milyonlarca yıl öncesine ait insanımsı ve hayvan fosillerinin ve çok eski dönemlere ait aletlerin bulunması bu bölgeyi tüm dünyada tanınan ve insan evriminin çalışıldığı bir yer haline getirdi. Aşağı Omo Vadisi, Homo sapiens’e gelene kadar gelişimin ve insanlığın prehistoric dönemde teknik aktivitelerinin izlendiği bir laboratuvar oldu. Bu alan sayesinde evrim araştırmalarında 1.000.000 yıl ile 3.500.000 yıl arasına kadar geri gidilebildi. 1966 Yılından beri bu alanda yapılan bilimsel çalışmalarla arkeolojik, jeolojik, paleo-anthropolojik ve paleo-çevresel çalışmalara önemli katkılar sağlandı. Tüm bu özelliklerle 1980 Yılında Dünya Kültür Mirası Listesine girmeye hak kazandı. IMG_3752

Omo Vadisinden çıkan fosilleri Addis Ababa’daki Müzede görme şansınız var. Bu kadar önemli eserler için maalesef çok kötü bir sergileme yapılıyordu. Umarım 2014 yılında bu düzelmiştir.

Omo Vadisinin yerli kabileleri ise sanki ayrı bir dünya. Hala kendi gelenek ve görenekleri içinde yaşıyorlar. Bazı gelenekleri (Erkekliğe geçiş döneminde yapılan -Maza- törenlerde  kadınların kırbaçlanması töresinde olduğu gibi) sizlere garip ve çok itici gelecektir. Ama bizimde garip törelerimiz yok mudur? Ben kendimce bunu böyle değerlendiriyorum. Zamanla bunlar sadece birer gösteri olarak kalacaktır tabii ki.

Tiya Arkeolojik Alanı

Tiya, Addis Ababa’nın Güneyinde, Soddo Bölgesinde şimdiye kadar keşfedilen 160 kadar arkeolojik alanın en önemlisi olarak tarif ediliyor. 50 Metrelik bir alan içinde, 32 tanesi oyulmuş dikili taş olmak üzere, 36 adet eser bulunuyor. Bu taşlar üzerindeki oymaların anlamı ve hangi tarihe kadar gittiği bilinmiyor. Büyük bir olasılıkla henüzü bilinmeyen eski bir Etiyopya kültürüne ait kalıntılar olarak düşünülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezekalın

Dr ümit Kuru

Etiyopya Gezi Anıları-9. Arba Minch-Addis Ababa (SON)

IMG_4713

Bugün artık son gün. Büyük bir heyecanla başladığımız gezi bitiyor. Gece Etiyopya saati ile 02:10’da THY uçağına binip İstanbul’a doğru uçuşa başlayacağız.

IMG_4363Artık deliksiz uyumaya iyice alıştık, böylece sabaha dinç ve zinde de kalkabiliyorum. Bavulu geceden topladığımızdan, son kalanları da yerleştirdikten sonra valizleri, görevliler tarafından toplansın diye kapı önüne bıraktık ve son kez de olsa babun gösterisini izlemek ve güneşin doğuşunu görebilmek için restoranın önünde bulunan terasa doğru gittik. Babunlar daha yok ancak akbabalar dünden kalan kesilmiş hayvan artıklarını büyük bir ustalıkla midelerine indirmekle meşguller. Bu arada karşıdan, tepeler arasından, güneş ilk ışıklarını yollamaya başladı. Bir tarafta Chamo Gölü, diğer tarafta Abaya Gölü ve doğan güneş! Güzel bir manzaraydı gerçekten.. Babunlar ise salına salına geldiler ama bu sefer bakışları hoş değil. Aralarda küçük babunlar var, galiba ondan bize poz yapıyorlar. Nitekim önde sandalyelerinde romantik romantik güneşin doğuşunu seyreden diğer misafir turistlerden bir çifte doğru hamlelerini de yaptılar.. Dikkat etmek lazım bu hayvanlara, hele de yanlarında küçükleri varken…

Bahçe hala güzelim renkleri içinde kuşlarla dolu. Giderayak hiç görmediğim kırmızılıkta bir kuş daha gördüm. Kahvaltı sonrası bu güzel yerden ayrıldık ve Addis Ababa’ya doğru yola çıktık.

IMG_4411Arabanın ön tarafında, tüm gezi boyunca oturduğum koltuktan, camın temizliğinin izin verdiği ölçüde fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Yol boyu insanların o kadar güzel pozları vardı ki, her birisi için arabayı durdurmaya çalışsam beni taşlarlar. IMG_4594

Addis Ababa’ya doğru ilerledikçe giyinik halde olan insanların sayısı arttı. O saçları bakır kızılına çalan, hayvan postundan giysileri, boncuklardan oluşan kolyeleri, boyunda halkaları, ayakta hal halları içinde otantik insanlar kaybolmaya başladı. Bir usta ressamın yapabileceği tatta beyaza boyanmış yüzleri ve vücutları ile erkekler ve çocuklar azalmaya başladı artık. Bu insanlara, beyaz adam “ayıp” demiş, “bunları giymelisin” demiş ve onlarda giymişler ama bu gün bendeki duygu, bu özgür insanların hala bu giyinme tarzını istemeden benimsedikleri yönünde. Yani bu giysiler, bu insanlarda sırıtıyor sanki. Onlar hala çıplak, süslü ve boyanmış biçimli vücutlarını özgürce ve art niyetsiz sergilemek, danslarını yapmak, basit hayatlarını sürdürmek ister gibiler. Bu duygumu Addis Ababa’ya iyice yaklaşınca kaybettim. Uygarlık burayı esir almıştı. Artık pek “rahat etmiyorlar” hissini taşımıyordum. Doğrusu içim biraz burkuldu.

Sonunda iyice acıktık ve aracımızda yanımızda bulunan yiyeceklerimizi yiyebileceğimiz bir yer aramaya başladık. “Varan turizmin sayın yolcuları. Kaptanınız 30 dakika ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirketten” diyecek bir tesis burada olmadığından, gözümüze hoş gelen ve tuvalet ihtiyacı için bol ağaçlıklı bir yerde mola verdik. Sandviç ve meyve suyundan oluşan öğünlerimizi alıp, hem muhabbet ve hem de yemek faslını hallettik. Her zamanki gibi nereden geldiklerini anlamadığımız şekilde insanlar ortaya çıktılar, biz onları, onlarda bizi seyrederken yemek faslını bitirdik. Bu arada bir kız çocuğu ve kardeşi fotojenik görüntüsü ile hem benim ve hem de diğer arkadaşlarımın dikkatini üzerine çekmeyi başardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dönüş yolundaki son aktivitemiz ise Tiya arkeolojik sit alanı. Yazılı tarihin başlangıçlarında yapıldığı düşünülen ve 32’si yazıtlı, 36 adet dikili taşın bulunduğu bu yer, UNESCO tarafında dünya mirası listesi içinde yer alıyor. Hala bu taşların anlamı nedir bilen yok. Mezar alanı olduğu düşünülüyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Addis Ababa’ya vardık. Bizi alışveriş yapabileceğimiz şekilde turistik dükkanların bulunduğu bir yere götürdüler ama doğrusu pek alacak bir şey bulamadık. İyi ki gezi başlangıcında kahve almışız. Bir tahta heykel hem hanımın ve hem de benim çok beğenimizi kazandığından onu almakla yetindik. Üç yüz Birr ile başlayan pazarlık 150 Birr de bitti. IMG_4681

Sonra otele gittik. Daha önce kaldığımız otelden sadece birkaç saatlik yararlanabileceğiz. “Etiyopya’da şahitlik edeceğimiz sadece birkaç saatlik yaşantı kaldı” mantığı ile alelacele yüzümüzü yıkayıp hemen aşağıya indik ve yakındaki süper market yazan ama aslında “süper” sıfatını pek hak etmeyen yere gittik. Hanım çok beğendiği Avaze isimli acıdan buldu, ben de ona inat “bal” isterim diye tutturdum ve aldım. Gezdiğimiz yerlerde çok sayıda ağacın üstünde kara kovan tarzı kovanları görünce farklı bir tat olmalı diye düşündüm ama Etiyopya’dan bal getirmeseniz de olur derim.

Gezinin son aktivitesi ise folklorik gösteriler izleyip yemek yiyeceğimiz bir restorana gitmek. Burada yediğimiz yemek İnjera ağırlıkta, yani çok bir özelliği yok ama gösteri muhteşemdi. Tek kelime ile harikaydı. Buna ait videoyu daha önce yüklemiştim. Hatırlamak isteyenler bakabilirler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 22:30 gibi bu mekandan ayrıldık. Ama daha uçağa çok var, bizi Sherton otelin kafesine götürdüler. Orada kahvelerimizi yudumlarken sevgili Miki’ye ve Mehmet’e teşekkürlerimizi ilettik.

Ve sonunda uçaktayız. Giderken uçak boştu ama gelirken hemen her yer doluydu. Uçuşumuz beklenen saatte gerçekleşti ve zamanında da İstanbul’a indik.

Bir geziyi daha bitirdik. Genellikle gezilerimi önceden planlarım ama ilginçtir Etiyopya planlanmış bir gezi değildi. Ben Yemen’i, hanım da İran’ı görmek istiyordu. Pek orta değil ama ortada buluşup, programını ilginç bulduğumuz Etiyopya’ya gitmeye karar verdik. İyi ki öyle yapmışız, Yemen ve İran turları iptal olmuş. Daha da önemlisi Etiyopya muhteşem bir seçim olmuş. Doğası ve insanların özgünlüğü bozulmadan her gezgine Etiyopya’yı ama özellikle de güneyini, Omo Vadisini, görmesini tavsiye ederiz. Kuzey bölgelerini görmemek bizim için eksiklik oldu ama belli mi olur belki bir gün tekrar gideriz.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım; bu yazımın son satırlarını siz takip edenlere teşekküre ayırdım. İzlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Umarım bir gün yolu oralara düşecek olan gezginlere yol gösterici olur.

Bir teşekkür de en sevgili gezgin arkadaşıma, yani sevgili eşime.. Eee! Ne de olsa bu yazı, onun saatlerinden çalınarak yazıldı.

Sabrınıza minnettarım.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 23.03.2011 Saat 19:15

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 01.10.2014 Saat 22:45

IMG_9668

Etiyopya Gezi Anıları-8. Gün Turmi-Konso Müzesi-Arba Minch

IMG_4040

Hanım dünden beni uyarmıştı; “Otelin dükkanında bir kuş kitabı var. Etiyopya Orta Rift Vadisi Kuşları” isimli. Bir bak istersen. ” Şu ana kadar çok sayıda kuş fotoğrafı çektim ama çoğununda ismini bilmiyorum ve ilk defa görmüşüm. Mantıklı geldi ve sabah ilk işim bu dükkana uğramak oldu. Fotoğrafların kalitesi çok iyi değil ama az çok ne olduğu da anlaşıldığından bu kitabı aldım.

Sabah kahvaltıdan sonrada Abra Minch’e doğru yola düştük. Artık dönüş yolundayız demektir. Biraz canım sıkkın yani, tatil bitti bitecek. Bugün programda, yol üstündeki Arbore kabilesine ait olan bir köye uğramak ve daha önceki günlerde yapamadığımız Benna kabilesine ait bir köy arayıp , ona uğramak var. Toplam yolumuz 190 km kadar.

hamer kadını4Yolda bir Hammer kadınını görünce, bu havalı ve güzel insanları son kez fotoğraflayalım diye arabaları durdurduk. Bir müddet daha yol aldıktan sonra yol kenarında sayılacak köye vardık. Her zamanki gibi köy halkında bir canlanma ve hareketlenme gözlendi. Çevremiz fotoğraf çektirmek için her türlü güzelliğini ön plana çıkartmak için uğraşan insanlarla doldu.

Arboreler Müslümanlığı kabul etmiş olan bir halk ama kendilerince yorumluyorlar. Başı kapalı, türbanlı, çarşaflı insan yok. Evli olmayan kadınlar saçlarını kazıtıyorlar, evlilerin ise saçı uzunca. Boyanmayı ve süslenmeyi bu insanlarda çok seviyorlar. Konso kabilesi insanları ile akrabalıkları var ve bir çok şarkı ve dansları ortakmış. Kadınlar evlenince sünnet ediliyorlarmış. Ticareti en iyi bilen kabile imişler ve hayvan verip karşılığında tarım ürünleri alıyorlarmış. Kadınlar başlarına siyah bir örtü takıyorlar ama daha çok güneşten korunmak içinmiş. Çocuklar ise bal kabağından yapılma şapkamsı şeyleri takıyorlarmış ama bu bizim orada pek dikkatimizi çekmedi. Erkeklerin ise ellerinde ya başlarının altına koyup yatmak ya da üstüne oturmak için kullandıkları küçük tabureleri var. Kuşiktik dil konuşuyorlarmış.

Son zamanlarda yaptığımız gibi 3 kişi grup halinde fotoğraf çektirdik ve bu sayede de bol bol fotoğrafımız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_4087Arbore köyüne yaptığımız bu gezi sonrasında yola düştük ve yol boyunca da Benna (Bana veya Banna) köyü arayarak devam ettik. Tsemay-Konso karışımı bir köye uğrayıp, civardaki Benna köylerini sorduk. Bir tane “hemen şurda” diye tarif ettikleri köy söylediler. Ama doğrusu bu adamların zaman ve mesafe kavramları bize göre çok farklı olunca  risk almadık ve Benna köyü aramaktan vazgeçtik. Benim için gezinin bu kısmı bir kayıp olsa da, kazançlarımı düşününce “boş ver, bu da eksik kalsın, bir daha ki sefere artık” diyebiliyorum. IMG_4085-001

Öğleden hemen az sonra bir Ermeni iş adamınca Karat kasabasına yakınlarında  bir tepede, halen inşaatı süren ve ama o haliyle bile modern hayatın ihtiyaçlarını karşılayan güzel bir tesiste yemek için durduk. Yemekte menü klasik; makarna tabii ki. Ama burada, bu ortamda, çok güzel geldi doğrusu. Harrar birasını da beğendim ama tatmak için denediğimiz Tej adlı baldan yapılma alkollü içki bize uygun bir tatta gelmedi. Avaze isimli acıları ise, acı sevenler için kayda değer bir acı olsa gerek (hanımdan biliyorum!).

IMG_4096-001

Yemek sonrası hemen yakınımızda bulunan Konso müzesini gezmeye gittik. Küçük ama Konsolar hakkında çok bilgilendirici bir müze. Özellikle bu müzede olan ve daha önce ilgili bölümde de bahsettiğim gibi ailenin ileri gelen ölüleri için evin önüne dikilen tahta heykellerden örnekler birer sanat şahaseriydiler. “Böyle bir sanatçı yönleri var ve neden bu tür eserleri yapıp satmıyorlar?” diye o anda düşünsem de, bugün düşününce, o eserlerin yapılış amacı ticaret olmayınca bu özgünlük ve güzellik ortaya çıkıyor diye düşünüyorum.

Sonrasında Arbaminch’e varıp, tanıdık olan ve daha önceden iki gece kaldığımız Swaynes Eco Lodge’e giriş yaptık. Bu sefer odalarımız daha güzel ve ön cepheden. Daha önce kaldığımız odalardan bayağı farklı. Yer kısıtlı ve talepte fazla olunca bu yerler kıymete biniyor. Koptur’dan tur liderimiz Mehmet bu yerleri ayarlamak için, Etiyopya için teknoloji harikası sayılacak bir el fenerini kaptırdı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşama kadar ayakları biraz uzatıp, keyif yaptık. Akşam yemek sonrasında, sofra başında uzunca bir muhabbet oldu.

Yarın son günümüz artık. Gece Addis Ababa’dan ülkeye dönüş var. Hep söylerim ” geziye ayırabilecek ne az zamanımız ve ne az paramız var”. Neyse yine de çok şanslıyız, sağlığımız yerinde ve imkanlar dâhilinde gezebiliyoruz. Daha da önemlisi karı-koca iyi gezginleriz. Nankörlük etmeyelim…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 22.03.2011 Saat 21:19

Gözden geçirilmiş son basım tarihi 30.09.2014

Etiyopya’nın kuşlarından örnekler..

Herhalde hiçbir gezimde bu kadar çok sayıda ve farklı kuş fotoğrafı çekme şansım olmamıştı..

Etiyopya Gezi Anıları-7. Gün Karo ve Hamer Kabileleri / Turmi

IMG_7507

Sabahın erken saatlerini fotoğraf için en güzel saatler olduğundan severim. Tesis içinde fotoğraf karelerime hapsetmek için canlı cansız objeler aramaya başladım. Etiyopya’da kaldığımız tesisler içinde en çok bunu beğendik. Ama sakın burada diğer taraflarda olmayan lüksümüz filan var sanmayın, burada da saat 22:00 gibi ışıklar kesiliyor. Gerçi gruptan bir bayan arkadaş jeneratörün daha uzun süre yanması için bir ayarlama yaptı ama sonuçta burası da bir Eko Lodge. IMG_3653

IMG_3676Daha önce hiç görmediğim, kafası yassı, göz çevresi sapsarı güzel bir kuşun peşinde, tesisin arka tarafına kadar kovalamaca oynadık. Ama sonunda onun güzel fotoğraflarını almayı başardım. Bu sırada tesisin arka tarafında kurumuş bir dere yatağının farkına vardım. Burada birkaç kişi su çıkartmak için toprağı kazıyorlardı. İlginç olan ise kazma sallayanlardan bir tanesi dün bize tesis girişinde o garip meyveyi tattıran bayanın olmasıydı. Çalışanlardan 3 tanesi bayan ve 3 tanesi de erkekti. Sırası ile bayanlar ve erkekler 3’erli gruplar halinde çalışıyorlardı. İzin isteyip fotoğraflarını aldık.

Daha sonra ise tesisten 70 km ötede olan Karo kabilesinin bulunduğu köye doğru yola koyulduk. Yol rezalet ama sürprizlerle dolu. Burada şimdiye kadar hiç görmediğim termit (ak karınca, beyaz karınca) yuvalarını gördüm. Bunların bazıları metrelerce yukarıya çıkabiliyorlar. Ayrıca hemen her ağacın altında, gölgelik alanlarda, Dik Dik denen küçük antiloplar görüyoruz. Bir diğer dikkatimi çeken şey ise Adenium (çöl gülü) adlı ağaç. Bu ağacı tanıyorum çünkü evde saksı içinde yetiştirmeye çalışıyorum. İki fidan aldım ama birisini çürüttük, diğeri ise ancak 20 cm olmuştur. Burada ise kalın gövdeleri ve ağaç halleri ile bana nispet yapıyorlar sanki…

Sonunda Omo nehrinin doğu kenarında yerleşik Karo (veya Kara) kabilesine geldik. Karo’lar sayıları 1500 civarında kalmış olan bir kabile, yani neredeyse soyları tükeniyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. Hamerlerle yakın ilişki içindeler ve kız alıp kız veriyorlar. Bu insanlarda da boğa üstünden atlama törenleri var. Evlilik sonrasında çiftlerin çocuk sahibi olup olmamalarına köyün yaşlı heyeti karar veriyormuş ve genelde de bu izin çok zor ve geç çıkıyormuş. Bunun da kabilenin sayısında azalmalara bir neden olduğu ileri sürülüyor. Yaşlıların bu kararı zor verme sebepleri ise ekonomikmiş. Hamerler gibi Omotik dil konuşuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köye girer girmez çocuklarda bir hareketlenme oldu. Uçurumun kenarında sıra sıra dizili sabun ağaçlarına koşup dallarından çiçekleri kopardılar ve başlarına şapka gibi koydular. Bir başka yerde ise bir küçük çocuk, kendinden daha küçük olan bir başkasının yüzüne bitki köklerinden elde ettikleri ve kuruyunca süt beyazı bir renk alan bir boyayı sürüyordu. Anlaşılan köy ya bizi beklemiyordu ya da bu kadar erken beklemiyordu.

Fotoğraf çekme konusunda artık bizde iyice profesyonel olduk ve 3 kişi bir grup oluşturduk. Aynı insanların karşısında 3 makine birden olup da, çekilen fotoğraf sayısında artış olunca hem bize hem de fotoğraf çektirene faydası oluyor.

Karolar da sorgum bitkisinden un ve bira yapıyorlar. Kulübeleri Dorzelerinkine göre daha kısa boyda oluyor. İçeri girerken ve içeride mutlaka eğilmek gerekiyor. Bunlarda farklı olarak küçük baş hayvanlar için mi yoksa tahılların depolanması için mi olduğunu tam da anlamadığımız daha küçük ve ayaklarla yükseltilmiş kulübeler var. Hayvan besliyorlar ama Hamerler gibi onlarda bu hayvanları pek yemiyorlar. Süt, yün gibi ürünlerinden faydalanıyorlar. Bir garip adetleri ise boyunlarına attıkları bir kesi ile bu hayvanların kanlarını içiyorlarmış. İnanamadım ama bazı hayvanların boyunlarında iz var dediler. ,

IMG_3761Köyde fotoğraf için ya genç kızlar ve çocuklar ya da genç erkekler seçiliyor. Bu kısım özellikle benim sevgili eşim  Naime’yi üzüyor olmalı ki nerede bir çirkin ya da yaşlı varsa bizim ki onlarla fotoğraf çektirmemi istiyordu. Tüm gezide böyle oldu. Ama burada bir yaşlı teyzem tüm genç kızları öyle bir alt etti ve hepsinden daha fazla para topladı ki inanamazsınız! Demek ki güzellik dışında işve de çok önemli! Bu teyzem bir anda meydana bir ceylan gibi atladı ve dans etmeye başladı. Hepimiz başladık fotoğraf çekmeye ama teyzem oynadıkça kan ter içinde kalıyor, baktım kötü kötü solumaya başladı ve bana, hanıma burada mesleki bir iş çıkacak, teyzemi durdurduk ve paralarını verdik. Teyzem memnun, mutlu, köyün kızlarına şöyle bir alttan bakış fırlattı; “Gördünüz mü kızlar, ben de daha ne işler var”. Tercüman aracılığı ile yaşını sordum “25” dedi. Bunu derken alaycı bir ifadesi kesinlikle yoktu, ciddi ciddi “25” dedi. Bende ki de amma soruydu; burada zaman kavramı yok ki, teyzemde olsun.

Nehre tepeden bakan son fotoğraflarımızı da aldıktan sonra köyden ayrıldık. Piknik tarzında öğle yemeğimizi, yakın sayılan bir kamp alanı içinde yedik. Burada eskiden çadırlar kurulup orada kalınarak civar gezilirmiş. Kaldığımız Buska Eko Lodge gibi yerler açılınca konaklama yerleri oralara kaymış. Ancak öğle yemeği için çok iyi bir seçim yeri olmuş. Daha alana gelir gelmez bir ağacın dalları arasında sonradan adının kırmızı gagalı guguk kuşu (hornbill) olduğunu öğrendiğim kuşu gördüm ve fotoğrafladım. Civarımızda bir anda bir sürü çocuk oldu. Onlarla hem yemeklerimizi paylaştık hem de verdiğimiz bisküviler çok kıymete geçti. IMG_3828

Yemek sonrası ise Hamerlere (veya Hamar) doğru yola çıktık. Rehberimiz Mehmet bey, Etiyopya’ya geldiğimizden beri Hamer kadınlarının güzelliğinden bahsediyordu. Sıra onları ziyarete geldi. Bozuk yolda epey bir ilerledikten sonra, öndeki araba durunca hepimiz durduk. Burası bir Hamer köyü idi. Mehmet, firması adına bize burada çok güzel bir jest yaptı ve bir Hamer gösterisi ayarladı. Biz köy içini gezerken Hamerler dans şovları için hazırlıklar yapıyorlardı.

IMG_3832

Hamerler çok süslü insanlar. Kadınları gerçekten çok güzel ve alımlılar. Saçlarını daha önceden bahsettiğim tereyağ, toprak, su karışımı ile boyuyorlar. Boyunlarda olan halkalar evliliğin, seramikten çıkıntılı halka ise “first lady”liğin göstergesi. Kadınların derilerinde derin yara izleri var. Bunlar da o meşhur sığır üzerinden atlama törenlerinden kalma izler. Kısaca bu törenden tekrar bahsedelim; Bu tören bir genç erkek için, olgun erkekliğe (Maza) geçme töreni. Bu tören üç gün sürermiş. Bu törenlerde kadınlar Mazalara olan bağlılıklarını ispat etmek için kendilerini ciddi ciddi kamçılatıyorlar. Tören boyunca danslar yapılıyor. Sonrada Maza adayı, tamamen çıplak halde, yan yana getirilmiş 8-10 adet boğa üzerinden yürüyerek 4 kez geçtiğinde tören tamamlanıyor. Siz Sanal Gezginlere bu konuda bulduğum bir video linki de ekledim.

Erkeklerde az süslü değiller, vücutları kül ve kömürle boyuyorlar ve başlarda bulunan takılar bir düşman veya tehlikeli bir hayvan öldürüldüğünün göstergesiymiş.

Burada bize özel yapılan dans gösterisini izledik, bol bol fotoğraf çektik ve Turmi deki konakladığımız Buska Lodge’ e döndük. Yemeğe kadar vakit var, açtık soğuk biraları, aldık küçük ama güzel bulduğumuz fıstıkları, günün muhasebesini yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güzeldi bugünümüz ama hızla sona doğru gidiyoruz. Her başlangıcın bir sonu yok mu zaten?

 Gezekalın

Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 21.03.2011 Saat 21:17

Güncellenmiş yayın tarihi 30.09.2014 Saat 01:02