• Arşivler

  • Diğer 528 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 268.927 ziyaretçi
  • Ekim 2022
    P S Ç P C C P
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31  

Atina’da Türk Zeybekleri

img_2535

http://www.gezekalin.com’un bir kısım takipçileri bilirler ki; bu yazıların sahibi olan bendeniz bir süredir Ege’nin iki kıyısının dans ve müziklerine ilgi duymaktayım. Fırsatını bulunca bu dansın ve müziğin kardeş topraklarına, yani Yunanistan’a gidiyoruz. Hem Grek müzik dinleyip ve hem de Sirtaki, Zeybetiko, Abdaliko ya da Hasapiko gibi dansları yapıyoruz. Ben bu konuda bir yazıyı https://gezekalin.com/2014/10/14/halklarin-ortak-dili-dans-ve-muzik/ adı ile daha önce bu blogda yazmış ve paylaşmıştım. 17-19 Şubat 2017 tarihleri arasında devam ettiğim FasaFisa adlı dans okulunun hocaları Nurşen ve Bahattin Bayburan ve okulun öğrencileri ile birlikte Atina’ya bir gezi yaptık. Bu gezi konusu yeme-içme ve dans etmekti. Tabii konu bu olunca da Gezekalın’ın bu yazısı gezdiğimiz taverna ve buzukialar hakkında edindiğimiz tecrübeler olacaktır. 

Haydi bakalım buyurun Atina gece hayatının yaşadığımız kısmına…

IMG_2178.JPG

İsmi, koruyucusu olan Savaş Tanrıçası Athena’dan gelen Başkent Atina, yaklaşık 4 milyon nüfusuyla Yunanistan’ın en büyük şehri durumunda. Atina eskiden de, bugün de Yunan medeniyetinin ve eğlence hayatının merkeziymiş. Bizim Atina ziyaretimizin amacı sadece eğlence kısmı olunca, medeniyet kısmının gezisini başka bir zamana bıraktık. Ama yine de şehri ve meşhur Akropolisi şöyle bir turlamadan geri kalmadık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atina’nın tam merkezinde ve deniz düzeyinden 150 m yükseklikte yer alan Akropolis, eski dönemlerden beri kale ve tapınak olarak kullanılmış. Aslında Yunanistan’ın Dünya Kültür Mirası listesindeki bu alan ve buradaki yapıların en ünlüsü Parthenon, beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bizim Efes Antik Kenti yanında burası çok sönük bence ama Yunanlı pazarlamasını iyi biliyor.

Neyse! Kültür kısmını fazla uzatmayayım. Bu kadar kısacık gezi ile de Atina’nın hakkını yemeyelim.

IMG_2252.JPG

Yeme içme kısmında size bahsedeceğim ilk yer Monastiraki Meydanı‘nda bulunan Bairaktaris adlı dönerci dükkanı. Bu meydan Cizderiye Camii (Tzistarakis Mosque), Hadrian Kütüphanesi Bit Pazarı, alışveriş dükkanları ve restoranları ile önemli bir meydan. Bairaktaris’in Atina içinde başka şubeleri de varmış ama biz hem Monastiraki Meydanı’nı tanımak ve hem de geç öğle yemeği için bu şubeyi tercih ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bairaktaris Atina’da en güzel çöp şiş ve döner yapan yerlerden bir tanesi. Dönerleri biz de olduğu gibi tavuktan, etten ve Yunanistan’da fazlası ile domuz etinden. Bizimkinden farklı olarak Yunanlı kalınca döner pidesi içine ne bulursa dolduruyor. Çok beğendim. Utanmasam ve daha da önemlisi akşama ziyafete gidecek olmasam ikinciyi sipariş edecektim. Buradaki şubede aynı zamanda canlı müzik oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

img_2278

Akşam saat 20:00 gibi meşhur Plaka bölgesine yakın olan Psiri Semtinde bir tavernaya gittik.  Plaka Bölgesine 5 dakika mesafede olan ve bir zamanlar iki katlı eski Atina evleri, hurdacılar, marangoz atölyeleri, hatta genelevlerin bulunduğu Psiri’de büyük bir restorasyon yaşanmış ve etrafta çok sayıda taverna açılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Psiri, son birkaç yıldır en popüler buluşma merkezlerinden biri olmuş. Atina’lılar kaliteli yemeği, müzik eşliğinde nispeten  ucuza yemek için Psiri’ye, buradaki mekanlara akmaya başlamışlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Psiri’nin dar sokaklarına daldığımızda henüz daha yeni dolmaya başlayan mekanlarda pek hareket yoktu. Ama gece yarısından sonra buzukiaya doğru yola düştüğümüzde Psiri’de her köşeden bir müzik sesi yükseliyordu. Buralarda hayat en erken saat 21:00’den sonra başlıyor. Yunanistan’da bulunduğumuz dönem, onlar için kutsal olan Paskalya öncesi 40 gün etten-sütten uzak kalmak anlamında Kathara Deftera/Apokries Karnavalı’na denk geldi. Bu nedenle insanlar perhis öncesi son kutlamaları için eğlence mekanlarını daha çok dolduruyorlar. Hemen hemen gittiğimiz tüm tavernalar çok kalabalıktı.

IMG_2480-006.JPG

Gecenin yarısından sonra ise başka bir mekana, bu sefer buzukiaya doğru yola düştük. Buzukialar gece yarısından sonra açılan eğlence mekanları. Burada genellikle sadece içki ve yanında çerez ve meyve servis ediliyor. Mekanın önemine göre önemli sanatçılar sahne alıyorlar. Bizim o gece gittiğimiz buzukia 3000 kişilik ve Atina’nın önemli buzukialarından bir tanesiydi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Apostolia Zoi, mekanın hem kendi hem de sesi güzel sanatçısı, Nikos Oikonomopulos genç kuşağın yeni gözde sanatçısı ve Stelios Rokkos ise eski tüfek önemli sanatçı olarak mekanda sahne alıyorlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim için bu mekanda yaşadığımız en önemli olay 3000 kişilik sahnede hem sirtaki ve hem de zeybetiko yapma şansını elde etmemizdi. Bu satırların yazarı olarak sahnede, 2000’e yakın kişi önünde  her ikisini yapabilmiş olmak çok büyük bir deneyimdi.

Mekandan mutlu mesut ve biraz da çakır keyif çıktığımızda saat sabahın 04:00’ünü bulmuştu. 

IMG_2832-001.JPG

Gezimizde yaşadığımız güzellikler arasında unutamayacağım bir başka olay ise Yunanistan’ın yaşayan en önemli Zeybetiko ustası olan Fotis Metaxopoulos’dan bir ders almaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezide gittiğimiz diğer bir taverna ise kanalın Adriyatik Denizi tarafına bakan ve Loutraki adlı kasabadaki sahil tavernasıydı. Buraya Korint Kanalı gezisi sonrası gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemekleri, özellikle de ciğeri ve eti, muhteşemdi. Canlı müzik eşliğinde, aynı mekanı paylaştığımız Yunanlılarla hem oynadık hem de müzik dinledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir başka taverna ise Sarantis’in Mansiyonu adlı yerdi. Burası tam bir rembetiko müziği yapılan yerdi. Tahta sandalyeler üstünde hem çalgıcıların ve hem de şarkıcıların dizili olduğu bir sahne düşünün! Rembet müziği icrası eskiden batakhanelerde yapılırmış. Burası o tür müzik için çok iyi bir mekan. Yemekleri güzel. Mezeler o kadar arka arkaya ve sık olarak geliyor ki yeni gelen mezeye yetişeceğim diye hızlı hızlı yemeğe çalışıyorsunuz. Keyif aldığım bir yer oldu. Ancak bu mekanda daha çok hasapiko türü müzik çalınıyor. 

IMG_3222.JPG

Son günkü gündüz tavernası ise Atina sadece bir gününüzü tavernaya ayırmışsanız tercih edeceğiniz mekan olmalı. Burası Türkçesi ile Gökyüzü Bahçesi adlı bir taverna. Tavernadan büyük, buzukiadan küçük, arada bir mekan. Buradaki sanatçılar çok bilinen sanatçılar. Buzukiacı Christos Nikolopoulos, şarkıcılar Pitsa Papadopoulous ve Stelios Dionisiou sahne alıyorlar. Çok güzeldi ve bol bol danslarımızı ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası gezdiğimiz yerler içinde en pahalı olanı. Ama bir pazar günü ve gündüz tavernası olduğu halde içerisi hınca hınç doluydu. Yemekleri de güzeldi. Uçuş saatimiz nedeni ile saat 19:00 gibi bu mekanı gözümüz arkada terk ettik.

Kısa zamana sığdırmaya çalıştığımız yoğun bir programı tamamlayıp ülkemize döndük. Ama itiraf etmeliyim ki gönlümüz Ege’nin karşı yakasında kaldı.

Zeybetikoya gönül vermiş bir arkadaşımın ifadeleri ile;

“Kendi çemberinde, kendi evreninde dönüştür zeybek..
Binlerce insanın içinde her şeyden kopmak, kendinle kalmaktır..”

Herkesin kendi çemberinde mutlu olması dileği ile;

Gezekalın, Aydınlık kalın ve bu yazıya özel;

DANS ve MÜZİKLE kalın..

Dr Ümit Kuru

25.02.2017 Saat 02:25

img_2546

Gittim, Gördüm, Yedim…Kars’ın Lezzetleri

Kars’ın tarihten gelen kozmopolit yapısı, çok kültürlü geçmişi zengin bir mutfağa da sahip olmasına neden oluyor.

Kars ve civar yöresi gezimizde, bazıları bölgeye özel, yemekleri tatma şansını elde ettik. Şahsen ben Sim-Er Otelin mutfağından servis edilen yemekleri, dışarıda yediğimiz yöresel yemeklere göre daha çok beğendim. Otelde grubun konakladığı gecelerden ilk 2 akşam yemeğinde yöresel tatları deneme şansımız oldu. Ama biz İstanbulzedeler otelde sadece 1 gece o güzelim yöresel yemekleri tatma fırsatını yakaladık.

Gırar (Lebeni) Çorbası

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Nohut ve dövme (dibekte dövülerek kabuklarından ayrılan buğday) pişirildikten sonra (bazen kabak da katılabilirmiş) ayran dökülüp, hafif kaynatılıp, üstüne de nane ve çeşitli dağ otları katılarak yapılan bir çeşit çorba. Kürt yemeği olarak bilinirmiş. Bizim yediğimiz Gırar Çorbası örneğine aşotu ve dağdan toplanan bazı  otlar katılmıştı. Benim damak tadıma uygundu ve çok beğendim.

Piti

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piti, Azerbaycan mutfağına ve özellikle Kars mutfağına özgü yemek. Bazı yörelerde, özellikle Iğdır ve çevresinde Bozbaş olarak da anılıyor. Pitinin temel malzemeleri koyun eti, nohut ve lavaş. Yemeğin suyuna kendine özgü rengini veren ise zerdeçala benzeyen sarıkök adlı ot. Pitinin sunumu aşamasında kullanılan çömlek veya çukur tabakların altına lavaş döşeniyor. Bizim otelde yediğimiz de çok güzel bir örnekti. Mutlaka bardağı andırır bir kapta geliyor. Yemeğin en üstünde kuyruk yağı konmuştu. Önce çorba gibi suyunu kaşıkladık. Arkasından da kupa içindeki yemeği tabağa boşaltıp yedik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Helva (Umaç Helvası)

Kıtırlı bir helva türüydü. Ben sevdim doğrusu. Sabah kahvaltıda bile vardı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üşenmedim bir de tarifini buldum. Belki yapan olur da yerim 🙂

Kaz eti

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Çok şey bekleyip de aradığım tadı bulmadığım bir yemek oldu.

http://www.altinkaz.com/sayfa_24_kars—ardahan-kazinin-ozelligi.html adresinden aldığım aşağıdaki bilgiyi olduğu gibi aktarıyorum;

“Kars ve Ardahan kazına tat veren 6 temel özellik vardır. Bunlar; yöredeki suların soğukluğu, bölgedeki minerallerin zenginliği, bin bir çeşit bitki örtüsü, tuzlamada kullanılan kaya tuzu ve havadaki ayazdır. 

Yaz bastırınca kazlar yaylaya çıkarılıyor, havalar soğuyup, yağmurlar düştüğünde yeniden köye indiriliyor. Bu dönem genellikle harman sonu olduğundan, kazlar başaklardan toprağa düşmüş tahıl taneleriyle iyice semizleşiyor. İlk kar yağdığında ise kesilip tüyleri ve içi alınıyor, bütün olarak tuzlanıp 10 gün (baskıya) salamuraya yatırılıyor. Ardından karda açık havada(ayazda), güneş ve rüzgâr görecek biçimde asılıp, 30 ile 60 gün süreyle kurutuluyor. Tuzlanıp bu yörenin ayazında kalan kaz pastırma halini alıyor.  Bu yöreye özgü nefis bir tat, Kars-Ardahan kazı.”

Biz Kaz Evi’nde kaz yemeğini yedik. Burada yemeği ya sadece kaz eti olarak ya da bulgur yanına kaz eti olarak istekte bulunabiliyorsunuz. Benim damak zevkime uygun bir et değildi. Sert bir et gibi geldi bana. Ama siz yine de deneyeceksiniz elbette.

Kete

Kete sadece Doğu Anadolu yöresinde değil, İç Anadolu’da da yapılan bir unlu yiyecek. İçinin hazırlanışı unun yağda kavrulması ile oluyor. Bana pek güzel gelmedi ama beyaz peynir ve çayla beraber fena değildi.

Lahana Dolması

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Lahana dolmasını Kaz Evi’nde denedik. Ben bu mekanda en çok dolmayı beğendim.

Kars Kaşarı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Taze inek sütünün peynir mayası ile mayalanmasının ardından elde edilen beyaz peynirin, kaynar suda haşlanması ve tecrübeli ustaların elinde yoğrulduktan sonra kalıplara dökülmesinin ardından kalıplardan çıkarılan kaşarlar, tuzlanarak özel serin odalarda bekletilir ve biraz eskidikten sonra torbalanarak soğuk hava depolarında eskimeye ve yıllanmaya bırakılır. Eskidikçe lezzeti daha çok artan Kars kaşarı, depodan çıkarıldığından kabuk bağlamış ve hafif küflenmiş şekilde piyasaya sürülür. Kars kaşarı yapılma işlemi sırasında, kalıplara dökmeden hemen önce Kaşarın boğumlanan kısmından  kaşarın büyüklüğüne göre ağırlığı değişen bir parça koparılır.Bu parçaya “Kaşar Göbeği”  denir, eğer bu tekrar Kaşar imalatına katılmayıp da piyasaya sürülmek için ayrılırsa buna da “Göbek” yada “Göbek Kaşar” denir.

Kars deyince akla kaşar ve gravyer peyniri gelmesi o kadar doğal ki..Ayırım yapmayacağım. Cadde boyu dükkanları gezin ve hangisi damak tadınıza uyarsa oradan kaşarlarınızı alın derim.

Bundan başka bir tür mantı olan Hangel, Haşıl ve daha başka yöreye özgün yemekleri de denemelisiniz..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.03.2015 Saat 23:00

Şile Ağva Yolunda Unutulmaz Bir Tat; Boşnak Mantısı

IMG_9401

Bu hafta sonu çok güzel bir tatil yaptık.. Saklıgöl/Karamandere-Şile ve Ağva gezilerini, birbirlerini seven 21 gezgin arkadaş olarak tamamladık. İstanbul’a doğru dönüş yaparken ve Şile/Yeniköy’den geçerken yol üstünde tesadüfen görüp mola verdiğimiz bir yerden ve burada tattığımız Boşnak Mantısından bahsedeyim istedim sizlere.

Yeniköy, Şile’ye 7 km mesafede olan ve köy halkının büyük bir kısmı Yugoslav göçmenlerinin oluşturduğu bir köy ve bu göçmenler köye 1925 yılında yerleşmişler. Bu köyün aslında eski bir Rum yerleşim yeri olduğu söyleniyor. Ben Ağva’ya hem gelirken ve hem de Ağva’dan giderken bu yolu tercih eder ve kullanırım. Çünkü buranın baharlarda havası bir başka olur. İlkbaharda ağaçların yeşil gözümü yorar, sonbaharda ise ağaçlardan düşen sarı yapraklar yolları tamamen örter. Neyse uzatmayalım; Çünkü konumuz mantı…

Efendim! Bendeniz mantıyı pek bir severim. Annemin yaptığı irice mantıdan, Kayserili sevgili dostlarımızın yaptığı incecik, minicik mantıya kadar hepsine sonsuz bir sevgim vardır. Yalnız burada tattığım Boşnak Mantısı da ayrı bir takdire değer.

Ağva’dan Şile’ye dönerken ve Şile’ye yaklaşık 7 km kalmışken yokuşun hemen bitiminde yolun sol tarafında Tadım Gözleme diye şirin bir bahçe içinde ve tek katlı bir mekan sizi karşılar. Burayı mutlaka bir ziyaret edin ve bir aile işletmesi olan bu mekanda Boşnak Mantısını bir deneyin. Özellikle kavurmalı gözlemeyi de bir tadabilirsin ama benim tavsiyem banko Boşnak Mantısı..

Boşnak Mantısı hafta sonları mutlaka oluyormuş ama hafta içi gidecekseniz önceden telefon edip sipariş vermelisiniz.

0537 9253433 Numaralı telefondan karşınıza işletme sahibi Hakkı bey çıkacaktır. Ona siparişi vermek lazım. Çünkü bu mantı hemen orada açılıyor ve fırına atılıyor. Yani yaklaşık bir saatlik seremonisi var. Daha sonra Boşnak Mantısı masanıza gelirken yoğurt ve yağı üzerine dökülüyor. Kulaklarınızda hamurun çıtır çıtır eden sesi ve damağınızda müthiş bir tat kalıyor. Kıssadan hisse; Yolunuz bu diyarlara düşerse, “Tadım Gözleme” de “Boşnak Mantısı”nı mutlaka denemelisiniz…

Gezekalın….

mantı 1

Çin’de Unutulmaz Bir Tat: Fırında Pekin Ördeği

IMG_9197

Bence Pekin’de,  fırında Pekin Ördeği yemek, yapılacak en önemli aktivitelerden olmalıdır. Fırında  Pekin Ördeği yemeğini başka herhangi bir yerde yemedim. Ancak web sayfalarında yazılanlara göre, bu yemeği Pekin’de yemek başka yerlerde yemeden daha farklıymış. Yani Pekin’de fırında Pekin Ördeğinin tadı bir başka oluyormuş.

Fırında Pekin Ördeği İmparatorluk döneminden beri yapılan ve Çin’in Ulusal yemeği kabul edilen bir yemektir. Pekin ördeği, Pekin (Mandarin Çin) mutfağının en seçkin yemeklerinden birisi.

Fırında Pekin Ördeği yemeği için, evcil ördek ırklarından olan Pekin ördeği kullanılıyor.  Pekin Ördeği 65 günlük olduktan sonra kesiliyor.  Zorla beslenen ve hareket edip eti sertleşmesin diye dar bir kafeste tutulan ördek kesilip tüyleri temizlenirken, boynu ve başı olduğu gibi bırakılıyor. İç organları çıkarıldıktan sonra, karnındaki yarık dikilerek kapatılır. Etle deri arasına hava üflenir; böylece pişirilirken yağların akması ve yemeğin en lezzetli parçası olan derinin gevrekleşmesi sağlanıyor. Havayla şişirilen hayvanın üstüne tatlı bir sıvı sürülür. Asılarak birkaç saat kurumaya bırakılır, sonra silindir biçiminde, kilden özel bir fırında kızartılıyor (Sevgili arkadaşım Dr Ali Rıza Sığırcı’nın katkılarıyla).

Pekin ördeğinin servisi üç aşamalıdır. Önce derisi, buğday unundan hazırlanmış bir hamur ya da buğulanmış buğday unundan hazırlanmış “lotus çöreği” içinde “hoisin sosu” (soya fasulyesi, un, şeker, su, baharat, sarmısak ve kırmızı biberden yapılan, kırmızımsı kahverengi sos) ve ince doğranmış yeşil soğanla birlikte sandviç gibi yenir. Sonra eti parçalara ayrılıp sebzeyle birlikte sofraya getiriliyor. Son olarak da kemiklerinden kereviz sapıyla pişirilmiş bir çorba içiliyor.

Pekin’de iki adet önemli Fırında Pekin Ördeği yapan yer var;  Quanjude ve Bianyifang. Bunların ikisi de 200 yüzyılın üstünde var olan yerler. Biz bunlardan ilkinde Pekin Ördeği yedik.

Pekin Ördeği öncesi ıvır zıvır yemekler geliyor ama siz esas doymayı Pekin Ördeğine saklayın..

Çin Halk Cumhuriyeti gezimizde bir sürü eksik kaldı ve bu nedenlerle bir daha gitmek isterim. Ama sadece Pekin’de Fırında Ördek yemek için bile Pekin’e gidilir doğrusu..

Afiyet olsun…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Arjantin’de Asado keyfi…

IMG_9817Arjantin’e büyük baş hayvan 1536 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş. Bol yağmur alan çayırlar (pampa deniyor)  tarım için elverişli olmasalar da gerek küçük ve gerekse de büyük baş hayvan beslemek için çok elverişli bir ortam yaratmış. Hayvanların beslenmesi doğal koşullarda, pampalarda olunca bu tür hayvanların eti de daha lezzetli oluyor. Çayırlarda, doğal koşullarda beslenen hayvanların eti daha az doymuş yağ asidi ve daha fazla omega-3 yağ asitleri içerdiğinden sağlık açısından da daha yararlı oluyorlarmış. Arjantin’de yediğimiz etlerin tatlarının bir başkalığı bu pampalarda doğal beslenen hayvanlar nedeni ile olsa gerek.

Parrilla

Arjantin et kültürünü tanımak  için bazı terminolojilerin anlamını bilmek lazım herhalde. Mangal ya da barbekü de pişen ete de, o eti odun ya da kömür ateşinde pişirilme olayına da Arjantin’da “Asado” , Brezilya’da “Churrasco” ismi veriliyor. Parrilla eti ızgarada odun ateşinde çevirerek pişirme işine diyorlar. Bize bu şekilde et sunumunu Torres del Paine Milli Parkı içinde bir çiftlikte yaptılar. Tavuk, domuz, sığır, koyun eti dahil her türlü eti bu şekilde pişirebiliyorsunuz. Yani bizdeki mangal kültürünün karşılığı diyebiliriz.

Bife de Lomo, yağsız bonfile anlamında. En pahalı olan et kesimi olup, sulu ve yumuşak bir et türü. Orada iken hep bu et türünü sipariş verdim ve yedim. Ancak Arjantinliler Bife de Lomoyu güzel bir modele benzetirlermiş. Yani “görünüşte iyi ancak yüzeyin altında bir şey yok” . Yani yağsız et türünde olmasından dolayı tadını beğenmeyenler çoğunlukta.

6267070053_d5d978a4a9_z

 Bife de Chorizo, Yağlı biftek türü diyebiliriz. Tadı ilkine göre daha iyi tabii ki. Yalnız Bu et türünü iyi bir yerde yemek lazım Yoksa yağı abartılı bir et de ağzınızda büyür durur.

Asado de Tira ise kısa kesilmiş kaburga. Bunu da çiftlikte kaldığımız gece denedik. Önce adam yerine koymadık. Hatta bana düşen bazı kaburgalarda etin varlığı bile şüpheliydi. Ancak kaburga üzerinde o minicik etler bir lezzet geldi ki anlatılmaz tatmak lazım…asado de tira Tabii ki eti doğru yerde yemek de önemli. Bizim et yediğimiz hemen her restorant bence türünün iyi örneklerini sundular. Ama Buenos Aires’de El Desnivel ve Torres del Paine içindeki çiftlik (Estancia Tercera Barranca ) en güzel etleri sundular bize.

El Desnivel (Defensa 855, Buenos Aires, Arjantin (San Telmo) ) aslında Buenos Aires’li uerel halkın tercih ettiği bir restoran iken, turistlerce keşfedilen bir mekan. Bu nedenle her zaman kalabalık. Grup halinde giderseniz yer bulmak zor olabilir. Önceden yer ayırtmak zor olabilir. Bir de Buones Aires dahil, Arjantin’deki şehirlerde saat 14:00’de saat 19-20:00’ye kadar açık restoran bulmak problem olabiliyor. Ancak El Desnivel her zaman açık bir restoran.

Bu arada merak edenler için orada et fiyatlarını veteyim; En pahalı et olan Bife de Lomo marketlerde  bizim paramızla 25 TL etiket fiyatına sahipti.

Bilginiz ola…

Gezekalın

19.04.2013 Saat 00:40

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.