Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund’a Doğru)

IMG_3767.JPG

Bir önceki gün sabah erkenden başlayan ve günün ilerleyen saatlerine kadar devam eden aktivitelerin verdiği yorgunluğu ertesi gün geç uyanarak ve uzun bir kahvaltı ile attık. Ben kahvaltı masasından erken ayrılıp kamptan ayrılmadan önce kırmızı göğüslü örümcek kuşu ve beç tavuklarının fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Namibya gerçekten tam bir kuş cenneti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün hedefimiz Atlantik kıyısındaki Swakopmund kentine ulaşmak. Konaklamamız orada 2 gece şeklinde olacak. 300 km’yi geçen bir yolculuğumuz olacak ve duraklama yapmazsak 4 saate yakın sürecek. Biz ise Moon Valley (Ay Vadisi) de bir mola vermek istiyoruz. 

IMG_3584.JPG

Toz toprak yollara düştük. Bir süre sonra Oğlak Dönencesi tabelası yazan bir noktada durduk. Güneş ışınları yılda iki kez yeryüzüne dik açı ile geliyor. Bunlarda Kuzeyde ve Güney yarım kürede 23º-27 dakika enlemlerine denk gelen zamanlar olup, bunlara dönence adı veriliyor. Kuzeyde olana Yengeç, Güneyde olana Oğlak Dönencesi deniyor. Sıcağın Kuzey ve Güney sınırları dönence ile belirleniyor. Namibya Oğlak Dönencesi enlemi üzerinde bulunan 10 ülkeden biri ve bizim bulunduğumuz bu nokta, bu enlemi gösteriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuiseb Geçidinden geçerken küçük bir mola verip etrafı fotoğrafladık. Bu bölümlerde coğrafya farklı olmaya başladı. Windhoek’in Batısındaki dağlardan doğan ve 500 km ilerleyip çoğu zaman Atlas Okyanusuna ulaşamadan kaybolan Kuiseb Nehri’ni hiç göremedik ama onun şekillendirdiği kanyondan yolumuza devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indirYola devam edip de, Swakopmund’a 60 km kadar kala Namibya için önemli bir bitkinin bulunduğu yere ulaştık. Namibya bu bitkiyi ulusal  arması içine katmış. Armada en alttaki şekil bu bitkiyi temsil ediyor. Bu bitkinin adı Welwitschia Mirabilis. Bitki Namibya’da bir Namib Çölü ‘nde, bir de Güney Angola’da bulunuyor ve burası için endemik bir bitki. Yerliler ona “çölün soğanı” ismini takmışlar. Namibya bu bitkiyi armasına koyduğuna göre güzel, çiçekli, havalı bir bitki bekliyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığı yaşayacaksınız! Hiç bir çiçeksever, hiç bir bahçe sahibi bu bitkiyi bahçesini güzelleştirsin diye bahçesine koymazdı. 

IMG_3614.JPG

1859’da ilk defa Avusturya’lı botanikçi Friedrich Weltwitsch bu garip, çirkin görünüşlü, uzun ömürlü, 2 yaprak ve bir kökten oluşan bitkiyi bilim dünyasına tanıtmış. 2 tane yaprak deyip geçmiyoruz. Bu yaprakların boyu 8 metreye kadar ulaşabiliyor. Yapraklar uzadıkça birbiri üzerine kıvrıldığından  garip şekiller alıyor. Kök uzamak yerine kalınlaşarak derine doğru büyüyor. Yeraltında suyu hangi derinlikte bulursa o seviyeye kadar iniyor.  Yaprakların geniş yüzeyleri ise suyun depolamasında rol oynuyor. Bu nedenle çöllerde uzun yıllar yaşayabiliyor. Ömürleri 400-1500 yıl arasında olabiliyormuş. Bu bitkinin bir özeliği ise erkeğinin ve dişisinin olması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bitki susuzluğa ve çöl koşullarına yüzyıllarca dayanabiliyor ama insanoğlu rahat bırakırsa! Hemen yakın çevrede Rusların işlettiği uranyum madeni faaliyete geçtiğinden beridir bu bitkinin yaşamı kısalmaya ve ölmeye başlamış. Bu bitkinin çevresine koruma alanları yapmışlar güya ama dinazorlar çağının bitkisi kabul edilen Welwitschia Mirabilis’in maalesef soyu tükenmeye doğru gidiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim ziyaret ettiğimiz alanda çevresi tellerle çevrilmiş bitkinin 1500 yıllık olduğu biliniyor. 

IMG_3661.JPG

Moon Valley (Ay Vadisi) doğrusu benim pek ilgimi çekmedi. Milyonlarca yol öncesinden başlayan ve yer altından yer üstüne çıkan Damara Granitleri, Swakopmund Nehri ve rüzgarın etkisi ile erozyona uğramış ve ayın yüzeyi gibi boş, verimsiz, sevimsiz bir yeryüzü şekli halini almış. Görmesem de olurdu dediğim yerlerdendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda öğleden sonra Swakopmund’a girdik. Şehrin adı, “Swakop (Nehri) Ağzı” anlamına gelen Almanca bir kelimeden geliyor. Şehri 1892 yılında Almanlar kurmuşlar. Amaçları ise ticaretleri ve ülkeden sömürdüklerini gemilere yükleyebilecekleri bir liman şehri kurmakmış. Zaten şehri gezerken Alman tarzı bina yapılarını görebiliyorsunuz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğrudan kalacağımız otele gittik. Burada kaldığımız butik otel, rastladığım en güzel butik otellerdendi. Şaşırtıcı olarak banyodaki sıvı sabun şişelerinin üstünde Mevlana Celalettin Rumi’ye ait “Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun. ” yazısını gördük. Odada bulunan beleş şarap ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günün bence en önemli aktivitesi Swakopmund sahilinde güneşi batırmaktı. Bunun için saat 17:00 civarında sahile gittik ve gün batımı için ellerimizde biralarımızla sahilde yerimizi aldık. Size tavsiyem güneşi Tiger Reef adlı bir mekanda elinizde içecekle batırın. Bu arada benim ülke pahalılık kriterimle ilgili fikir de vermek isterim. Namibya para birimi Namibya Doları. Bir Amerikan Doları ile yaklaşık olarak 13.5 Namibya Doları alıyorsunuz. Namibya yerel biralarından en çok Tafel Lager’i sevdim. İçtiğiniz yere göre değişiyor ama ortalama bir küçük şişe Tafel bira için 20 Namibya Doları ödüyorsunuz. Bir şişe su  markette 7 Namibya Doları. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil bizim gibi gün batımını deniz kenarında izlemek için bekleyen insanlarla dolu. Burada gün batımına mutlaka şahit olmalısınız.

Sonraki yazıya Swakopmund’da denizde botla safarimiz var.

Bir yere söz vermeyin, beklerim Sanal Gezginler…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

14.08.2018 Saat 22:55

P7240100.JPG

 

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Sossusvlei’nin Kızıl Kumulları)

IMG_3263.JPG

Namibya’da bol miktarda (tam olarak 12 adet)  Ulusal Park mevcut.  Bunlardan en çok bilinenleri Etosha, İskelet Sahili, Bwabwata ve Namib-Naukluft Ulusal Parkları. Namib-Naukluft Ulusal Parkı, dünyanın en eski çölü kabul edilen Namib Çölü’nün bir bölümünü içine alan bir park. Toplam alanı 50000 km²’yi buluyor.

IMG_3057.JPG

Parkta 4 bölüm var: Sossusvlei ve Sesriem, Naukluft, Namib bölümü ve Sandviç Limanı. Parkın en çok ilgi çeken ve ziyaret alan bölümü Sossusvlei.

IMGP6981 (1)-002.JPG

Atlantik Okyanusundan gelen nemli hava, özellikle Şubat-Nisan aylarında bu parka yağmur olarak düşüyor.  Sis getiren rüzgarlar parkın kumullarını ve portakal renkli görünümünü de yaratıyor. Zamanla toprakta bulunan demir oksitlendikçe portakal renkli kumullar oluşuyor. Kumul ne kadar yaşlı ise renkte o kadar canlı portakal renk oluyor. Zaman da öyle 3-5, 10 yıl değil, yüzyıllar geçmesi gerekiyor. Buradaki kumullar dünyadaki çöller içinde en uzun olanları ki boyları 300 metreden fazla olanlar var. Sahile yani ıslak kısımlara yaklaştıkça da kumulların boyu kısalıyor. Zaten bu kumulların Atlantik Okyanusuna kavuşan Sandviç Limanı gibi bölgelerde olanları Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan doğa harikası yerler. işte biz bugün bu önemli bölgeyi gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız yerden parkın girişine kadar toplamda yaklaşık 70 km yol var. Tahmin edeceğiniz gibi yol toz toprak ve park yoğun ilgi gören bir yer olduğundan kalabalık oluyor. Sevgili Aykut ve Namibyalı şoförün aldıkları doğru bir kararla sabahın 05:00’i gibi yollara düşüyoruz. Amacımız sabahın kalabalığına yakalanmadan sıraya girip, ışığın en güzel zamanlarında kumullarda olabilmek. Yani sabahın 05:00’in de ayak üstü kahvemizi içip, kumanyalarımızı alıp yollara düştük.  

IMG_3054.JPG

Park girişine vardığımızda 3. araba olarak sıradaydık. Kısa zaman içinde arkamızda epey bir sıra oluştu. Namibya’da tüm ulusal parklara giriş ve çıkışlarınızı kayıt altına alıyorlar. Sabahları çöl çok soğuk oluyor. Araç içinde olmamıza rağmen epey üşüdük. Bu aktiviteler için yanınızda mutlaka polar olsun. Sabahın ilk ışıkları ile kuş cıvıltıları da duyulmaya başladı. Saat 07:30 gibi de park açıldı ve hemen gezimize başladık. 

IMG_3081.JPG

Parkın girişinden sonraki 45. km de park içinde önemli bir ziyaret yeri olan Dune 45’e (Kumul 45) ulaştık. Dune 45 adı bu kumulun hem girişten sonraki 45 km’de ve hem de 45º eğilime sahip olmasından kaynaklanıyor. Genelde bu kumulda yürüyüş yapılıyor. Biz de araçtan inip Dune 45’de yürüyüşümüze başladık. Yükseldikçe nefesimiz sıklaşmaya ve terlemeye başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İncecik, sabahın bu erken saatlerinde bile sıcaklığını hissettiğiniz kumlara bata çıka 45º eğimle yürüyüş zorladı. Tepedeki düzlük alana gelince biraz rahatladık ve nefes alışımız, kalp atışımız düzelmeye başladı. İşte o andan sonra civarı seyretmeye ve fotoğraflamaya başladım. Sağa sola dizili, koyulu açıklı portakal renkli kumullar ve aralardaki bazen kül ve bazen de beyaz renkli düzlük alanlar ve yapraksız, sadece kurumuş artık odunsu hale gelmiş dallardan oluşan ağaçlar ortama çok mistik bir hava veriyor. Ortamı bu yükseklikten seyretmek muhteşem bir deneyimdi. Bu etkileyici cansızlığın ortasında bizlerden başka tek yaşam belirtisi nereden ortaya çıktığı belli olmayan oriksdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkış sonrası iniş kolaydı. Kumulun eteklerine yayıldık ve artık iyice hissedilen sıcakta tırmanışa yeni başlayan arkadan gelen gezginleri biraz izledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dune 45 gezisi sonrasında aracımızla parkın içinde ilerlemeye devam  ettik. Bu sefer hedefimiz Deadvlei. Buraya kadar kendi aracınızla gidemiyorsunuz. Son 5 km’lik kısmı parkın özel araçları ile gidiyorsunuz. Deadvlei benim gezdiğim yerler arasında en etkilendiğim yerlere kesinlikle girdi diyebilirim. Sossusvlei’de Dune45 gibi kumullar arasındaki düzlük alanlar tuz tabakası kaplı topraklar.

IMG_3261.JPG

Ancak Deadvlei de bulunan Big Daddy gibi dünyanın en büyük kumulu arasındaki topraklar killi topraklar ve beyaz renkli. Buraya geldiğimizde dünyanın en büyük kumuluna doğru yürümeye yeltenmedik. Deadvlei’ye kadar 1.5 km’lik bir mesafeyi yürümeniz gerekiyor. 1.5 km’de geri döneceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1.5 km’yi yürümek zor değildi ama yukarıda bahsettiğim Atlantik rüzgarına fena yakalandık. Rüzgar ve havalandırdığı kum ortama ve fotoğraflarımıza müthiş bir güzellik kattı. Ancak rüzgarın havalandırdığı kumun burun, kulak, göz gibi girmediği yerimiz kalmadı. Bu aşamada yanımızda basit bir maske olmamasına hayıflanmadım değil doğrusu. Size tavsiyem gereğinde maske olarak da kullanabileceğiniz bir “buff” u yanınızda taşımanızdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3306

Deadvlei’de epey bir zaman geçirdikten sonra Namib-Naukluft Ulusal  Parkının bir başka köşesine, Sesriem Kanyonu‘na doğru yola çıktık. Kanyon park girişinden 5 km sonra bulunuyor. Genelde önce aşırı sıcağa kalmadan kumullar ziyaret ediliyor, öğlen sıcağında ise kanyonun gölgesinde gezi yapılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyonun adı, buranın kaşifleri olan Hollandalı öncülerin, kanyondan su çıkarmak için kullandıkları  kovaların kanyonun dibindeki suya ulaşması için 6 (ses) deri askının (riem) bağlanması ile oluşan halatın gerekmesinden geliyor. 30 metre derinlikte ve 1 km uzunluğunda olan kanyon bizim olduğumuz zaman kuruydu. Kumullarda harcadığımız efor ve artık acıkmanın verdiği kan şekeri düşüklüğü kanyon boyu yürümemiz konusunda isteksizlik yarattı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kanyon sonrası öğle yemeği yendi ve parktan çıkıp yorgun argın ama gün içinde şahit olduğumuz güzelliklerin ayrıcalığını da hissederek konakladığımız otele geri döndük. Hiç abartmıyorum ayakkabımdan bir çay bardağını dolduracak kadar kum çıktı. Odamızda aldığımız duşta, saçımızın arasına girmiş kumları çıkartmak zaman aldı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazıyı yazarken “keşke sabah balonla kumullar üzerinde uçuş yapan bir tur alsaydım” diye düşündüm. Sesriem Kanyonunu da yürümem gerekirdi. 

Gün bitti sanıyorsunuz değil mi? Bitmedi vallahi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelde duş sonrası saat 16:00 yapılan gün batımı safarisine katıldık. Otele ait jeeplerle civarı gezip, dün yürüdüğümüz yürüyüş yolunu ve kaldığımız oteli tepeden gördük. Yol boyu orikslerin beslenmesini izledik. Tepeden Naukluft Dağları üzerinden güneşin batışına, dolunay haline gelmesine ramak kalmış ayın ise gökyüzünde yerini alışına şahitlik ettik. Bunu yaparken elimizde içkilerimiz vardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3558-001.JPG

Akılsız, yanlış ve doğru olmayan ekonomik politikaların uygulanmasının bırakın gezmeyi, temel ihtiyaçlarımızı karşılamamızı güçleştirdiği günlere inat ;

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

12.08.2018 Saat 01:27

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Windhoek’den Solitaire’ye)

IMG_2884.JPG

4528546_stock-vector-namibia-political-mapNe zaman Afrika haritasına baksam içimi bir hüzün kaplıyor. Dünyadaki tüm kıtaların anası, yaşamın ilk filizlendiği, insanın atalarının diğer kıtalara göçünün başlangıcının olduğu Afrika Kıtasının ülkelerinin sınırları, yukarıdan aşağıya, sağdan sola cetvelle çizilmiş gibi dümdüz. Afrika ülkelerinin sınırları batının sömürgeci ülkelerince masa başında çizilmiş. Adı, Namib Çölü‘nden gelen Namibya‘nın haritadaki sınırlarına bakınca ilk olarak bunu düşünmüştüm. 

Namibya bağımsızlığını ancak 1990 yılında kazanabilmiş. Yani hepi topu 28 yıllık bir ülke. Geçmişinde 1884 yılından 1. Dünya Savaşı sonuna kadar Almanya’nın sömürgesi olmuş. Valvis Körfezi kıyılarını ise İngilizler yönetmişler. 1. Dünya Savaşı sonrasında ise Güney Afrika burada hüküm sürmüş. Sonrasında ise ülkenin bağımsızlığı kazanılmış.

THY ile Güney Afrika’nın Capetown ya da Johannesburg kentlerine uçup, oradan da Namibya’nın başkenti olan Windhoek‘e uçuş yapıyorsunuz. THY’nin bu hattına ait uçakları çok rahatsız edici şekilde konforsuz. 322000 nüfuslu Windhoek, Namibya’nın nüfusu 100000’i geçen tek şehri.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Windhoek’de pek gezilecek yer yok. Ama başkent hakkında bir fikir edinmeden gitmek de olmaz diyerek şehri gezebilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Robert Mugabe Caddesi ile Castro Caddesinin kesiştiği yerde, Windhoek Şehrinin resmi olmayan simgesi ve bir Lutheryan kilisesi olan Christuskirche (Hristiyan Kilisesi) ilk ziyaret yeri oldu. Neo-Gotik ve Art nouveau tarzda 1907 yapım tarihli bu kilise yerel kum taşından yapılmış. Uzaktan ve dıştan güzel bir yapı. Alman misyonerler bu toprakların insanlarını kendi inançlarından kopartıp, Hristiyan yapmak için çabalamışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin karşısında Bağımsızlık Anıtı ve Müzesi bulunuyor. 2014 yılında açılmış. Müze, bizim gezdiğimiz saatlerde açık değildi, gezemedik. Önde bulunan heykel ise Namibya’nın kurucusu ve ilk başkanı Sam Nujome‘ye ait. Bu müze arkasında ise Eski Kale (Alte Feste) bulunuyor. Bu kaleyi Almanlar, askeri garnizon olarak yapmışlar. Almanlar aslında bu kaleyi o zamanın rakip kabileleri Nama ve Herero yerlileri arasında tampon olacak şekilde tepeye kurmuşlar. Kale önündeki bağımsızlık anıtını, diğer anıt gibi, Kuzey Kore devleti yaptırmış. Caddenin karşısında ise Namibya Ulusal Müzesi mevcut. Bu tarihi alanda biraz vakit geçirip fotoğraf aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Castro Caddesinden aşağılara doğru yürüyüp hem biraz çevreyi tanıdık ve hem de kahve içecek bir yer aradık. Windhoek’in bu bölgesi beklemediğim şekilde modern çok katlı binalar ve lüks mağazalarla dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu meydanda küçük bir açık pazar da var. El işi tahta heykeller beni çağırdı ve tezgahlara bakındım. Biz ilk heves daldık bu pazara ama siz hiç vakit kaybetmeyin buralarda. İleri günlerde daha güzel ve ucuz pazarlar göreceksiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvelerde içildikten sonra aracımıza atladık ve çöllere doğru yola düştük. Bugün hedefimiz olan Naukluft Ulusal Parkı içinde olan ve konaklayacağımız Namib Desert Lodge’a kadar 300 km’ye yakın yolumuz olacak. Bu yolun Windhoek’ten sonraki 80 km’lik kısmı asfalt ama sonrası bildiğimiz stabilize yol. Yani toz toprak demek. Bugüne kadar gezilerimde yaptığımız en berbat yol Madagaskar gezisindeydi. Madagaskar yollarında toz toprak yanında bol bol çukur ve tepeler nedeni ile böbrek taşınız varsa düşürmeniz ( o da düşecek büyüklükte ise eğer), ağrımayan bel fıtığınız varsa ağrıması garanti. Namibya yolları ise stabilize olsa da Allah’tan çukur ve tepeye sahip değil. Göz alabildiğine dümdüz. Size bir tavsiyem yanınızda battal boy çöp poşetlerinden alın ve bavulunuzu bu poşetlerde olacak şekilde bagaja verin. Bizim seyahat ettiğimiz araç arkasında kapalı bir bagaj aracı taşımasına rağmen bavullar gezi boyu toz toprak içinde kaldı. Bu tavsiyeme kulak verin. Bavulunuzu kıytırıktan çöp poşetlerinin nasıl koruduğunu görünce beni mutlaka hatırlayıp, içinizden “aferin” diyeceksiniz.

kalkış Windhoek, Namibya varış Namib Desert Lodge, Sesriem, Namibya - Google Haritalar - Google Chrome 09.08.2018 094035Windhoek dışındaki yerleşim yerlerinde ortalıkta gezen babunları görmek biraz heyecan yarattı. Bugün gezinin ilk günü, yani taze heyecan ile sağa sola baka baka yol almaya başladık. Solitaire adlı dinlenme tesisine kadar yol boyu tesis olmadığından zorunlu ihtiyaç molalarınızı gidermek için ardına saklanabileceğiniz tepe görünce ihtiyaç molası vermeniz gerekecek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Solitaire denen tesise ulaştığımızda öğle saatlerini geçmiştik. Acıktık. Hamburger ve biraları hemen sipariş ettik. Burası Namibya gezginleri için Naukluft Ulusal Parkı içindeki kumulları ile meşhur Sossusvlei’ye ve Atlantik kıyılarındaki Valvis Bay  giden yolda zorunlu uğrak yeri. Burayı bir Hollandalı koyun yetiştirmek amacı ile çiftlik yapmak için almış. Yalnızlık ve pırlanta anlamlarına gelen Solitaire ismini ise Hollandalı girişimcinin eşi koymuş. Koyun işi belli ki yürümemiş ama zamanla burası restoranı, fırını, benzin istasyonu, alışveriş merkezi ile dinlenme tesisi olarak işlev görmeye başlamış. Hamburgeri nefisti, soğuk bira ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski arabalar, traktörler ve ortama uygun seçilen yeşillendirmelerle  mekan, çöl ortasında tam bir vaha diyebiliriz. Restoranın arkasında bulunan ağaçlar ise rengarenk kuşlarla dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada işimiz bitince 7 km ötede bulunan ve 2 gece konaklayacağımız tesise yöneldik. Odalarımıza yerleştik. Bu tesis muhteşem bir yer. Öyle lüks aramayacaksınız. Ama temel istekleriniz olan temiz ve geniş oda ihtiyacınızı karşılayacaktır. Bu tesisin güzelliği hem yürüyüş yapabileceğiniz parkurlarının olması ve hem de gün batımı safarisi gibi aktivitelerinin olması. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz ilk gün tesis çevresindeki parkurlardan birinde yürüyüş yaptık. Burada bir ağacın tepesinde çalı çırpı ile yapılmış göz göz odaları bulunan büyük bir kuş yuvası gördük. İsmine uygun güzellikte Şeftali Yüzlü Aşk Kuşu (Peach-faced Lovebird) ile burada tanışmış oldum. Oynaşmalarını, yuvalarını diğer kuşların saldırılarına karşı korumalarını ve bir yandan da benim gibi bir kuş meraklısının dakikalarca onları izleme ve fotoğraflama çabalarım karşısındaki şaşkınlıklarını izledim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra etek kısımları kırmızı kuma dönüşmüş küçük dağların gölgesindeki parkuru takip ederek yürüyüş yaptık. Burada 1.5 km’den, 5 km’ye kadar uzanan yürüyüş parkurları var. Gün artık kararmaya başladığından ve ne ile karşılaşacağımızı da bilemediğimizden en kısa parkuru seçtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkurda bile karşımıza oriks (oryx) denen antilop cinsi hayvanlar çıktı. Namibya’da ilk gördüğümüz hayvan olduğundan heyecanlandık tabii ki. Sonraki günlerde orikslerin yüzüne bile bakmadığımızı hatırlayınca bu satırları yazarken gülesim geldi. 

P7220151.JPG

Yürüyüş sonrası duşumuzu aldık ve doğrudan yemeğe geçtik. Yarına gezimizin çok önem verdiği bir bölümü var; Sossusvlei Kumulları ve Deadvlei….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru 09.08.2018 Saat 21:37

 

 

 

Afrika Cömerttir: Giriş Yazısı

IMG_3048.JPG

21 Temmuz ve 03 Ağustos 2018 tarihleri arasında Namibya, Botswana, Zimbabwe ülkelerini içeren bir gezi yaptık. Gezinin ana rotasını Namibya oluşturuyordu, Botswana ve Zimbabwe’ye  ise sırasıyla Chobe Ulusal Parkı ve Viktoria Şelalesi için gittik. Gezi yazısı öncesi genel bir değerlendirme yapmak gerekir diye düşünerek bu yazıyı paylaşmak ihtiyacı hissettim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezi yazımın başlığını daha gezimizin ilk günü düşünüp, Namibya’da iken “Afrika Cömerttir” diye koymuştum. Bu başlıktan amacım, Namibya’nın  özelinde ama daha önce gezdiğim diğer Afrika ülkelerine yaptığım gezilerimi de anımsayınca Afrika genelinde, bir gezgin için kıtanın verebileceklerinin zenginliğine dikkat çekme isteğimdi. 

Google Haritalar - Google Chrome 07.08.2018 113544Türkiye yüz ölçümünden büyük ama 2,8 milyon nüfusu ile insan fakiri bu ülkede bir tarafta 80000 km²’yi aşan Namib Çölü’nün sarı kumu, kızıl kumullarında yürüyor, bir diğer tarafta Atlas Okyanusu’nun mavi hırçın dalgalarına ayaklarınızı sokuyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir yanda ıssız çölün ortasında on binlerce yıl önce yaşanmışlığın göstergesi olan duvara kazılmış hayvan ve insan figürlerini görüyor, bir yanda modern dünyadan kopmuş, kendi geleneklerine göre yaşamlarını sürdüren ve size o yaşamlarını tüm saflıkları ile açan  kabile yaşamının insanları ile tanışıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çölün ortasındaki kısıtlı su alanlarının çevresine toplanan ve kendilerine su içme sırasının gelmesini bekleyen filleri, gergedanları, zürafaları, zebraları, oryx, kudu, springbok gibi antilop ailesinin üyeleri ve çakalları gördüğünüzde “İşte ben Afrika’dayım” hissini yaşıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P7240099.JPG

Yolda aracınızla seyir halinde iken, bir TIR şoförünün uyarısı ile, göreceğiniz en zehirli kobra türlerinden olan  black mamba’ya yol ortasında denk gelmenizin verdiği şaşkınlığı tadıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ve Namibya’nın kuşları… 706 kuş türü varlığı bilinen Namibya’da  gözlerinizi kendine bağlayamayacak kuşa rastlamama olasılığı neredeyse sıfır.

IMG_8695

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hele de kuş fotoğrafı çekme merakınız varsa, fotoğraf makinenizden tele lensinizi çıkartamıyorsunuz. O renk renk, çeşit çeşit, irili ufaklı, değişik gagalı kuşlar sizi mest ediyor ve dünyanın güzelliğine -en azından bu açıdan- bir kez daha şükrediyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İşte tüm bunlar bir gezgin için Afrika’nın sunabileceği zenginlikler, güzellikler..Şimdi söyleyin bakalım bana, Afrika o fakirliği, yoksunluğu  ile siz ziyaretçilerine tüm bunları, tüm doğallıkları ile sunuyorsa cömert değildir de nedir?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir güzel geziden daha, dağarcığımızda anılarla döndük. Yöre insanına dokunduk. Onlardan aldık, onlara verdik. Bu gezinin planlaması, kaldığımız yerlerin güzelliği ve hiçbir aksaklığın yaşanmaması dolayısı ile sevgili Aykut’ a teşekkür etmem lazım. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Haydi bakalım sevgili Gezekalın takipçileri, buyurunuz Afrika’nın  cömertliğine siz de ortak olun. Kim bilir belki bir gün siz de oraları kendiniz görmek istersiniz. Bu yazı dizisi o güne bir hazırlık olsun…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

08.08.2018 Saat 01:03

P7300188-001.jpg

Kopenhag’da Üç Gün

Yeryüzündeki insanları merak eden güzeller güzeli Denizkızı, 15 yaşına basar basmaz merakını gidermek için suyun yüzüne çıkmış. O anda da bir gemiden denize bakan ve hayatının aşkı olacak olan yakışıklı prensi görmüş. Masal bu ya, prens fırtına çıkınca gemiden denize düşmüş. Prens tam boğulacakken Denizkızı onu kurtarmış. Prense olan aşkından dolayı, prensle birlikte olabilmek ve karaya çıkabilmek için, cadıya sesini vermek karşılığında, iki ayağa kavuşmuş ve prense ulaşmış.

Masal sonunu güzel bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Her aşk maalesef güzel bitmiyor ve her seven, sevdiğine kavuşamayabiliyor. Uğruna cadıya sesini veren Denizkızı prensle evlenememiş ve büyücünün kehaneti gerçekleşerek Denizkızı bir köpüğe dönüşmüş.

indirÜnlü masal yazarı Hans Christian Andersen‘in ülkesi Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a kısa süren bir gezimiz oldu. Yazıya neden Denizkızının hüzünlü masalı ile başladım derseniz yukarıda gördüğünüz Küçük Denizkızı heykeli Kopenhag’ın simgesi.

Kopenhag kolay gezilebilir, sessiz, sakin ve huzur dolu bir şehir. Kopenhag gezisinden “aklında kalanlar nelerdir” diye sorarsanız, size ilk planda şunları söyleyebilirim; Pahalı bir şehir, şehrin neredeyse tüm gezi noktalarını yürüyerek gezme şansınız var, yediğim en güzel ekmekleri burada yedim ve kadınlı erkekli bu kadar güzel insanın bir arada olduğu başka bir şehir görmedim.

DenmarkPoliticalMap_Layers

IMG_9049Kopenhag’a Türk Hava Yollarının düzenli uçuşları var ve yaklaşık 3.5 saat süren bir yolculuk yapıyorsunuz. Havaalanı ve şehir merkezi arası yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Kopenhag’ı gezmek için en uygun zamanın yağmuru az Ağustos ayı olduğunu söylüyorlar. Ama ben hayatımın en kötü yağmurlarından bir tanesine Kopenhag’da yakalandım. Namussuz merete yol ortasında bir yakalandım ki sormayın gitsin! Islanmadık yerim kalmadı. Yağdım mı fena yağıyor, yanınızda küçük şemsiye olsa iyi olur diyeceğim ama nasıl bir yağmursa şemsiye filan da yetmiyor. Kıssadan hisse, Kopenhag’da hava her zaman ve aniden değişebilir. Orada geçirdiğim 3 günün 2 gününde yağmur vardı.

P8030126.JPG

Kopenhag’da yağmur fena yağıyor. Bisikletli Kopenhag’lıların ise pek aldırdıkları yok yağmura

Kopenhag coğrafik olarak da çok ilginç bir yapıya sahip. Bir kere Kopenhag, Zealand adlı bir ada üzerinde bulunuyor. Baltık Denizi’nin kanallar boyunca şehrin içine girmesi ile şehir adeta Venedik’e benziyor . 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Danimarka’nın Kopenhag şehri ile İsveç’in Malmö şehrini, daha doğrusu Danimarka ve İsveç topraklarını birbirinden ayıran Øresund Boğazı, bir köprü ve devamında 4 km deniz altından giden bir tünelle birbirlerine bağlanmışlar. 

002.jpeg

Kopenhag’da şehir merkezinde 700.000, kırsal alanla birlikte ise 1.250.000 civarında insan yaşıyor. İnsanoğlu bu kadar mı güzel olabilir? Kadını erkeği bebek gibi bir yüz, renkli gözler ve çok düzgün fiziğe sahipler. Candan, yardımsever ve neşeliler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şehir düz ayak. Tepesi, yokuşu olmayan bir şehir. Şehir düz ayak bir şehir olunca da haliyle bisiklet kullanmak kolaylaşıyor. Ben bu kadar bisikleti sadece Tayland, Çin gibi ülkelerde gördüm, Avrupa’da ise ziyaret ettiğim hiçbir şehirde bu kadar bisiklet yoktu. İnsanlar hem spor yapmış oluyorlar, hem de şehir egzoz dumanından kurtulmuş oluyor. Sizin anlayacağınız Kopenhag çevre dostu bir şehir. Kopenhag sakinleri ne yağmur, ne güneş (çamur zaten yok!) dinliyorlar, hep bisiklet üzerindeler. Bisikletlerin hiç görmediğim şekillerini burada gördüm. Bir tanesinin ön tarafında 4 küçük çocuğun oturduğu selesi bile vardı. Sanki anaokulu nakil aracı gibiydi 🙂

Yemeklerinin ahım şahım olmadığını söyleyebilirim. Yediğim yemeklerden aklımda kalan bir şey pek olmadı. Amma lakin o ekmekleri var ya o ekmekleri! Muhteşemdi. Bir restorana gittiğimizde sepette gelen ekmeklerin bitme süresi 10 dakikayı bulmuyordu. Garsonlar bize ekmek taşımaktan fenalık geçirdiler. Vallahi biraz mahcup olduk ama sıcak ekmeği zeytin yağına bandıra bandıra yemenin dayanılmaz çekiciliğine karşı koyamadık. Bir daha mı geleceğim Kopenhag’a? Varsın “Bu Türkler de ne ekmek canavarı kardeşim” diye düşünsünler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Şehrin kuruluşu Vikingler zamanına, 10. yüzyıla kadar gidiyor. Kopenhag  o zamanlar küçük bir Viking balıkçı köyü imiş. 15. Yüzyılda Kopenhag, gelişen ticaret sayesinde, artık Danimarka’nın başkenti olacak kadar önemli bir şehir haline gelmiş. Zaten şehrin Dan dilindeki söylenişi København, “Ticaret limanı” anlamına geliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şehir benim gördüğüm en pahalı şehirlerden. Benim kıyaslamam bira fiyatı ile oluyor. Kopenhag’da Carlsberg fıçı bira fiyatı 65 Kron yani 8.7 Euro. Ortalama bir restorandan 100 Euro civarı ödeyerek çıkıyorsunuz. Hediye olarak “ne aldın” diye sorarsanız, vallahi ben pek alınmaya değer bir şey göremedim. Andersen masal kahramanları düşünülebilir belki ama o kadar pahalı ki! Ben boş verdim, bence siz de aynısını yaparsınız. İster inanın ister inanmayın hediyelik olarak ekmek götürsem mi diye düşünmedim değil.. 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce 18. yüzyıldaki büyük yangın ve veba salgını, 19. yüzyılda da İngiltere’nin meşhur amirali Nelson’un şehri topa tutması gibi şehri yıkan önemli felaketler  sonrasında, şehir büyük ölçüde yeniden imar edilmiş. Bugün gördüğümüz neoklasik tarzda binalar hep o yeniden inşa döneminden kalma. Şehir öyle güzel bir şekilde planlanmış ki yolunuzu kaybetmeniz çok zor. Tarihi eserleri,  müzeleri de ulaşımı kolay olan mesafelerde. 2 tam günde şehri hakkını vererek gezebilirsiniz.

P8050579.JPG

Benim size bir tavsiyem olacak; Kopenhag’ı gezmeye başlamadan önce Hop-on Hop-off denen gezi otobüsleri ile tur satın alın. Hop-on Hop-off turlar  Mermaid Tur (kırmızı hat), Christiania Tur (Mor Hat) ve  Carlsberg Tur (Yeşil Hat) olmak üç çeşit. Ben Denizkızı son durak olan uzun turu seçtim. Böylece hem en uzak noktadan tura başlamış ve hem de şehir hakkında bilgilenmiş olacaktım. Tur fiyatı 180 Kron civarında. Bu turlarda bir yerde inip, o bölgeyi gezip sonra arkadan gelen otobüslerle geziye devam da edebilirsiniz. Benim bunu yapma şansım zaman kısıtlılığı nedeni ile olmadı. 

Kopenhag’da Gezi Noktaları: 

Kopenhag gezmesi çok kolay olan bir şehir. Kendinize güveniyorsanız şehrin tüm gezi noktalarını yürüyerek gezebilirsiniz.

P8050665-001.JPG

Önce şehir merkezinden uzaktan, “Küçük Deniz Kızı (Little Mermaid)” heykelinden başlayalım. Bir kaya üzerinde oturan denizkızı ile temsil edilmiş heykel, ünlü bira üreticisi Carl Jacobsen’in Kopenhag şehrine bir hediyesi. Seyrettiği bir bale temsilinde hem Denizkızı karakterini canlandıran balet Ellen Price’dan ve hem de masalın hüzünlü hikayesinden çok etkilenen Carl Jacobsen bronz ve granitten bu heykeli 1913 yılında yaptırmış. Heykeli Edvard Eriksen adlı bir heykeltıraş yapmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Balet çıplak poz vermeyi reddedince, Edvard Eriksen model olarak kendi eşini kullanmış. Bu heykel bir kaç kez vandal saldırıya maruz kalmış. Şimdi gördüğümüz heykelin birkaç kez tamir görmüş hali. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu heykelin devamında yatların demirlediği liman ve liman arkasında ise bir başka heykel bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1843’de kurulmuş olan Tivoli Bahçeleri belki çocuklulara göre ama benim hoşlanacağım bir yer değildi. Andersen ve Walt Disney’de parkı bol bol ziyaret edenlerden. Yine de Kopenhag’da gezilecek yerlerin başında gelen bu büyükçe lunaparkı gezmeden yapamadım. Üstelik hem gündüz ve hem de gece gezdim. Aksiyon sevenler için bir sürü aktivite var. Hafta sonları burada konserler de oluyor. Biz bir tanesine denk geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parkı yine de ihmal etmeyin derim. İçinde gezip, sonra bir kafeye oturup bir yandan biranızı yudumlarken, bir yandan da tepenizden geçen vagonlarda ters dönerken çığlık atan insanları izlemek eğlenceli gelebilir. 

P8030191.JPG

Nyhavn adlı yer aslında dünyanın dört bir yanından gemilerin yanaşması için yapılan bir limanken sonradan bir eğlence yeri niteliği kazanmış. Limanın iki yanına yerleşmiş 3-4 katlı ve rengarenk boyalı evleri ile çok şirin bir yer. Burada bulunan en eski ev 9 kapı numaralı ve 1681 yılına ait. Bu ev orijinal hali ile korunmakta.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nyhavn gündüzü gibi gecesi de çok hareketli bir yer. Burada bir akşam yemeği yedik. Hans Christian Andersen, burada bulunan 20, 67 ve 18 numaralı evlerde oturmuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9301.JPG

Strøget Kopenhag’ın en önemli alışveriş merkezi ve 1.1 km uzunluk ile Avrupa’nın en uzun yaya yolu. Bu cadde boyu mim sanatçıları, sokak çalgıcılarını göreceksiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9139-001.JPG

Ny Carlsberg Glyptotek müzesi hemen şehrin göbeğinde, Tivoli Bahçeleri yanında bir heykel müzesi. 1888 tarihinde şehrin ve hatta ülkenin zengini biracı Carl Jacobsen tarafından finanse edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9084Ben Kopenhag gezimin ilk günü yağmurdan kaçmak için içeri daldım ama bu kadar zengin bir müze ile karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. İçeride hem modern ve hem de Mısır, Yunan, Asur, Roma, Bizans gibi antik dönemlere ait heykeller var. Burası heykel severler için vazgeçilemeyecek bir yer. En az 1.5-2 saatinizi buraya ayırmanız gerekecektir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Belediye Binası (City Hall), şehrin merkezinde bulunan ve 300 basamakla çıkılan 106 metreyi bulan kulesi ile Kopenhag’ın en yüksek binaları arasındadır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1892-1905 yılları arasında İtalya’daki Siena Belediye Binası örnek alınarak yapılmış. Binanın Tivoli Bahçelerine bakan köşesinde 1965 yılında bronzdan yapılan Andersen’in heykeli bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P8040286.JPG

Vor Frelsers Kirke (Kurtarıcımız Kilisesi) 1696 yılında yapımı tamamlanan barok tarzı bir kilise. Kilise spiral tarzda kulesi ile önemli. Kulenin boyu 90 metre ve tam 400 basamakla çıkılıyor. Bu kilisenin çan takımı da meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vor Frelsers Kirke ziyareti yaptıysanız sakın üşenmeyin ve 400 basamağı çıkıp kulenin tepesinden şehir manzarasına bakın derim.  Kuleden şehrin manzarası harika.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9260.JPG

Holmens Kirke (Gemiciler Kilisesi) 1619 yılında özellikle sefere çıkmadan önce gemicilerin ibadet etmeleri için yapılmış olan bir kilise. Ben bu kilise içinde tahta oymalara bayıldım. Bu kilise sadece içinde bulunan bu oymalar için bile ziyaret edilir. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Borsa Binası şehrin bence en güzel binalarından bir tanesi. Bu bina ayrıca Kopenhag’ın en eski binalarından sayılıyor. Christian IV bölgesel ticaretin önemini anlayarak 1625 yılında bu görkemli binayı yaptırmış. Binanın orjinalde kurşun olan çatısı İsveç’le savaş sırasında sökülerek top gülle ve kurşun yapımı için kullanılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Christiansborg Sarayı ve Meydanı ise turistlerin uğrak yerlerinden. Christiansborg Sarayı bir zamanlar krallara ve kraliçelere ev sahipliği yapmış, ancak 1800’lerin sonlarında sarayda çıkan yıkıcı yangınlardan sonra kraliyet ailesi, bir daha dönmemek üzere Amalienborg Sarayı’na taşınmış. Kule, 1907-1928 yılları arasında yapımı tamamlanan Christiansborg Sarayı’nın üçüncü kısmı olarak inşa edilmiş. Yüksekliği 106 metre olan Christiansborg Sarayı Kulesi, Belediye kulesini 40 santimetre aştığından Kopenhag’ın en yüksek kulesi sayılıyor. Bakmayın siz benim Kopenhag’da 3 gün geçirdiğime. Aslında bir eğitim toplantısı için gittiğim Kopenhag’da sarayları gezecek zamanım maalesef yoktu. Ben ancak dışarıdan görebildim. Saray bugün  Danimarka parlamentosuna ev sahipliği yapıyor. Saray meydanı ise çok hareketli. Buradan aynı zamanda bot turları da kalkıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

St. Nikolaj Kilisesi’nin tarihi 1200’lü yıllara kadar gidiyor. Kopenhag’ın en eski kiliselerinden bir tanesi. 1795’deki büyük Kopenhag yangını sonucu kilise olarak görev görmesi durdurulmuş. Yani burası artık bir kilise değil. Nikolaj Kunsthal olarak geçiyor adı. Sonraki tarihlerde yangın kulesi, deniz müzesi ve halk kütüphanesi olarak işlev görmüş. Bugünde çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor. Kulesine çıkılabiliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Merkez Tren İstasyonu 1911 yılında açılmış. Buradan  Øresund Trenleri de kalkıyor. Yani buradan İsveç’in Malmö kentine seyahat edip,  Øresund Boğazını hem köprü ve hem de tüneli kullanarak geçebilirsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kopenhag’ın kanallar sayesinde adeta Venedik Şehri gibi olduğundan bahsetmiştim. Buraya gelip de kanallarda bot turu yapmadan dönmek de olmaz. Bot, Küçük Denizkızı heykeline kadar gidip kanallarda gezinti yapmanızı sağlıyor. Kopenhag’ı bir de bottan görmek güzel oluyor. Botların kaptanlarının daracık kanallarda seyahat ederken ki ustalıkları müthiş doğrusu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Frederik Kilisesi ve Amalienborg Sarayı’nı ancak dışarıdan görebildim. Gezemedim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet siz Sanal Gezgin arkadaşlarıma Kopenhag gezim ile ilgili olarak bunları anlatabilirim. Dediğim gibi bu gezi daha çok mesleğimle ilgili bir eğitim gezisiydi. Yani daha çok boş vakitlerimde gezebildiklerim bu kadar. Andersen’in masal dünyasını tamamlayan bu güzel şehri ve insanlarını tanıma fırsatınız olursa kaçırmayın…

Gezekalın, sevgisiz kalmayın…

Dr Ümit Kuru

11.08.2017 Saat 11:17