Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI-TEBRİZ-1

Bugünkü İran yaklaşık 1.650.000 km2 yüzölçümü alanı ile dünyanın en büyük 18. ülkesi. Antik İran dediğimiz de ise kastedilen, merkeze İran Platosunu alırsak, İndus Nehri kıyılarından, Kuzey Afrika, Makedonya topraklarına, Orta Asya’ya uzanan çok geniş bir alandır. İran isminin etimolojik kaynağı “Aryan” kelimesi. Aryanlar, Kafkaslardan bölgeye göç eden ve Hint-Avrupa dil ailesinin bir alt grubunu konuşan göçmen kabile insanları. Tabii ki onlardan önce de buralarda birileri yerleşikmiş ve bu göçmen kabileler zamanla onlarla kaynaşmışlar. “İran Öncesi” de denen bu tarih dilimi milattan önce 3500-550 yıllarını kapsar. İran’ı araştırırken Pers, Pers Kültürü, Fars gibi kelimeleri ise sıkça duyacak ve okuyacaksınız. Pers kelimesi, geniş anlamı ile, Fars dilini konuşan ve Pers Kültürüne sahip olan insanların yaşadığı bölgeler anlamında kullanılabilse de aslında daha doğru olarak anlamamız gereken İran’ın güneyinde Pers (Pars, modern dilde de Fars) denen daha dar bir bölgeyi gösteriyor. Pers kelimesinin isim kaynağı ise milattan önce 1000 yıllarında bölgeye göç eden Hint-Avrupa kökenli göçebe bir kabile. Bölge Asur yazıtlarında “Parsa” olarak geçen bu kabilenin ismiyle anılmış. Şimdilik bu kadar genel bilgi yeter diyerek gezimizin ilk durağı olan Tebriz’e giriş yapalım.

Tebriz dahil, İran’ın 5 kentine (Tahran, Şiraz, Meşhed, İsfahan) Türkiye çıkışlı uçuşlar var. Biz 2,5 saatlik İstanbul-Tebriz uçuşunu yaparak İran’a giriş yaptık. Tebriz havalimanı küçük ve pek gösterişsiz bir havalimanı. İran’ın dördüncü kalabalık ve Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin başkenti olan bu kente daha güzel bir havalimanı yakışırdı. Havalimanında biraz eziyet yaşayacaksınız. Az sayıda görevli, bir uçak dolusu insana çok yavaş hizmet verebiliyor. Pasaportları sadece sisteme kayıt ediyorlar ama İran’a giriş-çıkış damgası vurmuyorlar. İstanbul-Tebriz arasında 1,5 saatlik bir saat farkı var. Geç saatteki uçuş ve saat farkı bizi biraz sersemletti doğrusu. Yerel rehberimiz Rıza ile havalimanında buluşup otobüse doluştuk. Bizim İran’daki ilk günümüz, Türkiye’de Ramazan Bayramının da ilk günü. Ama İran’daki o günümüzde, İran halkı hala oruç tutuyordu. İran’da Ramazan Bayramı ertesi güne denk geliyordu. İki Müslüman ülke arasındaki bu fark İran’da Şevval Hilalinin görevli imamlarca daha görülmemesi ile ilgiliydi. İran’da Ramazan ayı, gökyüzünde hilalin görülmesi ile tamamlanıyor ve Ramazan Bayramı başlıyor. Bunu gözlemlemek de Dini Lidere bağlı Hilal Gözlemleme Ofisi yetkililerinin görevi. Bu ofis Şevval Hilalinin ertesi gün görüleceği haberini verince İran halkı için Ramazan Bayramı başlangıcı, Türkiye’den bir sonraki güne denk geldi. Bundan mıdır? Yoksa sabahın erken saatleri olduğundan mıdır nedir? Tebriz sokakları boş sayılır.

İran’da araç sahipleri hakkında edindiğim izlenim kötü araba kullanmaları. Bu nedenle karşıdan karşıya geçerken dikkat etmelisiniz. Sokaklar ise tertemiz. Bunu İran’da gezdiğimiz tüm şehirlerde gözlemledik. Klasik Arap ülkeleri sokaklarındaki manzaraları buralarda göremeyeceksiniz. Bu arada Arap demişken, İran halkına yanlışlıkla sakın “Arap halkı” demeyin! Haklı olarak “Bizler Arap değiliz!” diyerek fena bozuluyorlar. Tüm İran gezimizde, İran halkından samimi ve güzel bir muhabbet gördük. Ama tabii ki en yoğun olanını da Tebriz’de yaşadık.

İran toprakları üzerinde Türk uygarlıklarının izlerini çokça göreceksiniz. Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti, İldenizliler, Harezmşahlar, Timur İmparatorluğu, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevi Devleti, Afşarlar ve Kaçarlar birbirlerini takip eden sırada hüküm sürmüşler. Tabii ki bu Türkmen devletleri tarih sahnesine “pat” diye girip, bir anda da ortadan kaybolmadılar. Zamanın şartlarına göre zayıflayan hanedanların yerini yenileri aldılar ve sonra da sıralarını bir sonraki hanedana devrettiler. Yönetimde kalmadılar ama birbirleri içinde kaldılar ve birlikte yaşadılar. Bu nedenle İran’da Büyük İskender ve ardıllarının Helen etkisini, Orta Asya’dan İran’a inen Türkmen boylarının etkilerini, Arap dünyasının etkisi mimaride ve kültürde sentez olarak göreceksiniz.

Tebriz’de ilk ziyaret yerimiz Mavi Cami, Gök Mescit ya da Farsça Mescid-i Kebud dedikleri yer oldu. Tebriz’i başkent kabul etmiş Karakoyunluların ünlü hükümdarı Cihan Şah, mescidin yapımını 1465 yıllarında başlatmış. Yapımını başlattığı eseri, Cihan Şahı yenip canını alan Akkoyunluların ünlü hükümdarı Uzun Hasan’ın torunu bitirmiş. Tamamen tuğladan yapılmış olan Gök Mescidin dışı çini ve mozaiklerle kaplıymış. Ama zamanla ve depremlerle çok hasar görmüş. Bir tek giriş kapısı ve duvarlar ayakta kalmış ve muhteşem kubbesi çökmüş. Mescitin bu hali restorasyon sonrası ortaya çıkmış. Yarım kubbe biçimindeki yüksek cümle kapısından başlayan zengin çini süslemelerin büyük kısmı dökülmüş. Ama var olanlar bile zamanındaki ihtişamı gözler önüne seriyor. Giriş kapısından sonra karşınıza “Şebistan” denen ve cemaatin namaz kıldığı yer çıkıyor. Mozaik döşeme zarafeti ve çeşitli kullanılan hat sanatı ile işlenen nakışlar ve renklerin uyumu, özellikle muarrak fayans sanatıyla döşenen çinilerdeki lacivert renkler nedeniyle bu bina İslam firuzesi olarak tanınıyor.

Gök Mescit gezimiz sonrası Azerbaycan Müzesi ziyareti yaptık. İki aslan heykeli arasında büyük bir ahşap kapıdan giriş yaptığımız müze İslami dönem öncesi ve sonrası eserlere ait tarihi ve sanatsal eserleri ile ulusal müzeden sonra İran’ın ikinci arkeoloji müzesi kabul ediliyor. 1958 yılından beri faaliyette. Aslında 3 katlı olsa da bodrum katı değişen sergilere ayrılmış. Tebriz’e geldiğiniz zaman ziyareti ihmal etmemeniz gereken yerlerden.

İran’da müzecilik anlayışı çok iyi. Aşağı yukarı her müze girişi 1000000 Riyal (yaklaşık 4 Dolar). Ben İran’lıların para birimi ile çok zorlandım. İran ekonomisi maalesef ambargolar nedeni ile çok iyi değil. Bir Amerikan Doları ile 260000 Riyal alabiliyorsunuz. Bizdeki gibi kur sürekli değişiyor tabii ki. İran Tümen’i ya da Tomen’i İran’daki 10 Riyal karşılığına denk gelen para miktarı olarak halk arasında sıkça kullanılıyor. Türkçe köken olarak on bin anlamına gelen bu sözcük. Verilen fiyatlar Riyal mi? Tümen mi? iyice sormalısınız. Esnafın satılık ürünleri üstüne koyduğu Farsça etiket fiyatlarını gezinin sonuna kadar anlamak mümkün olmadı.

İran kadar şairine önem veren bir ülke görmedim. Tebriz içerisinde bulunan Şairler Mezarlığı (Maqbaratoshoara) dünyada eşine pek rastlamayacağınız bir mezarlık. Bu yapının ismi her ne kadar Şairler Mezarlığı olarak adlandırılsa da bu mezarlığa sadece dönemin şairleri defnedilmemiş, bunun yanı sıra bu mezarlığa dönemin ünlü yazarları, önde gelen bilim adamları ve döneminde oldukça etkili olan mutasavvıfların mezarları da bu bölgede yer almış. Tebrizli halk şairleri, Şairler Mezarlığı’nın bahçesinde her akşamüzeri toplanıp şiir ve şarkılarını okuyarak geçmişten beri var olmuş olan 410 şairin mezarının yanı başında onların hatırasını yaşatmaya ve yeni şiirler üretmeye devam ediyorlar. İlerleyen günlerde gezeceğimiz Said-i Şiraz gibi şairlerin anıt mezarlarının başında da şiir okuyan gençlere şahit olduk.

1721 yılında Tebriz’de meydana gelen 7,7 şiddetindeki büyük depremde tüm Tebriz ile birlikte o dönemde, yine bu noktada bulunan Şairler Mezarlığı da yerle bir olmuş. Bugün bulunan anıt 1970 yılında önemli ölçüde restore edilmiş ve yeniden yapılandırılmış bir yer. Biz oradayken de hala tadilatta olan anıtın içinde önemli şairlerin heykelleri ve ortada da İran’ın çok sevilen ve 1988 yılında vefat eden Şair Şehriyar’ın cansız bedeninin yattığı mezar bulunuyor. Etkileyici ve İran halkının sanata ve sanatçıya tarih boyunca verdiği değeri gösteren önemli bir ziyaret yeri.

Tebriz gezi yazısını bugünlük burada keserken bölümü Şehriyar’ın dizeleri ile bitirelim;

Şehriyar’ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?

Gezekalın

25.05.2022

Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI-ÖNSÖZ

Hiç bir gezi yazımın başlığı hakkında bu kadar uzun süre kafa yormamıştım. Uzun süredir yurt dışına çıkamamamın ardından gelen ve güzellikleri, kültürü ile iz bırakan bu güzel ülkenin (kendimce) çarpıcı bir başlığı olmalıydı. En sonunda gezi yazımın başlık ilhamı, instagrama koyduğum fotoğraflara yorum yapan bir arkadaşımdan geldi. Fotoğraflarımdaki yerlerin güzelliğinden bahsettikten sonra “İran’ın gezmek istedik ama bizim çekincelerimiz vardı. Bu kadar rahat gezilebileceğimizi bilmiyorduk.” cümlesini okuyunca gezi yazımın da başlığı ortaya çıkmış oldu; Çekincelerinizi bir kenara bırakın! İran Gezi Yazısı.

Kadim ülke İran’ı gezmeyi hanımla ne zamandır istedik durduk. Önce İran gezisi hakkında işittiğimiz söylentiler sonucu aklımızda yarattığımız çekinceler, arkasından da pandemi derken İran’ı gezmek için 2022 yılının Mayıs ayına kadar beklememiz gerekti. Kendimiz bir program yapmaya çalışırken, kafamızda olan geniş İran turu programının, hazırda bir tur firmasında satışta olduğunu görünce işin kolayına kaçıverdik. Bir de gezi rehberi eski gezilerden tanıdığımız, bilgisine güvendiğimiz Ayşe Aktunalı olunca Dünyanın Renkleri adlı firmanın 16 günlük bir programına yazıldık. Civarımızdaki arkadaşların çoğuna 16 gün fazla gelse de bu ülke için 3-4 gün daha gerektiğine inanıyorum. Biz İran’ın Hazar Kıyılarını gezemedik. Bu gezi yazısına hazırlanırken “Keşke oraları da görme imkanımız olsaydı” diyorum. Firmalar genellikle 7-8 günlük programlarla İran gezisi yapıyorlar. Sizlere tavsiyem kısa İran programlarından ziyade uzun programları mutlaka tercih edin, aksi halde bir şeyleri atladığınızı mutlaka hissedeceksiniz.

6500 yıllık bilinen yerleşimi olan bu topraklardan geçen uygarlıkların, kurulan imparatorlukların her birinden izler kalmış İran’da. Biz gezimize Tebriz’den başladık ve geziyi Tahran’da bitirdik. 31 Eyaleti olan İran’ın 10 Eyaletini, 19 kentini, 26 UNESCO listesinde olan yerinden 15 tanesini gezme şansımız oldu. Eyaletler arasında gezinirken keskin diyebileceğim iklim ve kültür değişimlerine de şahit olduk. Kuzeyde Batı-Doğu ekseninde uzanan Elbruz Dağları ile Kuzeyden Güneye uzanan Zağros Dağları boyunca karayolu ile yaklaşık 5000 km seyahat ettik. Değişim sadece coğrafyada ve iklimde değil ama gezdiğimiz bölgenin kültüründe ve insan yaşamında da belirgin olarak gözlenebiliyor. Bu da İran’a ayrı bir renk ve ziyaret etme nedeni yaratıyor.

İran insanları çok sevecenler ve çok da misafirperverler. Zaten dil yüzünden asla yabancılık çekmiyorsunuz. Türkçe konuştuğunuza şahit olan birileri mutlaka yanınıza gelip size “Türk müsünüz?” diye laf atıyor, sohbet açmaya çalışıyor ve fotoğraf çektirmek istiyorlar. Özellikle Tebriz ve civarı Azerbaycan eyaletinde rahatlıkla Türkçe konuşabilirsiniz ve konuşulanı anlayabilirsiniz.

Gelelim İran İslam Cumhuriyetindeki çekincelerinizin kaynağı olan yaşam tarzına. Biliyorsunuz biz gezginlerin gezdiğimiz yerleri değiştirmeye imkanımız, yaşam biçimlerini de eleştirmeye hakkımız yoktur. Bizler ancak anın şahitleri ve yörenin misafirleriyiz. Sadece izlenimlerimiz olabilir. İlerleyen yazılarda ayrıntı ile ülke hakkında bilgi paylaşımı yapacağım ama 16 Ocak 1979 tarihinde oğul Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin İslam Devrimi sonucu ülkeyi terk etmesi ardından ülkenin rejimi değişime uğradı. Şaha karşı devrimi beraberce gerçekleştiren çeşitli ideolojik güçlerin zaman içinde eritilmesi sonrası İran katı islamik kurallarla yönetilmeye başlandı. İran’ın İnsan Hakları Sicili kötüleşti, devrim sonrası çok sayıda insan idam edildi, özellikle aydın, sanatçı bir çok İran’lı da ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Özellikle kadınların yaşam tarzı kısıtlandı. Gazetelerde bolca idam haberlerine, sokaklarda gezen kadınların başörtülerinin yetersizliğine yönelik ahlak polisi şiddeti haberlerine rastladık. Bu haberler hepimizde, en azından biz de, gezi konusunda çekinceler yarattı. Bizim gördüğümüz 2022 yılına geldiğimizde bu türden müdahalelerin azaldığı, Anadolu kadınının geleneksel başörtüsü tarzı bağlamanın ve kalçaları açığa çıkartmayan tarzda giyinmenin yeterli olduğu oldu. Ülkemizin bazı bölgelerine göre günümüz İran’ında baş bağlamanın daha özgür olduğunu gözlemledik. Benim sevgili eşimin baş bağlaması, giyim tarzı bir kısım İran’lı kadının yanında daha kapalı kaldı. İran gençleri, kadınları bu konularda zaman içinde bazı kazanımlar elde etmişler ve kendilerine dayatılan yaşam tarzına itiraz etmişler gibi düşündük. Özellikle Tahran, İsfahan gibi büyük kentlerde kızlı erkekli grupların bir arada olmaları, kafelerde bir arada oturmaları Türkiye’den çekincelerle gitmiş bizler için şaşırtıcı oldu. Yani demem o ki başınızı tamamen açıkta bırakmayan başörtünüz, dirseklerinizin aşağısında ve diziniz hizasındaki elbiseniz yeterli olacaktır. Size zaten “harici” diye bakıyorlar ve hoşgörü gösteriyorlar. Erkekler için ise sorun yok zaten. Bununla birlikte şehirlerde halkın kullandığı otobüslerde ön tarafta kadınlara arka tarafta ise erkeklere, camilerde kadın erkek ayrı bölümlerde insanlara rastlıyorsunuz.

İran ülke olarak gerçekten gezilmeyi hak eden bir ülke ve ülkede zaman içinde yaratılan eserler karşısında büyülenmemek elde değil. Eyvan stili mimari eserler, iç dekorasyonda kullanılan Aynakari işler, vitrayla yaratılan ışık oyunları, mozaik ve çinilerin camilerde hayranlık bırakan dizilimi, Dünya Mirası Listelerine girmiş Pers Bahçeleri, kıtalara yayılmış Darius’un İmparatorluk eserleri, ölümsüzlük için kayalara oyulmuş anıtları, zamanın havalandırma sistemleri olan ve “Badgir” denen rüzgar kuleleri görülmeye değer. Selçuklu eserlerini burada görmek sizi mutlu ediyor. Hatemkari el işleri, minyatür sanatı eserleri ve halıları meraklısını hayran bırakacaktır. İran kadar şairine önem veren ve onlar için anıt yaptıran bir ülkeye şahit olmadım. Hafız-i Şirazi’nin, Sadi-i Şirazi’nin mezarları başında onun şiirlerini okuyan İran’lı ziyaretçileri görmek bizi mutlu etti. İran’da çok güzel bir müzecilik anlayışına şahit olacaksınız. İran halkı gezmeyi seviyor. Çok hareketli bir iç turizm var ve Tahran gibi büyük şehirlerin trafiği insanı bunaltabiliyor . Tatil günleri olan Cuma günü bazı yerler çok kalabalık olabiliyor. Ve tabii ki eşsiz lezzette İran yemeklerini tatmak için bile bu ülkeye gidilir.

Benim için İran gezi yazısını bitirmenin biraz zaman alacağını düşünüyorum. Yazacak konu çok olunca doğrusunu yazmak için de zaman gerekecektir. Ama sonunda güzel bir yazı ve İran’ı gezmek isteyenler için de iyi bir rehber ortaya çıkacaktır. Ben kendime anılar yazıyorum, siz okuyan Sanal Gezginler ise anılarıma ortaksınız.

Gezekalın

23.05.2022

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-3

IMG_0608

Sri-Lanka-Prasanna-Weerakkody-Kelaniya-Temple

Sri Lanka dilindeki (Sinhalaca) isimleri akılda tutmak ve söylemek çok zor. Hem Sri Lanka’da hem de Sri Lanka’dan döndükten hemen sonra bir türlü doğru şekilde “Anuradhapura” diyemedim. Ama Kandy şehrinin telafuzu da kolay, söylemesi de. Bu açıdan en çok Kandy şehrini sevdim. Aslında Kandy, Portekizlilerin adaya gelmesinden sonra, yani Batılıların kullandıkları bir isim. Sinhalaca zamanında kullanılan tam adı ve doğrusu “Beş Tepedeki Şehir” anlamında “Kanda Uda Pas Rata“. Bazen pratik olmak iyidir, Portekizliler koymuş bu adı ve öylece de kalmış. Bizim yolculuk bugün UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Kandy şehrine doğru olacak.

IMG_0740.jpg

Sri Lanka’nın altın dönemleri Anuradhapura ve Polonnaruwa Krallıkları ile sona ermiş. 13. yüzyıldan itibaren de gerileme ve birliğin dağılması gerçekleşmiş. Sömürgeci Portekiz gemileri 1505 yılında Sri Lanka’ya vardıklarında adada çok sayıda irili ufaklı ve birbirlerinden bağımsız krallıklar bulmuşlar. Bunlardan en önemli olanları adanın Kuzeyinde halkının çoğunluğu Hindu Tamil olan Laffna Krallığı, adanın güney batısında halkı Budist Sinhala olan Kotte Krallığı ve adanın merkezinde de Kandy Krallığı. Portekizler, 3-5 gemilik adamları ve o dönem için modern silahları ile bu küçük krallıkları, sayıca kendilerinden üstün olsalar bile, 100 yıl içinde hakimiyetleri altına almayı başarmışlar.

portuguese-ceylon-1200x540.jpg

Portekizler, tarihin her döneminde işe yarayan taktik olarak “böl ve yönet, gerektiğinde düşmanının düşmanı ile dost ol” gibi taktikleri de kullanmayı ihmal etmemişler. Konu Avrupa için çok kıymetli ve para eden baharat (tarçın başta olmak üzere) olunca, sömürgenin en büyük rakibi bir başka sömürgen rakip oluyor. İşte Portekizlerin bu sömürüsü Hollandalıların iştahını kabartınca ve adanın yerli halkının, kendilerini Portekiz sömürgesinden kurtarması için Hollandalıları davet etmesi gibi bir bahanesi de olunca Hollandalılar, Portekizlilerle çarpışmaya başlamışlar. Adayı 1658 yılından sonra da Hollandalılar sömürmeye başlamış. Yani gitti bir sömürgen, geldi yeni sömürgen durumu.

British-Ceylon-history-sri-lanka-steuart-holidays.jpgHollandalıların “Gelin Sri Lanka’nın öz kaynaklarını beraber sömürelim. Ama benim burada hala baş edemediğim bir krallık var, bana yardım et” daveti ile en büyük sömürgen İngiltere’nin sahneye çıkması ise 1796 yılında olmuş. İngiltere, başlangıçta adanın ortasındaki Kandy Krallığı ile bir süre uğraşmış ama  çabalasa da bu krallığın sonunu getirememiş. En sonunda 1815 yılında Kandy Krallığı’da ortadan kalkınca İngiltere adayı kendi toprakları gibi görmüş. Çayı getirmiş, geniş çay bahçeleri, kahve bahçeleri kurmuş, kauçuğu adaya getirmiş ve ekimini yaptırmış. Verimli toprakları ile Kandy’i İngilizler pek sevmişler ve buraya “Küçük İngiltere” adını bile yakıştırmışlar. İşte biz bugün Sri Lanka’nın son krallığı olan Kandy Krallığının başkenti Kandy’i gezeceğiz. Ama önce Dambulla Mağara Tapınağı’nı ziyaret edeceğiz.

P3120005.JPG

Yol üstünde yarı değerli taşların satıldığı bir mağazaya uğradık. Sri Lanka yarı değerli taşlar açısından bir cennet. Benim hiç ilgim yok bu konu ile ama gruptan ilgili olanlar pahalı buldular.

IMG_0697

Milattan önce 1 yüzyıldan beri kullanıla gelmiş Dambulla’nın Altın Tapınağı olarak da bilinen Dambulla Mağara Tapınağı, Sri Lanka’nın Dünya Kültür Mirası Listesi eserleri arasında bulunan bir yer. Yani Biz 3 günde, Sri Lanka’nın 4 UNESCO eserini gezmiş olacağız.   

IMG_0590.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız yer olan Habarana’dan, Yaklaşık olarak yarım saat yol alarak Dambulla’ya vardık. Dambulla, Sri Lanka’daki en büyük ve en iyi korunmuş mağara tapınağı kompleksi. Ancak çevrede 80’den fazla belgelenmiş mağara varmış. Bir zamanlar buralarda tapınaklar var olmadan önce de mağaralarda insanlar yaşarmış. Ancak tüm mağaralar içinden sadece heykel ve duvarlarında resim içeren beş mağaranın üzerine ilgi yoğunlaşmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağa varmak için 400 basamaklı bir merdiveni çıkmak gerekiyor. Her zamanki gibi ayakkabılarımızı çıkartıp ana kapıdan içeriye girdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınaklardaki resimler ve heykeller Buda ve hayatı ile ilgili. Ben saymadım tabii ki ama toplamda kimi kaynakta 150, kimisinde 157 adet Buda heykeli, üç adet Sri Lankalı kral heykeli ve dört adet tanrı ve tanrıça heykelinin var olduğu yazılıyor.

P3120101.jpg

Dambulla milattan önce 1 yüzyıldan beri ibadet yeri olarak kullanılmış. Anuradhapura’dan sürülen Kral Valagamba bu mağaralarda saklanmış. Tahtını yeniden kazanınca da basit mağaraları, dev tapınaklar şekline gelecek şekilde oydurmuş, sonradan gelen krallar da duvarlara Buda tasvirleri çizdirmiş ve Buda heykelleri yaptırmış. 1815 yılında İngilizlerin saldırısından kaçıp, bu mağaralarda saklanan ve rahiplerce korunan Kandy Kralı tam 23 yıl burada kalmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınaklardan ilki ve en eskisinde yatan buda heykeli ve freskolar var. İkinci mağara daha büyük ve burada kayalar arasından çıkan doğal bir su, tavandan bir yol izleyerek bir noktadan yere düşüyor. Tel örgüler arasına alınmış bu alanda tavandan akan su bir kovada toplanıyor ve bu su sadece kutsal törenlerde kullanılıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üçüncü mağara da saklanan kral ve Buda heykelleri var. Dördüncü mağara tadilatta. En yeni mağara ise 1915 yılında yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağaradan çıkışta ters bir yoldan aşağıya indik ve büyük bir buda heykelinin olduğu yere geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dambulla Mağara Tapınakları gezisi sonrasında önce yol kenarında durup çeşit çeşit meyveler satan dükkanları, sonra da tahta oyma işlerinin satıldığı bir atölyeye gittik. Burada gerçekten çok güzel tahta oymalar vardı ama çok da pahalılardı. Aklımda kalarak almadan çıktım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baharat, Sri lanka’nın hem şansı ve hem de şansızlığı olmuş. Tarih boyu baharat cenneti olan bu topraklar iştah kabartmış. Buralara kadar gelip de bir baharat bahçesi gezmeden olamazdı ve biz de bir baharat bahçesini gezdik. Kandy çevresi baharat için çok önemli ve büyük bahçelere sahip. Ama hemen söylemeliyim ki buralarda gezdiğiniz bahçeler baharat tanıtımından ziyade bitkilerle tedaviye yönelmişler. Size işlenmiş ürünleri satmaya çalışıyorlar. Ben hekim olarak bu tür tedavileri asla yadsımam ama gezilerde de bu tür zaman alıcı ve uzun süren işlere vakit ayırmayı sevmiyorum. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P3120163.JPG

Kandy’e geç vardık ve doğrudan doğruya Peradeniya’da (merkezin 5.5 km uzağında) Kraliyet Botanik Bahçeleri‘ne gittik. Aslında burası 14. yüzyıldan beri var olan ve adından da belli olduğu gibi kraliyet mensupları için yapılmış bir bahçe. İngilizler Kandy Krallığını ortadan kaldırıp bölgeye hakim olunca botanik bahçesini de genişletmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

147 hektarlık bir alana yayılmış bahçe, yıllık 2 milyon ziyaretçi çekiyormuş. İçerisinde 4000 den fazla çeşit orkide, baharat, ilaç özelliği olan bitki, palmiye ağaçları ve Ulusal Sri Lanka bitki müzesi bulunuyor. Ben bu bahçeye bayıldım. Kandy’e gelmişseniz burayı gezmeden sakın dönmeyin derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kandy gelir gelmez doğrudan doğruya Sri Dalada Maligawa ya da Kutsal Diş Tapınağı‘na gittik. Bu tapınak, Kandy Krallığı Saray Kompleksi içinde bulunan bir tapınak. Burası da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın önemi Buda’nın ölümü sonrası yakılmasından sonra, yanmadan kalan diş ve kemik kalıntılardan bir tanesinin de bu tapınakta saklanması. 4. yüzyıldan beri Sri Lanka’da çeşitli şehirlerde ve tapınaklarda saklanan kutsal diş kalıntısı en son Kandy Krallığına getirilmiş ve bu tapınakta saklanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınak iki katlı ve üst katta kutsal dişin saklı olduğu bölüm var. Kutsal diş burada iç içe konmuş altın kutuların bulunduğu bir sandukada saklanıyor. Bu sanduka günde 3 kez halkın ziyaretine açılıyor. Biz de akşam saatlerindeki kutsal sandukayı gösterme törenine denk geldik. Aşırı bir kalabalık oluyor. Eğer sandukayı yakından göreyim derseniz fotoğraf çekmeniz yasak, eğer fotoğraf çekecekseniz uzaktan izlemenize müsaade ediliyor. Ben ikinciyi seçtim. 

IMG_0979.jpg

Bu töreni izledikten sonra ayrı bir yoldan tapınaktan çıkıyorsunuz. Bu tapınak iki kez saldırıya uğramış. Bir tanesinde 1989 yılında bombalama olayı gerçekleşmiş. Bir tanesinde ise yıkım büyük olmuş. Tamil gerillaları 1998 yılında tapınağa saldırıp 85 kişinin ölümüne sebep olmuşlar. Hasar alan tapınak restore edilmiş ve bundan sonra da tapınak ziyaretleri sıkı kontrollerden sonra yapılabiliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kandy gezisini devamını bir ertesi güne bıraktık. Her zaman ki gibi günün yorgunluğu çok ama bu yorgunluk çok tatlı bir yorgunluk..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

16.04.2019 Saat 08:33

IMG_1024

Kaynaklar
http://www.localhistories.org/srilanka.html
https://lanka.com/about/attractions/dambulla-cave-temple/
http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Dambulla_cave_temple

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-2

IMG_9922.jpg

created by dji camera

Yukarıdaki fotoğrafı ben çektim ve Sri Lanka’nın en önemli simgelerinden Sigiriya‘nın karşıdan görüntüsünü veren bir yerden çekildi. Soldaki fotoğraf var ya? Yok! Onu ben çekemedim maalesef.. Henüz o türden fotoğrafı çekebilecek teknik ekipmanım yok. Ama sanal alemde bulduğum o fotoğraf, benim Sri Lanka’yı ziyaret etmemin nedenidir.

Bugün sizlerle Sri Lanka’nın UNESCO Kültür Mirası Listesindeki iki yerini, iki eski başkentini  daha gezeceğiz; Sigiriya ve Polonnaruwa.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünden geç vakitlerde giriş yaptığımız otelin, sabahın ilk ışıkları altında bulunduğu konumu görünce heyecanlanmadım değil. Sri Lanka’da, Cinnamon Gruba ait otellerde kaldık. Sevgili Aykut ne istediğimizi iyi bildiğinden konaklama yerlerimizi iyi seçmiş. Her birisi birbirinden güzel, doğa içinde ve ona uyumlu olarak yapılmış yerlerdi. Habarana‘da kaldığımız otel de bu gruba ait bir otel ve Habarana Gölü kıyısında. Sabah ışıkları görür görmez kuşları fotoğraflama ve  “Gölde suyun keyfini çıkartan filleri görürüm” gibi daha da büyük bir umutla göl kıyısına doğru küçük bir yürüyüş yaptık. Ben ve eşime, sevgili tur rehberimiz Alkan Sisli’de katıldı. Alkan bize geziyi kolaylaştırmak için ne gerekiyorsa yaptı, ona ayrıca teşekkür etmemiz gerekir ve ben de bu görevi buradan bir kez daha yerine getireyim.

IMG_9929.jpg

Sigiriya’nın hikayesini öğrendiğim zaman, yerden 200 metre yükseklere neden böyle bir kale-saray kurulmak istendiği bir anlam kazandı. Efendim, olay şu; Kralların adlarını ben de unutacağım, siz de unutacaksınız ama başkent Anuradhapura’da Dhatusena adlı bir kral yaşarmış ve bu kralın da asil olmayan bir kadından Kashyapa adlı bir oğlu varmış. Kashyapa, kendisinin asil olmayan bir kadından doğması nedeni ile  tahtın varisi olma şansı olmayınca, kralın öz yeğeni ve ordunun komutanını da yanına çekerek kralı bir suikast ile 477 yılında öldürüp tahta geçmiş. Tahtın gerçek varisi ve kralın diğer oğlu Moggallana ise sıranın kendisine geleceğini düşünüp Güney Hindistan’a kaçmış. Kashyapa’nın bu hainliği ne ruhban sınıfı tarafından ne de Anuradhapura halkı tarafından tasvip görmüş ve kendisini çevresindeki işbirlikçileri dışında seven de olmamış. Kashyapa tahtı ele geçirmiş geçirmesine ama gel gelelim “Hindistan’a kaçan gerçek varis Moggallana ordu kurup tekrar Anuradhapura’ya saldırırsa ne yaparım?” diye de kara kara düşünüp dururmuş. Bir taraftan korku , bir taraftan da sevilmemezlik onu yeni ve güvenli bir yer arayışına itmiş. 

IMG_9934.jpg

Sonunda kendisi için daha güvenli gördüğü bir yere, yerden 200 metre yükseklikte, ulaşılması zor bir yere, volkanik bir kaya üstüne bir kale-saray inşa ettirmeye karar vermiş. O zamandan önce de orada yaşayanlar varmış. Ama bunlar az sayıda Budist rahipmiş. Kral burada yaşamaya karar verince başkenti de buraya taşımış. Yani Sigiriya, Sri Lanka’nın ikinci başkenti olmuş. Aslında Kashyapa, Budist mitolojisinde adı geçen ve gökyüzündeki tanrıların şehri Alakamanda‘dan ilham alarak Sigiriya’yı inşa ettirmişİşte biz bugüne, burayı ziyaret ederek başladık.

Bu arada tarihi hikayenin sonunu anlatmayı unutmayalım; Güney Hindistan’dan Sri Lanka’ya ordusuyla dönen Moggallana, ulaşılmaz olarak düşünülen Sigiriya’da, kral babasına ordu komutanları ile ihanet eden Kashyapa’yı, bu sefer de Kashyapa’nın ordu komutanları tarafından ihanete uğraması sonucu 495 yılında yenmiş. Sigiriya ise Kashyapa’dan sonra tekrar rahiplere bırakılmış ve zamanla burası unutulmuş. Ta ki Kandy Hanedanlığı burayı zaman zaman yazlık saray olarak kullanana kadar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’ya, kaldığımız yer olan Habarana’dan varmak yaklaşık olarak yarım saat sürüyor. Önce Sigiriya’ya tam karşıdan bakan bir noktaya gidip bu devasa kayayı ve üstündeki, uzaktan belirli belirsiz seçilen, saray kompleksini fotoğrafladık. Sigiriya yeni evlenecek olanlar için de ziyaret edilip, gelin damat fotoğraf çekilmesi önemli olan bir yermiş. Burada çekimleri yapılan ve geleneksel kıyafetleri içinde yeni evlenen çiftler gördük. 

IMG_0008.JPG

Sigiriya boşuna UNESCO Kültür Mirası listesinde yer almamış. Burası aslında bir kompleks. İlk bölümü Su Bahçeleri denen kısım. Burada büyüklü küçüklü havuzlar ve sulama sistemleri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Su bahçelerini geçtikten sonra devasa kayayı çevreleyen ve içinde bir zamanlar timsahların bulunduğu, 5 metre derinliği olan bir hendeğe ulaşıyorsunuz. Sonra Kaya Bahçeleri denen bölüme geliyorsunuz. Bu bölüm büyük kaya blokların doğal olarak şekillendirdiği bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üçüncü bölüm olan  Aslan Pençesi Terası ve kaya üstündeki saraya ulaşmak için 1400 basamak geçmek gerekiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’nın en önemli yerlerinden olan ve duvarlarında orijinal fresklerin bulunduğu bölüme ulaşmak ise tam bir eziyet. Buraya ulaşmak için tek kişinin ancak sığabildiği ve sonradan yapılma döner merdivenleri takip etmek gerekiyor.  Ama sakın üşenmeyin ve 1600 yıllık bu freskleri görmeye gidin. Aslında Kashyapa, bulutların üstündeki mitolojik Alakamanda şehrini örnek alarak inşa ettirdiği Sigiriya şehrinin masif kayasını buluta benzesin diye beyaza boyatmak istemiş. Ancak bembeyaz renkli kayanın etkileyici olmayacağını düşündüklerinden bunun yerine duvarlara freskler çizmeye karar vermişler.

5bc4668d6edd1_sigiriyaa

Üzerlerindeki incecik giysilerin örtemediği iri göğüsleri ve kıvrımlı vücut hatları, gülen yüzleri ile kadınlar ellerinde çiçeklerle dolu tepsiler taşıyor. Kimileri 1600 yıl öncesinden çizilen bu güzel kadın resimlerinin birer periyi temsil ettiklerini ve ellerindeki tepsilerde taşıdıkları çiçekleri bulundukları gökyüzünden, aşağıdaki krala ve tebaasına attıklarını söylüyor. Kimileri de bu fresklerin kraliçe ve kralın gözdelerini temsil ettiklerini iddia ediyorlar. Bu bölümde fotoğraf çekmeniz yasak ve ben de bu yasağa uydum. Fresklere ait olarak paylaştığım fotoğraflar sosyal medyadan bulduklarımdır.

Sigiriya-Frescoes.jpg

Aslında bu resimlerin daha da çok olduğu ve Ayna Duvar dedikleri bölüm boyunca tüm duvarların fresklerle kaplı olduğu biliniyor. Kashyapa öldükten ve bu saray kaderine terk edildikten sonra buraya tekrar gelen Budist rahiplerin bu resimleri kazıdığı söyleniyor. Yerin 100 metre üstündeki kısa bir alana hapsedilmiş bu resimler her neyi temsil ediyorsalar ve 1600 yıl önce onları orayı her kim ya da kimler çizdiyse, izleyicilerde yarattıkları ifade hayranlık oluyor. Hele de bu kadar zahmetle onlara ulaşmışsanız!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu Ayna Duvar aslında tam bir mühendislik harikası. Burada söz konusu olan, kayanın doğal girinti yaptığı bölümlerde, en alta yerleştirilen bir tek tuğlanın üstüne uygun hesaplamalarla sıra sıra tuğlaların yerleştirilmesi ile iki metre genişlikte ortaya çıkartılan yolun dış kısmına yapılan bir duvar. Bu duvardan günümüze sadece 100 metrelik bir bölüm kalmış. Dış duvar yüzeyine sürülen ve kireç, yumurta beyazı, limondan oluşan bir sıva,  granit masif kayadan yansıyan güneş ışınlarını yansıtırmış. Bu duvara çizilmiş fresklere yansıyan güneş ışını ise, fresklerin güzelliğine güzellik katarmış. Bu gün kayaya inşa edilmiş yoldan geçerken göreceğiniz tek şey Sigiriya’nın Su ve Kaya Bahçelerinin yukarıdan manzarası ve çevrenin panoramik görüntüsü olacaktır.

IMG_0108.JPG

Ancak siz bu eşsiz manzara yanında, 1600 yıl önce bu duvarı bir tuval gibi kullanan ressamları ve granit taştan yansıyan güneş ışınları altında daha da belirginleşen güzellikleri ile onların ortaya   çıkarttıkları resimleri düşünün.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Merdivenlerin devamı sizleri nihayet Aslan Pençesi Terası’na getiriyor. Burada biraz soluklanın ve insanın taşa yarattığı bir başka güzellik olan aslan pençelerinin keyfini çıkartın. Çünkü sizi bir başka merdiven grubu daha bekliyor. Zamanında sadece bu pençeler yokmuş, yukarıda merdivenlerin sonunda granit taşa oyulan aslan ağzından saray kompleksine giriş yapılırmış. 

IMG_0146-001.JPG

Buradaki merdivenler de sadece tek kişinin çıkabileceği genişlikte. Aşırı kalabalık oluyor. Bu nedenle sabah ne kadar erken gidebilirseniz o kadar erken gitmeye çalışın. Öğle sıcağını da göz önüne almak lazım. Tabii ki yanınızda suyu da eksik etmeyin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0196.JPG

Merdivenlerin sonunda 200 metre yükseklikte, Kral Kashyapa’nın saray kompleksine varıyorsunuz. Burada su toplama ve yüzmek için kullanılan havuz, toplantıların yapıldığı meclis ve kralın sarayına ait kalıntılar var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kadar merdiven çıktıktan sonra manzaranın keyfini çıkartıp, bir zamanlar burada var olan ihtişamlı yaşamı hayal edebilirsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’da tepeye giden yollar Kobra, Fil ve Aslan çıkışları olarak adlandırılmış. İnişi Kobra yolundan yaptık. Yol boyu küçük ibadet yerlerini, toplantı yerlerini gördük. Su Bahçelerinden geçerek Sigiriya gezimizi tamamladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’dan ayrılmak zor geldi ancak daha gezilecek Polonnawura gibi önemli bir başka yer var. 

Yazıyı hazırlarken öğrendim, Çola Hanedanı, (MÖ 300-MS 1279 yılları arasında Güney Hindistan’da varlığını sürdürmüş bir Tamil Hanedanlığı) diye bir hanedanlık varmış. Gelecekte Güney Hindistan gezisi planları yapmaya beni teşvik eden ilginç tapınaklarının fotoğraflarını gördüğüm bu hanedan, Güney Hindistan tarihinde en uzun hüküm süren hanedanlardan biriymiş. Geçmişte, günümüzde ve gelecekte tüm emperyalist güçlerin karakteristiğinde olduğu gibi bu hanedanlık da, Güney Hindistan’ın sahibi olmakla yetinmemiş, 993 yılında başkent Anuradhapura’ya saldırıp, Sri Lanka’ya hükmeden krallığa son vermiş. Ticari olarak daha uygun gördükleri Polonnaruwa kentini de Sri Lanka’da ki hüküm dönemleri boyunca (1070 yılına kadar) yeni başkent olarak seçmişler. Vijayabahu adlı birisi çıkıp, Sinhala’ları birleştirmiş, Çola istilacılarına karşı halkı isyana teşvik edip, onları yenerek bölgede bir başka krallığın ilk adımlarını atmış. Kral Vijayabahu Polonnaruwa’yı başkent ilan etmiş. Bir zamanlar 400000 kişilik nüfusa sahip olan kent 220 yıl boyunca 23 kral tarafından yönetilmiş. Sri Lanka’da antik kentler içinde en iyi korunmuş olanı kabul ediliyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Polonnawura’yı  çok şirin buldum. İlk göze çarpan Polonnaruwa’daki yapıların rengi oluyor. Burada yapılarda tuğla kullanıldığından kentin rengi tuğla kırmızısı. Anuradhapura’da ise taş kullanıldığından gri renk hakim. Ayrıca Polonnaruwa’da Çola Hanedanlığı da hüküm sürdüğünden, Budist yapıların yanında, Hindu Tapınakları ve Hindu Tanrı ve Tanrıça heykelleini de görebiliyorsunuz.

IMG_0360.JPG

Polonnaruwa Antik Kenti gezisine Kral Sarayı ile başladık. Polonnaruwa Krallığını kuran kral olmasa da, krallığın en haşmetli dönemlerini yaşatan Kral Parakramabahu zamanında yapılan bu sarayın adı Vijayatpaya. Bu adlandırma Tanrıların Sarayı anlamında kullanılmış. Bu görkemli binaya, kralın kendini tanrılarla eş görmesini simgeleyen bir ad verilmiş. Zamanında yedi katlı bir binaymış.  Sarayın karşısında kralın ileri gelenlerle toplantılar yaptığı konsey binası var. Bu yapı, burada en sevdiğim yapılardan bir tanesi oldu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kutsal Quadrangle (Dörtgen) Alanı (Sinhala dilinde Dalada Maluva), Polonnaruwa’daki dini yapıların toplandığı önemli bir ziyaret yeri. Bu alana dönem dönem krallar tapınaklar yaptırmışlar. Çola’larla gelen Hinduizm, Polonnaruwa Krallığında Budizm etkisinde kalmış. Bu alanın önemi buradaki tapınaklarda Buda’nın dişi saklanırmış. Her bir kral, kendi döneminde yeni bir tapınak yaptırmış ve Buda’dan kalan kutsal emaneti kendi tapınağına taşıtmış. Bugün bu dişi Kandy de Kutsal Diş Tapınağı‘nda saklıyorlar. Kandy’de bu tapınağı da ziyaret ettim. Hikayesini sonraya saklayalım.

IMG_0382-001.JPG

Burada 3 önemli tapınak var. Her birini ayrı kral inşa etmiş. Hatadage buradaki en güzel olan değil bence. “Hata”, Sinhala dilinde altmış anlamına geliyor, “Dage” ise tapınak. Altmış, tapınağın inşa süresini gösteriyormuş. Bir diğer düşünce ise bu tapınakta 60 kutsal emanetin saklandığı yönünde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınakların tümüne girerken ayakkabıların mutlaka çıkartılması gerekiyor. Ayaklarınızın tabanlarının sıcaktan yanabileceğinden daha önce bahsetmiştim. Bu tapınağın karşısında Vatadage var. Vatadage, Sri Lanka’ya özgü bir tapınak şekli. 

IMG_0409-001

Bu tapınak bence bu alandaki en güzel olanı. Dört girişli ve her girişinde Aytaşı ve taş merdivenler olan, duvarlarına iyi ve kötü ruhları temsil eden kabartmaların olduğu dairesel bir tapınak burası. Merdivenler çıkıldığında karşınıza dört bir tarafta Buda heykelleri olan bir stupa çıkıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üçüncü önemli tapınak ise Atadage Dalada Maligaya. “Ata” ise Sinhala dilinde sekiz demek. Bu tapınak 54 taş sütun üstüne kurulmuş. Bu tapınağın özelliği ise bu alanda yapılan ilk tapınak olması. Polonnaruwa Krallığını kuran Kral Vijayabahu yaptırmış.

IMG_0454.JPG

Atadage, ilk kral döneminde yapılan ve günümüze ayakta kalan tek yapı.  Bu tapınaktaki bazı sütunlar ve girişteki Aytaşı, Anuradhapura’daki tapınaklardan getirilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanda Gal Pota (Taş Kitap), Sathmahal Prasada gibi başkaca kıymetli eserler de var. Yani bu alan çok özel ve zengin bir gezi yeri. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Polonnaruwa’nın en büyük Budist Tapınağı (dagoba) Rankoth Vehera önünden geçerek günün son ziyaret yeri olan kaya tapınağı Gal Vihara’ya ulaştık.

IMG_0484.JPG

Gal Viharaya veya Kaya Tapınağı, 12. yüzyılda yapılmış. Bu alanın özelliği granit kayalara oyulmuş Buda heykellerinin olması. Bu heykellerden yatar halde olanı 14 metre boyunda, dik pozisyonda duran ise 7 metre boyunda. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sri Lanka gezimizin Sigiriya ve Polonnawura bölümünü yazmak için 3 gün okumam gerekti. Bugün bu yazıyı yazarken ne kadar çok güzelliğe şahit olduğumu bir kez daha anladım. Bir ülkenin tarihine yön vermiş 2 ayrı krallığın günümüze ulaşan en şaşalı yapılarını gözlerimle görmek mutlu ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Habarana’ya, otelimize dönerken yolda bir fil sürüsüne rastladık. Otobüsümüzü durdurup onların yoldan geçişini izledik. Muhteşem bir güne yakışır, muhteşem bir final…

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

11.04.2019 Saat 07:56

IMG_0587

Kaynaklar
 http://www.backpackerbanter.com/blog/sigiriya-rock-guide-sri-lanka
https://panique.com.au/sigiriya/sigiriya-frescoes.html
https://panique.com.au/sigiriya/sigiriya-mirror-wall.html
https://lanka.com/about/destinations/polonnaruwa/
https://www.insightguides.com/destinations/asia-pacific/sri-lanka/cultural-triangle/polonnaruwa
https://amazinglanka.com/wp/atadage/

 

 

 

 

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-1

IMG_9284.jpg

A Country That is Beyond My Imagination (Serendip): Sri Lanka/ Cultural Triangle

Article in Summary 

In the north-central area of Sri Lanka, are home to the famous Cultural Triangle. This region, the home of ancient Sinhalese royalty is loaded with ancient ruins and restored temples. The Cultural Triangle is so called because it includes three major sites that form a triangle; Anuradhapura to the north, Polonaruwa to the east and Kandy to the south-west. Inside the triangle, there are other places of interest; Mihintale, Ritigala and Dambulla.  Sri Lanka is home to eight UNESCO World Heritage Sites -six cultural and two natural- and 5 of them are in Cultural Triangle. This shows the importance of this region for a traveller. 

IMG_9456.jpg

heritagesiteSri Lanka’nın kuzey ve orta bölümü meşhur “Kültür Üçgeni” ‘ne ev sahipliği yapıyor. Kuzeyde Anuradhapura, doğuda Polonaruwa ve güneybatıda Kandy  gibi üç büyük tarihi yerleşkeyi kapsayan bölgeye Kültür Üçgeni deniyor. Eski Sinhala Krallığının yurdu olan bu bölge, tarihi 2000 yıl öncesine dayanan kalıntılar ve restore edilmiş tapınaklar, dev Buda heykelleri, kraliyet havuzları ve bahçeleri ile dolu.  Kültür Üçgeni içinde Mihintale, Ritigala ve Dambulla gibi ziyareti kaçırılmaması gereken diğer önemli tarihi yerler de mevcut. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde altısı kültür ve iki tanesi de doğa mirası eserinden, beş tanesinin Kültür Üçgeni içinde yer aldığını söylemek, herhalde bu bölgenin önemini siz okuyuculara anlatacaktır. Biz bu bölgeye ancak 3 tam gün ayırabildik. Aslında daha fazla zaman ayırmak gerekir ama bizim yaptığımız gibi en iyi örneklerle seçme bir Kültür Üçgeni gezisi yapmak da yetiyor. Doğrusu bir süre sonra tapınak ve Buda heykeli görmekten sıkılabiliyorsunuz. Yazılan yerlerden görmediklerim arasından Ritigala’yı görmek isterdim. Hem orman içinde ve hem de daha az turistik gibi gözüküyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz gezimizin başlangıcında ilk geceyi Colombo’da geçirdik. Ertesi gün Anuradhapura’ya doğru yola çıktık. Sri Lanka da mesafeler asla uzun değil (Colombo-Anuradhapura arası sahili takip ederek ve Puttalam‘dan ülkenin içlerine doğru giden bir yola saparak toplamda 225 km) ama yollar kötü olunca hedefe ulaşmanız uzun oluyor. Bu nedenle sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Yaklaşık 5 saatlik bir otobüs yolculuğumuz oldu. Ancak yol o kadar güzel ve renk dolu ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadık bile. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura bir zamanlar krallığın başkentliğini de yapmış önemli bir yer. Kuruluşu yazılı kayıtlara göre MÖ 4. yüzyıla kadar gidiyor. Ama bunun öncesinde de yaşam olduğuna ait bulgular var. Belki de en uzun süre başkentlik etmiş şehirlerden birisi Anuradhapura; 11. yüzyıla kadar başkentlik etmiş. Tamil istilaları sonucunda Anuradhapura önemini kaybetmiş ve bu önemli şehir ormanların altında kalmış. Sonradan tekrar gün ışığına çıkması, 19. yüzyılda başlayan İngiliz kazıları ile oluyor. Anuradhapura, Budizm’in kutsal mekanlarından bir tanesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAnuradhapura gezimize Isurumuni Rajamaha  Viharaya tapınağı ile başladık.  Burası MÖ 4. yüzyıllara giden bir tarihe sahip. Vihara, içinde Budist rahiplerin yaşadığı tapınaklara deniyor. Büyük bir kayaya dayanan ve içinde büyük bir yatan Buda heykeli ve duvarlarında fresklerin bulunduğu tapınağı önemli kılan Fil Havuzu ve Aşıklar (Lovers) Büstü. 6. yüzyıl yapımı bu büst, alt kasttan bir kadına olan aşkı uğruna   tacını terk eden bir prensi gösteriyor. Erkeğin kucağına oturmuş olan kadın, yaramazlık peşinde olan erkeğine muzipçe ve nazlanarak parmaklarını sallar gibi duruyor. Sevdim ben bu büstü! O zamanlardan sevgiyi ve şehveti bir arada bu kadar güzel ve ince bir şekilde taşa yansıtmaları ne hoş!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura panoramasını alabileceğiniz ve üstündeki küçük bir  stupaya götüren taş merdivenleri tırmanmayı ihmal etmeyin sakın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada birkaç hatırlatmayı yapmalıyım; Sri Lanka’da hiç bir tapınağa ayakkabı ya da terlik ile, omuzu açıkta bırakan tişort ve kısa şortla girmenize izin etmiyorlar. Yanınızda kullanıp atacağınız çorap götürmenizi şiddetle tavsiye ederim. Ayakkabılarınızı çıkarmanızın zorunlu olduğu tapınak, açık bir alanda bile olabilir ve o zaman da sıcak taşlar çıplak ayakları fena yakıyor. THY’nın uçakta dağıttığı çoraplar bu iş için ideal. Onları mutlaka yanınıza alın ve hatta bulabilirseniz birkaç tane yedekleyin. Bu çorapların alt tarafı kalın olduğundan sıcak taşlara bastığınızda ayak tabanlarınız yanmıyor.  Buda’ya arkanızı dönen bir halde fotoğraf çekmeniz kesinlikle yasak. Çekmişseniz de makinenizden sildirebiliyorlar. 

IMG_9528

Ruwanweliseya Dgoba, Anuradhapura içindeki 3. büyük Budist tapınağı; Doksan metreleri bulan genişliği ile diğerlerine göre en sağlam ve aslına göre en iyi restore edilmiş olanı. Burayı gezdiğimizde bir pazar günüydü. Pazar günleri çevre köylerden insanlar bu mabede gelip Buda’ya ibadetlerini yapıp, sunumlarda bulunurlarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

O gün de ellerinde çalgıları,  sarı şemsiyeleri, lotus çiçekleri ile iki sıra halinde dizilmiş  tek parça uzun bir bayrağı iki taraflı olarak taşıyan insanların yer aldığı bir törene şahit olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın geniş kubbesinin temizleyen ve boyayan işçilerin bambu merdivenlere çıkarken ki becerileri ise kameralarımıza takılan güzel bir olaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınaktan sonra, zamanında kraliyet bahçeleri (Mahamevnāwa Bahçeleri)  olan çok güzel bir parkı geçip, Anuradhapura’ya Budistlerce çok büyük önem kazandıran bir başka önemli yere, Jaya Sri Maha Bodhi‘ye ulaştık.

IMG_9643-001.JPG

Hindistan’da Bodh Gaya adlı haç merkezinde bulunan ve Gautama Buda’nın altında aydınlanmaya ulaştığı incir ağacından bir fide, MÖ 3. yüzyılda Sri Lanka’ya getirilip buraya dikilmiş. Bu ağaç, Budizm’deki önemi yanında, insan eli ile dikilmiş ve yaşayan tek ağaç olarak da çok önemli. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada da ellerinde bayraklarla pazar törenleri için tapınağa gelen insanlar vardı. Şanslı günümüzdeyiz, hem çok özel yerlerdeyiz ve hem de çok özel bir günde buradayız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura gezmekle bitecek gibi değil. Zamanında şehirde bolca bulunan ve hem şehre su depolamaya yarayan ve hem de soyluların yüzme amaçlı kullandıkları havuzların iyi örneklerinden biri olan Kuttam Pakuna (İkiz Havuzlar) ziyareti yaptık. 

IMG_9720-001

Anuradhapura’da yapılan ilk tapınak Thuparamaya‘yı  yol kenarında inip fotoğrafladık. Ama burada da en güzel pazar ayinine denk geldik. 

P3100234.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Jethawaramaya Tapınağı‘nı en son olarak gezdik. Bu tapınak MS 3. yüzyılda yapılmış ve en büyük özelliği de sadece Anuradhapura’da değil ama tüm Sri Lanka ve belki de tüm dünyadaki en büyük Budist tapınak olması. 120 metre yüksekliğe ulaşan tapınağın duvarlarındaki maymunlar çok ilginç görüntüler verdi.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anuradhapura mutlaka daha fazla gün ayrılmasını gerektiren bir yerdi. Ancak gün az ve gezilecek yer çok olunca gördüklerimizle yetinmek zorunda kaldık. 

IMG_9777

Şimdilik Gezekalın….

Dr Ümit Kuru

04.04.2019 Saat 23:20

Kaynaklar:

http://www.sacred-destinations.com/sri-lanka/anuradhapura