Atina’da Türk Zeybekleri

img_2535

http://www.gezekalin.com’un bir kısım takipçileri bilirler ki; bu yazıların sahibi olan bendeniz bir süredir Ege’nin iki kıyısının dans ve müziklerine ilgi duymaktayım. Fırsatını bulunca bu dansın ve müziğin kardeş topraklarına, yani Yunanistan’a gidiyoruz. Hem Grek müzik dinleyip ve hem de Sirtaki, Zeybetiko, Abdaliko ya da Hasapiko gibi dansları yapıyoruz. Ben bu konuda bir yazıyı https://gezekalin.com/2014/10/14/halklarin-ortak-dili-dans-ve-muzik/ adı ile daha önce bu blogda yazmış ve paylaşmıştım. 17-19 Şubat 2017 tarihleri arasında devam ettiğim FasaFisa adlı dans okulunun hocaları Nurşen ve Bahattin Bayburan ve okulun öğrencileri ile birlikte Atina’ya bir gezi yaptık. Bu gezi konusu yeme-içme ve dans etmekti. Tabii konu bu olunca da Gezekalın’ın bu yazısı gezdiğimiz taverna ve buzukialar hakkında edindiğimiz tecrübeler olacaktır. 

Haydi bakalım buyurun Atina gece hayatının yaşadığımız kısmına…

IMG_2178.JPG

İsmi, koruyucusu olan Savaş Tanrıçası Athena’dan gelen Başkent Atina, yaklaşık 4 milyon nüfusuyla Yunanistan’ın en büyük şehri durumunda. Atina eskiden de, bugün de Yunan medeniyetinin ve eğlence hayatının merkeziymiş. Bizim Atina ziyaretimizin amacı sadece eğlence kısmı olunca, medeniyet kısmının gezisini başka bir zamana bıraktık. Ama yine de şehri ve meşhur Akropolisi şöyle bir turlamadan geri kalmadık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atina’nın tam merkezinde ve deniz düzeyinden 150 m yükseklikte yer alan Akropolis, eski dönemlerden beri kale ve tapınak olarak kullanılmış. Aslında Yunanistan’ın Dünya Kültür Mirası listesindeki bu alan ve buradaki yapıların en ünlüsü Parthenon, beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Bizim Efes Antik Kenti yanında burası çok sönük bence ama Yunanlı pazarlamasını iyi biliyor.

Neyse! Kültür kısmını fazla uzatmayayım. Bu kadar kısacık gezi ile de Atina’nın hakkını yemeyelim.

IMG_2252.JPG

Yeme içme kısmında size bahsedeceğim ilk yer Monastiraki Meydanı‘nda bulunan Bairaktaris adlı dönerci dükkanı. Bu meydan Cizderiye Camii (Tzistarakis Mosque), Hadrian Kütüphanesi Bit Pazarı, alışveriş dükkanları ve restoranları ile önemli bir meydan. Bairaktaris’in Atina içinde başka şubeleri de varmış ama biz hem Monastiraki Meydanı’nı tanımak ve hem de geç öğle yemeği için bu şubeyi tercih ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bairaktaris Atina’da en güzel çöp şiş ve döner yapan yerlerden bir tanesi. Dönerleri biz de olduğu gibi tavuktan, etten ve Yunanistan’da fazlası ile domuz etinden. Bizimkinden farklı olarak Yunanlı kalınca döner pidesi içine ne bulursa dolduruyor. Çok beğendim. Utanmasam ve daha da önemlisi akşama ziyafete gidecek olmasam ikinciyi sipariş edecektim. Buradaki şubede aynı zamanda canlı müzik oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

img_2278

Akşam saat 20:00 gibi meşhur Plaka bölgesine yakın olan Psiri Semtinde bir tavernaya gittik.  Plaka Bölgesine 5 dakika mesafede olan ve bir zamanlar iki katlı eski Atina evleri, hurdacılar, marangoz atölyeleri, hatta genelevlerin bulunduğu Psiri’de büyük bir restorasyon yaşanmış ve etrafta çok sayıda taverna açılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Psiri, son birkaç yıldır en popüler buluşma merkezlerinden biri olmuş. Atina’lılar kaliteli yemeği, müzik eşliğinde nispeten  ucuza yemek için Psiri’ye, buradaki mekanlara akmaya başlamışlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Psiri’nin dar sokaklarına daldığımızda henüz daha yeni dolmaya başlayan mekanlarda pek hareket yoktu. Ama gece yarısından sonra buzukiaya doğru yola düştüğümüzde Psiri’de her köşeden bir müzik sesi yükseliyordu. Buralarda hayat en erken saat 21:00’den sonra başlıyor. Yunanistan’da bulunduğumuz dönem, onlar için kutsal olan Paskalya öncesi 40 gün etten-sütten uzak kalmak anlamında Kathara Deftera/Apokries Karnavalı’na denk geldi. Bu nedenle insanlar perhis öncesi son kutlamaları için eğlence mekanlarını daha çok dolduruyorlar. Hemen hemen gittiğimiz tüm tavernalar çok kalabalıktı.

IMG_2480-006.JPG

Gecenin yarısından sonra ise başka bir mekana, bu sefer buzukiaya doğru yola düştük. Buzukialar gece yarısından sonra açılan eğlence mekanları. Burada genellikle sadece içki ve yanında çerez ve meyve servis ediliyor. Mekanın önemine göre önemli sanatçılar sahne alıyorlar. Bizim o gece gittiğimiz buzukia 3000 kişilik ve Atina’nın önemli buzukialarından bir tanesiydi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Apostolia Zoi, mekanın hem kendi hem de sesi güzel sanatçısı, Nikos Oikonomopulos genç kuşağın yeni gözde sanatçısı ve Stelios Rokkos ise eski tüfek önemli sanatçı olarak mekanda sahne alıyorlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim için bu mekanda yaşadığımız en önemli olay 3000 kişilik sahnede hem sirtaki ve hem de zeybetiko yapma şansını elde etmemizdi. Bu satırların yazarı olarak sahnede, 2000’e yakın kişi önünde  her ikisini yapabilmiş olmak çok büyük bir deneyimdi.

Mekandan mutlu mesut ve biraz da çakır keyif çıktığımızda saat sabahın 04:00’ünü bulmuştu. 

IMG_2832-001.JPG

Gezimizde yaşadığımız güzellikler arasında unutamayacağım bir başka olay ise Yunanistan’ın yaşayan en önemli Zeybetiko ustası olan Fotis Metaxopoulos’dan bir ders almaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezide gittiğimiz diğer bir taverna ise kanalın Adriyatik Denizi tarafına bakan ve Loutraki adlı kasabadaki sahil tavernasıydı. Buraya Korint Kanalı gezisi sonrası gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemekleri, özellikle de ciğeri ve eti, muhteşemdi. Canlı müzik eşliğinde, aynı mekanı paylaştığımız Yunanlılarla hem oynadık hem de müzik dinledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir başka taverna ise Sarantis’in Mansiyonu adlı yerdi. Burası tam bir rembetiko müziği yapılan yerdi. Tahta sandalyeler üstünde hem çalgıcıların ve hem de şarkıcıların dizili olduğu bir sahne düşünün! Rembet müziği icrası eskiden batakhanelerde yapılırmış. Burası o tür müzik için çok iyi bir mekan. Yemekleri güzel. Mezeler o kadar arka arkaya ve sık olarak geliyor ki yeni gelen mezeye yetişeceğim diye hızlı hızlı yemeğe çalışıyorsunuz. Keyif aldığım bir yer oldu. Ancak bu mekanda daha çok hasapiko türü müzik çalınıyor. 

IMG_3222.JPG

Son günkü gündüz tavernası ise Atina sadece bir gününüzü tavernaya ayırmışsanız tercih edeceğiniz mekan olmalı. Burası Türkçesi ile Gökyüzü Bahçesi adlı bir taverna. Tavernadan büyük, buzukiadan küçük, arada bir mekan. Buradaki sanatçılar çok bilinen sanatçılar. Buzukiacı Christos Nikolopoulos, şarkıcılar Pitsa Papadopoulous ve Stelios Dionisiou sahne alıyorlar. Çok güzeldi ve bol bol danslarımızı ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası gezdiğimiz yerler içinde en pahalı olanı. Ama bir pazar günü ve gündüz tavernası olduğu halde içerisi hınca hınç doluydu. Yemekleri de güzeldi. Uçuş saatimiz nedeni ile saat 19:00 gibi bu mekanı gözümüz arkada terk ettik.

Kısa zamana sığdırmaya çalıştığımız yoğun bir programı tamamlayıp ülkemize döndük. Ama itiraf etmeliyim ki gönlümüz Ege’nin karşı yakasında kaldı.

Zeybetikoya gönül vermiş bir arkadaşımın ifadeleri ile;

“Kendi çemberinde, kendi evreninde dönüştür zeybek..
Binlerce insanın içinde her şeyden kopmak, kendinle kalmaktır..”

Herkesin kendi çemberinde mutlu olması dileği ile;

Gezekalın, Aydınlık kalın ve bu yazıya özel;

DANS ve MÜZİKLE kalın..

Dr Ümit Kuru

25.02.2017 Saat 02:25

img_2546

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Kalymnos Adası

 

IMG_9791-001.JPG

Kalymnos Adası, Bodrum’a 26 km uzaklıkta yaklaşık 16000 kişinin yaşadığı, 110 km² büyüklüğünde bir ada. Dodecanese Adaları içinde büyüklük sıralamasında 3. sırada bulunuyor. Kalymnos Adası denince akla hemen sünger avcılığı geliyor. Evlerde kullanılan süngerlerin suni sünger olmadığı dönemlerde, temizlik malzemesi olarak denizden çıkartılan süngerler kullanılırdı. Bu adada çokça çıkartılan sünger, ada halkının önemli bir gelir kaynağıymış. 1986 yılında bu süngerleri etkileyen bir virüs sonucunda süngerler hastalanmışlar ve çok azalmışlar. Ada halkı o dönemde bu olaydan çok zarar görmüş.

Sünger deniz dibinden toplandıktan sonra tekneye yığılarak çiğnenirmiş. İskeletleri dışında kalan dokularının çürüyüp ayrışması için asılarak uzunca bir süre bekletilen süngerler, daha sonra dövülüp yıkanır ve iyice temizlenerek kurumaya bırakılırmış. Neyse ki doğal süngerlerin yerini büyük ölçüde yapay süngerler almış da bu hayvanlar yok olup gitmekten kurtulmuşlar. Deniz süngerleri omurgasız hayvanlar. Deniz süngerlerinin kas, sinir, ağız,sindirim boşluğu ve kalp gibi herhangi bir organı oluşmamış. Hayvan diyoruz ama süngerlerin deniz dibindeki görüntüsü aslında bir bitkiyi andırıyor. Deniz dibini fotoğraflarken, kayalara asılı olan siyah renkli ve şekli süngeri andıran parçalara sünger demiştim ama tüp gibi ve sarı renkli olanların sünger olduğunu ancak bu yazı için araştırma yaparken öğrendim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yine konuyu araştırırken bulduğum ve bana çok ilginç gelen aşağıda linki verilen videoyu izlemenizi öneririm. 

https://www.youtube.com/watch?v=m8a0oNsDEx8

Son zamanlarda Kalymnos Adasında turizm hareketliliği artmış. Ancak en yoğun dönemde bile adanın güzel sahilleri kalabalık olmuyormuş. Biz de gittiğimizde çok büyük turist kalabalıkları göremedik. Turizm hareketliliği az olduğu için Kalymnos adası hala çok otantik ve orada yaşayanlar hala çok dost canlısı gibiler. Ada dağlık olduğundan kaya tırmanışı gibi aktiviteler turist çekmede kullanılıyormuş. Tarihi bakımdan pek bir eser yok ama kumsallarının bazı fotoğraflarını gördüm ki, gezemediğimize ve bu sahillerde yüzemediğime çok üzüldüm. Gerçi bu benim için bu adaya yeniden gitmek ve daha uzun süre kalmak için bir neden olacaktır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi Adasından demir alıp, 3 saat kadar sürecek olan Kalymnos Adası seyahatimize başladık. Bindiğimiz teknenin bir aktivitesi olduğunu düşündüğüm şekli ile herkes kaptan gömleği ve şapkası giyerek tekne dümenine geçip poz verdi. Denizde sıra sıra yelkenliler seyir halindeler. Leros Adası önünden geçtik ve Kalymnos Adasının bir ucunda yüzme molası verdik. Deniz harika, su altı ise yine müthiş…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Görünüşü güzel ama eti lezzetli olmayan çitari (sarpan) balıklarını fotoğraflamak için takip ederken su altında yassı ve ağır ağır hareket eden bir canlı gördüm. Önce ahtapota benzettim ama yine de tam olarak ne olduğunu anlayamadım ve itiraf edeyim biraz da korktum! Merakım ve fotoğraflama arzum, korkuma galip gelince takip etmeye başladım. Yakından bakınca da bunun bir mürekkep balığı olduğunu anladım. Ne şanslıyım! Doğal ortamında bir mürekkep balığını fotoğraflamayı başardım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Deniz molası ve öğle yemeği sonrasında teknemiz Kalymnos Adasının ana limanına doğru demir aldı ve bir süre sonra da, aynı zamanda adanın merkezi olan, Pothia Limanına girdi. Adalar Osmanlıların idaresi altındayken, ada isimlerine Türkçe karşılık bulma çabasına gidildiğinden, bu adaya Kilimli (Kelemez olarak da biliniyor) Adası denmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vakit akşamüstü olunca Kalymnos’u gezecek çok az vaktimiz kaldı. Agios Savvas Manastırında gün batımını seyretmeye gitmek için taksiler kiralandı. Ancak manastıra gezi öncesinde şehri yürüyerek gezmek istedik. Bu nedenle grup yarım saat sonra, kiraladığımız taksilere binmek ve manastıra çıkmak amacıyla, tekne önünde buluşmak üzere  şehre dağıldı. 

1861 yapım tarihli Metamorfoseos Sotiros Christou Katedraline kadar sokak aralarında yürüdük. Bu adada binalarda, özellikle sahilde olanlarında, İtalyan tarzı  göze çarpıyor. İtalyanlar, yönetiminde oldukları dönemde adaları hiç terk etmeyecekmiş gibi kendi zevklerine göre binalarla donatmışlar. Kiklad tarzı evler, en azından gezdiğimiz Pothia’da az sayıda. Sahil boyu, alışık olduğumuz üzere restoran ve kafeler dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9929Koştur koştur şehir gezmesi sonrasında tekne önünde bekleyen taksilere, herbirinde 4’er kişi olacak şekilde bindik ve Agios Savvas Manastırına doğru yollara düştük. Manastıra adını veren Aziz Savvas yakın tarihli bir aziz ve adanın koruyucu azizi kabul ediliyor. Bu ada ile ilgili önemli bir not ise, ada kiliselerinin Yunan Ortodoks Patrikhanesine değil de, İstanbul Fener Rum Patrikhanesine bağlı olması. Doğrusu beni burada esas etkileyen terastan görülen şehir ve ada manzarası. Aşağıda Pothia ve geriye doğru uzanan vadi görüntüsü çok etkileyici. Gün batımında burada olmak size iyi gelecektir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gün ışıkları yerini, gece şehir ışıklarına bırakınca tekneye geri döndük. Aslında adanın pek bir yerini gezemedik. Örneğin Pothia’dan 11 km Kuzey Doğudaki Vathi’yi çok görmek isterdim. Fotoğrafları çok güzel gözüküyor. 

Adanın Masouri ve Vlichadia Köyleri ise çok güzel gözüken sahillere sahip. Myrties, Palionisos, Linaria, Emboria Plajlarının internette gördüğüm fotoğrafları çok cezbedici. Ada ile ilgili bir başka güzel kaynak aşağıdaki site linkinde. Size de, bana da bir dahaki sefer için hazır kaynak olsun.

http://www.mysteriousgreece.com/travel-guides/islands/dodecanese/kalymnos/

Neyse! Dedim ya! Bu eksik görmeler, yapamamalar ve tadamamalar tekrar bu adaya gelmek için nedenlerim olsun…

O akşam Türkiye-İspanya maçı vardı. Teknede acele ile akşam yemeğini yiyip, sahildeki cafelerden bir tanesine maç izlemek için gittik. Hezimete uğradık tabii ki. Gerçi bu bile adanın verdiği keyfi eksiltemedi…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

27.06.2016 Saat 11:03

 

 

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Lipsi Adası

IMG_9388.JPG

IMG_9381Patmos Adasında erken uyandık ve hanımla küçük bir yürüyüş yaptık. Ada halkı hala uykuda. Dün gece geç saatlere kadar açık olan kafe ve restoranlar kapalı. Adada derin bir sessizlik var. Patmos Adasının gece hareketliliği, diğer gezdiğimiz adalara göre az sayılacak düzeyde. Adanın kutsal kabul edilmesinden midir? Bilemedim! Sakinliği ve kristal berraklığı ile denizin çağrısına daha fazla dayanamayan Naime, Meltemi adlı kafenin önündeki sahilden denize girdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekneye dönüp kahvaltımızı yaptıktan sonra Lipsi Adasına doğru demir alıp yola çıktık. İsmail kaptan bizi bugün yüzmeye doyuracak gibi duruyor. Dört yerde demir atıp yüzeceğiz. Lipsi Adası çok küçük ve yerleşim yeri az bir ada. Gezilecek pek bir yeri yok. Bu nedenle oraya ancak akşamüstü gitmeye niyetli.

IMG_9412.JPG

İlk durağımız Patmos Adasının Kuzey Batı ucunda yer alan Nekrothalassa adlı bir sahil oldu. Denizi de, deniz altı hareketliliği de çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada uzun bir yüzme sonrasında yolumuz üzerindeki bir başka adaya uğradık ve denize girdik. Burası Arki Adası. Burada su problemi yüzünden hiçbir zaman büyük yerleşim olmamış. Burada da deniz ve su altı çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akri Adasında hem öğle yemeği ve hem de uzun bir yüzme molamız oldu. Sonraki durağımız ise İsmail kaptanın bize beyaz ada diye söylediği yerdi. Pırıl pırıl, ismine yakışır beyazlıkta bir denizi vardı. Aslında bunlar Lipsi Adası çevresinde bulunan küçük ada ve kayalıklar. Lipsi çevresinde 24 adet küçük ada bulunuyor.

IMG_9477.JPG

Burada yüzmeyi kısa tuttuk. Arki Adasında tekneye çıkarken küçük bir kaza geçirip ayağımı yaralayınca bu güzelim denizde yüzme şansım olamadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9634.JPG

Lipsi öncesi son durağımız ise İsmail Kaptanın mağaralar dediği bir yer. Zamanın su ve rüzgar aracılığı ile kayalar üzerinde ortaya çıkardığı mağaraların görselliği çok güzeldi. Botla her defasında 8 kişi olacak şekilde mağaralar içinde ve çevresinde tur attık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dolu dolu yüzme ile geçen günün ardından Lipsi Adasına doğru yola çıktık.

IMG_9656.JPG

Lipsi Adası  Leros adasının kuzeyinde ve Patmos Adasının doğusunda yer alıyor.  16 km² yüz ölçümü ve yaklaşık 700 kişilik bir nüfusu var. Küçücük, sakin, sevecen insanları olan bir ada burası. Adanın büyüklüğü her yere yürüyerek gidebilmeniz için uygun. Zaten ada halkı da liman çevresine yerleşmiş. Limanın arkasında beyaz badanalı ve mavi panjurlu tipik ada evleri var. Kasabanın merkezinde mavi kubbeli ve iki çan kulesi bulunan Ag. Ioannis Theologos (St. John the Theologician) Kilisesi adanın tek büyük binası.

Tekne limana yanaşır yanaşmaz bu şirin adanın liman ve dar sokakları arasında yürüyüşümüze başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüşümüz sırasında ev yapımı reçellerini satan bir aile ile küçük bir muhabbetimiz olunca evin hanımı bizi evin içine davet etti ve tam 102 yaşında olan annesi büyük annesi ile tanıştırdı. Bu yaşlı kadının gözleri görmüyor ama aklı halimizi hatırımızı soracak kadar yerinde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi’nin dar sokaklarını uzun bir süre dolaştık. Burası gerçekten görülmesi gereken yerler arasında olmalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde çok sayıda restoran var. Adaya özgü “pouggi” adlı tatlı var. Bunu tatmadan adayı terk etmemelisiniz. Bunu çeşitli şekillerde yapıyorlar. Kuru ve üstünde pudra şekerli hali kavala kurabiyesine benziyor ama burada yediğim ondan daha lezzetliydi. Tatlının “dipla” denen hali ise kızgın yağ ve çatal yardımı ile şekillendirilen biçimi. Mutlaka denemelisiniz. Limanın solunda bir pastahane var. 24 saat açık olan bu yerde hem dondurma ve hem de bu tatlıları yeme şansını kaçırmayın derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemeği teknede yedik ama şimdi bu satırları yazarken pişman olduğumu hissediyorum. Adada çok sayıda yer arasında Nick ve Louli‘nin yerinde yemeği yemeliydik. Nick’in yeri bizim İsmail kaptanın tavsiye ettiği yer. Müzik canlı olmasa da her zaman kulağa hoş gelen müzik çalınıyor. Geceyi Nick’in yerinde yemek yiyen mürettebatı izleyip oynayarak sonlandırdık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi Adasını, bu tura çıkana kadar hiç duymamıştım. Ama göreceksiniz bu küçük ada hem kendisi ve hem de yakınında bulunan ve yüzme için çok uygun olan diğer adacıklar için bol bol turist çekecektir. Özgün halini kaybetmeden görmek de fayda var. 

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

25.06.2016 Saat 12:58 

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Patmos Adası

IMG_9351.JPGpatmosmap.jpgSabah Leros Adasından ayrılıp Patmos Adası’na doğru yöneldik. İki ada arası 50 km kadar. Gezisini yaptığımız Kuzey On iki Adaların en kuzeyinde yer alan Patmos ya da Türkçe adı ile Batnaz Adası,  yaklaşık 3.000 nüfus,  34.6 km² yüz ölçüme sahip küçücük bir ada. 

Kendi küçük ama bu adada bulunan dini eserler ve bu adada yaşamış olan İlahiyatçı John (John the Theologian) nedenleri ile Hristiyan dünyası için anlamı çok büyük olan Patmos Adası bizim gezinin üçüncü durak yeri oldu.

Olaylar benim açımdan karışık ama anladığımı aktarayım; İlahiyatçı John, Patmos’da yaşamış ve Hz İsa’yı görüp, ondan vahiyler alan Hristiyan bir din adamı. Hristiyan inancına sahip olan insanların Kutsal Kitabı, Eski Ahit (Antlaşma) ve Yeni Ahit’i (Antlaşma)  kapsayan kitaptır. Eski Ahit, Tevrattaki kutsal metinlere benzer bölümdür. Yeni Antlaşma ya da yaygın bilinen adı ile Yeni Ahit,  Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış olduğuna inanılan İncillerinde içinde olduğu 27 bölümden oluşan bölümü kasteder. Bunlar Hz İsa’nın yaşamını farklı yönlerden ele alırlar. İncil sözcüğü bazen Yeni Ahit anlamında da kullanılıyor. Yukarıda bahsedilen 4 incil kısmı Yeni Ahit’in ilk dört bölümü oluyor.  İsa’nın sağlığında ve/veya ölümünden sonra Havariler, Hristiyan din adamları ve alimleri tarafından yazılan mektuplar ve kutsal metinler ise  Yeni Ahit’in sonraki bölümlerini oluşturuyor. Özgün metinlerin çoğu MS 45 ile MS 140 yılları arasında yazılmış.05patmos (1)

İncillerden dördüncüsünü yazan Havari John (Yuhanna) ile Yeni Ahit’in bölümlerinden biri olan Apokalips’in (Vahiy Kitabı ya da Esinleme Kitabı) yazarı olan İlahayatcı  John’un aynı John olup olmadığı bilinmemekle birlikte, Apokalips‘in yazarının Patmoslu İlahiyatcı John olduğu kesin kabul görüyor. Apokalips, Patmos Adası’nda yazılan, insanlığın geleceğinden sembolik anlatımlarla söz eden bir dini metin.

Egenin Güneyinde bulunan adalar, bir zamanlar Hristiyanlığın erken dönemlerinde Romalılardan sürgün yiyen din adamlarının gönderildiği adalarmış. İşte bugün gezeceğimiz Patmos da bu 3 adadan bir tanesiymiş. İlahiyatcı John bu adaya sürgün edilmiş ve kendisine vahiy bu adada gelmiş ve dinen kutsal kabul edilen eserlerini de burada yazmış. Bu nedenle de bu ada, Hıristiyanların, ziyareti haç kabul ettiği yerler arasında girmiş. Zaten Hristiyan dünyasında Patmos “Kutsal Ada” olarak kabul görüyor. Unutmadan yazalım ki Patmos Adası, Yunanistan’da bulunan 18 tane UNESCO Dünya Kültür Miras listesi içindeki eserlerden bir tanesi olarak listede bulunuyor. Yani bu küçük gezimize bile bir UNESCO Dünya Mirası eseri sokmayı başarmışız.

IMG_9224.JPG

Patmos Adasında Skala adlı limana (Skala Yunancada İskele demek) 11 civarında demirledik. Olağan işlemler sonrasında hemen liman karşısında bulunan araba kiralama şirketine gidip aracımızı kiraladık. Araç kiralama için günlük 30 EUR verdık. Şirket sahibi bize bir ada haritası verip gideceğimiz yerler hakkında fikir verdi. 

IMG_9268.JPG

Dörder kişi bir arabada, 2 araba peşpeşe önce adanın Skala ve Chora bölgeleri arasında bulunan İlahiyatçı John’a vahiy inen Vahiy Mağarası’na (The Cave of the Apocalypse) sonra da, Skala’dan 3.7 km ötedeki Aziz John Manastırı’na gideceğiz. Bu iki yer 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağaraya giriş 2 EUR kadardı. Burada rahipler yaşıyorlar. Mağara basit, küçük ama dini yerlerin mistik havasını alabileceğiniz bir yer. MS 95 yılında, Aziz John bu mağarada yaşamış ve vahiyleri almış, öğrencisi Prochoros yazıya dökmüş. Aziz John’un, her gece başını koyduğu söylenen yer; gümüş bir halka ile belirlenmiş. Masası olduğu söylenen basit bir düz taş çıkıntı var. Mağara içinde fotoğraf çekmek yasak . Fotoğraf çekemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağara gezimiz sonrasında Aziz John Manastırı‘na doğru yola çıktık. Aracımızı boş bir yere park edip dik yokuşu yürüdük. Bu yokuş yolda lüks butikler ve çeşit çeşit ikona benzeri biblo ve diğer hediyelik eşyalar satan dükkanlar var.

IMG_9295.JPG

Manastır sanki bir kale gibi. 1088 yılında Bizans İmparatoru Alexios I Komnenos, Patmos Adasını asker-rahip John Christodoulos’a verdi. O da bugünkü manastırın büyük bölümünü 3 yıl içinde tamamlattı. Manastır o zamandan beri sahip olduğu kıymetli belge, yazma, ikona ve diğer hazineler nedeni ile kale gibi yüksek surlar, dar geçitler şeklinde inşa edilmiş. Bu sayede adaya saldıran korsan ve Selçuklu Türklerinden korunma sağlanmış. Bu manastır yapılırken Christodoulos özellikle manastır inşasında çalışanların, manastır yakınında yerleşmelerini istemiş ve manastır civarında bulunan evlerin temeli o zamana dayanıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Manastır içine girince dar koridorlardan geçiliyor ve manastıra geliyorsunuz. Avlu, tüneller, arklar ve küçük şapeller içinde bir manastır burası. Manastır içindeki freskler ve ikonalar çok kıymetli. İçeride foto çekmek yasak ama doğrusu etrafta kimse olmayınca yasağı deldim ve fotoğraf çektim. Tabii ki flaşsız olarak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra rahiplerin kaldığı yukarı bölümlere çıktık. Küçük odalar yan yana yerleştirilmiş. Gezimizin bu kısmı yolumuzu kaybedince yanlışlıkla oldu. Müzeye giden yolu ararken bir anda bu bölümde bulduk kendimizi. Normalde yasak gibi duruyor. Teras kısmından ise adanın nefis bir manzarası var. 

IMG_9321.JPG

Manastırın Hristiyanlık için çok zengin bir kütüphanesi ve önemli eserlerin sergilendiği müzesi var. Kütüphane, bir zamanlar, Bizans dünyasının en büyük kitaplıklarından biriymiş. Süslenmiş, eski Hristiyan el yazmaları ve İncillerden oluşan çok sayıda kitap, İstanbul’un düşüşünden önce kaçırılmış. Halen faaliyetlerini sürdüren kütüphane, yalnızca bilim adamlarına açık ve burada araştırma yapabilmek için önceden yazılı izin almak gerekiyormuş. Kütüphanedeki 330 yazmadan (ki 267 tanesi parşömen üzerine yazılı) 82 tanesi Yeni Ahit’e ait el yazmaları. Müze içinde de fotoğraf çekmek yasaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ayrıca Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Thomas’ın kafatası da burada saklanıyor. Müzenin en kıymetli eseri 11. yüzyıldan kalma Agios Nikolaos’un mozaik ikonu. On ikinci yüzyıldan kalma, çeşit çeşit ikon, gümüş altar parçaları ve mücevherli cüppeler görülmeye değer güzellikte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müze gezisi sonrasında, gelirken yolda gördüğüm, yel değirmenlerini görmeye gittik. Fotoğraf alıp yollara düştük. Artık hedefimiz iyi bir plajda denize girmek.

P6150400.JPG

OLYMPUS DIGITAL CAMERASkala’ya geri döndük. Yunanistan’ın küçük ama zengin adası Patmos kolay insan beğenmeyen bir ada gibi duruyor. Turiste doymuş gibiler. Ada insanlarına yakışmayan şekilde, turiste karşı diğer adalardan biraz daha soğuklar sanki. Adada evlerin mimarisi tipik olarak kübik formlarda. İki katlı, birbirleri ile sırt sırta vermiş haldeler. Türkuaz veya su yeşili gibi doğal renklere boyanan kepenkleri ve panjurları, iç içe geçen avluları ile taş evler “kikladik” denen stilin iyi örnekleri kabul ediliyor. Yani Patmos bu tip evlerle dolu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 IMG_9359.JPG

Aslında plajları hızlıca gezip, en iyilerinde denize girecektik. Agriolivado Plajı en yakın olandı ve ilk olarak ona gittik. Gel gelelim plajı görür görmez burada kalmaya karar verdik. İlk iş olarak kıyıdaki restoranlardan birisinde yemek yedik. Bu restoran adalar içinde yemek yediğimiz en kötü yerdi. Yavaş ve samimiyetten uzak çalışanları vardı. Porsiyonları ise her adada olduğu gibi çok boldu. Bu nedenle bir porsiyonu iki kişi bölüşecek gibi ısmarlayın. Bizim gibi kişi başına bir porsiyon et yemeği söylerseniz mezelerle birlikte bitirmek mümkün olmuyor. Agriolivado Plajının denizi muhteşem. Şemsiye ve şezlong içing adam başı 5 EUR kadar para isteniyor. 

Ben ve bir grup arkadaş civardaki diğer plajlar hakkında fikir sahibi olmak istedik. Tek arabaya doluşup önce Kambos Plajına gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kambos Plajı, adanın daha Kuzeyine doğru. Agriolivado Plajına yakın sayılır. Daha sessiz ve daha az kalabalık bir plaj. Kambos Plajından sonra ise Vaghia plajını gördük.

IMG_9368.JPG

Vaghia Plajı daha da sakin, sanki biraz daha az sevimli gibi. Tesisi yok. Ancak denizi buranın da çok güzeldi.

Araba kiraladığımız şirketin sahibine “hangi plajı en çok tavsiye edersin?” diye sorduğumda hiç düşünmeden “Lambi Plajı”‘nın ismini vermişti. Bu plajın en önemli özelliği kumsalında bulunan renkli, bol desenli çakıl taşları. Gerçekten çok güzel taşlar var sahilde. Taş almak yasak tabelası olacak kadar güzel taşlar bunlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben ince kumlu sahil ve denizi pek sevmem. Su altını fotoğraflama hobim nedeni ile taşlık, kayalık ve berrak deniz daha çok ilgimi çekiyor. Burada denizi ve kumsalı tam istediğim gibi görünce dayanamadım, denize girdim. 

IMG_9375.JPG

Sualtındaki hareketliliğinde fotoğraflarını çektim. Kumsalda tesisler var. Daha sevimli tesis bunlar. Bence bu plaj görülmeden ve denizinde yüzülmeden Patmos Adası terk edilmemeli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 19:00 civarı Skala’ya döndük. Akşam yemeğini teknede yedik. 

P6150469.JPG

Ama Skala’da gece yürüyüşüne çıktık. Sahilde kafe ve restoranlar bolca var.

P6160487.JPG

Patmos Adasına da İtalyan eli değmiş. Ulusal Banka, Postane gibi binalar gece çok güzel görünüyorlar. Dodoni adlı bir dondurmacıda dondurma yedik. Tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet benim güzel Dostlarım..

Patmos Adası ile ilgili sizlere aktarabileceklerim bunlar. Bu güzel adaların kristal berraklığında sularında yüzmeniz, dar sokaklarını adımlamanız, kiklad tarzı evleri arasında gezmeniz ve kulağınıza gelen zeybetiko müziği eşliğinde mezelerini tatmanız dileklerimle..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

24.06.2016 Saat 10:48

 

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Leros Adası

IMG_9050.JPG

Sabah erken saatlerde korkunç bir sallanma ile uyandık. Yataktan kalkıp ne olduğunu anlamak yanlışını yaptık. Tekne öyle bir sallanıyordu ki ayakta durmak mümkün olmadı. Bulantı başlayınca gerisinin geleceğini anladık ve tekrar yatağa geri döndük. Dün geceden fırtınanın geleceğini raporlardan öğrenen  İsmail kaptan, fırtınanın öğlen daha da artacağını ön görüp, Kos Adasını erkenden terk etmenin daha iyi olacağını düşünmüş ve limandan hareket etmişti. Demir toplarken de yandan büyük dalgalara maruz kalmış, teknemiz 40 metre boyunda sınıfının en büyük teknesi olmasına rağmen, ceviz kabuğu gibi sallanıp durmuştuk. Limandan uzaklaşıp, Leros Adasına doğru dalgaları arkamıza alıp yola düştüğümüzde sallantı kabul edilebilir boyuta gelmişti. Bir de teknemiz küçük olup da Rodos tarafına doğru yolumuz olsaydı durum fenaydı. İsmail kaptan “erken çıkmasaydık ve öğlene kalsaydık biz bugün Leros’a gidemezdik” dedi. 

adsız

Kahvaltımızı teknede yaptıktan sonra düne göre erken sayılacak bir saatte Leros Adasında Aghia (Agia) Marina limanına vardık. Fırtınalı havada yol 60 km’lik yol 3 saat sürdü. 

55 km²’lik alanı olan bu yeşil adanın 2011 sayımına göre yaz kış yaşayan nüfusu 8000 civarında. Mitolojik olarak adanın önemi Tanrıca Artemis’in adası olması. Yerleşim çok eski zamanlardan beri var. Adanın yüksek bir tepesine kurulu Bizans stili Panagia Kalesi hemen göze çarpıyor ama benim en çok dikkatimi çeken beyaz badanalı renkli çerçeveli evleri oldu. Bu limandan görünüş adanın tipik bir Yunan Adası olduğuydu.

Tekne ile hangi Yunan Adasına giderseniz gidin mutlaka evrakları ve pasaportları kontrol ediyorlar. Bir defa Yunanistan’a giriş yapınca, diğer adalarda kişileri görmüyorlar ama pasaportlar mutlaka gümrük görevlilerine gidiyor. Bu işlemler yapılırken biz araba kiraladık. Burada mutlaka araç kiralamanız gerekiyor. Gerçi belediyeye ait otobüsler de var ama bizim gibi sadece 1 günü olanlar için zaman önemli. 

IMG_9010.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


IMG_9033İlk olarak adanın batısında Gourna sahiline gittik. Burası adanın merkezi olan Platanos’a göre 7 km Batıda. Adanın en güzel ve en uzun kumsallarından bir tanesi. Aghia Marina tarafında bolca olan dalgaların burada olmamasını umuyoruz ama hayal kırıklığını da Gourna’ya varır varmaz yaşıyoruz. Deniz girilecek gibi değil, zaten sahil de bir kişi dışında bomboş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9026Vakit yemek vakti olunca sahilde gözümüze ilişen  Gourna Fish Taverna and Restaurant adlı restorana daldık. Adının Fotis olduğunu öğrendiğimiz garsonun tatlı dili ve becerikliliği eşliğinde çok güzel ve lezzetli bir yemek yedik. Gourna’ya sadece bu restoran ve Fotis için bile gidilir. Yemek sonrasında Fotis’den poyrazın estiği bu rüzgarda denize girilebilecek plajlar hakkında görüş aldık. Bize adanın Kuzey Doğusunda Blefoutis Plajını önerdi. Sonradan çok doğru bir öneri olduğunu görüp, Fotis’in gıyabında ona bir kez daha teşekkür edecektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9049.JPG

IMG_9058Gourna’da yemekten sonra daha önceden tespit ettiğim ve ne olursa olsun görmeyi kafaya koyduğum Agios Isidoros Şapeline gittik. Burası Gourna’ya yakın, Kokali bölgesinde. Kıyıya 50 metrelik bir dar yol ile bağlanmış ve bir kaya üzerine inşa edilmiş bu küçük şapel çok güzel görüntüler verdi. Buradan gün batımı da çok güzel olurmuş ama o kadar vaktimiz yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu şapeli gezdikten sonra arabamızla adanın Kuzeyine doğru yöneldik. Partheni üzerinden Blefoutis Plajına ulaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Fortis haklı çıktı, nefis pırıl pırıl bir deniz vardı. Burada denize girerken arkadaki küçük kafeden frappelerimizi içtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Aghia Marina’ya doğru dönüşe geçtik. Yolumuz üzerinde olan plajlara uğramayı ihmal etmedik. Alinda Plajı da güzel görünmekle birlikte birinci tercihim Blefoutis Plajıdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9147.JPGAghia Marina içinden geçerek buradan Platanos ve Pandeli yerleşim yerlerine gittik. Aslında birbirlerinden ayrı yerleşim birimleri olan Platanos, Pandeli ve Aghia Marina zamanla birbirleri ile birleşmişler. Yürüme mesafesi kadar birbirlerine yakınlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9120Platanos İtalyan mimari tarzı evlerin örnekleri ile dolu. Arabamızı park edip bu evler arasında yürüdük. Daha sonra ise 300 metre yükseklikteki Apityki Tepesine kurulu olan Leros Kalesi (Panagia Kalesi de deniyor) ve onun yamaçlarında gözüken yel değirmenlerini tam karşıdan gören bir alandan fotoğrafladık. Bu kale Bizans döneminden kalma. Palatanos içinden dar sokaklar arasından geçerek kaleye çıkmak mümkün ama biz bunu yapamadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yapılabilecek kadarını yaptığımıza inandığım Leros Adası küçük turumuzu kiralık arabamızı teslim ettikten sonra Agia Marina’da yürüyerek devam ettirdim.

IMG_9151.JPG

Aghia Marina sahili kafeler ve restoranlarla dolu. Gün batımında burası da çok hoş oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil boyu yürüyerek meşhur Mylos Restoranın terasına girdim. Kaleden gün batımının güzel olduğu söylenir ama buradan, arkadan gelen güneş ışıklarının düştüğü kalenin görüntüsü ve restoranın önünde, denizin içindeki yel değirmeninin görüntüsü de müthişti. 

P6140280.JPG

1930’lar yapımı Aghia (Agia) Marina Kilisesi de limandan 100 metre sonra karşınıza çıkıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Adanın gezemediğim bölümlerinden Laki derin denizi nedeni ile İtalyanlar tarafından önemli bir liman olarak görülüp planlı bir şehir olarak inşa edilmiş bir bölüm. Neoklasik binalarla dolu.

IMG_9199.JPG

 Agia Marina’nın plajı güzel. Vromolithos, Xirokambos Plajları, Leros Adasını diğer önemli plajları.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

On İki Adaların Kuzeyinde bulunanlarına yaptığımız gezide bir adayı, Leros Adasını da gezebildiğimiz kadarı ile sizlerle paylaştım. Leros Adasını ben çok sevdim. Umarım sizin de bizim de yollarımız bir kez daha bu adaya düşer ve daha uzun süre kalabiliriz.

Gezekalın dostlar…

Dr Ümit Kuru

23.06.2016 Saat 01:32