• Arşivler

  • Diğer 531 takipçiye katılın

  • Mart 2013 den beri

    • 263.298 ziyaretçi
  • Temmuz 2022
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Arnavutluk Rivierası

Aslında haberim de yoktu, bu seneki gezi planlarım arasında da yer almıyordu. Bazen gezilerinizin hayalleri, planları ve gerçekleşmesi için gördüğünüz tek fotoğraf yeterli olur ya, işte Arnavutluk Riviera‘sı gezimiz böyle başladı. Sevgili eşim tam bir deniz kuşudur. Bendeniz için ise deniz demek, su altının renkli dünyasını gözleyebilmek  ve yapabildiğim kadarı ile fotoğraflayabilmek demek. Fotoğraflarını tesadüfen gördüğüm Arnavutluk plajlarından olan Ksamil sahilinin berrak suları ve Ksamil Adalarını içine alan panoramik fotoğraf her şeyin başlangıcı oldu. Tiran’dan başlayan ve amacı sadece denize girmek olan bir Arnavutluk gezisi yaptık. Bugün sizinle o geziyi paylaşacağım. Eh! Daha mevsimi de geçmedi, belki bu yazı da sizin Arnavutluk Rivierası gezinizin başlangıcı olur. Arnavutluk’a daha önce yaptığımız kültür gezisine ait yazıları http://www.gezekalin.com da bulabilirsiniz (https://gezekalin.com/2014/10/22/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-6-gun-arnavutluk-elbasan-berat/ ve https://gezekalin.com/2014/10/26/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-7-gun-arnavutluk-durres-kruja-tiran/ )

P8230610-001.JPG

Hemen başlarda bazı önemli ipuçları vereyim; Bir kere Arnavutluk sahilleri, hemen karşısında bulunan Korfu Adası sahillerine göre daha ucuz. Arnavutluk’ta kalacağınız otellere, aynı denizi paylaşan Korfu Adası sahilleri otellerine göre 3-4 kat daha az para ödeyeceksiniz. Çoğunda oda kahvaltı şeklinde kiralama var. Otelleri Booking.com dan kiraladık. Bizim gittiğimiz zaman Arnavutluk Riviera’sının yüksek sezonuydu. Hem iç turizm ve hem de dış turizm nedeni ile kalabalık ve yüksek fiyatlarla karşılaştık. Bir daha gidersem, gitme zamanım ya Haziran ya da Eylül ayı olacaktır. Otellerin oda fiyatları gecelik, yerine göre değişmekle birlikte, 36-95 Euro oldu. Kaldığımız otellerin hemen hepsinden memnun kaldık. Ben sizlere yeri geldikçe otellerin ismini yazacağım. Belki kolay yoldan denenmişi seçip ve doğrudan otele ulaşıp daha ucuza kalabilirsiniz. Hizmet kalitesi ise Arnavutluk’ta, Yunanistan sahilleri otellerine göre daha düşük. Bir de çoğu otel kredi kartı kabul etmiyor. Yani demem o ki otellere ödeyeceğiniz para nakit olarak cebinizde bulunsun. Kendinizi şımartın ve otellerin deniz manzaralı odalarından seçin. Çok keyifli oluyor. Otel odalarının çoğunda su ısıtıcıları var ama bizim gibi çay meraklıları yanlarında bol miktarda çay götürsünler. Çünkü siyah çay bulabilmek, bulursanız da içtiğinizden zevk alabilmek neredeyse imkansız. Bu arada nefis bir “dağ çayı” dedikleri çayları var (bizim ada çayı dediğimiz) ama bizim için illa da siyah çay olmalı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9095Arnavutluk sahillerinin tadını çıkartmak için araba kiralamanız gerekiyor. Size de aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü öyle güzel sessiz sedasız sahiller var ki durup yüzmezseniz ayıp edersiniz. Arabayı Rentalcar.com’dan kiraladık. Arnavutluk’ta ise bize hizmet veren Surprice adlı bir şirketti. Arabayı siz de bilgisayarınızdan ve aynı veya benzerleri firmalardan kiralayabilirsiniz. Arnavutluk’ta araba kiralama firmaları Tiran Havaalanı içinde ve karşısındaki caddede bolca var. Ama risk istemiyorsanız bilinen firmalardan ve internetten kiralama yapabilirsiniz ve bence öyle de yapın. Ama arabanın kaskosunu Arnavutluk’ta arabayı kiraladığınız şirketten yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü Rental.com’dan tam kasko yaptığınız zaman, arabayı teslim alırken size zorluk çıkartıyorlar ve hatta mümkünse bir kaza izi bulmak için aşırı bir çaba gösteriyorlar. Uğraşmaya ve asabınızı bozmaya değmez! Kaskonuzu Arnavutluk’ta araba kiraladığınız firmadan yaptırın. Yedi gün için 90 Euro karşılığı tam kasko yapıyorlar. THY’nın Tiran’a akşam uçuşuna bilet aldım ve bir gün için daha araba kiralama parası vermek istemedim. Havaalanından Tiran merkezdeki otelimize gidişimizi kalacağımız otele ayarlattım. Normalde havaalanından merkeze kadar taksiler 20 Euro alıyor (Havaalanı merkez arası 19 km ve 25 dakika sürüyor). Ama kalacağınız otelden transfer isterseniz onlar size daha ucuz taksi (15 Euro) ayarlayabiliyorlar. Havaalanının merkeze giden transfer otobüsleri saat 18:00 e kadar çalışıyor. Sonrasında taksi kullanmanız gerekiyor. Ben gezide kolaylık olsun diye araca bir navigasyon cihazı kiraladım ve 7 güne 50 Euro verdim. Gezi boyunca yaptığım en gereksiz harcama bu oldu. Hem alete yüklü olan program eski çıktı, hiç bir oteli bulamadı ve hem de Arnavutluk’ta yol ve yön işaretlemeleri gayet iyi. Bence navigasyon cihazı kiralayacağınıza, gezi öncesi Google.map’den çevrimdışı çalışacak Arnavutluk haritasını telefonunuza yüklemek daha mantıklı olacaktır. Kalacağımız otelleri hep bu çevrimdışı haritalardan kolayca bulduk. Bir kez daha “yaşasın Google Amca” dedik yani!

Lek_notes

Arnavutluk Parası Leke

22159204_363526550743537_1880525957102567424_nArnavutluk para birimi Leke. Bir Euro ile 122-125 Leke alıyorsunuz. Havaalanı içinde exchange bürosu var. Eğer amacınız sadece deniz tatili ise zaten pek hediyelik bir şey aramayacaksınız. Harcamalarınız sadece yiyecek ve içecek  için olacaktır. Bir lokal bira için plajdaki tesiste 150-250 leke (markette daha ucuz), Türk kahvesi için 160 Leke (lokal kahvehanelerinde 70 Leke -müthiş Türk kahvesi yapıyorlar tavsiye ederim-) kaliteli bir restoranda ise iki kişi kabul edilebilir bir menü için 2500-3000 Leke ödüyorsunuz. Bir de şezlong ve şemsiye kiralamaya para harcayacaksınız. Plajlarda şemsiye ve şezlong kiralamak zorunda kalacağınız yerler çoğunlukta. Bunun için 300-400 Leke kadar para alıyorlar. Gerçi sahile havlunuzu atarsanız da kimse size “olmaz kardeşim” demiyor. Yani içeri girerken “burası özel plaj” diyen yok. “Ben bu parayı vermem arkadaş!” derseniz ülkeden hasırlarınızı yanınızdan getirin derim. Çünkü plaj sahilleri hep çakıl taşı.

Aklıma gelen kısa ve önemli gördüğüm hatırlatmalar bunlar. Şimdi geçelim Arnavutluk Rivierası gezimize..

kalkış Tiran, Arnavutluk varış Ksamil, Arnavutluk - Google Haritalar - Google Chrome 26.08.2018 012200.jpg

Arnavutluk Rivierası dendiğinde Kuzeyde Vlore, Güneyde Sarande şehirleri arasındaki 150 km’lik İyon Denizi sahillerini anlamalısınız. Sahile dik inen sıra dağlar ve berrak sular, eşsiz koylar hayal edin. Burası İtalyanların arka bahçesi gibi. Zaten bölgenin yaşlı Arnavutları ile İngilizce anlaşmak zor ama İtalyanca konuşuyorlar. Arnavutluk Rivierası, Avrupa’nın keşfedilmemiş son sahilleri olarak adlandırılıyor. 

P8230777.JPG

Size tavsiyem Tiran’dan çıktıktan sonra Durres‘de filan durmadan doğrudan doğruya Vlore’ye doğru yol almanız. Durres’te pek bir özellik yok bence ve Tiran’a yakınlığı nedeni ile, özellikle de hafta sonu ise, kalabalık sizi boğacaktır, vakit kaybetmeyin. Arnavutluk’ta yollar Fier‘e kadar otoban ama sonrasında yol tek şeride düşüyor. Fier-Levan arası yolda 2 saate yakın bekledik. Trafik felaketti. Burayı geçtikten sonra ise zik zaklı dağ yollarına doğru gidiyorsunuz. 

P8170004.JPG

Vlore’yi küçük bir Antalya olarak düşünün. “Gece hayatı da olsun, modern bir şehir olsun” derseniz burada konaklayabilirsiniz. Denizi güzel, sahili uzun. Ama bize pek uymayan tatil olduğundan konaklama olarak Orikum‘u tercih ettik.

P8170018.JPG

Orikum Arnavutluk Rivierası içinde ilk konaklama yerimizdi. Sahili diğer sahillere göre daha kısaydı. Konaklama yaptığımız otelin ismi  Hotel Bel Ami Suita. Kaldığımız oteller içinde en lüks olanıydı diyebilirim. Geniş  ve denizi gören bir oda seçmiştim. Kahvaltısı ise çok iyiydi. Tavsiye ederim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelden denize ulaşmak kolay ve sabahları denizi çok iyi oluyor. Öğle sonrası ise dalgalanıyor. Deniz dibi kumluk, bu da demektir ki dalgalandığında denizin berrak suları kalmıyor. Deniz dibindeki canlı yaşama meraklı olan benim gibiler için ise sıkıcı bir deniz. Ancak Orikum Limanı yönüne doğru yürürseniz çakıl taşlı bir denize denk geleceksiniz. Burası daha berrak ve deniz dibi daha canlı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size Orikum’da bir restoran tavsiye edeceğim; Adı Kabello (Telefon Numarası +355 67 545 5807). Burası araba ile 10 dakika içinde ulaşabileceğiniz bir yer. Bir zamanlar eski bir değirmenin bulunduğu, dere kenarındaki bu mekanda öğle saatlerinde yer bulmak zor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu nedenle mutlaka rezervasyon yaptırın. Burada yiyebileceğiniz en güzel tavuğu ve lezzetli pilavı yiyeceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare, Orikum’dan sonraki konaklama yerimiz oldu. Orikum, Himare arası 55 km ama yol 1.5 saat sürüyor.  Llogara Pasajını ve Cerauni Dağlarının bir bölümünü geçmeniz gerekiyor. Yol kıvrıla kıvrıla çıkıp, aynı şekilde iniyor. Yeşillikler içinde, nefis bir ortam var. “Llogara Ulusal Parkı içinde yol üzeri bir kahve için” diyeceğim ama siz bu aktiviteyi en iyisi bizim gibi sonraya, dönüş yoluna saklayın. Orikum’dan sonra kahve içmek için çok yakın mesafe oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’yi çok beğendik. Denizi nefis ve berrak. Burada iki günde de kısa süreli yağmura yakalandık ama denizde. Yani yağmur yağmış ne gam! Otelimizin içi eski, kahvaltı desen var yok arası. Ama otel tam merkezde ve denize 50 metre bile yok. Otelin balkonundan manzara desen nefis. Tam çilingir sofrası kurulacak bir ortam var. Otelin ismi Veizi. Himare geceleri çok hareketli, bu nedenle geceleri geç saatlere kadar gürültü oluyor. Ama bir daha Himare’ye gitsem tercihim bu otel olurdu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Su altı pırıl pırıl, Orikum’da göremediğim balıklar burada görünmeye başladı. Ama suyun altında emzik görmek haydi neyse de, ikiz yatak görmek şok ediciydi. Arnavutlar doğaya karşı bizden de hoyratlar. Gerçi sabah televizyondan tatil dönüşü kıyılarımızdaki tatilci çöplerini görünce “Ne hakkın var elin Arnavut’unun çöpünü eleştirmeye, öküz her yerde öküz” dedim kendi kendime.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de konaklarken hemen 9 km kadar ötedeki Porto Palermo ve Tepedelenli Ali Paşa Kalesi‘ne de gitmek gerekir. Bu gezi kale filan gezmedim. Amacım Porto Palermo denen yerde denize girmek. Burada su çok güzel, durgun ve berrak. Mutlaka gidin. Sabahtan giderseniz kalabalığa yakalanmazsınız. Kale bir yarım adada bulunuyor. Bir tarafta balık çiftlikleri var. Bu nedenle burada denize girmeyi tercih etmedik, diğer taraf daha uygundu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de bir sürü tercih edebileceğiniz restoran var. Biz bir pizzacıda karın doyurduk. Esas ziyafeti Ksamil’e sakladık.

P8230285.JPG

Himare sonrasında Sarande’yi geçip Ksamil‘e vardık. Aradaki mesafe 66 km ve yine dolambaçlı, dar yollardan 1.5 saatlik bir yol olduğunu hesaba katmanız gerekiyor.  Bu arada Sarande’den Yunanistan’ın Korfu Adasına feribot ile geçiş yapabiliyorsunuz. Benim orijinal programımda Sarande’den Korfu Adasına geçip orada da 2 gece kalma planım vardı. Ama Euro alıp başını gitti, biz ise Arnavutluk’ta kaldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil benim favori yerimdi. Beklediğim gibi de çıktı. Ancak sadece benim değil herkesin favori yeri ve aylardan da Ağustos olunca aşırı bir kalabalığa denk geldik.

Burada kaldığımız otelin ismi Mira Mare. Otele çıkan 50 metrelik, neredeyse 45º eğimli “eşek bağırtan” yokuşu olmasa müthiş bir otel. Yokuşuna rağmen bu oteli de kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otel meşhur 3 adalar tarafında değil. Ama Paradise, Puerto Rico ve Lori adlı plajlara yürüme mesafesinde. Aslında 20-30 dakika yürümeyi göze alırsanız adalar tarafındaki plajlara da yakın. Bizim favori plajımız ise Puerto Rico plajının yakınındaki denizdi. Suyun altı hayat dolu, deniz ise tam hayalimdeki gibi berrak ve masmavi. Biz Ksamil’de kaldığımız 2 gün boyunca burada denize girdik. Sabahları burada da deniz bir başka güzel oluyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de size tavsiye edeceğim restoran Guvat Restoran olabilir. Burada gün batımını yakalayacak şekilde bir yemek yemenizi tavsiye ederim. Özellikle marine edilmiş ahtapot ve “uzo’da terbiye edilmiş-drunken- karidesi” nefisti. Balık çorbası ise vasat.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de bilinen plajlara Temmuz-Ağustos aylarında gitmek pek zevkli olmasa gerek. Aşırı kalabalık. Neredeyse omuz omuza  denize giriliyor. Kalabalık olunca kumluk plajların suyu bulanıyor. Yani demem o ki belki sabah erkenden adalar karşısındaki plajlar zevk verebilir. Bunun dışında aylardan Haziran ya da Eylül değilse sizlere tavsiyem bizim gibi yanlardaki sakin plajları tercih etmenizdir.

P8230651-001.JPG

Ksamil bizim Arnavutluk’taki en uç noktamızdı. Buradan Tiran’a dönüş yolunda Dhermi adlı bir yerde daha konaklama yaptık. Buraya kadar ise arada atladığımız plajlara uğraya uğraya yol aldık. 

Lukove benim Arnavutluk Riviera’sı içindeki en beğendim plaj oldu. Zeytin ve narenciye ağaçları arasından geçiyorsunuz. Upuzun bir sahil ve muhteşem bir deniz. Sahilde, diğer konakladığımız yerler gibi çok sayıda tesis yok ve sadece 2 tane küçük tesis var. Deniz ve denizin altındaki canlılık müthiş. Bu sahili sakın kaçırmayın derim. Keşke daha uzun zaman geçirme imkanımız olsaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lukove sonrasında Borsh adlı başka bir köy sahiline gittik. Bu son sahiller müthiş güzellerdi. Köy aynı zamanda su kaynakları ile de meşhur. 

P8230640.JPG

Muhtemelen denize kaynak suyu bulaşıyor ya da deniz içinde de kaynak suyu yüzeye çıkıyor. Deniz suyu bazı yerlerde biraz daha soğuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Borsh Plajı sonrasında yol üzerinde Gjipe ve Jala Plajlarına uğrayamadan Dhermi‘ye yöneldik. Dhermi nefis bir köy. Tepelere kurulu ve birbirlerinin önünü kapatmayan eski evleri var. Tepede köy girişinde kısa bir mola verip fotoğraf çektik. Sonra konaklama yapacağımız Grecia adlı otele gittik. Kaldığımız oteller içinde denize en uzak olanı bu oldu. Ama onda da denize tepeden bakan, ortak kullanılan kocaman bir balkon vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dhermi’de gün batımına kadar sahildeydik ve yüzdük. Daha önce kaldığımız yerlerde güneş hep dağlar arkasında kaldı. Ama Dhermi’de güneş denize batıyor. Demem o ki burası gün batımını izleyebileceğiniz en güzel sahil. Nefis bir gün sonrasında, nefis bir gün batımı izlemek aynı zamanda gezimizin sonu için nefis bir final de oldu. Şahane fotoğraflar çektim. Günü, geziyi iyi bir restoranda sonlandıralım istedik. Dhermi’deki adresimiz Luciano Restoran oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ertesi gün Palasa Sahili’ni yukarıdan izleyerek Llogara Geçidine doğru yol aldık. Bu sefer burada bir tesiste durup kahvaltı yaptık.

Tiran’a varıp kiralık arabamızı gerçek sahiplerine teslim edince gezimiz de sona ermiş oldu.

Evet Sanal Gezgin dostlarım! Bu sefer amacı farklı bir gezi yazı ile Gezekalın paylaşımı yaptım. Kim bilir, yazın sonuna yaklaşan bu günlerde, bence daha sakin ve daha ucuza mal edeceğiniz bir Arnavutluk Riviera’sı geziniz olabilir.

Bu yaz olmazsa bir başka yaz olacaktır nasılsa…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

29.08.2018 Saat 08:55 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Dünya Mirası Listesi-Arnavutluk

SONY DSC

Arnavutluğun Durres’de ziyaret ettiğimiz Roma döneminden kalma Amfi-tiyatrosu dahil 4 yeri Dünya Mirası Listesine girmeye aday. Ancak Arnavutluk’ta halen liste içinde bulunan 3 yer mevcut;

  • Butrint (1992)
  • Berat ve Gjirokastra tarihi merkezleri (2005)

Ülkenin Güney Batısında yer alan hem tarihi yer ve hem de doğal güzelliklere sahip olan Butrint Ulusal Parkını gezme şansımız olmadı.

Berat ve Gjirokastra tarihi merkezleri

Gjirokastra Arnavutluk’un güneyinde yer alan ve hem bir zamanlar ülkenin korkulan diktatörü Enver Hoca’nın ve Nobel ödülüne bir kaç kez aday olarak adı geçen ünlü Arnavut yazar İsmail Kadare’nin doğum yeri olan bir şehirdir. Osmanlı eserlerinin en iyi örneklerine sahip bu Kültür Mirası Listesindeki şehri de programımız nedeni ile gezemedik.

Hem Berat ve hem de Gjirokastra Arnavutluk’ta Osmanlı dönemi mimarisini korunmuş ve iyi örnekleri nedeni Dünya Kültür Mirası Listesi içindedirler. Berat şehri yüzyıllar boyunca farklı din ve kültüre sahip toplumların bir arada yaşadıkları şehir olmuştur. Berat şehri içinde bulunan kalenin tarihi milattan önce 4. yüzyıllara kadar gitse de kalenin çoğu bölümü 13. yüzyılda inşa edilmiştir. 1417 Yılında bu bölgeye gelen Osmanlı  sayesinde Berat şehri imar olmuştur. Berat’ta halen var olan birkaç cami ve çok sayıda cumbalı Türk tipi evler ile kendimi kocaman bir Safranbolu gezisi yapıyormuş gibi hissettim. Kaleden aşağıdaki bu evlerin manzarası ise doyumsuzdu.  Geziyi biraz daha uzatıp Gjirokastra Şehrini de görmek gerekirdi. Ama bazen zaman ve para ikilisi yan yana gelemiyor işte!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

28.11.2014 Saat 00:48

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde 7. Gün- Arnavutluk: Durres, Kruja, Tiran

SONY DSC

SONY DSCSabah kahvaltı sonrasında Arnavutluk gezimizin Durres, Kruja ve Tiran’ı kapsayan kısmına başlıyoruz. Ülkenin Kuzeyine doğru hareket ediyoruz.
Arnavut halkının tarihi çok eskilere, İliryalılara kadar dayanıyor. Arnavut halkı kendisini Shqipëria olarak adlandırıyor. Bu kelime “Kartallar ülkesi” anlamında. Bayraklarında bulunan çift kartalda herhalde buradan geliyor. Tarih boyunca direnen ve savaşan bir ulus olmuşlar. Önce Osmanlıya 40 yıl direnen bir İskender Beyleri olmuş. Daha sonra önce İtalya, sonra da Almanya Faşizmine karşı direnmişler. İkinci dünya savaşı sonrasında kendilerini komünist rejim altında bulmuşlar ve önce Stalin Rusya’sına, sonra Mao’nun Çin’ine dayanmışlar. Enver Hoca zamanında kurulan sıkı ve kapalı rejim, Hocanın ölümü sonrasında gevşemiş ama ülke bu duruma hazırlıklı olmayınca kaos ortamında güçlü olan, öz kaynakların başına geçmiş. Arnavutlukta özgürlük, açlıkla birleşince tüm Avrupa’da Arnavutluk’u meşhur eden araba hırsızlığı, eskiden komünizmin tarım politikalarının uygulandığı çiftliklerin eroin ve mariuana ekim çiftlikleri haline gelmesi ve bir zamanlar özgürlük ilanı yapılan Vlora liman kentinin, insan kaçakçılığının aktarma merkezi haline dönüşümü gibi olumsuzluklar yaşanmış. Biz orada iken Arnavutluk seçim atmosferindeydi. Ortalıkta arabalar bağıra bağıra geziyorlardı. Ancak caddelere de boydan boya asılmış bayraklar da yoktu. Sahi bize bu ilkellik ne zaman geldi?

SONY DSC
Biz bugün önce Arnavutluk’un en büyük liman kenti olan Durres şehrine gideceğiz. Eğer girebilirsek Adriyatikte denize gireceğiz. Sonra Osmanlıya kök söktüren adam olan Gyergi Kastrioti, yani İskender Bey adlı Arnavut kahramanın kalesinin bulunduğu Kruja şehrine gideceğiz. Sonrada Arnavutluk’un başkenti olan Tiran şehrini gezip gecelemeyi burada yapacağız. Bu gece bize Arnavut firmanın hazırladığı müzikli yemek programına katılacağız. Geceleme burada olacak, yarında artık gezimizin son günü; İstanbul’a öğle sonrası dönüyoruz.
Durres şehri Adriyatik kıyılarında bulunan ve yazlık otelleri ile meşhur ve Tirandan sonra ikinci büyük Arnavutluk şehri. Aracımızı park edip şehri kısaca geziyoruz. Roma amfi tiyatrosu buranın en kayda değer yeri. İlk defa bir amfi tiyatronun en alt bölümlerine kadar görebildim. Buranın bir özelliği de Roma’da mozaiklerin yerde değil, yan duvarlarda yapılmış olması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra da bu şehirdeki müzeyi gezdik. Kliti iyi bir tarih bilgisine sahip. Müzeyi gezen sadece biz değiliz; Çocuklarda gezmeye gelmişler ama müze çıkışında okul otobüslerine bir kaçışları vardı ki görülmeye değer.
Araca binip, sahilde yüzecek bir yer bakacağız. Geziye katılanlardan bazılarını (yani sevgili eşimi) “ Sizi Adriyatik’te denize sokacağım” diye geziye ikna etmiştim. Denize girmeye hiç niyetim yok ama söz, sözdür.
Aracı sahilde bir otelin otoparkına park ettik. Aynı otelin sahildeki masalarında mevzilendik. Önce kahveleri söyledik. Sonrada sahile yürüdük. Sahil uçsuz bucaksız görünüyor. Denize girenler var ama deniz çok dalgalı ve suyu bulanık. Hanım dahil kimse denize girmek istemedi. Ben de üzülmüş ayaklarında bir kahve daha söyledim; Öyle ya ben sözümü tuttum, onlar girmediler!

Buradan sonra Kruja şehrine gidiyoruz, Kruja şehri Osmanlıya kök söktürmüş olan İskender Beyin şehri. I. Beyazıt, Arnavutluk’u işgal edince Gjon Kastrioti adlı Arnavut lider ona karşı koyuyor. Ama baba Kastrioti başarılı olamayınca bu Beyin 4 oğlu Osmanlı tarafından devşiriliyor ve eğitime alınıyor. Osmanlı Sarayı bu 4 kardeşten 3 tanesini saraydan kızlarla evlendiriyor ama bu kardeşler bir şekilde ölüyorlar (rehberimiz bunların öldürüldüğünü söylüyor ama “öldürecekleri adama niye kız verilsin ki?” diye sorunca yanıtını alamadım). Dördüncü kardeş olan Gyergi Kastrioti ise oldukça becerikli çıkıyor ve Sultan’nın güvenini kazanıyor. Öyle ki Macarlarla savaşta komuta etmesi için emrine asker bile veriyorlar. Gyergi ise Osmanlıya ihanet edip, baba memleketi olan Kruja’ya kaçıp orada beyliğini ilan ediyor. Biraz coğrafyanın etkisi, çokça da becerikliliği sayesinde, Osmanlının eğitime aldığı bu devşirme edilmiş Arnavut kahraman tam 40 yıl Osmanlı ile girdiği 25 savaşın neredeyse tamamını kazanıyor. İstanbul Fatihi II. Mehmet dahil hiç bir Osmanlı büyüğü onun bileğini bükemiyor. Sonunda ölüyor ve kısa zaman sonra da Osmanlı buraları ele geçiriyor. İşte gezeceğimiz Kruja şehri, bu ulusal kahramanın şehri. SONY DSC
SONY DSCKruja şehrine varmadan hemen önce Sarı Saltuk Türbesini gezdik. Bir Sarı Saltuk Türbesi de, Makedonya da, Ohrid şehrinde vardı. Geçi Anadolu’da da birçok yerde Sarı Saltuk a ait olduğu iddia edilen türbeler varmış. Sarı Saltuk, Anadolu ve Rumeli’nin fethi sırasında önemli rol oynadığı rivayet edilerek efsaneleşmiş bir evliyadır. Efsanevi şahsiyet kimliğini daha yaşarken elde ettiği söylenmektedir. Hayatını anlatan Saltukname Destanı, bu 13. yüzyıl alpereninin savaşlarını ve çeşitli kerametlerini konu almaktadır. Bu türbede Sarı Saltuk’a ait ayak izlerini gördük.
Sonra Kruja kalesine geldik ama bu arada acıktık. Tam eski Türk Pazarının yanında bulunan bir lokantaya girdik. Burada Elbasan Tava ve Arnavut Böreği başta olmak üzere çeşitli Arnavut yemeklerinden tattık. Gerçekten güzel yemekleri var, tam da ağzımızın tadında.

Yemek sonrası Kruja kalesini gezmeye diye yola çıktık ama yolda bir güzel Pazar var ki ben dahil herkesin gözü bu dükkanlarda. Sonunda ağırlığı koyup, kale sonrası bolca çarşı gezisi sözü de vererek kale gezisine başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kale hakkında bilgilendikten sonra burada bulunan Etnografya müzesini gezdik. Buradaki müze benim gördüğüm en güzel Etnografya müzelerinden bir tanesi. Burada bulunan yaşlıca rehber tane tane İngilizcesi ile (kelimelerin tamamını ezberlemiş, arada soru sorarsanız duralamak zorunda kalıyor) harika bir sunum yaptı. Bu amcam yakında emekli olacakmış. Ondan bu müze hakkında bilgilenmenizi isterdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCKale içinde bulunan bir Bektaşi Tekkesini de gezdik ama esas tavsiyem Tekkenin yanında bulunan terastan Kruja şehrine tepeden bakmanızdır. Eski Türk pazarına hep beraber daldık, kimisi zeytin ağacından kaplar aldı, ben ise keçeden bir çift Arnavut patiği aldım. Burada işimizde bitti, Kruja şehri görülmeden olmazsa olmaz bir şehir.

SONY DSC

SONY DSCArnavutluğun başkenti Tirana doğru hareket ettik. 1614 yılında Osmanlı Paşası Süleyman Bey tarafından kurulmuş olan bu şehrin aslında ilk ismi Tahran’mış ama zaman içinde bu sözcük Tiran’a dönüşmüş. 1612 metrelik Datji Dağı’nın batısında uzanan geniş düzlüğe yayılan Tiran, 1920 yılında ülkenin başkenti oluyor. Tirana vardığımızda saat ilerlemişti. Hiç otele uğramadan şehir turuna çıktık. Tiran yeni binalar dolu bir şehir. Burada bize ait olan tek şey Ethem Bey camisi. Bu cami 17. Yüzyılın ikinci yarısında yapılmış. Enver Hocanın bile güzelliğinden dolayı yıktıramadığı bu cami, inanılmaz güzel kalem boyamalara sahip. İçerideki çizimler muhteşem. Buraya sabah erken saatlerde gelmeliyim deyip ayrıldım. Bizde niye bu güzellikte cami sayısı az anlamıyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCEthem Bey camisi yanında 1830 larda yapılan saat kulesi var. Bakanlıkların bulunduğu meydanı ve İskender Beyin at sırtında muhteşem bir duruşunun sergilendiği dev heykelinin yanından geçtik. Tam karşısında ise Ulusal Müzeyi gördük. Burayı ertesi gün sabah 10’dan başlayıp saat 12’ye kadar hızlıca gezmek zorunda kaldık. Güzel bir müze tavsiye ederim.

SONY DSC

Anlaştığımız firmadan son gece için sazlı sözlü bir Arnavut gecesi talep etmiştim. O da, o gecenin cuma olduğunu, Arnavutluk’ta cumartesi ve Pazar bu tip gecelerin düzenlendiğini söyledi. Doğrusu ben götürmekten kaçınıyorlar diye düşünmüştüm ama o gece bizi bir müzikli lokantaya götürdüler. Sözlerinde durdular derken, bir yaşlı kemancıyı görünce biraz bozuldum. Ama bu kemancı muhteşem bir performans gösterdi ve gözlerimizi ondan ayıramadık.
Gece konakladığımız otel Tafaj çok kaliteli bir otel çıktı. Sabah kahvaltı için indiğimiz bahçesinde aldığımız kahvaltı unutulmazdı.
Gezi bitince Albania Express in sahibi bizimle tanışmak istedi ve bir kafede oturup konuştuk. Birer kahve içtik. Bu bizim hem Arnavutluk’a ve hem de gezimize veda kahvelerimizdi. Uçağımıza atlayıp, güzel anılarla İstanbul’a evimize uçtuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bundan sonra Bosna-Hersek, Karadağ ve Hırvatistan gezisi yapacağız. Kim bilir belki de her şey denk gelir, grubu da oluşturduk mu ver elini ”Balkanlar’da Ataların izleri 2 “.
Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk Yayın tarihi 21-06-2009, 23:31

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 26.10.2014 Saat 23:44

 

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde 6. Gün- Arnavutluk / Elbasan-Berat

SONY DSC

Sabah saat 08:30 civarı, kahvaltı sonrası kaldığımız otelden ayrıldık. Araç Struga kentini geçerek Makedonya-Arnavutluk arasındaki sınır kapılarından birisi olan Kafasan sınır kapısına geldi. Makedonya tarafında pasaport işlemlerimizi tamamlayıp, 200 mt kadar uzunluktaki insansız alanı aynı araçla geçtik. Aslında bu alanı araçla geçemiyoruz ama sevgili Stefan halletti bu işi ve sınırı elimizde bavullarla geçmek zorunda kalmadık. Götürebileceği son noktada araçtan valizleri alıp Stefan’la vedalaştık. Bu adama çok alışmıştık. Bize sadece bir rehber değil, arkadaş da olmuştu. Umarım Arnavut firması da, Arnavut rehberde aynı güzellikte çıkar. Sonuçta kendimi profesyonel bir gezgin olarak tanımlayabilirim ama tur organize etmek işini profesyonel olarak yapmıyorum. Gezi arkadaşlarımın hepsi şu ana kadar çok mutlu ve gezi boyunca arkadaşlardan günde 3-4 kez teşekkür aldım. İşin sonunda çok mahcup ve hepsinden fazla mutsuz olabilirdim. Şükürler olsun!
Stefanla vedalaşma aşamasında yanımıza, elinde benim adımın yazılı olduğu Albania Express pankartı ile birinin yanaştığını gördüm. Gelen Arnavut rehberdi ve adı Kliti. Kliti’de çok güler yüzlü gözüküyor. Pasaportlarımızı topladı, hepimiz Arnavut görevliye gittik, bize şöyle bir baktı;” Türk, Türk” diye sordu, kafamızı sallayınca güldü. Kliti, aracımız ileride deyip, 20 mt ötedeki Sprinter Mercedesi ve adının Reşat Ağa olduğunu öğrendiğimiz şoförü gösterdi. Bu kadar kolay bir sınır geçişi beklemiyordum. map

Arnavutluk 28,748 kilometrekarelik yüzölçümüne ve  2,831,741 kişilik nüfusa sahip olan bir ülke. Başkenti Tiran.
SONY DSCHedefimiz Elbasan üzerinden Berat şehrine varmak. Geceleme orada. Bugün hepimiz için önemli. Berat, Arnavutluk’ta en çok merak ettiğim yerlerden. Bu küçük şehir, Osmanlının en çok izlerini taşıyan şehirlerden iyi bir örnek. Sınırdan girer girmez Bunker denen sığınakları görmeye başladık. Bunkerler, yani sığınaklar, Enver Hoca’nın Ruslar tarafından işgal edileceğini düşündüğü için bombalara karşı yaptırdığı yerler. Bunların sayısını 700000 ler civarında olarak okumuştum ama Rehberimiz Kliti bu sayının 160000 ler civarında olduğunu söylüyor.

Elbasan’a doğru yol almaya devam ediyoruz. Sınırdan Elbasan’a kadar olan mesafe 80 km civarında. Elbasan deyince aklımıza hemen kuzu eti ile yapılan süt, yoğurt, yumurta, pirinç ve un kullanılan Elbasan Tava aklımıza geliyor. Elbasan tavayı burada değil ama Berat ta eski çarşıda tatma şansımız oldu. Gerçekten güzeldi. Elbasan şehrine gelince; Elbasan ‘da önce kaleyi gezdik. Kale surları oldukça sağlam gözüküyor. Bu kale Romalılar döneminden kalma. Zaten Arnavutluk’un 36 eyaletinden biri olan ve 220000 nüfuslu Elbasan İstanbul’dan Roma’ya uzanan ticaret yolu yani Via İgnatia üzerinde. Bu kalede bu yolu koruyan Romalılar için yapılmış. Kaleden sonra Sultan Camisine gittik ama eskiliği dışında (1492-II.Beyazıt) çok da bir özelliği yoktu. Caminin devamında ara sokaklarda tipik eski Türk evleri var. Arnavutluk fakir bir ülke, gelir dağılımı pek iyi değil. Ama hayatımda görmediğim sayıda Mercedes var bu ülkede. Bu ne tezat?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada Elbasan’da, Arnavutluk parası ile Euroları değiştirdik. Arnavut para birimi Leke. Bir EUR=131.5 Leke  (2014 de 139.2 Leke) ediyor. Yine karşılaştırma için benzinin litresi 100 Leke, bir şişe su 50 Leke, Tirana Birası 150 Leke.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Elbasan’dan sonra Berat şehrine gittik (43 km). Bin pencereli şehir diye de adlandırılan şehir (Kliti’nin söylediğine göre aslında “Bir pencere üstünde, bin pencere” şeklinde tercüme edilmeliymiş ki bence de doğrusu bu) Arnavutluk’a gelinince görülmeden dönülemez bir şehir. Safranbolu’nun şehir halini düşünün!
Önce otelimize yerleştik. Otel Tomorri’de konaklıyoruz. Tomorri buradaki dağın ismi. Otel ismini bu dağdan alıyormuş. Şehrin içinden de bir nehir geçiyor;Osum Nehri. Otel 15000 nüfuslu bu küçük şehrin en büyük oteli. Tam merkezde ve otelin çatısından tüm Berat ayaklar altında gözüküyor. Kaldığımız odanın penceresinden Berat şehrinin o güzel evleri harika fotoğraf veriyor. Otele valizleri atıp hemen geziye başladık. Bin pencereli şehir ismi ne güzel de uymuş bu kente..

SONY DSCÖnce kaleye gidip oradan şehir merkezine doğru ineceğiz. Kaleye çıkan yolda bir mezarlık gördük. Bu mezarlıkta Kliti aracı durdurdu ve bize Hıristiyanı, Ortodoksu ve Müslümanı yan yana aynı mezarlıkta, ebedi istirahata çekilmiş haldeki insanların mezar taşlarını gösterdi. Bu gerçekten önemli bir mesajdı. Kliti Stefan’a göre daha dolu bir rehber gibi gözüküyor. Zaten arkeoloji eğitimi almış deneyimli bir rehbermiş. Kendisi Bektaşi. Albania Express’in sahibi Fatos beyle (evet bu isimle yazıştığım insanın bayan olduğunu düşünmüştüm ama Fatos erkek ismiymiş) başlangıçta Türkçe konuşan bir rehber anlaşmamız vardı. Firma ile yazışmalarımda rehberin deneyimli ve bilgili olması gerektiği şartını ileri sürmüştüm. O da bu yapıda Türkçe konuşan rehber bulamayınca, İngilizce konuşan ama deneyimli bu rehberde karar kılmış. İsabet oldu, çok bilgilendik ve güzel tartışmalarımız oldu.
Kale içinde ilk ziyaret yeri Onufri Müzesi. Onufri 16. Yüzyılda yaşamış Arnavut bir ressam. En önemli özelliği Bizans stili ikon boyamaları yapmasıymış. Portreleri de var. Kendine ait çok güzel bir kırmızı renk boyaması ile de bilinirmiş. Sağda-solda görevli olmayınca bastım deklanşöre, tabii ki flaşsız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCBuradan çıkınca dar kale sokaklarında yürüdük. Yol boyu Bizans stili kiliseler gördük. İç kalede iki adet cami var. Bu camileri Ortodoks Berat halkı, kale komutanı ve Türk askerleri için yapmışlar. Daha sonra anlatacağım Arnavut ulusal kahramanı İskender Bey ile Berat şehri halkının arası iyi değilmiş. Osmanlı ile birlikte bu şehri ona karşı savunmuşlar. Camilerde o dönemden kalmış. Osmanlı, bu İskender beyle çok uğraşmış.  Osmanlı ile İskender Bey 25 defa savaşmışlar. Fatih Sultan Mehmet en kudretli olduğu zamanlarda bile İskender Beyi yenememiş (2 savaş hariç). Osmanlı kendisinin yetiştirdiği devşirme İskender Bey ölünce Arnavutluk’u tam olarak alabilmiş.
Daha sonra seyir noktasına gelip buradan şehrin panoramasını aldık. Karşıda Tomorri dağları, diğer yanda Shpirag Dağları, ortada da Osumi nehri. Efsane bu ya; bir zamanlar Tomorri dağları bir ejder, Shpirag dağları ise bir diğer ejdermiş. Bu ikisi bir güzel için birbirleri ile savaşmış ve ikisi de bu yüzden ölmüşler. Bu iki ejder, iki karşı yakada birer ulu dağ olmuşlar. Uğruna öldükleri güzelin gözyaşları yüzünden de Osumi nehri oluşmuş. Ne güzel bir söylence!

Panoroma tepesinin altında Mangalem denen bölge var. Mangalem bölgesi seyir tepesinden iyi gözükmese de Gorica denen diğer bölge buradan çok güzel görünüyor. Burada da eski Türk evleri birer inci gibi duruyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan sonra aşağı şehre doğru iniyoruz. Yol üzerinde Etnografya müzesini gezdik. Müzedeki çok cici bir Arnavut bayan bize müzeyi Fransızca-Arnavutça karışık anlattı. Kaliteli bir müze ama daha iyisini bir sonraki Kruja şehrinde gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCDaha sonra şehrin Mangalem bölgesine geldik. Harika evler var. Dar sokaklar arasına daldık ama akşamın karanlığı da çökmeye başladı. Bazı sokakların arasında sırtımdaki fotoğraf çantası ile geçemediğimden geri döndüm. Düşünün sokakların darlığını.

Yok bu olmadı! Kendi kendime “Ertesi gün sabah erkenden, yola çıkmadan tekrar gelmeliyim” deyip, en son Bekarlar camisini dıştan gezerek geziyi bitirdik. Ancak akşam anladım ki günlük gez daha bitmemiş, Berat Şehrinde akşamları gezinin sosyal kısmı başlıyormuş. Neredeyse 15000 kişilik Berat şehrinin tamamı Mangalem alanını doldurmuş. Meğerse Komünist dönemde kalma alışkanlıkla saat 18-21 arası 7 den 70 e herkes bu cadde boyu volta atarmış. Biz de aralarına karıştık tabii ki. Çok renkli görüntülerdi.

Kim ne derse desin, bu gezi en güzel gezilerden bir tanesi oldu..
Yarın gece son günümüz olacak: Durres, Kruja ve Tiran.
Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Yazının gözden geçirilmiş yayın tarihi 22.10.2014 Saat 11:35

Balkanlarda Ataların ve Baharın İzlerinde-Giriş

SONY DSC

Okuyucunun dikkatine;

Bu gezi yazısı Mayıs 2009 tarihinde yapılmıştır. Gezi yazısı yeniden düzenleme ile yayınlanmaktadır. Gezi yazısında bazı bilgiler parantez içinde güncel hale sokulmuştur. Yazıyı bu bilgilenme ile takip etmenizi rica ediyorum.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

SONY DSC

Bir zamanlar her pazartesi gecesini iple çekiyordum. Buna neden olan usta sanatçı Erdal Özyağcılar yanında, Makedon sanatçıları dahil, çok sayıda iyi oyuncuların en üstün performanslarını sergiledikleri “Elveda Rumeli” adlı diziydi. Burada temel bazı tarihi olaylar zemini üzerinde, Sütçü Ramiz ve ailesi eksenli, traji-komik olaylar anlatılıyordu. Benim izlediğim diziler içinde en beğendiğimdi.

SONY DSCTarih her zaman ilgimi çekmiştir. Bu dizi hem tarih, hem üstün performans sergileyen sanatçılar ve hem de doğal güzellikleri yan yana getirince beni kendine bağlamıştı. Bağlamıştı bağlamasına ama bir süre sonra da içimde bir kıpırtı yaratmaya başlamıştı. Bu kıpırtı buraları görme isteğiydi. Başlangıçta, ruh hali olarak “Buraları yakın uzaklık sınıfına giriyor, nasılsa gidiveririm” havasına sahiptim. Ama dizi ilkbahara doğru ilerleyip, Makedonya’nın yeşilini göstermeye başlayınca bu sefer “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz” ruh halini yaşamaya başladım. Yani Makedonya yolları gözükmüştü bize. SONY DSC

Makedonya ve Kosova’yı, 6 gün ve 5 gece Makedonya’da kalmak üzere Makedonyalı bir firma ile (VisitMacedonia, http://www.visitmacedonia.com.mk) ve Arnavutluk kısmını ise 2 gece 3 gün Arnavutluk’dan bir firma (Albania Express, http://alb-exp.com) ile yapmaya karar kıldım. Grubumuzun sayısı sadece 6 kişi olunca böylesi daha ucuza gelecekti.  Rehberlerimiz, 8+1 kişilik arabamız, merkezlerde otel konaklamalarımız oldu. Hepsinden önemlisi de standart tur programlarında olmayan programımızla Balkanlara yeni yeni gelen baharı yaşamak şansımız oldu. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; harika bir gezi oldu.
Sevgili Sanal Gezginler; Yediğim, içtiğim benim ama Makedonya-Kosova-Arnavutluk gezi anılarımı ve fotoğraflarımı paylaşıma açtım.

SONY DSC

Otuz altı kısım tekmili birden; 7 Gece-8 Gün de Makedonya-Kosova-Arnavutluk

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 29 Haziran 2009, 00:16

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 16.10.2014 Saat 01:17

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.