
Bir gezgin için en büyük ödül, herkesin ‘Orada ne var ki?‘ diye baktığı topraklardaki saklı hazineleri bulmaktır. Bayram öncesi dostlarımla muhabbet ederken, “Eee, bayramda rota neresi?” sorularına “23 Mayıs – 3 Haziran 2026 tarihleri arasında 11 günlüğüne Bulgaristan’a gidiyoruz” dediğimde yüzlerde beliren o tanıdık şaşkınlığı çok iyi hatırlıyorum. Bakışların söylediği çok netti: “Yahu, Bulgaristan için 11 gün çok değil mi?“

Oysa bir yılı bulan süredir Bulgaristan hakkında haritalar, gezi yazıları ve yerel kaynaklar arasında mekik dokuyan ben, bu ülke için 11 günün bile yetmeyeceğini, zamana karşı yarışan yoğun bir programımız olacağını gayet iyi biliyordum. Öyle ki; Burgaz’ı, Nesebar’ı, Varna’yı, yani ülkenin o çok bilinen sahil şeridini bile bu programa sığdıramayıp bir sonraki geziye feda etmek zorunda kalmıştım!

Çoğumuz için Bulgaristan; Sofya’nın kasvetli binalarından, Filibe’nin tanıdık sokaklarından veya kayak merkezlerinden ibarettir. Başından söylemek isterim ki; Rehberlerin ezbere bildiği, tur şirketlerinin dışına çıkmaya cesaret edemediği o klasik rotaları bir kenara bırakın. Bizim yaptığımız bu programı başka bir yerde bulamayacak, Filibe, Sofya, Burgaz ve Varna dışındaki saklı Bulgaristan hazinelerine uzanan bir rota göremeyeceksiniz. Bu yazı dizisinde sizi, Türkiye’de hiçbir acentenin kapısından geçmediği, tur otobüslerinin uğramadığı, tarih ve doğanın adeta kucaklaştığı bambaşka bir coğrafyayı keşfetmeye davet ediyorum.

Bulgaristan gezi yazılarımın sonuna geldiğimizde, o şaşkın bakışların yerini imrenmeye ve ‘Biz buraları nasıl kaçırmışız?’ hayıflanmalarına bırakacağına da çok eminim. Bu nedenle sizinle önce tüm gezi programımızı paylaşarak işe başlamalıyım.

Yolculuğumuz, uçakla Sofya’ya inerek başladı ve bize firmanın tahsis ettiği tur aracı ile en az 1700 km yol yaparak tam 11 gün sonra yine Sofya’dan İstanbul’a dönerek noktalandı. Yukarıda genel olarak gezi haritasını paylaştığım turumuzun, gün ve gün gezi programı ise aşağıdaki gibi gerçekleşti;

1. Gün İstanbul-Sofya (Varış ve tur başlangıcı)-Rila Manastırı-Melnik (261 km)


2. Gün Melnik- Rozhen Manastırı – Kovachevitsa – Bansko (147 km)


3. Gün Bansko – Dar Hat Treni / Avramovo – Velingrad – Filibe (Plovdiv) (159 km)



4. Gün Filibe (Şehir İçi Gezi)



5. Gün Filibe – Koprivshtitsa – Karlovo – Kızanlık (Kazanlak) (199 km)



6. Gün Kazanlık – Buzluca – Şipka – Bojentsi (Bozhentsi) – Dryanovo – Veliko Tırnovo (118 km)



7. Gün Veliko Tırnovo – Arbanasi – Madara Rider – Şumnu (Shoumen) (186 km)



8.Gün Şumnu – Razgard–Mumcular (Sveshtari) – Rusçuk (Ruse) (176 km)


9. Gün Rusçuk – Ivanovo – Krushuna Şelaleleri – Devetashka Mağarası – Lofça (Lovech) (162 km)

10. Gün Lofça – Plevne (Pleven) – Prohodna Mağarası – Vratsa – Sofya (275 km)

11. Gün Sofya (Şehir İçi Gezi)- İstanbul



Son yazılarımda geziyi beraber yaptığımız seyahat firmalarının isimlerini vermiyorum. Hatta eski yazılarımdaki firma isimlerini bile tek tek silmiştim. Bu bilgileri ticari bir algı yaratmamak adına, sadece özelden soran okuyucularımla paylaşıyordum. Ama bu sefer bir istisna yapacağım. Neden mi? Çünkü bugün kendi aracınızla değil de bizim gibi bir arkadaş grubuyla yola çıkmak isteseniz, Türkiye’de bu hazırladığımız programa cesaret edebilecek, bu rotaya yaklaşabilecek tek bir Türk seyahat acentesi bile bulamazsınız. Umarım yakın zamanda Türk firmaları da bu coğrafyanın potansiyelini fark eder ve rotalarını buraya kırarlar. Bu nedenle Bulgaristan gezisi yapmayı arzu eden gruplar olursa, en azından denenmiş ve güvenilir bir yerel firma ile geziyi organize edebilirler.

Gelelim bu zorlu lojistiği bizim için kusursuzlaştıran o isme… Bulgaristan’daki yol arkadaşımız Easy Bulgaria Travel ve firmanın harika sahibi sevgili Pavlina oldu. Kendisinden ve sunduğu hizmetten o kadar memnun kaldık ki, bu teşekkürü buraya yazmayı bir borç bildim. İsterseniz, İngilizce konuşana göre biraz daha fazla ücretli olmak üzere, Türkçe konuşan yerel bir rehber organizasyonu da yapabiliyorlar.


Seyahatin en lezzetli kısmına, yani gastronomiye gelirsek; Pavlina’nın yerel önerileriyle ve benim aylardır didik didik edip çıkardığım mekan listesi yan yana gelince, ortaya tam bir lezzet şöleni çıktı. Çoğuna sadece yerellerin gittiği o çok özel köşelerde, enfes Bulgar yemeklerini deneyimleme şansımız oldu.

Fiyatlar konusuna gelirsek… Bulgaristan, Euro para birimine geçişin ardından (geçen seneki ziyaretime kıyasla) gözle görülür bir pahalanma yaşamış. Ancak buna rağmen, özellikle yeme-içme anlamında bizim ülkemizle kıyaslandığında hala kesinlikle çok daha ekonomik bir rota.

Eğer aklınızda bir Bulgaristan seyahati varsa, ilk çözmeniz gereken düğüm doğru zamanlamadır. Kendi tecrübelerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; bizim tercih ettiğimiz Mayıs sonu – Haziran başı dönemi bu coğrafya için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş kaftan. Doğanın deli gibi uyandığı, her yerin göz alıcı bir yeşile büründüğü ve sokakların buram buram çiçek koktuğu muazzam bir zamandan bahsediyorum. Sevgili eşim Naime ile artık bir gezi geleneği haline getirdiğimiz o rutini siz de ihmal etmeyin derim: Fotoğraf için en ideal ışığı ve huzurlu sakinliği sunan sabahın erken vakitlerini ve gün batımı şehir yürüyüşlerini yapmayı sakın unutmayın.

Bizim seyahatimizin bitişinden kısa bir süre sonra, ülkenin dünyaca ünlü ‘Gül Festivali‘ dönemi başlıyordu. Geçen yıl Bulgaristan’a tam da festival zamanı gitmiş ve o renkli coğrafyayı deneyimlemiştik. Ancak bu yıl bilerek ve isteyerek o dönemi seçmedik. Çünkü festival dönemi demek; özellikle Kazanlık civarında katlanan otel fiyatları, hınca hınç dolu sokaklar ve ciddi bir kalabalık demekti. Eğer amacınız sakin, tadını çıkararak ve daha ekonomik bir keşif yapmaksa, festivalin hemen öncesindeki o ‘sakin gücü’ yakalamak çok daha akıllıca bir strateji olacaktır.



Küçük bir seyahat tüyosu daha bırakayım: Eğer rotanızı Haziran sonuna doğru planlarsanız, bu kez Kazanlık civarında morun her tonuna şahit olacağınız enfes bir lavanta hasadı zamanına denk gelebilirsiniz. Özetle; Bulgaristan size her bahar ve yaz başında farklı bir görsel şölen vadediyor, yeter ki ne istediğinizi bilin ve planınızı ona göre yapın.

Balkanlar’ı gezerken coğrafyayı sadece gözünüzle değil, tarihin bıraktığı o görünmez tortularla da okursunuz. Bulgar halkında, özellikle yaşlı kuşakta ilk bakışta sezilen o sert ve soğuk mesafe, aslında bu toprakların hafıza sandığından kaynaklanıyor. Sınırın bu tarafında geçmişin yaraları hala taze… Orada temas ettiğiniz soydaşlarımızda Jivkov döneminin o asimilasyon travmalarını hissederken; müzelerdeki resmi anlatılarda ise adeta ezberletilmiş bir ‘Osmanlı zulmü’ vurgusuna çarpıyorsunuz.

Bir gezgin olarak gayem; geçmişi bugünün terazisinde yargılamak değil, sadece anlamak. Biliyorum ki her ulus, kendi kurucu mitini bir ‘öteki’ üzerinden yaratır. Nitekim 500 yıllık ortak geçmişin ardından bu topraklarda Osmanlı’ya ait pek çok eserin izinin silinmesi de tam olarak bu hafıza savaşının bir parçası.

Ancak tarih, tam da bu noktada, müze duvarlarının ötesinde çok büyük ironiler saklar. Örneğin; dün Bulgar ulusunu ‘Osmanlı’dan kurtaran kahraman’ olarak göklere çıkarılan Rusya Çarlığı, zaman çarkı döndükçe bu kez aynı halkın gözünde kurtulunması gereken baskıcı bir sömürgeciye dönüşüveriyor. Tarih işte böyle dinamik bir öğretmen; dünün kurtarıcısını, bugünün egemeni yapabiliyor. Biz misafirlere düşen, sınırın bu tarafındaki o karmaşık düğümü dışarıdan seyredip, heybemize dersler doldurarak yola devam etmek…

Bulgaristan’ın tarihi, coğrafyası ve genel seyahat ipuçlarına dair merak ettiğiniz tüm detayları daha önce kaleme almıştım; dilerseniz “Gezekalın” sayfalarından ulaşabilirsiniz.
Eh, hazırlıklar tamamsa; sınırın hemen ötesindeki o keşfedilmemiş cennete uzanmaya, ezberleri bozmaya ve saklı hazinelerin izini sürmeye başlıyoruz. Yolumuz uzun, keşfimiz bol olsun!
Gezekalın
Dr Ümit Kuru
05.06.2026

