• Arşivler

  • Diğer 531 takipçiye katılın

  • Mart 2013 den beri

    • 263.300 ziyaretçi
  • Temmuz 2022
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Tembellik Hakkı Saklı Karya Yolları: Karya Rotaları Taştan

Bugünkü yazıma bir şiirle başlamak isterim.

Şiirin sahibi Besalet Alkaya.

Çağımın delisiyim ben
Savrulur dururum
Bir uçtan bir uca
Orta karar yok benim
                    defterimde
Belki yüz
Belki bin
Belki de on bin yıl sonra
Çare bulunur dertlerime
Düşmanlığım sadece
Ayaklarımdaki
Ve beynimdeki zincirlere

Yukarıdaki fotoğrafta otururken gördüğünüz Besalet Alkaya, emekli edebiyat öğretmeni. Kendisini İç Karya yürüyüşümüzün ikinci gününde, Karyalılar için kutsal bir alan olan Labranda’yı gezerken tanıdık.

Antik kent gezimizi tamamlayıp, müze bekçisi Ersin Bey’in sunduğu çayları yudumlarken sevgili Reyhan’ın ortama uygun şiir okuyacağı tuttu. O güzel sesi ile hakkını vererek şiirini okurken, sandalyesinde oturan bir beyefendinin kulak kabarttığını fark ettim. Belli, sohbete katılmak istiyor ama kibarlığından davet bekliyor hissine kapıldım. İlk adımı ben attım ve “selam” deyivermiş oldum. Sonrası da çorap söküğü gibi geldi tabii ki. O zaman tanıttı kendisini, o zaman öğrendik edebiyat öğretmeni olduğunu. İstanbul, Ankara, İzmir derken bir tercih yapmış, gelivermiş Milas’a. Ortamını, insanını, sakinliğini, yeşilini, börtü, böcek ve hayvanını sevince de yerleşmiş buralara. “Madem edebiyat öğretmenisiniz, bir şiir de sizden dinlemek isteriz” dedim. Yukarıdaki kendi yazdığı ve “kendimi anlatayım” diyerek başladığı ilk şiirini okuyuverdi. O ortam içinde, o güzel sesi ile bir şiirle de bırakmadık tabii ki kendisini. Program sarktı ama gezimizin adı üstünde; Tembellik hakkı saklı gezi. Günün ilk tembellik hakkını şiir dinletisi için Labranda’da kullandık.

Günümüz insanları gelişmiş mimari bilgileri ve çağa uygun iş makinaları sayesinde dağları delip, denizlerin altından geçip tüneller yapabiliyorlar. Kilometrelerce uzunlukta köprüleri denizler üstüne inşa edebiliyorlar. Ama bundan binlerce yıl öncesinde yaşamış olan insanlar yollarını o dönem şartlarında, doğanın kendilerine izin verdiği ölçülerde yapabiliyorlardı. O zamanın otobanları yol kenarlarına hedefi ve mesafeleri gösteren mil taşları yerleştirilmiş, blok taş döşeli yollardı.

İhtiyaç halinde bugün bile yöre insanları bu yolları kullanıyorlar. Günümüzde bu yolların diğer kullananları, bizim gibi kültür rotası yolcuları. Sizlerle İç Karya gezisi yazımın son bölümünde yürüdüğümüz 4 rota üzerine paylaşımlarda bulunacağım

1-Sarıkaya Köyü-Gökseki Köyü-Ketendere Köyü-Çomakdağ/Kızılağaç Köyü Rotası (8,5 km)

Doğası ve yol üstü güzel köyleri ile harika bir rota olmasına rağmen gezimizin ilk günü için yorucu bir tercihti. İstanbul’dan sabahın çok erken saatlerinde yola çıkmak zorunda olduğumuzdan güne zaten yorgun başlamıştık. İnişli çıkışlı yol yapısı nedeniyle 8.5 km’lik mesafeyi, 12,5 km gibi hissettik. Yani size vermek istediğim mesaj rotaların tabela üstünde yazan kilometresi ile hissedilen kilometresi farklı olabiliyor. Alttaki link takip ettiğimiz rotanın yaklaşık koordinatlarıdır. (https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/trekinturkey-karia-yolu-sarikaya-comakdag-hiking-16-3-2019-34187226 )

Yürüyüşe Sarıkaya Köyünden başladık. Ülkemizde bulunan diğer uzun yürüyüş rotaları gibi, uluslararası tarzda, kırmızı-beyaz renkleri içeren ve yolun takibini ve yönlendirmeyi sağlayan işaretleri takip ede ede yol aldık. İşaretlere dikkat etmeniz gerekiyor. Standartta işaretlemeler zorlu yollarda daha sık aralıklarla, kolay yollarda ise 200 metre aralıklarla yerleştiriliyormuş. İşaretler genelde taşlar, bazen de ağaçlar üzerinde bulunuyor.

Sarıkaya Köyü ile Gökseki Köyü arası doğa çok güzel. Çiçek ve yol fotoğrafları çeke çeke Gökseki ve Ketendere Köylerini geçtik. Bu köylerdeki taş evler, bugüne kadar gördüğüm taş evlerden farklıydılar. Özellikle de evlerin bacaları çok değişik görünüyor.

Yolun sonunda Çomakdağ‘a vardık. Çomakdağ halkı yürüyüşçülere alışık. Köy meydanındaki bakkalın önüne konan masa ve sandalyelere oturup otlu gözlemelerimizi yedik. Reyhan’ın önceden ayarlaması sayesinde köyün içindeki bir evi gezme, bu güzel taş evleri yakından tanıma şansını yakaladık. Evin sahibesi bir zamanlar bu tek göz oda içinde 7 kişi yaşadıklarını anlattı. Odanın içinde tahtalar üzerine kök boyalarla yapılan her bir çizimin anlamı varmış. Kapılar ve pencereler üzerine çok estetik ve figüratif şekiller yapılmış. Ev sahibesi gezi için ücret talep etmiyor ama bizler satış yaptıkları objelerden satın almayı ihmal etmedik.

2-Labranda-İlamet Köyü-Kargıcak Köyü Rotası (7 km)

İkinci günkü yürüyüş rotamıza Karyalılar için kutsal alan olan Labranda‘yı (ya da Laburanda) gezerek başladık.

Mutlaka burada rahipler ve aileleri ile hizmetliler yaşıyordur ama civarda yapılan kazılarda yerleşim yeri bulunamamış. Yani Karyalılar için Labraunda sadece kutsal bir alanmış. İnsanlar buraya Milastan başlayan ve 14 km uzunluğunda olan 8 metre genişlikte taş döşeli yolu yürüyerek ya da at sırtında geliyorlarmış.  Labranda’nın kutsal alan sayılması hemen yukarısındaki dikkat çekici bir kayaya dayandırılıyor. Bu kaya adeta bir yıldırım çarpmasıyla ikiye yarılmış gibi ayrık duruyor. O dönem insanlarınca bu kayanın, gök tanrısının ikamet yeri olduğuna inanılırmış.

Yarık kayanın yanında bir anıt mezar var. Kime ait olduğu belli değil. Bu yarık kayanın tam altında bir pınar kaynıyor ve buradan hala su geliyor. Antik çağda buraya bir çeşme yapıldığı düşünülüyor. Su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki büyük kaya Tanrı Zeus Labraundos için kutsak sayılmış ve bu alanda ilk tapınak M.Ö. 6. yy’da yapılmış. O dönemde sadece kutsal alanda küçük bir tapınağa sahip bir teras ve çınar ağaçlarından oluşan bir koruluk bulunuyormuş M.Ö. 4’üncü yüzyıl ortalarında Karia Satrapı Kral Maussollos Labranda’yı ailesi için kutsal alan haline getirmiş. O ve kardeşi Idreieus Zeus Tapınağı, iki büyük Andron (dinsel yemek salonları) ve başka yapılarla alanı genişletmiş.  Bu kutsal alanın en önemli olayı, muhtemelen arka arkaya beş gün süren ve Zeus’a kurbanlar sunulan şenliklermiş. Bu şenliklerde Zeus’a kurbanlar sunulup, Andron denen büyük salonlarda ileri gelenler için ziyafetler çekerlermiş.

Labranda Kutsal Alanı gezimiz sonrasında günlük Karya Rotası yürüyüşümüze başladık. İyi dinlendiğimiz bir gecenin ardından, yokuş aşağı giden yürüyüş yolu sayesinde, düne göre çok rahat bir rotaydı. Yani tabela kilometresi ile hissedilen kilometre aynıydı. İlamet Köyünde “merhaba” dediğimiz ve tarlalarında çalışan yöre insanlarının kahvelerini içmek de nasip oldu.

Yürüyüş Kargıcak Köyünde tamamlandı. Kargıcak büyük sayılabilecek bir köy. Buradaki taş evlerin sayısı daha çok. Kargıcak’da daracık sokaklar ve taş evler arasında gezmeyi sakın ihmal etmeyin.

(İzlediğimiz yaklaşık rotanın linki https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/trekinturkey-karia-yolu-labranda-kargicak-hiking-33464569 )

3-Karahayıt Köyü-Yediler Manastırı-Gölyaka/Bafa Gölü Rotası (5.8 km)

Karahayıt Köyüne giderken yolumuz üzerinde olduğundan, Milas’a 12 km uzaklıktaki Euromos Antik Kenti‘ni gezerek güne başlamış olduk. Bu kentte bulunan Zeus’a adanmış tapınak, Anadolu’da en iyi korunmuş tapınak olarak kabul ediliyor.

Daha öncekilerde fark etmemiş de olabilirim ama ilk defa buradaki tapınak sütunlarının üstüne kazınmış yazılar görüyorum. Euromos küçük bir alan, burası için kısacık bir zaman ayırmanızı tavsiye ederim. Özellikle amfi tiyatroya çıkan yolda bulunan terastan görünen kuşbakışı tapınak manzarası çok etkileyici.

Yürüdüğümüz en güzel rota olarak bugünkü Karahayıt-Gölyaka/Bafa Gölü rotasını seçtik. Doğanın yeşili göz yakıyor, çiçekler coşmuş ve rengarenkler. Yalancı lavantalar, lavanta tarlasında yürüdüğünüz izlenimi yaratacak kadar yoğunlar.

Yediler Manastırına gelmeden önce Bafa Gölü’ne tepeden bakan, rüzgarın ve yağmurun zamanla şekillendirdiği büyük blok taşların bol olduğu bir düzlüğe geldik. Bafa Gölü tüm güzelliği ile ayaklarımızın altında. Antik çağda adı Maiandros olan Büyük Menderes Nehrinin taşıdığı alüvyonlar körfezi delta haline getirince Bafa Gölü denizden 30 km içeride kalmış. Bu alanda mola vermemizin bir nedeni var. Burada bulunan bir mağara içindeki duvarlarda, 8000 yıl öncesi insanlarından kalma duvar resimlerini göreceğiz.

Dr. Anneliese Peschlow bir Alman arkeolog. 1994 yılında antik Latmos (Beşparmak Dağlarının antik dönemdeki ismi) Heraklia Kentinde araştırmalar yaparken, yöre çobanlarından birisi mağarada gördüğü resimlerden ona bahseder. Dr Peschlow çobanın peşinde mağaraya gidip resimlere bakar ve 8000 yıl öncesine ait mağara duvarlarına çizilmiş boyamaları, dünyaya arkeolojik keşif olarak sunar. Sonrasında Latmos Heraklia Kentinden çok, mağara mağara bu resimlerin diğer örneklerini aramaya başlar. Dr. Peschlow, o günden sonra, içinde 500 insan çiziminin de yer aldığı 160 değişik resim grubu daha bulmuş.

Latmos duvar resimlerinde bireysel insan değil, insan toplulukları, özellikle “aile” kavramı öne çıkartılmış. Kadın-erkek çiftler, çocuklu aileler, çocuğu ile oynayan anneler çizilmiş duvarlara. Biz de Aykut’un rehberliğinde resimlerin bulunduğu bir mağarayı ziyaret ettik. İnsan gerçekten etkileniyor. Erkekler çöpten adam misali ama kadınlar profilden büyük popoları ile betimlenmiş. Ben önce kadın figürlerini tavus kuşuna benzetmiştim. Ama bu yazı için araştırma yapınca bunların kadın betimlemesi olduklarını öğrendim.

O daracık mağara içinde 8000 yıl öncesinden birilerinin yaşadığına, ev olarak gördüğü mağarasının duvarlarına ailesini, hayvanlarını çizdiğine şahit olmak müthiş bir duygu. 8000 yıl öncesinden bize miras bırakılan eserleri daha özenli korumak lazım. Araştırma yaparken gazete haberleri arasında bir tur şirketinin şirket adını, bu resimlerin yanına sprey boya ile yazdıkları haberini okudum. Kahroldum!

Bu Karya rotasındaki diğer bir durak ise Yediler Manastırı. 7. yüzyılda Anadolu’ya gelen rahipler ve keşişler tarafından inşa edilmişler. Düşmanlarından saklanmak için sarp kayalıklar arasında kalan bu coğrafyada manastırlar ve çilehaneler inşa etmiş ve buralarda inzivaya çekilmişler. Oldukça basit bir yapı kompleksi görünümünde.

Manastırın avlusu olan düzlüğün az ilerisinde fresklerin olduğu bir kaya oyuğu var. Yüzlerce yıldır bu kayanın altındaki freskler doğal şartların avantajı ile nemden ve güneşten saklanabilmiş olsa da yer yer insan eli ile zarar görmüş. Freskler en iyi tavanda seçilebiliyor. Hazreti İsa’nın hayatından bazı sahneler var.

Manastırı devam edip kayaların üzerinden kısa bir yürüyüşle tüm manastırı yukarıdan gören bir mevkiye çıktık ve kayalara yayıldık. Reyhan burada bize çok hoş bir ilahi okudu. Bu manzarada, bu ortamda çok güzel geldi.

Manastır avlusunda biraz açlığımızı ve susuzluğumuzu giderip Bafa Gölü kıyısındaki Gölyaka Köyüne doğu yürüyüşümüze devam ettik. Buradan da Kapıkırı Köyüne geçip orada bir pansiyonda konakladık.

(Yürüyüşümüzün yaklaşık rotasının linki https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/trekinturkey-karia-yolu-karahayit-yediler-manastiri-golyaka-10-02-2018-22556503 )

4-Tekeler Köyü-Alinda Antik Kenti-Karpuzlu Rotası (6.8 km)

Son rotamızın başlangıcı Tekeler Köyüden oldu. Bu yolun benim için en ayırt edici özelliği ise en fazla taş döşeli yol olması. Tekeli Köyünden, Alinda Antik Kentine kadar yine doğanın içinde, zeytin ve çam ağaçları arasından yürüyeceksiniz. Nisan ayı gibi baharın en civcivli ayında giderseniz renk renk çiçekler başınızı döndürecektir.

Yürüyüşümüz sonunda Alinda Antik Kentine geldiğimiz de kente kemerler altından geçerek girdik. Şehrin nekropol denen mezarlık kısmından yürüyüşe devam ettik.

Alinda, Karyalılar döneminden de eski bir kent ama parlak zamanı Hekotomnos’un kızlarından Ada’nın hüküm sürdüğü zamanlara denk geliyor. Aslında Satrap Ada’nın burada bulunmasının nedeni onun için Alinda’nın sürgün yeri olmasından dolayı. Ada’nın kardeşi Piksodaros onu satraplıktan devirip Alinda’ya sürmüş.

Alinda Antik Kentinin tiyatrosunda hissettiğim mistik duygu da beni etkiledi ama buradan en çok aklımda kalan şehrin Agorası olacak. Benim gezdiğim antik kentler arasında bütünlüğü bozulmamış en güzel antik alışveriş yeri, Alinda’nın Agorası oldu. Zamanında 3 katlı olan agora, bugün neredeyse bir bütün halinde duruyor.

En sonunda Karpuzlu‘ya vardık ve meydandaki çay bahçesinde Karya yürüyüşlerimizi tamamladık (Bu yürüyüşümüzün yaklaşık rotası https://tr.wikiloc.com/gezi-yuruyus-rotalari/trekinturkey-karia-yolu-tekeler-alinda-antik-kenti-i-28-1-2021-64698384 ).

Evet sevgili Sanal Gezgin Dostlarım. Bu gezi yazısını, bu gezinin benim için unutulmazlarından olan Besalet Alkaya’nın bir şiiri ile bitirmek çok güzel olacak. Besalet beyin bana yolladığı onlarca güzel şiiri arasından, ruhuma en uygun gelen şiir oldu bu;

Ayaklarım sana teşekkür ederim

Gitmek istediğim yerlere

Hala götürüyorsun beni

Hem de koşar adım

Şikayet etmeden erinmeden

Gözlerim sana da teşekkür ederim

Kulaklarım sana da

Sana da ellerim

Görüyorum hala en saklı gizlileri

Duyuyorum uzaktaki fısıltıları

Ellerim elliyor ellenecekleri

Zihnimi unuturmuyum hiç

Döndürüp dolaştırıp evime getiriyor

Sapkın tezgin kaybolmuyorum hala

Bir yüreğime teşekkür etmiyorum

Zalim çok yoruyor beni

Besalet Alkaya

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.04.2021 Saat 07:51

Tembellik Hakkı Saklı Karya Yolları: Bu Yolların Acemisinden İç Karya Rotaları

Karya Kültür Rotalarının temelde 5 ana bölgede ve 47 ayrı rota üstünde yapıldığını bir önceki yazımda belirtmiştim. Nar Gezi Tur Firması ile Nisan ayı için doğru seçilmiş bir programla 4 gün içinde, İç Karya rotalarından dördünde yürüyüşler gerçekleştirdik.

Bu rotalar; Sarıkaya Köyü-Gökseki Köyü-Ketendere Köyü-Çomakdağ/Kızılağaç Köyü Rotası (8,5 km)

Labranda-İlamet Köyü-Kargıcak Köyü Rotası (7 km)

Karahayıt Köyü-Yediler Manastırı-Gölyaka/Bafa Gölü Rotası (5.8 km)

Tekeler Köyü-Alinda Antik Kenti-Karpuzlu Rotası (6.8 km)

Bu yürüyüşler için toplamda 3 gece olan konaklamamızın 2 gecesini Milas‘da yaptık. Yıllardır Milas’tan geçer giderim ama içine girip de “Milas nasıl bir yerdir acep? Ne vardır burada?” diye merak etmemişim. Çok büyük ayıp etmişim Milas’a! Bu nedenle Milas üzerine biraz konuşmamız lazım.

Gezimiz, tam da pandemi belası nedeni ile, hafta sonu sokağa çıkma yasaklarının başladığı zamana denk geldi. Sağ olsunlar Nar Gezi ekibi, Reyhan ve Aykut, Muğla Valiliğinden özel izinle turun gerçekleşmesini sağladılar. Elimizde izin belgesi, bizler aslanlar gibi sokaklardayız. Ama gelgelim Milas halkı ve esnafı evlerde hapis. Dolayısı ile ne Milas’da akşam için planlanan lokantalara gidebildik ne de Milas esnafı ile Cumartesi-Pazar teşviki mesaimiz olabildi. Bir tek döneceğimiz gün (Salı) yerel halkın satış yaptığı otları ile meşhur Salı Pazarını gezebildik. Ama ben kendimi tanıyorsam bunun acısını çıkartırım ileri tarihlerde! Bize yeniden Milas yolları görünür ve diğer rotalarını da yaparız.

Milas tarih boyunca önemli bir yerleşim yeri olmuş. En az 5 bin yıllık tarihi geçmişinin var olduğu yazılıyor. Zamanında Karya (Karia) döneminin başkentliğini yaptığı gibi Menteşe Beyliğinin de başkenti olmuş. Bu nedenle de Milas’ın altında, üstünde olandan daha fazla tarih yatıyor. Sodra Dağı eteklerine kurulmuş, antik dönemdeki adıyla Mylasos ya da Mylasa, adını rüzgarlar tanrısı Ailos’un soyundan gelen Mylasos’dan alıyor.

Milas tarih boyunca çok etnik kökenli yaşama sahne olmuş. 19. yüzyıl sonlarında Milas nüfusunun %61’i Türk, %32’si Rum, %4’ü Ermeni ve %3’ü Yahudi cemaatten oluşuyormuş. Gümüşkesen Mezar Anıtı‘nın da bulunduğu bölgenin arka taraflarında Yahudi Mezarlığı bulunuyor.

Milas’da eski Roma Nekropolünün olduğu yerdeki tepeye MS 2. yüzyılda yapılan Gümüşkesen Mezar Anıtı dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozelesinden esinlenerek yapılmış. Biz gittiğimizde mozelenin çevresi inşaat alanı olarak kapatılmıştı. Aralardan ancak yukarıdaki fotoğrafı alabildim. Esin kaynağı olan Halikarnas Mozolesinin kopyası bu ise, bir zamanlar Bodrum’da bulunan  ve Kral Mausolos adına karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından yapılan mozolenin güzelliğini düşünemiyorum bile!

Amazonlar kraliçesi Hippolyte’e ait çift taraflı Altın Savaş Baltası’nı, kraliçe ile olan savaşı sonrası ondan alan Herakles, baltayı Zeus’a hediye etmiş. Efsane bu ya! Lidya kralı Giges kutsal emanet olarak saklanan Herakles’in “Altın Savaş Baltası”nı Karyalılara hediye etmiş. Onlar da baltayı; Karya, Lidya ve Mysia’nın ortak haç yeri olan, Milas yakınlarındaki Zeus Karios Mabedine gömerler. Labrys adlı bu çift taraflı balta Karya’lıların sembolü olarak tüm anıtsal yapılara kazınmış. Bunun en iyi örneğini Baltalı Kapı denen ve Milas’ın kuzeyinde bulunan kapının üstündeki kilit taşında göreceksiniz. Karyalılar Labranda (ya da Labraunda) Zeus Tapınağında sonlanan festival yürüyüşünü bu kapıdan başlatırlarmış.

Milas’ın gezi bakımından en önemli noktası üzerinde bulunan leylek yuvası nedeni ile halkın Uzunyuva adını taktığı Roma dönemi eserlerinden Menandros Sütunu, mezar hırsızlarının soyduğu içinde sadece lahtin kaldığı Hekatomnos Anıt Mezarı ve Hekatomneion Kutsal Alanı, Milas Evi Konağı, Milas Halı Müzesi olan Arkeopark. Buraya epey bir zaman ayırmak ve müze içinde 20 dakika kadar süren tanıtım videolarını izlemekte fayda var.

Zeus Karius-Hekatomnos Mezar Anıtı

Tur sırasında rehberimiz Reyhan’dan dinledikçe, yetinmeyip eve dönüşte okudukça ve videoları izledikçe sinirden kudurduğum bir öyküsü var buranın (önereceğim en güzel video yandaki linkte https://www.youtube.com/watch?v=G55q9H0hhyY ).

Zeus Karios Tapınak kalıntıları

Siz de bu satırları okuyup hikayeyi öğrenince eminim benim gibi köpüreceksinizdir. Aslında 2400 yıl önce bu alanda sadece Karyalı büyük devlet adamı ve savaşçı Kral (ya da Satrap demek daha doğru olur) Hekatomnos’un Mezar Anıtı mevcutmuş. Bulunması Tutankamon’un Anıt Mezarının bulunması kadar heyecan yaratan ve bu alanın geçici Dünya Kültür Mirası listesine girmesine neden olacak kadar önem verilen mezar odası, toprak düzeyinden 18 metre aşağıda bulunuyor.

İlerleyen zaman içinde Roma, bu anıt mezar üzerine Zeus’a adanmış bir tapınak yapmış ve yukarıda fotoğraflarını gördüğünüz büyük blok taşlar tapınağın podyum denen kısmını oluşturuyor. Üzerinde bulunan Zeus Kairos Tapınağı nedeni ile, 1995 yılına kadar, Hekatomnos’a ait anıt mezardan kimsenin haberi olmamış. Bu sırada burada (Zeus Karios Tapınak alanı) kazı çalışmaları yapan Alman arkeolog Frank Rumscheid tapınak altında bir anıt mezar olabileceğini dillendirmiş. Ancak 1,8 metre kalınlıkta kocaman mermer blokların altında bir anıt mezar olacağına da kimse ihtimal vermemiş. Hazine arayıcıları hariç tabii ki! Onlar bu teoriyi ciddiye almışlar. Yükte hafif pahada ağır her hangi bir tarihi esere, en kısa zamanda ulaşmak için her şeyin mubah olduğu bu insanlara göre en küçük bir olasılık bile değerlendirilmelidir. Onlar da öyle yapmışlar zaten!

Daha önce podyum üzerinde bulunan eskilerden kalma metruk bir evi satın almışlar ve ufak tamiratlar yaparak oturur hale getirmişler. Asıl amaçları da evin altından kazı yaparak Hekatomnos’un Anıt Mezarına ulaşmak. 2008 yılından 2010 yılına kadar da bu işi yapmışlar. Elmas uçlu dev matkaplarla büyük mermer blok taşları oymuşlar. Mahalleli “Buradan anormal gürültüler geliyor, evlerimiz sarsılıyor, titriyor. Bu eve giren çıkan belli değil, yabancı plakalı arabalar gelip gidiyor” diye şikayet etseler de ne polis ne adli makamlar işin üstüne eğilmişler. İstanbul’dan tanışıklığımız olup da sonradan Milas’a taşınan karı-koca dostlarımızla Milas’da görüştüğümüzde söyledikleri cümle “Bu soygunu göz göre göre yaptılar, kimse de ilgilenmedi. İlgileneni de, delil göstereni de kasıtlı olarak ciddiye almadılar!” oldu. En son artık lahit kaçırılacakken, lütfen bir baskın yapılmış ve lahit kurtarılmış. Ne kaçırıldı? Nereye kaçırıldı? Kimse bilmiyor. 2018 yılında bu anıt mezardan kaçırılan Hekatomnos’un yukarıda fotoğrafı bulunan altın tacı İskoçya’da yakalandı ve bu eser Türkiye’nin girişimleri ile geri alınıp, Ankara’daki Medeniyetler Müzesinde sergileniyor. İnşallah bu lahitten kaçırılan diğer eserler de geri alınabilir.

Lahitin aslını görme şansımız yoktu. Arkeopark’ın tanıtım bölümünde, yukarıda, fotoğrafını gördüğünüz alçıdan imitasyonunun dört bir yanında bulunan kabartmalar lahitin eşsizliğini gösteriyor. Arkeopark’ta bulunan ve Milas Konaklarının örneklerinden olan Emin Ağa Konağı (1890 tarihli), Milas Halı Müzesi gezmeye değer yerler, lütfen zaman ayırın.

Milas’ın gezilecek yeri çok. Meraklısı için, Milas’ı hakkıyla gezmek için bir tam gün gerekir. Milas içinde konakların restorasyon görmüş olanından fazla, yıkıldım-yıkılacağım diye bağıranları var. Yani her taraf eski Milas Evi dolu. Milas’da bir de Macar Evleri denen ve Avrupa’da gördüğümüz taş evlere benzer evler var. 1919 yılında Rodos’u ziyaret eden Milas’ın Kaymakamı, orada gördüğü evleri beğenip, Milas’a davet ettiği Macar mimarlara bu evleri yaptırmış, bu nedenle de evlerin ismi Macar Evleri kalmış .

Arasta, restore edilmiş Çöllüoğlu Hanı, 1737 tarihli Ağa Camisi, artık kullanılmayan ama gördüğüm en güzel binalardan olan Öğretmenevi ve renkli Salı Pazarı Milas’ta gezmeniz gereken diğer yerler arasında. Arasta içinde Arastam adlı lokantada yediğimiz kavurma, özellikle ciğer müthişti. Ciğer yanında süzme yoğurt, közlenmiş acı biber ve tazecik pide de veriyor. Ciğer boş gitmez diyene de içecek servisi yapılıyor. Ne demek istediğimi anlamışsınızdır

Şundan eminim ki Milas yemeklerinden hiç bir şey tadamadık. Böyle olmasa Milas Yemek Kültürü diye kocaman bir kitap yazılmazdı. Milas’a yeniden gitmek için bir diğer nedenimiz yemeklerini tanımak için olmalı.

İç Karya yazımın yürüyüş bölümü kaldı. Onu da yakında yazar ve konuyu bitiririm.

Şimdilik hoşça kalın, gezekalın…

Dr Ümit Kuru

Saat 18:25

12.04.2021