Tarihe Mal Olmuş Okul ve Müzesindeki Fil Kuşu Yumurtası; ikisinin de Nesli Tükendi !!

elephant_birdDünyanın en büyük kuşunun bundan milyonlarca yıl önce yaşadığını mı düşünüyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz! Çünkü 3 metre boy, 400-500 kg ağırlıkla Fil Kuşu (Aepyornis maximus), bundan 800-1000 yıl öncesine kadar (bazı kaynaklar 400-500 yıl öncesine kadar diyor) Madagaskar‘da yaşıyordu

-Boyu 3 metreyi bulabilen Fil Kuşu’nun yumurtası da elbette küçük olamaz. 90 cm çap, 33 cm uzunluk ve 9 lt sıvı alma kapasitesi olan bir Fil Kuşu yumurtası sizce kaç tavuk yumurtası büyüklüğü eder?  Haydi sizi yormadan söyleyelim! Fil kuşunun yumurtası tam 200 tavuk yumurtası büyüklüğüne denk geliyor. Fil Kuşu yumurtası bilinen en büyük dinozor yumurtasının tam 3 katı büyüklüğünde imiş. Bir tek Fil Kuşu yumurtası ile 120 kişilik omlet yapabilmeniz mümkün.

karargah8.jpg

Kuleli Askeri Lisesi

-Dünyada bütün halinde sadece 25 adet kalmış Fil Kuşu yumurtasının bir tanesinin Kuleli Askeri Lisesi Müzesi içinde olduğunu biliyor muydunuz? Evet! 1845 tarihinde kurulmuş ve bir zamanlar öğrencisi olduğum Kuleli Askeri Lisesi’nin müzesinde Fil Kuşu yumurtası sergileniyor. Etiketinde de “Paleolitik Devirden kalma Piyurniş Kuşu yumurtası” yazıyor.

O zamanlar ne aklım bu akıl, ne de ruhum gezgin ruhuydu. Müzeden hatırladığım teleskop, dürbün türünden objeler. Bu değerli yumurtayı hatırlamıyorum bile. Yakın bir tarihte gezi yapacağım Madagaskar’da müze gezerken hayretler içinde fotoğraflamaya çalışacağım Fil Kuşu yumurtasını, aslında 1970’li yılların sonlarında bu müzede görmüş olmam ve onu hatırlayamamış olmam üzücü! 

Madagaskar’ın ana karadan kopuşunun tamamlanışı ve Madagaskar’ın dünyadan izole bir tabiata ev sahipliği yapışı 70 milyon yıl öncesine dayanıyor. Bugün Madagaskar’ın  barındırdığı canlıların %99’u sadece Madagaskar’da bulunuyor. Buna bir de, bir zamanlar Madagaskar’da yaşayan ama günümüzde nesli tükenen hayvanlar ve bitkileri de eklerseniz, Madagaskar’ın flora ve fauna zenginliği hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. İşte Madagaskar’da nesli bugün tükenmiş olan hayvanlardan bir tanesi de bu yazının konusu olan Fil Kuşu. 

Devekuşu ile akraba sayılan Fil Kuşu aslında 60 milyon yıldır yaşamayı başarabilmiş. Bu yaşamın bedeli olarak da bazı özelliklerini evrim geçirerek kaybetmiş. Örneğin kanatları artık uçamayacak kadar küçülmüş. Bu kuşun günümüzden 10 milyon yıl önce yok olması gerektiğini düşünen bilim adamları var.

https://www.youtube.com/watch?v=q8ghoHfW8WE

Marco Polo’nun gezi hikayelerini yazdığı 1298 tarihli  kitabında mitolojik kuş olarak Rukh’dan bahsetmesi, bu dev kuş hakkındaki ilk yazılı kaynak olarak gösteriliyor. Marco Polo’yu, kendisinin görmediği bu kuşun varlığından, bir Tatar Hanı haberdar etmiş. Marco Polo, Tatar Han’ın ağzından kuşu kitabında şöyle tarif ediyor; Kuşun tüyünün uzunluğu 9 karış ve genişliği ise 2 avuç kadardır. Bu kuş Marco Polo’ya göre kartal görünüşlü, kocaman pençeleri ile bir fili bile yakalayıp uçabilen dev gibi bir kuş olmalıdır . Ama Marco Polo 1298’de yazdığı bu kuş hikayesine Avrupa’da kimseyi inandıramaz. 1467-1469 yılında Madagaskar’a uğrayan gemicilerin gördüğü kocaman yumurta kabukları ise bir dinozordan kalan yumurta kabukları olarak değerlendirilir. Aslında Marco Polo’nun tarif ettiği kartal görünüşlü dev kuşun kaynağı Madagaskar’da bulunan başka bir fosilden gelse gerek. Çünkü Fil Kuşları etobur hiç olmadılar, onlar gerçekte otoburdular.

Bir zamanlar Madagaskar’ın kıyılarında bolca yaşarlarken, zamanla sayıları azaldığından iç bölgelere çekilen Fil Kuşlarının, 11-12. yüzyılda nesli tükendi, gitti.

60 milyon yıldır yaşamış, yaşamak için inat etmiş, evrim geçirmiş bu hayvana ne oldu da yakın sayılacak bir tarihte yaşam sahnesinden çekilip gitti? Bunun nedeni insanların adaya yerleşmeleri ve bu yerleşimin zamanla artması. Madagaskar geç yerleşim almış adalardan bir tanesi. Ama insanlar buraya yerleştikten sonra hem bu dev kuşları avlamışlar ama daha çok da yumurtalarını yuvalarından çalmışlar. Zamanla Fil Kuşlarının nüfusları hızla azalmış ve nesillerinin tükenmesi ise kaçınılmaz olmuş. Zamanın ve zamanın değişen koşullarının milyonlarca yılda Fil Kuşlarına yapamadığını, insanoğlu yaklaşık 1000 yıl içinde becerebilmiş.

http://www.gezekalin.com’da son zamanlarda, “Gezi öncesi notlar” başlıklı bölüme, özel bir önem veriyorum. Gezilmesi kesinleşen ülkelerle ilgili gezi öncesi yaptığım bilgilenme çalışmalarımı bu bölümde paylaşıyorum. Bir kaç hafta sonra gezmeyi planladığım Madagaskar ile ilgili genel bir bilgilendirme yazısı hazırlarken, karşıma Fil Kuşu konusu çıktı. Sonrasında yakın zamanda gazeteci-yazar sevgili Yılmaz Özdil’in Kuleli Askeri Lisesi’nin kapatılması sonrasında yazdığı ve çok etkilendiğim köşe yazısı aklıma geldi. Ben de hem eski bir Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi ve hem de Madagaskar seyahati yapacak bir kişi olarak bu konuyu bloğumda işlemeye karar verdim. 

Bir zamanlar okulum olan Kuleli Askeri Lisesi, benim dönemimdeki eğitim düzeyi ve kalitesi ile her zaman övündüğüm bir okuldu. 171 yıllık tarihi boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiş bu güzide okulun kapatılması beni ve tanıdığım bir sürü insanı derinden üzdü. Benim zamanımdaki okula seçme kriterleri herkes için eşitti. İşçi çocuğu olarak özel liselerde okuma şansı olmayan benim gibi öğrencilerin iyi bir eğitim alabilmesi için çok önemli bir eğitim kurumuydu. Ne olduysa kuruma alınması hedeflenen bir takım insanlara soruların önceden verilmesi ve okula yerleştirilmesi ile oldu. Bir dönem eğitim ve öğretimde övünç kaynağı olan okul bir anda kötü ve zararlı bir kaynak oldu. Askeri olsun, sivil olsun hiç bir darbe alkışlanacak ve onaylanacak bir olay değildir. Ancak göz yumularak, görmezden gelerek, bir gruba imtiyaz verilerek gelinen son durumda 171 yıllık Kuleli Askeri Lisesi’nin suçu nedir? Evrensel doğrularla ve adaletli bir seçme yöntemi ile, bilimsel yollara ve yöntemlere dönülerek verilen eğitim ve sınav sonuçları ile bu okulda yeniden aydınlık ve geleceğin subay adaylarını yetiştiremez miydik? 

Yani Fil Kuşu’nu tüketen nesillerden elimizde kalan ve Kuleli Askeri Lisesi Müzesinde sergilenen Fil Kuşu yumurtası örneğinde olduğu gibi Kuleli Askeri Lisesi’nin de nesli tüketilmeli miydi?

Gezekalın, aydınlık kalın….

Dr Ümit Kuru

25.08.2016 Saat 00:49

Kaynaklar

http://www.zmescience.com/other/feature-post/elephant-bird-largest-bird-ever-0534/
http://messybeast.com/extinct/moa.htm
http://www.kkk.tsk.tr/Okullar/kuleli/MyBtWebPages/anasayfa.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Elephant_bird
http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/fil-kusu-1336861/
http://gsas.yale.edu/news/what-killed-giant-elephant-bird-madagascar

İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı?

Bu Yazı Neden Gerekti?

Volkanik patlamaların, depremlerin, buzul erimeleri ile gelen sellerin, yani her türlü doğal afetin ve bunların beraberinde gelen kıtlıkların, yoklukların ve ölümlerin yaşandığı topraklarda, ateşin ve buzun ülkesi İzlanda’da olacağız. Burada herşey bir kıvılcıma bakıyor ve bu kıvılcım çaktığı zaman sadece lokal çevreyi değil ama dünyanın geri kalanını da etkiliyebiliyor. Örneğin 2010 yılında İzlanda’da bulunan Eyjafjallajökull Volkanı‘nın (spikerlerin adını telafuz için ciddi bir şekilde zorlandıkları, bizim ise “Eyvalla ya okul” şeklinde söyleme pratiğini seçtiğimiz volkan), faaliyete geçmesi, tüm Avrupa’nın hava ulaşımını etkilemişti. 

320px-Statuette_Vulcanus_MBA_Lyon_A1981

Vulcan: Ateş tanrısı

Bu yazı biraz coğrafya, biraz jeoloji yazısı gibi gelecektir okuyana. Ancak İzlanda bir volkan adası. İzlanda iki kıtanın birbirinden ayrıldığı hat üzerinde ve dünya çekirdeğinden yansıyan sıcaklığın, dünyanın başka bölgelerine göre yukarılara çıkış yolunu daha çok bulduğu”sıcak nokta“nın üstünde bulunuyor. Bunların İzlanda oluşumundaki ve devam eden değişimindeki etkilerini anlayabilmek için bu konulara şöyle bir de olsa girilmek zorunda bence. Yoksa İzlanda’yı gezmek size “taş-topaç gezme” anlamına gelebilir ki, bu ülke bunu hiç hak etmez. “Toprak deyip geçme İzlanda’yı, tanı altında yatan mekanizmayı” amacıyla, gezginlere bu konuda anladığım kadarıyla bilgiler aktarmak.

Doğanın ve yeryüzü görünmez güçlerinin oyunları sonucu ortaya çıkmış İzlanda’nın doğal güzellikleri ve şekillerinin, İzlanda geziniz sırasında sizlerde bitmeyecek bir hayranlık uyandırmasını çok isterim. Benim de İzlanda gezim öncesi beklentim budur. 

Volkanların Ortaya Çıkma Süreci; Levhalar Teorisi ve Sıcak Noktalar

Levhalar Teorisi

Volkan kelimesi, antik Roma dönemi mitolojisindeki Ateş Tanrısı Vulcan‘dan geliyor. Dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla erimiş kayalara “magma” deniyor. Volkan (ya da yanardağ), magmanın, yer yuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. 

En başa dönecek olursak, günümüzün kıtaları, milyonlarca yıllar öncesinde, tek bir kıtaya aitmiş. Yani dünyayı kocaman ve bir tek kıta halinde hayal edin. Bir zamanlar var olan bu kocaman kıtaya “Pangea” ve onu çevreleyen kocaman tek parça okyanusa ise “Panthalassa” deniyor. Milyonlarca yıllık bir zaman dilimi içinde bu tek kıta parçalanıp, günümüzdeki kıtaları ortaya çıkarttılar. Aşağıdaki linkte milyonlarca yıl içinde kıtaların gelişimi, zaman çizelgesi içinde şematize edilmiş. Çok bilgilendirici ve etkileyici.

https://www.youtube.com/watch?v=UwWWuttntio

Dünyanın yüzeyi yerleşim alanları, bitki örtüsü ya da su ile kaplı olduğundan biz yerkürenin gerçek halini fark etmiyoruz. Dünyanın yer kabuğunu, üstünde yukarıda saydığım şeyler olmadan çıplak olarak hayal edin. Bugün dünyanın yüzeyi (yer kabuğu) kesintisiz gibi görünüyorsa da, gerçekte dev boyuttaki bir yap-boz gibi birbirine geçen ve levha diye adlandırılan parçalardan oluşuyor.  Yerküre üstünde Levhalar çok yavaş olarak ve sürekli biçimde birbirlerine göre hareket ediyorlar.

tectonic

Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, yerkürenin en dış kısmında bulunan yapı. Karalarda daha kalın, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha incedir.  Kalınlığı ortalama 40 km’dir. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan yani granit (içerdiği minerallerden dolayı daha hafif, daha az yoğun ve hızlı hareket eder) ve bazalt (içerdiği minerallerden dolayı daha ağır, daha çok yoğun ve daha yavaş hareket eder)  meydana gelir. Deniz dibindeki yer kabuğu bazalt içeriklidir. Karasal yer kabuğu ise granit. Manto, yer kabuğu ile çekirdek arasında yer alan sıcak ve plastik bir yer katmanı oluyor ve kalınlığı 2.860 kilometre yakındır. 

adsız

Litosferin altından 700 km derinliğe kadar uzanan kuşağa üst manto veya astenosfer deniliyor. Çekirdekteki termonükleer reaksiyondan ısınan ve yüksek basınç altında olan astenosfer, yarı katı (zift gibi yoğun bir akışkan düşünün) haldedir. Yer kabuğu parçaları veya plakalar, üst mantonun üzerinde hareket eder ve yüzerler. Akışkan haldeki magma, dikey ve yatay konveksiyon hareketlerine sebep olur. Bu hareket levha tektoniğine, buna bağlı olarak tüm tektonik olaylara (kıtaların kayması, deprem, volkanizma, sıradağların ve rift vadilerinin oluşumu) sebep oluyor. 

1- Astenosfer. 2- Litosfer. 3- Sıcak nokta. 4- Okyanusal kabuk. 5- Batan levha. 6- Kıtasal kabuk. 7- Rift Vadisi. 8-Yitim zonu. 9- Uzaklaşan sınır tabaka. 10- Dönüşümsel sınır tabaka. 11- Kalkan volkan. 12- Okyanus Ortası Sırtı. 13. Yaklaşan tabaka sınırı. 14- Strato Volkan. 15- Ada Yayı. 16- Levha. 17- Astenosfer. 18- Okyanus hendeği

Levhalar birbirlerine yaklaşabilir, birbirlerinden uzaklaşabilir ve yan yana kayabilirler. Yaklaşan levhaların ikisi de okyanussal levha ise biri, diğerinin altına doğru kayar. Bu olaya dalma-batma deniyor. Bir okyanus levhası, bir kıta levhası ile karşılaştığında ise, daha ağır olduğu için okyanus levhası, daima karasal levha altına doğru kayar. Levhaların uç kısımlarında dalma-batma olayı söz konusu olduğunda manto tabakasının sıcak derinliklerine inen taş küre dilimi ısınarak erir ve akışkan halde yükselir. İşte bu olay, yaklaşma sınırlarındaki volkanik etkinliğin ve dağ oluşumunun temelini oluşturuyor. İzlanda’daki volkanik aktivitelerin bir kısmı bu nedenle ortaya çıkıyor.

Aşağıda linkini verdiğim videoyu izlerseniz, bu uzun ve belki de okuması zor gelebilecek yazıyı daha kolay anlayabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=0mWQs1_L3fA

Levhaların Hareketi ve Yerküre Levhaları

İki kıtasal levhanın yaklaşması ise çarpışma ile sonuçlanır, her iki levha da manto içine batamayacak kadar hafif ve kalın olduğundan büyük bir deformasyonla yüksek dağ sıraları ve platolar ortaya çıkar (Himalaya dağları ve Tibet yaylası oluşumunda olduğu gibi).

Uzaklaşan levhaların etkileri ise farklı oluyor. İki levhanın birbirlerinden uzaklaşması, yeni okyanus kabuğunun oluşmasına yol açarlar. Bu olay, iki levha arasında açılan boşluğa üst manto kaynaklı akışkan materyalin dolması ve soğuyarak katılaşması sonucunda gerçekleşir. Bu şekilde oluşan okyanus sırtları yer kabuğunun en genç bölgeleridir. Levhalar ayrıldıkça sırt ortadan büyümeye devam eder, sırtın her iki yanına doğru uzaklaşan genç litosfer soğudukça hacmi azalır, yoğunluğu artar ve hem küçülme hem de batma nedeniyle yükseltisi azalır. Okyanus tabanının, okyanus sırtından en uzak kesimleri en yaşlı kısmıdır. Bu alanların eninde sonunda bir başka levha ile karşılaşarak batmaya başlaması kaçınılmaz olduğundan okyanussal kabuğun ömrü sınırlıdır ve bilinen en yaşlı okyanus kabuğu örnekleri 190 milyon yıl yaşındadır. Bu şekilde okyanus kabuğu sürekli yenilenirken, kıta kabuğu dalma-batma mekanizması ile ortadan kaldırılamadığından, yanardağ ve dağ oluşum etkinlikleri ile kıta kütlesine eklenen materyal zaman içinde giderek artar. Milyarlarca yıllık süreç içerisinde kıtalar alan ve kalınlık açısından büyümeye devam ederler. Bazen bir kıta, ters yönde etki eden kuvvetlerin sonucunda ikiye ayrılabilir. Böyle bir durumda uzaklaşan parçaların arasını doldurmaya başlayan manto materyali yine okyanus kabuğu niteliğinde bir yapı oluşturmaya başlar, bu alanın soğuyup alçalması sonucunda yeni bir okyanus doğmuş olur.

World_Distribution_of_Mid-Oceanic_Ridges

Okyanus Ortası Sırtların Dünya Üzerinde Dağılımı

İzlanda Volkanik Yapısında Atlantik Ortası Sırtı

Iceland_Mid-Atlantic_Ridge_Fig16

Atlantik Ortası Sırtı

İzlanda’nın oluşumunun esas kaynağı, 250 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilen Atlantik Ortası Sırtı ya da Atlantik Ortası Yükselimi’dir (İngilizce: Mid-Atlantic Ridge). İzlanda, bu jeolojik yapının üstünde bulunuyor.  Atlantik Ortası sırtı, bütün Dünya okyanuslarının tabanında bulunan ve 40.000 km uzunluğa sahip “Okyanus ortası sırtı” sisteminin parçası. Atlas Okyanusu ile Kuzey Okyanusu arasında, büyük bölümü sular altında bulunan bir sıradağ kümesini aklınıza getirin. Bu sırt, Kuzey Kutbu’ndan, Güney’deki Bouvet Adası’na kadar uzanıyor. İşte konumuz olan İzlanda’yı ve volkanik yapısını ilgilendiren kısım da buradan başlıyor. İzlanda’nın ada olarak ilk gözükmesinin 16-18 milyon yıl önce olduğu tahmin ediliyor. Aşağıdaki linkteki video bir adanın oluşumunu gösteriyor. Bu aktivitenin milyonlarca yıl sürdüğünü düşünün; İşte size İzlanda’nın temsili doğuşu.

https://www.youtube.com/watch?v=RMtuTfAqAbo

Ortalama üç yılda bir volkanik aktivitenin meydana geldiği İzlanda, dünyanın en aktif volkanik bölgelerinden biri. Bunu da iki levha arasındaki açılmaya ve bu açılma sonucunda Atlas Okyanusu’nun orta sırtında meydana gelen jeolojik olaylara borçlu. Adada 934 yılında meydana gelen Katla Patlaması dünyadaki en büyük bazaltik patlama olmuş. 

İzlanda Volkanik Yapısında Sıcak Nokta’nın Önemi: İzlanda’nın Çifte Şansızlığı

İzlanda’yı benzersiz kılan bir özellik daha var. Avrasya ve Kuzey Amerika levhaları arasındaki açılma bölgesinde oluşmuş bir riftin üzerinde yer almasının yanı sıra, bir sıcak noktanın da üzerinde bulunuyor. Aşağıdaki linkteki video “Sıcak Nokta” üzerinde gelişen volkanik adaların doğuşunu anlatıyor. Belki yazıyı okumadan önce izleminiz daha yararlı olacaktır.

https://www.youtube.com/watch?v=AhSaE0omw9o

Birçok yanardağın oluşumunun, levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın, bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir. Bu yanardağların ”Sıcak Noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor. Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayıyor. Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor. Bu olağanüstü ısı, basıncın etkisi ortadan kalktığı zaman (katmanlar arası yükseldiği zaman) magma oluşturur. Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini eriterek kendisine yol açar. Yani magma belli noktalarda yüzeye çıkmak için kabuk içinde yükselmeye çalışır. Bu çıkış çabası bazen levha ortalarında büyük volkanik dağların oluşmasına neden olur. Levha hareket eder ama sıcak nokta sabit kalır, bu nedenle milyonlarca yıl sonra art arda dizilmiş birçok yanardağ görülebilir. İşte size hem iki levhanın ayrıldığı ve hem de sıcak bir nokta üzerinde yer alan İzlanda’nın tam doğuş öyküsü.

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanik Lav Akıntısı

Lav, yanardağ ağzından ilk çıktığında sıvı haldedir ve sıcaklığı 700 °C ile 1200 °C arasındadır. Lav çok akışkan olmamasına rağmen (suyun akışkanlık direncinden yaklaşık 100.000 kat fazla) soğuyup katılaşana kadar uzun mesafeler boyunca akabilir. Lavlar akıntı türlerine göre farklılık gösterebilir. Lavın iki çeşidi vardır ve “Aa” ve “Pahoehoe“. Bu terimler ilk olarak Hawaii yerlileri tarafından kullanılmıştır ve terminolojiyede o şekilde geçmiştir. 

 

 Aa tipi lav çok yoğun kıvamlı olup konik yanardağları (Japonya’daki Fuji Dağında olduğu gibi) oluşturur. Pahoehoe (“pahoyhoy” olarak okunur) ise aa’ya göre çok akışkan olup yassı yanardağları oluşturur. İzlanda’daki lav şekli Pahoehoe şeklinde.

https://www.youtube.com/watch?v=U5hZsJk0G_4

İzlanda’da karakterinden dolayı akışkan, bazaltik lava (Pahoehoe tipi lava) “Helluhraun” deniyor. 

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanların Önemi ve Canlılar Üzerine Etkisi. 

İzlanda’da aktif olan 30 volkanik sistem var ve bunlardan 13 tanesi adaya yerleşimin başladığı 874 yılından bugüne lav püskürtmüş. İzlanda’daki volkanik aktivite o kadar fazla olmuş ki, tüm dünyadaki toplam lav çıkışının 1/3 İzlanda volkanları tarafından gerçekleştirilmiş.

https://www.youtube.com/watch?v=LeDYtj1TYOk

Ada sürekli bir volkan patlaması riski ile karşı karşıya. Bu nedenle İzlanda’da kabuğa sürekli olarak yeni eklemeler oluyor. En sonuncusu ise 1963-1967 yılları arasında meydana gelen volkanizma sonucunda yüzeye çıkan Surtsey Adası. Aşağıdaki linkte bu adanın ortaya çıkış videosu var. İzlanda’nın doğuşunu, Surtsey Adası’nın doğuşunu izleyerek hayal edebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=e73uesIwOLc

İzlanda tarihinin en öldürücü patlaması 1783-84 yıllarında lav püskürten Skaftáreldar (Skaftá’nın Ateşleri) patlamasına aitti. Bu patlama Vatnajökull Buzulunun güneybatısındaki Lakagígar kraterinden olmuştu. Aslında krater, buzul altı volkan olan Grímsvötn Volkanı’nın bir parçasıydı. Bu patlamada İzlanda nüfusunun neredeyse 1/4’ü bu patlamadan saçılan lavlar ve sonrasında gelen toksik gazların ve külün yarattığı iklim değişiklikleri ve bitki ve hayvanların ölmesi sonucu gelen kıtlık ve hastalıklardan öldüler. Bilim insanları 8 ay devam eden patlama nedeniyle sadece İzlanda değil ama tüm gezegenin de etkilenmesi ile dünyadaki ölüm sayısını 2 milyon olarak tahmin ediyorlar. Lakagígar Kraterinin saldığı lavın, 42 milyar tonla tarihte bir defada en fazla salınan lav olduğu düşünülüyor. Daha önce bahsedildiği gibi Eyjafjallajökull Buzulu altındaki volkanın havaya saçtığı volkanik kül haftalarca Avrupa hava trafiğini etkilemişti. 2014–2015 yılında Bárðarbunga Volkan sisteminin havaya saçtığı sülfür dioksit İzlanda’da insan sağlığına zararlı hale gelebilmişti.

Volkanik Patlamaların İzlanda’ya Kazandırdığı Doğal Eserler

Volkanların bu kadar yıkıcı etkisinden bahsetmişken, İzlandaya kattığı güzelliklerden bahsetmemek de olmaz. Yoksa bu kadar ürkütücü bilgi ve görsel sonrası İzlanda’ya gitmezsiniz.

Atlantik ortası yarık İzlanda’yı deprem ve volkanik aktivite riski altında bırakmakla birlikte ona doğal güzelliklerde getiriyor. Örneğin yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Sifra Yarığı gezenleri inanılmaz derecede büyülüyor. İki kıtanın birbirlerinden uzaklaştıkları hattın su ile dolması ile oluşmuş bu yarıkta hem tüple ve hem de snorkelle dalış yapılabiliyor. Bu gezinin benim için en önemli anı bu yarıkta snorkelle dalış yapmak olacak. 

Volkan kraterlerinde veya lavların meydana getirdiği oyuklarda ortaya çıkan göller ise çok büyüleyici gözüküyor fotoğraflarda. İzlanda ziyaretimizde bunlarda bazılarını göreceğiz. Göller içinde Mývatn Gölü’nün yeri başka.

Skutustadir04.jpg

Myvatn Gölü, Kuzey İzlanda’da aktif volkanik bir bölgede oluşmuş, sığ bir Ötrofik göl. Ötrofikasyon, göl gibi herhangi bir büyük su ekosisteminde, başta karalardan gelenler olmak üzere, çeşitli nedenlerle besin maddelerinin büyük oranda artması sonucu, plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalması. Bu anlamda bu tür göllerde yaşam çeşitliliği de, besin varlığının fazla olması nedeni ile fazladır. Gerçekten de bu göl ve çevresi su kuşları ve ördekler açısından hem sayı ve hem de çeşitlilik bakımından zengin. Burada çok kuş fotoğrafı çekebilmeyi umuyorum.

Bu kadar lav akarda doğa ona şekil vermez mi? Dimmuborgir, eski Norveç dili, Faroece ve İzlandaca’da “Karanlık kuleler” anlamına gelir. Bu bölgeyi gezerken gördüğünüz volkanik mağara, kaya oluşumları, sizde yıkılmış eski bir şehrin kalıntılarını geziyormuşsunuz havası veriyormuş. Mývatn’ın Doğusunda lav akışı sonrasında ortaya çıkan anormal lav tarlaları ortaya çıkmış. 

Aslında volkanik küçük bir ada olan Dyrhólaey, denize doğru 120 metre kadar uzanan ve ark şeklinde yapısı ile turist çekiyor.

Eldhraun; İzlanda’da şahit olacağımız harikaların en önemlilerinden bir tanesi. Keskin ve sert lav kümelerinin üstünü örten kalın yeşil yosun örtü aslında geçmişin bir felaketini saklıyor.

Skaftafell Milli Parkı ve Skeiðarárjökull Buzulu önünde , Skeiðará Nehrinin taşıdığı eriyen buzul sularının sedimentleri (lav kumu, taş ve kül) Skeiðarársandur denen (40 km uzunluğunda 5-10 km genişliğinde) siyah kum çakıl alanlarını ortaya çıkartıyor.

Volkanik faaliyetin yarattığı bir başka doğal güzellik jeotermal aktivite alanları. Námaskarğ (Namaskard), İzlanda’daki Namafjall Dağının altında bulunan bir jeotermal kaynaktır. “Eğer Mars’ın çıplak kırmızı arazisinde yürümeyi çok arzuluyorsanız, Námaskarð üzerinde yapacağınız bir gezi ile bu arzunuza çok yaklaşacaksınız” diye yazmış bizden önce gezmiş olan bir gezgin. Bizleri sülfür kokusu biraz rahatsız edecektir ama güzel kareler çıkacaktır bu alandan. 

Ve tabii ki gayzerler..Yeraltı sularının magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda ısınmasıyla oluşuyorlar. Atlantik Ortası Sırtı üzerinde bulunan ve volkanik bir ada olan İzlanda gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke. 

Fiyortlar ise bir başka güzellik. Bir zamanlar tüm adayı kaplayan buzulun zamanla iç bölgelere kadar çekilmesi ve rüzgarın şekillendirmesi ile ortaya çıkan fiyortlarda İzlanda’ya bir başka güzellik katıyor. Bazen turistlerin gezmeyi ihmal ettiği ama bence haksızlık ettiği doğa şaheseri bir bölge. 

Ve tabii İzlanda şelaleri…Benim listeden sayabildiğim İzlanda’da 26 adet şelale mevcut. Gullfoss, Dettifoss, Skógafoss, Selfoss, Öxaráfoss Şelaleleri ilk akla gelenler. 

Bakalım! Gidebilirsek, göreceğiz tüm bu güzellikleri ve sizlerle kendi izlenim ve fotoğraflarımla da paylaşımda bulunacağım.

Sonraki yazılarım geniş olmasın diye, genel bilgileri bu şekilde gezi öncesi ayrı bir başlıkta açmayı uygun gördüm. Gezimize 3 gün kaldı, herşey hazır ve en önemlisi de ruhen bu geziye ihtiyacımızda var. Herşeyin hayırlısı bana, bize ve ülkemize olsun diyelim. Başka elden ne gelir ki?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

20.07.2016 Saat 12:57 

 

Kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Volcano
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yerkabu%C4%9Fu
https://tr.wikipedia.org/wiki/Levha_hareketleri
https://en.wikipedia.org/wiki/Plate_tectonics
https://tr.wikipedia.org/wiki/Astenosfer
http://www.worldatlas.com/aatlas/infopage/tectonic.htm
https://en.wikipedia.org/wiki/Mid-Atlantic_Ridge

 

 

İzlanda Dipnotları: İzlanda’ya Gitmeden Önce Genel Bilgiler

 

“Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır,
Yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç,
Kimsenin bilmediği topluluklar vardır derin denizlerde,
Tınısında da müzik,
İnsanları sevmiyorum diyemem,
Ama doğayı daha fazla..”

Lord Byron

Neden İzlanda?

İngiliz romantik Şair Lord Byron’ın doğa sevgisini anlatan yukarıdaki şiirinde kendinizden bir şeyler buluyorsanız, İzlanda’yı gezmek tam da size göre  olmalı. Volkanlar, gayzerler, fiyortlar, buzullar, jeotermal sular, lav ovaları, krater gölleri ve irili ufaklı yüzlerce çağlayanlarla akarsular İzlanda’nın doğal güzellikleri arasında.

Iceland_Skogar_orig-copy.jpg

Savaşmak istemeyen ana kıtadan kaçıp gelen Vikinglerin kurduğu ateş ve buzdan bir ülke burası. İzlanda denince akla Kuzey Kutbuna yakınlığı ve adanın neredeyse volkanlardan ibaret olması geliyor. İzlanda hem Avrasya ve Kuzey Amerika levhaları arasındaki açılma bölgesinde oluşmuş bir yarığın (rift) ve hem de “sıcak nokta” denen bir hattın üzerinde yer alıyor. Bunun anlamı; Konumu nedeni ile İzlanda volkanik faaliyetlerin tam da merkezinde yer alıyor ve bunların bir kısmı halen aktif. Doğanın gücü adayı halen şekillendiriyor. Bu da adayı benzersiz kılıyor. Yani Atlas Okyanusunun volkanik adası İzlanda; aktif yanardağları, buharlarla süslü sıcacık jeotermal havuzları, dünya mirası niteliğindeki olağanüstü manzaralarıyla keşfedilmeyi bekliyor.

İzlanda Genel Bilgileri

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde Grönland‘ın güneydoğusu ile İskandinavya ve Britanya Adası’nın kuzeybatısında yer alan bir ada ve Avrupa ülkesi. Avrupa’dan ziyade Grönland’a yakın (350 km). 103000 km²’lik bir yüzölçümde, 350.000’e yakın nüfusu var. Kilometrekareye düşen 3 insanla, Avrupa’da nüfus yoğunluğu en az olan ülke. Nüfusun üçte ikisi, dünyanın en kuzeydeki başkenti olan Reykjavík ve onu çevreleyen güneydoğu bölgesinde yaşıyor. Dünyanın en büyük 18. ve Avrupa Kıtası’nın da İngiltere’den sonra en büyük 2. adası oluyor. Yeşili fakir, ülke topraklarının %67’si tundralarla, %15’i buzullarla ve göllerle kaplı.

Adadaki volkanların sayısı 200’ü buluyor. Volkanların en önemlisi 1490 metre yüksekliğindeki Heklâ Volkanı. Geçmişteki yanardağ püskürmeleri sonucu ortaya çıkan lav ovaları üzerinde yer yer jökull adı verilen buz kubbeleri yer alıyor. Bunların en büyüğü olan Vatnajökull, 8.500 km2‘yi bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzulu. İzlanda’da çok sayıda krater gölü var ve bunlardan En önemlisi olan þingvallavatn (Thingvallavatn okunuyor) Gölü .

Para birimi İzlanda Crona‘sı (kr) ve 1 USD=122.5 Crona ve 1 Türk Lirası, 42 İzlanda Cronası ediyor. Benim için ülke pahalılığının kriterleri olan bazı yiyecek ve içecek ortalama fiyatlarına bakacak olursak;  1,5 litre su 226 kr (2 USD), restoranda 0,33 litre su 225 kr, orta boy şişede şarap 2500 kr (20 USD), yerli bira (0,5 lt şişe) 340 kr (2,8 USD), restoranda yerli bira (0,5 lt şişe) 1000 kr (8,4 USD), ithal bira (0,33 lt) 328 kr (2,6 USD), Marlboro sigara paket 1250 kr (10 USD), pahalı olmayan restoranda yemek 2000 kr (16 USD), orta düzey bir restoranda 2 kişilik yemek (3 çeşit) 12000 kr (97 USD), Mc Donalds da hamburger 1500 kr (12,5 USD). Görüldüğü gibi İzlanda pahalı sayılabilecek bir ülke.

İzlanda Tarihi

İlk olarak İsveçli kaşif, Viking, Gardar Svavarsson, İS 870 yılında bu toprakların etrafını dolaşıp bir ada olduğunu tespit ediyor ve kışı burada geçiriyor. Dönüş zamanı geldiğinde biri kadın iki köle, dönmemeye karar vererek Husavik yakınlarına kaçıyor ve adada ilk çiftliği kuruyor. Birkaç sene sonra ise Ingolfur Arnarson şimdiki Reykjavik’e yerleşiyor ve peşinden gelen çok sayıda göçmen ile adada kalıcı ilk kasabayı kuruyor. Bundan birkaç asır öncesinden Kelt keşişlerin adada bir süre yaşadığına dair izler bulunsa da kalıcı olmadıkları için İzlanda tarihine bir etkileri olmuyor.
İzlandalı Vikingler kendilerini idare edememişler ve önce Norveç’in, sonra da yaklaşık 500 sene Danimarka’nın yönetimi altında kalmışlar. 1904 yılında önce özerklik ve sonra da İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle bağımsızlıklarını  ilan etmişler. Şu an ki yönetim biçimi parlamenter Cumhuriyet.

İzlanda İklimi ve Gezi İçin Uygun Zamanlar

“Havayı beğenmiyorsan beş dakika beklemen yeterli”. İzlandalılar arasında sık olarak kullanılan bu deyim, İzlanda havasının ne kadar değişken olabileceğinin bir delili aslında. Kutup kuşağına yakın olmasına rağmen İzlanda, Gulf Stream akıntısının etkisinde kalıyor ve genelde adada yazlar nemli ve serin, kışlar ise oldukça yumuşak geçiyor.  İstatistiki olarak, Başkent Reykjavik’in her yıl kar altında olduğu gün sayısı ortalaması sadece 50. Dünya’nın en kuzeydeki başkenti için bu oldukça düşük bir sayı.

Burada güneşi görseniz bile aslında ısınmıyorsunuz. Yaz aylarında dahi kısa kollu ile gezmek biraz hayal gibi.  Yani “Kötü hava yoktur, havaya uygun olmayan giyim vardır” kuralını burada sıkı uygulamak lazım.

İzlanda ziyaretinizi neden yaptığınıza bağlı olarak gideceğiniz dönemi seçiyorsunuz. Örneğin “Aurora Borealis, ya da bilinen adıyla “Kuzey Işıkları’nı” görme amacı ile gidecekseniz, kış aylarını yani eylül-mart aylarını tercih edeceksiniz. Bu dönemlerde Kuzey Işıklarını görme ihtimaliniz çok daha yüksek. Tabii ki dondurucu soğuğu dikkate alacaksınız. Kışın en kış olduğu zamanda bile gitseniz Kuzey Işıklarını göremiyebiliyormuşssunuz. Kuzey ışıklarını net bir şekilde görmeniz için bir arada bulunması gereken kriterler şunlarmış;

-Yağışsız ve bulutsuz bir hava,

-Karanlık, mümkün olduğunca şehirden uzak bir ortam,

Bu koşullar bir araya geldiği takdirde, birazda şansınız varsa Kuzey Işıklarının gökyüzündeki dansını izleyebilirsiniz.  Japonya gezisinde kiraz çiçeklerinin açma durumunu gösteren siteler vardı. Kuzey ışıklarının aktiflik derecesini takip edebileceğiniz ve ona göre hareket edebileceğiniz resmi bir internet sitesi var: http://en.vedur.is/weather/forecasts/aurora/ Bunu takip etmek mantıklı olabilir. Reykjavik yakınlarında ve adanın tam ucunda, okyanusa bakan oldukça karanlık bir nokta olan  Grotta yakınlarındaki deniz fenerinin yakınları, Kuzey Işıklarını kolayca izleyebileceğiniz bir yer olabilirmiş. Reykjavik dışındaki noktalarda kuzey ışıklarına denk gelebilme ihtimaliniz daha da yüksekmiş. Kuzey ışıklarının genel olarak en iyi görüldüğü saatlerin 22:30-3:00 arası olduğu söyleniyor, aklınızda bulunsun.

İzlanda’da bahar mevsimi mayıs ayından sonra başlıyor. Yaz ayları İzlanda için yılın en turistik dönemi. İzlanda’yı daha iyi hava şartlarında gezmek ve doğayı daha iyi hava koşullarında keşfetmek isterseniz temmuz-ağustos aylarını tercih edeceksiniz. Fakat bu dönemin ülkenin en pahalı ve kalabalık dönemlerinden biri olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bu dönemde bol bol günışığı (bol derken neredeyse 24 saatten bahsediyoruz) ve ortalama 13 derece civarında bir sıcaklık hakim.

İzlanda’da Ne Giyilir?

Hava koşulları genellikle daha önce karşılaşmadığınız cinsten olacaktır. Bu noktada hangi mevsimde giderseniz gidin yapmanız gereken şey çok acil bir outdoor mağazasına uğramak. Bir kere mutlaka su ve rüzgar geçirmez bir monta sahip olmak lazım. Su geçirmez, ayak bileğini sarar ve doğa yürüyüşlerine uygun bir tane ayakkabının yanınızda bulunması doğru olur. Termal çorap ve termal içlik de doğru tercihler olur. Şelalerden sıçrayan sular nedeni ile fotoğraf makinalarınızın ve sizin ıslanma durumu oluyor. Bu nedenle ince bir yağmurluk yanınızda bulunsa iyi olur.  İzlanda’ya yaz aylarında bile gitseniz yanınızda mutlaka eldiven ve bere bulundurun. Özellikle balina gözleme gibi tekne aktivitesinde çok gerekli oluyor. Tezat gibi gelse de ve belki de hayatınızın en soğuk tatilini gerçekleştirecek olsanızda  bavulunuzdan mayoyu eksik etmeyin. Blue Lagoon dahil çok sayıda termal kaplıcaya girmek isteyeceksiniz.

İzlanda Dili ve Sık Kullanılan Kelimeler;

İzlandaca, eski Norveç dilinden kaynak alan bir dil ve eski halinden günümüze pek bir değişime uğramamış.İzlandalılar geleneklerine ve dillerine son derece bağlılar. İzlandaca bazı harfler bize çok yabancı ve haliyle nasıl okunacağını da bilmiyoruz. Bunlardan karşılaşacağınız bazıları şunlar;

ð / ð  harfi “th“şeklinde ve “dı” olarak okunmalı.

þ / þ harfi “th“şeklinde ve “ti” olarak okunmalı.

á       harfi  “a” şeklinde ama uzatmalı bir “a” olarak okunmalı  (İngilizcede  “how” okunuşunda çıkan “a” sesi gibi).

é      harfi  “e” şeklinde ama uzatmalı bir “e” olarak okunmalı  (İngilizcede  ” yet” okunuşunda çıkan “e” sesi gibi).

í veya ý  harfi  “i” şeklinde ama İngilizcede  “been” okunuşunda çıkan kısa “i” sesi gibi.

ó harfi  “o” şeklinde.

ú harfi “u” şeklinde ( İngilizcede  “fool” kelimesinin okunuşunda çıkan “u” sesi gibi.

İzlandaca işinize yarayabilecek bazı kelime ve cümleler ise şunlar olabilir;

Günaydın  Góðan dag

İyi akşamlar  Gott kvöld

İyi  geceler Góða nótt

Alah’a ısmarladık  Bless

Evet  Já

Hayır  Nei

Teşekkür ederim  Takk

Çok teşekkür ederim  Takk fyrir

Evet, teşekkür ederim  Já takk

Hayır, teşekkür ederim Nei takk

Şerefe!  Skál!

Ücreti ne kadar?  Hvað kostar þetta?

Afedersiniz!  Afsakið

Açık  Opið

Kapalı  Lokað

Tehlike  Hætta

Yasak  Bannað

Polis  Lögreglan

Hastane  Sjúkrahús

Doktor  Læknir

Sıfır Núll  

Bir Einn 

İki Tveir  

Üç  þrír

Dört Fjórir

Beş Fimm

Altı Sex

Yedi Sjö

Sekiz átta

Dokuz Níu

On Tíu

On bir Ellefu

On iki Tólf

On üç þrettán

On dört Fjórtán

On beş Fimmtán

On altı Sextán

On yedi Sautján

On sekiz átján

On dokuz Nítján

Yirmi Tuttugu

Otuz þrjátíu

Kırk Fjörutíu

Elli Fimmtíu

Altmış Sextíu

Yetmiş Sjötíu

Seksen áttatíu

Doksan Níutíu

Yüz Hundrað

Bin þúsund

Menü Matseðill

Çorba Súpa

Ekmek Brauð

Et Kjöt

Koyun Lambakjöt

Dana Nautakjöt

Domuz Svínakjöt

Tavuk Kjúklingur

Balık yemeği Fiskréttir

Balık Fiskur

Çay Te

Kahve Kaffi

Süt Mjólk

Bira Bjór

Beyaz Şarap Hvítvín

Kırmızı Şarap Rauðvín

Su Vatn

Son Söz

Atatürk23 Temmuz da yani 1 hafta sonra, İstanbul çıkışlı İzlanda gezimiz olacak. Doğrusu bu ya! Yaşamım da ülkemin en kötü günlerine şahit oluyorum. Darbelerin akıllısı ve haklısı yoktur ama en aptalı ve en acımasızlarından birini yaşıyoruz bu günlerde. İnsanlar öldü, neden orada olduğunu bilmeyen askerlerden linç edilenler oldu. Ülke insanı tedirgin. Ülkenin ayrışmayı, ayrıştırılmayı bir kenara bırakmaya ve sakinleşmeye ihtiyacı var. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh”‘a ihtiyacı var. Herkes için evrensel hukuka, demokrasiye ve insanca yaşamaya ihtiyaç var.

Bir yere kıpırdayasımız yok aslında ama bir taraftan da 1 haftalığına İzlanda gezine çıkmak da iyi gelecek gergin ve gezgin ruhuma. İnşallah gidebiliriz.

Bu kez farklı bir şey yapmak istedim; Gezi öncesi çalışmalarımı sizlerle paylaşmak istedim. Yani teoride İzlanda gezisi yazdım, dönünce bölüm bölüm gezi yazıma küçük notlarımı da eklerim.

Gezekalın, dostça ve barış içinde kalın…

19.07.2016 Saat 01:18 

Kaynaklar

http://oitheblog.com/2015/10/04/izlanda-gezi-rehberi-bir-turistin-bilmesi-gerekenler/
http://wikitravel.org/en/Icelandic_phrasebook
http://en.vedur.is/weather/forecasts/aurora/
http://www.atlasdergisi.com/kesfet/gezi/yanardaglar-adasi-izlanda.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Iceland
http://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/ates-ve-buz-adasi.html

İzlanda Dipnotları:İzlanda’nın Türk’e Düşmanlığının Kaynağı

tumblr_inline_o5gwpwjN1F1rtdfb6_400.jpgİzlanda ile ilişkilerimizin ilk olarak 1627 yılına dayandığını biliyor musunuz?

İzlandaca da “Tyrkjaranid” diye bir kavram var.  Anlamını biliyor musunuz?

Peki son sorum; İzlanda’da 1970’li yıllara kadar, 350 yıl boyunca, Türk öldürmenin suç olmadığını biliyor muydunuz?

Ben yukarıdaki sorularımın hiç birisinin yanıtı bilmiyordum doğrusu. İzlanda’ya önümüzdeki günlerde yapacağımız seyahatimizi neden aktarmalı olarak yapacağımızı, neden doğrudan THY’nin uçuşunun olmadığını merak etmedim değil. Herhalde ticari olarak uygun değildir demiştim.  Ancak İzlanda’nın ülkemizde Büyükelçiliğnin bile olamadığını ve vize işlemlerinin neden Danimarka üzerinden olduğunu bir türlü anlamamıştım. İzlanda seyahati öncesi araştırma yaparken ve Doğu İzlanda’yı araştırırken, 1627 yılında yaşananları öğrenince her şey yerli yerine oturdu diyebilirim. Tazesi tazesine de bilgileri izleyenlerle paylaşmak istedim.

Efendim! Bütün olay 1627 yılında Küçük Murat Reis adlı bir denizcinin İzlanda’nın Doğu kıyılarına sefer yapması ile başlıyor. Gerçekte adı Jan Janszoon van Haerlem olan Murat Reis, aslında Hollandalı. Hollanda’da Haarlem’de doğmuş. Tam bir serseri ve rezil bir adam olan Jan Janszoon, otuzlu yaşlarda Hollanda krallığı adına korsanlık yapmaya başlamış. Zamanla resmi korsanlık kazancı ona yetmemiş, yarı zamanlı Hollanda’ya, yarı zamanlı da kendine çalışmış. Saldırdığı gemilerin ait olduğu ülkelere göre kendi gemisine kimi zaman Hollanda bayrağı çekmiş, kimi zaman Osmanlı bayrağı.

Bu arkadaşın kaderi Kanarya Adaları civarında haydutluk ederken, Osmanlı’nın nüfuz bölgesinde üslenen ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından teşvik edilen Fas-Cezayir korsanlarına esir düşünce değişmiş. Müslüman olmuş, adını Murat Reis koymuşlar. Daha evvel yaşamış meşhur bir Murat Reis zaten var olduğundan, bizimkine Küçük Murat Reis denmiş.

Bu arkadaş bir süre Osmanlıya bağlı Cezayir-Fas limanlarından kalkıp korsanlık yapsa da, Osmanlı bazı Avrupa ülkeleri ile korsanlık yapmayacağına dair anlaşmaya varınca kazancı gerilemiş. Kendine bu dönemde başka yollar ararken, Murat Reis’e kader  bir kez daha gülmüş.

İspanya’dan göç etmeye zorlanan Moriskolar, bugünkü Fas ve Cezayir topraklarına göç etmek zorunda kaldılar. Moriskolar, 1500’lerde Endülüs tamamen yok edildikten sonra Müslümanların ve Yahudilerin İber yarımadasından sürülmesi üzerine, vatanları İspanya ve Portekiz’den ayrılmamak için Hristiyanlığa dönen Müslümanlardır. Daha sonraları bu unvan, Katolik olarak bilinen fakat gizlice Müslümanlığı yaşamaya devam ettiğinden şüphelenilenlere karşı kötüleyici bir anlamda kullanılmaya başlandı ve 1609-1614 süresince şüphelenilen bütün Moriskolar, İberya’dan sürgün edildi. İşte bu Moriskolar’ın, bugünkü Fas sınırları içindeki Bou Regreg Nehri ağzına kurdukları şehri bizim Murat Reis ve korsanları yönetmeye başladı ve burası kısa süreliğine de olsa bağımsız bir şehir devlet oldu. Adı Sale Cumhuriyeti olan bu devletin başına da Murat Reis seçildi. Tabii ki ana gelir kaynağı da korsanlıktan elde edilen yağma malları ve kölelerdi. Kendi devleti de olan Murat Reis, korsanlık faaliyetlerini iyice arttırmaya başladı. Kendi ülkesinden Moriskolar ve Avrupalı bazı meslektaşı korsanlarla birlikte Kuzeye, İngiltere, Danimarka ve Norveç kıyılarına korsanlığa gitti, yağmaladı, köleler getirdi.

Şimdi gelelim asıl konumuza; Aslı Jan Janszoon, bize dokunan kısmı Küçük Murat Reis olan bu korsan,  12’si kadırga olan 15 parçalık bir filo ile 1627 yılında İzlanda’ya bir sefer yapmış. 20 Haziran 1627 tarihinde İzlanda açıklarında demirlemiş. Bu bölgede 16 Temmuz tarihine kadar 26 gün kalmış. Lundy Adasını kontrol altında tutmuş, 400 esir ve büyük bir ganimetle Cezayir’e geri dönmüş. Bazı kaynaklarda kahramanlık olarak anlatılsa da, İzlanda kaynakları olayı işkence ve eziyet olarak anlatıyor. Hikayeyi birinci ağızdan anlatan ise kendisi de, ailesi ile birlikte esir düşen ama sonradan Danimarka Kralının fidye ödemesi ile kurtulan rahip Ólafur Egilsson. Ólafur bir yıl sonra İzlanda’ya döndüğünde yaşadıklarını anlatan bir kitap yazıyor. Olafur’un karısı ise bir Cezayir’liye cariye olarak satılmış. Çocukları ise İzlanda’ya hiç dönememişler. Gerçek ismi Gudrídur Símonardóttir olan eşi İzlanda’ya 10 yıl sonra dönebilmiş. Bu sırada kocası Olafur ölmüş. Gudrídur ülkesine döndükten sonra ana dilini ve Hristiyan yaşam biçimini öğrenmesi için Danimarka’ya gönderilmiş. Oradaki öğretmenlerinden birisi olan İzlandalı din bilimi öğrencisi Hallgrímur Pétursson ile evlenip beraber İzlanda’ya dönmüşler. izlanda’ya döndükten sonra rahip olan Pétursson, İzlandanin en değerli şairlerinden birisi olmuş. Günümüzde Reykjavik’in en önemli kiliselerinden birisi olan Hallgrímskirkja Kilisesi ismini ondan almış.

Bu olay İzlanda’lılar üzerinde yıllar süren bir Türk düşmanlığı yaratmış. Olay romanlara tiyatro eserlerine konu olmuş. Tyrkjaranid” deyimi İzlandacaya yerleşmiş. Bu kelimenin anlamı kabaca “İnsan çalan Türk” demek. 350 yıl süre ile İzlanda’da Türk öldürmek kanunsuz bir davranış olarak görülmemiş. 1970’lere kadar kanun gereği hiç Türk öldürüldü mü bilmiyorum? Ama artık bu kanun yürürlükte değil, Şükürler olsun ki.

Adam Türk değil, Hollandalı! Korsanlıktan elde ettikleri hep kendine gitmiş, Osmanlıya, daha da önemlisi Türk’e  kötü imaj dışında bir faydası olmamış. Korsan grubunun en azından çoğu Türk değil, Morisko ve Avrupalı ama maliyeti bize!

23 Temmuz’da İzlanda’da olacağız. Hayalim bu güzel, doğa harikası ülkeden güzel anılarla ve güzel bir gezi yazısı ile dönebilmek. Kim bilir belki kötü Türk imajının değişmesine de bir katkımız olur..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

05.07.2016 Saat :01:18