• Arşivler

  • Diğer 531 takipçiye katılın

  • Mart 2013 den beri

    • 263.298 ziyaretçi
  • Temmuz 2022
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: Altın Üçgen

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bugün İzlanda gezimizin en önemli günlerinden bir tanesi olacak. İzlanda’ya gelen turistlerin vazgeçemediği bir aktivite olan Altın Çember (Golden Circle) içinde yer alan gezi alanlarını ziyaret edeceğiz. 

adsız 1

Güney İzlanda’da Altın Çember turu (The Golden Circle), Reykjavík’den başlayıp, İzlanda’nın ortalarına doğru giden ve Reykjavík’e geri dönerek biten yaklaşık 300 km’lik bir rota. Þingvellir Ulusal ParkıGullfoss Şelaleleri, Geysir ve Strokkur Gayzerlerini içinde barındıran jeotermal olarak aktif olan Haukadalur Vadisi bu yolun önemli durakları. Bu yol üzerinde bulunan Kerið Volkan Krateri, Hveragerði Greenhouse KöyüSkálholt Kilisesi ve jeotermal santraller diğer duraklar. Biz gezimizde tüm İzlanda sahillerini içine alan büyük bir daire yapacağımız için Reykjavík’e geri dönmeyip, güney sahili boyunca devam ederek Skógarfoss’da konaklama yapacağız. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir gece öncesinden deliksiz bir uyku çekince sabah erkenden kalktık. Hareket saatimiz 09:00. Bu nedenle kahvaltı öncesinde, dün gece yapamadığımız Reykjavik Şehir Merkezini tanıma turumuzu, kısacık da olsa, yapmak istiyoruz. Hanımla sabah erken saatlerde bu amaçla yollara düştük. Reykjavik benim ziyaret ettiğim ülke başkentleri içinde en kolay gezileni oldu. Zaten küçücük bir şehir. Şehri, müzeydi, konserdi demezseniz, sindire sindire 3-4 saatte gezersiniz. Bir saatlik yürüyüş bize şehir hakkında bir fikir verdi. Otelden grup olarak ayrıldıktan sonra soförümüz Arnie, şehri bir de araçla kısaca gezdirdi. Bu da işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik’den çıktıktan sonra görmeyi umduğumuz İzlanda manzaraları eşliğinde seyahate başladık. Yol boyu dağlar, doğaya serbestçe bırakılmış koyunlar ve atlar, ağaçtan fakir ama yeşili bol toprak, şimdi masum gözüken patlamış volkanlar, onların kraterleri, lav tarlaları ve bir ayıbı örtermiş gibi lav kayalarını örten yeşil yosun araç penceresinden gözlediğimiz İzlanda manzaralarıydı.

IMG_0203

Yaklaşık 40 km gittikten sonra ilk molayı Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu ve bu alanı tepeden gören bir noktada verdik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda’nın, volkanik yapısı ve Atlantik Ortası Sırtı üstünde bulunması gibi jeolojik özelliklerinin getirdiği bir avantaj, jeotermal enerji kaynakları bakımından zenginlik. İzlanda’da bulunan 5 büyük jeotermal güç istasyonu (Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu bunlar arasında 2. büyüklükte olanı), İzlanda’nın elektrik ihtiyacının %26.2’sini (kalan %73.8’lik kısım da hidroelektrik santrallerden karşılanıyor) karşılıyor. Fosil yakıt tüketimi sadece %0.1’ler düzeyinde. Buradan çıkan sıcak su pompalarla Reykjavik ve çevresine iletiliyor. Borulara 86 C olarak giren sıcak su, şehir merkezine 83 C olarak ulaşıyormuş.

Bu arada Icelandic Mosses (İzlanda Yosunu) denen ve lav kayaları üzerinde yürümenin ilginç deneyimini ilk kez burada tattık. Bu aslında bir yosun değil, liken.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra araçla Þingvallavatn (Thingvallavatn) Gölü‘nü dolaştık. Bu göl 84 km²’lik alanı ile İzlanda’nın en büyük doğal gölü. En derin yeri 114 metrede ve bir yarık vadisi gölü. Gölün kuzey kıyıları Þingvellir Ulusal Parkı kıyılarını oluşturuyor.

Sonunda günümüzün masterpiece parçası olan Þingvellir (Thingvellir) Ulusal Parkı‘na geldik. Bu park tarihi, kültürel, jeolojik önemleri nedeni ile 2004 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. Zaten İzlanda’nın UNESCO listesi içinde sadece 2 yeri var. Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik plakalarını birbirinden ayıran Kuzey Atlantik Sırtının bir bölümü bu parktan geçiyor. İzlanda’ya ilk yerleşenler olan Ingólfur Arnarson ve beraberindekiler önceleri bu civarı mesken tutmuşlar. Daha sonra diğer Kelt ülke insanlarının İzlanda’ya göçleri artınca aralarında çıkan sorunları çözebilmek amacı bir parlemento kurulmuş. 930 yılında kurulan ve Alþing (Althing) adı verilen bu oluşum dünyanın ilk parlementosu olma özelliğini taşıyor. 1798 yılına kadar da işlevini sürdürmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Þingvellir Ulusal Parkı gezisine  Hakið adlı bir yerdeki ziyaretci merkezinden başlıyorsunuz. Araçlar da buraya park ediyor.  Ulusal Park 1 Nisan-1 Kasım tarihleri arasında  09:00-18:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Önce bu alandan aşağımızda uzanan güzelliği fotoğrafladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası iki kıtanın birbirinden ayrıldığı yer.  Þingvellir Ulusal Parkı içinden geçen Atlantik Ortası Sırtının oluşturduğu ve Amerika Kıtasının doğu sınırını gösteren Almannagjá Kanyonu 11 km uzunluğunda, sanki insan eli ile yapılmış kale duvarı gibi uzanıyor. Bunun karşılığı olan Avrasya Kıtasının batı sınırını ise 7.7 km uzunluğundaki Hrafnagja Kanyonu oluşturuyor. Etrafta, iki kıtanın ayrılmasının delili olan başka yarıklar da mevcut. Biz yarıkların en meşhuru olan Almannagjá Kanyonunda kısa bir yürüyüş yaptık. Burada yürürken, iki kıtanın birbirinden her yıl 7 mm (3 mm yazan da, 2,5 cm yazan da var) uzaklaştığı bir yolda yürüdüğünüz hissi insanı çok etkiliyor.

P7240503.JPG

Bu yürüyüşten sonra sağa dönüp, bir köprüden geçtik ve diğer kanyona, Flosagja Kanyonuna yöneldik. Burada çeşitli uzunluklarda ve içi berrak su ile dolu yarıklar görüyorsunuz. Su o kadar berrak ki dipte ziyaretçilerin attıkları bozuk paralar parıldıyor.,

IMG_0277.JPG

Lögberg veya Kanun Kayası eski Alþing’in toplantılarından konuşmaların yapıldığı kaya olarak biliniyor. 1000 yıldır deprem ve volkanik aktivitelerle değişen coğrafya nedeni ile yeri tam olarak bilinmiyor. Yine de bir bölgeye İzlanda bayrağı asılmış ve sembolik olarak burası Lögberg Kayası kabul ediliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüş rotaları çok güzel işaretlenmiş. Bu parkta eski Başkanlık Yazlık Sarayı ve bir de eski Parish Kilisesi var. Bu kilisenin tarihi 1000’li yıllara kadar gidiyor. İzlandalılar Hristiyanlığı kabul ettiklerinde o zaman ki Norveç Kralı bu kilisenin tahtalarını ve çanını hediye olarak İzlanda’ya yollamış. Tabii ki bugünkü hali 1798 yılından kalma.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size daha iyi fikir verebilmesi amacıyla Þingvellir Ulusal Parkında çektiğim küçük bir video linkini de aşağıda verdim. Linke giderek izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/zzEJbmm82jY

Þingvellir Ulusal Parkı gezisinden sonra Gullfoss Şelalesi‘ne doğru yola çıktık. Gullfoss Şelalesi, Hvítá Nehri’nin oluşturduğu muhteşem bir şelale. Kelime anlamı altın şelale. Şelalenin gücünü hissetmeniz için aşağıdaki linke kendi çektiğim videoyu yükledim.

https://youtu.be/1VNtalUaBZQ

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelale iki basamakta, 2,5 km uzunluğa ulaşan ve 33 metre derinlikteki kanyona düşüyor Birinci düşüşü 11 metre ve ikinci düşüşü ise 21 metreden yapıyor. Suyun gücü müthiş. Ortalama akan su, saniyede 140 m³.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar bu şelaleye bir santral kurulması için, sahipleri şelaleyi satmışlar. Ama alanlar bu projeyi gerçekleştirememişler. Söylence o ki şelaleyi satan şahsın kızı olan Sigríður Tómasdóttir, intihar edeceği tehdidi ile santrali engellemiş. Şelaleye ulaşan yolda bu doğasever kadının bir büstü var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gullfoss Şelalesinden sonra bir başka gezi yeri olan Geysir’e doğru yola çıktık.

IMG_0524

Gayzer kelimesine ilk defa 14. yüzyılda İzlanda kaynaklarında rastlanmış. İzlanda’nın Haukadalur Bölgesinde insanlar, gördükleri sıcak su fışkırmasını eski Norveçce “fışkırma” anlamındaki “geysa” kelimesi ile adlandırmışlar. Bu kelime de zamanla “geysir” olmuş ve İngilizceye “geyser” olarak geçmiş. Yani kesintili bir biçimde sıcak su ya da sıcak buhar fışkırtan, kükürt yayan kaynarcaların isim babası da İzlanda. İzlanda, gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gayzerlerin oluşma mekanizması için, anlayabildiğim kadarı ile, şunları söyleyebilirim. Öncelikle magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda yeraltı sularının ısınması gerekiyor. Gayzerler yeraltı suyunun içinde toplandığı düşey doğrultuda doğal kuyular.  Fizik kuralına göre basınç arttıkça suyun kaynaması için daha yüksek bir sıcaklığa ihtiyaç var. Bu nedenle kuyunun derinlerinde yer alan sular, daha büyük bir basınç altında olduklarından daha geç, yüzeye yakın yerlerde bulunan sular ise daha çabuk kaynıyorlar. Sonuçta en üst bölümdeki su önce kaynayıp ve oluşan buhar basıncı nedeniyle kuyunun ağzına yükseliyor ve hatta dışarı çıkıyor. Bu durum altta yer alan bölmeler içindeki suların üzerindeki basıncı birden azaltıyor. Böylece zaten normal kaynama noktasının üzerinde bir sıcaklığa sahip olan, fakat basınç altında oldukları için kaynayamayan bu sular aniden ve hızla kaynamaya başlıyor ve kısa sürede oluşan büyük bir buhar basıncı ile su ve buhar sütunu halinde kuyunun ağzından dışarı fışkırıyor. Patlama sonrası soğuk yeraltı suyu tekrar rezervuara sızıyor ve döngü yeniden başlıyor. 

IMG_0639.JPG

Alana geldiğimizde her taraftan dumanlar yükseliyordu. Bazılarından sadece fokurdayan sular, bazılarından ise bolca duman çıkan irili ufaklı kuyular vardı. Alana girdiğimizde çok sayıda insanın toplandığı bir kuyuya yöneldik. Burası Strokkur adı verilen gayzer. Burada her 8-10 dakikada bir patlama oluyor. Patlama dediğim, kuyudan yukarıya su fışkırması. Aynı alanda bulunan Geysir ise daha sakin. Geysir özellikle deprem sonrası faaliyetini çok arttırıyormuş. Strokkur ise depremlerle Geysir kadar yoğun bir bağlantıya sahip değil. Yani su fışkırtıp duruyor. Strokkur, sanki alanın gösteri gayzeri durumunda. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ziyaretciler patlama için kuyu başında sabırla bekliyor. Fotoğraf makineleri olayı kaydetmek için hazır, eller deklanjörlerde! Sonrasında o ürkütücü ama bir o kadar da heyecan verici patlama sesi ve bir su sütunu yükselmesi oluyor. Bazen rüzgar azizlik edip size doğru eserse ıslanabiliyorsunuz. O kadar dakika derin bir sessizlik içinde bekleyen insanların bağırışları ve kaçmaya çalışmaları ise komik duruyor. Ben 4 defa patlamaya denk geldim ve fotoğrafladım. Bugünün fotoğraf bakımından en verimli kısmı bu alan oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aşağıdaki linkte seri halde çektiğim gayzer patlamalarından yaptığım kolaj ve küçük bir patlamanın da videosu var. Şahit olduğum bu görsel şöleni izlemenizi tavsiye ederim.

https://youtu.be/Mdfa7UCyxIg

Yolumuzdan biraz sapmamıza neden olacak olan  Kerið Krater Gölü’ne gidemedik. Bundan 3000 yıl önce içeriye doğru göçen bir volkanik kratere su dolmasıyla oluşmuş ve harikulade güzel fotoğraflarını gördüğüm krateri görememek gezinin bir eksiğiydi bence. Sizler mümkünse şartları zorlayın derim.

Hveragerði Kasabası‘ndan geçtik. Hveragerði,  Reykjavik’in 45 km kadar doğusunda bulunan küçük bir şehir. Şehir volkanik sıcak sularla ısıtılan seraları ile meşhur.

P7240682.JPG

Sonrasında ise Seljalandsfoss Şelalesine ulaştık. Bu arada yağmur, hiç de olmasını istemediğim şekilde, burayı gezerken şiddetini arttırdı. Seljalandsfoss Şelalesi İzlanda’nın doğa harikaları arasında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eyjafjallajokull Volkan buzulundan kaynağını alan Seljalands Nehrinin 60 metreden düşmesi ile oluşuyor. Bu şelalelenin arkasındaki küçük mağaraya kadar yürünüyor ve biz de yürüdük. Ama güneşli zamanda buradan alınabilecek olan nefis fotoğrafları çekemedik tabii ki. İzlanda’da gezdiğimiz tüm ziyaret yerlerinde ziyaretcileri çok güzel yönlendiren ve bilgilendiren tabelalar yanında, ziyaretcilerin emniyetle takip edecekleri tahta veya demirden patika yollar yaptıklarını gözlemledim. Burada da şelalenin sağ tarafından başlayan ve arkadaki mağaraya devam edip, sol tarafından inen bir ziyaret yolu vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzün son ziyaret yeri ise Skógafoss Şelalesi oldu. Konaklama da Skógafoss Şelalesi’nin yanındaki bir tesiste olacak. Burayı daha fazla gezme şansımız olacak.

P7240702.JPG

Skógafoss Şelalesi 25 metre genişlikte ve 60 metreden düşen bir şelale. Skógá Nehri sularının düştüğü bir yer. Güneşli günlerde çift gök kuşağı ile meşhur. Burası bir efsaneye konu olmuş. Buna göre buraya ilk  yerleşen Vikinglilerden birisi bu şelale arkasındaki mağaraya bir hazine saklamış. Uzun zaman sonra bu hazine sandığı bulunmuş ama sadece sandığı tutarken kavradıkları yandaki halkasını alabilmişler ve sandık tekrar kaybolmuş. Bu halka kiliseye kapı zili olarak konmş. Şimdi bu halka müzede. Bu şelale filmlere de sahne olmuş ve burada iki tane film seti kurulmuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelalenin yanına gittiğinizde su buharından ıslanmamak imkansız. Hazırlıklı olun. Benim size burası ile ilgili bir tavsiyem olacak; Bu şelalenin sağ yanından şelaleyi tepeden gören bir seyir noktasına giden merdivenlerin olduğu yokuş göreceksiniz. Size zor gelmesin! Bu merdivenleri tırmanın ve o tepeye çıkın. Esas çıkma nedeniniz şelaleyi tepeden görmek olmasın. Burada bir başka 3 basamaklı merdiveni geçip Skógá  Nekri boyunca devam eden bir yürüyüş yolundan (trekking yolu) yürümenizi tavsiye ederim. Burası muhteşem güzellikte yürüyüş yolu. Manzaralara doyamayacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğini kaldığımız tesisin restoranında yedik. Terasta biralarımızı içerken günün muhasebesini yaptık. İzlanda’da tesisler içlerinde ve çoğu zaman odalarda çay-kahve makinleri bulunduruyor. Uzaktan gelen şelalenin uğultusunu dinleyerek bir güzel uyku çektik. İzlanda’daki ilk gün gezimiz müthişdi doğrusu. İyi bir başlangıç yaptık. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın ve aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

04.08.2016 Saat 11:00

Kaynaklar:

https://thekitchencrashers.com/2012/11/21/izlanda-2-blue-lagoon-ve-golden-circle-mavi-lagun-ve-altin cember/http://www.bekransarsilmaz.com/5/altin-cember
http://www.visiticeland.com/plan-your-trip/travel-search/details/thingvellir-national-park?type=place
https://en.wikipedia.org/wiki/Golden_Circle_(Iceland)
https://en.wikipedia.org/wiki/Geothermal_power_in_Iceland
https://en.wikipedia.org/wiki/Iceland_moss
http://www.thingvellir.is/english.aspx
https://notendur.hi.is/oi/geology_of_thingvellir.htm
http://wikitravel.org/en/%C3%9Eingvellir_National_Park
https://en.wikipedia.org/wiki/Geysir
https://visnekiraz.com/tag/gullfoss/
https://en.wikipedia.org/wiki/Sk%C3%B3gafoss
https://banununyollari.blogspot.com.tr/2013/08/izlandada-uzun-bir-yolculuk-selfoss.html
Dr Lakme Toktaş: İzlanda Gezi Notları

 

İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı?

Bu Yazı Neden Gerekti?

Volkanik patlamaların, depremlerin, buzul erimeleri ile gelen sellerin, yani her türlü doğal afetin ve bunların beraberinde gelen kıtlıkların, yoklukların ve ölümlerin yaşandığı topraklarda, ateşin ve buzun ülkesi İzlanda’da olacağız. Burada herşey bir kıvılcıma bakıyor ve bu kıvılcım çaktığı zaman sadece lokal çevreyi değil ama dünyanın geri kalanını da etkiliyebiliyor. Örneğin 2010 yılında İzlanda’da bulunan Eyjafjallajökull Volkanı‘nın (spikerlerin adını telafuz için ciddi bir şekilde zorlandıkları, bizim ise “Eyvalla ya okul” şeklinde söyleme pratiğini seçtiğimiz volkan), faaliyete geçmesi, tüm Avrupa’nın hava ulaşımını etkilemişti. 

320px-Statuette_Vulcanus_MBA_Lyon_A1981

Vulcan: Ateş tanrısı

Bu yazı biraz coğrafya, biraz jeoloji yazısı gibi gelecektir okuyana. Ancak İzlanda bir volkan adası. İzlanda iki kıtanın birbirinden ayrıldığı hat üzerinde ve dünya çekirdeğinden yansıyan sıcaklığın, dünyanın başka bölgelerine göre yukarılara çıkış yolunu daha çok bulduğu”sıcak nokta“nın üstünde bulunuyor. Bunların İzlanda oluşumundaki ve devam eden değişimindeki etkilerini anlayabilmek için bu konulara şöyle bir de olsa girilmek zorunda bence. Yoksa İzlanda’yı gezmek size “taş-topaç gezme” anlamına gelebilir ki, bu ülke bunu hiç hak etmez. “Toprak deyip geçme İzlanda’yı, tanı altında yatan mekanizmayı” amacıyla, gezginlere bu konuda anladığım kadarıyla bilgiler aktarmak.

Doğanın ve yeryüzü görünmez güçlerinin oyunları sonucu ortaya çıkmış İzlanda’nın doğal güzellikleri ve şekillerinin, İzlanda geziniz sırasında sizlerde bitmeyecek bir hayranlık uyandırmasını çok isterim. Benim de İzlanda gezim öncesi beklentim budur. 

Volkanların Ortaya Çıkma Süreci; Levhalar Teorisi ve Sıcak Noktalar

Levhalar Teorisi

Volkan kelimesi, antik Roma dönemi mitolojisindeki Ateş Tanrısı Vulcan‘dan geliyor. Dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla erimiş kayalara “magma” deniyor. Volkan (ya da yanardağ), magmanın, yer yuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. 

En başa dönecek olursak, günümüzün kıtaları, milyonlarca yıllar öncesinde, tek bir kıtaya aitmiş. Yani dünyayı kocaman ve bir tek kıta halinde hayal edin. Bir zamanlar var olan bu kocaman kıtaya “Pangea” ve onu çevreleyen kocaman tek parça okyanusa ise “Panthalassa” deniyor. Milyonlarca yıllık bir zaman dilimi içinde bu tek kıta parçalanıp, günümüzdeki kıtaları ortaya çıkarttılar. Aşağıdaki linkte milyonlarca yıl içinde kıtaların gelişimi, zaman çizelgesi içinde şematize edilmiş. Çok bilgilendirici ve etkileyici.

https://www.youtube.com/watch?v=UwWWuttntio

Dünyanın yüzeyi yerleşim alanları, bitki örtüsü ya da su ile kaplı olduğundan biz yerkürenin gerçek halini fark etmiyoruz. Dünyanın yer kabuğunu, üstünde yukarıda saydığım şeyler olmadan çıplak olarak hayal edin. Bugün dünyanın yüzeyi (yer kabuğu) kesintisiz gibi görünüyorsa da, gerçekte dev boyuttaki bir yap-boz gibi birbirine geçen ve levha diye adlandırılan parçalardan oluşuyor.  Yerküre üstünde Levhalar çok yavaş olarak ve sürekli biçimde birbirlerine göre hareket ediyorlar.

tectonic

Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, yerkürenin en dış kısmında bulunan yapı. Karalarda daha kalın, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha incedir.  Kalınlığı ortalama 40 km’dir. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan yani granit (içerdiği minerallerden dolayı daha hafif, daha az yoğun ve hızlı hareket eder) ve bazalt (içerdiği minerallerden dolayı daha ağır, daha çok yoğun ve daha yavaş hareket eder)  meydana gelir. Deniz dibindeki yer kabuğu bazalt içeriklidir. Karasal yer kabuğu ise granit. Manto, yer kabuğu ile çekirdek arasında yer alan sıcak ve plastik bir yer katmanı oluyor ve kalınlığı 2.860 kilometre yakındır. 

adsız

Litosferin altından 700 km derinliğe kadar uzanan kuşağa üst manto veya astenosfer deniliyor. Çekirdekteki termonükleer reaksiyondan ısınan ve yüksek basınç altında olan astenosfer, yarı katı (zift gibi yoğun bir akışkan düşünün) haldedir. Yer kabuğu parçaları veya plakalar, üst mantonun üzerinde hareket eder ve yüzerler. Akışkan haldeki magma, dikey ve yatay konveksiyon hareketlerine sebep olur. Bu hareket levha tektoniğine, buna bağlı olarak tüm tektonik olaylara (kıtaların kayması, deprem, volkanizma, sıradağların ve rift vadilerinin oluşumu) sebep oluyor. 

1- Astenosfer. 2- Litosfer. 3- Sıcak nokta. 4- Okyanusal kabuk. 5- Batan levha. 6- Kıtasal kabuk. 7- Rift Vadisi. 8-Yitim zonu. 9- Uzaklaşan sınır tabaka. 10- Dönüşümsel sınır tabaka. 11- Kalkan volkan. 12- Okyanus Ortası Sırtı. 13. Yaklaşan tabaka sınırı. 14- Strato Volkan. 15- Ada Yayı. 16- Levha. 17- Astenosfer. 18- Okyanus hendeği

Levhalar birbirlerine yaklaşabilir, birbirlerinden uzaklaşabilir ve yan yana kayabilirler. Yaklaşan levhaların ikisi de okyanussal levha ise biri, diğerinin altına doğru kayar. Bu olaya dalma-batma deniyor. Bir okyanus levhası, bir kıta levhası ile karşılaştığında ise, daha ağır olduğu için okyanus levhası, daima karasal levha altına doğru kayar. Levhaların uç kısımlarında dalma-batma olayı söz konusu olduğunda manto tabakasının sıcak derinliklerine inen taş küre dilimi ısınarak erir ve akışkan halde yükselir. İşte bu olay, yaklaşma sınırlarındaki volkanik etkinliğin ve dağ oluşumunun temelini oluşturuyor. İzlanda’daki volkanik aktivitelerin bir kısmı bu nedenle ortaya çıkıyor.

Aşağıda linkini verdiğim videoyu izlerseniz, bu uzun ve belki de okuması zor gelebilecek yazıyı daha kolay anlayabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=0mWQs1_L3fA

Levhaların Hareketi ve Yerküre Levhaları

İki kıtasal levhanın yaklaşması ise çarpışma ile sonuçlanır, her iki levha da manto içine batamayacak kadar hafif ve kalın olduğundan büyük bir deformasyonla yüksek dağ sıraları ve platolar ortaya çıkar (Himalaya dağları ve Tibet yaylası oluşumunda olduğu gibi).

Uzaklaşan levhaların etkileri ise farklı oluyor. İki levhanın birbirlerinden uzaklaşması, yeni okyanus kabuğunun oluşmasına yol açarlar. Bu olay, iki levha arasında açılan boşluğa üst manto kaynaklı akışkan materyalin dolması ve soğuyarak katılaşması sonucunda gerçekleşir. Bu şekilde oluşan okyanus sırtları yer kabuğunun en genç bölgeleridir. Levhalar ayrıldıkça sırt ortadan büyümeye devam eder, sırtın her iki yanına doğru uzaklaşan genç litosfer soğudukça hacmi azalır, yoğunluğu artar ve hem küçülme hem de batma nedeniyle yükseltisi azalır. Okyanus tabanının, okyanus sırtından en uzak kesimleri en yaşlı kısmıdır. Bu alanların eninde sonunda bir başka levha ile karşılaşarak batmaya başlaması kaçınılmaz olduğundan okyanussal kabuğun ömrü sınırlıdır ve bilinen en yaşlı okyanus kabuğu örnekleri 190 milyon yıl yaşındadır. Bu şekilde okyanus kabuğu sürekli yenilenirken, kıta kabuğu dalma-batma mekanizması ile ortadan kaldırılamadığından, yanardağ ve dağ oluşum etkinlikleri ile kıta kütlesine eklenen materyal zaman içinde giderek artar. Milyarlarca yıllık süreç içerisinde kıtalar alan ve kalınlık açısından büyümeye devam ederler. Bazen bir kıta, ters yönde etki eden kuvvetlerin sonucunda ikiye ayrılabilir. Böyle bir durumda uzaklaşan parçaların arasını doldurmaya başlayan manto materyali yine okyanus kabuğu niteliğinde bir yapı oluşturmaya başlar, bu alanın soğuyup alçalması sonucunda yeni bir okyanus doğmuş olur.

World_Distribution_of_Mid-Oceanic_Ridges

Okyanus Ortası Sırtların Dünya Üzerinde Dağılımı

İzlanda Volkanik Yapısında Atlantik Ortası Sırtı

Iceland_Mid-Atlantic_Ridge_Fig16

Atlantik Ortası Sırtı

İzlanda’nın oluşumunun esas kaynağı, 250 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilen Atlantik Ortası Sırtı ya da Atlantik Ortası Yükselimi’dir (İngilizce: Mid-Atlantic Ridge). İzlanda, bu jeolojik yapının üstünde bulunuyor.  Atlantik Ortası sırtı, bütün Dünya okyanuslarının tabanında bulunan ve 40.000 km uzunluğa sahip “Okyanus ortası sırtı” sisteminin parçası. Atlas Okyanusu ile Kuzey Okyanusu arasında, büyük bölümü sular altında bulunan bir sıradağ kümesini aklınıza getirin. Bu sırt, Kuzey Kutbu’ndan, Güney’deki Bouvet Adası’na kadar uzanıyor. İşte konumuz olan İzlanda’yı ve volkanik yapısını ilgilendiren kısım da buradan başlıyor. İzlanda’nın ada olarak ilk gözükmesinin 16-18 milyon yıl önce olduğu tahmin ediliyor. Aşağıdaki linkteki video bir adanın oluşumunu gösteriyor. Bu aktivitenin milyonlarca yıl sürdüğünü düşünün; İşte size İzlanda’nın temsili doğuşu.

https://www.youtube.com/watch?v=RMtuTfAqAbo

Ortalama üç yılda bir volkanik aktivitenin meydana geldiği İzlanda, dünyanın en aktif volkanik bölgelerinden biri. Bunu da iki levha arasındaki açılmaya ve bu açılma sonucunda Atlas Okyanusu’nun orta sırtında meydana gelen jeolojik olaylara borçlu. Adada 934 yılında meydana gelen Katla Patlaması dünyadaki en büyük bazaltik patlama olmuş. 

İzlanda Volkanik Yapısında Sıcak Nokta’nın Önemi: İzlanda’nın Çifte Şansızlığı

İzlanda’yı benzersiz kılan bir özellik daha var. Avrasya ve Kuzey Amerika levhaları arasındaki açılma bölgesinde oluşmuş bir riftin üzerinde yer almasının yanı sıra, bir sıcak noktanın da üzerinde bulunuyor. Aşağıdaki linkteki video “Sıcak Nokta” üzerinde gelişen volkanik adaların doğuşunu anlatıyor. Belki yazıyı okumadan önce izleminiz daha yararlı olacaktır.

https://www.youtube.com/watch?v=AhSaE0omw9o

Birçok yanardağın oluşumunun, levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın, bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir. Bu yanardağların ”Sıcak Noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor. Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayıyor. Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor. Bu olağanüstü ısı, basıncın etkisi ortadan kalktığı zaman (katmanlar arası yükseldiği zaman) magma oluşturur. Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini eriterek kendisine yol açar. Yani magma belli noktalarda yüzeye çıkmak için kabuk içinde yükselmeye çalışır. Bu çıkış çabası bazen levha ortalarında büyük volkanik dağların oluşmasına neden olur. Levha hareket eder ama sıcak nokta sabit kalır, bu nedenle milyonlarca yıl sonra art arda dizilmiş birçok yanardağ görülebilir. İşte size hem iki levhanın ayrıldığı ve hem de sıcak bir nokta üzerinde yer alan İzlanda’nın tam doğuş öyküsü.

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanik Lav Akıntısı

Lav, yanardağ ağzından ilk çıktığında sıvı haldedir ve sıcaklığı 700 °C ile 1200 °C arasındadır. Lav çok akışkan olmamasına rağmen (suyun akışkanlık direncinden yaklaşık 100.000 kat fazla) soğuyup katılaşana kadar uzun mesafeler boyunca akabilir. Lavlar akıntı türlerine göre farklılık gösterebilir. Lavın iki çeşidi vardır ve “Aa” ve “Pahoehoe“. Bu terimler ilk olarak Hawaii yerlileri tarafından kullanılmıştır ve terminolojiyede o şekilde geçmiştir. 

 

 Aa tipi lav çok yoğun kıvamlı olup konik yanardağları (Japonya’daki Fuji Dağında olduğu gibi) oluşturur. Pahoehoe (“pahoyhoy” olarak okunur) ise aa’ya göre çok akışkan olup yassı yanardağları oluşturur. İzlanda’daki lav şekli Pahoehoe şeklinde.

https://www.youtube.com/watch?v=U5hZsJk0G_4

İzlanda’da karakterinden dolayı akışkan, bazaltik lava (Pahoehoe tipi lava) “Helluhraun” deniyor. 

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanların Önemi ve Canlılar Üzerine Etkisi. 

İzlanda’da aktif olan 30 volkanik sistem var ve bunlardan 13 tanesi adaya yerleşimin başladığı 874 yılından bugüne lav püskürtmüş. İzlanda’daki volkanik aktivite o kadar fazla olmuş ki, tüm dünyadaki toplam lav çıkışının 1/3 İzlanda volkanları tarafından gerçekleştirilmiş.

https://www.youtube.com/watch?v=LeDYtj1TYOk

Ada sürekli bir volkan patlaması riski ile karşı karşıya. Bu nedenle İzlanda’da kabuğa sürekli olarak yeni eklemeler oluyor. En sonuncusu ise 1963-1967 yılları arasında meydana gelen volkanizma sonucunda yüzeye çıkan Surtsey Adası. Aşağıdaki linkte bu adanın ortaya çıkış videosu var. İzlanda’nın doğuşunu, Surtsey Adası’nın doğuşunu izleyerek hayal edebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=e73uesIwOLc

İzlanda tarihinin en öldürücü patlaması 1783-84 yıllarında lav püskürten Skaftáreldar (Skaftá’nın Ateşleri) patlamasına aitti. Bu patlama Vatnajökull Buzulunun güneybatısındaki Lakagígar kraterinden olmuştu. Aslında krater, buzul altı volkan olan Grímsvötn Volkanı’nın bir parçasıydı. Bu patlamada İzlanda nüfusunun neredeyse 1/4’ü bu patlamadan saçılan lavlar ve sonrasında gelen toksik gazların ve külün yarattığı iklim değişiklikleri ve bitki ve hayvanların ölmesi sonucu gelen kıtlık ve hastalıklardan öldüler. Bilim insanları 8 ay devam eden patlama nedeniyle sadece İzlanda değil ama tüm gezegenin de etkilenmesi ile dünyadaki ölüm sayısını 2 milyon olarak tahmin ediyorlar. Lakagígar Kraterinin saldığı lavın, 42 milyar tonla tarihte bir defada en fazla salınan lav olduğu düşünülüyor. Daha önce bahsedildiği gibi Eyjafjallajökull Buzulu altındaki volkanın havaya saçtığı volkanik kül haftalarca Avrupa hava trafiğini etkilemişti. 2014–2015 yılında Bárðarbunga Volkan sisteminin havaya saçtığı sülfür dioksit İzlanda’da insan sağlığına zararlı hale gelebilmişti.

Volkanik Patlamaların İzlanda’ya Kazandırdığı Doğal Eserler

Volkanların bu kadar yıkıcı etkisinden bahsetmişken, İzlandaya kattığı güzelliklerden bahsetmemek de olmaz. Yoksa bu kadar ürkütücü bilgi ve görsel sonrası İzlanda’ya gitmezsiniz.

Atlantik ortası yarık İzlanda’yı deprem ve volkanik aktivite riski altında bırakmakla birlikte ona doğal güzelliklerde getiriyor. Örneğin yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Sifra Yarığı gezenleri inanılmaz derecede büyülüyor. İki kıtanın birbirlerinden uzaklaştıkları hattın su ile dolması ile oluşmuş bu yarıkta hem tüple ve hem de snorkelle dalış yapılabiliyor. Bu gezinin benim için en önemli anı bu yarıkta snorkelle dalış yapmak olacak. 

Volkan kraterlerinde veya lavların meydana getirdiği oyuklarda ortaya çıkan göller ise çok büyüleyici gözüküyor fotoğraflarda. İzlanda ziyaretimizde bunlarda bazılarını göreceğiz. Göller içinde Mývatn Gölü’nün yeri başka.

Skutustadir04.jpg

Myvatn Gölü, Kuzey İzlanda’da aktif volkanik bir bölgede oluşmuş, sığ bir Ötrofik göl. Ötrofikasyon, göl gibi herhangi bir büyük su ekosisteminde, başta karalardan gelenler olmak üzere, çeşitli nedenlerle besin maddelerinin büyük oranda artması sonucu, plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalması. Bu anlamda bu tür göllerde yaşam çeşitliliği de, besin varlığının fazla olması nedeni ile fazladır. Gerçekten de bu göl ve çevresi su kuşları ve ördekler açısından hem sayı ve hem de çeşitlilik bakımından zengin. Burada çok kuş fotoğrafı çekebilmeyi umuyorum.

Bu kadar lav akarda doğa ona şekil vermez mi? Dimmuborgir, eski Norveç dili, Faroece ve İzlandaca’da “Karanlık kuleler” anlamına gelir. Bu bölgeyi gezerken gördüğünüz volkanik mağara, kaya oluşumları, sizde yıkılmış eski bir şehrin kalıntılarını geziyormuşsunuz havası veriyormuş. Mývatn’ın Doğusunda lav akışı sonrasında ortaya çıkan anormal lav tarlaları ortaya çıkmış. 

Aslında volkanik küçük bir ada olan Dyrhólaey, denize doğru 120 metre kadar uzanan ve ark şeklinde yapısı ile turist çekiyor.

Eldhraun; İzlanda’da şahit olacağımız harikaların en önemlilerinden bir tanesi. Keskin ve sert lav kümelerinin üstünü örten kalın yeşil yosun örtü aslında geçmişin bir felaketini saklıyor.

Skaftafell Milli Parkı ve Skeiðarárjökull Buzulu önünde , Skeiðará Nehrinin taşıdığı eriyen buzul sularının sedimentleri (lav kumu, taş ve kül) Skeiðarársandur denen (40 km uzunluğunda 5-10 km genişliğinde) siyah kum çakıl alanlarını ortaya çıkartıyor.

Volkanik faaliyetin yarattığı bir başka doğal güzellik jeotermal aktivite alanları. Námaskarğ (Namaskard), İzlanda’daki Namafjall Dağının altında bulunan bir jeotermal kaynaktır. “Eğer Mars’ın çıplak kırmızı arazisinde yürümeyi çok arzuluyorsanız, Námaskarð üzerinde yapacağınız bir gezi ile bu arzunuza çok yaklaşacaksınız” diye yazmış bizden önce gezmiş olan bir gezgin. Bizleri sülfür kokusu biraz rahatsız edecektir ama güzel kareler çıkacaktır bu alandan. 

Ve tabii ki gayzerler..Yeraltı sularının magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda ısınmasıyla oluşuyorlar. Atlantik Ortası Sırtı üzerinde bulunan ve volkanik bir ada olan İzlanda gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke. 

Fiyortlar ise bir başka güzellik. Bir zamanlar tüm adayı kaplayan buzulun zamanla iç bölgelere kadar çekilmesi ve rüzgarın şekillendirmesi ile ortaya çıkan fiyortlarda İzlanda’ya bir başka güzellik katıyor. Bazen turistlerin gezmeyi ihmal ettiği ama bence haksızlık ettiği doğa şaheseri bir bölge. 

Ve tabii İzlanda şelaleri…Benim listeden sayabildiğim İzlanda’da 26 adet şelale mevcut. Gullfoss, Dettifoss, Skógafoss, Selfoss, Öxaráfoss Şelaleleri ilk akla gelenler. 

Bakalım! Gidebilirsek, göreceğiz tüm bu güzellikleri ve sizlerle kendi izlenim ve fotoğraflarımla da paylaşımda bulunacağım.

Sonraki yazılarım geniş olmasın diye, genel bilgileri bu şekilde gezi öncesi ayrı bir başlıkta açmayı uygun gördüm. Gezimize 3 gün kaldı, herşey hazır ve en önemlisi de ruhen bu geziye ihtiyacımızda var. Herşeyin hayırlısı bana, bize ve ülkemize olsun diyelim. Başka elden ne gelir ki?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

20.07.2016 Saat 12:57 

 

Kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Volcano
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yerkabu%C4%9Fu
https://tr.wikipedia.org/wiki/Levha_hareketleri
https://en.wikipedia.org/wiki/Plate_tectonics
https://tr.wikipedia.org/wiki/Astenosfer
http://www.worldatlas.com/aatlas/infopage/tectonic.htm
https://en.wikipedia.org/wiki/Mid-Atlantic_Ridge