Yunanistan Makedonyası’ndan Yol Üstü Duraklar: Pella-Veria-Vergina

P4200142.JPG

Kısa Yunanistan gezimiz sırasında bir karar vermiştim; Ülkeye döner dönmez ünlü yönetmen Oliver Stone’nun “Büyük İskender” adlı filmini yeniden izleyecektim. Bunun nedeni hem Büyük İskender’in doğum yeri olan ve milat öncesi 4. yüzyıllarda Makedon Krallığının bir dönem başkentliği yapmış Pella Antik Kentini gezmemiz ve hem de eski adı Aigai (Makedon İmparatorluğu’nun ilk başkenti) yeni adı Vergina  yerleşim yerinde bulunan Büyük İskender’in babası II. Philippe‘in tümülüs mezarını gezmemizdi. Büyük İskender ve babası II. Philippe’nin ruhlarını gezdiğim yerlerde hissedince filmi yeniden seyrettim…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İyon Denizi sahilinden, Türkiye sınırına uzanan Via Egnatia denen tarihsel önemi olan bir yol vardır. Bu tarihi yol hem Roma Ordularının hedeflerine hızlıca ulaşmalarını sağlamıştır ama daha da önemlisi Roma’yı zenginleştiren ve besleyen ticari bir yoldur.  Bugün artık otoban ya da üzeri asfalt yol  olsa da hala büyük kısmı kullanımda olan Via Egnatia tarihte her zaman önemli olmuştur. Bu yol üzerinde bulunan ve fethettikten sonra şehre kendi ismini veren Kral II. Philippe’nin şehri Philippi Antik Kenti UNESCO Kültür Mirası Listesinde bulunuyor. Kavala’da fazlaca oyalanıp, bir de Sfageia bölgesinde, deniz kıyısında Balaouro adlı restoranda o nefis sardalye ve ahtapot yemeğe kendimizi fazlaca kaptırınca gezi programımızda olan  antik kent kapısına vardığımızda saat 15:40’ı bulmuştu.

Bu antik kenti gezmeniz için saat 16:00’ya kadar zaman veriliyor. Biz ancak yalvar yakar içeri girip 20 dakikada koşarcasına bir kaç fotoğraf çekebildik. “Pişman mısın? O gün gezemediğin antik kent için yemekten vazgeçer miydin?” diye soranlara yanıtım: “Hayır!Kesinlikle vazgeçmezdim.” olur. Kavala’nın içinde yemek yerine, size önerdiğim yerde yemek yemenizi öneririm. Hem çok daha ucuz, hem de eminim daha leziz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella Antik Kenti, Selanik’ten yaklaşık 45 km kuzey batıya doğru. Bir dönem başkentlik yapsa da benim için esas önemli olanı tarihin gelmiş geçmiş en büyük krallarından Büyük İskender’in doğduğu kent olması.

P4210225.JPG

Büyük İskender ve ardından gelenlerce zenginleşmiş olan kentin yalnızca küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilmiş. Bu hali bile çok ihtişamlı. Büyük Agora, gölgeli sütunlar, evler ve arasındaki yollarla çok düzenli ve zengin bir kentmiş. Afrodit, Demeter ve Kybele’ye adanmış tapınaklar ve İskender’in yaşadığı yıllara tarihlenen çakıl mozaikler bulunuyor.  Mozaiklerin 3 tanesi antik kentte, diğerleri ise müze içinde sergileniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella Antik Kenti’nde ortaya çıkartılan eserler köy içindeki modern müzede sergileniyor. Bu müzeyi mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

P4210287.JPG

Müze içerisinde Makedonların kullandıkları silahlar, zırhlar, altın taçlar, takılar, kullanılan eşyalar, kap, kaçak ve hatta oyuncak gibi çok çeşitli buluntular sergileniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzede mozaiklerden bazıları da sergileniyor. Ayrıca üst katta, zamanında Pella’da yaşayan kadın ve erkeklerin giysilerinin nasıl olduğunu gösteren geçici bir sergiye de denk geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pella sonrası Veria (Karaferye) doğru yola düştük. Veria da, Via Egnatia üzerinde olan bir şehir. Philippi Antik Kentine Selanik’ten önce, Veria’ya ise Selanik gezinizden sonra gitmelisiniz.  Veria Yunanistan’ın Orta Makedonya bölgesinde,  Selanik’e yaklaşık 76 km uzaklıkta 40000 nüfuslu bir şehir.

P4210344.JPG

Osmanlı Devleti döneminde de Selanik ve Manastır gibi iki önemli şehri birbirine bağlayan yol üzerinde olması nedeniyle Balkanlar’ın en önemli merkezlerinden biriymiş. 1924 Nüfus Mübadelesi öncesinde yoğun bir Türk nüfus, ayrıca II. Dünya Savaşı Yahudi Soykırımı öncesinde de kalabalık bir Yahudi nüfusu barındırmaktaymış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim size burayı gezerken önereceğim en önemli yer Barbouta Yahudi Meydanı. Plateia Antoniou civarında arabanızı bırakıp, Vasileos Konstandinou‘ya doğru aşağıya yürürseniz kendinizi çok güzel bir yerde bulacaksınız.  Yahudi muhiti, süslü ve görkemli evleri, sinagogları ve İbranice işlenmiş sade evleri ile özel karakterini koruyor.  Tripitamos Nehrinin suları, yemyeşil bir ortam ve bir dönemin zenginliğini yansıtan nefis evlere hayran kalmamak mümkün değil. 

P4210332.JPG

Burada bulunan sinagog çok önemli. Cimriliğimiz tuttu, içeri girip de gezmedik. Ama bugün bu yazıyı yazarken gördüğüm fotoğraflardan sonra içeri girip ziyaret etmediğime pişmanım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karaferye yakınındaki (13 km.) Aigai (Yeni adı Vergina) yakın geçmişte keşfedilen Makedon kral mezarları nedeniyle turistik önem kazanmış. Mezar alanı UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmış. Kral II. Philippe milattan önce 356 yılında 23 yaşındaki iken kral olmuş. 23 yıl süren krallığı sırasında Yunanistan’ı tümden ele geçirip Helen Birliğini kurmuş ama 46 yaşında asiller tarafından bir suikastla öldürülmüş. Yerine de efsanevi Büyük İskender tahta geçmiş.

P4210395.JPG

Mezarların bulunduğu alan dışarıdan bakınca yukarıdaki fotoda olduğu gibi bir şeye benzemiyor. Sadece bir tepe, bir de bir tünel görüyorsunuz. Ama içerisi muhteşem bir hazine saklıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İçeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Yani içerideki o muhteşem mezar odalarına ait tek bir karem bile yok maalesef. İç mekan fotoları sosyal medyadan.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası aynı zamanda Makedon Krallığının da başkenti olunca Antik Kent de çok önemli. Tiyatrosu, agorası, saray, yaşam alanları ve mezarlıkları ile antik kent alanı da çok zengin. Ama yine saate yakalanınca antik kenti gezemedik.

1

Aslında Aigai’de 300 den fazla tümülüs mezar varmış.  Bunların çoğu mezar soyguncularınca tahrip edilmiş. Tümülüs mezarlardan en önemli olanı tabii ki 1997’den beri müze haline dönüştürülmüş olan Kral Philippe ve torunu  IV. Alexander’a ait olanı. Bunlar soygunculardan kurtulabilmiş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tünelden sonra çok güzel düzenlenmiş bir müzeye geliyorsunuz. İçeride sütunlu kapılarla 3 tane mezar odası var. Bunlardan 2 numaralı mezar Kral Philippe’nin mezarı. Birisi torun IV. Alexander’a ait, bir tane mezar ise tahrip edilmiş. Mezardan çıkan ve krala ait savaş kıyafetleri ve silahlar, altın tacı, kralın kemikleri ayrı yerlerde sergileniyor.

Λάρνακα

Krallar tarih boyunca görkemli saraylar, şehirler yapmışlar. Yaşarken sürdükleri sefa yetmemiş, ölüm sonrasını da renkli hale getirmeye çalışmışlar. İnançlarına göre ölüm sonrası gidecekleri yere tüm servetleri, silahları, yaşam malzemeleri ve hizmetkarları, eşleri ile birlikte gitmişler. Kralın eşlerinden İskit kökenli kraliçesi, Kral Phillipe öldükten sonra onunla birlikte gömülmek istemiş ve yakılan bedeninden kalanları altın bir sandığa konulup, kralın mezarına konmuş. 

Bu tip görkemli sarayları, mezarları gezerken aklıma hep bir soru takılır; Acaba bu kadar muhteşem yerin yapılması kaç kölenin canına mal oldu? Acaba bu zenginliğin karşılanması için kaç ülke istila edildi?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

06.05.2019 Saat 09:00

 

 

 

 

Bulutların Üstünde: Meteora

P4220787.jpg

İnsanoğlu ne kadar şaşırtıcı, ne kadar da inanılmaz işler yapabiliyor değil mi? Gün geliyor dağların, tepelerin üstüne, gün geliyor yerin yedi kat altına tapınaklar, manastırlar, saraylar, yaşam alanları inşa ediyor. Bugünden geçmişin teknolojik imkanlarını düşündüğümüzde bunların yapımı insanı hayrete düşürüyor. Ulaşılmaz tepelerin, dağların üstüne tapınaklar, manastırlar inşa etmelerine kimi zaman inançlarına göre yaratana yakın olmak fikri, kimi zaman da insanın en büyük düşmanı olan insandan kaçmak eylemi neden olmuş.  İşte sizlerle bugün insanın yaratıcılığına, imkansızı başarmasına güzel örneklerden bir yer olan , adeta bulutların üstüne kurulu manastırların diyarı Meteora gezimi paylaşacağım.

IMG_2927.jpg

OLYMPUS DIGITAL CAMERASelanik’ten 3 saat süren 230 km’lik bir yol sonrası Yunanistan’ın Teselya Bölgesinde bulunan Kalambaka (Kalampaka) adlı küçük bir şehre ulaşıyorsunuz. Biz Meteora’ya Kastoria’dan hareketle ulaştık. Meteora’ya giden yol kıvrımlı ama çoğu yerde müthiş manzaralar karşınıza çıkıyor. Yani bu mevsimde yollarda bahar var. Yaklaşık 22000 nüfuslu bu şehrin önemi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil olan Meteora manastırlarına ev sahipliği yapmasından geliyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2852.jpg

Rüzgarın, suyun ve depremlerin etkisiyle milyonlar süren zaman diliminde ortaya çıkmış, düz vadiye dik olarak yükselen kayalar Kalambaka’nın kuzeyinde, Pindus Dağlarının güneyinde bulunuyor. Kayaların diğer tarafında ise Kastraki adlı bir başka yerleşim yeri var. Şehir olan Kalambaka yerine, daha samimi bulduğum Kastraki Kasabasında konakladık. Burada Kastraki Hotel, tur boyunca konakladığım en güzel yerdi. Meteora manzarasına karşı balkon sefamızı çok sevdim. Kahvaltısı ise müthişti. Yemek tercihleriniz için Kastraki Hotelin karşısında birkaç taverna mevcut. Burada mutlaka et yemelisiniz.

P4230849.JPG

Meteora’nın hakkını vermek için en az bir gece konaklamanız  gerekir. Biz gezmedik ama Kalambaka’da 6. yy’dan kalan Meryem Ana Bizans Kilisesi (The Byzantine Church of Virgin Mary) freskoları ile meşhurmuş.

P4230919.jpg

Meteora Yunanca “Boşlukta asılı kalan” anlamında bir kelime.  Keşişlerden öncesinde de mutlaka doğanın yarattığı doğal korunaklara, mağaralara, yerleşen insanlar vardır ama Meteora’ya bugünkü dini önemi anlamında ilk yerleşim, 985 yılında Barnabas isimli bir keşişin Meteora’ya inzivaya çekilmek için gelmesi ile başlamış. İlk zamanlar alçak mağaralarda bireysel olarak ibadet eden bu keşişler zamanla bir araya gelip ibadet eder olmuşlar ve bugün artık ya harabeleri olan ya da hiç bir iz kalmayan küçük kiliseler yapıp cemaatler oluşturmuşlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yunanistan’ın Halkidiki yarımadasından Ege denizi’ne doğru uzanan 3 dar ve uzun yarımadanın en doğuda olanı Aynoroz Yarımadası‘dır (Athos). Burada bulunan Athos Dağı Ortodokslar için kutsal kabul ediliyor. Meryem Ana’ya, Tanrı tarafından hediye edilmesiyle başlayan dağın kutsallığı, dağa 20 manastır yapılmasıyla devam etmiş.  10. yüzyılda dinsel bir topluluk olarak doğan Aynoroz, Bizans, Osmanlı ve Yunan egemenlikleri boyunca bağımsızlığını korumayı başarmış. Aynoroz nüfusunun tamamı erkek. Aynoroz’a kadınların girmesi yasak olduğundan Aynoroz’da hiç kadın yok. Dahası dünya ve Yunanistan’ın tek kadınsız bölgesi burası. “Athos Dağı Manastırları ile Meteora’nın ne ilgisi var?” diye sorduğunuzu hissediyorum. Ama Meteora Manastırlarının hikayesi oradan kaçan rahiplerle başlıyor zaten. Bizans Döneminde Türk akıncılardan kaçan Athos Dağındaki rahipler, Meteora’nın kum taşı kulelerin üstündeki korunaklı, ulaşımı zor manastırlara gizlenmişler. Tabii ki saldırılardan korunmak için de dağların daha ulaşılmaz olan tepelerine yerleşmeye başlamışlar.

P4220707.JPG

14.yy’ın başında küçük bir kilise ile başlayan ilk yapılaşmayı, 1382’de keşiş Athanasios’un yaptırdığı Büyük Meteora Kutsal Manastırı (Megalou Meteorou) izlemiş. Zaman içinde Yunanistan’ın diğer köşelerinden gelen diğer keşişler ile birlikte toplamda bazı kaynaklarda 20, bazılarında 24 manastır oluşturulmuş.

P4220761.JPG

Meteora vadisi maalesef 1943’te Alman ordusu tarafından bombalanmış. Bu sebeple 16. yy’da sayısı 24’e çıkan manastırlardan bugün sadece 6 tanesi ayakta. Bu Manastırlar: Agios Nikolaos Anapafsa, Metamorphosis tou Sotiros veya Megalou Meteorou, Varlaam, Roussanos, Agia Triada ve Agios Stephanos. Manastırlardan Roussanou ve Agios Stefanos rahibelere ait, diğer 4 manastır ise rahiplerin. Her bir manastırın hafta içi kapalı olduğu en az bir gün var. Yani ziyaret edeceğiniz manastırın açık olduğu günü ve ziyaret saatlerini kontrol etmeniz gerekiyor.   Manastır girişlerinde küçük birer gişe var, giriş için her bir manastır 3 Euro ücret alıyor ve bilet veriyor. Manastırların bahçelerinde fotoğraf çekebiliyorsunuz ancak kapalı alanlarda, özellikle kilise ve şapellerde fotoğraf çekmek kesinlikle yasak.

P4220837-002.JPG

Meteora Manastırlarının en güzel fotoğraflarını seyir noktalarından alabiliyorsunuz. Biz Meteora’ya vardığımız ilk günün öğle sonrasını bu seyir noktalarında manastırların ve vadinin dışarıdan fotoğraflarını çekmekle geçirdik. Öğle sonrasında saat 4’den sonra çoğu manastır ziyarete de kapalı olunca seyir noktaları kalabalık değildi. Rahat rahat fotoğraf çekebildik. Sonraki gün sabahtan 3 tane manastırın içinin ziyaretini yaptık ve Varlaam, Roussanos, Agia Triada Manastırlarını gezdik. Gezdiklerim içinde en güzeli Varlaam, ulaşımı en zor olanı ise Agia Triada idi. Genelde turistleri ulaşımı en kolay olan Agios Stephanos’a ve zorluk derecesi daha az olan Varlaam, Roussanos Manastırlarına götürüyorlar. Bazı manastırlarda çelik halatlara takılı ve çekme sistemi ile çalışan sepetleri hala görmek mümkün. Bazen insanlar, bazen de ağır eşyalar bu sepetlerle uçurumun kenarında seyahat ediyorlarmış.

P4230867.JPG

Biz ertesi gün kaldığımız Kastraki’den yola çıkarak bazı manastırları gezdik. Kastraki’den başlarsanız önce Agios Nikolaos Manastırını göreceksiniz. Duvarlarda 16. yüzyılda çok ünlü olan bir sanatçının freskoları var. Freskoların en iyi örnekleri bu manastırdaymış ama biz bu manastırı gezmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meteora’da yapılan ilk ve en büyük manastır olan Megalo Meteoro, 623 metre yükseklikteki devasa kum taşı kulesine adeta bir kartal gibi konmuş. Manastırın girişindeki mağara, Athanasios’un 1382’de manastırını kurmadan önce yaşadığı yermiş. Katedraldeki freskoları Bizans sanatının en iyi örneklerinden ve kütüphanesi meşhur. Biz gittiğimiz gün ziyarete kapalıydı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Meteora’nın ikinci en büyük manastırı 14. yy’da yapılan Varlaam. Hem konumu, hem de 16. yy Bizans sanatını yansıtan freskoların bulunduğu kilisesi ile Varlaam, Meteora’nın en etkileyici manastırlarından. İçinde, zamanında hastane olarak kullanılan bir bölüm var. Bu manastırda hala makara sistemi ile eşya çekiliyor. İçerideki freskoları çok güzel. Bu manastırı ziyaret programınıza mutlaka almalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rahibelerin yönettiği Roussanou Manastırını gezdik. Bu manastıra hem alttan merdivenlerle hem de üstten köprü ile ulaşıyorsunuz. Biz merdivenlerle çıktık. Bu manastırdan manzara müthiş ve civardaki manastırları fotoğraflamak için bile olsa burayı ziyaret edin bence.  Ağaçların ortasında yükselen dar bir kum taşı kulesinin üzerinde oluşuyla, diğer manastırlardan biraz daha farklı bir güzelliğe sahip. 16. yy’da tamamlanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1362’de yapılan Agia Triada Manastırına ulaşmak oldukça zorlu. Önce bir patika inmek ve sonrasında çıkmak gerekiyor. Daha sonra ise 145 dik basamağı tırmanmak gerekiyor. İçi diğerlerine göre daha az çarpıcı ancak buradaki teleferik sistemini ve Kalambaka’yı tepeden görüntülemek zahmete değiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya burayı James Bond’un 1981’de çekilen “Yalnız Senin Gözlerin İçin” filmiyle tanımış. Gücünüz varsa burayı da ziyaret programınıza alın derim. Ancak zahmetli, sonradan kulaklarım sizin tarafınızdan çınlatılmasın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım; Özetle Meteora masalsı, bulutların üstüne asılı bir dünya. İnsanın tanrısına yaklaşma çabaları ve insandan kaçma güdüsü ile inşa ettiği bir dini merkez. Gezmeden, gezgin olamayacağınız bir başka güzel yer….

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

02.05.2019 saat 01:48

 

Güzelliğinin Adı Kastoria, Hüznünün Adı Kesriye

P4220520-001.JPG

Ne zamandır planımdaydı bu küçük Yunanistan turu. Şimdiye kadar Yunanistan’a gidişlerim çoğunlukla dans ve deniz amaçlıydı. Fotoğrafını gördüğüm Meteora’yı ana hedefe koyup, yanına Kavala, Veria, Vergina ve Philippi Antik Kentleri ve Kastoriya’yı da ekleyince 5 gece 6 günlük bir Yunanistan Kültür ve Doğa turu ortaya çıktı ve müthiş de güzel oldu. İstanbul çıkışı sonrası ilk geceyi Xanthi (İskeçe)’de, geçirdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ertesi gün Kavala ve Philippi Antik Kenti gezisi sonrası Selanik’te konakladık. Selanik gecelerini hep sevmişimdir. Akşam Ladadika‘da güzel bir yemeği takiben PRİGKİPESSA (ΠPIΓKHΠEΣΣA) adlı rembetiko müzik mekanında kendimize nefis bir müzik ziyafeti çektik.

Selanik’ten sonra Pella Antik Kenti gezisi yapıp Kozani üzerinden Kastoria ya da bir zamanların Kesriye kentine devam ettik. Yunanista’nın, Selanik’ten Kastori’ya ve buradan Meteora’ya devam eden yolu yılın Nisan ayında müthiş bir güzelliğe sahip. Yol boyu gelincikler, katır tırnakları açmış ve yeşil en canlı haline bürünmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kastoria’dan sonra gecelediğimiz Meteora ise ayrı bir yazı konusu. Meteora sonrası Larissa üzerinden sahili takip edip Selanik’te son konaklamamızı yaptık. Hayal gibi yaşadığımızı bu rotayı sizlere bölüm bölüm anlatacağım.

IMG_2637-001.jpg

Bu gezi yazıma önce Kastoria’dan başlamak istedim. Bunun nedeni ise Kastoria’nın doğal güzelliği yanında, sonradan öğrendiğim hüzünlü hikayesinin beni etkilemesi. Güzellik Kastoria’nın kendisine ait ama hüzün kısmı bir zamanlar bu topraklarda yaşayan insanlara ait. Yani güzelliğin adı Kastoria, hüznün adı Kesriye..

P4210432.jpg

Önce güzel Kastoria’yı anlatayım size..

P4210429.jpg

Selanik-Kastoria arası 200 km ve yaklaşık 2 saatlik bir sürüş gerektiriyor. Bir zamanlar gölde bolca bulunan kunduz nedeniyle kürk ticareti ile bilinen ve adının kaynağı da kunduz olan Kastoria’ya girişte panoramik fotoğraf alabileceğiniz bir alan var, orayı kaçırmayın derim. Biz vardığımızda akşam saatleriydi ve yerleşim yerlerinin gölün durgun sularına düşen görüntüleri ile birlikte müthiş bir manzara vardı.

P4210417.jpg

28 km²’lik yüzey alanı ile Yunanistan’ın 10. büyük gölü olan Orestiada Gölü, ana karaya ince bir kara yolu ile bağlanmış yarımada tarafından adeta ortadan ikiye bölünmüş durumda. Bulunduğumuz gözlem noktasından, yerleşimin bol olduğu,  yarımadanın güney  kısmı gözüküyor.  Yarımadanın kuzey bölümü ise daha sakin ve yerleşim bizim kaldığımız Kastoria Hotel’den sonra bitiyor. Eğer sakin bir ortamda ve göl kenarında, ulu çınarların yeşil yaprakları altında yürüyüş yapmak istiyorsanız yarımadanın kuzeyinde konaklayın derim. Yarımadayı arabanız ile tam tur gezmek isterseniz güney sahili boyunca ilerleyip gezmeniz gerekiyor. Yol hastane sonrasında tek yöne dönüyor ve kuzeye doğru sadece gidiş var, dönüş yok. Daracık yollarda problem yaşayabilirsiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim kaldığımız kuzey bölümünde çok güzel bir yürüyüş yolu var. Göl üzeri tembel tembel yüzen pelikanlar ve balık peşinde suya dalıp çıkan karabatak ve bahri gibi kuşlarla dolu. Bunlar tanıyabildiklerim tabii ki..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuzeyden başlayan yürüyüşünüz sırasında Church of Prophet Elias yazan bir tabela var. Bu tabelayı takip ederek yukarılara doğru bir yürüyüş yapmanızı tavsiye ederim. Merdivenler belki sizi yoracaktır ve hedefiniz de oradaki küçük kilise olmamalı. Ama çam ağaçları arasında giden yolu takip ederek yukarıya çıktığınızda, mevsiminde de orada olursanız, sizi mor renkli kır çiçekleri ormanı ve gölün kuzeyine bakan nefis bir manzara karşılayacaktır.

Bence bu kısmı da kaçırmayın derim. Yarımadanın kuzey kısmında yemek yemek, müzik dinlemek için mekan az, bunun için güney kısmına geçmeniz gerekecek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarımada 6 tane gezi amaçlı yürüyüş rotasına sahip. Ama bizim gibi dar zamanınız varsa benim size tavsiyem Ntoltso Bölgesinde yürüyüş yapmanızdır. Buradaki evler size sanki Safranbolu’da olduğunuzu hissettirecektir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada zamanında Makedonlar otururmuş. Kastoria, bu eski evlerin restorasyonu konusunda Avrupa Birliğinden geniş bir yardım almış. Meydanda güzel bir kafe bulup sabah kahvemizi burada içtik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gelelim Hüzünlü Kesriye’ye…

Kastoria topraklarında tarih boyunca her zaman yerleşen, yaşayan birileri olmuş. Hatta Kastoria’ya yaklaşık 5 km ötede Dispilio adlı bir küçük yerleşim yerinde 7000 yıl öncesinden yaşama ait bir küçük müze bile var. Burada göl üstünde o döneme ait yerleşim ve yaşam tarzını gösterir bir küçük köy kurulmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sürekli el değiştirmelerle bu bölgeye bir zamanlar sarışın, renkli gözü Kuman-Kıpçak Türk boyları ve Makedonlar gelmiş ve yaşamışlar. 1385 yılında Gazi Evrenos Beyle bölge Osmanlı topraklarına katılmış. Bu bölge Türkler, Makedonlar, Arnavutlar, Yahudiler, Rumlar gibi çok etnik yapılı kimliğini, Osmanlı’nın elinden çıktığı 1913 yılına kadar da sürdürmüş. Balkanlardaki Osmanlı dönemi sivil mimarinin en güzel örneklerini oluşturan ve günümüze kadar ulaşan Kesriye konakları/evleri, iki tanesi ayakta kalsa da camileri, sinagog ve kiliseleri işte bu karma yaşam tarzını yansıtıyor.

Hüzün kısmı ise 1924 yılındaki mübadelede bu bölgede yaşayan ve Türkçe bilmeyen Makedonlarla, Türklerin Nevşehir-Kapadokya bölgesine, bir kaynağa göre Sinop kıyılarında yaşayan ve Grek harfleri ile yazan ve Türkçe konuşan, bir kaynağa göre de Bursa’da Uluabat (Apolyont) Gölü civarında yaşayan Rumların Kesriye’ye göç etmeye zorlanmalarından kaynaklanıyor. Ondan sonradır ki Kesriye oluyor Kastoria…

2wrkivo.jpg

Her iki tarafın insanlarının da yıllardır yaşadıkları yerlerden sürgün edilmelerinin, yaşamlarını, zenginliklerini geride bırakmalarının acılarını hissetmemek elde değil. Mübadiller sırtlarında iki damga taşırlar; İlki göç ettiği evi, arkasında bıraktığı yaşamı, adı ve kimliği… İkincisi zorla geldikleri yeni yerlerine vardıklarında bulamadıkları  yaşam, kimliksizlikleri ve isimsizlikleri.  Onların mutlaka bir lakapları olur; Yunan mübadil Yunanlı için Türko, Türk-Makedon-Arnavut mübadil ise Türkiyeli için muhacir olmuştur artık.  Nesiller geçmelidir ki bu izler silinsin ama yine de bir yerlerde kalır anıları…

Kesriye ya da Kastoria; Ben ikisini de sevdim. Hem güzelliği hem de hüznü gördüm onda. Yolunuz Yunanistan’a düşerse sakın ihmal etmeyin hüzünlü güzeli..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.04.2019 Saa 01:53

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-3

IMG_0608

Sri-Lanka-Prasanna-Weerakkody-Kelaniya-Temple

Sri Lanka dilindeki (Sinhalaca) isimleri akılda tutmak ve söylemek çok zor. Hem Sri Lanka’da hem de Sri Lanka’dan döndükten hemen sonra bir türlü doğru şekilde “Anuradhapura” diyemedim. Ama Kandy şehrinin telafuzu da kolay, söylemesi de. Bu açıdan en çok Kandy şehrini sevdim. Aslında Kandy, Portekizlilerin adaya gelmesinden sonra, yani Batılıların kullandıkları bir isim. Sinhalaca zamanında kullanılan tam adı ve doğrusu “Beş Tepedeki Şehir” anlamında “Kanda Uda Pas Rata“. Bazen pratik olmak iyidir, Portekizliler koymuş bu adı ve öylece de kalmış. Bizim yolculuk bugün UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Kandy şehrine doğru olacak.

IMG_0740.jpg

Sri Lanka’nın altın dönemleri Anuradhapura ve Polonnaruwa Krallıkları ile sona ermiş. 13. yüzyıldan itibaren de gerileme ve birliğin dağılması gerçekleşmiş. Sömürgeci Portekiz gemileri 1505 yılında Sri Lanka’ya vardıklarında adada çok sayıda irili ufaklı ve birbirlerinden bağımsız krallıklar bulmuşlar. Bunlardan en önemli olanları adanın Kuzeyinde halkının çoğunluğu Hindu Tamil olan Laffna Krallığı, adanın güney batısında halkı Budist Sinhala olan Kotte Krallığı ve adanın merkezinde de Kandy Krallığı. Portekizler, 3-5 gemilik adamları ve o dönem için modern silahları ile bu küçük krallıkları, sayıca kendilerinden üstün olsalar bile, 100 yıl içinde hakimiyetleri altına almayı başarmışlar.

portuguese-ceylon-1200x540.jpg

Portekizler, tarihin her döneminde işe yarayan taktik olarak “böl ve yönet, gerektiğinde düşmanının düşmanı ile dost ol” gibi taktikleri de kullanmayı ihmal etmemişler. Konu Avrupa için çok kıymetli ve para eden baharat (tarçın başta olmak üzere) olunca, sömürgenin en büyük rakibi bir başka sömürgen rakip oluyor. İşte Portekizlerin bu sömürüsü Hollandalıların iştahını kabartınca ve adanın yerli halkının, kendilerini Portekiz sömürgesinden kurtarması için Hollandalıları davet etmesi gibi bir bahanesi de olunca Hollandalılar, Portekizlilerle çarpışmaya başlamışlar. Adayı 1658 yılından sonra da Hollandalılar sömürmeye başlamış. Yani gitti bir sömürgen, geldi yeni sömürgen durumu.

British-Ceylon-history-sri-lanka-steuart-holidays.jpgHollandalıların “Gelin Sri Lanka’nın öz kaynaklarını beraber sömürelim. Ama benim burada hala baş edemediğim bir krallık var, bana yardım et” daveti ile en büyük sömürgen İngiltere’nin sahneye çıkması ise 1796 yılında olmuş. İngiltere, başlangıçta adanın ortasındaki Kandy Krallığı ile bir süre uğraşmış ama  çabalasa da bu krallığın sonunu getirememiş. En sonunda 1815 yılında Kandy Krallığı’da ortadan kalkınca İngiltere adayı kendi toprakları gibi görmüş. Çayı getirmiş, geniş çay bahçeleri, kahve bahçeleri kurmuş, kauçuğu adaya getirmiş ve ekimini yaptırmış. Verimli toprakları ile Kandy’i İngilizler pek sevmişler ve buraya “Küçük İngiltere” adını bile yakıştırmışlar. İşte biz bugün Sri Lanka’nın son krallığı olan Kandy Krallığının başkenti Kandy’i gezeceğiz. Ama önce Dambulla Mağara Tapınağı’nı ziyaret edeceğiz.

P3120005.JPG

Yol üstünde yarı değerli taşların satıldığı bir mağazaya uğradık. Sri Lanka yarı değerli taşlar açısından bir cennet. Benim hiç ilgim yok bu konu ile ama gruptan ilgili olanlar pahalı buldular.

IMG_0697

Milattan önce 1 yüzyıldan beri kullanıla gelmiş Dambulla’nın Altın Tapınağı olarak da bilinen Dambulla Mağara Tapınağı, Sri Lanka’nın Dünya Kültür Mirası Listesi eserleri arasında bulunan bir yer. Yani Biz 3 günde, Sri Lanka’nın 4 UNESCO eserini gezmiş olacağız.   

IMG_0590.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız yer olan Habarana’dan, Yaklaşık olarak yarım saat yol alarak Dambulla’ya vardık. Dambulla, Sri Lanka’daki en büyük ve en iyi korunmuş mağara tapınağı kompleksi. Ancak çevrede 80’den fazla belgelenmiş mağara varmış. Bir zamanlar buralarda tapınaklar var olmadan önce de mağaralarda insanlar yaşarmış. Ancak tüm mağaralar içinden sadece heykel ve duvarlarında resim içeren beş mağaranın üzerine ilgi yoğunlaşmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağa varmak için 400 basamaklı bir merdiveni çıkmak gerekiyor. Her zamanki gibi ayakkabılarımızı çıkartıp ana kapıdan içeriye girdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınaklardaki resimler ve heykeller Buda ve hayatı ile ilgili. Ben saymadım tabii ki ama toplamda kimi kaynakta 150, kimisinde 157 adet Buda heykeli, üç adet Sri Lankalı kral heykeli ve dört adet tanrı ve tanrıça heykelinin var olduğu yazılıyor.

P3120101.jpg

Dambulla milattan önce 1 yüzyıldan beri ibadet yeri olarak kullanılmış. Anuradhapura’dan sürülen Kral Valagamba bu mağaralarda saklanmış. Tahtını yeniden kazanınca da basit mağaraları, dev tapınaklar şekline gelecek şekilde oydurmuş, sonradan gelen krallar da duvarlara Buda tasvirleri çizdirmiş ve Buda heykelleri yaptırmış. 1815 yılında İngilizlerin saldırısından kaçıp, bu mağaralarda saklanan ve rahiplerce korunan Kandy Kralı tam 23 yıl burada kalmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınaklardan ilki ve en eskisinde yatan buda heykeli ve freskolar var. İkinci mağara daha büyük ve burada kayalar arasından çıkan doğal bir su, tavandan bir yol izleyerek bir noktadan yere düşüyor. Tel örgüler arasına alınmış bu alanda tavandan akan su bir kovada toplanıyor ve bu su sadece kutsal törenlerde kullanılıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üçüncü mağara da saklanan kral ve Buda heykelleri var. Dördüncü mağara tadilatta. En yeni mağara ise 1915 yılında yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağaradan çıkışta ters bir yoldan aşağıya indik ve büyük bir buda heykelinin olduğu yere geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dambulla Mağara Tapınakları gezisi sonrasında önce yol kenarında durup çeşit çeşit meyveler satan dükkanları, sonra da tahta oyma işlerinin satıldığı bir atölyeye gittik. Burada gerçekten çok güzel tahta oymalar vardı ama çok da pahalılardı. Aklımda kalarak almadan çıktım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baharat, Sri lanka’nın hem şansı ve hem de şansızlığı olmuş. Tarih boyu baharat cenneti olan bu topraklar iştah kabartmış. Buralara kadar gelip de bir baharat bahçesi gezmeden olamazdı ve biz de bir baharat bahçesini gezdik. Kandy çevresi baharat için çok önemli ve büyük bahçelere sahip. Ama hemen söylemeliyim ki buralarda gezdiğiniz bahçeler baharat tanıtımından ziyade bitkilerle tedaviye yönelmişler. Size işlenmiş ürünleri satmaya çalışıyorlar. Ben hekim olarak bu tür tedavileri asla yadsımam ama gezilerde de bu tür zaman alıcı ve uzun süren işlere vakit ayırmayı sevmiyorum. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P3120163.JPG

Kandy’e geç vardık ve doğrudan doğruya Peradeniya’da (merkezin 5.5 km uzağında) Kraliyet Botanik Bahçeleri‘ne gittik. Aslında burası 14. yüzyıldan beri var olan ve adından da belli olduğu gibi kraliyet mensupları için yapılmış bir bahçe. İngilizler Kandy Krallığını ortadan kaldırıp bölgeye hakim olunca botanik bahçesini de genişletmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

147 hektarlık bir alana yayılmış bahçe, yıllık 2 milyon ziyaretçi çekiyormuş. İçerisinde 4000 den fazla çeşit orkide, baharat, ilaç özelliği olan bitki, palmiye ağaçları ve Ulusal Sri Lanka bitki müzesi bulunuyor. Ben bu bahçeye bayıldım. Kandy’e gelmişseniz burayı gezmeden sakın dönmeyin derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kandy gelir gelmez doğrudan doğruya Sri Dalada Maligawa ya da Kutsal Diş Tapınağı‘na gittik. Bu tapınak, Kandy Krallığı Saray Kompleksi içinde bulunan bir tapınak. Burası da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın önemi Buda’nın ölümü sonrası yakılmasından sonra, yanmadan kalan diş ve kemik kalıntılardan bir tanesinin de bu tapınakta saklanması. 4. yüzyıldan beri Sri Lanka’da çeşitli şehirlerde ve tapınaklarda saklanan kutsal diş kalıntısı en son Kandy Krallığına getirilmiş ve bu tapınakta saklanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınak iki katlı ve üst katta kutsal dişin saklı olduğu bölüm var. Kutsal diş burada iç içe konmuş altın kutuların bulunduğu bir sandukada saklanıyor. Bu sanduka günde 3 kez halkın ziyaretine açılıyor. Biz de akşam saatlerindeki kutsal sandukayı gösterme törenine denk geldik. Aşırı bir kalabalık oluyor. Eğer sandukayı yakından göreyim derseniz fotoğraf çekmeniz yasak, eğer fotoğraf çekecekseniz uzaktan izlemenize müsaade ediliyor. Ben ikinciyi seçtim. 

IMG_0979.jpg

Bu töreni izledikten sonra ayrı bir yoldan tapınaktan çıkıyorsunuz. Bu tapınak iki kez saldırıya uğramış. Bir tanesinde 1989 yılında bombalama olayı gerçekleşmiş. Bir tanesinde ise yıkım büyük olmuş. Tamil gerillaları 1998 yılında tapınağa saldırıp 85 kişinin ölümüne sebep olmuşlar. Hasar alan tapınak restore edilmiş ve bundan sonra da tapınak ziyaretleri sıkı kontrollerden sonra yapılabiliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kandy gezisini devamını bir ertesi güne bıraktık. Her zaman ki gibi günün yorgunluğu çok ama bu yorgunluk çok tatlı bir yorgunluk..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

16.04.2019 Saat 08:33

IMG_1024

Kaynaklar
http://www.localhistories.org/srilanka.html
https://lanka.com/about/attractions/dambulla-cave-temple/
http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Dambulla_cave_temple

Hayallerimin Ötesinde Bir Ülke (Serendip): Sri Lanka/ Kültür Üçgeni-2

IMG_9922.jpg

created by dji camera

Yukarıdaki fotoğrafı ben çektim ve Sri Lanka’nın en önemli simgelerinden Sigiriya‘nın karşıdan görüntüsünü veren bir yerden çekildi. Soldaki fotoğraf var ya? Yok! Onu ben çekemedim maalesef.. Henüz o türden fotoğrafı çekebilecek teknik ekipmanım yok. Ama sanal alemde bulduğum o fotoğraf, benim Sri Lanka’yı ziyaret etmemin nedenidir.

Bugün sizlerle Sri Lanka’nın UNESCO Kültür Mirası Listesindeki iki yerini, iki eski başkentini  daha gezeceğiz; Sigiriya ve Polonnaruwa.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünden geç vakitlerde giriş yaptığımız otelin, sabahın ilk ışıkları altında bulunduğu konumu görünce heyecanlanmadım değil. Sri Lanka’da, Cinnamon Gruba ait otellerde kaldık. Sevgili Aykut ne istediğimizi iyi bildiğinden konaklama yerlerimizi iyi seçmiş. Her birisi birbirinden güzel, doğa içinde ve ona uyumlu olarak yapılmış yerlerdi. Habarana‘da kaldığımız otel de bu gruba ait bir otel ve Habarana Gölü kıyısında. Sabah ışıkları görür görmez kuşları fotoğraflama ve  “Gölde suyun keyfini çıkartan filleri görürüm” gibi daha da büyük bir umutla göl kıyısına doğru küçük bir yürüyüş yaptık. Ben ve eşime, sevgili tur rehberimiz Alkan Sisli’de katıldı. Alkan bize geziyi kolaylaştırmak için ne gerekiyorsa yaptı, ona ayrıca teşekkür etmemiz gerekir ve ben de bu görevi buradan bir kez daha yerine getireyim.

IMG_9929.jpg

Sigiriya’nın hikayesini öğrendiğim zaman, yerden 200 metre yükseklere neden böyle bir kale-saray kurulmak istendiği bir anlam kazandı. Efendim, olay şu; Kralların adlarını ben de unutacağım, siz de unutacaksınız ama başkent Anuradhapura’da Dhatusena adlı bir kral yaşarmış ve bu kralın da asil olmayan bir kadından Kashyapa adlı bir oğlu varmış. Kashyapa, kendisinin asil olmayan bir kadından doğması nedeni ile  tahtın varisi olma şansı olmayınca, kralın öz yeğeni ve ordunun komutanını da yanına çekerek kralı bir suikast ile 477 yılında öldürüp tahta geçmiş. Tahtın gerçek varisi ve kralın diğer oğlu Moggallana ise sıranın kendisine geleceğini düşünüp Güney Hindistan’a kaçmış. Kashyapa’nın bu hainliği ne ruhban sınıfı tarafından ne de Anuradhapura halkı tarafından tasvip görmüş ve kendisini çevresindeki işbirlikçileri dışında seven de olmamış. Kashyapa tahtı ele geçirmiş geçirmesine ama gel gelelim “Hindistan’a kaçan gerçek varis Moggallana ordu kurup tekrar Anuradhapura’ya saldırırsa ne yaparım?” diye de kara kara düşünüp dururmuş. Bir taraftan korku , bir taraftan da sevilmemezlik onu yeni ve güvenli bir yer arayışına itmiş. 

IMG_9934.jpg

Sonunda kendisi için daha güvenli gördüğü bir yere, yerden 200 metre yükseklikte, ulaşılması zor bir yere, volkanik bir kaya üstüne bir kale-saray inşa ettirmeye karar vermiş. O zamandan önce de orada yaşayanlar varmış. Ama bunlar az sayıda Budist rahipmiş. Kral burada yaşamaya karar verince başkenti de buraya taşımış. Yani Sigiriya, Sri Lanka’nın ikinci başkenti olmuş. Aslında Kashyapa, Budist mitolojisinde adı geçen ve gökyüzündeki tanrıların şehri Alakamanda‘dan ilham alarak Sigiriya’yı inşa ettirmişİşte biz bugüne, burayı ziyaret ederek başladık.

Bu arada tarihi hikayenin sonunu anlatmayı unutmayalım; Güney Hindistan’dan Sri Lanka’ya ordusuyla dönen Moggallana, ulaşılmaz olarak düşünülen Sigiriya’da, kral babasına ordu komutanları ile ihanet eden Kashyapa’yı, bu sefer de Kashyapa’nın ordu komutanları tarafından ihanete uğraması sonucu 495 yılında yenmiş. Sigiriya ise Kashyapa’dan sonra tekrar rahiplere bırakılmış ve zamanla burası unutulmuş. Ta ki Kandy Hanedanlığı burayı zaman zaman yazlık saray olarak kullanana kadar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’ya, kaldığımız yer olan Habarana’dan varmak yaklaşık olarak yarım saat sürüyor. Önce Sigiriya’ya tam karşıdan bakan bir noktaya gidip bu devasa kayayı ve üstündeki, uzaktan belirli belirsiz seçilen, saray kompleksini fotoğrafladık. Sigiriya yeni evlenecek olanlar için de ziyaret edilip, gelin damat fotoğraf çekilmesi önemli olan bir yermiş. Burada çekimleri yapılan ve geleneksel kıyafetleri içinde yeni evlenen çiftler gördük. 

IMG_0008.JPG

Sigiriya boşuna UNESCO Kültür Mirası listesinde yer almamış. Burası aslında bir kompleks. İlk bölümü Su Bahçeleri denen kısım. Burada büyüklü küçüklü havuzlar ve sulama sistemleri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Su bahçelerini geçtikten sonra devasa kayayı çevreleyen ve içinde bir zamanlar timsahların bulunduğu, 5 metre derinliği olan bir hendeğe ulaşıyorsunuz. Sonra Kaya Bahçeleri denen bölüme geliyorsunuz. Bu bölüm büyük kaya blokların doğal olarak şekillendirdiği bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üçüncü bölüm olan  Aslan Pençesi Terası ve kaya üstündeki saraya ulaşmak için 1400 basamak geçmek gerekiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’nın en önemli yerlerinden olan ve duvarlarında orijinal fresklerin bulunduğu bölüme ulaşmak ise tam bir eziyet. Buraya ulaşmak için tek kişinin ancak sığabildiği ve sonradan yapılma döner merdivenleri takip etmek gerekiyor.  Ama sakın üşenmeyin ve 1600 yıllık bu freskleri görmeye gidin. Aslında Kashyapa, bulutların üstündeki mitolojik Alakamanda şehrini örnek alarak inşa ettirdiği Sigiriya şehrinin masif kayasını buluta benzesin diye beyaza boyatmak istemiş. Ancak bembeyaz renkli kayanın etkileyici olmayacağını düşündüklerinden bunun yerine duvarlara freskler çizmeye karar vermişler.

5bc4668d6edd1_sigiriyaa

Üzerlerindeki incecik giysilerin örtemediği iri göğüsleri ve kıvrımlı vücut hatları, gülen yüzleri ile kadınlar ellerinde çiçeklerle dolu tepsiler taşıyor. Kimileri 1600 yıl öncesinden çizilen bu güzel kadın resimlerinin birer periyi temsil ettiklerini ve ellerindeki tepsilerde taşıdıkları çiçekleri bulundukları gökyüzünden, aşağıdaki krala ve tebaasına attıklarını söylüyor. Kimileri de bu fresklerin kraliçe ve kralın gözdelerini temsil ettiklerini iddia ediyorlar. Bu bölümde fotoğraf çekmeniz yasak ve ben de bu yasağa uydum. Fresklere ait olarak paylaştığım fotoğraflar sosyal medyadan bulduklarımdır.

Sigiriya-Frescoes.jpg

Aslında bu resimlerin daha da çok olduğu ve Ayna Duvar dedikleri bölüm boyunca tüm duvarların fresklerle kaplı olduğu biliniyor. Kashyapa öldükten ve bu saray kaderine terk edildikten sonra buraya tekrar gelen Budist rahiplerin bu resimleri kazıdığı söyleniyor. Yerin 100 metre üstündeki kısa bir alana hapsedilmiş bu resimler her neyi temsil ediyorsalar ve 1600 yıl önce onları orayı her kim ya da kimler çizdiyse, izleyicilerde yarattıkları ifade hayranlık oluyor. Hele de bu kadar zahmetle onlara ulaşmışsanız!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu Ayna Duvar aslında tam bir mühendislik harikası. Burada söz konusu olan, kayanın doğal girinti yaptığı bölümlerde, en alta yerleştirilen bir tek tuğlanın üstüne uygun hesaplamalarla sıra sıra tuğlaların yerleştirilmesi ile iki metre genişlikte ortaya çıkartılan yolun dış kısmına yapılan bir duvar. Bu duvardan günümüze sadece 100 metrelik bir bölüm kalmış. Dış duvar yüzeyine sürülen ve kireç, yumurta beyazı, limondan oluşan bir sıva,  granit masif kayadan yansıyan güneş ışınlarını yansıtırmış. Bu duvara çizilmiş fresklere yansıyan güneş ışını ise, fresklerin güzelliğine güzellik katarmış. Bu gün kayaya inşa edilmiş yoldan geçerken göreceğiniz tek şey Sigiriya’nın Su ve Kaya Bahçelerinin yukarıdan manzarası ve çevrenin panoramik görüntüsü olacaktır.

IMG_0108.JPG

Ancak siz bu eşsiz manzara yanında, 1600 yıl önce bu duvarı bir tuval gibi kullanan ressamları ve granit taştan yansıyan güneş ışınları altında daha da belirginleşen güzellikleri ile onların ortaya   çıkarttıkları resimleri düşünün.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Merdivenlerin devamı sizleri nihayet Aslan Pençesi Terası’na getiriyor. Burada biraz soluklanın ve insanın taşa yarattığı bir başka güzellik olan aslan pençelerinin keyfini çıkartın. Çünkü sizi bir başka merdiven grubu daha bekliyor. Zamanında sadece bu pençeler yokmuş, yukarıda merdivenlerin sonunda granit taşa oyulan aslan ağzından saray kompleksine giriş yapılırmış. 

IMG_0146-001.JPG

Buradaki merdivenler de sadece tek kişinin çıkabileceği genişlikte. Aşırı kalabalık oluyor. Bu nedenle sabah ne kadar erken gidebilirseniz o kadar erken gitmeye çalışın. Öğle sıcağını da göz önüne almak lazım. Tabii ki yanınızda suyu da eksik etmeyin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0196.JPG

Merdivenlerin sonunda 200 metre yükseklikte, Kral Kashyapa’nın saray kompleksine varıyorsunuz. Burada su toplama ve yüzmek için kullanılan havuz, toplantıların yapıldığı meclis ve kralın sarayına ait kalıntılar var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kadar merdiven çıktıktan sonra manzaranın keyfini çıkartıp, bir zamanlar burada var olan ihtişamlı yaşamı hayal edebilirsiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’da tepeye giden yollar Kobra, Fil ve Aslan çıkışları olarak adlandırılmış. İnişi Kobra yolundan yaptık. Yol boyu küçük ibadet yerlerini, toplantı yerlerini gördük. Su Bahçelerinden geçerek Sigiriya gezimizi tamamladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sigiriya’dan ayrılmak zor geldi ancak daha gezilecek Polonnawura gibi önemli bir başka yer var. 

Yazıyı hazırlarken öğrendim, Çola Hanedanı, (MÖ 300-MS 1279 yılları arasında Güney Hindistan’da varlığını sürdürmüş bir Tamil Hanedanlığı) diye bir hanedanlık varmış. Gelecekte Güney Hindistan gezisi planları yapmaya beni teşvik eden ilginç tapınaklarının fotoğraflarını gördüğüm bu hanedan, Güney Hindistan tarihinde en uzun hüküm süren hanedanlardan biriymiş. Geçmişte, günümüzde ve gelecekte tüm emperyalist güçlerin karakteristiğinde olduğu gibi bu hanedanlık da, Güney Hindistan’ın sahibi olmakla yetinmemiş, 993 yılında başkent Anuradhapura’ya saldırıp, Sri Lanka’ya hükmeden krallığa son vermiş. Ticari olarak daha uygun gördükleri Polonnaruwa kentini de Sri Lanka’da ki hüküm dönemleri boyunca (1070 yılına kadar) yeni başkent olarak seçmişler. Vijayabahu adlı birisi çıkıp, Sinhala’ları birleştirmiş, Çola istilacılarına karşı halkı isyana teşvik edip, onları yenerek bölgede bir başka krallığın ilk adımlarını atmış. Kral Vijayabahu Polonnaruwa’yı başkent ilan etmiş. Bir zamanlar 400000 kişilik nüfusa sahip olan kent 220 yıl boyunca 23 kral tarafından yönetilmiş. Sri Lanka’da antik kentler içinde en iyi korunmuş olanı kabul ediliyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Polonnawura’yı  çok şirin buldum. İlk göze çarpan Polonnaruwa’daki yapıların rengi oluyor. Burada yapılarda tuğla kullanıldığından kentin rengi tuğla kırmızısı. Anuradhapura’da ise taş kullanıldığından gri renk hakim. Ayrıca Polonnaruwa’da Çola Hanedanlığı da hüküm sürdüğünden, Budist yapıların yanında, Hindu Tapınakları ve Hindu Tanrı ve Tanrıça heykelleini de görebiliyorsunuz.

IMG_0360.JPG

Polonnaruwa Antik Kenti gezisine Kral Sarayı ile başladık. Polonnaruwa Krallığını kuran kral olmasa da, krallığın en haşmetli dönemlerini yaşatan Kral Parakramabahu zamanında yapılan bu sarayın adı Vijayatpaya. Bu adlandırma Tanrıların Sarayı anlamında kullanılmış. Bu görkemli binaya, kralın kendini tanrılarla eş görmesini simgeleyen bir ad verilmiş. Zamanında yedi katlı bir binaymış.  Sarayın karşısında kralın ileri gelenlerle toplantılar yaptığı konsey binası var. Bu yapı, burada en sevdiğim yapılardan bir tanesi oldu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kutsal Quadrangle (Dörtgen) Alanı (Sinhala dilinde Dalada Maluva), Polonnaruwa’daki dini yapıların toplandığı önemli bir ziyaret yeri. Bu alana dönem dönem krallar tapınaklar yaptırmışlar. Çola’larla gelen Hinduizm, Polonnaruwa Krallığında Budizm etkisinde kalmış. Bu alanın önemi buradaki tapınaklarda Buda’nın dişi saklanırmış. Her bir kral, kendi döneminde yeni bir tapınak yaptırmış ve Buda’dan kalan kutsal emaneti kendi tapınağına taşıtmış. Bugün bu dişi Kandy de Kutsal Diş Tapınağı‘nda saklıyorlar. Kandy’de bu tapınağı da ziyaret ettim. Hikayesini sonraya saklayalım.

IMG_0382-001.JPG

Burada 3 önemli tapınak var. Her birini ayrı kral inşa etmiş. Hatadage buradaki en güzel olan değil bence. “Hata”, Sinhala dilinde altmış anlamına geliyor, “Dage” ise tapınak. Altmış, tapınağın inşa süresini gösteriyormuş. Bir diğer düşünce ise bu tapınakta 60 kutsal emanetin saklandığı yönünde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınakların tümüne girerken ayakkabıların mutlaka çıkartılması gerekiyor. Ayaklarınızın tabanlarının sıcaktan yanabileceğinden daha önce bahsetmiştim. Bu tapınağın karşısında Vatadage var. Vatadage, Sri Lanka’ya özgü bir tapınak şekli. 

IMG_0409-001

Bu tapınak bence bu alandaki en güzel olanı. Dört girişli ve her girişinde Aytaşı ve taş merdivenler olan, duvarlarına iyi ve kötü ruhları temsil eden kabartmaların olduğu dairesel bir tapınak burası. Merdivenler çıkıldığında karşınıza dört bir tarafta Buda heykelleri olan bir stupa çıkıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üçüncü önemli tapınak ise Atadage Dalada Maligaya. “Ata” ise Sinhala dilinde sekiz demek. Bu tapınak 54 taş sütun üstüne kurulmuş. Bu tapınağın özelliği ise bu alanda yapılan ilk tapınak olması. Polonnaruwa Krallığını kuran Kral Vijayabahu yaptırmış.

IMG_0454.JPG

Atadage, ilk kral döneminde yapılan ve günümüze ayakta kalan tek yapı.  Bu tapınaktaki bazı sütunlar ve girişteki Aytaşı, Anuradhapura’daki tapınaklardan getirilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanda Gal Pota (Taş Kitap), Sathmahal Prasada gibi başkaca kıymetli eserler de var. Yani bu alan çok özel ve zengin bir gezi yeri. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Polonnaruwa’nın en büyük Budist Tapınağı (dagoba) Rankoth Vehera önünden geçerek günün son ziyaret yeri olan kaya tapınağı Gal Vihara’ya ulaştık.

IMG_0484.JPG

Gal Viharaya veya Kaya Tapınağı, 12. yüzyılda yapılmış. Bu alanın özelliği granit kayalara oyulmuş Buda heykellerinin olması. Bu heykellerden yatar halde olanı 14 metre boyunda, dik pozisyonda duran ise 7 metre boyunda. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sri Lanka gezimizin Sigiriya ve Polonnawura bölümünü yazmak için 3 gün okumam gerekti. Bugün bu yazıyı yazarken ne kadar çok güzelliğe şahit olduğumu bir kez daha anladım. Bir ülkenin tarihine yön vermiş 2 ayrı krallığın günümüze ulaşan en şaşalı yapılarını gözlerimle görmek mutlu ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Habarana’ya, otelimize dönerken yolda bir fil sürüsüne rastladık. Otobüsümüzü durdurup onların yoldan geçişini izledik. Muhteşem bir güne yakışır, muhteşem bir final…

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

11.04.2019 Saat 07:56

IMG_0587

Kaynaklar
 http://www.backpackerbanter.com/blog/sigiriya-rock-guide-sri-lanka
https://panique.com.au/sigiriya/sigiriya-frescoes.html
https://panique.com.au/sigiriya/sigiriya-mirror-wall.html
https://lanka.com/about/destinations/polonnaruwa/
https://www.insightguides.com/destinations/asia-pacific/sri-lanka/cultural-triangle/polonnaruwa
https://amazinglanka.com/wp/atadage/