Afrika Cömerttir: Namibya (Himbalar)

IMG_5604-001.jpg

Konakladığımız Damara Mopane Lodge’da kahvaltıya giderken yolda gördüğüm kuşlar bana o sabah kahvaltıyı filan unutturdu. Sanki Namibya’nın çeşit çeşit kuşları doğa içinde ve doğa ile kardeş olarak kurulmuş bu tesiste buluşmuş, bana göz zevki yaşatıyorlardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tam ekran yakalama 18.09.2018 103911

Bugün yine tozlu yolları takip ederek Etosha Ulusal Parkına doğru gideceğiz. Namibya gezinizi bizim programla yapmak isterseniz iki şey garanti; Uzun tozlu yollar ama karşılığında yol boyu macera. Yani yine tozlu bir yolda 400 km civarında yolumuz var. Etosha Ulusal Parkına varır varmaz ilk safarimize çıkacağız. Yol üzerinde bir Himba Köyüne (Otjikandero Himba Orphanage Köyü) uğrayarak bu ilginç insanlara dokunacak, onları tanıyacağız.

Hareketimizden 1.5 saat kadar sonra Outjo adlı bir küçük şehre ulaştık. Bu şirin yerden asıl bahsetmemin nedeni burada bulunan Images of Africa adlı küçük hediyelik eşya satan dükkan. Namibya’daki tüm hediyelik alışverişinizi bu dükkana saklayın derim. İçeride çeşit çeşit hediyelikler hem kaliteli ve hem de bu kalitede alabileceğiniz en ucuz fiyata sunulmuş. Bizim grup dükkanı talan etti desem yalan olmaz. Etosha’ya yolunuzda bu küçük şehri ve bu dükkanı boş geçmeyin derim.

IMG_54161

Bir süre daha yol aldıktan sonra Himba Köyüne vardık. Köyü bir müzeyi gezermişcesine geziyorsunuz. Himbalar Afrika’nın en ilginç kabilelerinden birisi. Akrabaları sayılan Herero’lar gibi Almanların etkisinde kalıp Viktorya stilinde giysilere geçiş yapmamışlar. Hala kırmızı renkli örme saçları, keçi derisinden etekleri ve eski adetlerini devam ettiriyorlar. Benim Afrika kabilelerinden birisi olarak ziyaret ettiğim Mursilerden sonra gördüğüm en ilginç kabile diyebilirim. Sayıları 50000 civarında  olduğu düşünülen ve Kuzey Namibya’da yaşayan etnik bir grup. Kunene Nehri boyunca yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi köyün girişinde çocuklar karşıladılar. Aslında belli ki bu tip ziyaretlere çok hazırlıklılar. Bize şarkılar söylediler. Öğretmenleri sordu, çocuklar yanıtladı. Öğretmen ne sordu az buçuk anladık ama doğru yanıt verdiklerini çocukların sevinç çığlıklarından kesin anladık. Bizi çocuklarla tanıştırdıkları yer ana okulu benzeri, tek odalı kerpiçten yapılı binaydı. Öğretmenleri ise karnı burnunda bir Himba kadınıydı. Çocuklarla olmak, başlangıçların en güzeli oldu. Poz poz fotoğraf çektik. 

IMG_5383.jpg

Köye şefin izni olmadan girmek mümkün değil. Şef de tam şefti doğrusu. Bize bir selamlama ritüeli öğretildi; “Moro Perivi Nawa”. Bu kelimelerin anlamı “Merhaba, Nasılsınız? Ben iyiyim.” Kabilede erişkin kime temas etsek aynı sözleri söyleyip özel bir şekilde el sıkıştık.

IMG_5461.jpg

Köyde şeften ve köyün girişinde bize katılan rehberden başka erişkin erkek yok. Erkeklerin yaptıkları tek iş hayvan otlatmak. Bunun dışında aklınıza gelebilecek tüm işler Himba kadınlarının sırtında.

IMG_5436.jpg

Himba kadınları keçi yağı, birtakım otlar ve özel bir topraktan elde ettikleri otjize denen turuncu renkte macunu vücutlarına sürüyorlar. Bu sadece güzelleşmek amacı ile yapılmıyor. Bölgenin aşırı sıcak, kavurucu güneşinden, böcek ve sineklerinden de ciltlerini korumak için sürülüyor. Ortamda su yok, uzaklardan taşınmak zorunda ve yıkanmak lüks kaçıyor. Yüzyıllar içinde Himba kadınları şartlara uymuş ve içine kattıkları bitkilerle aromatize edilmiş bu özel turuncu renkli macunu, bu şartlarda, bu ortamda dertlerine deva etmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5607Genç Himba kızları ergenliğe kadar, saçlarını ikiye ayırıp yüzlerinin önüne gelecek şekilde örgü yapıyorlar. Ergenlikten sonra ise tereyağı, çamur, aşı boyası ve keçi kılıyla karıştırdıkları macunu birden çok saç örgüsünün üzerine kaplıyorlar. Ergenliğe geçiş yapan genç kızın başına oğlak derisinden yapılan bir taç takılıyor. Böylece evlenme yaşının geldiği ilan edilmiş oluyor.

IMG_5626.JPG

IMG_5350Erkekler ise evlenene kadar göz hizasında uzayan tek bir örgü yapıyor. Evlenen erkekler başlarına bir bez bağlıyorlar. “Benim başım bağlı” anlamında olsa gerek. Ama erkekler batılı tarzda giyime daha çok eğilimli. Sanki şef bile ortama uymak için geleneksel kıyafeti içerisinde.

Erkekler birden fazla kadını kendilerine eş olarak alabiliyorlar. Haliyle ortalık çocuk kaynıyor.

Rehberimiz bize bir kadının günlük bakımının yapmasını, uygulama yapan bir kadın eşliğinde anlattı. Kadınlar düzenli olarak saç bakımlarını yapıyorlar ve kokulu bitkileri yakarak, onların dumanları ile yıkanıyorlar.

IMG_5568.jpg

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda köy meydanına toplanan tüm kabile kadın ve çocukları hediyelik eşyalarını sergilediler ve satışa sundular. Elimizi turuncu renge boyayan ve Himba kadınlarının kullandıkları macunla kaplanmış bir heykelcik aldık ve evimizin bir köşesine koyduk. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köy gezimizi bitirip çıkarken geriye dönüp baktığımda, çocuğun her yerde çocuk olduğunu ispatlarcasına, Himba çocukları asli işlerine yani oyunlarına dönmüştü. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyden sonra Etosha Ulusal Parkına doğru yollara düştük. Orada 2 günlük gezimiz oldu ama onu bu sayfalara sığdırmasam iyi olacak. Bir daha ki yazı konum olarak kalsın Etosha Ulusal Parkı.

Image-1Sanal Gezgin arkadaşlarım, Himba insanları ile ilgili paylaşacaklarım bu kadar. Namibya gezisinde Himba köyünden getirdiğim heykelciği balkona koyduk. Nedeni boyası akıyor ve mobilyaları boyamasını istemedik. Ne zaman balkonda sigara keyfine çıksam o heykelcikle göz göze geliyorum. İçimi, çok özel insanları, yaşadıkları ortamda tanımış olmanın mutluluğu ve ayrıcalığı kaplıyor. Yüzümde bir gülücükle elimi o heykele sürü veriyorum. Ama elime Himba kadınlarının olumsuz ortam şartlarını düzeltmek için buldukları ve yüzyıllardır kullandıkları o turuncu renkli boya gelince yüzümdeki gülücük bir anda kayboluyor. Aklıma yaşadığım şartlarda elimi yıkamak için muslukta akan suya götürmenin ve temizlenmenin kolaylığı fikri geliyor.

IMG_5526

Bu yazıyı yazarken fark ettim ki Himba kadınları hiç gülmüyor, gülen tek Himba çocukları. Dünyanın bir kısmı aç, susuz ve şartları rezalet halde ve nasıl gülünebilinir ki o halde? Gelenekleri yaşamak ve yaşatmak için illa olumsuz şartları devam ettirmek ve o şartlarda kalmak gerekmiyor! Gezmenin güzelliğini sadece verdiği tatlarda değil, farkında olmada da bulmamız gerekir diye düşünüyorum. 

Gezekalın ve gezip gördükleriniz farkındalık yaratsın…

Dr Ümit Kuru

19.09.2018 Saat 00:01

 

 

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Etosha Ulusal Parkına Doğru)

IMG_5152

Swakopmund, Namibya gezimizin içinde deniz olan kısmıydı. Bundan sonrası ise artık Afrika’nın vahşi hayatına tanıklık etmekle geçecek.  Bugün Namibya’nın Damara Bölgesine doğru yaklaşık 400 km sürecek olan yolumuz var. Ondan sonrası ise Etosha Ulusal Parkında safari olacak.

Tam ekran yakalama 10.09.2018 105500-001.jpg

788px-Namibia_homelands_78

ilk ziyaret yerimiz Skeleton Coast  (İskelet Sahili) oldu. İskelet Sahili denince Namibya ve Angola’nın, sırasıyla, Kunene ve Swakop Nehirlerinin arasındaki Atlantik Okyanusu’na bakan Kuzey Doğu ve Güney sahillerini anlıyoruz. Namibya’lı yerliler bu sahile “Tanrının kızgınlıkla yarattıkları topraklar” demişler. Bunun nedeni bu sahillerde bulunan binin üzerinde gemi enkazı. Denizin içindeki kayalık yapılar ve sörf yapanlar için bir cennet olan dev dalgalar nedeni ile 500 km uzunluğundaki bu sahil gemi enkazları ile dolu. 

 

IMG_5021-001.JPG

Sahile vuran balina ve fok iskeletleri nedeni ile de bu isim uygun görülmüş olabilir. Yolumuz uzun olunca İskelet Sahilinde hemen ulaşılabilir en kolay gemi enkazına gittik ve bol bol fotoğraf çektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Henties Körfezi, Dorob Ulusal Parkı, Khorixas istikametinde epey bir yol aldık. Namibya’nın bu yöndeki yolları çukurlu değil ama stabilize ve yol boyunca toz toprak içinde kalmamak pek mümkün değil. Araç kapalı bir araç olsa bile aracımızın içine toz girdi. Yolunuz üzerinde, yol kenarında bir sürü hediyelik eşya satan yerli halkı göreceksiniz. Tozdan rahatlamak için iyi bir sebeptir, onları es geçmeyin, bol bol mola verin derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brandberg Dağı yolumuz üzerinde. Bu dağ Namibya’nın en yüksek dağı ama benim sizlerle bu ismi paylaşmamın nedeni en yüksek dağ olmasından değil. 2600 metrelik bir dağın yüksekliğinden ne olacak ki?   

1200px-Weiße_Dame_Brandberg.JPG

Kaynak Wikipedia:White Lady

Ama bu dağda bulunan ve bir mağara içindeki granit taşa 2000 yıl önce resmedildiği kabul edilen “Beyaz Kadın-White Lady-”  adlı bir resim, bu dağı meşhur kılıyor. Buraya biz gidemedik. Bir yandan bu konuyu çok da dert etmedim. Çünkü bugün gezeceğimiz Twyfelfontein zaten eski Afrikalıların taşa yaptıkları sanatı göreceğimiz UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerlerinden. Gerçi orada göreceklerimiz oyma, White Lady ise taşa yapılan resim ama yapacak bir şey yok.  Rehberin söylediğine göre bölgede bulunan fillerde sorun yaratıyormuş. Bu çölde fil ne arıyor dedik rehbere, yanıtı bilindik oldu; Ortama adaptasyon. Etosha’dan buralara kadar gelen bir avuç çılgın fil 1-2 hafta susuzluğa katlanır olmuşlar. 

IMG_5036.JPG

Namibya’nın içlerine girdikçe yollarda ilk vahşi hayvanları da görmeye başladık . Gerçi gördüklerimiz 3 adet deve kuşuydu ama olsun, yine de heyecanlandık. 

IMG_5053

Namibya yarı değerli taş meraklıları için bir cennet. Yol boyu Darma yerlileri bu taşları koydukları tezgahlarda satıyorlar. Darma yerlileri Namibya etnik grupları içindeki dağlık alanlarda yaşayan insanlar. Bizim gruptan meraklıları alınca, merakım olmadığı halde ben bile aldım birkaç tane taş. Yani artık yeni bir merakım oldu.

P7260029.JPG

Yolda durmak için bahane arıyoruz ya, bir de Herero yerlilerinin tahta oyma ve dokumalarını sattıkları tezgahlarda mola verdik. Herero yerlileri ise hayvancılıkla uğraşan göçebe etnik grup. Bu grubun en önemli ayırt ettirici özellikleri giysileri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Almanlardan etki ile, adeta gece baloya gidermiş gibi bol ve uzun ama balo ciddiyetine uymayan canlı desen ve renkte elbiseleri,  besledikleri sığırlara saygı ve minneti yansıtan ve adeta boynuzu andıran şapkaları ile Hereroları diğer etnik gruplardan ayırt edebiliyorsunuz. Bu grup arasında çıplak ve kiremit renkli boyalı saçları ile bir Himba yerlisi de vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein kaya oymalarına gitmeden önce yemek ihtiyacımızı giderecek bir yere gittik. Burası aslında konaklama yapabileceğiniz bir yerdi. Kayaların arasında insanın pek kalmak istemeyebileceği bir yeri, yapabildikleri kadar lüks yapmışlar ve ortamın doğasını da hiç bozmamışlar. Zaten Namibya ile ilgili en önemli gözlemim o fakirliğin arasında doğayı bu kadar güzel koruyarak, etrafta çer-çöp olmadan temiz tutmaları oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Twyfelfontein Country Lodge adlı yer bence çok iyi bir seçimdi. Sevgili Aykut ne istediğimizi iyi bildiğinden bu otantik yeri seçmiş, iyi de etmiş. Burada bile binlerce yıl öncesinden seremonik kaya oyma figürleri vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında günün en önemli gezi yerine, Twyfelfontein kaya oymalarına ulaştık.  

IMG_5151.jpg

Burada Geç Dönem Taş Devrinde yapıldığı düşünülen kayalara oyulmuş eski Afrika insanlarının eserleri mevcut. Belki o dönemde kayalara yaptıkları oymaları sanat eseri olarak görmediler. Geleceğe aktarmak gibi bir niyetleri de yoktu. Korktukları, avladıkları, taptıkları hayvanları kayalara oydular, mağara duvarlarına resmettiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Neden yaptılar bilmem ama 2007 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan bu yeri tam bir açık hava sanat galerisini gezermiş gibi gezdim. 2000’den fazla yıl önce burada birilerinin yaşadığını düşündüm ve kayalara oydukları zürafa, fil, oriks, gergedan, deve kuşu gibi hayvanları tanıdıkça da çocuklar gibi sevindim. El izleri oymalar ise sanki yapanların imzaları gibiydi. Kıssadan hisse Namibya’ya gelmişseniz burası görülmeden Namibya’dan dönülemez. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Khorixas’ın 50 km Batısında, Namibya’nın bir diğer önemli yeri olan Taşlaşmış Orman gezi yeri var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şöyle bir gözlerinizi kapatıp hayal etmenizi istiyorum. Çünkü buraları gezerken olayı canlandırmadan gezerseniz eminim çoğunuz “Ne işim var bu taş topaç arasında” dersiniz.

Dünyada daha kıtalar, bugünkü gibi oluşmamış. Dünyanın tek kıtası -ki buna Pangea deniyor- yeni yeni parçalanmış (yeni yeni derken milyonlarca yıllık süreçten bahsediyorum). Bu büyük parçalardan Güney yarım kürede olanda – ki buna da  Gondwana deniyor- buzul çağlarından bir tanesi sona ermiş ve arkasından dünyanın ısınması ile büyük seller yaşanmış. Size bahsettiğim olaylar 280 milyon yıl öncesi. İşte bu seller beraberinde ağaç,taş, kum artık önüne ne kattı ise, her yere olduğu gibi, buralara da taşımış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağaçlar tonlarca ağırlıkta çamur ve taşın altında milyonlarca yıl kalmış. Organik materyal silisik asitle yok olmuş ama bu materyalin yerini artık kuvarts almış. Yani ağacın gövdesi taşlaşmış. Ortaya da bugün gezdiğimiz Taşlaşmış Orman çıkmış. Namibya’daki bu ormanı 1940 yılında iki çiftçi fark etmiş. 1950’de de bölge koruma altına alınmış. Burada bulunan ağaçlar bu bölgede binlerce yıldır yetişmeyen ağaçlar. Bazı ağaç fosillerinin boyu 45 metreyi buluyor. Bu benim ilk taşlaşmış orman gezdiğim yer değil. Bir tanesini de Midilli Adasında gezmiştim. O zaman daha da fazla etkilenmiştim. 

Evet sevgili Sanal Gezginler, bir gün daha bitti. Bir gün, milyarlarca yıllık devam eden süreçte ne kadar komik kalıyor. Bir günü anlatırken milyonlarca yıl önceki selleri, binlerce yıl önce bölgede yaşamış insanları satırlara dökmek ne kadar kolay geldi şu an bana.

Hayat kısacık ve galiba makro düşüncede çok da anlamsız. 

Yani demem o ki Gezekalın ve Hoşcakalın…

Dr Ümit Kuru

12.09.2018 Saat 02:24

P7260078.JPG

 

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund)

IMG_3998-001.JPG

Sabah erkenden Swakopmund’dan Walvis Bay’da (Türkçe karşılığı Balina Körfezi) Sandwich Limanı’na  doğru hareket ettik. Bugün tekne ile körfez turu yapacağız. Swakopmund’da kaldığımız otel ile teknelerin kalktığı liman arası 45 km kadar. 

IMG_3935-001IMG_3943-001OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sabah liman, bizim gibi tura çıkmak için bekleyen ziyaretçilerle doluydu. Bu turda sabah saat 09/10 arası tüm tekneler limandan ayrılıyor. Yaklaşık olarak 4 saat süren bir tur bu. Grup büyüklüğüne göre değişiyor ama teknelerin çoğu katamaran. Daha tekne hareket bile etmeden ve biz ne olduğunu anlamadan teknenin ilk körfez misafiri geldi. Biz fok göreceğiz diye onlar için tekne turu almışken, aniden denizden teknemize zıplayan bir fok hepimizi başta ürküttü. Meğerse burada bazı foklar, sanki teknenin kadrolu elemanı gibiymişler. Epeyce iri bir fok teknemize çıkıp, personelin kendisine sunduğu balıkları bir güzel midesine götürdü. 

P7250021.JPG

Aynı arsızlığı pelikanlarda gösteriyorlar. Pelikanları bu kadar yakından, hemen yanı başımızda ve detayları ile görmemiştik.

IMG_3969.JPG

Gezi boyunca foklar başta olmak üzere, beyaz pelikan ve Heaviside (Benguela) yunuslarını görüyorsunuz. Zamanına denk gelirseniz balina da görülüyormuş. 

IMG_4400

Körfez gezisi en uzak olarak fok kolonisinin bulunduğu bir kumsala gidiyor. Buraya kara yoluyla da gidiliyor. Foklar sahili sese boğmuşlar, bağırışıp duruyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bunun üstüne bir de Güneş (Ay) Balığı gördük. Aslında bu balık orada olduğumuz dönemde görülmezmiş.

IMG_4507.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Asıl görmek istediğimiz yunuslar ise artık dönüş yolundayken kendilerini gösterdiler. “Biz bu tekneyi denizde geçeriz” edasında bizimle biraz yarışıp mavi derinlerde kayboldular. 

IMG_4544.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teknede sizlere, istiridyenin de içinde bulunduğu, açık büfe yemek de ikram olarak sunuluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekneden indikten sonra bir lagüne gidip Pembe-beyaz renkli tüyleri ile Küçük Flamingoları da gördük. Kuşlara pembe rengini veren beslenme alışkanlıkları ile yedikleri besinler içinde bulunan fotosentetik pigmentler. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekne gezisi sonrasında Swakopmund’un teneke evlerini gezmeye gittik. Swakopmund Şehri sahilindeki evler şehir popülasyonu hakkında doğru bilgi vermiyor. Buralarda beyaz insanlar çoğunlukta. Yani eski/yeni sömürgeciler şehrin bu lüks kısmında oturuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslında yerli halkın çoğu tenekeden yaptıkları derme çatma evlerin oluşturduğu Mondesa ve toplu konutlara yerleştirilmek için geçici evlerde bekletilen insanların oluşturduğu DRC dedikleri (açılımı Democratic Resettlement Community) semtlerde oturuyorlar. Biz bu mahalleleri gezip halkın yaşam koşulları hakkında bir fikir edineceğiz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu mahallelerde yaşayan yerel bir rehber alarak gezimize başladık. Swakopmund’ta kaldığımız otel ve çevresi mahallerde ne kadar lüks bir yaşam ve temizlik varsa buralarda bir o kadar fakirlik ve yoksunluk var. Evlerin çoğu tenekelerden yapılma.

IMG_4803IMG_4860IMG_4861

İnsanlar evlerin dışında ikili üçlü gruplar halinde muhabbetteler. Varlığımız onları rahatsız etmiyor ve hatta pek umursadıklarını da söyleyemem. Şahit olduğumuz fakirlikten ziyade, şehrin iki yakası arasındaki uçurum rahatsız edici.

Buralarda bazı okullarda yabancılar, teneke evlerden daha hallice yapılarda çocuklara eğitim veriyorlar. Bu okullardan bir tanesini gezdik. Yirmili yaşlarına henüz varmış 2 Alman kızcağızım Namibya’nın bu fakir köşesinde çocukların eğitimine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Yaklaşık 1 yıldır buradalarmış. Onlar gibi buralara gönüllü hizmet vermeye gelmiş bir Türk gencinden de bahsettiler. Kimimiz masa başında sosyalist, bu gençler gibi kimileri de pratikte ve gerçek uygulamadalar! Bilgilerini, dağarcıklarındaki paylaşıyorlar.

IMG_4902

Namibya çocukları ise, dünyanın zengin fakir her köşesinde olduğu gibi, ellerinde ne varsa onu oyuncağa çevirmiş, çocukluğunu yaşıyordu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rehber bizi yerel sanatçı dediği bazı insanların mekanlarına da götürdü. Bu kişilerin yapıtlarının sanat eseri olduğu çok tartışılabilir ama biz bu ortamda işin pek sanat tarafında filan değiliz. Kendimizce, bize satın alabileceğimiz ne sunulursa, pazarlık filan etmeden alışveriş yaparak katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Herhalde Namibya’da satın aldıklarımızdan benzerleri içinde en pahalılarını burada almışızdır. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teneke Mahaller gezimiz bizi Afrika’nın genelindeki acı gerçekler ile tanıştırdı. Araca atlayıp, yemek yiyeceğimiz modern ve lüks semte geri döndük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde yürürken düşünceler biraz karışık olsa da midemizin “acıktım” sesi artık düşüncelerimizi bastırmaya başlayınca Light House adlı bir restorana yerleştik.

Hepimiz bir ana öğün istemekle yetindik ama önümüze gelen öğünlerin büyüklüğü ile  gezdiğimiz okulun çocukları doyardı eminim. Bu dünya böyle bir dünya işte. Afrika’da da nimet bol ve Afrika’da cömert.. Ama her yerde olduğu gibi parası olana.

P7250323.JPG

Ne mesajı vermek mi istedim? Valla ben de bilemedim 🙂

Ulusumuzun en önemli bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, hepimize kutlu olsun..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

31.08.2018 Saat 00:35

 

Arnavutluk Rivierası

Aslında haberim de yoktu, bu seneki gezi planlarım arasında da yer almıyordu. Bazen gezilerinizin hayalleri, planları ve gerçekleşmesi için gördüğünüz tek fotoğraf yeterli olur ya, işte Arnavutluk Riviera‘sı gezimiz böyle başladı. Sevgili eşim tam bir deniz kuşudur. Bendeniz için ise deniz demek, su altının renkli dünyasını gözleyebilmek  ve yapabildiğim kadarı ile fotoğraflayabilmek demek. Fotoğraflarını tesadüfen gördüğüm Arnavutluk plajlarından olan Ksamil sahilinin berrak suları ve Ksamil Adalarını içine alan panoramik fotoğraf her şeyin başlangıcı oldu. Tiran’dan başlayan ve amacı sadece denize girmek olan bir Arnavutluk gezisi yaptık. Bugün sizinle o geziyi paylaşacağım. Eh! Daha mevsimi de geçmedi, belki bu yazı da sizin Arnavutluk Rivierası gezinizin başlangıcı olur. Arnavutluk’a daha önce yaptığımız kültür gezisine ait yazıları http://www.gezekalin.com da bulabilirsiniz (https://gezekalin.com/2014/10/22/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-6-gun-arnavutluk-elbasan-berat/ ve https://gezekalin.com/2014/10/26/balkanlarda-atalarin-ve-baharin-izlerinde-7-gun-arnavutluk-durres-kruja-tiran/ )

P8230610-001.JPG

Hemen başlarda bazı önemli ipuçları vereyim; Bir kere Arnavutluk sahilleri, hemen karşısında bulunan Korfu Adası sahillerine göre daha ucuz. Arnavutluk’ta kalacağınız otellere, aynı denizi paylaşan Korfu Adası sahilleri otellerine göre 3-4 kat daha az para ödeyeceksiniz. Çoğunda oda kahvaltı şeklinde kiralama var. Otelleri Booking.com dan kiraladık. Bizim gittiğimiz zaman Arnavutluk Riviera’sının yüksek sezonuydu. Hem iç turizm ve hem de dış turizm nedeni ile kalabalık ve yüksek fiyatlarla karşılaştık. Bir daha gidersem, gitme zamanım ya Haziran ya da Eylül ayı olacaktır. Otellerin oda fiyatları gecelik, yerine göre değişmekle birlikte, 36-95 Euro oldu. Kaldığımız otellerin hemen hepsinden memnun kaldık. Ben sizlere yeri geldikçe otellerin ismini yazacağım. Belki kolay yoldan denenmişi seçip ve doğrudan otele ulaşıp daha ucuza kalabilirsiniz. Hizmet kalitesi ise Arnavutluk’ta, Yunanistan sahilleri otellerine göre daha düşük. Bir de çoğu otel kredi kartı kabul etmiyor. Yani demem o ki otellere ödeyeceğiniz para nakit olarak cebinizde bulunsun. Kendinizi şımartın ve otellerin deniz manzaralı odalarından seçin. Çok keyifli oluyor. Otel odalarının çoğunda su ısıtıcıları var ama bizim gibi çay meraklıları yanlarında bol miktarda çay götürsünler. Çünkü siyah çay bulabilmek, bulursanız da içtiğinizden zevk alabilmek neredeyse imkansız. Bu arada nefis bir “dağ çayı” dedikleri çayları var (bizim ada çayı dediğimiz) ama bizim için illa da siyah çay olmalı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9095Arnavutluk sahillerinin tadını çıkartmak için araba kiralamanız gerekiyor. Size de aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü öyle güzel sessiz sedasız sahiller var ki durup yüzmezseniz ayıp edersiniz. Arabayı Rentalcar.com’dan kiraladık. Arnavutluk’ta ise bize hizmet veren Surprice adlı bir şirketti. Arabayı siz de bilgisayarınızdan ve aynı veya benzerleri firmalardan kiralayabilirsiniz. Arnavutluk’ta araba kiralama firmaları Tiran Havaalanı içinde ve karşısındaki caddede bolca var. Ama risk istemiyorsanız bilinen firmalardan ve internetten kiralama yapabilirsiniz ve bence öyle de yapın. Ama arabanın kaskosunu Arnavutluk’ta arabayı kiraladığınız şirketten yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü Rental.com’dan tam kasko yaptığınız zaman, arabayı teslim alırken size zorluk çıkartıyorlar ve hatta mümkünse bir kaza izi bulmak için aşırı bir çaba gösteriyorlar. Uğraşmaya ve asabınızı bozmaya değmez! Kaskonuzu Arnavutluk’ta araba kiraladığınız firmadan yaptırın. Yedi gün için 90 Euro karşılığı tam kasko yapıyorlar. THY’nın Tiran’a akşam uçuşuna bilet aldım ve bir gün için daha araba kiralama parası vermek istemedim. Havaalanından Tiran merkezdeki otelimize gidişimizi kalacağımız otele ayarlattım. Normalde havaalanından merkeze kadar taksiler 20 Euro alıyor (Havaalanı merkez arası 19 km ve 25 dakika sürüyor). Ama kalacağınız otelden transfer isterseniz onlar size daha ucuz taksi (15 Euro) ayarlayabiliyorlar. Havaalanının merkeze giden transfer otobüsleri saat 18:00 e kadar çalışıyor. Sonrasında taksi kullanmanız gerekiyor. Ben gezide kolaylık olsun diye araca bir navigasyon cihazı kiraladım ve 7 güne 50 Euro verdim. Gezi boyunca yaptığım en gereksiz harcama bu oldu. Hem alete yüklü olan program eski çıktı, hiç bir oteli bulamadı ve hem de Arnavutluk’ta yol ve yön işaretlemeleri gayet iyi. Bence navigasyon cihazı kiralayacağınıza, gezi öncesi Google.map’den çevrimdışı çalışacak Arnavutluk haritasını telefonunuza yüklemek daha mantıklı olacaktır. Kalacağımız otelleri hep bu çevrimdışı haritalardan kolayca bulduk. Bir kez daha “yaşasın Google Amca” dedik yani!

Lek_notes

Arnavutluk Parası Leke

22159204_363526550743537_1880525957102567424_nArnavutluk para birimi Leke. Bir Euro ile 122-125 Leke alıyorsunuz. Havaalanı içinde exchange bürosu var. Eğer amacınız sadece deniz tatili ise zaten pek hediyelik bir şey aramayacaksınız. Harcamalarınız sadece yiyecek ve içecek  için olacaktır. Bir lokal bira için plajdaki tesiste 150-250 leke (markette daha ucuz), Türk kahvesi için 160 Leke (lokal kahvehanelerinde 70 Leke -müthiş Türk kahvesi yapıyorlar tavsiye ederim-) kaliteli bir restoranda ise iki kişi kabul edilebilir bir menü için 2500-3000 Leke ödüyorsunuz. Bir de şezlong ve şemsiye kiralamaya para harcayacaksınız. Plajlarda şemsiye ve şezlong kiralamak zorunda kalacağınız yerler çoğunlukta. Bunun için 300-400 Leke kadar para alıyorlar. Gerçi sahile havlunuzu atarsanız da kimse size “olmaz kardeşim” demiyor. Yani içeri girerken “burası özel plaj” diyen yok. “Ben bu parayı vermem arkadaş!” derseniz ülkeden hasırlarınızı yanınızdan getirin derim. Çünkü plaj sahilleri hep çakıl taşı.

Aklıma gelen kısa ve önemli gördüğüm hatırlatmalar bunlar. Şimdi geçelim Arnavutluk Rivierası gezimize..

kalkış Tiran, Arnavutluk varış Ksamil, Arnavutluk - Google Haritalar - Google Chrome 26.08.2018 012200.jpg

Arnavutluk Rivierası dendiğinde Kuzeyde Vlore, Güneyde Sarande şehirleri arasındaki 150 km’lik İyon Denizi sahillerini anlamalısınız. Sahile dik inen sıra dağlar ve berrak sular, eşsiz koylar hayal edin. Burası İtalyanların arka bahçesi gibi. Zaten bölgenin yaşlı Arnavutları ile İngilizce anlaşmak zor ama İtalyanca konuşuyorlar. Arnavutluk Rivierası, Avrupa’nın keşfedilmemiş son sahilleri olarak adlandırılıyor. 

P8230777.JPG

Size tavsiyem Tiran’dan çıktıktan sonra Durres‘de filan durmadan doğrudan doğruya Vlore’ye doğru yol almanız. Durres’te pek bir özellik yok bence ve Tiran’a yakınlığı nedeni ile, özellikle de hafta sonu ise, kalabalık sizi boğacaktır, vakit kaybetmeyin. Arnavutluk’ta yollar Fier‘e kadar otoban ama sonrasında yol tek şeride düşüyor. Fier-Levan arası yolda 2 saate yakın bekledik. Trafik felaketti. Burayı geçtikten sonra ise zik zaklı dağ yollarına doğru gidiyorsunuz. 

P8170004.JPG

Vlore’yi küçük bir Antalya olarak düşünün. “Gece hayatı da olsun, modern bir şehir olsun” derseniz burada konaklayabilirsiniz. Denizi güzel, sahili uzun. Ama bize pek uymayan tatil olduğundan konaklama olarak Orikum‘u tercih ettik.

P8170018.JPG

Orikum Arnavutluk Rivierası içinde ilk konaklama yerimizdi. Sahili diğer sahillere göre daha kısaydı. Konaklama yaptığımız otelin ismi  Hotel Bel Ami Suita. Kaldığımız oteller içinde en lüks olanıydı diyebilirim. Geniş  ve denizi gören bir oda seçmiştim. Kahvaltısı ise çok iyiydi. Tavsiye ederim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelden denize ulaşmak kolay ve sabahları denizi çok iyi oluyor. Öğle sonrası ise dalgalanıyor. Deniz dibi kumluk, bu da demektir ki dalgalandığında denizin berrak suları kalmıyor. Deniz dibindeki canlı yaşama meraklı olan benim gibiler için ise sıkıcı bir deniz. Ancak Orikum Limanı yönüne doğru yürürseniz çakıl taşlı bir denize denk geleceksiniz. Burası daha berrak ve deniz dibi daha canlı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size Orikum’da bir restoran tavsiye edeceğim; Adı Kabello (Telefon Numarası +355 67 545 5807). Burası araba ile 10 dakika içinde ulaşabileceğiniz bir yer. Bir zamanlar eski bir değirmenin bulunduğu, dere kenarındaki bu mekanda öğle saatlerinde yer bulmak zor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu nedenle mutlaka rezervasyon yaptırın. Burada yiyebileceğiniz en güzel tavuğu ve lezzetli pilavı yiyeceksiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare, Orikum’dan sonraki konaklama yerimiz oldu. Orikum, Himare arası 55 km ama yol 1.5 saat sürüyor.  Llogara Pasajını ve Cerauni Dağlarının bir bölümünü geçmeniz gerekiyor. Yol kıvrıla kıvrıla çıkıp, aynı şekilde iniyor. Yeşillikler içinde, nefis bir ortam var. “Llogara Ulusal Parkı içinde yol üzeri bir kahve için” diyeceğim ama siz bu aktiviteyi en iyisi bizim gibi sonraya, dönüş yoluna saklayın. Orikum’dan sonra kahve içmek için çok yakın mesafe oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’yi çok beğendik. Denizi nefis ve berrak. Burada iki günde de kısa süreli yağmura yakalandık ama denizde. Yani yağmur yağmış ne gam! Otelimizin içi eski, kahvaltı desen var yok arası. Ama otel tam merkezde ve denize 50 metre bile yok. Otelin balkonundan manzara desen nefis. Tam çilingir sofrası kurulacak bir ortam var. Otelin ismi Veizi. Himare geceleri çok hareketli, bu nedenle geceleri geç saatlere kadar gürültü oluyor. Ama bir daha Himare’ye gitsem tercihim bu otel olurdu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Su altı pırıl pırıl, Orikum’da göremediğim balıklar burada görünmeye başladı. Ama suyun altında emzik görmek haydi neyse de, ikiz yatak görmek şok ediciydi. Arnavutlar doğaya karşı bizden de hoyratlar. Gerçi sabah televizyondan tatil dönüşü kıyılarımızdaki tatilci çöplerini görünce “Ne hakkın var elin Arnavut’unun çöpünü eleştirmeye, öküz her yerde öküz” dedim kendi kendime.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de konaklarken hemen 9 km kadar ötedeki Porto Palermo ve Tepedelenli Ali Paşa Kalesi‘ne de gitmek gerekir. Bu gezi kale filan gezmedim. Amacım Porto Palermo denen yerde denize girmek. Burada su çok güzel, durgun ve berrak. Mutlaka gidin. Sabahtan giderseniz kalabalığa yakalanmazsınız. Kale bir yarım adada bulunuyor. Bir tarafta balık çiftlikleri var. Bu nedenle burada denize girmeyi tercih etmedik, diğer taraf daha uygundu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Himare’de bir sürü tercih edebileceğiniz restoran var. Biz bir pizzacıda karın doyurduk. Esas ziyafeti Ksamil’e sakladık.

P8230285.JPG

Himare sonrasında Sarande’yi geçip Ksamil‘e vardık. Aradaki mesafe 66 km ve yine dolambaçlı, dar yollardan 1.5 saatlik bir yol olduğunu hesaba katmanız gerekiyor.  Bu arada Sarande’den Yunanistan’ın Korfu Adasına feribot ile geçiş yapabiliyorsunuz. Benim orijinal programımda Sarande’den Korfu Adasına geçip orada da 2 gece kalma planım vardı. Ama Euro alıp başını gitti, biz ise Arnavutluk’ta kaldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil benim favori yerimdi. Beklediğim gibi de çıktı. Ancak sadece benim değil herkesin favori yeri ve aylardan da Ağustos olunca aşırı bir kalabalığa denk geldik.

Burada kaldığımız otelin ismi Mira Mare. Otele çıkan 50 metrelik, neredeyse 45º eğimli “eşek bağırtan” yokuşu olmasa müthiş bir otel. Yokuşuna rağmen bu oteli de kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otel meşhur 3 adalar tarafında değil. Ama Paradise, Puerto Rico ve Lori adlı plajlara yürüme mesafesinde. Aslında 20-30 dakika yürümeyi göze alırsanız adalar tarafındaki plajlara da yakın. Bizim favori plajımız ise Puerto Rico plajının yakınındaki denizdi. Suyun altı hayat dolu, deniz ise tam hayalimdeki gibi berrak ve masmavi. Biz Ksamil’de kaldığımız 2 gün boyunca burada denize girdik. Sabahları burada da deniz bir başka güzel oluyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de size tavsiye edeceğim restoran Guvat Restoran olabilir. Burada gün batımını yakalayacak şekilde bir yemek yemenizi tavsiye ederim. Özellikle marine edilmiş ahtapot ve “uzo’da terbiye edilmiş-drunken- karidesi” nefisti. Balık çorbası ise vasat.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ksamil’de bilinen plajlara Temmuz-Ağustos aylarında gitmek pek zevkli olmasa gerek. Aşırı kalabalık. Neredeyse omuz omuza  denize giriliyor. Kalabalık olunca kumluk plajların suyu bulanıyor. Yani demem o ki belki sabah erkenden adalar karşısındaki plajlar zevk verebilir. Bunun dışında aylardan Haziran ya da Eylül değilse sizlere tavsiyem bizim gibi yanlardaki sakin plajları tercih etmenizdir.

P8230651-001.JPG

Ksamil bizim Arnavutluk’taki en uç noktamızdı. Buradan Tiran’a dönüş yolunda Dhermi adlı bir yerde daha konaklama yaptık. Buraya kadar ise arada atladığımız plajlara uğraya uğraya yol aldık. 

Lukove benim Arnavutluk Riviera’sı içindeki en beğendim plaj oldu. Zeytin ve narenciye ağaçları arasından geçiyorsunuz. Upuzun bir sahil ve muhteşem bir deniz. Sahilde, diğer konakladığımız yerler gibi çok sayıda tesis yok ve sadece 2 tane küçük tesis var. Deniz ve denizin altındaki canlılık müthiş. Bu sahili sakın kaçırmayın derim. Keşke daha uzun zaman geçirme imkanımız olsaydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lukove sonrasında Borsh adlı başka bir köy sahiline gittik. Bu son sahiller müthiş güzellerdi. Köy aynı zamanda su kaynakları ile de meşhur. 

P8230640.JPG

Muhtemelen denize kaynak suyu bulaşıyor ya da deniz içinde de kaynak suyu yüzeye çıkıyor. Deniz suyu bazı yerlerde biraz daha soğuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Borsh Plajı sonrasında yol üzerinde Gjipe ve Jala Plajlarına uğrayamadan Dhermi‘ye yöneldik. Dhermi nefis bir köy. Tepelere kurulu ve birbirlerinin önünü kapatmayan eski evleri var. Tepede köy girişinde kısa bir mola verip fotoğraf çektik. Sonra konaklama yapacağımız Grecia adlı otele gittik. Kaldığımız oteller içinde denize en uzak olanı bu oldu. Ama onda da denize tepeden bakan, ortak kullanılan kocaman bir balkon vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dhermi’de gün batımına kadar sahildeydik ve yüzdük. Daha önce kaldığımız yerlerde güneş hep dağlar arkasında kaldı. Ama Dhermi’de güneş denize batıyor. Demem o ki burası gün batımını izleyebileceğiniz en güzel sahil. Nefis bir gün sonrasında, nefis bir gün batımı izlemek aynı zamanda gezimizin sonu için nefis bir final de oldu. Şahane fotoğraflar çektim. Günü, geziyi iyi bir restoranda sonlandıralım istedik. Dhermi’deki adresimiz Luciano Restoran oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ertesi gün Palasa Sahili’ni yukarıdan izleyerek Llogara Geçidine doğru yol aldık. Bu sefer burada bir tesiste durup kahvaltı yaptık.

Tiran’a varıp kiralık arabamızı gerçek sahiplerine teslim edince gezimiz de sona ermiş oldu.

Evet Sanal Gezgin dostlarım! Bu sefer amacı farklı bir gezi yazı ile Gezekalın paylaşımı yaptım. Kim bilir, yazın sonuna yaklaşan bu günlerde, bence daha sakin ve daha ucuza mal edeceğiniz bir Arnavutluk Riviera’sı geziniz olabilir.

Bu yaz olmazsa bir başka yaz olacaktır nasılsa…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

29.08.2018 Saat 08:55 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

Afrika Cömerttir: Namibya (Swakopmund’a Doğru)

IMG_3767.JPG

Bir önceki gün sabah erkenden başlayan ve günün ilerleyen saatlerine kadar devam eden aktivitelerin verdiği yorgunluğu ertesi gün geç uyanarak ve uzun bir kahvaltı ile attık. Ben kahvaltı masasından erken ayrılıp kamptan ayrılmadan önce kırmızı göğüslü örümcek kuşu ve beç tavuklarının fotoğraflarını çekmeye çalıştım. Namibya gerçekten tam bir kuş cenneti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün hedefimiz Atlantik kıyısındaki Swakopmund kentine ulaşmak. Konaklamamız orada 2 gece şeklinde olacak. 300 km’yi geçen bir yolculuğumuz olacak ve duraklama yapmazsak 4 saate yakın sürecek. Biz ise Moon Valley (Ay Vadisi) de bir mola vermek istiyoruz. 

IMG_3584.JPG

Toz toprak yollara düştük. Bir süre sonra Oğlak Dönencesi tabelası yazan bir noktada durduk. Güneş ışınları yılda iki kez yeryüzüne dik açı ile geliyor. Bunlarda Kuzeyde ve Güney yarım kürede 23º-27 dakika enlemlerine denk gelen zamanlar olup, bunlara dönence adı veriliyor. Kuzeyde olana Yengeç, Güneyde olana Oğlak Dönencesi deniyor. Sıcağın Kuzey ve Güney sınırları dönence ile belirleniyor. Namibya Oğlak Dönencesi enlemi üzerinde bulunan 10 ülkeden biri ve bizim bulunduğumuz bu nokta, bu enlemi gösteriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuiseb Geçidinden geçerken küçük bir mola verip etrafı fotoğrafladık. Bu bölümlerde coğrafya farklı olmaya başladı. Windhoek’in Batısındaki dağlardan doğan ve 500 km ilerleyip çoğu zaman Atlas Okyanusuna ulaşamadan kaybolan Kuiseb Nehri’ni hiç göremedik ama onun şekillendirdiği kanyondan yolumuza devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

indirYola devam edip de, Swakopmund’a 60 km kadar kala Namibya için önemli bir bitkinin bulunduğu yere ulaştık. Namibya bu bitkiyi ulusal  arması içine katmış. Armada en alttaki şekil bu bitkiyi temsil ediyor. Bu bitkinin adı Welwitschia Mirabilis. Bitki Namibya’da bir Namib Çölü ‘nde, bir de Güney Angola’da bulunuyor ve burası için endemik bir bitki. Yerliler ona “çölün soğanı” ismini takmışlar. Namibya bu bitkiyi armasına koyduğuna göre güzel, çiçekli, havalı bir bitki bekliyorsunuz değil mi? Hayal kırıklığı yaşayacaksınız! Hiç bir çiçeksever, hiç bir bahçe sahibi bu bitkiyi bahçesini güzelleştirsin diye bahçesine koymazdı. 

IMG_3614.JPG

1859’da ilk defa Avusturya’lı botanikçi Friedrich Weltwitsch bu garip, çirkin görünüşlü, uzun ömürlü, 2 yaprak ve bir kökten oluşan bitkiyi bilim dünyasına tanıtmış. 2 tane yaprak deyip geçmiyoruz. Bu yaprakların boyu 8 metreye kadar ulaşabiliyor. Yapraklar uzadıkça birbiri üzerine kıvrıldığından  garip şekiller alıyor. Kök uzamak yerine kalınlaşarak derine doğru büyüyor. Yeraltında suyu hangi derinlikte bulursa o seviyeye kadar iniyor.  Yaprakların geniş yüzeyleri ise suyun depolamasında rol oynuyor. Bu nedenle çöllerde uzun yıllar yaşayabiliyor. Ömürleri 400-1500 yıl arasında olabiliyormuş. Bu bitkinin bir özeliği ise erkeğinin ve dişisinin olması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bitki susuzluğa ve çöl koşullarına yüzyıllarca dayanabiliyor ama insanoğlu rahat bırakırsa! Hemen yakın çevrede Rusların işlettiği uranyum madeni faaliyete geçtiğinden beridir bu bitkinin yaşamı kısalmaya ve ölmeye başlamış. Bu bitkinin çevresine koruma alanları yapmışlar güya ama dinazorlar çağının bitkisi kabul edilen Welwitschia Mirabilis’in maalesef soyu tükenmeye doğru gidiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim ziyaret ettiğimiz alanda çevresi tellerle çevrilmiş bitkinin 1500 yıllık olduğu biliniyor. 

IMG_3661.JPG

Moon Valley (Ay Vadisi) doğrusu benim pek ilgimi çekmedi. Milyonlarca yol öncesinden başlayan ve yer altından yer üstüne çıkan Damara Granitleri, Swakopmund Nehri ve rüzgarın etkisi ile erozyona uğramış ve ayın yüzeyi gibi boş, verimsiz, sevimsiz bir yeryüzü şekli halini almış. Görmesem de olurdu dediğim yerlerdendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda öğleden sonra Swakopmund’a girdik. Şehrin adı, “Swakop (Nehri) Ağzı” anlamına gelen Almanca bir kelimeden geliyor. Şehri 1892 yılında Almanlar kurmuşlar. Amaçları ise ticaretleri ve ülkeden sömürdüklerini gemilere yükleyebilecekleri bir liman şehri kurmakmış. Zaten şehri gezerken Alman tarzı bina yapılarını görebiliyorsunuz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğrudan kalacağımız otele gittik. Burada kaldığımız butik otel, rastladığım en güzel butik otellerdendi. Şaşırtıcı olarak banyodaki sıvı sabun şişelerinin üstünde Mevlana Celalettin Rumi’ye ait “Kendini okyanusta bir damla sanma. Bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun. ” yazısını gördük. Odada bulunan beleş şarap ise işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günün bence en önemli aktivitesi Swakopmund sahilinde güneşi batırmaktı. Bunun için saat 17:00 civarında sahile gittik ve gün batımı için ellerimizde biralarımızla sahilde yerimizi aldık. Size tavsiyem güneşi Tiger Reef adlı bir mekanda elinizde içecekle batırın. Bu arada benim ülke pahalılık kriterimle ilgili fikir de vermek isterim. Namibya para birimi Namibya Doları. Bir Amerikan Doları ile yaklaşık olarak 13.5 Namibya Doları alıyorsunuz. Namibya yerel biralarından en çok Tafel Lager’i sevdim. İçtiğiniz yere göre değişiyor ama ortalama bir küçük şişe Tafel bira için 20 Namibya Doları ödüyorsunuz. Bir şişe su  markette 7 Namibya Doları. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil bizim gibi gün batımını deniz kenarında izlemek için bekleyen insanlarla dolu. Burada gün batımına mutlaka şahit olmalısınız.

Sonraki yazıya Swakopmund’da denizde botla safarimiz var.

Bir yere söz vermeyin, beklerim Sanal Gezginler…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

14.08.2018 Saat 22:55

P7240100.JPG