Etiyopya Gezi Anıları-6. Gün Jinka-Mago Ulusal Parkı-Turmi

IMG_3545

Bugün heyecanlıyız, yani her zamankinden daha çok demek istedim. Hani! O belgesellere meraklı olan hemen herkesin varlıklarından mutlaka haberdar oldukları ve alt dudaklarına kilden tabak yerleştiren kadınlar var ya? İşte onları görmeye gideceğiz.

O insanların ait oldukları topluluğun ismi Mursi’ler. Mursi insanları Mago Ulusal Parkı içinde yaşıyorlar. Kaldığımız yerden, Mursi’lerin köyüne gidiş için 50 km kadar yolumuz var. Daha tesiste uyarılıyoruz; “Mursi insanları diğer kabilelere asla benzemezler. Fotoğraf çekerken mutlaka para isterler ve paranın miktarını onlar belirler. Tartışmayın, alttan alın. Asabiyetleri ile tanınırlar. Kavgacıdırlar. Söyledikleri fiyatla fotoğraf çekimi sonrasında, “yok ben öyle söylemedim. Şunu vereceksin” diyebilirler”. Adamlar ellerde Kalaşnikofla gezerlermiş, gel de itiraz et..

IMG_3548

Mago Ulusal Parkı, Omo nehrinin iki kıyısında yarattığı parklardan bir tanesi. Omo Nehrinin doğu kıyısında bulunuyor. Park 2160 km2 alana sahip. Etiyopya’nın en yeni ulusal parkı ünvanına sahip, 1979 da Ulusal Park ilan edilmiş. Mago Ulusal Parkı, Omo nehrinin bir kolu olan Mago nehri ile bölünüyor. Yollar rezalet, toz toprak içinde kalıyorsunuz. Ama her zahmetin sonunda, keyif yok mudur? Parkta zürafa, çita, fil, leopar, aslan gibi hayvanlar olduğu yazsa da biz bol bol kuş ve küçük bir antilop türü olan “dik dik” gördük.

Mursi veya Mursu insanları Etiyopya Omo Vadisi kabileleri içinde en meşhur olanı. Hava şartlarına göre yılda iki kez göç edebiliyorlar. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar.

Mursi kadınları yüzlerini ve vücutlarını beyaza boyuyorlar. Aynı zamanda alt dudaklarını 15-16 yaşlarında bir diken yardımı ile deliyorlar. Buraya küçükten başlayan,  gittikçe daha da büyüyen ve kilden yaptıkları yuvarlak bir çanak yerleştiriyorlar. Evlilik öncesi bir Mursi kadınının alt dudağına yerleştirdiği çanak ne kadar büyükse,  o kadar değerli bir kadın anlamına geliyormuş. Neden bunu yaptıkları konusunda rivayet muhtelif. Bunlardan bir tanesi çirkin görünüp, köle tüccarları tarafından götürülmeyi engellemek amacı ile yaptıkları ve daha sonra gelenekselleştiği iken, diğeri tamamen aksi yönde; yani güzel ve özel görünmek için yaptıkları yönünde. Mursi kadınları bu plakaları yaşamlarının aslında çok az bir bölümünde takarlarmış. Nedeni ise bunların çok ağır ve rahatsız edici olmaları (çanak takma işleminin tarafımdan çekilmiş kısa bir videoyu ekledim.  

Mursi erkekleri de yüz ve vücutlarını beyaza boyuyorlar. Omo Vadisinin alt kısımlarında yaşayan diğer kabilelerde olduğu gibi bu erkeklerde de evlenme öncesi bazı gelenekler var. Bunlardan bir tanesi ellerinde Donga adı verilen sopalar bulunan iki Mursi erkeğinin karşı karşıya gelerek birbirleri ile dövüşmeleri. Sonunda galip gelen erkek, köyün evlenme çağına gelmiş olan kadınlarından seçme hakkına sahip oluyor. Mursi Erkeklerinin bir diğer özelliği de derilerini zedeleyerek yaptıkları dövmeler. Öldürülen her bir düşman için vücuda bir çizik. Bu çizik, günümüzde daha çok öldürülen hayvan için oluyor tabii ki (yani öyle umuyorum!). Kitap da onların agresif ve kavgacı olduklarını yazıyordu ama fotoğraf çektirmekten de mutlu oluyorlar, her bir deklanşöre basışı sayıp ona göre para talep ediyorlar. Diğer kabilelerin insanları ile fotoğraf için pazarlık ettik ama Mursilerde cesaret edemedik doğrusu…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Zahmetli bir yolculuk oldu. Mursilere varmadan önce birkaç kez mola vermek zorunda kaldık. Köye varmadan hemen önce bir genç Mursi erkeği bize, köyde karşılaşacaklarımız konusunda fikir verdi. En kolay bu genç erkeğin fotoğrafını çektik.

Köye girer girmez, bir hareketlenme oldu. Kadınlar nereden çıkarttıklarını anlamadığımız çanakları çıkartıp dudaklarına yerleştirdiler. Ne kadar ürkütücüler! Gerçekten çok sert gözüküyorlar. Fotoğraf çektik ama bu yazıları yazarken daha fazla çekmeliydim diye düşündüm doğrusu. Ama bugün öyle düşünüyorum, o gün Kalaşnikoflu erkeklere soramadık bile!

Köy çıkışında Mursi çocuklarının fotoğrafını ise bol bol çektik. Çocuklar giysilerini yol kenarında çıkarmışlar, belli ki bizim için hazırlanmışlar. Onları güldürmeyi ve hatta zıplatarak fotoğraf çekmeyi bile başardım. Mursi bile olsa çocuk, çocuktur…

IMG_3578Geldiğimiz yoldan geri dönüp Jinka’ya geri döndük ve burada bir yemek yedik. Yemek tek çeşit, sadece makarna var ama bir soğuk bira ve makarna güzel gitti doğrusu.

Jinka’yı öğle sonrası terk ederek konaklama yapacağımız Turmi kentine doğru yola çıktık. 130-140 Kilometre kadar yolumuz var. Yol bozuk ama yol kenarından karşınıza ne çıkacağı belli olmuyor. Bu arada yolda bir yerel bir pazara rastladık ve hemen durduk. Burada Hamer, Benna ve Tsamay insanları karşılıklı alışverişteler. Güzel bir rastlantıydı.

Yol boyu aracımızda olan Mehmet beyden kabile geleneklerinden bazı şeyler dinledik. Örneğin Karo, Hamer ve Tsamay kabilelerinde gelenekler çok benzer oluyormuş. Hemen tüm kabilelerde çok eşle evlilik var, Konsolar hariç. Onlar tek eşliler. Öküz atlama testini geçip evlenme çağına girmiş olan bekar erkekler ise saçlarına bant ve tüy takıyorlar. Ben bekar ve hazırım niyetine…IMG_3595

Yolda iki adet bayan gördük, onlar giyiniklerdi ama gördüğümüz Omo kabilesi kadınları içinde en cilveli olanlarıydılar. Biz fotoğraf çekmeye çalışırken, bizim şoförler suları şişe şişe, kuruyemişleri ise avuç avuç bayanlara boca ediyorlardı….

Sonunda Turmi şehrine geldik. Şehir dediysek bizim köylerden küçük bir yer aklınıza gelsin. Kaldığımız tesis çok basit ama çevreye çok uyumlu bir yer. İki gece burada kaldık ve çok hoşlandık. Hemen bavulları atıp, restorana gidip, soğuk biralarımızı açtırdık. Yanımızda getirdiğimiz beyaz leblebileri atıştırıyoruz. Garson bayana biraz vermek icap etti, o da bize kendi fıstıklarından getirdi. Minicik bir şey, bizim fıstıklara da hiç benzemiyor ama çok güzel mübarek… Bira ile iyi gitti.

Tesisin bahçesinde gezerken Hamer olduğunu düşündüğümüz bir bayandan, yerel bir meyveyi, ikramı üzerine tattık. Doğrusu bu pek bir şeye benzemiyordu ama bayandan çok güzel fotoğraflar aldık. Aynı bayanı ertesi sabah tesisin dışında erkeklerle kazma sallarken görünce çok şaşırdık. Neler görüyoruz buralarda!

IMG_3620

Bugün bir kabileyi atladığımızı öğreniyoruz. Aslında yolda Benna kabilesine gitmemiz gerekirdi ama bir şekilde atlandı. Ertesi gün için telafi edileceği söylendi. Hayırlısı bakalım. Kabilelere ulaşmak zor oldukça şoförler bazen kaçamaklar yapabiliyormuş. Yolda pazarda bazı Bennalara rastlasak da kendi ortamlarında farklı oluyorlar…

Yarın Karo ve Hamer kabileleri gezilecek. Bir de Benna kabilesi arayacağız..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk basım 20.03.2011 Saat 17:48

Gözden geçirilmiş son basım 29.09.2014 Saat 00:49

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

 

Etiyopya Gezi Anıları-5. Gün Arba Minch’den Jinka’ya

IMG_7419

omo_valley_mapBelirli başlangıçların kılavuzluğunda, sonu belirsiz bir güne daha uyandık. Bugün yol çok uzun olacak, 330 km yol yapacağız. Artık Kenya sınırında Turkana Gölüne dökülen ve Etiyopya içinde 760 km boyunca yol kat eden Omo Nehrinden adını alan Omo Vadisine ve bu vadi içinde yer alan kabileleri ziyaretimize başlıyoruz.

Sabah erken uyandım ama gün doğumu bulutların azizliğine uğradı. Dün gece Arbaminch’de şiddetli bir yağmur vardı. Yağmur damlalarının, kaldığımız evin damına vururken çıkarttığı ses, uzunca bir süre uyutmamıştı.

Akbabaların, şahinlerin dün kesilen kurbandan arta kalanları yemelerini ve babunların günlük geçit törenlerini izledikten sonra yola düştük. Arba Minch’de bu tesiste, dönüşte bir gece daha kalacağız.

Omo Vadisi, özellikle 450 metre rakımlı Aşağı Omo vadisi, kimine göre 15 kimine göre 20 özgün kabilenin bulunduğu köyleri ile, son zamanların fazlaca turist cezbeden yörelerden bir tanesi. Burada Arbore, Ari, Bena, Bodi, Bumi, Daasanech (Geleb), Dorze, Hamer (Hamar), Kara (veya Karo), Konso, Kwegu (veya Muguji), Mursi, Tsemay ve Turkana gibi kabilelerle temasta olabiliyorsunuz. Bunlardan bazılarına ulaşmak çok zor ve hatta araçlarınızın 4*4 olmaması durumunda neredeyse imkansız gibi bir şey. Bu vadide yaşayan insanların 200000 civarında olduğu yazılıyor.

Bu alana yapılması planlanan ve inşaatına da 2006 yılında başlanan Gibe III adlı devasa baraj tamamlanınca (Hala tamamlanamadı-2014) tüm ekosistemin bozulacağından, bu kabilelerin özgünlüğünden eser kalmayacağından bahsediliyor. İnsanlık bir kez daha medeniyet ve değerleri arasında seçimini yapmış ve bedelini ödeyecekmiş gibi gözüküyor. Bizler, UNESCO nun dünya kültür miras listesi içinde olan bu bölgenin ve insanlarının yaşamını son kez gören şanslılar arasında olacağız galiba. Bu baraja destek veren Avrupa, sonradan tepkiler üzerine desteklemekten vazgeçmiş ve baraj inşaatı da durmuş ama anlaşılan onlarda da “babalar gibi yaparım” diyen bir hükümet var galiba. Çünkü parayı başka bir kaynaktan bulmuşlar ve inşaat tekrar başlayacakmış.

IMG_3341

Biz konumuza dönelim; bir süre arabalarla dere tepe düz gittikten ve vadiye girişte panoromik fotoğraflarımızı aldıktan sonra ilk köy ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu kabile insanlarının genel adı Konso’lar. 80.000 kişi olduğu düşünülen Konsolar, yüksek kayalık alanlara kurdukları köylerde izole topluluklar halinde yaşıyorlar. Bu köyler taş duvarlarla çevreleniyor, burada amaç kolay savunma ve korunma. Köy içinde de 3-4 evlik aileler yan yana gelerek sınırları yine çevrili izole alanlar içinde yaşıyorlar. Tarımla uğraşıyorlar. Sorgum (süpürge darısı) denen bir tahıl ana ürünleri ve hem un yapımında ve hem de yerel içecekleri olan bir biranın yapımında kullanıyorlar. Kahve, pamuk, mısır, fasulye ve diğer tahıllarda ekimi yapılanlar arasında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso köyünde, köyün ana meydanında dikilmiş taş ve direkler gördük. Bunlar her yeni jenerasyonun varlığını gösteriyormuş. Bu direk ya da taşların sayısı köy hakkında bilgi veriyormuş. Gezdiğimiz köyde 9 adet direk sayıyorum yani burası 162 yıllık bir köy.

IMG_3373Bir diğer gelenekte yine meydanda bulunan genç evinin (belirli bir yaşa gelmiş olan genç erkekler evden ayrılıyorlar ve bu evlerde yaşıyorlar) önündeki büyükçe bir taşın, genç erkek tarafından kaldırılarak, omuz hizasından geriye atılması. Bu o gencin evliliğe hazır ve istekli olduğunu gösteriyor. Yerel rehberimiz Miki’nin bu köyden olan ve bizim orayı gezmemize yardımcı olan bir Konso genç kızına aşık olduğunu ama kızımızın biraz nazlandığını öğreniyoruz. Bunu öğreniriz de, Miki’yi rahat bırakır mıyız? “Haydi Miki, kaldır taşı, kızı kaçıralım” bağırışları altında gaza gelen Miki’nin, taşın altında iki büklüm olması ama taşı da atmayı başarması bizi sevinçlere boğdu. Ama kızımız biraz nemrut mu ne? Gönlü yok desem öyle değil gibi, oğlan mazbut, yakışıklı sayılır, işi de iyi daha ne ister diyeceğim ama bilirim bu işler elektrik işidir. Yeterli değil demek ki!

Bu köyün bir diğer âdeti ise mezarların üstüne yerleştirilen ve Waga adını alan tahtadan oyma heykelleri. Bunların her biri birer sanat eseri. Bu heykeller dizisinde, evin ölen büyüğünün heykeli ve çevresinde ondan daha küçük olarak da eşleri ve öldürdükleri düşman ve hayvanlar temsil edilirmiş. Bunlardan en güzel örnekleri, dönüş yolu üzerinde gezdiğimiz Konso müzesinde gördük. Bu heykellerden aşağı yukarı her ailenin evinin önünde varmış ama bunların sanatsal değerleri ortaya çıkınca çalınmaya başlanmışlar. Ondan sonra da yapılmamaya başlanmış. İleri de bunların fotoğraflarını yayınladığım zaman, ne kadar güzel olduklarını sizlerde anlayacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso insanlarının yüzyıllar boyu geriye giden gelenekleri olmasına rağmen batı tarzı giysileri içinde görmenin biraz garip olduğunu, dönüş yolunda tekrar aynı yerden geçtiğimizde, düşünmedim değil. Bazı genç nesil Konso insanları ise kulübelerde yaşamaktan batı tarzı evlerde yaşamaya geçiyorlarmış. Sonlara şahitlik ettiğimizin bir göstergesi bu galiba..

Bu köyde gezimiz sırasında neredeyse tüm köy peşimizdeydi. Köyün sokakları da daracıktı. Ancak bir kişinin yürümesine müsaade eden bu yollar, bizim onlara olduğumuz kadar, onlarında bize olan merakları yüzünden ve bizle hareket etme istekleri ile de birleşince iyice kalabalık ve geçilemez hale dönüştü.

IMG_3413Bu köyü ziyaretimiz sonrasında Omo Vadisinin derinlerine doğru yol almaya devam ettik. Yolda her zaman ki gibi çocuklar önce tüm hünerlerini sergileyerek arkasından da “hello forank, highland” veya “one Birr” bağırışları ile arabaların peşine takılıyorlardı. Bir parantez açıp Etiyopya’ya, hem de Omo Vadisi kabilelerine seyahati düşünen ve bu notları okuyan gezginlere bir tavsiye de bulunmam lazım. Asla ama asla toplu halde duruyorlarken ve/veya arabanız hareket halinde iken Etiyopya’lı çocuklara, pet şişesi dahil, her hangi bir hediye vermeye kalkmayın. Bunları kapmaya çalışırlarken kazalar, araba tekeri altında kalmalar ve yaralanmalar olabiliyor. Tüm geziden hala hatırlarken tüylerimi diken diken eden manzara, bir paket bisküviyi kendilerine almaya çalışan çocukların yerlerde yuvarlanmaları, birbirlerini ezmeleri ve hiçbirisinin o paket içindeki bisküviden bir tane bile yiyememeleriydi. Eğer bir şey verecekseniz bile ayrı halde durmuş olanlara verin ama bunu yaptığınız anda bile nereden çıktıklarını anlamadan bir sürü insan çevrenizi sarıyor. En iyi hediye ise verdiğiniz para ve tabii ki onları kırmamak adına da fotoğraf çekimi için izin aldıktan sonra vereceğiniz para. Birde fark ettim ki onlara vermek için yanınızda götürdüğünüz araba, bebek gibi oyuncakların bu kabilelerin çocukları için anlamı pek yok. En iyisi okul için çanta gibi, kalem gibi malzemeler, eski-yeni T şort ve ayakkabılar götürmeniz ya da oradan alıp yerel rehber aracılığı ile vermeniz. Ayakkabı özellikle çocuklar tarafından giyilmediğinden/giyilemediğinden, çıplak kalan ayaklarda yaralanmalar çok oluyor ve bunun için ilaç istiyorlar. Bazen verdiğiniz ilaç tehlikeli olabiliyor. Verdiğiniz ilacı bu sefer her şeye veya uygun olmayan yollardan kullanıp kendilerine veya çevrelerine zarar verebiliyorlar. İlaç vermemek en doğrusu herhalde. IMG_3423

Daha sonra yolda bir yerde, bir kulübe de durup piknik tarzı yemeklerimizi, yani ton balıklı sandviçlerimizi yedik. Hemen çevremiz çocuklarla sarılınca, boğazımızdan yemeğin hepsi geçmedi, paylaştık.

Bu kısa mola sonrasında geceyi geçireceğimiz Jinka adlı şehre doğru hareket ettik. Yolda bir sonraki kabilenin insanlarını görmeye başladık; 20.000 kişi oldukları düşünülen ve Tsemay, Tsemey veya Tsamai olarak da çağrılan kabilenin insanlarını.

Tsemaylar, Omo Vadisinin yarı çöl olan bölgelerinin insanları. Hem tarım ve hem de hayvancılıkla uğraşıyorlar. Tsemay erkekleri çok süslüler; kulaklarda küpeler (kabilenin ileri gelen birisi, büyük bir gururla kulağına küpe niyetine taktığı telefon sim kartını gösteriyordu. Rehberimiz uyardı “aman ha! Sakın gülmeyin”), kollarda demir halkalar ve incecik bellerine sardıkları kumaşlar görülmeye değerdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kabilenin erkekleri, aynen sonradan ziyaret edeceğimiz Hamer kabilesi erkeklerinin olduğu gibi, boğa üstünde atlama testinden geçmeliler ki erkek olduklarını ispatlasınlar. Boğaların 8-9 tanesi yan yana getiriliyor ve aday erkekler bu boğaların üstünden koşarak geçiyorlar. Bunu 4 kez düşmeden gerçekleştiren Tsemay erkeği artık kocaman bir adam olmuş sayılıyor ve başına renkli bir bant takılıyor. Bunu bir erkek taktı mı, “kızlar dikkat, bu erkek kendine bir eş arıyor” anlamına geliyor. Tur liderimiz Mehmet bu kabile erkeklerinin ince bel ve kalçalarından bahsedip sallana sallana yürümelerini anlatmıştı. Neden anlattı ki diye düşünmüştüm ama bu erkekleri yolda gördüğüm zaman ne demek istediğini anladım. Benim diyen bayanlar, bu şekilde kalçalarını sallayamazlar. Bir de etek tarzı bir giysileri yok mu, kız mı erkek mi ayırt etmek zor… Tabii bunlar kötü yakıştırmalar, aslında bunların hepsini gelenek olarak görmek lazım.

Bu insanlarda diğer kabilelerde olmayan şekilde evlenme düzenleri var. Evlenecek olan kızın ebeveynleri evlenme isteğinde olan erkeği kabul ediyorlar. Evlilik onaylansa bile başlık parası gerekiyor; bu da ya sığır ya da bal, kahve, tahıl şeklinde oluyor. Kabile içinde evlenmemiş kadınlar V şeklinde olan keçi derisinden bir giysi ve kısa etek giyerken evli olanlarda etek uzun ve yeri süpürüyor. Hamer kadınları ile çok benzer şekilde başlarına tereyağı, toprak ve su karışımından sürüp saçlarını süslüyorlar. Hamer kadınlarından farkları ise, saçlarının onlara göre daha kısa olmaları. Hamer kadınlarının saçları enseye doğru uzanıyor. IMG_3456

Erkeklerin ellerinde oturmak ya da ense altlarına koyup uyumak için küçük tabureler daima var. Bunlardan satın almak istedim ama tahta çatlamasın diye yağ sürdüklerinden kokuyor diye almadım.

Bu kabilenin olduğu köye girdik. Konsolardaki gibi tepelerde yaşamıyorlar. Evleri benzer ama tepelerinde testi gibi bir işaret yok. Her zamanki gibi biz ve onlar, karşılıklı olarak, birbirimiz meraktan inceleyip durduk. Bilgi verdik, bilgi aldık. Yol kenarı Tsemay köyü olduğundan, turiste pek alışıklar ve daha talepkarlar. Dorze köyünde olan düzeni bir daha bulamayacağız galiba.

Bu ziyaret sonrası Jinka adlı şehre vardık. Kalacağımız tesise geldik. Burası bence kaldığımız yerler arasında en sevimsizi ama bahçesine diyeceğim hiçbir şey yok. Bol bol kuş vardı.

Bavulları odalara atıp hemen yürüyüşe geçtik. 1500 rakımlarda olan küçücük şehrin birde havaalanının olduğunu öğreniyoruz. Ama görseniz, sadece uzun bir düzlük ne kule var ne de bir şey. Söylemeseler top sahası derim, zaten ancak pırpırlar inebiliyormuş.

Bu şehirde gezerken bir klinik tabelası görüp, içeri girdik. Önce “ne işiniz var” bakışlarını hissetsek de doktor olduğumuzu ve gezmek ve tanımak istediğimizi söylediğimizde izin verdiler. Bize bir brifing verir gibi de anlatmaları çok hoşuma gitti…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolda iki küçük çocukla arkadaş olduk. Çok sevimliler. Bize şarkılar söylediler. Bir de yanımıza İngilizce pratiğini arttırmak için gelen sonra doktor olmak istediğini söyleyen, ayrılırken de İngilizce sözlük almamız için para yardımı yapmamızı rica eden bir genç takıldı. Oralarda bu hikayeler normal anlaşılan, bizim küçükler bile “biz sokakta yatıyoruz, bize yardım” lafları ile veda ettiler. Bahşişi kaptılar ama hikayeden değil, şarkı söylemek emeklerinden dolayı…

IMG_3479

Bugün de sona erdi. Başında yazdığım gibi; belirli başlangıçların kılavuzluğunda, sonu belirsiz bir güne daha uyandık ama sonu güzel bitti. Yani şu ana kadar tüm günler, benden “on tam puan” aldı.

Yarın Mago Ulusal Parkı içine giriyoruz ve güzel kadınları ile meşhur Hamer ve dudaklarına tabla yerleştiren Mursi kabilelerini gezeceğiz.

Öğrendik ki İstanbul’da kar ve dondurucu soğuk varmış. Ne diyelim! Burada 36 C lerde geziyoruz. Allah İstanbul’da olana yardım etsin..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi                                      19.03.2011 Saat 23:11

 Yeniden gözden geçirilmiş yayın tarihi         26.09.2014 Saat 23:30

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Etiyopya Yerel Danslarından Örnekler

Etiyopya Dorse Kabilesinde Çocukların Dans Gösterisinden Örnekler

Etiyopya Gezi Anıları-4. Gün Arba Minch

IMG_7113

Gündoğumunu izlemek için geceden niyetlenmiştim. Ancak bu istek sadece niyet olarak kaldı. Günler sonra benim için uzun sayılacak bir süre uyuyabilmiştim. Nechisar Ulusal Parkına, Chamo ve Abaya Göllerine yukarıdan bakan kaldığımız tesisinin bahçesinde sabah kahvaltı öncesi hanımla küçük bir yürüyüş yaptık. Aşağıdaki Nechisar Ulusal Parkından gelen Babunları ilk kez orada gördük. Akşamdan kalma yiyecek ve içeceklerin bulunduğu masaları kolaçan ederek, paylarına düşenleri arayan babunlar bizi biraz ürkütüyor. Orası onların sayılır, onlarda bunun çok farkında ve bizim varlığımızı pek umursamıyorlar. Bize de çok güzel fotoğraflar veriyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6997Kahvaltı sonrasında 4*4 lere atlayıp Dorze insanlarının yaşadığı Chencha köyüne doğru hareket ediyoruz. Önce Arba Minch içinden geçiyoruz. Sabahın bu saatlerinde insanlar sırtlarında sepetlerle muz toplamaya gidiyorlar. Sabahtan ve zamandan bahsetmişken bir noktayı açıklamam lazım; Etiyopya’da zaman ve takvim kendine özgü. Etiyopya’da güneşin doğduğu saat günün ilk saati, güneşin battığı saat ise günün son saati olarak kabul ediliyor. Gün iki parçaya bölünmüş, her parça 12 saatten oluşuyor. Uluslararası zamana göre sabah 6.00 Etiyopya saatine göre 12.00’ye denk geliyor. Dolayısı ile Etiyopya’da zaman ile randevulaşacaksanız hangi saate göre randevu verdiğinize dikkat edin. Etiyopya’ya özgü bir diğer özellik ise Julien Takviminin kullanılması ve bir yılda 13 ay yaşıyor olmaları. Etiyopya’da bir yıl 30 günlük 12 ay ve 5 veya 6 günlük artık bir aydan oluşuyor. Julien Takvimi İsa’nın doğumundan 7 sene 113 gün sonra kullanılmaya başladığından Etiyopyalılar yeni yıla Eylül’ün 11’inde giriyorlar ve şu anda 2004 yılını (2014 yılında 2007 yılı oldu) yaşıyorlar. Noel’i ise her yıl 7 Ocak’ta kutluyorlar.

Arbaminch’de bir üniversite var. Ben bu üniversite önünden geçen ve her iki yanda bulunan Afrika Lalesi ağaçları ile kaplı yolu çok sevdim. Üniversite kapısından itibaren sağlı sollu ve sıra sıra dizilmiş banklar üstünde, kızlı erkekli gruplar muhabbetteler. Bunlarda buraya özgü öğrenci kafeteryaları olsa gerek diye düşünüyorum.

Yol boyunca zaman zaman arabamızı durduruyoruz. Yolda bizi görüp “high land” diye bağırarak arabamızın peşine düşen çocukların, o en masum halleri içinde dans ederek, arabamızda olduğunu bildikleri boş pet şişeleri istemeleri durmamıza  neden oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arba Minch’den 30 km kadar sonra, Guge Dağları yükseklerinde Dorze kabilesi insanlarının yaşadıkları köyler var. Dağ eteklerinden tepelere doğru yükselirken Arbaminch  şehri ve Chamo-Abaya Gölleri altımızda çok güzel panoramik görüntüler veriyor.

IMG_2704Etiyopya’da hiçbir istatistikî bilgi doğru değil diyorlar. Yani 38000 olduğu söylenen Dorze insanlarının sayısı doğru mu tam bilinmiyor. Ama Dorze insanlarının bilinen iki önemli özelliği teraslama ile tarım yapmaları ve kendilerine has kulübeleri. Ben bu özelliklerine bir özellik daha eklemek istiyorum; gezdiğimiz köyler içinde Chencha isimli 7800 kişilik Dorze köyü en rahat gezdiğimiz ve en iyi organize olan köydü. Bir de Pazartesi ve Perşembe günleri kurulan çok renkli bir pazarı var ki, ne yapıp edip o zamana geziyi denk getirmenizi tavsiye ederim.

Köye girer girmez doğrudan bir dizi kulübenin bulunduğu alana götürüldük. Köyün en cabbar delikanlısı bize genel bilgileri verdi, sonra ise Dorze’lere has kulübeyi anlatmaya başladı. Bu kulübenin en önemli özelliği Ensete (Yalancı Muz Ağacı) denen bitkinin yapraklarından yapılması. Ana iskeleti yapan bir direk etrafına çok güzel bir düzen içinde yerleştirilen bu yapraklardan kulübe yapılıyor. Evin giriş ise çok tipik, sanki, bir insanın burnunu andırıyor. Bu evin doğal düşmanları ise termit denen karıncalar. Zaman içinde bu karıncalar, evin ana malzemesini yani yaprakları yiyerek, evin başlangıçtaki orijinal boyunun kısalmasına neden oluyormuş. En sonda da ev yıkılıp yerine yenisi yapılıyor, yani bu evin malzemesi doğa dostu. Aslında doğanın ta kendisi… IMG_2545

Ana kulübenin yanında bir küçük kulübe daha var, burası balayı kulübesi imiş. Ana kulübenin içine giriyoruz. Ortada bir ocak, yanlarda sandalyeler var. Yerden 1 metre kadar yukarıda ise evin anne ve babalarının yatması için tahtadan yapılma döşek ve hemen yan tarafta ise hayvanların kaldığı ahırımsı bir yer var. Hayvanlarla aynı evi paylaşıyorlar, yani onların sıcaklığı paylaşılıyor.

Evden çıkıp bir başka köşeye yöneldik; burada evin bir erkeği demo olarak tezgâhta dokuma yapıyor. Evin arkasına geçip, bir genç hanımın esnete yapraklarına ince bir tarakla kazıyarak çıkarttığı bir maddeden pizza benzeri bir yemek yapmasını seyrediyoruz. Kalan lifli kısım ise ip olarak kullanılıyor. Bu ensete bitkisi, bizim hamsiye benziyor. Her şeyi yapılıyor diyeceğim ama bizim hamsiden de ev yapıldığını duymadım ben…

IMG_2558Ensete (Ensete Ventricosa) ne ola ki derseniz? Bir muz ağacını ve yapraklarını düşünün; yapraklarının yukarı doğru olanlarını ve yaprak sapından ucuna uzanan, ortadan bir kırmızı çizgi olanını hayal edin, işte size esnete ağacı. Hayalinizde canlanmadı mı? O zaman yandaki benim fotoya bakın..

Gezdiğimiz bu alanda konaklama yapabileceğiniz birkaç kulübede var. Çok akıllıca bir düzenleme ve organizasyon yapmışlar. En sonda ise unutamayacağım güzellikte bir dans gösterisi seyrettim. Köyün çocuklarının performansına bayıldım.. Size fikir vermesi için  küçük bir video çekimimi ekledim.

Tüm bu işlerden sonra ve bir yerel içki tadıp, bazı hediyelikler aldıktan sonra, pazara gitmek için köyün aşağısına doğru yürüdük. Pazar ise ayrı bir renk cümbüşü.. Her bir köşede bir başka olay var. Harika kareler çektim. Yolunuz buralara düşerse bu Dorze köyüne ve pazara mutlaka bir ziyaret yapın. Gezinin bu kısmı olmazsa, olmaz…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu güzel köyü neredeyse 4 saate yakın gezdik. Artık acıktık ve yemek yemek için Arbaminch’in bir başka otelinin restoranına gittik. Burada yemek yediğimiz restoranın bahçesi nasıl güzel kuşlarla dolu anlatamam! Burası bile bana cennet…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Etiyopya gezisinde Omo Vadisinde Güneye doğru gidecekseniz, Arbaminch son para bozduracağınız yer. Bu nedenle para bozduracak olanlar, Amerikan Dolarlarını, Birr adlı Etiyopya paralarına değiştirmeliler. Bir ara not daha, Etiyopya’ya Amerikan Doları ile gidin, Euro’ya rağbet yok ve bozarsalar da düşük değerden bozuyorlar. Gerçi biz gezi sonuna kadar parayı bira, su, fotoğraf çekmek, bahşiş vermek dışında harcayacak pek bir yer bulamadık. Her gezdiğimiz ülkeden almaya çalıştığımız ve o yere özgü bir şeyler içermesi bizim için seçim sebebi olan T şortu bile, bulamadığımız için, alamadan geldik.

IMG_3114-001Yemek sonrası hedefimiz, Chamo Gölü üzerinde tekne turu yapmak. Önce şehirden tekne kaptanımızı ve yakıtımızı arabaya, yanımıza aldık. Chamo Gölü 551 km2 alana sahip, derinliği 13-14 metrelerde. Bu gölde timsahları ve hipopotamları doğal yaşamlarında göreceğiz. Daha önce hiç hipopotam görmedim. İnsanlara saldırmada, timsahlardan daha sabıkalı olan bu hayvanlarla tanışmak çok ilginç olacak.

İki tekneye bölündük ve göl üzerinde seyahate başladık. Daha kıyıda, iki adet Mısır kazı ve balıkçıl gözüme takılıyor. Bir müddet gittikten sonra su üstünde hipopotamları görüyoruz. Çok heybetli gözüküyorlar ama biraz huzursuzlandılar, herhalde rahatsız ettik.

Biz teknede ürküyoruz ama biraz ilerde suya girmiş balıkçılar görüyoruz. Ne timsahtan ne de hipopotamdan korkuyorlar…

IMG_3036-001

Daha sonra hayatımda görmediğim kadar çok sayıda ve irilikte timsahın bir arada bulunduğu bir yere gittik. Karaya çıkmış, ağızları bir karış açık, dişleri insanı ürküten çok sayıda timsahın, çok sayıda pelikan, mısır kazları, marabou, balıkçıllarla yan yana, kardeşçesine durmaları ne güzel! Çok şey anlatmaya gerek yok, fotoğraflar zaten gerekeni anlatıyorlar.

Günün sonunda otelimize dönüyoruz. Ancak bana fotoğraf malzemesi bitmedi daha; akşam yemeği için bahçenin bir köşesinde koyun ve keçi kesmişler, onları parçalara ayırıyorlar. Tepede akbabalar, şahinler gezip duruyor. Belli ki alanın kendilerine kalacağı zamanı kolluyorlar..

Gün benim için çok güzeldi. Çok şeyi hafızama kazıdığım gibi, bir de fotoğraf makinemin hafıza kartına hapsettim. Sonradan tekrar tekrar hatırlamak ve siz sanal gezginlerle paylaşmak için…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk Yazım 17.03.2011 Saat 22:32

Gözden geçirilmiş ikinci yazım 25.09.2014 Saat 22:42

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.