Etiyopya Gezi Anıları-5. Gün Arba Minch’den Jinka’ya

IMG_7419

omo_valley_mapBelirli başlangıçların kılavuzluğunda, sonu belirsiz bir güne daha uyandık. Bugün yol çok uzun olacak, 330 km yol yapacağız. Artık Kenya sınırında Turkana Gölüne dökülen ve Etiyopya içinde 760 km boyunca yol kat eden Omo Nehrinden adını alan Omo Vadisine ve bu vadi içinde yer alan kabileleri ziyaretimize başlıyoruz.

Sabah erken uyandım ama gün doğumu bulutların azizliğine uğradı. Dün gece Arbaminch’de şiddetli bir yağmur vardı. Yağmur damlalarının, kaldığımız evin damına vururken çıkarttığı ses, uzunca bir süre uyutmamıştı.

Akbabaların, şahinlerin dün kesilen kurbandan arta kalanları yemelerini ve babunların günlük geçit törenlerini izledikten sonra yola düştük. Arba Minch’de bu tesiste, dönüşte bir gece daha kalacağız.

Omo Vadisi, özellikle 450 metre rakımlı Aşağı Omo vadisi, kimine göre 15 kimine göre 20 özgün kabilenin bulunduğu köyleri ile, son zamanların fazlaca turist cezbeden yörelerden bir tanesi. Burada Arbore, Ari, Bena, Bodi, Bumi, Daasanech (Geleb), Dorze, Hamer (Hamar), Kara (veya Karo), Konso, Kwegu (veya Muguji), Mursi, Tsemay ve Turkana gibi kabilelerle temasta olabiliyorsunuz. Bunlardan bazılarına ulaşmak çok zor ve hatta araçlarınızın 4*4 olmaması durumunda neredeyse imkansız gibi bir şey. Bu vadide yaşayan insanların 200000 civarında olduğu yazılıyor.

Bu alana yapılması planlanan ve inşaatına da 2006 yılında başlanan Gibe III adlı devasa baraj tamamlanınca (Hala tamamlanamadı-2014) tüm ekosistemin bozulacağından, bu kabilelerin özgünlüğünden eser kalmayacağından bahsediliyor. İnsanlık bir kez daha medeniyet ve değerleri arasında seçimini yapmış ve bedelini ödeyecekmiş gibi gözüküyor. Bizler, UNESCO nun dünya kültür miras listesi içinde olan bu bölgenin ve insanlarının yaşamını son kez gören şanslılar arasında olacağız galiba. Bu baraja destek veren Avrupa, sonradan tepkiler üzerine desteklemekten vazgeçmiş ve baraj inşaatı da durmuş ama anlaşılan onlarda da “babalar gibi yaparım” diyen bir hükümet var galiba. Çünkü parayı başka bir kaynaktan bulmuşlar ve inşaat tekrar başlayacakmış.

IMG_3341

Biz konumuza dönelim; bir süre arabalarla dere tepe düz gittikten ve vadiye girişte panoromik fotoğraflarımızı aldıktan sonra ilk köy ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bu kabile insanlarının genel adı Konso’lar. 80.000 kişi olduğu düşünülen Konsolar, yüksek kayalık alanlara kurdukları köylerde izole topluluklar halinde yaşıyorlar. Bu köyler taş duvarlarla çevreleniyor, burada amaç kolay savunma ve korunma. Köy içinde de 3-4 evlik aileler yan yana gelerek sınırları yine çevrili izole alanlar içinde yaşıyorlar. Tarımla uğraşıyorlar. Sorgum (süpürge darısı) denen bir tahıl ana ürünleri ve hem un yapımında ve hem de yerel içecekleri olan bir biranın yapımında kullanıyorlar. Kahve, pamuk, mısır, fasulye ve diğer tahıllarda ekimi yapılanlar arasında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso köyünde, köyün ana meydanında dikilmiş taş ve direkler gördük. Bunlar her yeni jenerasyonun varlığını gösteriyormuş. Bu direk ya da taşların sayısı köy hakkında bilgi veriyormuş. Gezdiğimiz köyde 9 adet direk sayıyorum yani burası 162 yıllık bir köy.

IMG_3373Bir diğer gelenekte yine meydanda bulunan genç evinin (belirli bir yaşa gelmiş olan genç erkekler evden ayrılıyorlar ve bu evlerde yaşıyorlar) önündeki büyükçe bir taşın, genç erkek tarafından kaldırılarak, omuz hizasından geriye atılması. Bu o gencin evliliğe hazır ve istekli olduğunu gösteriyor. Yerel rehberimiz Miki’nin bu köyden olan ve bizim orayı gezmemize yardımcı olan bir Konso genç kızına aşık olduğunu ama kızımızın biraz nazlandığını öğreniyoruz. Bunu öğreniriz de, Miki’yi rahat bırakır mıyız? “Haydi Miki, kaldır taşı, kızı kaçıralım” bağırışları altında gaza gelen Miki’nin, taşın altında iki büklüm olması ama taşı da atmayı başarması bizi sevinçlere boğdu. Ama kızımız biraz nemrut mu ne? Gönlü yok desem öyle değil gibi, oğlan mazbut, yakışıklı sayılır, işi de iyi daha ne ister diyeceğim ama bilirim bu işler elektrik işidir. Yeterli değil demek ki!

Bu köyün bir diğer âdeti ise mezarların üstüne yerleştirilen ve Waga adını alan tahtadan oyma heykelleri. Bunların her biri birer sanat eseri. Bu heykeller dizisinde, evin ölen büyüğünün heykeli ve çevresinde ondan daha küçük olarak da eşleri ve öldürdükleri düşman ve hayvanlar temsil edilirmiş. Bunlardan en güzel örnekleri, dönüş yolu üzerinde gezdiğimiz Konso müzesinde gördük. Bu heykellerden aşağı yukarı her ailenin evinin önünde varmış ama bunların sanatsal değerleri ortaya çıkınca çalınmaya başlanmışlar. Ondan sonra da yapılmamaya başlanmış. İleri de bunların fotoğraflarını yayınladığım zaman, ne kadar güzel olduklarını sizlerde anlayacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Konso insanlarının yüzyıllar boyu geriye giden gelenekleri olmasına rağmen batı tarzı giysileri içinde görmenin biraz garip olduğunu, dönüş yolunda tekrar aynı yerden geçtiğimizde, düşünmedim değil. Bazı genç nesil Konso insanları ise kulübelerde yaşamaktan batı tarzı evlerde yaşamaya geçiyorlarmış. Sonlara şahitlik ettiğimizin bir göstergesi bu galiba..

Bu köyde gezimiz sırasında neredeyse tüm köy peşimizdeydi. Köyün sokakları da daracıktı. Ancak bir kişinin yürümesine müsaade eden bu yollar, bizim onlara olduğumuz kadar, onlarında bize olan merakları yüzünden ve bizle hareket etme istekleri ile de birleşince iyice kalabalık ve geçilemez hale dönüştü.

IMG_3413Bu köyü ziyaretimiz sonrasında Omo Vadisinin derinlerine doğru yol almaya devam ettik. Yolda her zaman ki gibi çocuklar önce tüm hünerlerini sergileyerek arkasından da “hello forank, highland” veya “one Birr” bağırışları ile arabaların peşine takılıyorlardı. Bir parantez açıp Etiyopya’ya, hem de Omo Vadisi kabilelerine seyahati düşünen ve bu notları okuyan gezginlere bir tavsiye de bulunmam lazım. Asla ama asla toplu halde duruyorlarken ve/veya arabanız hareket halinde iken Etiyopya’lı çocuklara, pet şişesi dahil, her hangi bir hediye vermeye kalkmayın. Bunları kapmaya çalışırlarken kazalar, araba tekeri altında kalmalar ve yaralanmalar olabiliyor. Tüm geziden hala hatırlarken tüylerimi diken diken eden manzara, bir paket bisküviyi kendilerine almaya çalışan çocukların yerlerde yuvarlanmaları, birbirlerini ezmeleri ve hiçbirisinin o paket içindeki bisküviden bir tane bile yiyememeleriydi. Eğer bir şey verecekseniz bile ayrı halde durmuş olanlara verin ama bunu yaptığınız anda bile nereden çıktıklarını anlamadan bir sürü insan çevrenizi sarıyor. En iyi hediye ise verdiğiniz para ve tabii ki onları kırmamak adına da fotoğraf çekimi için izin aldıktan sonra vereceğiniz para. Birde fark ettim ki onlara vermek için yanınızda götürdüğünüz araba, bebek gibi oyuncakların bu kabilelerin çocukları için anlamı pek yok. En iyisi okul için çanta gibi, kalem gibi malzemeler, eski-yeni T şort ve ayakkabılar götürmeniz ya da oradan alıp yerel rehber aracılığı ile vermeniz. Ayakkabı özellikle çocuklar tarafından giyilmediğinden/giyilemediğinden, çıplak kalan ayaklarda yaralanmalar çok oluyor ve bunun için ilaç istiyorlar. Bazen verdiğiniz ilaç tehlikeli olabiliyor. Verdiğiniz ilacı bu sefer her şeye veya uygun olmayan yollardan kullanıp kendilerine veya çevrelerine zarar verebiliyorlar. İlaç vermemek en doğrusu herhalde. IMG_3423

Daha sonra yolda bir yerde, bir kulübe de durup piknik tarzı yemeklerimizi, yani ton balıklı sandviçlerimizi yedik. Hemen çevremiz çocuklarla sarılınca, boğazımızdan yemeğin hepsi geçmedi, paylaştık.

Bu kısa mola sonrasında geceyi geçireceğimiz Jinka adlı şehre doğru hareket ettik. Yolda bir sonraki kabilenin insanlarını görmeye başladık; 20.000 kişi oldukları düşünülen ve Tsemay, Tsemey veya Tsamai olarak da çağrılan kabilenin insanlarını.

Tsemaylar, Omo Vadisinin yarı çöl olan bölgelerinin insanları. Hem tarım ve hem de hayvancılıkla uğraşıyorlar. Tsemay erkekleri çok süslüler; kulaklarda küpeler (kabilenin ileri gelen birisi, büyük bir gururla kulağına küpe niyetine taktığı telefon sim kartını gösteriyordu. Rehberimiz uyardı “aman ha! Sakın gülmeyin”), kollarda demir halkalar ve incecik bellerine sardıkları kumaşlar görülmeye değerdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kabilenin erkekleri, aynen sonradan ziyaret edeceğimiz Hamer kabilesi erkeklerinin olduğu gibi, boğa üstünde atlama testinden geçmeliler ki erkek olduklarını ispatlasınlar. Boğaların 8-9 tanesi yan yana getiriliyor ve aday erkekler bu boğaların üstünden koşarak geçiyorlar. Bunu 4 kez düşmeden gerçekleştiren Tsemay erkeği artık kocaman bir adam olmuş sayılıyor ve başına renkli bir bant takılıyor. Bunu bir erkek taktı mı, “kızlar dikkat, bu erkek kendine bir eş arıyor” anlamına geliyor. Tur liderimiz Mehmet bu kabile erkeklerinin ince bel ve kalçalarından bahsedip sallana sallana yürümelerini anlatmıştı. Neden anlattı ki diye düşünmüştüm ama bu erkekleri yolda gördüğüm zaman ne demek istediğini anladım. Benim diyen bayanlar, bu şekilde kalçalarını sallayamazlar. Bir de etek tarzı bir giysileri yok mu, kız mı erkek mi ayırt etmek zor… Tabii bunlar kötü yakıştırmalar, aslında bunların hepsini gelenek olarak görmek lazım.

Bu insanlarda diğer kabilelerde olmayan şekilde evlenme düzenleri var. Evlenecek olan kızın ebeveynleri evlenme isteğinde olan erkeği kabul ediyorlar. Evlilik onaylansa bile başlık parası gerekiyor; bu da ya sığır ya da bal, kahve, tahıl şeklinde oluyor. Kabile içinde evlenmemiş kadınlar V şeklinde olan keçi derisinden bir giysi ve kısa etek giyerken evli olanlarda etek uzun ve yeri süpürüyor. Hamer kadınları ile çok benzer şekilde başlarına tereyağı, toprak ve su karışımından sürüp saçlarını süslüyorlar. Hamer kadınlarından farkları ise, saçlarının onlara göre daha kısa olmaları. Hamer kadınlarının saçları enseye doğru uzanıyor. IMG_3456

Erkeklerin ellerinde oturmak ya da ense altlarına koyup uyumak için küçük tabureler daima var. Bunlardan satın almak istedim ama tahta çatlamasın diye yağ sürdüklerinden kokuyor diye almadım.

Bu kabilenin olduğu köye girdik. Konsolardaki gibi tepelerde yaşamıyorlar. Evleri benzer ama tepelerinde testi gibi bir işaret yok. Her zamanki gibi biz ve onlar, karşılıklı olarak, birbirimiz meraktan inceleyip durduk. Bilgi verdik, bilgi aldık. Yol kenarı Tsemay köyü olduğundan, turiste pek alışıklar ve daha talepkarlar. Dorze köyünde olan düzeni bir daha bulamayacağız galiba.

Bu ziyaret sonrası Jinka adlı şehre vardık. Kalacağımız tesise geldik. Burası bence kaldığımız yerler arasında en sevimsizi ama bahçesine diyeceğim hiçbir şey yok. Bol bol kuş vardı.

Bavulları odalara atıp hemen yürüyüşe geçtik. 1500 rakımlarda olan küçücük şehrin birde havaalanının olduğunu öğreniyoruz. Ama görseniz, sadece uzun bir düzlük ne kule var ne de bir şey. Söylemeseler top sahası derim, zaten ancak pırpırlar inebiliyormuş.

Bu şehirde gezerken bir klinik tabelası görüp, içeri girdik. Önce “ne işiniz var” bakışlarını hissetsek de doktor olduğumuzu ve gezmek ve tanımak istediğimizi söylediğimizde izin verdiler. Bize bir brifing verir gibi de anlatmaları çok hoşuma gitti…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolda iki küçük çocukla arkadaş olduk. Çok sevimliler. Bize şarkılar söylediler. Bir de yanımıza İngilizce pratiğini arttırmak için gelen sonra doktor olmak istediğini söyleyen, ayrılırken de İngilizce sözlük almamız için para yardımı yapmamızı rica eden bir genç takıldı. Oralarda bu hikayeler normal anlaşılan, bizim küçükler bile “biz sokakta yatıyoruz, bize yardım” lafları ile veda ettiler. Bahşişi kaptılar ama hikayeden değil, şarkı söylemek emeklerinden dolayı…

IMG_3479

Bugün de sona erdi. Başında yazdığım gibi; belirli başlangıçların kılavuzluğunda, sonu belirsiz bir güne daha uyandık ama sonu güzel bitti. Yani şu ana kadar tüm günler, benden “on tam puan” aldı.

Yarın Mago Ulusal Parkı içine giriyoruz ve güzel kadınları ile meşhur Hamer ve dudaklarına tabla yerleştiren Mursi kabilelerini gezeceğiz.

Öğrendik ki İstanbul’da kar ve dondurucu soğuk varmış. Ne diyelim! Burada 36 C lerde geziyoruz. Allah İstanbul’da olana yardım etsin..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi                                      19.03.2011 Saat 23:11

 Yeniden gözden geçirilmiş yayın tarihi         26.09.2014 Saat 23:30

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: