Karadeniz Yaylalarından Renk Cümbüşü; Aman Dikkatli Gez Dostum !

P7041632.JPG

Hey dostum!

Gezerken çevreni görebiliyor musun gerçekten? Yoksa sadece bakıyor musun?

Yeşil sadece yeşil, çiçek sadece çiçek midir senin için? Yeşile, çiçeğe bakarken için kıpır kıpır olup gözlerinin kamaştığı oluyor mu hiç? Kendini mutlu ve çok şanslı hissettiğin olur mu o anlarda?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu an keşke hiç bitmesin” dedin mi ya da ” Sağlığım ve zamanım müsaade etse de bu anı bir daha  yaşasam” diye düşündün mü hiç? Dakikalarca o çiçeğin güzelliğini seyredip de yanından ayrılamadığın oldu mu?

Farklı bir çiçek göreceğim diye sağa sola bakınırken hiç tökezleyip düştüğün ama umursamadığın olur mu?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yağmur sonrası ağaçların, çiçeklerin yapraklarına düşen damlacıklara dikkat ettin mi hiç? Nasıl da güzelleştirirler yaprağını, dalını o ağacın ve çiçeğin! Biliyor musun? Dikkatle bakarsan o damlacık içinde yansıyan kendini bile görebilirsin…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Peki o çiçeğin, yaprağın üstünde devam eden yaşama şahit oluyor musun? Örneğin bir çiçekten nektar toplayan arılara denk geldin mi hiç? Ayaklarına yapışan ve bazen uçmasına bile engel olacak kadar çok olan polene dikkat ettin mi? Bir kilo bal için arıların tam 14 milyon çiçeğe uğraması gerektiğini biliyor musun?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kelebekler, sabah erken saatlerde kanatlarını açarak kuruturlar, yani kanadı açık ve hareketsiz bir kelebek fotoğrafı çekmek istersen, şansını sabah deneyeceksin. Küçük bir yağmur damlası o hayvancıklar için nasıl bir bomba etkisi yaratıyordur bir düşünsene!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yapraklar üzerinde dolaşan, hiç doymayacakmış gibi yaprağı yiyen çekirgeleri görür müsün? Bir yandan ” Bunlar ne obur, ne zararlı hayvanlar” derken, bir yandan da “Yapraklara nasıl da şekil vermişler? Dantel gibi işlemişler yaprağı!” diye hayranlık duydun mu?

Kaçkar Dağları Milli Parkı, içerdiği nadir flora, fauna çeşitliliğinden dolayı Dünya Doğa Koruma Vakfı (WWF-World Wildlife Fund for Nature) tarafından, dünyanın korunması öncelikli 100 bölgesinden biri olarak seçilmiş, haberin var mı?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaçkar yaylalarını gezerken “Kaç tane çiçek görmüşümdür acaba?” diye meraklanır mısın? Gözlerin farklı olarak başka hangi çiçeği görebilirim diye etrafı  radar gibi  tarar mı?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hiç gördüğün çiçeklerin adını merak ettin mi? “Bu kadar çok çeşide doğa neden gerek gördü acaba?” diye düşündün mü? Yöre insanı hangi bitkinin çayını içer, hangi hastalığa şifadır diye toplar biliyor musun? “İyi bir bitki olsa ineğim yerdi” diyen bir yöre insanına denk geldin mi?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaylalarda otlayan ineklerin memeleri ne kadar da büyük olabiliyor! Sanki sütle dolu memeleri patladı patlayacak gibiler. Yaylalarda gezerken ilk defa sizi görse de, yüzünüze yansıyan sevgiyi hissettiklerinde, kuyruklarını sallaya sallaya yanınıza gelen ve yol boyu size eşlik eden çoban köpeklerine denk gelmişsindir mutlaka….

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ve o yaylalarda yaşayan insanlar.. Yüzyıllardır sürdükleri yaylacılık geleneğini, günümüzde de devam ettirme çabaları ne muhteşem değil mi? Avusor Yaylası mezarlığında yatan ölülerin yaklaşık yarısının ölüm nedeninin, temmuz ayında gerçekleşen donma sonucu ölüm olduğunu öğrenmek beni çok sarsmıştı, seni de sarsmalı ve yaylacıların mücadelelerine olan saygını arttırmalı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bilir misin? Yaylacılar evlerini toprak seviyesinde, yamaç sırtlarında ve mutlaka tek katlı olarak yaparlar. Adına yörede pag dedikleri bir katlı evlerde, en fazla 3 odada tüm aile paylaşırlar yaşamı. Onların çok katlı evden gelecek rant dertleri yoktur, dağlardan gelebilecek olan çığdan sağ kalmaktır tek dertleri. Kaçkar Yaylalarını severler ama ondan gelebilecek şerden de korkar ve önlemlerini alırlar.

Yaylacılara, yöre insanına mutlaka bir dokun, onlarla iletişime geçmeye çalış. Geleneklerini bozuyoruz, hayvanları için hayati öneme sahip  otlaklarını çiğniyoruz diye bazıları bizlere kızgınlar. Ama olsun! Yine de bir dene, zarar vermeye gelmediğini göster. Onlardan öğrenebileceklerinin bazılarını kitaplar yazmıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Unutma ki biz ne kadar onları merak ediyorsak, onlar da bizi en az o kadar merak ediyor ve izliyorlar. 

Ve yayla çocukları.. Sanki onlar, şehirde yaşayan yaşıtlarına  göre daha mı mutlular nedir? Ellerinde cep telefonları, bilgisayarları yok ama sence de daha çok gülmüyorlar mı şehirli yaşıtlarından? Daha girişken, daha atılgan ve daha sevecen değiller mi?

Yaylalara astıkları derme çatma tabelaları sakın okumadan geçme derim! Birkaç kelime ile aktarılan bilgeliği görebilirsin o yazılarda..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaçkar Dağları Milli Parkı, şırıl şırıl akan dereleri, renk renk çiçekleri, asırlık ağaçları, ne zaman geleceği belli olmayan sisi ve yağmuru, dikkatli bakmazsan gözden kaçan mikro yaşamı, çevresi ile uyum içinde ve kendine özgü hayat felsefesine sahip yöre insanı ile bir bütünlük gösteriyor. 

Burayı gezerken bu bütünü gezmen, görmen ve yaşaman gerekiyor. Biri olmadan, diğeri mutlaka eksik kalacaktır. Böyle yaklaşırsan daha çok zevk alacak ve nasıl bir güzelliğe şahit olduğunu anlayacaksın.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ve horon! Horon içkisidir, eğlencesidir ve yaşamıdır Karadeniz insanının. Dağda, yaylada olması fark etmez, Kaçkar Yaylaları onun eğlence mekanıdır. Bir yerden gelen bir tulum, bir kemençe sesi mutlaka duyarsın. Eee! Kemençe, tulum duyar da oynamaz mı yayla insanı? Katıl onlara, çekinme.. Bırak ellerini onlar yönlendirir seni, çekip çeviriverir. Türkülerinin sözlerine bir kulak ver, sözlerin içindeki yaşanmışlıkları mutlaka hissedeceksin. Kendileri ile alay edebilirler türkülerindeki sözlerle.

P7062229-001.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kendin tek başına da gezebilirsin ama yanında duygularını paylaşan biri ya da birileri varsa ne şanslısın! Ama seninle aynı duyguları, zevki, heyecanı yaşamıyorsa yanındakiler, koyver gitsin, sen doğanın keyfini çıkar…..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meraklısına Dip Not 

Adının kökeni Ermenice’den kaynaklanan Kaçkar (khachkar-Ermenice Haçlı taş anlamında) Dağları’nın, Çamlıhemşin civarında bulunan güzel yaylalarını (Elevit, Çat, Palovit, Sal, Pokut, Gito, Ambarlı, Kavron, Avusor, Ayder, Çiçekli Yaylası, Galer Düzü) Temmuz ayı ilk haftası içinde Horonevi‘nin bir etkinliği olarak 1 hafta boyunca gezme şansımız oldu.  Çat Köyü sınırları içinde Toşi Pansiyon adlı tesiste konakladık. Konakladığımız yerden günlük gezilerle civar yaylalara (rehberin dediğine göre 38 tane irili ufaklı yayla mevcutmuş) çıktık. Ulaşım ve rehberlik hizmetini Kaçkarlı Turizm şirketinden aldık. Tüm gezi boyunca bize kemençesi ve güzel türküleri ile tanıdığım en amatör ruhlu ama en profesyonel sanatçı Yunus Emre Kurt eşlik etti. Hepsine teşekkür ederim.

P7072374.JPG

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

11.07.2019 Saat 19:23

Baharın Müjdecisi Çiçeklerin Peşinde

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Artık benim için baharın müjdecisi kiraz çiçekleri oldu.

Son üç sene Nisan ayını,  kiraz ağacı çiçeklenmesini izlemekle geçirdim. Önce 2016 yılında Japonların yeniden doğuşu ve baharı simgeleyen sakuralarını  görmek için Japonya’ya  gittim.

2017 yılı baharını Uluborlu’da, 2018 yılı baharını ise Akşehir’de kiraz ağaçları arasında gezinip, çiçeklerini fotoğraflamakla geçirdim (Uluborlu kiraz bahçeleri ile ilgili gezi yazımın adresi; : https://gezekalin.com/2017/05/10/hizirlar-ve-bilgeler-cografyasinda-uluborlu-sakuralari-egirdir-golu/ ).

Aslında bu seneki gezi amacım Konya ili sınırları içinde 400 dönümün üstünde tarlalara renk renk ekilmiş laleleri fotoğraflamaktı. Konu baharı karşılamak ve çiçekler olunca, Akşehir’in kiraz bahçelerinde, Japonya’dakilerin aksine zamanla meyveye dönüşecek yerli sakuraları, yani kiraz çiçeklerini fotoğraflamadan geçip gitmek olmazdı. Biz de Akşehir’in köylerinde kiraz bahçelerini ziyaret ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Geçen sene Uluborlu’da kiraz çiçeklerinin dökülmeye yüz tutan zamanına denk gelirken, bu sene Akşehir’de kiraz ağaçlarının yeni çiçeklendiği zamana rastladık. Bizim gibi yörede yaşamayan ama dar zamanda hedeflediği olaya şahit olmaya çalışan gezginler için zamanlama her zaman tutmayabiliyor.

Anadolu toprakları medeniyetlerin olduğu kadar, pek çok meyve türü için de çıkış noktası. Ülkemiz kirazı en çok üreten olduğu halde, kirazını en çok ihraç eden ilk ülke değil. Üreticisine sorsan haklı şikayetlerini ardı ardına sıralayacak halde. Kazanan maalesef hep aracı oluyor. Betonlaşmadan nasibi alan kiraz ağaçları ekili alanlarının kaybı da işin ayrı tarafı.

Akşehir kiraz üretiminin önemli olduğu bir ilçemiz. Bu ilçenin en iyi kiraz cinsi Napolyon Kirazı. Bu kirazı geçen senelerde dalından yemiştim. Muhteşemdi. Akdeniz’e deniz tatiline giderken yanımıza aldığımız 9 kasa Napolyon kirazını karavana yüklediğimizde içimden “Abarttık arkadaş!” demiştim ama daha İstanbul’a dönmeden tek bir kiraz kalmamıştı geride…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Miharu Takizakura

Japonya’da Sakuramori dedikleri kiraz ağacı doktorları bile mevcutmuş. Hele  Miharu Takizakura adlı yaşlı bir kiraz ağacının özel bir doktoru varmış. Japonya’da insanların ve politika üretenlerin meyve vermeyen ama çiçekleri yüzünden kutsiyet atfettikleri kiraz ağacına ne kadar saygı duyduklarına bizzat şahit olmuş birisi olarak, ülkemizdeki bu önemli ağaca yeteri kadar değer verilmemesi ise ayrı bir konu. Zeytin ağacını yok eden zihniyetin kiraz ağacını koruması mümkün mü? Bu konuda gazeteci-yazar dostum sevgili Yusuf Yavuz’un linkini verdiğim yazısını mutlaka okumanızı tavsiye ederim .

(https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2017/04/02/kiraz-agacinin-anlattigi-bu-masala-kulak-verin/ )

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kiraz ağacı çiçekleri ağır ağır açar ama çok çabuk dökülür.  Yani hızlı yaşarlar ve döküldüklerinde gençtirler. Bu nedenle Japonlara göre sakuralar,  baharın müjdecisi olmasına rağmen, daha solmadan en güzel halindeyken dallarından düşmesi sebebiyle, ölüm ile yaşamın birlikteliğini ifade ediyorlar. Rüzgar estiğinde dökülen kiraz çiçekleri Japonya’da pembe, Uluborlu’da ise beyaz renkli kar tanecikleri hissini vermişti bana.

Hanami nedir bilir misiniz? Hanami, geleneksel Japon kiraz çiçeği seyretme festivalinin adı (aslında gündüz kiraz çiçeğini izlemeye deniyor, gece için bile farklı bir adlandırması var). Yani Japonlar kiraz çiçeği açtığı zaman bunu kutlar ve parklarda kiraz ağaçlarının altı gece gündüz insanla doludur. Yerli turistler dışında, tüm dünyadan 500000 üstünde insan sadece bu özel gün için Japonya’ya gidiyor. Akşehir’in Kiraz Festivali var ama kiraz çiçeği ile ilgili bir aktivitelerinin olduğuna dair bir bilgi edinemedim. Uluborlu bu konuda biraz daha aktifti. Uluborlu’da kiraz çiçeği döneminde fotoğraf gezilerine öncülük ediyorlardı. Ben yine de bu tür tanıtım ve faaliyetlerin çok az olduğunu düşünüyorum. Kiraz çiçeği günlerini ülkemin tüm insanları duymalı ve görmek için fırsat yaratmalı. Bu konuda tabii ki yörenin insan ve yönetimlerinin çaba göstermeleri gerekir. 

IMG_1983.JPG

Gelelim Lale tarlası gezimize…

Konya ilginç bir memleket! Sizlerle kısa Konya gezimizi de sonra paylaşacağım. Bir gezgin için çok önemli gezi noktaları ve hedefleri içeriyor. Gezdiğimiz lale çiftliği, Ali YETGİN Yapı Tarım Hayvancılık ve Ltd. Şti.  bünyesindeki Asya Lale firmasına ait. 1998 yılında lale yetiştiriciliğine başlamış. 400 dönüm dikili alanda, bir yılda 50 milyon adet lale soğanı üretiliyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lale tarlaları eskiden Çatalhöyüğe yakınmış. Ama muhtemelen zamanla alan yetmediğinden, Konya’nın İsmil Kasabası’nın Çınaroba mevkine taşınmış ve Konya merkeze uzaklığı 76 km. Lale tarlalarını gezmenin bir zamanı ve süresi var. Yani çiçeklendiği zaman serbest gezi imkanınız yok. Bu sene 8 Nisan Pazar günü ve sonraki bir kaç gün için gezme imkanı vardı. Biz de gezimizi 8 Nisan’da yaptık. Bu günün tanıtımı güzel yapılmış. Çok sayıda firmaya ait tur otobüsü vardı ve alan da oldukça kalabalıktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lale çiftliği renk cümbüşü ve düzenlemesi ile çok güzeldi. Yeryüzünde, gök kuşağını hissettim.  Doğada (örneğin Tota Dağı’nda mevsiminde açan kırmızı lale), doğanın verdiği şekil ve dağılımla açan vahşi laleyi, hiç bir parktaki lale ile değişmem. Ama burada, bu yoğunlukta laleleri görmek de ayrı bir güzellik olsa gerek.

IMG_1933.JPG

1550 yılları civarında lale soğanları, Osmanlı topraklarından götürülmüş. 17. yüzyılda Hollanda’da lale çılgınlığı başlamış. İnsanlar nadir bulunan bir tek lale soğanı için servet ödemişler. Lale ülkemiz tarihinde bir döneme isim verecek kadar sevilmiş, önemsenmiş. Şiirlere konu, zarafetin, inceliğin ve masumiyetin sembolü olmuş lalelerin ülkemizdeki en büyük bu çiftliğini gezmek, laleleri ışığa-açıya göre fotoğraflamak neredeyse yarım gününüzü alabilir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Beni gezi öncesi dedikleri,  “Ne yapacaksın lale çiftliğini? Konya’ya bu iş için gidilir mi? Emirgan Parkı’nda en kralı var lalenin!” sözleri yolumdan engellemedi. Sizi de sakın engellemesin ve zamanı gelince insan eli ile yaratılan bu görsel şölene şahit olun. Hem Konya’ya gitmek için başka sebepleriniz de var.

Neler mi? Arkası yarına…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

11.04.2018 Saat 16:21

IMG_1897 - Copy