Yapmadan Gelmeyin! -Kolombiya

IMG_5454

Kolombiya’ya gitmişseniz bunları yapmadan;

IMG_6357   Bogota’da şehir duvarlarında çizili ve her biri birer sanat eseri olan grafitileri görmeden, IMG_5162-001

 

IMG_5213

  • Bogota’da “ajiaco” adlı çorbalarından, Juan Valdez Kahve Zincirlerinden bir tanesinde oturup aromatize kahvelerinden denemeden,
  •  Botero Müzesini (Donacion Botero) sindire sindire gezmeden, IMG_5480
  • Zipaquira Köyündeki Tuz Katedralini ve köyü gezmeden, Zipaquira Köyünde Sanalejo adlı restoranda ızgara balık veya et yemeden, IMG_5772
  • Monserrate Tepesine teleferikle çıkıp, Bogota’nın panoramik görüntüsünün tadına varmadan (https://gezekalin.com/2014/08/23/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-tuz-katedralizipaquiramonserrate-tepesi-kolombiya/),
  • Zümrüt taşı ile meşhur Bogota’da bir zümrüt taşı satan mağaza gezmeden,
  • Cartagena‘da Puerta del Reloj (Saat Kapısı)’dan eski şehire girip Plaza de los Coches, Plaza de la Aduana dan geçip San Pedro Claver Meydanını gezmeden, Bolivar Meydanında bulunan Engizisyon Sarayını gezip insanlara işkence yapmanın inceliklerine ulaşmada insanlığın takip ettiği karanlık yolları görmeden, Plaza Santa Domingo’da Botero’nun şehre hediyesi olan Mujer Reclinada adlı heykeli görmeden, Bolivar Meydanında bulunan Monte Sacro adlı restoranda sunulan deniz ürünlerini denemeden, Castillo de San Felipe de Barajas  (San Felipe Kalesi) ziyaretini gerçekleştirip askeri mimarinin bu güzel eserini görmeden, Cartagena şehir surlarında gün batımını seyretmeden, her biri birer güzellik abidesi olan renk renk boyalı, balkonları çiçek dolu kolonyal evleri ve sokakları görmeden (https://gezekalin.com/2014/08/24/ekvador-kolombiya-venezuela-gezi-yazisi-cartagena-kolombiya/),

IMG_6640

DÖNMEYİN!!!!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

10.09.2014 Saat 13:20

 

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Kolombiya Özet

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Colombia_mapEkvador gezisi, üç ülkeyi içine alan 18 günlük turumuzun merkezindeydi. Kolombiya ise programımızda ikinci ülkemiz olarak geçiyordu. Kolombiya gezimizin sonunda geldiğimiz nokta, Kolombiya’nın mutlaka görülmesi gereken bir ülke olduğuydu.

“Kolombiya’yı gezginlere tavsiye ediyoruz” sözümüzün tek bir nedeni yok. Doğası, farklı kültürleri barındırması, Kolonyal ve Cumhuriyet dönemlerine ait iyi korunmuş ev örneklerinin bolluğu ve bunlarda hala devam eden yaşamın varlığı, insanlarının cana yakın ve güler yüzlü olmaları ilk  aklıma gelen nedenler olabilir. Kolombiya’nın kimliğine yapışmış olan uyuşturucu ticari damgası ve güvenlik konusundaki uyarılara rağmen bu ülkede kendimizi rahat hissettik. Olumsuz imajlarını hızla düzelteceklerine inanıyorum. Turizm bu ülkenin en önemli gelir kaynakları arasına girecektir. Bu ülke ve insanı bunu hak ediyor ve turizme sunacakları çok şeye de sahipler. Bu konuda seyrettiğim tanıtım videoları bana düşüncelerimde haksız olmadığım hakkında bir fikir veriyor. 

Ayrica size http://discovercolombia.com/ adlı bir siteye vaktiniz olduğunda bir göz atmanızı tavsiye ederim. 

Bu ülkede sadece Bogota ve Cartagena şehirlerini gezdik.  Ama Medelline, Santa Marta

gibi görmekten çok mutlu olacağım yerleri de görebilmek isterdim doğrusu.

Karayiplere 1600 km, Pasifik Okyanusuna 1300 km sahili olan bir ülkenin muhteşem kumsalları olduğunu biliyorum. 

Ülkenin %14’lük kısmının Korunmuş Ulusal Park, Ulusal Park ve Korunmuş Alan olduğunu okuyunca neler kaçırmış olabileceğimizi hayal bile edemiyorum. Mutlaka Kolombiya Amazonlarının bizlere 1-2 gün içinde sunabileceği tadımlık güzellikleri vardı.

Görebildiğimiz şehirler arasına Medelline’i katabilmeyi, Cartagena ve Bogota’da en azından 1-2 gün daha fazla kalabilmeyi isterdim. Kolombiya’da kahve plantasyonuna katılabilmek, Tayrona Ulusal Parkı ve Kayıp Şehri gezmek, Kolombiya Amazonlarında bir ekolojda kalıp kuşların peşinden koşmak isterdim. San Andres ve Providencia Adaları, San Gili,  Villa de Leyva, Gorgona Adası ise Kolombiya turizminin ilk 10 yeri arasındaymış. Anlayacağınız biz Kolombiya turizminden bir parmak bal çalmışız dilimize. Yani bir tadımlık almışsız Kolombiya turizminden.

Yine de nankör olmamak lazım.  Bu güzel ülkede 4 gün geçirme ve seçme şehirlerinde bulunma şansını yakaladık. İnsanları ile etkileşimde bulunduk. Onları tanımaya çalışıp, kendimizi ve ülkemizi anlatmaya çalıştık. Bunu yaparken kendimizi dünya vatandaşı hissettik.

Dünya Kitap Başkenti unvanlı Bogota denince aklıma Eski Şehirdeki eski evleri kadar Altın Müzesi de gelecektir. Otuz bin parça altın objeye sahip bu muhteşem müzeyi sakın kaçırmayın.  O kadar güzel ve değerli eserlerin sergilendiğini başka bir müze görmedim.  Bogota’da Botero Müzesi ise bu sanatçıyı çok daha fazla sevmeme neden oldu. Tuz katedrali ise insanın yaratıcılığının bir göstergesiydi. Monserrate Tepesi yağmurlu ve karanlık bir havada  orada olmamıza rağmen yine de etkileyiciydi.

Ama “Bogota mı, Cartagena mı?” diye bana sorsanız düşünmeden “Cartagena” derim. Cartagena’nın Eski Şehir bölgesi müthiş güzeldi. Her bir sokak ve her bir ev size güzel bir his veriyor. Tekrar tekrar gitseniz de bu his pek kaybolmuyor.  Bu şehirde kalacaksanız konaklamanızı mutlaka Eski Şehir içinde bir otelde yapın derim. Gece burada rahat sayılacak şekilde dışarı çıkabilirsiniz . Tabii ki sınırı bilmek şartıyla. Bu şehirde bol bol deniz ürünleri yemenizi tavsiye ediyorum.

Cartagena’nın yakın çevresinde de kaçırılmaması gereken yerler var mutlaka. Hele sabahları deniz kıyısında ağlarını toplayan balıkçılar ve balık peşinde dolaşan pelikanların görüntüsü sık sık aklıma geliyor. Şehir surlarının tepesinde gün batımını izlemek bir başka keyifti. Totumo Volkanı ziyareti ise işin en keyifli kısmıydı.

Evet sevgili Sanal Gezginler.. Bu yazı ile bir ülke hakkında derlemelerimi, tecrübelerimi ve fotoğraflarımı sizlerle paylaştım..

Sırada son ülke olan Venezuela var..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.08.2014 aat 22:19

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Bogota/Kolombiya

IMG_5456 Sabah çok erkenden uyandırılıp saat 06:00’da Guayaquil’den Bogota’ya uçacak olan uçağa yetişmek için hava alanına doğru hareket ettik. Yani bugün artık ülke değiştirip Ekvador’dan Kolombiya’ya geçeceğiz. Ben gezi öncesi çalışırken Bogota’yı gözüme kestirmiş ve “burası benim  en favori şehrim olabilir” demiştim. Doğrusu bu ya, Cartagena “en” favorim oldu ama Bogota’da beni yanıltmadı.

Bir saat 50 dakika kadar süren bir yolculuk sonrasında Bogota Hava Alanına (El Dorado İnternational Airport) vardık. Kontrolden geçiş ve vize alış, bagaj alma ve bagajla birlikte tekrar X ray den geçme gibi işlemler sonrasında alandan çıkabildik. Bizi dışarıda Beronica adlı bir rehber karşıladı.Yanında bulunan 20-25 arası yaşlarda yardımcısı ile gruba Bogota’da kaldığımız sürece rehberlik edip, koruma ve kollama görevini yerine getirdiler. Kendilerinden memnun da kaldık. Bize ülkelerini iyi tanıttılar ve olumlu düşüncelerle ayrılmamızı sağladılar.

Hava alanı şehrin 15 km kadar batısında ama insanların işe gitme zamanı ve kötü bir trafik var. Trafik sıkışıklığı bu şehrin de ana sorunlarından.Yol boyunca Beronica’dan ülke ve Bogota hakkında bilgi alıyoruz.,

IMG_5160“Bu şehri en çok nesi ile hatırlıyorsun?” diye sorsalar herhalde hiç düşünmeden hemen hemen her sokağın duvarlarında bulunan rengarenk grafitileri ile derim. Rehberimiz geçen senelerden birinde Bogota ve Kolombiya’nın kurtuluş yıl dönümü için dünyanın her tarafından grafiti sanatçılarının Bogota’ya gelip duvarlarda sanat eserlerini yaptıklarını anlattı. Ama benim bu yazıyı yazmadan önceki araştırmalarım bana Bogota’da bu işin daha da eskilere dayanan bir geçmişinin olduğunu düşündürdü. Her ne olursa olsun bu şehrin duvarlarında birbirinden güzel çizimler var. Bogota’da graftileri gezdiren turlar bile düzenlendiğini öğrendim.

Otelimiz Hotel De La Opera şehrin merkezi sayılacak bir yerde. Gezi başladığından beri ilk defa bir şehirde ve bir otelde iki gece üst üste kalacağız. Otelimiz gerçekten çok şirin bir otel. Hemen karşısında Dış İşleri Bakanlık binası olan San Carlos Sarayı var.

Otelin kapısından çıkar çıkmaz karşıda bir tabela dikkatimi çekti. O zaman pek anlamadım ama Simon Bolivar adını görünce de fotoğrafını çektim. Bu yazıyı yazarken o fotoğraf yeniden karşıma çıktı ve yazının anlamını araştırdım. Yalnız yazı Latince İspanyolca karışımı ve bu yazının anlamını keşfetmek epey zamanımı aldı.  Sonunda anlamını sevgili Cem İnal’ın yardımı ile çözdük. Hikaye şudur; Bugünkü Dış İşleri Binası olan San Carlos Sarayı zamanla gözden düşer ve 1822 yılında satılır. Başka bir binaya geçilir ve Büyük Kolombiya bu yeni binadan yönetilir.  1827dIMG_5111e Bogota’da büyük bir deprem olur ve yeni bina da ağır hasar görür. 1828de Simon Bolivar hükümet etmek için  yeni bir bina olarak hasar görmemiş olan San Carlos sarayının geri alınmasını ister ve 1828 de saray 70000 Pezoya geri satın alınır.  Bu binadan Büyük Kolombiya yönetilmeye başlar. 25 Eylül 1828 de Simon Bolivar’a bir suikast düzenlenir ve Simon Bolivar bizim altında fotoğraf çektiğimiz pencereden kaçarak bu suikasttan kurtulur. İşte bu tabela bu olayı anlatıyor. Sevgili Cem’in çevirisiyle ve yazının şiirsel anlatımla anlamı şuymuş;

“Aceleci izleyici,

Bir an için dur..

Meşgul değilsen Simon Bolivarin vatanı kurtardığı kaçış yolunun zevkini çıkar,

Yıl 1828 Eylül ayında hain bir gece..

Ülkenin kurtarıcısı ve babası

Simon Bolivar”

Otelde odalarımızı aldıktan ve eşyaları emanete bıraktıktan sonra şehir turuna başladık. Şehrin merkezi Candelaria bölgesinde gerek Koloniyal dönemde ve gerekse de Cumhuriyet döneminde yapılan evlerin bol örneklerine baka baka yürüyoruz.

Bu arada Bogota hakkında bazı bilgileri vermek lazım. Kolombiya’nın başkenti olan Bogota 2625 mt rakımda ve 8 milyonluk nüfus ile ülkenin en kalabalık şehri. Zengin entellektüel yaşamı, birçok üniversitesi ve kütüphanesi ile Güney Amerikanın Atina’sı unvanını taşıyor. Tüm Kolombiya da olduğu gibi Bogota da da suç anlamında kötü olan şöhret zamanla değişti.

Şehir  Botero Museum ve Altın Müzesi gibi bir çok müzeye ev sahipliği yapıyor. Bogota’da 58 müze, 62 sanat galerisi, 33 kütüphane ve 45 tiyatro sahnesi varmış. Bunlardan yılda 6 milyon ziyaretçi alan Luis Angel Arango Kütüphanesi ve 1823 yılına tarihlenen yapımı ile Amerika da en eski olan Kolombiya Ulusal Müzesi gibi bazıları, dünyaca öneme sahipler.

Altın Müzesi, kolonyal dönem öncesi yerlilerin bakır ve altın karışımından elde ettikleri tumbaga altını dedikleri bir altın türünden 35000 parça esere ve 30000 kadar da seramik, taş ve tekstil esere ev sahipliği yapıyor.

2007 Yılında Bogota UNESCO tarafından Dünya Kitap Başkenti unvanını aldı ve bu anlamda Latin Amerika Dünyasında ilk ve Amerika kıtasında ise Montrealden sonra ikinciydi.

Şehir Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılıyor; kuzey bölümü daha çok zenginlerin kaldığı, fiyatların pahalı olduğu, nezih, tertemiz, vergilerin daha fazla ödendiği yer. Güney ise tam tersi, açlığın, sefaletin, her türlü tehlikenin barındığı yer. Sokak isimleri numaralardan oluşuyor. Yaşanan yerlerin zenginlik durumuna göre 1 den 6 ya kadar numaraları var. Örneğin 1 derece olanlar en fakir mahalleler ve bunlar az vergi ödüyorlar. 6 Numara olanlar ise en varlıklı mahalleler ve bunların elektrik, su ve diğer vergiler için ödemeleri daha yüksek oluyormuş.

IMG_5118Güzel evler arasından bol bol fotoğraf çekerek yürüdük ve aslında şehrin İspanyollar zamanında ilk yerleşim yeri olan Plaza Del Chorro de Quevedo’ya geldik. İspanyollar şehri burada 12 ev ve küçük bir şapel ile kurmaya başlamışlar.

IMG_5152

Bu alandan sonra aşağıya doğru yürüyüşe başladık ve paramızı Kolombiya Pezosuna değiştireceğimiz bir döviz bürosuna uğradık. Sonraki hedefimiz ise dünyanın en önemli müzeleri arasında sayılan Museo Del Oro yani Altın Müzesi. Bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir müze. Birkaç katlı olan müzede 30000 parçanın üzerinde altın objeler var. Müthiş bir müze diyebilirim. Burada büyüklü küçüklü altından takılar, heykeller masklar var. İspanyolların, bu altınları yerlilerin üzerinde gördüğü zaman ki şaşkınlıklarını ve sahip olmak için kabaran iştahlarını anlayabiliyorum ama elde ediş biçimlerini asla onaylamıyorum.  Altının işlenmesi ve saf veya başka bir maden katılarak kullanılması kabileden kabileye değişebiliyormuş.

IMG_5225

Sonrada bir kapalı odaya girip ses ve ışık gösterisi izledik. Burada aslında bir hikaye anlatılıyormuş.

1537 Yılında Gonzalo Jimenes de Quesada altın peşinde Andların yüksek bölümlerine kadar ulaşmış ve Muisca yerlileri ile temas etmiş. O zamanlar Cordillere And’larında ve Bogota çevresinde yaşayan Muisca yerlileri için Guatavita Gölü kutsalmış. Yerli dilinde Guatavita “yüksek dağlar zirvesinde havuz” anlamına geliyormuş. Ses ve ışıkla bu odada  sembolize edilen El Dorado efsanesinin kaynağı olan ve İnkalara kadar giden bir gelenek, bu gölde bir ritüel olarak uygulanırmış. Buna göre kabilenin reisi ilahlara tapınmadan önce soyunur ve vücudunu altın tozu ile kaplarmış yani altından bir adam olurmuş. Yerliler buna Zipa derlerken bu törene şahit olan Gonzalo Jimenes “Altınla Kaplı Adam-Kral” anlamında El Dorado demiş. Bu törende altınla kaplanan kabile reisi daha sonra kutsal kabul edilen Guatavita Gölüne girip tanrılarına tapınırmış ve yıkanırmış. En sonunda da bu göle altın ve zümrüt gibi değerli objeler atılırmış. İşte İspanyol Gonzalo Jimenes de Quesada’nın şahit olduğu ve yaydığı Altın Kaplı Kral-El Dorado efsanesini bu salonda yaşamış olduk.

IMG_5251

 

IMG_5398

Sonrasında Plaza de Bolivar’a doğru yürüdük. En ilginç olan gözlemimiz ise seyyar cep telefonu görüşmesi yaptıran insanların varlığıydı. Ellerinde 9-10 cep telefonu var, telefon konuşması yapmak isteyenler bastırıyor parayı, dakikası 100 pezoya konuşmasını yapıyor. Telefonlar çalınmasın diye de zincirle bağlamışlar. Neler göreceğiz daha!

Bolivar meydanında çok sayıda askeri ve yönetimsel bina ve katedral var. Önce katedrali gezdik. 1807-1823 Yılları arasında inşa edilen Katedral ülkenin en büyük katedrali. Güney Amerikanın ise en büyüklerinden bir tanesi. İçinde en güzel gördüğüm resmedilmiş bir meleğin alçı veya başka bir malzeme ile yapılmış ayak kısmıydı. IMG_5387

Alanın bir diğer köşesinde kocaman bir adalet sarayı var. Kongre Binası ve Başkanlık Sarayı ise diğer binalar. Tam ortada elinde kılıcı ile Simon Bolivar heykeli yer alıyor.

Bu meydanı gezdikten sonra yemek yemeye gittik. Gittiğimiz lokantanın en önemli özelliği meşhur yemekleri “ajiaco” servis etmeleri. Bu bir nevi çorba olsa da, ana yemek gibi, içinde ne ararsan var. Beğendik. Yemekten sonra ise kahve içmek için hemen karşı sıradaki Juan Valdez  zincir kafelerinden bir tanesine girdik. Kahveleri çok güzel gerçekten.

 

IMG_5455

Sırada bir diğer müze olan Botero Müzesi  (Donacion Botero) vardı. Bu müze de gerçekten çok güzeldi. İçinde sadece Botero’nun resim ve heykelleri değil aynı zamanda Monet,  Picasso, Dali, Pissaro gibi sanatçıların da eserleri vardı. Botero’yu sevdim.

Bu müze gezisi sonrası tekrar buluşmak üzere dağıldık. Biz tekrar Bolivar Meydanına doğru yürüdük. Burada bir de kutlamaya denk geldik.

IMG_5556

 

En sonunda günü devirdik ve otele geldik. Biraz dinlenme sonrası ise bir lokantada akşam yemeğimizi yedik ve şaraplarımızı yudumlarken günün değerlendirmesini yaptık. Genel kanı hepimiz bu şehri pek bir sevdik.

Yatağıma çekildiğimde aklımdaki düşünce bu kadar güzel kolonyal ve cumhuriyet dönemi eseri olan bir şehrin, Dünya Kültür Mirası Listesine girememesinin ne kadar yazık olduğuydu.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

23.08.2014 Saat 01:53

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

 

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Kolombiya Giriş Bölümü

IMG_5454

Kolombiya denince aklınıza ne geliyor?  Kaleci Mondragon ? Shakira ? Gabriel Garcia Marquez ? Pablo Escobar?

Kolombiya denince sizin aklınıza ilk kim geldi ya da Kolombiya size ilk ne çağrıştırdı bilmiyorum. Ama bundan sonra benim aklıma hep “keşke daha uzun gezebilseydik” diyeceğim bir ülke gelecektir eminim.

Ekvador’da geçen 7 dolu gün ve gece sonrasında Kolombiya’ya geçiş yaptık. Dolu dolu geçecek 4 gece ve gündüz için bu ülkedeydik.

Bu ülke Pablo Escobar gibi uyuşturucu patronlarının elinde uzun süre terörle yaşamış. Kırk dört yaşında öldürülene kadar bu uyuşturucu patronu 1000 kadar polis ve 200 kadar da savcının ölüm emrini vermiş. Bir zamanlar öldürülen polis başına ödülün konduğu bir ülkenin güvenliği sağlanamayınca turizm de olamıyor. Bahsettiğim tarih uzun zaman öncesi değil, 1980’li yıllardan bahsediyorum. Neyse ki artık yavaş yavaş güvenlikli bir ülke olmaya doğru gidiyor da dünya gezginleri bu ülkeyi keşfetmeye geliyorlar. Yine de bu ülkeyi gezerken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor.

IMG_5556 Ülke; yüzölçümüne göre Güney Amerika’nın en büyük 4., dünyanın en büyük 26. ülkesi. Nüfusa göre ise, 46 milyondan fazla nüfusu ile dünyanın en büyük 27. ülkesidir. Aynı zamanda; İspanyolca konuşan ülkeler arasında, Meksika’dan sonra nüfusa göre en büyük ikinci ülkedir. Başkenti Bogota ve sadece bu şehrin 9 milyon sakini var. Para birimi Kolombiya Pezosu ve 1 USD yaklaşık 2000 Kolombiya Pezosuna denk geliyor. Asgari ücret 285 dolar civarı.

Karanfil üretiminde dünyada birinci sırada yer alan Kolombiya, kahve üretiminde de dünyada Brezilya´dan sonra ikinci sırada gelmektedir. Dünyanın en değerli zümrütleri bu ülkede çıkarılıyor.

Nüfusun % 60´ını İspanyol ve yerli karışımı mestizolar, % 20´sini İspanyol kökenli beyazlar, % 14´ünü Avrupalı-Afrikalı karışımı mulattolar oluşturmaktadırlar. Diğer ırklar ise kalan yüzdeyi oluşturuyor. Şu anda Kolombiya olarak bilinen topraklarda, başlangıçta Muisca, Quimbaya ve Tairona gibi Kolombiya Kızılderilileri yaşamaktaydı. Ülke topraklarının yarıya yakını sık ormanlarla kaplıdır. IMG_5288

Kristof Kolomb’un adıyla anılan ülke topraklarına Kolomb hiç ayak basmamıştır. Bu toprakları gören ilk Avrupalı, İspanyol Alonso de Ojeda ve onun kılavuzu İtalyan Amerigo Vespucci’ydi.  İspanyollar, bu bölgeye 1499 yılında gelmiş ve bu bölgede fetih ve kolonizasyon dönemini başlatmıştır.

Bu ülkede sadece Bogota ve Cartagena şehirlerini gezebildik. Hemen baştan söyleyeyim; Gezi boyu gezdiğim kentler içinde en hayran olduğum şehir Cartagena oldu.

Bu şehir tam bana göreydi; Tarih, güzel ve renkli insanlar, doğa ve deniz. Hepsi bir aradaydı.

 

IMG_6170

 

Evet benim Sanal Gezgin dostlarım..

Gezimizin ikinci ülkesi Kolombiya anılarım için buyurun bakalım..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

22.08.2014 Saat 01:56

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.