Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Skogafoss’dan Skaftafell Milli Parkına

P7250083.JPG

Sabah uzaktan gelen şelale uğultusu ile uyandık.  Yağmur kesilmiş mi, hava güzel olacak mı? diye, bir umut kafayı odamızın penceresinden dışarı  uzattım. Yağmur yağmasa bile, kara kara bulutlar tepemizde! Fotoğraf karelerimiz bugün de kara olacak galiba…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız otel Skogafoss’da kahvaltı yapıp  yollara düştük. Önce Dyrhólaey‘e gittik.

290px-Route1(iceland)

(1) Reykjavík; (2) Borgarnes; (3) Blönduós; (4) Akureyri; (5) Egilsstaðir; (6) Höfn; (7) Selfoss

Gezimizde Çember Yol ya da Rota-1 (Route 1) denen ve Reykjavik’den başlayıp tüm adayı dolaşan ve yine Reykjavik’de sonlanan 1300 km yolu takip ediyoruz. Bu yol İzlanda’nın otobanı sayılıyor. Otoban derken 3 şerit gidiş, 3 şerit geliş, bölünmüş yol diye bir şey düşünmeyin. Tek şerit gidiş, tek şerit geliş ve yolun bazı kısımları bozuk. Ülkenin coğrafyası ve jeolojik durumu, yolların daha iyi olmasına pek müsaade etmiyor. Sıkça yaşanan seller, yol-köprü neyin bırakmıyor. Bizim gezi rotamızın bundan sonraki kısımları biraz rahatsız geçecekti. Özellikle ülkenin doğusunun yolları ve bugünkü gezimizde yollarının bazı bölümler öyleydi.

Bugün Skálafell’e kadar geze geze gideceğiz.

Tam ekran yakalama 06.08.2016 224508

Yolda manzaralar müthiş. İlk gördüğümüz Mýrdalsjökull Buzulunun uzantısıydı. Buzul sistemleri, dağlardan yol bulduğu alanlardan, tepelerden, aşağılara doğru uzanıyor. Uç kısımlarından erimelerle nehirler, kopmuş irili ufaklı buzul parçaları ve göller oluşturuyor. Bugün tüm gün boyu buzullar görecek ve bir buzul lagününde tekne ile gezimiz olacak.

IMG_0943-001

Kaldığımız noktadan 27 km, Reykjavik’den 174 km uzakta olan Dyrhólaey, aslında küçük bir ada. Denize doğru 120 metre kadar uzanan ve ark şeklinde yapısı ile turist çeken bir yer. Dyrhólaey, “Ortasında kapı deliği bulunan  yüksek ada”  anlamına geliyor. Bu adada, denizin üstüne çıkan 3 delik var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aracımızı denizi, sahili ve Dyrhólaey’i tepeden gören bir yere park ettik. Araçtan inince sağda bulunan uçurumdan görebildiğimiz siyah kumsal, önemli bir yer. Bir zamanlar akmış lavların oluşturduğu bir kumsal burası.

IMG_0998.JPG

Bu tepeden bakınca kuzeyde Mýrdalsjökull Buzulu, doğuda denize doğru akmış siyah lav sütunları (en meşhurları en yüksek ve sivri olan Haidrangur ve Lundodrangur) ve batıda Selfoss yönünde uzanan sahil manzarasının göze çarpması lazımdı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sis ve yağmur bize bu teori de anlattıklarımı görme ve bu güzel yerin keyfini çıkartma imkanı vermedi. 3 gündür, ne zaman dışarıya adımımızı atsak yağan yağmur, bu tepede bir de sisle birlikte, bize zorluk çıkartıyor (Aslında en büyük derdimin iyi fotoğraf çekebilme şansını yakalamak olduğunu tahmin etmişsinizdir). Kıyıdan denize  uzanan ortası delik büyükçe bir kaya parçası görünümdeki alanı görmek mümkün değil. Sadece bir siluet görebiliyoruz. Etrafta net sayılabilecek tek görüntü, bugünkü hali 1927  yılı yapımı olan ve kale görünümündeki deniz feneri.

Puffin_Latrabjarg_Iceland.jpg

Beni heyecanlandıran bir başka önemli olay puffin denen kuşların burada bolca yuva yapmaları nedeni ile onları görecek ve fotoğraflayacak olmamızdı. Teoride sahile yakın dik yarıklarda yuva yapmış deniz kuşları ve puffinler var. Pratikte ise sadece sesleri duyabiliyoruz. Kocaman tele lensi akşamdan hazırlamışım. Ruhum ise daha gezi öncesinden hazır. Ama heyhat! Çekebildiğim sadece birkaç martı fotoğrafı. İnternette bulduğum ve bu sayfaya aldığım yukarıdaki gibi bir puffin fotosu çekemedim tabii ki. Umudum İzlanda’nın diğer puffin yuvası olan yerlerinde bu kuşu fotoğraflamaktı. Ancak İzlanda gezimde, sadece Reykjavik’de balina gözlemek için tekneyle açıldığımızda uzaktan alabildiğim birkaç poz dışında hiç puffin fotoğrafım yok sayılır.

IMG_4372

Kanatlarının küçüklüğü nedeni ile iyi uçamayan ve bunu telafi içinde çok sayıda kanat çırpmak zorunda kalan puffinler çok iyi dalan kuşlar. Derine yaptıkları dalışlarla balık avlayabiliyorlar. Görüntüsü nedeni ile deniz papağanı da deniyor. Başlıca İzlanda ve Faroe Adaları’nda yaşayan deniz papağanları, Kanada, Kuzey Avrupa ve Arktik Daire gibi diğer bölgelerin de yerli canlısı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada 30 dakika fotoğraf molası verilmişti. Zamanla sisin biraz da olsa dağıldığını görünce süreyi uzattık ve gider ayak Dyrhólaeyin daha net fotoğraflarını çekebildik. Buraya geldiğinizde Arnardrangur “Eagle rock-Kartal Kayası“na da dikkat etmek gerekiyor. Bu da denizin içinde bir küçük ada. Bir zamanlar üzerinde bulunan kartal yuvasından gelen ismine yakışmayan şekilde, 1850’den beri, üstünde kartal yuvası yokmuş. Denizin ortasında havalı bir kaya. Gerçekte hem Dyrhólaey ve hem de Kartal Kayası gibi yapılar, bir zamanlar aktif olan volkanın püskürttüğü lavlar sonucu ortaya çıkan yapılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan hareketle 19 km ötedeki Reynisfjara‘ya gittik. Aslında burası Dyrhólaey’in arka tarafı. Bu sahilin özelliği bazalt lavlar nedeni ile ortaya çıkan siyah çakıllı sahil, denizden yükselen bazalt anormal şekilli kayalar (Reynisdrangar) ve sahilde dağın eteklerinde bazalt sütunlarla piramit görünümlü (Gardar) kayalar. Bu kıyılardaki dalgalara dikkat etmek gerekiyor. Dalgalar çok güçlü ve dize kadar bile denize girenleri suya çekebildiği konusunda uyarılar yapılıyor. Burada 100000 sene önceki volkan patlamasında oluşan deniz ortasındaki adalardan Haidrangur‘u daha güzel fotoğraflayabildik.

IMG_1073.JPG

IMG_1084

Trol, İskandinavya folklorik hikayelerinde geçen ve korkunç gözüken mistik, insanımsı devasa yaratıklara deniyor. İzlanda’da her dükkanda, bazen de sokaklarda küçük-büyük maketlerini görebiliyorsunuz. Efsaneye göre 2 tane Trol bir gemiyi bu sahillerde kıyıya doğru çekmeye çalışsalar da başaramamışlar. Gün ışıyınca da taşlara dönüşmüşler. Reynisdrangar denen acaip şekilli kayaların oluşumunun efsaneye dayalı hikayesi bu.

IMG_1025.JPG

Bazalt sütunlu piramide benzer kaya yapısı çok ilginçti. Gelenek mi bilmiyorum ama bir gelinle bir damat, bu sütunlara gelip fotoğraf çektirdiler. Siyah bazalt kumdan ve bazalt çakıl taşlarından sahil, dünyanın en güzel sahilleri arasında gösteriliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Oradan Vík í Mýrdal Köyüne çıktık. Vík Köyü, Reykjavík’in 180 km kadar Güney Doğusunda bulunan bir köy.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vik Köyü kuzeyinde Mýrdalsjökull Buzulu gözüküyor. Bu buzulun bir önemi de Katla Volkanının üzerinde bulunması. Katla Volkanı sabıkalı ve bu sahillerdeki kaya parçaları, adacıklar onun geçmişten eseri. Katla Volkanı 1918 den beri faaliyete geçmemiş. Aradan geçen bu kadar uzun süre, yakında bir patlama beklentisi getiriyor. Vik Köyünde tepede tek başına bulunan 1934 yapımı kilise (Church Víkurkirkja) köye hakim durumda gözüküyor..

IMG_1110.JPG

57 km gibi, aslında kısa sayılabilecek bir uzunluğu, yolların zorluğu nedeni 1.5 saate yakın bir zamanda alarak Laufskálavarða denen bir yerde durduk. Önümüzde uzanan manzarayı fotoğraflamak için mola verdik. Önümüzde göz alabildiğine uzanan lav tarlaları var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Efsaneye göre burada Laufskálar adında büyük bir çiftlik varmış ancak 894 yılında büyük Katla Volkanı patlamasında bu çiftlik yok olmuş. Uğur getirmesi için, bugün bulunduğumuz noktada yoldan geçenler taş üstüne taş koyarak, taştan öbekler yapmışlar. Gerçekten de etrafta sayısız taş kümeleri göze çarpıyor.

IMG_1113.JPG

Aşağıya doğru göz alabildiğine uzanan lav tarlaları, yol boyunca da devam etti. Bir süre sonra İzlanda’da şahit olacağımız doğa harikalarının en önemlilerinden bir tanesine daha şahit olduk. Eldhraun, Lakagigar Volkan patlaması  sonucu akan lavların oluşturduğu dünyanın en büyük lav tarlası.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Keskin ve sert lav kümelerinin üstünü örten kalın yeşil yosun örtü, aslında geçmişin bir felaketini saklıyor. Üç hafta süren depremler sonrasında, Lakagígar Volkanı patlaması (aynı zamanda Skaftáreldar veya Skaftá ateşi olarak da biliniyor) ile bu alanda, 1783-1784 yılları arasında 8 ay içinde 600 km² alanı kaplayan, 15 km³ lav akması olmuş.  Bu lavlar, Lakagigar yarık sisteminde bulunan tam 130 kraterden gerçekleşmiş. Buzul çağının sonlanmasından sonraki tarihin en geniş alanı kaplayan 3. lav fışkırması bulunduğumuz tüm bu alanda olmuş. Zamanla bu lavların üstünü “mosses” yani yosunlar kaplamış. Aslında liken olan bu bitkiye bastığınızda ayaklarınız içeriye gömülüyor. Apollo 11 mürettebatı yapacakları ay yürüyüşünün denemelerini bu alanda yapmışlar.

Aşağıdaki linke Lakagigar Volkanı patlaması ile ilgili bir anlatım var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam ederek Kirkjubæjarklaustur adlı yerleşim yerinden geçtik. Ring Road üzerinde seyyahların dinlenecekleri, eksiklerini tamamlayacakları bir köy. Burası ile ilgili bir de söylence var; Buna göre Norveç’ten gelen ilk yerleşimci Vikinglerden önce İzlanda’da yerleşimciler vardı. Bunlar İrlandalı rahiplerdi (Papar). Bu köy civarında mağarada 800’lü yılların başında bu rahiplerin yaşadığına dair bazı izler varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yol üzerinde bile bol bol şelaleler görüyoruz. Bunlardan bir tanesi bir çiftliğin ön planda olduğu Fossá Siòu Şelalesiydi. Yollarda ayrıca  toprakla kaplı damlarında zamanla çimlenme olan ve yarıya yakını 3 taraftan toprağa gömülü  (soğuktan korunmak için) klasik İzlanda kır evleri de görüyoruz.

Yolun bundan sonrasında artık Vatnajökull Ulusal Parkı’na doğru girmeye başlıyoruz. Vatnajökull Ulusal Parkı, İzlanda’da bulunan 3 Ulusal Parktan bir tanesi. 8100 km²’lik dev alanı ile Vatnajökull Buzulu (Avrupa’nın da hacimsel anlamda en büyük buzuludur), İzlanda’nın yaklaşık % 8’ine tekabül ediyor. Daha önceden ayrı birer Ulusal Park kabul edilen  güneydeki Skaftafell ve kuzeydeki Jökulsárgljúfur Ulusal Parkları da  Vatnajökull Ulusal Parkına dahil edilince, ortaya bugünkü dev park çıkmış. İlavelerle parkın şimdiki toplam alanı 14000 km²’ye yaklaşmış. Tüm İzlanda topraklarının %14’lük kısmı bu parka dahil. Bu park nehirlerin, buzulun, volkanik ve jeotermal aktivite güçlerinin doğayı şekillendirmesi ile ortaya çıkmış benzersiz manzaralara ev sahipliği yapması bakımından çok önemli.

P7250065.JPG

Vatnajökull Buzulunda buz tabakasının kalınlığı yer yer 1 km’yi buluyormuş. Adanın birkaç aktif volkanı buzulun altında bulunuyor. Bárðarbunga ve Grímsvötn Volkanları bunlardan en aktif olanları. Bu volkanlar içinde en çok takip edilen Grímsvötn Volkanı.

IMG_1249

Bu volkanın patlaması sonucunda  oluşan seller ve bazıları 45.000 kübik metre büyüklüğüne ulaşan buzullar nedeni ile yolda ve üzerindeki 880 mt uzunluğundaki köprüde hasarlar yaratmış. Bu zarara ait bir köprü parçası yol kenarında bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kirkubæjarklaustur Köyü ile Höfn arasında Skaftafell Ulusal Parkı bulunuyor. 1967 yılında milli park statüsünü almış ve sonrada 2 defa genişletilmiş. Bu parkın, Vatnajökull Ulusal Parkına katılmadan önce  genişliği 4807 km² olarak ölçülmüş. Morsárdalur Vadisi, Kristínartindar Dağı ve Skaftafellsjökull Buzulu bu park içindedir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eriyen buzul sularının lav kumu, taş ve külden oluşan sedimentlerine sandur deniyor. Skaftafell Milli Parkındaki Skeiðarárjökull Buzulunun eriyen sularından kaynak alan Skeiðará Nehri’nin (30 km uzunluğunda nispeten kısa sayılabilecek bir nehir) taşıdığı sedimentler, Skeiðarársandur denen (40 km uzunluğunda 5-10 km genişliğinde) siyah kum çakıl alanlarını ortaya çıkartıyor. Skeiðarársandur 1000 km²’lik alanı ile dünyadaki en büyük sandur oluyor. Biz bu alanda kısa bir yürüyüş yaptık. Skaftafellsjökull Buzulu dillerinden bir tanesine ve buzul gölüne kadar yürüyüş yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1419-001.JPG

Bugün gezimiz ağırlıklı olarak buzullar üzerinde gerçekleşiyor. Skaftafell Buzulundan sonra, Jökulsárlón denen bir lagüne gittik İzlanda’nın bir dizi buzul gölünün en büyük ve en ünlüsü olan bu göl, Vatnajökull’un güney kenarında, Skaftafell Milli Parkı ve Höfn arasında bulunuyor. Bu lagünü Breiòamerkurjökull Buzulu besliyor ve 14,8 km²’lik bir alanı kaplıyor.

IMG_1424.JPG

Su üzerinde gezinen ve yükseklikleri 15 metreye ulaşan buz dağları, Jökulsárlón’un karakteristik özelliği. Breiðamerkurjökull Buzulu maalesef, hızla eriyor. 1890-1998 yılları arasında toplam erime alanı 3,8 km’yi bulmuş. Jökülsar Nehri üzerine 1967 yılında 108 metre uzunluğunda bir asma köprü inşa edilmiş. Biz bu köprüyü geçerek lagüne geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün bu lagünde yaklaşık olarak 45 dakika sürecek olan bir tekne turu yapacağız. Bu iş için hem karada ve hem de suda gidebilen LARC denen eskinin amfibik araçları kullanılıyor.

IMG_1412.JPG

Bu gezi içinde önceden rezervasyonumuz vardı ve sıra beklemeden bindik. Araçların iki yan tarafına sıralanmadan önce bizlere verilen can yeleklerini giydik. Sonra da karada hareketlenip, lagüne girdik. Burada bir rehber bize bilgiler verdi.Gölün en derin yeri 190 metreyi buluyor. Göl üzerinde buzul dilinden çözülen buzdağları yüzüyor.  Buzuldan kopan ve su üstünde duran parçalar aslında buzulun sadece görünen 1/10’luk bölümü. Buzulları renkleri duruma ve ışığa göre değişiyor. Buzdaki mavi renk, çeşitli kristaller ve onların yansımasından kaynaklanırken, siyah renk volkanik küllerden ileri geliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada foklar ve zaman zaman lagüne giren ringa balığı gibi sürüler nedeni ile etrafta bolca deniz kuşları var. Ben bu gezide bir fok gördüm. Aslında motor gürültüsünden kaçıyorlarmış. Gezi sonrası sahilden fotoğraf çekebilmek için serbest zaman verdik. Işık da, güneş çıkınca, tam istediğim durumda. Kıyıda ve suda bolca bulunan deniz kuşlarını, yaban ördeklerini ve köprüyü fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar sahilin köprüye uzaklığı 500 metre iken, 1998’de bu uzaklık nehrin taşıdığı alüvyonlar nedeni ile azalmış ve 350 metreye inmiş. Nehrin getirdiği alüvyonlarla hem köprü ve hem de otoyol tehlike altında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alandan ayrılmak hiç içimizden gelmedi. Allahtan İzlanda’da mevsim itibarı ile hava gece saat 23:30’a kadar kararmıyor. Aydınlanma da neredeyse 03:00’den itibaren oluyor. Geç kalacağız, göremeyeceğiz  diye pek sıkıntı yaşamadık. Şoförümüz ve rehberimiz Arnie’de zamanı uzatma konusunda pek sıkıntı yaratmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gecelemeyi Guesthouse Skálafell adlı bir yerde yaptık. Burası aslında bir çiftlik. Toplam 6 odası var. Yemekte bir çorba içeceğiz ama o zamana kadar çok güzel gözüken çevreyi gezelim istedik. “Şurası da güzelmiş, burası da güzelmiş! Acaba ileri de ne varmış? “derken, bir güzel trekking yaptık. Çevre muhteşem. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dönüşümüzde hazırlanan çorbamızı içtik ve kısa bir muhabbetten sonra odalarımıza çekildik.

Yarın Doğu Fiyortlarına gezimiz başlıyor.

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

07.08.2016 Saat 16:07

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaynaklar;

https://guidetoiceland.is/connect-with-locals/jorunnsg/dyrholaey–the-arch-with-the-hole
http://www.planiceland.com/skeidara/
http://www.lonelyplanet.com/iceland/
http://www.klaustur.is/Ferdathjonusta/English/Interesting_places/Vatnajokull_National_Park
https://en.wikipedia.org/wiki/Skaftafell
https://en.wikipedia.org/wiki/V%C3%ADk_%C3%AD_M%C3%BDrdal
http://www.klaustur.is/Ferdathjonusta/English/Interesting_places/Systrastapi_og_Systrafoss
http://icelandmag.visir.is/article/wonderworld-eldhraun-lava-field
https://www.youtube.com/watch?v=uH23XSqulp8  (video)
http://www.vatnajokulsthjodgardur.is/english
https://en.wikipedia.org/wiki/Puffin
http://www.icelandicroots.com/tag/skafta-fires/
http://bigthink.com/eruptions/vatnajokull-and-the-volcanoes-under-the-glacier-in-iceland
http://www.world-of-waterfalls.com/iceland-travel-blog-jokuls-and-sandurs.html
https://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%B6kuls%C3%A1rl%C3%B3n

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: Altın Üçgen

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bugün İzlanda gezimizin en önemli günlerinden bir tanesi olacak. İzlanda’ya gelen turistlerin vazgeçemediği bir aktivite olan Altın Çember (Golden Circle) içinde yer alan gezi alanlarını ziyaret edeceğiz. 

adsız 1

Güney İzlanda’da Altın Çember turu (The Golden Circle), Reykjavík’den başlayıp, İzlanda’nın ortalarına doğru giden ve Reykjavík’e geri dönerek biten yaklaşık 300 km’lik bir rota. Þingvellir Ulusal ParkıGullfoss Şelaleleri, Geysir ve Strokkur Gayzerlerini içinde barındıran jeotermal olarak aktif olan Haukadalur Vadisi bu yolun önemli durakları. Bu yol üzerinde bulunan Kerið Volkan Krateri, Hveragerði Greenhouse KöyüSkálholt Kilisesi ve jeotermal santraller diğer duraklar. Biz gezimizde tüm İzlanda sahillerini içine alan büyük bir daire yapacağımız için Reykjavík’e geri dönmeyip, güney sahili boyunca devam ederek Skógarfoss’da konaklama yapacağız. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir gece öncesinden deliksiz bir uyku çekince sabah erkenden kalktık. Hareket saatimiz 09:00. Bu nedenle kahvaltı öncesinde, dün gece yapamadığımız Reykjavik Şehir Merkezini tanıma turumuzu, kısacık da olsa, yapmak istiyoruz. Hanımla sabah erken saatlerde bu amaçla yollara düştük. Reykjavik benim ziyaret ettiğim ülke başkentleri içinde en kolay gezileni oldu. Zaten küçücük bir şehir. Şehri, müzeydi, konserdi demezseniz, sindire sindire 3-4 saatte gezersiniz. Bir saatlik yürüyüş bize şehir hakkında bir fikir verdi. Otelden grup olarak ayrıldıktan sonra soförümüz Arnie, şehri bir de araçla kısaca gezdirdi. Bu da işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik’den çıktıktan sonra görmeyi umduğumuz İzlanda manzaraları eşliğinde seyahate başladık. Yol boyu dağlar, doğaya serbestçe bırakılmış koyunlar ve atlar, ağaçtan fakir ama yeşili bol toprak, şimdi masum gözüken patlamış volkanlar, onların kraterleri, lav tarlaları ve bir ayıbı örtermiş gibi lav kayalarını örten yeşil yosun araç penceresinden gözlediğimiz İzlanda manzaralarıydı.

IMG_0203

Yaklaşık 40 km gittikten sonra ilk molayı Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu ve bu alanı tepeden gören bir noktada verdik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda’nın, volkanik yapısı ve Atlantik Ortası Sırtı üstünde bulunması gibi jeolojik özelliklerinin getirdiği bir avantaj, jeotermal enerji kaynakları bakımından zenginlik. İzlanda’da bulunan 5 büyük jeotermal güç istasyonu (Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu bunlar arasında 2. büyüklükte olanı), İzlanda’nın elektrik ihtiyacının %26.2’sini (kalan %73.8’lik kısım da hidroelektrik santrallerden karşılanıyor) karşılıyor. Fosil yakıt tüketimi sadece %0.1’ler düzeyinde. Buradan çıkan sıcak su pompalarla Reykjavik ve çevresine iletiliyor. Borulara 86 C olarak giren sıcak su, şehir merkezine 83 C olarak ulaşıyormuş.

Bu arada Icelandic Mosses (İzlanda Yosunu) denen ve lav kayaları üzerinde yürümenin ilginç deneyimini ilk kez burada tattık. Bu aslında bir yosun değil, liken.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra araçla Þingvallavatn (Thingvallavatn) Gölü‘nü dolaştık. Bu göl 84 km²’lik alanı ile İzlanda’nın en büyük doğal gölü. En derin yeri 114 metrede ve bir yarık vadisi gölü. Gölün kuzey kıyıları Þingvellir Ulusal Parkı kıyılarını oluşturuyor.

Sonunda günümüzün masterpiece parçası olan Þingvellir (Thingvellir) Ulusal Parkı‘na geldik. Bu park tarihi, kültürel, jeolojik önemleri nedeni ile 2004 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. Zaten İzlanda’nın UNESCO listesi içinde sadece 2 yeri var. Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik plakalarını birbirinden ayıran Kuzey Atlantik Sırtının bir bölümü bu parktan geçiyor. İzlanda’ya ilk yerleşenler olan Ingólfur Arnarson ve beraberindekiler önceleri bu civarı mesken tutmuşlar. Daha sonra diğer Kelt ülke insanlarının İzlanda’ya göçleri artınca aralarında çıkan sorunları çözebilmek amacı bir parlemento kurulmuş. 930 yılında kurulan ve Alþing (Althing) adı verilen bu oluşum dünyanın ilk parlementosu olma özelliğini taşıyor. 1798 yılına kadar da işlevini sürdürmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Þingvellir Ulusal Parkı gezisine  Hakið adlı bir yerdeki ziyaretci merkezinden başlıyorsunuz. Araçlar da buraya park ediyor.  Ulusal Park 1 Nisan-1 Kasım tarihleri arasında  09:00-18:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Önce bu alandan aşağımızda uzanan güzelliği fotoğrafladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası iki kıtanın birbirinden ayrıldığı yer.  Þingvellir Ulusal Parkı içinden geçen Atlantik Ortası Sırtının oluşturduğu ve Amerika Kıtasının doğu sınırını gösteren Almannagjá Kanyonu 11 km uzunluğunda, sanki insan eli ile yapılmış kale duvarı gibi uzanıyor. Bunun karşılığı olan Avrasya Kıtasının batı sınırını ise 7.7 km uzunluğundaki Hrafnagja Kanyonu oluşturuyor. Etrafta, iki kıtanın ayrılmasının delili olan başka yarıklar da mevcut. Biz yarıkların en meşhuru olan Almannagjá Kanyonunda kısa bir yürüyüş yaptık. Burada yürürken, iki kıtanın birbirinden her yıl 7 mm (3 mm yazan da, 2,5 cm yazan da var) uzaklaştığı bir yolda yürüdüğünüz hissi insanı çok etkiliyor.

P7240503.JPG

Bu yürüyüşten sonra sağa dönüp, bir köprüden geçtik ve diğer kanyona, Flosagja Kanyonuna yöneldik. Burada çeşitli uzunluklarda ve içi berrak su ile dolu yarıklar görüyorsunuz. Su o kadar berrak ki dipte ziyaretçilerin attıkları bozuk paralar parıldıyor.,

IMG_0277.JPG

Lögberg veya Kanun Kayası eski Alþing’in toplantılarından konuşmaların yapıldığı kaya olarak biliniyor. 1000 yıldır deprem ve volkanik aktivitelerle değişen coğrafya nedeni ile yeri tam olarak bilinmiyor. Yine de bir bölgeye İzlanda bayrağı asılmış ve sembolik olarak burası Lögberg Kayası kabul ediliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüş rotaları çok güzel işaretlenmiş. Bu parkta eski Başkanlık Yazlık Sarayı ve bir de eski Parish Kilisesi var. Bu kilisenin tarihi 1000’li yıllara kadar gidiyor. İzlandalılar Hristiyanlığı kabul ettiklerinde o zaman ki Norveç Kralı bu kilisenin tahtalarını ve çanını hediye olarak İzlanda’ya yollamış. Tabii ki bugünkü hali 1798 yılından kalma.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size daha iyi fikir verebilmesi amacıyla Þingvellir Ulusal Parkında çektiğim küçük bir video linkini de aşağıda verdim. Linke giderek izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/zzEJbmm82jY

Þingvellir Ulusal Parkı gezisinden sonra Gullfoss Şelalesi‘ne doğru yola çıktık. Gullfoss Şelalesi, Hvítá Nehri’nin oluşturduğu muhteşem bir şelale. Kelime anlamı altın şelale. Şelalenin gücünü hissetmeniz için aşağıdaki linke kendi çektiğim videoyu yükledim.

https://youtu.be/1VNtalUaBZQ

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelale iki basamakta, 2,5 km uzunluğa ulaşan ve 33 metre derinlikteki kanyona düşüyor Birinci düşüşü 11 metre ve ikinci düşüşü ise 21 metreden yapıyor. Suyun gücü müthiş. Ortalama akan su, saniyede 140 m³.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar bu şelaleye bir santral kurulması için, sahipleri şelaleyi satmışlar. Ama alanlar bu projeyi gerçekleştirememişler. Söylence o ki şelaleyi satan şahsın kızı olan Sigríður Tómasdóttir, intihar edeceği tehdidi ile santrali engellemiş. Şelaleye ulaşan yolda bu doğasever kadının bir büstü var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gullfoss Şelalesinden sonra bir başka gezi yeri olan Geysir’e doğru yola çıktık.

IMG_0524

Gayzer kelimesine ilk defa 14. yüzyılda İzlanda kaynaklarında rastlanmış. İzlanda’nın Haukadalur Bölgesinde insanlar, gördükleri sıcak su fışkırmasını eski Norveçce “fışkırma” anlamındaki “geysa” kelimesi ile adlandırmışlar. Bu kelime de zamanla “geysir” olmuş ve İngilizceye “geyser” olarak geçmiş. Yani kesintili bir biçimde sıcak su ya da sıcak buhar fışkırtan, kükürt yayan kaynarcaların isim babası da İzlanda. İzlanda, gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gayzerlerin oluşma mekanizması için, anlayabildiğim kadarı ile, şunları söyleyebilirim. Öncelikle magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda yeraltı sularının ısınması gerekiyor. Gayzerler yeraltı suyunun içinde toplandığı düşey doğrultuda doğal kuyular.  Fizik kuralına göre basınç arttıkça suyun kaynaması için daha yüksek bir sıcaklığa ihtiyaç var. Bu nedenle kuyunun derinlerinde yer alan sular, daha büyük bir basınç altında olduklarından daha geç, yüzeye yakın yerlerde bulunan sular ise daha çabuk kaynıyorlar. Sonuçta en üst bölümdeki su önce kaynayıp ve oluşan buhar basıncı nedeniyle kuyunun ağzına yükseliyor ve hatta dışarı çıkıyor. Bu durum altta yer alan bölmeler içindeki suların üzerindeki basıncı birden azaltıyor. Böylece zaten normal kaynama noktasının üzerinde bir sıcaklığa sahip olan, fakat basınç altında oldukları için kaynayamayan bu sular aniden ve hızla kaynamaya başlıyor ve kısa sürede oluşan büyük bir buhar basıncı ile su ve buhar sütunu halinde kuyunun ağzından dışarı fışkırıyor. Patlama sonrası soğuk yeraltı suyu tekrar rezervuara sızıyor ve döngü yeniden başlıyor. 

IMG_0639.JPG

Alana geldiğimizde her taraftan dumanlar yükseliyordu. Bazılarından sadece fokurdayan sular, bazılarından ise bolca duman çıkan irili ufaklı kuyular vardı. Alana girdiğimizde çok sayıda insanın toplandığı bir kuyuya yöneldik. Burası Strokkur adı verilen gayzer. Burada her 8-10 dakikada bir patlama oluyor. Patlama dediğim, kuyudan yukarıya su fışkırması. Aynı alanda bulunan Geysir ise daha sakin. Geysir özellikle deprem sonrası faaliyetini çok arttırıyormuş. Strokkur ise depremlerle Geysir kadar yoğun bir bağlantıya sahip değil. Yani su fışkırtıp duruyor. Strokkur, sanki alanın gösteri gayzeri durumunda. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ziyaretciler patlama için kuyu başında sabırla bekliyor. Fotoğraf makineleri olayı kaydetmek için hazır, eller deklanjörlerde! Sonrasında o ürkütücü ama bir o kadar da heyecan verici patlama sesi ve bir su sütunu yükselmesi oluyor. Bazen rüzgar azizlik edip size doğru eserse ıslanabiliyorsunuz. O kadar dakika derin bir sessizlik içinde bekleyen insanların bağırışları ve kaçmaya çalışmaları ise komik duruyor. Ben 4 defa patlamaya denk geldim ve fotoğrafladım. Bugünün fotoğraf bakımından en verimli kısmı bu alan oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aşağıdaki linkte seri halde çektiğim gayzer patlamalarından yaptığım kolaj ve küçük bir patlamanın da videosu var. Şahit olduğum bu görsel şöleni izlemenizi tavsiye ederim.

https://youtu.be/Mdfa7UCyxIg

Yolumuzdan biraz sapmamıza neden olacak olan  Kerið Krater Gölü’ne gidemedik. Bundan 3000 yıl önce içeriye doğru göçen bir volkanik kratere su dolmasıyla oluşmuş ve harikulade güzel fotoğraflarını gördüğüm krateri görememek gezinin bir eksiğiydi bence. Sizler mümkünse şartları zorlayın derim.

Hveragerði Kasabası‘ndan geçtik. Hveragerði,  Reykjavik’in 45 km kadar doğusunda bulunan küçük bir şehir. Şehir volkanik sıcak sularla ısıtılan seraları ile meşhur.

P7240682.JPG

Sonrasında ise Seljalandsfoss Şelalesine ulaştık. Bu arada yağmur, hiç de olmasını istemediğim şekilde, burayı gezerken şiddetini arttırdı. Seljalandsfoss Şelalesi İzlanda’nın doğa harikaları arasında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eyjafjallajokull Volkan buzulundan kaynağını alan Seljalands Nehrinin 60 metreden düşmesi ile oluşuyor. Bu şelalelenin arkasındaki küçük mağaraya kadar yürünüyor ve biz de yürüdük. Ama güneşli zamanda buradan alınabilecek olan nefis fotoğrafları çekemedik tabii ki. İzlanda’da gezdiğimiz tüm ziyaret yerlerinde ziyaretcileri çok güzel yönlendiren ve bilgilendiren tabelalar yanında, ziyaretcilerin emniyetle takip edecekleri tahta veya demirden patika yollar yaptıklarını gözlemledim. Burada da şelalenin sağ tarafından başlayan ve arkadaki mağaraya devam edip, sol tarafından inen bir ziyaret yolu vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzün son ziyaret yeri ise Skógafoss Şelalesi oldu. Konaklama da Skógafoss Şelalesi’nin yanındaki bir tesiste olacak. Burayı daha fazla gezme şansımız olacak.

P7240702.JPG

Skógafoss Şelalesi 25 metre genişlikte ve 60 metreden düşen bir şelale. Skógá Nehri sularının düştüğü bir yer. Güneşli günlerde çift gök kuşağı ile meşhur. Burası bir efsaneye konu olmuş. Buna göre buraya ilk  yerleşen Vikinglilerden birisi bu şelale arkasındaki mağaraya bir hazine saklamış. Uzun zaman sonra bu hazine sandığı bulunmuş ama sadece sandığı tutarken kavradıkları yandaki halkasını alabilmişler ve sandık tekrar kaybolmuş. Bu halka kiliseye kapı zili olarak konmş. Şimdi bu halka müzede. Bu şelale filmlere de sahne olmuş ve burada iki tane film seti kurulmuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelalenin yanına gittiğinizde su buharından ıslanmamak imkansız. Hazırlıklı olun. Benim size burası ile ilgili bir tavsiyem olacak; Bu şelalenin sağ yanından şelaleyi tepeden gören bir seyir noktasına giden merdivenlerin olduğu yokuş göreceksiniz. Size zor gelmesin! Bu merdivenleri tırmanın ve o tepeye çıkın. Esas çıkma nedeniniz şelaleyi tepeden görmek olmasın. Burada bir başka 3 basamaklı merdiveni geçip Skógá  Nekri boyunca devam eden bir yürüyüş yolundan (trekking yolu) yürümenizi tavsiye ederim. Burası muhteşem güzellikte yürüyüş yolu. Manzaralara doyamayacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğini kaldığımız tesisin restoranında yedik. Terasta biralarımızı içerken günün muhasebesini yaptık. İzlanda’da tesisler içlerinde ve çoğu zaman odalarda çay-kahve makinleri bulunduruyor. Uzaktan gelen şelalenin uğultusunu dinleyerek bir güzel uyku çektik. İzlanda’daki ilk gün gezimiz müthişdi doğrusu. İyi bir başlangıç yaptık. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın ve aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

04.08.2016 Saat 11:00

Kaynaklar:

https://thekitchencrashers.com/2012/11/21/izlanda-2-blue-lagoon-ve-golden-circle-mavi-lagun-ve-altin cember/http://www.bekransarsilmaz.com/5/altin-cember
http://www.visiticeland.com/plan-your-trip/travel-search/details/thingvellir-national-park?type=place
https://en.wikipedia.org/wiki/Golden_Circle_(Iceland)
https://en.wikipedia.org/wiki/Geothermal_power_in_Iceland
https://en.wikipedia.org/wiki/Iceland_moss
http://www.thingvellir.is/english.aspx
https://notendur.hi.is/oi/geology_of_thingvellir.htm
http://wikitravel.org/en/%C3%9Eingvellir_National_Park
https://en.wikipedia.org/wiki/Geysir
https://visnekiraz.com/tag/gullfoss/
https://en.wikipedia.org/wiki/Sk%C3%B3gafoss
https://banununyollari.blogspot.com.tr/2013/08/izlandada-uzun-bir-yolculuk-selfoss.html
Dr Lakme Toktaş: İzlanda Gezi Notları

 

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: İzlanda’ya Varış-Blue Lagoon

IMG_0030.JPG

İzlanda’ya Türkiye’den doğrudan uçuş yok. Biz önce Stokholm’e uçup, oradan İzlanda’ya geçiş yaptık. THY’na ait uçağımız saat 07:00’de Stokholm’e uçacak. Ancak ülkede yaşadığımız karmaşa ve OHAL uygulaması nedeni ile havaalanına gece saat 01:00 gibi gittik. Zaten havaalanına girişimiz 30 dakika sürdü. Eski memuriyetimin bendeki önemli kazancı olan yeşil pasaport, bu gezide eziyete sebep oldu. Yeşil pasaportlu olup da yurt dışına çıkacaklar olarak elimizde bir sürü evrakla ve ayrı bir bölüme alındık. Neyse ki sorun çıkmadan “yurt dışına çıkışında sakınca yoktur” damgasını biletlerimize vurdular. Geri kalan saatleri havaalanında geçirdik ve zamanında uçuşumuzu yaptık. Stokholm’de aktarmayı yapıp,  Icelandair’e ait uçakla Reykjavík‘in 50 km dışında bulunan Keflavik Havaalanına saat 15:00 gibi iniş yaptık. THY uçaklarının konforu gittikçe bozuluyor gibi. Koltuk aralarının darlığı iyice eziyet oluyor. İcelandair’in ikramı sıfır sayılır ama koltukları kesinlikle daha rahat ve koltuk araları daha genişti.

IMG_0004.JPG

İzlanda ilginç bir ülke. Havaalanında valizlerimizi aldıktan sonra elimizi kolumuzu sallaya sallaya ülkeye giriş yaptık.  Pasaportlarımıza ne girişte ve ne de çıkışta İzlanda damgası vuruldu. İzlanda’ya gittiğimize dair elimizdeki tek resmi belge Stokholm Arlanda-Keflavik Havaalanları arası uçuşu gösteren uçak bileti.

IMG_0038.JPG

Bizi havaalanında lokal acentenin gönderdiği araç şoförü Arnie ve tercüman olarak bize yardımcı olacak olan Nar geziden Meltem hanım karşıladılar. Aracımıza binip İzlanda seyahatimize başladık.  

P7230369.JPG

İzlanda ise bizi yağmur ve kapkara bulutlarla karşıladı. İzlanda’nın yağmuru bir garip. İnce ince yağıyor gibi gözüküyor ama bir bakmışsınız sırılsıklam olmuşsunuz. Hava 11 derece civarı. İstanbul’dan 35 derece sıcaklıktan gelince, giysiler yetersiz kaldılar. Yanımıza aldığımız kalınları geçirdik üstümüze.

İzlanda ile ilgili genel bilgileri daha önce yazdığım  ” İzlanda Dipnotları: İzlanda’ya Gitmeden Önce Genel Bilgiler ” başlıklı yazıda bulabilirsiniz. Altı çizgili bağlantıya tıklamanız yeterlidir.

IMG_0043.JPG

İzlanda’daki ilk aktivitemiz meşhur Mavi Kaplıca ‘ya (Blue Lagoon) olan ziyaretimiz olacak. Bu kadar stres, bekleme ve yorgunluk sonrasında kaplıcaya doğrudan gidip rahatlama iyi gelecek. 

IMG_0046.JPG

Blue Lagoon yolunda yol boyu lav tarlaları içinden geçtik. Sonradan göreceğim lav tarlaları yanında burası çok küçükmüş meğerse. Zamanında buraya dehşet saçan bu lavların bugünkü masumiyeti büyük bir tezat oluşturuyor. (Volkanlar ve lav hakkında genel bilgi için tıklayınız;  İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı? )

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Havaalanından Mavi Kaplıca’ya (Blue Lagoon) varmak 23 km kadar yol yapmayı gerektiriyor (Reykjavik’den 47 km). Buraya grup halinde gidecekseniz önceden randevu alıp gitmek gerekiyor. Bizim randevumuz 16:30’da. 

IMG_0042.JPG

İzlandalılar tarih boyunca volkanlar ve seller aracılığı ile doğanın gazabına çok uğramışlar ve zarar görmüşler. Ancak ondan faydalanmayı da bilmişler. İzlanda’da tüm evlerin ısıtması ve soğutulmasında, elektrik elde edilmesinde Jeotermal Santraller kullanılıyor. 

İzlandaca kelime anlamı “Siyah Çayır” olan Svartsengi Jeotermal Güç Santraline, ısı kaybını önleyen borularla aktarılan ve yeraltından çıkan süper sıcak su, elektrik üretimi için santralde kullanıldıktan sonra, toprak zemini örten lav tabakası altından geçen boru sistemi ile şehre ve Mavi Kaplıca termal havuzuna yollanıyor.

IMG_0036.JPG

1976 yılında Jeotermal Güç Santralinin atık sularını toplamak için bir havuz yapılmış. 1981 yılında yerel halk bu suyun iyileştirici gücüne inanıp içine girmeye başlayınca, Mavi Kaplıca popüler bir yer olmuş. 1992 yılında bu kullanımı paraya çevirmek için de bir şirket kurulmuş ve tesis açılmış. Aslında İzlanda da çok sayıda kaplıca var ve burada olduğundan daha doğallar ve atık su da değiller. Ancak Blue Lagoon onlar içlerinde en organize edilmiş ve hizmet koşulları daha iyi olanı. Gezi boyunca kaldığımız otellerin bazılarında bile, dışarıda ve yuvarlak bir küvet irisi şeklinde termal su dolu havuzlar vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atık sularda yıkanmak biraz itici gibi geliyor. Ama burası, National Geographic tarafından dünyanın 25 harikası arasında gösterilmiş olan bir yer. Beş dönüm üzerine kurulu olan suni göl her yıl 400.000 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Lagüne, her 40 saatte bir tamamen değiştirilen ve  her defasında 6 milyon litre jeotermal suyu pompalanıyor. 

Silika ve sülfür gibi minerallerden zengin olan ve sıcaklığı 37-39 C arasında değişmeyen sıcak suların, sedef hastalığı gibi bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği düşünülüyor. Mavi Kaplıca’da suyun içine saçınızı sokmamanız gerekiyor. Suyun saçı sertleştiren bir yapısı var. Saçınızı bu suya sokarsanız Troller gibi saçınız diken diken olmuş bir şekilde çıkabiliyorsunuz. Bu nedenle de duşların yanına konulmuş saç kremi sürüp havuza girmenizi tavsiye ediyorlar.

P7230410.JPG

Benim için Mavi Kaplıcanın bir başka önemli olan yanı, Avrasya ve Amerika kıtaları arasındaki tektonik plakalar arasında banyo yapmanın verdiği heyecan oldu.

IMG_9996

Mavi Kaplıcaya vardıktan sonra randevulu gelenlere ayrılan kapıdan içeriye alındık. Girişte bizlere birer havlu verilip, kolumuza bir bilezik takıldı. İçeride yediğiniz içtiğiniz bu bileziğe elektronik olarak kaydediliyor ve çıkışta bu bilezik okutularak ödeme yapıyorsunuz. Kaplıcadan çıkarken de bu bileziği elektronik kapıya vermeden dışarı çıkamıyorsunuz. 

IMG_0029

Soyunma kabinlerine gittik. Kadınlar ve erkekler ayrı bölümlere alınıyor. Biz yanımızda getirdiğimiz mayoları giymek için kabin ararken, yanımızda bulunan diğer ziyaretçiler anadan doğma bir şekilde gayet rahat dolaşıyordu. Kadınlar tarafını bilmem ama erkekler tarafında görüntü biraz iğrençti.

Mayoları giyindikten sonra soğuk havada koşturup kaplıcaya daldık. Ben hemen girmedim ve biraz fotoğraf çektim. Suyun rengi çok cezbedici. Sonra ben de daldım sıcak suya. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaplıca insan bakımından yoğun. Bir bölümde kaplıca içine hizmet veren bir bar var. Buradan içkilerinizi alabiliyorsunuz. Bir diğer köşede ise beyaz bir toprak veriliyor. Bunu yüzünüze sürüyorsunuz. Cilde iyi geliyormuş. Bir başka köşede ise jakuzi tarzı küçük bir havuz ve yanında ise sauna ve onun da yanında küçük bir şelale var. 

Kaplıcada yaklaşık 1 saat kadar kaldık ve sonrasında Reykjavik’e doğru yola koyulduk. Reykjavik, İzlanda nüfusunun 1/3’ünü barındıran bir şehir olmasına rağmen sessiz sakin bir görünümde. Otelimize yarım saat içinde vardık. Otelimiz Center Hotel Midgardur. Niyetim biraz dinlenip, gece Reykjavik’i gezmek. Ama otele girer girmez ayakkabıları çıkartıp yatağa uzandığımı hatırlıyorum. Sonrasına ancak sabaha uyandım. 48 saat süren uykusuzluk, üzerine kaplıca suyunun gevşetmesini de ekleyince deliksiz bir uyku çekmişim. Gece Reykjavik’i kaçırdım ama sonradan telafisini yaptım. Hikayesi sonraya artık.

P7230419.JPG

İzlanda yolculuğumuz ve birinci günün hikayesi budur. Devamı yarına…

Gezekalın, aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

02.08.2016 Saat 22.18

Kaynaklar

http://www.bluelagoon.com/
https://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Lagoon_(geothermal_spa)
https://en.wikipedia.org/wiki/Reykjav%C3%ADk

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: Başlangıç

IMG_3075.JPG

IMG_0031Bu sefer ateşin ve buzun yurduna, İzlanda’ya, yolumuz düştü. 23-31 Temmuz tarihleri arasında,  14 kişilik gezi grubumuzla İzlanda’yı bir daire çizerek gezdik. “Her gezi sonrası aynı şeyleri söylüyorsun ve gezi muhteşemdi diyorsun” dediğinizi duyar gibi oluyorum ama İzlanda gezisi de öyleydi! Aksilikler olmadı değil tabii ki. Örneğin gezinin ilk 4 günü yağmur ve kara kara bulutlar vardı. Ne “vay be dedirtecek” bir fotoğraf çekebildik ne de şelalerde görebileceğimiz gök kuşaklarını görebildik. Balinalar da bize boy boy poz vermediler. Bırakın zıplayan balina fotoğrafı çekmeyi, balinanın denizde siyah karaltısını bile göremedik. Ama ne hava durumu ile oynayacak ne de “Dur bakalım balina kardeş! Şöyle sudan dışarı doğru bir zıpla, havada biraz dur. Fotoğrafını çekeceğim” diyecek gücümüz, imkanımız var.  Gezgin bazen gezi öncesi umduğu, hayal ettiği ile değil ama bulduğu ile yetinecek.

IMG_0794.JPG

Genelde “İzlanda’yı görmeli miyiz ? Değdi mi?” diye soruyorsanız. Yanıtım kesinlikle evet olacaktır. Sizlere yazı dizisi boyunca anlatacağım bir kaç ipucu ile İzlanda geziniz mükemmel olacaktır. Sanki başka bir gezegeni geziyor, başka bir dünyayı yaşıyorsunuz gibi hissediyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğanın gücünü mutlaka gözlemliyorsunuz. Bu güç karşısında insanın  bir yandan ne kadar güçsüz olduğunu ama bir yanda da aklını kullanarak ondan nasıl faydalanabileceğini, yapabildiği kadarı ile zarar vermeden nasıl kontrol edebileceğini görüyorsunuz. İzlanda gezisi öncesi yazdığım  ” İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı? ” yazımı İzlanda gezisi niyetiniz varsa gitmeden önce okumanızı tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazı, Volkanik aktiviteler sonucu milyonlarca yıl önce ortaya çıkan ve her sene birkaç santim toprakları genişleyen ada ülkesi İzlanda’yı gezerken daha bilgili bir gezi yapmanıza yardımcı olacaktır. Bastığınız toprağın, buzulun halen faal olduğu düşüncesi sizi biraz ürkütüyor. Ancak bir taraftan da önemli ve hala devam eden bir olaya şahit olduğunuz gerçeği heyecanlandırıyor.

IMG_1424.JPG

IMG_1973Bu geziyi de Nar Gezi ile yaptık. Klasik programlarında bazı değişiklikler isteyerek, beraberce güzel bir program ortaya çıkarttık. Programı da eksiksiz tamamladık. Bu güzelim ülkenin doğusu da, batısı da görülmeyi hak ediyor. Bizimkinin benzeri bir program yapmanızı tavsiye ediyorum. İzlanda gerçekten pahalı bir ülke. Öğle ve akşam yemeklerini serbest bıraktık. İsteyen istediğini yedi ve içti. Öğle yemeklerini genelde kahvaltı da hazırladığımız sandviçlerle geçiştirdik. Kahvaltı menüleri zengin sayılır. Akşam yemeklerini ise bazen otelde bazen de özel olduğunu düşündüğümüz yerlerde yedik. Yeri gelince bahsederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlandalı şoförümüz Örnólfur Kristjánsson (biz ona kısaca Arnie dedik) gezi boyunca hem şoförlüğümüzü ve hem de rehberliğimizi yaptı. Bize çok yardımcı oldu. İzlandalılar sıcak insanlar. Bu gezi boyunca temasta bulunduğumuz ve Türk  olduğumuzu öğrenen İzlandalılarda biraz şaşkınlık ifadesi hissettik. Bizden olmayan ama İzlandalıların gözünde kötü bir “Türk” imajı bıraktıran korsan Murat Reis’in atalarına verdiği trajediyi hala taşıyorlar gibiler. Arnie ile tur sonu vedalaşırken, Arnie “İlk defa çalıştığım Türkleri böyle bilmiyordum” ifadesini kullandı. Bu korsan hakkında İzlanda gezisi öncesi “ İzlanda Dipnotları:İzlanda’nın Türk’e Düşmanlığının Kaynağı ” yazdığım yazıyı altı çizili bağlantıda okuyabilirsiniz. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım… Buyurun bakalım, gün ve gün İzlanda gezi yazım..

Gezekalın ve aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

01.08.2016 Saat 22:44

Not: Bizim geziler yaklaşık bir yıl önceden planlanır ve ödemeleri erkenden yapılır. Bu gezimize aslında 14 kişi değil de 16 kişi olarak çıkacaktık. İki gezginimiz Dr Tülin Satılmış ve Ayşe Bozkurt, darbe girişimi sonrası memurlara konan yurt dışına çıkış yasağı nedeni ile geziye katılamadılar. Bu gezi yazımı, darbe ve onun getirdiği OHAL uygulamasının bir başka türlü mağdurları olan bu iki gezgin arkadaşıma ithaf ediyorum.

Darbeler, askeri olsun sivil olsun, bu ülke için hiç bir zaman iyi olmamıştır. Bir daha darbelerin hiç bir türünü görmemek, herkes için adil-eşit bit hukuk sisteminde, dinin-etnisitenin siyasete alet edilmediği bir ülkede yaşamak umudumla..

Ülkem gerçek aydın ve gezgin insanlara dolu olsun….

IMG_4372.JPG

 

İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı?

Bu Yazı Neden Gerekti?

Volkanik patlamaların, depremlerin, buzul erimeleri ile gelen sellerin, yani her türlü doğal afetin ve bunların beraberinde gelen kıtlıkların, yoklukların ve ölümlerin yaşandığı topraklarda, ateşin ve buzun ülkesi İzlanda’da olacağız. Burada herşey bir kıvılcıma bakıyor ve bu kıvılcım çaktığı zaman sadece lokal çevreyi değil ama dünyanın geri kalanını da etkiliyebiliyor. Örneğin 2010 yılında İzlanda’da bulunan Eyjafjallajökull Volkanı‘nın (spikerlerin adını telafuz için ciddi bir şekilde zorlandıkları, bizim ise “Eyvalla ya okul” şeklinde söyleme pratiğini seçtiğimiz volkan), faaliyete geçmesi, tüm Avrupa’nın hava ulaşımını etkilemişti. 

320px-Statuette_Vulcanus_MBA_Lyon_A1981

Vulcan: Ateş tanrısı

Bu yazı biraz coğrafya, biraz jeoloji yazısı gibi gelecektir okuyana. Ancak İzlanda bir volkan adası. İzlanda iki kıtanın birbirinden ayrıldığı hat üzerinde ve dünya çekirdeğinden yansıyan sıcaklığın, dünyanın başka bölgelerine göre yukarılara çıkış yolunu daha çok bulduğu”sıcak nokta“nın üstünde bulunuyor. Bunların İzlanda oluşumundaki ve devam eden değişimindeki etkilerini anlayabilmek için bu konulara şöyle bir de olsa girilmek zorunda bence. Yoksa İzlanda’yı gezmek size “taş-topaç gezme” anlamına gelebilir ki, bu ülke bunu hiç hak etmez. “Toprak deyip geçme İzlanda’yı, tanı altında yatan mekanizmayı” amacıyla, gezginlere bu konuda anladığım kadarıyla bilgiler aktarmak.

Doğanın ve yeryüzü görünmez güçlerinin oyunları sonucu ortaya çıkmış İzlanda’nın doğal güzellikleri ve şekillerinin, İzlanda geziniz sırasında sizlerde bitmeyecek bir hayranlık uyandırmasını çok isterim. Benim de İzlanda gezim öncesi beklentim budur. 

Volkanların Ortaya Çıkma Süreci; Levhalar Teorisi ve Sıcak Noktalar

Levhalar Teorisi

Volkan kelimesi, antik Roma dönemi mitolojisindeki Ateş Tanrısı Vulcan‘dan geliyor. Dünyanın iç tabakalarında bulunan, yüksek basınç ve yüksek sıcaklıkla erimiş kayalara “magma” deniyor. Volkan (ya da yanardağ), magmanın, yer yuvarlağının yüzeyinden dışarı püskürerek çıktığı coğrafi yer şekilleridir. 

En başa dönecek olursak, günümüzün kıtaları, milyonlarca yıllar öncesinde, tek bir kıtaya aitmiş. Yani dünyayı kocaman ve bir tek kıta halinde hayal edin. Bir zamanlar var olan bu kocaman kıtaya “Pangea” ve onu çevreleyen kocaman tek parça okyanusa ise “Panthalassa” deniyor. Milyonlarca yıllık bir zaman dilimi içinde bu tek kıta parçalanıp, günümüzdeki kıtaları ortaya çıkarttılar. Aşağıdaki linkte milyonlarca yıl içinde kıtaların gelişimi, zaman çizelgesi içinde şematize edilmiş. Çok bilgilendirici ve etkileyici.

https://www.youtube.com/watch?v=UwWWuttntio

Dünyanın yüzeyi yerleşim alanları, bitki örtüsü ya da su ile kaplı olduğundan biz yerkürenin gerçek halini fark etmiyoruz. Dünyanın yer kabuğunu, üstünde yukarıda saydığım şeyler olmadan çıplak olarak hayal edin. Bugün dünyanın yüzeyi (yer kabuğu) kesintisiz gibi görünüyorsa da, gerçekte dev boyuttaki bir yap-boz gibi birbirine geçen ve levha diye adlandırılan parçalardan oluşuyor.  Yerküre üstünde Levhalar çok yavaş olarak ve sürekli biçimde birbirlerine göre hareket ediyorlar.

tectonic

Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, yerkürenin en dış kısmında bulunan yapı. Karalarda daha kalın, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha incedir.  Kalınlığı ortalama 40 km’dir. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan yani granit (içerdiği minerallerden dolayı daha hafif, daha az yoğun ve hızlı hareket eder) ve bazalt (içerdiği minerallerden dolayı daha ağır, daha çok yoğun ve daha yavaş hareket eder)  meydana gelir. Deniz dibindeki yer kabuğu bazalt içeriklidir. Karasal yer kabuğu ise granit. Manto, yer kabuğu ile çekirdek arasında yer alan sıcak ve plastik bir yer katmanı oluyor ve kalınlığı 2.860 kilometre yakındır. 

adsız

Litosferin altından 700 km derinliğe kadar uzanan kuşağa üst manto veya astenosfer deniliyor. Çekirdekteki termonükleer reaksiyondan ısınan ve yüksek basınç altında olan astenosfer, yarı katı (zift gibi yoğun bir akışkan düşünün) haldedir. Yer kabuğu parçaları veya plakalar, üst mantonun üzerinde hareket eder ve yüzerler. Akışkan haldeki magma, dikey ve yatay konveksiyon hareketlerine sebep olur. Bu hareket levha tektoniğine, buna bağlı olarak tüm tektonik olaylara (kıtaların kayması, deprem, volkanizma, sıradağların ve rift vadilerinin oluşumu) sebep oluyor. 

1- Astenosfer. 2- Litosfer. 3- Sıcak nokta. 4- Okyanusal kabuk. 5- Batan levha. 6- Kıtasal kabuk. 7- Rift Vadisi. 8-Yitim zonu. 9- Uzaklaşan sınır tabaka. 10- Dönüşümsel sınır tabaka. 11- Kalkan volkan. 12- Okyanus Ortası Sırtı. 13. Yaklaşan tabaka sınırı. 14- Strato Volkan. 15- Ada Yayı. 16- Levha. 17- Astenosfer. 18- Okyanus hendeği

Levhalar birbirlerine yaklaşabilir, birbirlerinden uzaklaşabilir ve yan yana kayabilirler. Yaklaşan levhaların ikisi de okyanussal levha ise biri, diğerinin altına doğru kayar. Bu olaya dalma-batma deniyor. Bir okyanus levhası, bir kıta levhası ile karşılaştığında ise, daha ağır olduğu için okyanus levhası, daima karasal levha altına doğru kayar. Levhaların uç kısımlarında dalma-batma olayı söz konusu olduğunda manto tabakasının sıcak derinliklerine inen taş küre dilimi ısınarak erir ve akışkan halde yükselir. İşte bu olay, yaklaşma sınırlarındaki volkanik etkinliğin ve dağ oluşumunun temelini oluşturuyor. İzlanda’daki volkanik aktivitelerin bir kısmı bu nedenle ortaya çıkıyor.

Aşağıda linkini verdiğim videoyu izlerseniz, bu uzun ve belki de okuması zor gelebilecek yazıyı daha kolay anlayabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=0mWQs1_L3fA

Levhaların Hareketi ve Yerküre Levhaları

İki kıtasal levhanın yaklaşması ise çarpışma ile sonuçlanır, her iki levha da manto içine batamayacak kadar hafif ve kalın olduğundan büyük bir deformasyonla yüksek dağ sıraları ve platolar ortaya çıkar (Himalaya dağları ve Tibet yaylası oluşumunda olduğu gibi).

Uzaklaşan levhaların etkileri ise farklı oluyor. İki levhanın birbirlerinden uzaklaşması, yeni okyanus kabuğunun oluşmasına yol açarlar. Bu olay, iki levha arasında açılan boşluğa üst manto kaynaklı akışkan materyalin dolması ve soğuyarak katılaşması sonucunda gerçekleşir. Bu şekilde oluşan okyanus sırtları yer kabuğunun en genç bölgeleridir. Levhalar ayrıldıkça sırt ortadan büyümeye devam eder, sırtın her iki yanına doğru uzaklaşan genç litosfer soğudukça hacmi azalır, yoğunluğu artar ve hem küçülme hem de batma nedeniyle yükseltisi azalır. Okyanus tabanının, okyanus sırtından en uzak kesimleri en yaşlı kısmıdır. Bu alanların eninde sonunda bir başka levha ile karşılaşarak batmaya başlaması kaçınılmaz olduğundan okyanussal kabuğun ömrü sınırlıdır ve bilinen en yaşlı okyanus kabuğu örnekleri 190 milyon yıl yaşındadır. Bu şekilde okyanus kabuğu sürekli yenilenirken, kıta kabuğu dalma-batma mekanizması ile ortadan kaldırılamadığından, yanardağ ve dağ oluşum etkinlikleri ile kıta kütlesine eklenen materyal zaman içinde giderek artar. Milyarlarca yıllık süreç içerisinde kıtalar alan ve kalınlık açısından büyümeye devam ederler. Bazen bir kıta, ters yönde etki eden kuvvetlerin sonucunda ikiye ayrılabilir. Böyle bir durumda uzaklaşan parçaların arasını doldurmaya başlayan manto materyali yine okyanus kabuğu niteliğinde bir yapı oluşturmaya başlar, bu alanın soğuyup alçalması sonucunda yeni bir okyanus doğmuş olur.

World_Distribution_of_Mid-Oceanic_Ridges

Okyanus Ortası Sırtların Dünya Üzerinde Dağılımı

İzlanda Volkanik Yapısında Atlantik Ortası Sırtı

Iceland_Mid-Atlantic_Ridge_Fig16

Atlantik Ortası Sırtı

İzlanda’nın oluşumunun esas kaynağı, 250 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilen Atlantik Ortası Sırtı ya da Atlantik Ortası Yükselimi’dir (İngilizce: Mid-Atlantic Ridge). İzlanda, bu jeolojik yapının üstünde bulunuyor.  Atlantik Ortası sırtı, bütün Dünya okyanuslarının tabanında bulunan ve 40.000 km uzunluğa sahip “Okyanus ortası sırtı” sisteminin parçası. Atlas Okyanusu ile Kuzey Okyanusu arasında, büyük bölümü sular altında bulunan bir sıradağ kümesini aklınıza getirin. Bu sırt, Kuzey Kutbu’ndan, Güney’deki Bouvet Adası’na kadar uzanıyor. İşte konumuz olan İzlanda’yı ve volkanik yapısını ilgilendiren kısım da buradan başlıyor. İzlanda’nın ada olarak ilk gözükmesinin 16-18 milyon yıl önce olduğu tahmin ediliyor. Aşağıdaki linkteki video bir adanın oluşumunu gösteriyor. Bu aktivitenin milyonlarca yıl sürdüğünü düşünün; İşte size İzlanda’nın temsili doğuşu.

https://www.youtube.com/watch?v=RMtuTfAqAbo

Ortalama üç yılda bir volkanik aktivitenin meydana geldiği İzlanda, dünyanın en aktif volkanik bölgelerinden biri. Bunu da iki levha arasındaki açılmaya ve bu açılma sonucunda Atlas Okyanusu’nun orta sırtında meydana gelen jeolojik olaylara borçlu. Adada 934 yılında meydana gelen Katla Patlaması dünyadaki en büyük bazaltik patlama olmuş. 

İzlanda Volkanik Yapısında Sıcak Nokta’nın Önemi: İzlanda’nın Çifte Şansızlığı

İzlanda’yı benzersiz kılan bir özellik daha var. Avrasya ve Kuzey Amerika levhaları arasındaki açılma bölgesinde oluşmuş bir riftin üzerinde yer almasının yanı sıra, bir sıcak noktanın da üzerinde bulunuyor. Aşağıdaki linkteki video “Sıcak Nokta” üzerinde gelişen volkanik adaların doğuşunu anlatıyor. Belki yazıyı okumadan önce izleminiz daha yararlı olacaktır.

https://www.youtube.com/watch?v=AhSaE0omw9o

Birçok yanardağın oluşumunun, levha sınırlarındaki hareketle bağlantılı olmasına karşın, bazıları bu sınırlara uzak yerlerde ortaya çıkabilir. Bu yanardağların ”Sıcak Noktalar” olarak adlandırılan olağanüstü sıcak bölgelerin varlığı sonucunda oluştukları düşünülüyor. Bilim adamları, sıcak noktaların astenosfer ve alt mantoda bulunduğu varsayıyor. Sıcak noktalarda, ısı akımlarının mantonun içinden geçerek yükseldiği tahmin ediliyor. Bu olağanüstü ısı, basıncın etkisi ortadan kalktığı zaman (katmanlar arası yükseldiği zaman) magma oluşturur. Yüzeye doğru çıkan magma, litosferden geçiş sırasında, yolunun üzerindeki kaya kütlelerini eriterek kendisine yol açar. Yani magma belli noktalarda yüzeye çıkmak için kabuk içinde yükselmeye çalışır. Bu çıkış çabası bazen levha ortalarında büyük volkanik dağların oluşmasına neden olur. Levha hareket eder ama sıcak nokta sabit kalır, bu nedenle milyonlarca yıl sonra art arda dizilmiş birçok yanardağ görülebilir. İşte size hem iki levhanın ayrıldığı ve hem de sıcak bir nokta üzerinde yer alan İzlanda’nın tam doğuş öyküsü.

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanik Lav Akıntısı

Lav, yanardağ ağzından ilk çıktığında sıvı haldedir ve sıcaklığı 700 °C ile 1200 °C arasındadır. Lav çok akışkan olmamasına rağmen (suyun akışkanlık direncinden yaklaşık 100.000 kat fazla) soğuyup katılaşana kadar uzun mesafeler boyunca akabilir. Lavlar akıntı türlerine göre farklılık gösterebilir. Lavın iki çeşidi vardır ve “Aa” ve “Pahoehoe“. Bu terimler ilk olarak Hawaii yerlileri tarafından kullanılmıştır ve terminolojiyede o şekilde geçmiştir. 

 

 Aa tipi lav çok yoğun kıvamlı olup konik yanardağları (Japonya’daki Fuji Dağında olduğu gibi) oluşturur. Pahoehoe (“pahoyhoy” olarak okunur) ise aa’ya göre çok akışkan olup yassı yanardağları oluşturur. İzlanda’daki lav şekli Pahoehoe şeklinde.

https://www.youtube.com/watch?v=U5hZsJk0G_4

İzlanda’da karakterinden dolayı akışkan, bazaltik lava (Pahoehoe tipi lava) “Helluhraun” deniyor. 

İzlanda’nın Şekillenmesinde Volkanların Önemi ve Canlılar Üzerine Etkisi. 

İzlanda’da aktif olan 30 volkanik sistem var ve bunlardan 13 tanesi adaya yerleşimin başladığı 874 yılından bugüne lav püskürtmüş. İzlanda’daki volkanik aktivite o kadar fazla olmuş ki, tüm dünyadaki toplam lav çıkışının 1/3 İzlanda volkanları tarafından gerçekleştirilmiş.

https://www.youtube.com/watch?v=LeDYtj1TYOk

Ada sürekli bir volkan patlaması riski ile karşı karşıya. Bu nedenle İzlanda’da kabuğa sürekli olarak yeni eklemeler oluyor. En sonuncusu ise 1963-1967 yılları arasında meydana gelen volkanizma sonucunda yüzeye çıkan Surtsey Adası. Aşağıdaki linkte bu adanın ortaya çıkış videosu var. İzlanda’nın doğuşunu, Surtsey Adası’nın doğuşunu izleyerek hayal edebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=e73uesIwOLc

İzlanda tarihinin en öldürücü patlaması 1783-84 yıllarında lav püskürten Skaftáreldar (Skaftá’nın Ateşleri) patlamasına aitti. Bu patlama Vatnajökull Buzulunun güneybatısındaki Lakagígar kraterinden olmuştu. Aslında krater, buzul altı volkan olan Grímsvötn Volkanı’nın bir parçasıydı. Bu patlamada İzlanda nüfusunun neredeyse 1/4’ü bu patlamadan saçılan lavlar ve sonrasında gelen toksik gazların ve külün yarattığı iklim değişiklikleri ve bitki ve hayvanların ölmesi sonucu gelen kıtlık ve hastalıklardan öldüler. Bilim insanları 8 ay devam eden patlama nedeniyle sadece İzlanda değil ama tüm gezegenin de etkilenmesi ile dünyadaki ölüm sayısını 2 milyon olarak tahmin ediyorlar. Lakagígar Kraterinin saldığı lavın, 42 milyar tonla tarihte bir defada en fazla salınan lav olduğu düşünülüyor. Daha önce bahsedildiği gibi Eyjafjallajökull Buzulu altındaki volkanın havaya saçtığı volkanik kül haftalarca Avrupa hava trafiğini etkilemişti. 2014–2015 yılında Bárðarbunga Volkan sisteminin havaya saçtığı sülfür dioksit İzlanda’da insan sağlığına zararlı hale gelebilmişti.

Volkanik Patlamaların İzlanda’ya Kazandırdığı Doğal Eserler

Volkanların bu kadar yıkıcı etkisinden bahsetmişken, İzlandaya kattığı güzelliklerden bahsetmemek de olmaz. Yoksa bu kadar ürkütücü bilgi ve görsel sonrası İzlanda’ya gitmezsiniz.

Atlantik ortası yarık İzlanda’yı deprem ve volkanik aktivite riski altında bırakmakla birlikte ona doğal güzelliklerde getiriyor. Örneğin yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Sifra Yarığı gezenleri inanılmaz derecede büyülüyor. İki kıtanın birbirlerinden uzaklaştıkları hattın su ile dolması ile oluşmuş bu yarıkta hem tüple ve hem de snorkelle dalış yapılabiliyor. Bu gezinin benim için en önemli anı bu yarıkta snorkelle dalış yapmak olacak. 

Volkan kraterlerinde veya lavların meydana getirdiği oyuklarda ortaya çıkan göller ise çok büyüleyici gözüküyor fotoğraflarda. İzlanda ziyaretimizde bunlarda bazılarını göreceğiz. Göller içinde Mývatn Gölü’nün yeri başka.

Skutustadir04.jpg

Myvatn Gölü, Kuzey İzlanda’da aktif volkanik bir bölgede oluşmuş, sığ bir Ötrofik göl. Ötrofikasyon, göl gibi herhangi bir büyük su ekosisteminde, başta karalardan gelenler olmak üzere, çeşitli nedenlerle besin maddelerinin büyük oranda artması sonucu, plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalması. Bu anlamda bu tür göllerde yaşam çeşitliliği de, besin varlığının fazla olması nedeni ile fazladır. Gerçekten de bu göl ve çevresi su kuşları ve ördekler açısından hem sayı ve hem de çeşitlilik bakımından zengin. Burada çok kuş fotoğrafı çekebilmeyi umuyorum.

Bu kadar lav akarda doğa ona şekil vermez mi? Dimmuborgir, eski Norveç dili, Faroece ve İzlandaca’da “Karanlık kuleler” anlamına gelir. Bu bölgeyi gezerken gördüğünüz volkanik mağara, kaya oluşumları, sizde yıkılmış eski bir şehrin kalıntılarını geziyormuşsunuz havası veriyormuş. Mývatn’ın Doğusunda lav akışı sonrasında ortaya çıkan anormal lav tarlaları ortaya çıkmış. 

Aslında volkanik küçük bir ada olan Dyrhólaey, denize doğru 120 metre kadar uzanan ve ark şeklinde yapısı ile turist çekiyor.

Eldhraun; İzlanda’da şahit olacağımız harikaların en önemlilerinden bir tanesi. Keskin ve sert lav kümelerinin üstünü örten kalın yeşil yosun örtü aslında geçmişin bir felaketini saklıyor.

Skaftafell Milli Parkı ve Skeiðarárjökull Buzulu önünde , Skeiðará Nehrinin taşıdığı eriyen buzul sularının sedimentleri (lav kumu, taş ve kül) Skeiðarársandur denen (40 km uzunluğunda 5-10 km genişliğinde) siyah kum çakıl alanlarını ortaya çıkartıyor.

Volkanik faaliyetin yarattığı bir başka doğal güzellik jeotermal aktivite alanları. Námaskarğ (Namaskard), İzlanda’daki Namafjall Dağının altında bulunan bir jeotermal kaynaktır. “Eğer Mars’ın çıplak kırmızı arazisinde yürümeyi çok arzuluyorsanız, Námaskarð üzerinde yapacağınız bir gezi ile bu arzunuza çok yaklaşacaksınız” diye yazmış bizden önce gezmiş olan bir gezgin. Bizleri sülfür kokusu biraz rahatsız edecektir ama güzel kareler çıkacaktır bu alandan. 

Ve tabii ki gayzerler..Yeraltı sularının magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda ısınmasıyla oluşuyorlar. Atlantik Ortası Sırtı üzerinde bulunan ve volkanik bir ada olan İzlanda gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke. 

Fiyortlar ise bir başka güzellik. Bir zamanlar tüm adayı kaplayan buzulun zamanla iç bölgelere kadar çekilmesi ve rüzgarın şekillendirmesi ile ortaya çıkan fiyortlarda İzlanda’ya bir başka güzellik katıyor. Bazen turistlerin gezmeyi ihmal ettiği ama bence haksızlık ettiği doğa şaheseri bir bölge. 

Ve tabii İzlanda şelaleri…Benim listeden sayabildiğim İzlanda’da 26 adet şelale mevcut. Gullfoss, Dettifoss, Skógafoss, Selfoss, Öxaráfoss Şelaleleri ilk akla gelenler. 

Bakalım! Gidebilirsek, göreceğiz tüm bu güzellikleri ve sizlerle kendi izlenim ve fotoğraflarımla da paylaşımda bulunacağım.

Sonraki yazılarım geniş olmasın diye, genel bilgileri bu şekilde gezi öncesi ayrı bir başlıkta açmayı uygun gördüm. Gezimize 3 gün kaldı, herşey hazır ve en önemlisi de ruhen bu geziye ihtiyacımızda var. Herşeyin hayırlısı bana, bize ve ülkemize olsun diyelim. Başka elden ne gelir ki?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

20.07.2016 Saat 12:57 

 

Kaynaklar

https://en.wikipedia.org/wiki/Volcano
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yerkabu%C4%9Fu
https://tr.wikipedia.org/wiki/Levha_hareketleri
https://en.wikipedia.org/wiki/Plate_tectonics
https://tr.wikipedia.org/wiki/Astenosfer
http://www.worldatlas.com/aatlas/infopage/tectonic.htm
https://en.wikipedia.org/wiki/Mid-Atlantic_Ridge