• Arşivler

  • Diğer 528 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 269.045 ziyaretçi
  • Ekim 2022
    P S Ç P C C P
     12
    3456789
    10111213141516
    17181920212223
    24252627282930
    31  

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Reykjavik

IMG_4434

Geziyorken zaman koşturup duruyor. 23-31 Temmuz arasında Reykjavik’den başlayan gezimizde, İzlanda’nın otobanı Route-1′ takip edip Reykjavik’e yeniden dönerek daireyi tamamladık. Bugünü sabahtan öğlene kadar balina gözlemekle geçireceğiz, öğleden sonra ise başkenti gezip, gece ülkeye döneceğiz. 

IMG_4152

Balina gözlem turları, teknelerin Eski Limanda Ægisgarður iskelesinden kalkması ile başlıyor. Turlar 3 saat kadar sürüyor ve  Faxa Körfezi içinde balina ve yunus peşinde geziliyor. Denk geldi geldi, gelmedi okyanusa baka baka geri dönülüyor. Bu gezide aynen bizim başımıza geldiği gibi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik açıklarında en sık Beyaz-yanlı yunuslar, Liman Yunussugiller (yunus desem değil, balina desem değil, yunusumsu balinalar), Minke Balinası, Kambur Balina (humpback whale)  görülüyormuş. 

https://vimeo.com/103004582

İzlanda içinde balina gözlemi başka şehirler ve kasabalarda da yapılıyor. Genelde kuzey bölgelerde daha sık olarak ve (özellikle Húsavík’den kalkan teknelerle) balinanın daha büyük olanları görülüyormuş. Biz aslında işe erken uyanıp, Húsavík’den balina gözlemi yapmak istedik ama hava bize muhalifti. Yukarıdaki video bu tür bir gözleme ait internetten bulduğum ve fikir vereceğini düşündüğüm bir videodur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah otelimizden alınıp yeni bir araç ve yeni bir şoförle eski limana götürüldük. Dün Reykjavik’deki otelimize varınca, gezi boyunca bizle olan Arnie ile vedalaşmıştık. Sevmiştik bu güzel İzlanda’lıyı. Vedalaşmamız sarılmalarla ve öpüşmelerle olmuştu. Başka İzlandalıları bilmem ama bu İzlanda’lı bizi sevdi.

Tekne kalkış saatine kadar bekledik. Elding adlı tur şirketi ile balina arayacağız. Saati gelince (09:00 gibi) tekneye  alınıp, kendimizce balina gözlem ve fotoğraflama için iyi bir yer tuttuk. Teknenin üst kısmı açık, bir de altta kapalı bölüm var. Tekne limandan ayrıldı ve biz balina avına başladık. Teknede devamlı olarak bilgilendirme yapılıyor. Balina ve yunus peşinde olan, bizim gibi,  4-5 tane tekne daha var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hava güneşli olmasına rağmen teknede üşüdük. Yukarıdaki videoda olduğu gibi, eğer Zodyak tarzı küçük bir hızlı tekne ile balina ve puffin gözlemeye gidecekseniz sizlere mutlaka özel giysiler giydiriyorlar. Ama bizim tekne gibi büyük ve kapalı alanı olan bir teknedeyseniz yanınızda olanlarla idare ediyorsunuz. Belki istek üzerine veriyor olabilirler, tam da bilemiyorum. Biz sağlam gidince özel giysi talebimiz olmadı. Onun için eldiven, yün başlık, termal içlik ve polar gibi giysileriniz üstünüzde ya da yanınızda olmalı. Bir de tekne, bizim çıktığımız günde olduğu gibi çok dalgalı ve rüzgarlı bir günde açılmışsa mide bulantısı kaçınılmaz oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz, denizi saatlerce bir sağa bir sola, bir aşağı bir yukarı arşınladığımız halde ne balina ne de yunusa denk geldik. Bizden ileride olan 2 tekne yunusları görebilmiş ve bizim tekneye de haberi geldi. Ancak alçak yunuslar bizi beklememiş ve biz o bölgeye gittiğimizde gözden kaybolmuşlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yalnız denizin üstünde uçan çok sayıda puffin vardı. Puffin göreceğiz diye gittiğimiz Dyrhólaey gezisinde göremediğimiz (https://gezekalin.com/2016/08/07/atesin-yurdu-izlanda-skogafossdan-skaftafell-milli-parkina/) puffinleri, burada gördük diyebilirim. Yalnız o kadar hızlı uçuyorlar ki fotoğraflamak çok zor. Yukarıda çektiğim puffin fotoğrafları, çektiğim yüzlerce fotoğraf arasından en iyileri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık balina veya yunus görmekten tekne sahipleri de umudu kesince Reykjavik’e geri döndük. Yapılan anonsla bizden özür dilenerek, balina-yunus gösteremedikleri için üzgün olduklarını bildirdiler. İki yıl için geçerli olan ve yeniden balina turu için kullanılabilecek adımıza ücretsiz biletleri vermeyi de unutmadılar. Pazarlamanın güzeli budur işte! Bir daha ne zaman gideceğiz İzlanda’ya? Ama yarattıkları izlenim güzel değil mi?

P7300002.JPG

Bu arada Reykjavik’de şubat 2015’de açılan ve alanında dünyanın en iyilerinden olan bir balina müzesi de varmış . Ben maalesef bu satırları yazarken öğrendim. Gidilmesi iyi olabilirdi. 

Tekne limana yanaştı. Bizler de bizi bekleyen araçla otele döndük. Artık bundan sonrası uçuş saatimize kadar serbest zaman. Reykjavik’i gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelden çıkıp Laugavegur Caddesi boyunca yürüdük. Amacımız Reykjavik’e geldiğimiz ilk akşam gruptaki arkadaşların tesadüfen buldukları Svarta Kaffið adlı restoranı bulabilmek.

IMG_4490-001.JPG

Burada yedikleri çorbayı anlata anlata bitiremiyorlardı. Yanlış yazmadım; Çorba yemek eylemini yapacağız. Burada çorbalar ekmek içinde geliyor. Önce çorbayı kaşıklıyorsunuz, sonrada ekmekle birlikte çorbayı yiyorsunuz. Ortalıkta ne çorba, ne de çorbayı koydukları ekmekten kase kalıyor. Bu mekanda, bu özel çorbayı mutlaka denemelisiniz. Çorbanın 2 türü var; Etli ve sebzeli. Biz etli olanı daha çok sevdik.

IMG_4515.JPG

Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra Reykjavik’i adımlamaya hazırız artık. Aynı cadde üzerinde sağlı sollu dükkanlara ve damları teneke kaplı evlere baka baka Skolavördustigur Caddesi başına kadar geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada bir dondurmacı görüp, dondurma siparişi verdik. Dondurmacı bizim Türk olduğumuzu konuşmalarımızdan anladı. Şimdinin dondurmacısı, bir zamanlar mühendislik yapıyormuş ve bir proje için Türkiye’ye, Ankara’ya gelmiş. Orada bir süre kalmış ve ülkemizi gezmiş, insanlarımızı tanımış. Ülke hali ev ahvali üzerine konuştuk biraz. Onlar da darbe girişiminden haberdarlar ve merakla takip de ediyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köşede bulunan kafeterya önünde oturan 2 tane İzlanda’lı güneşleneceğiz diye üstlerini çıkartmışlar. “Biz hala içten titremelerdeyiz, adamlara bak” diye düşünmedim değil doğrusu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Skolavördustigur Caddesi, Hallgrímskirkja Kilisesine doğru çıkıyor. Biz Austurvöllur Caddesine doğru yürüdük ve kilise sokağını sonraya bıraktık. Bu arada Skolavördustigur Caddesi sonunda, ışıkları geçmeden sol kol üzerinde biraz içeride kalan bir turizm informasyon ofisi var. Bu ofis içinde var olan ve ücretsiz alabileceğiniz broşür, harita ve kitapcıkların bolluğuna inanamadım. Ülkenin dört yönüne ait kaynakları ayrı ayrı bölümlere koymuşlar. Sakın bu ofisi kaçırmayın derim. Burayı daha önce keşfedebilseydim çok iyi olacaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bankastræti üzerinde bulunan Hükümet Konağı 1765-1770 yılları arasında yapılmış. Bir dönem hapishane olarak kullanılmış. Ama sonradan hükümet konağı olmuş. Halen Başbakanlık ofisi. Evin önündeki heykeller heykeltraş Einar Jonsson tarafından yapılan ve biri Danimarkalı Kral’a ve diğeri ise 1904 yılındaki ilk İzlanda Başkanı olan Hannes Hafstein’a ait heykeller.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Austurvöllur Meydanı, Reykjavik halkının önemli bir buluşma mekanı. Meydana açılan Vallarstræti ve Pósthússtræti Sokaklarında bulunan kafeler pek revaçtalar. İzlanda Parlamentosuna yakın olması nedeni ile protestoların da bol olduğu bir yer. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alþingishúsið ya da İzlanda Parlamentosu 1881 yapımı. Bu bina eski parlamentoya ait. Bunun karşısında bulunan Domkirkjan (Reykjavik Katedrali) 1787-1796 tarihleri arasında yapılmış. Önce neoklasik yapıda olan bina, 1847 de restorasyonla post-klasik bir hale dönüştürülmüş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Meydanlar cıvıl cıvıl, insanlar kafeleri, parkları doldurmuşlar. Bir süre bu meydan çevresindeki sokaklara girdik çıktık. Şehrin eski kısmı çok hareketli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında İzlandacası Tjörnin,  İngilizcesi Pond olan büyük bir gölet kenarına geldik. Etrafta ördekler, martılar kaynıyor. Parlamento binası arkasındaki bu göleti çok sevdik ve bir süre oyalandık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Göletten sonra Fríkirkjuvegur Caddesi boyunca yürüdük. Hedefimizi Hallgrímskirkja Kilisesi seçip, harita elimizde, sokak ve caddeleri geçtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışardan bakınca bazalt bir lav akışını andıran yapısıyla Hallgrímskirkja Kilisesi’nin yapımı tam 41 yıl sürmüş. Kilise yapımının bitim yılı 1986. Kilisenin yüksekliği 73 metre. Kilisenin ismi şair ve papaz Hallgrímur Pétursson’dan geliyor. Bu papazı ise daha önce yazdığım ve bir dönem İzlanda’lıların Türklere karşı nefretinin kaynağı olan Küçük Murat Reis yazısından tanıyoruz. O yazıda da bahsettiğim gibi Hallgrímur Pétursson’un eşi daha önce İzlanda’nın Westman Adalarından kaçırılmış ve ancak yıllar sonra ülkesine dönebilmişti.   (https://gezekalin.com/2016/07/04/izlanda-dipnotlariizlandanin-turke-dusmanliginin-kaynagi/). Hallgrímur Pétursson’a ait bir heykel kilisenin önünde gözüküyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilise meydanına vardığımız zaman, kilisenin açık olduğunu gördük ve içeriye girdik. Kilise içinin aslında bir özelliği yok. Kilisede 25 ton ağırlık ve 15 metre boyunda dev bir org bulunuyor. Bu elektronik org uzaktan kontrollü bir sistemle çalınıyor. Burada mini bir konser dinledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilise sonrasında izlandalı rehber ve şoförümüz Arnie’nin “Benim parkım” dediği bir parka doğru yürüdük. Bu park aynı zamanda bir sanat müzesine de ev sahipliği yapıyor. Ama biz gittiğimiz zaman müze kapanmıştı.  Parkta bir banka oturunca yorulduğumuzu hissettik. Yorgunluk, tüm gezinin ve günün yorgunluğu olsa gerekti. Baktık oturmakla olmayacak, çıkarttık ayakkabıları, ayakları banka, sırtımızı çimenlere verip gezinin ve günün muhasebesini yaptık.

IMG_4803.JPG

Evet benim sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım,

Gürültülü başlayan, ülkeden çıkışı sıkıntılı olan ama İzlanda’da kendimizi başka bir gezegende hissettiğimiz gezi yazısını, bu son satırlarla bitirmiş bulunuyorum. Havaalanına doğru giderken bile, İzlanda’nın gökyüzündeki renkler “Ben ateş ve buzulun ülkesiyim” der gibi kızıl ve maviydi. Doğrusun İzlanda! öylesin gerçekten…

P7310008.JPG

Gezekalın, aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

18.08.2016 Saat 17:45

Kaynaklar

http://www.reykjavik.com/hallgrimskirkja-church/
Reykjavik Tanıtım kitapcıkları

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: İzlanda’ya Varış-Blue Lagoon

IMG_0030.JPG

İzlanda’ya Türkiye’den doğrudan uçuş yok. Biz önce Stokholm’e uçup, oradan İzlanda’ya geçiş yaptık. THY’na ait uçağımız saat 07:00’de Stokholm’e uçacak. Ancak ülkede yaşadığımız karmaşa ve OHAL uygulaması nedeni ile havaalanına gece saat 01:00 gibi gittik. Zaten havaalanına girişimiz 30 dakika sürdü. Eski memuriyetimin bendeki önemli kazancı olan yeşil pasaport, bu gezide eziyete sebep oldu. Yeşil pasaportlu olup da yurt dışına çıkacaklar olarak elimizde bir sürü evrakla ve ayrı bir bölüme alındık. Neyse ki sorun çıkmadan “yurt dışına çıkışında sakınca yoktur” damgasını biletlerimize vurdular. Geri kalan saatleri havaalanında geçirdik ve zamanında uçuşumuzu yaptık. Stokholm’de aktarmayı yapıp,  Icelandair’e ait uçakla Reykjavík‘in 50 km dışında bulunan Keflavik Havaalanına saat 15:00 gibi iniş yaptık. THY uçaklarının konforu gittikçe bozuluyor gibi. Koltuk aralarının darlığı iyice eziyet oluyor. İcelandair’in ikramı sıfır sayılır ama koltukları kesinlikle daha rahat ve koltuk araları daha genişti.

IMG_0004.JPG

İzlanda ilginç bir ülke. Havaalanında valizlerimizi aldıktan sonra elimizi kolumuzu sallaya sallaya ülkeye giriş yaptık.  Pasaportlarımıza ne girişte ve ne de çıkışta İzlanda damgası vuruldu. İzlanda’ya gittiğimize dair elimizdeki tek resmi belge Stokholm Arlanda-Keflavik Havaalanları arası uçuşu gösteren uçak bileti.

IMG_0038.JPG

Bizi havaalanında lokal acentenin gönderdiği araç şoförü Arnie ve tercüman olarak bize yardımcı olacak olan Nar geziden Meltem hanım karşıladılar. Aracımıza binip İzlanda seyahatimize başladık.  

P7230369.JPG

İzlanda ise bizi yağmur ve kapkara bulutlarla karşıladı. İzlanda’nın yağmuru bir garip. İnce ince yağıyor gibi gözüküyor ama bir bakmışsınız sırılsıklam olmuşsunuz. Hava 11 derece civarı. İstanbul’dan 35 derece sıcaklıktan gelince, giysiler yetersiz kaldılar. Yanımıza aldığımız kalınları geçirdik üstümüze.

İzlanda ile ilgili genel bilgileri daha önce yazdığım  ” İzlanda Dipnotları: İzlanda’ya Gitmeden Önce Genel Bilgiler ” başlıklı yazıda bulabilirsiniz. Altı çizgili bağlantıya tıklamanız yeterlidir.

IMG_0043.JPG

İzlanda’daki ilk aktivitemiz meşhur Mavi Kaplıca ‘ya (Blue Lagoon) olan ziyaretimiz olacak. Bu kadar stres, bekleme ve yorgunluk sonrasında kaplıcaya doğrudan gidip rahatlama iyi gelecek. 

IMG_0046.JPG

Blue Lagoon yolunda yol boyu lav tarlaları içinden geçtik. Sonradan göreceğim lav tarlaları yanında burası çok küçükmüş meğerse. Zamanında buraya dehşet saçan bu lavların bugünkü masumiyeti büyük bir tezat oluşturuyor. (Volkanlar ve lav hakkında genel bilgi için tıklayınız;  İzlanda Dipnotları: Volkanlar İzlanda’nın Şansı mı, Şansızlığı mı? )

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Havaalanından Mavi Kaplıca’ya (Blue Lagoon) varmak 23 km kadar yol yapmayı gerektiriyor (Reykjavik’den 47 km). Buraya grup halinde gidecekseniz önceden randevu alıp gitmek gerekiyor. Bizim randevumuz 16:30’da. 

IMG_0042.JPG

İzlandalılar tarih boyunca volkanlar ve seller aracılığı ile doğanın gazabına çok uğramışlar ve zarar görmüşler. Ancak ondan faydalanmayı da bilmişler. İzlanda’da tüm evlerin ısıtması ve soğutulmasında, elektrik elde edilmesinde Jeotermal Santraller kullanılıyor. 

İzlandaca kelime anlamı “Siyah Çayır” olan Svartsengi Jeotermal Güç Santraline, ısı kaybını önleyen borularla aktarılan ve yeraltından çıkan süper sıcak su, elektrik üretimi için santralde kullanıldıktan sonra, toprak zemini örten lav tabakası altından geçen boru sistemi ile şehre ve Mavi Kaplıca termal havuzuna yollanıyor.

IMG_0036.JPG

1976 yılında Jeotermal Güç Santralinin atık sularını toplamak için bir havuz yapılmış. 1981 yılında yerel halk bu suyun iyileştirici gücüne inanıp içine girmeye başlayınca, Mavi Kaplıca popüler bir yer olmuş. 1992 yılında bu kullanımı paraya çevirmek için de bir şirket kurulmuş ve tesis açılmış. Aslında İzlanda da çok sayıda kaplıca var ve burada olduğundan daha doğallar ve atık su da değiller. Ancak Blue Lagoon onlar içlerinde en organize edilmiş ve hizmet koşulları daha iyi olanı. Gezi boyunca kaldığımız otellerin bazılarında bile, dışarıda ve yuvarlak bir küvet irisi şeklinde termal su dolu havuzlar vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atık sularda yıkanmak biraz itici gibi geliyor. Ama burası, National Geographic tarafından dünyanın 25 harikası arasında gösterilmiş olan bir yer. Beş dönüm üzerine kurulu olan suni göl her yıl 400.000 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Lagüne, her 40 saatte bir tamamen değiştirilen ve  her defasında 6 milyon litre jeotermal suyu pompalanıyor. 

Silika ve sülfür gibi minerallerden zengin olan ve sıcaklığı 37-39 C arasında değişmeyen sıcak suların, sedef hastalığı gibi bazı cilt hastalıklarına iyi geldiği düşünülüyor. Mavi Kaplıca’da suyun içine saçınızı sokmamanız gerekiyor. Suyun saçı sertleştiren bir yapısı var. Saçınızı bu suya sokarsanız Troller gibi saçınız diken diken olmuş bir şekilde çıkabiliyorsunuz. Bu nedenle de duşların yanına konulmuş saç kremi sürüp havuza girmenizi tavsiye ediyorlar.

P7230410.JPG

Benim için Mavi Kaplıcanın bir başka önemli olan yanı, Avrasya ve Amerika kıtaları arasındaki tektonik plakalar arasında banyo yapmanın verdiği heyecan oldu.

IMG_9996

Mavi Kaplıcaya vardıktan sonra randevulu gelenlere ayrılan kapıdan içeriye alındık. Girişte bizlere birer havlu verilip, kolumuza bir bilezik takıldı. İçeride yediğiniz içtiğiniz bu bileziğe elektronik olarak kaydediliyor ve çıkışta bu bilezik okutularak ödeme yapıyorsunuz. Kaplıcadan çıkarken de bu bileziği elektronik kapıya vermeden dışarı çıkamıyorsunuz. 

IMG_0029

Soyunma kabinlerine gittik. Kadınlar ve erkekler ayrı bölümlere alınıyor. Biz yanımızda getirdiğimiz mayoları giymek için kabin ararken, yanımızda bulunan diğer ziyaretçiler anadan doğma bir şekilde gayet rahat dolaşıyordu. Kadınlar tarafını bilmem ama erkekler tarafında görüntü biraz iğrençti.

Mayoları giyindikten sonra soğuk havada koşturup kaplıcaya daldık. Ben hemen girmedim ve biraz fotoğraf çektim. Suyun rengi çok cezbedici. Sonra ben de daldım sıcak suya. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaplıca insan bakımından yoğun. Bir bölümde kaplıca içine hizmet veren bir bar var. Buradan içkilerinizi alabiliyorsunuz. Bir diğer köşede ise beyaz bir toprak veriliyor. Bunu yüzünüze sürüyorsunuz. Cilde iyi geliyormuş. Bir başka köşede ise jakuzi tarzı küçük bir havuz ve yanında ise sauna ve onun da yanında küçük bir şelale var. 

Kaplıcada yaklaşık 1 saat kadar kaldık ve sonrasında Reykjavik’e doğru yola koyulduk. Reykjavik, İzlanda nüfusunun 1/3’ünü barındıran bir şehir olmasına rağmen sessiz sakin bir görünümde. Otelimize yarım saat içinde vardık. Otelimiz Center Hotel Midgardur. Niyetim biraz dinlenip, gece Reykjavik’i gezmek. Ama otele girer girmez ayakkabıları çıkartıp yatağa uzandığımı hatırlıyorum. Sonrasına ancak sabaha uyandım. 48 saat süren uykusuzluk, üzerine kaplıca suyunun gevşetmesini de ekleyince deliksiz bir uyku çekmişim. Gece Reykjavik’i kaçırdım ama sonradan telafisini yaptım. Hikayesi sonraya artık.

P7230419.JPG

İzlanda yolculuğumuz ve birinci günün hikayesi budur. Devamı yarına…

Gezekalın, aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

02.08.2016 Saat 22.18

Kaynaklar

http://www.bluelagoon.com/
https://en.wikipedia.org/wiki/Blue_Lagoon_(geothermal_spa)
https://en.wikipedia.org/wiki/Reykjav%C3%ADk