• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.057 ziyaretçi
  • Aralık 2014
    P S Ç P C C P
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

Vietnam-Laos-Kamboçya:Laos; Keşfedilmeyi Bekleyen Ülke-Luang Prabang-Mekong Nehrinde Tekne Turu

SONY DSC

SONY DSCLuang Prabang’da ikinci günümüze uyandık. Sabah erkenden kalkıp, keşişlerin dilenme kapları ile halktan topladıkları yemek bağışları törenini seyretmek istiyorum. Dün geceden saati 05:00 kurdum, ama saat çalmadan uyandım. Balkondan sokağa baktım, hiçbir hareketlenme yok. Yerel rehber bizim kaldığımız otelin hemen başında bu törenin (aslında normal ve her gün tekrarlanan bir olay, ancak bizim için tören anlamı taşıyor) gerçekleştiğini ve saat 05:30’da sokakta, köşede olmamız gerektiğini söylemişti.

SONY DSCBu arada bu tören hakkında öğrendiklerimi aktarayım; keşişler sadece sabah ve öğle yemeklerini yiyorlar. Akşam yemeği yemiyorlarmış. Sabahları ellerinde yemek kapları ile manastırdan sokağa çıkıp, kendilerini bekleyen halkın önünden geçerek, kaplarına yemekleri bırakmasına izin veriyorlar. Kapları dolunca da manastıra geri dönüp, yemekleri ortaya koyarak paylaşıyorlar. Manastıra keşiş olarak sadece erkekler girebiliyor. Manastıra ilk giren keşiş en küçük rütbeden başlıyor. Manastırda işler hep birlikte yapılıyor. Sabah yemek toplama alanının karşısındaki tezgahlarda hazırda yemekler ve meyvelerde satılıyor. İsterseniz buradan satın alıp, keşişlere bağış yapma şansınızda var. SONY DSCDönelim bizim törene; giyinip aşağıya indim. Sokağın başına gidip, keşiş aramaya başladım. Ancak ortalıkta kimseler yok. Sadece benim gibi birkaç turist ve el arabaları ile yemek satıcıları var. Yemek satıcılarını görünce doğru yerdeyiz dedim. Saat 06:15 gibi gün daha fazla ışıdı, sayımızda arttı. Bu arada insanların kaldırımda küçük tabure veya kilimlere yerleşmeleri başladı. Yerleşenlerin önemli bir bölümünü, özellikle uzak doğudan, turistler oluşturuyor. Karşı kaldırımda da bizler, ellerimizde fotoğraf makineleri hazır bekliyoruz. Sonunda ileriden tek sıra halinde, turuncu giysileri içinde keşişler gözüktü. Gülme yok, konuşma yok, boyunlarına geçirdikleri dilenme kapları ile kendilerini bekleyen yemek bağışçıları önüne kadar geldiler. Bağışçılar, yemeklerini uzatılan kaba birer kaşık olacak şekilde koydular. Bu işlem sırayla devam etti. Ardından diğer manastırdan çıkan keşişlerde ters taraftan çıkageldiler. SONY DSC SONY DSCKimse kimseye çarpmadan dilenme kaplarını doldurdular ve geldikleri gibi manastırlarına doğru yöneldiler.

SONY DSC

Sabah otelde yaptığımız kahvaltı sonrasında geziye Luang Prabang’ın pazarını gezerek başladık. Sonrasında Wat Mai Tapınağını ziyaret ettik. Bu tapınak, duvarlarında kabartma resimleri ile meşhur. Tapınaktan sonra cadde boyu yürürken anaokulu olduğunu düşündüğümüz ve çocuklarla dolu bir bina gördük. Bu kadar neşeli çocuk olur da biz durur muyuz, daldık içeri. Kimisinin ayakları çıplak, kimisi biraz daha bakımlı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCWat Xieng Thong Tapınağı (Altın Şehir Tapınağı), Luang Prabang’ın en etkileyici tapınaklarından ve Mekong Nehri ile Nam Khan Nehrinin birleştiği yere yapılmış. Bu tapınağın en önemli özelliği, aşağılara kadar inen klasik Lao tapınak damlarına sahip olması. Kraliyet ailesi bir zamanlar burada ibadetini yaparmış. Burası aynı zamanda Kral Sisavangvong’un kemiklerine de ev sahipliği yapıyor. Asyanın en güzel tapınaklarından bir tanesiymiş. Bu tapınakta kıymetli ve değerli Buda heykellerinin konduğu büyük bir araba da saklanıyor. SONY DSC

Bu tapınak ziyareti sonrasında (Artık tapınak ziyaretlerimiz hızlandı. En iyi örneklerini görmemize rağmen, biraz da bıkkınlık var) Mekong Nehri kıyısında limana bağlı uzun, garip görünümlü tekneye binmek için dik merdivenlerden indik. Bu tekne ile Mekong Nehrinin, Laos tarafında tur yapacağız. Ben gayet memnunum, bu nehri sevdim bir kere..

Teknemiz çok uzun. Kaptanın eşi ve çocuğu da aramızdalar. Çocuk zaman zaman gözaltından bizi süzmekle birlikte, çoğunlukla kendi dünyasında. Mekong Nehri sürprizlerle dolu ve deli gibi akan bir nehir. Musonlar zamanında yağan bol yağmurla, bu nehir ciddi anlamda yükseliyormuş. Nehir içinde bazı yerlere direkler dikerek, yükselme dönemlerde teknelerin kaza yapmasını önlüyorlarmış. Rehbere nehir kenarlarındaki ağaçların ne olduğunu sorduğumda bazısına Tik Ağacı, bazısına Banyan Ağacı diyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekne bir limana yanaştı. Burada pirinç şarabı yapımını öğreniyoruz ve yapılmış olan şaraplardan tadıyoruz. Tadı pek güzel değil.

Bu sefer tekne gezisi grubun genelini pek açmadı, millet sıcaktan mı, açlıktan mı, yorgunluktan mı, yoksa hepsi birden mi nedir uykuya daldı. Benim keyfim hala iyi.

SONY DSC

Luang Prabang’da, Mekong Nehri üzerinde yaptığımız tekne gezisinin son durağı Pak Ou. Pak Ou büyük bir mağara ve zaman içinde bu mağarada binlerce Buda heykeli birikmiş. Bu mağaradan sonra merdivenle bir üstteki mağara içindeki tapınağa gidiyoruz.

Yine yol boyu çocuklar ve ellerinde kafesler, kafes içinde salınmayı bekleyen kuşlar. Bir kafes içinde kuş olmayan, tanıdık bir hayvan var;bir tarla faresi. Artık onu da salmak için dolar vermenin bir anlamı yok. Ama bu görüntü sonrası aramızdan birisi “fare de yeniyor mu?” diye soruverdi. Yerel rehber “evet, bunlar tarla faresi, temizdir” deyiverdi. Grup adama nasıl baktıysa, yerel rehber arkasından ekledi ”ama ben yemiyorum” .

Ziyaret bittikten sonra hemen karşı kıyıda olan lokantaya geçtik. Burası pek hijyenik gözükmüyor, başka da alternatif yok. Grup pek bir şey yiyemedi ama soğuk bir Lao birası güzel geldi.

SONY DSC

Sahilde nehirde yüzünü yıkayan bir bayan fotoğrafladım. Bu nehir, burada yaşayan insanlar için her şey demek.

SONY DSC

Sonra tekrar tekneye binerek Luang Prabang’a doğru dönüşe geçiyoruz. Bu sefer farklı bir yerden güneşi batıracağız ama önce çömlek yapımı ile meşhur bir köye uğrayacağız. Karaya çıktığımızda, çömlek yapımcısı köye doğru giderken çok güzel bir tesis gördük. Tesis yeni yapılmış ve yeni hizmete açılmış. Bahçesi renk renk çiçeklerle dolu. Burada dönüşte bir kahve içmeye karar verdik. Çömlek yapımı ile meşhur köyü ziyaret etmenize gerek yok. Biz erkenden, o güzelim tesise döndük. Biraz da medeniyetin lazım olduğu konusunda grup artık hemfikir. Kızıllaşan Mekong nehrine karşı kimimiz çayını, kimimiz kahvesini yudumlayarak anın tadını çıkarttı. Bu arada neredeyse tüm köyün çocuklarının ve bazı kadınlarının nehirde yıkanmaya başlamasını izlemek, işin bir başka güzel tarafı oldu. Sularda dakikalarca eğlendiler. Bize de anı belgelemek düştü.

Mekong nehrinde kızıllık, karanlığa dönüşmeye başladı, yani otele dönme zamanı. Bir günü daha bitirdik, zaman ne de hızlı akıyor.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

12.12.2014 Saat 23:00

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya:Laos; Keşfedilmeyi Bekleyen Ülke-Luang Prabang

SONY DSC

Vientiane’de bir gece ve yarım gün geçirme sonrası, Laos Havayollarının tarifeli uçakçığı ile Luang Prabang’a hareket etmek üzere havaalanına gittik. Uçakçık diyorum çünkü gerçekten minik bir uçak. Ama gövdesi bol renkli ve çok sallamasına rağmen sevdik biz uçakları. Vientiane’nin 425 km kuzeyinde bulunan Luang Prabang’a uçuş 40-50 dakika kadar sürüyor.

SONY DSCLuang Prabang’da otelimiz, şehrin merkezinde ve tam da gece pazarının kurulduğu cadde üzerinde olan Ancient Luang Prabang Hotel. Güzel bir butik otel ve konumu dışında, odalarını da çok sevdik. Otelin önünde kurulan ve çeşit çeşit meyve ve çikolata ile yapılmış keklerin satıldığı tezgaha üç gün boyunca dadandık, durduk. Portakallı kekler banko favorimiz. Karşımızda ise devamlı açık olan ve meyve tezgahlarının bulunduğu başka bir pazar var. Akşam kurulan ve gece saat 22’ye kadar açık kalan pazarı da göz önüne alırsak, daha ne olsun ki! Otel bizim için biçilmiş konumda bir otel..

Yerleşme ve yemek faslı sonrası Luang Prabang gezimize başladık. İlk izlenimlerimiz çok güzel bir şehir olduğu yönünde. Vietnam’daki Hanoi ve Ho Chi Minh şehirlerine göre çok tenha bir şehir ve trafik desen yok denebilir. Vietnam’ın 322000 km² sine düşen 83 milyon insanın yanında Laos’un 237000 km² sine 6,5 milyon insanın düştüğü gerçeğini bilirseniz bu fark gayet normal denebilir.

1949 Yılında Fransızlardan bağımsızlığını kazanan, 1975 yılına kadar süren iç savaşlar sonrasında iktidara gelen komünist rejimle yönetilen Lao insanları belki fakirler ama sürekli güler yüzlüler.

SONY DSC

Din, insanların afyonudur” diyen bir rejimle yönetilen ülkenin bu kadar çok tapınağa sahip olması ve Budizmin bu kadar yoğun yaşanması çok ilginç. İlk gezi durağımızda ister istemez bir tapınak; Wat Visoun.

1500’lü yılların ilk yarısı içinde yapılan Wat Visoun, daha sonra da bolca göreceğimiz tapınak örneklerinden bir tanesi. Budizm öğretisinin ilk hali olan Theravada’yı (eskilerin yolu) takip eden Loas’lu rahiplere (belki keşiş demek daha doğru olacak) bu tapınaklar içinde bolca rastlıyoruz. Budizmin bir diğer kolu olan Mahayana (daha esnek olan) öğretisini ise Vietnam’ın Budistleri takip ediyor. Tapınağın arka bahçesinde bir stupa var ve çevresi çitlerle çevrilmiş. Burada 6-7 adet kız çocuğu oyun oynuyorlar. Stupanın arka tarafında da erkek çocuklar kümelenmiş misket oynuyorlar. Misket oynayan çocukları o halde görünce bizim çocukların misket oynaması aklıma geldi. Çocuk her yerde aynı çocuk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

SONY DSCSonraki tapınak ise Wat Aham. Bu tapınakta 1500’lü yıllarda yapılmış ama şimdiki tapınak, orijinali üzerine 1800 lü yıllarda tekrardan yapılıyor. Bu tapınakta, dünyanın en çok bilinen efsanelerinden bir tanesi olan Ramayana Efsanesine (erdemlilik timsali Rama’nın, kötü güçler tarafından kaçırılan karısı Sita’yı kurtarmasının anlatıldığı öykü) ait resimler duvarları süslüyor. Bu efsaneyi hem Vietnam’da, hem Laos da ve hem de Kamboçya’da bolca dinliyorsunuz, tabii bazı anlatım farklılıkları ile. Tapınak bahçesinde genç keşişler yere beton dökmeye çalışıyorlar. Tarafımızdan izlendiklerini anlayınca rahatsız olmuyorlar. Hatta izin istendiği zaman fotoğraf çekilmesine izin vermeyen Budist keşişe de rastlamadık. Biz de deklanşörlere bolca bastık tabii ki. Tam da okul dağılma zamanına denk geldik, okul çıkışı çocuklar harika pozlar veriyorlar.

Bu tapınağın arka tarafı Nam Khan Nehrine bakıyor. Bu nehir Mekong nehri ile birleşiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

SONY DSCBir sonraki tapınak Phousi Tepesindeki Wat Phousi. Ancak tapınak bahanesi, esas önemli olanı güneşin batışına şahitlik etmek. Gerçekten tüm gezi boyunca en güzel güneş batışına burada şahit olduk. Beş yüze yakın merdiveni dura dinlene çıktık. Merdivenler boyunca da bolca Buda heykeli gördük (yatanından, mutlu Buda’sına kadar). Şehrin tam merkezinde ve en yüksek tepesi olan bu yerden harika manzara fotoğrafları aldık. En sonunda tepeye çıktık. Herkes bizim gibi günbatımını beklediğinden tepe kalabalık, bu nedenle tepeninde tepesine çıkmaya karar verdik ve sevgili Mustafa ile tapınağın Stupasına tırmanıp tepenin de tepesinde en güzel yeri kaptık. Bunu bizim akıl ettiğimiz sanmayın, bizden önce uyanıklar vardı, biz onları izledik. Biraz saygısızlık olduğunu hissettik ama pişkinliğe vurduk, fotoğraf aşkı böyle bir şey işte. Güneş artık battı batıyor, bir Laos vatandaşı bizi oradan indirmek için el kol işareti yapmasın mı! Kafamızı çevirdiysek de adam inatçı çıktı (bir yandan da hak veriyoruz). Biz de insanlara önce inmeleri için yol vermeye başladık (uyanığız ya, en son inip güneşin batışını fotoğraflayacağız). Bizden sonra çıkan grubun diğer elemanlarına ağır ağır inmeleri talimatını verdik ama sonunda sıra Mustafa ve bana geldi. Mustafa’nın mesleği fotoğrafçılık, onun fotoğraflarının yanında benimkiler amatör kalınca tabii inme önceliğini ben aldım. Umarım Mustafa o anı yakalamıştır.

Yolda küçük çocuklar gördük. Küçük ellerinde küçük kafesler, içlerinde de her bir kafeste bir veya iki kuş. Bu kuşlara özgürlük vermenin bedeli bir Amerikan Doları. Bir kafes alıp kuşları özgür bıraktım, kafeside küçük bir dala astım. Kim öğretti bu küçük çocuklara, küçük kuşların özgürlüğünü satmalarını bilmiyorum. Ama iyi bir şey yapmadıkları kesin..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarın Luang Prabang sonu..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.12.2014 Saat

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya gezi anıları; LAOS: Keşfedilmeyi Bekleyen Ülke-Vientiane

SONY DSC

Gezinin Laos bölümü oralara kadar gitmişken görsek iyi olur diye planlanmıştı. Geziyi 4 gün uzattı. Doğrusu ya başlangıçta bizim grupta “değer mi” tartışması yaşanmadı değil. Ama size sonda söylemem gerekeni, en başta söyleyeyim: değer!  Özellikle de Laos’un kültür başkenti Loung Phrabang. Eminim ki bu ülkede gizli saklı daha nice görsel hazineler vardır.

http://www.lonelyplanet.com/maps/asia/laos/Laos, Vietnam’ın batısında topu topu 6,5 milyon nüfuslu küçük bir ülke. Aslında ülke ismi “Lao insanları ülkesi”. Ama Avrupalı Laos demiş, öyle kalmış. Tayland ve Laos arasında sınır yapan Mekong nehri Avrupalıların bu tür yanlış anlamalarına iyi bir örnek. Mekong nehrinin ismi yerel olarak Khong nehri. Me nehir, Mekong River dediklerinde,” Khong Nehri Nehiri” gibi bir adlandırma oluyor ama Batılı demiş bir kere. Avrupalı ilk ayak basanların bölge adlarını, adetlerini yanlış anlama ve yorumlamaları sonucu aslından farklı adlandırmalar bölgeye yapışmış, kalmış.

Laos Vietnam’a göre çok özgün bir ülke. Birisi başkenti olmak üzere, sadece iki şehrini görmemize rağmen bu farkı anlıyorsunuz.

Ho Chi Minh şehrinden uçakla Vientiane’e üç saate yakın uçmak gerekiyor. Kuş uçuşu  912 km. Uçak saatinin öğle sonrası olması, uçaktan inmek, havaalanında vize almak (2 adet fotoğraf ve 30 USD gerekiyor), bavul almak derken Vientiane ancak akşamın karanlığında vardık. Tabii ki homurtularımız yükseldi ama yapacak bir şey yok. İlk gün kü program kaçtı, bir de yarına uçakla Luang Phrabang’a geçiş var.

Otel, Mekong nehri kıyısında, karşıda sokak satıcıları var. Mekong nehri kıyısında bizim kır lokantalarına benzeyen bir sürü lokanta veya yemek yeme alanı mevcut. Tezgahlarda balık, karides, meyve dolu. İsterseniz verin balık siparişinizi, karşı kıyı Tayland’a karşı, Mekong nehri kıyısında gece ışıkları altında yemek yiyin. İmrendim ama bu gezi iddialıyım, ishal olmayacağım!

SONY DSC

Laos’a ayak bastığımız ilk andan itibaren, ilk dikkatimiz çeken insanların güler yüzleri. Hele küçüklerin size bir şey satmak isterken ki önce “Sabaydi” (Sa-Bai-Dee=Merhaba) diye başlayan sonra da “Bay samting” (buy something-bir şey satın alsana!) diye biten sözleri yok mu? Grupta herkesin diline dolandı bu kelimeler. Bir de “Kop Ça” (Khawp Jai-Teşekkür ederim, sonuna Lay Lay eklerseniz çok teşekkür ederim oluyor) kelimesini sevdik. Diğer bir dikkatimizi çeken de çok sayıda tapınak olması ve etrafta çok sayıda turuncu giysileri ile Budist rahip ve rahip adaylarının gezmeleri. Budizm burada en yoğun ve en eski haliyle yaşanıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam otele yerleştikten sonra yemeğe gittik. Yemek yediğimiz yer hoş bir mekandı. Yemeklerini beğendim ama bundan sonrada aynı yemeklerin, her gün aynı sırada ve çeşitte yenmesi biraz sıktı. Yemekte yerel dansların sunulduğu bir gösteri izledik. Bu arada methini duyduğum Laos birasının ilk tadışını burada yaptık ve Laos da kaldığımız süre boyunca da öğle ve akşam yemeklerinde onu içtim; çok güzeldi. Banko, tavsiye ederim.

Ertesi sabah, bu gezi de birkaç kez yapmak zorunda kaldığımız gibi, çok erkenden kalkıp, kahvaltılar elimizde, dünün yapılamayan gezisini yapmaya çıktık. İlk durak Wat Si Muang adlı bir tapınak. Burasının yapımı çok da eski değil ve sonra ki gördüklerimize nazaran küçük bir tapınak ama önemli bir tapınak. Küçük olmasına rağmen var olan önemi, şehrin kutsal emanetlerinin saklandığı tapınak olmasından geliyor. Aslında Hindu bir Kimer tapınağı üzerine inşa edilmiş. Kimer tapınağı kalıntıları hala bir köşede duruyor ve bunların üstünde bir leylek gördük ama önce heykel mi değil mi anlamadık. Hiç hayat belirtisi yoktu, sonradan lütfen bir hareket edince canlı olduğunu anladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada yerel rehber Budizm hakkında biraz bilgi verdi. Bu sırada ellerinde tencerelerle turuncu giysili rahipler dışarıdan geldiler ve tapınağa girdiler. O anda ne olduğunu anlamamıştık, sonra ki günlerde anladık ki bu olay Laos’da her sabah erken saatlerde tekrarlanan ve Laos’a gelen turistlerin hiçbirisinin kaçırmaması gereken bir merasim. Rahipler ellerinde tencereleri ile tek sıra halinde yürüyüp, yemek dolu tencereleri ile rahipleri bekleyen halktan yemek bağışı kabul ediyorlar. Biz meğerse bu olaydan dönen rahipleri görmüşüz. Topladıkları yemekleri tapınakta paylaşıp yiyorlardı. Luang Phrabang’da bu rütieli her gün saat 5:30 da kalkıp seyrettim. Mutlaka şahit olmalısınız.

Bu ziyaret sonrasında sabahın erken saatlerinde açılan diğer bir yere, Vientiane Pazarına gittik. Belli ki yerel rehber daha geç açılan yerler için vakit kazanıyor, olsun biz memnunuz. Bu pazarlar bu saatlerde genellikle yiyecek alış verişi için varlar. Buradan sonra Patusai ya da Zafer Takına gittik. Burası tipik Lao mimarisi ile, Paris’teki Zafer Takı örnek alınarak 1958’de yapılmış; Fransız boyunduruğu altından kurtulmuş bir ülkeden, ilginç bir gönderme. Buranın en üstüne çıkıp Vientiane panoramasını fotoğraflıyoruz. Gördüğüm en sade başkentlerden.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık ortalık iyice hareketlendi. Sırada That Luang Tapınağı var ve bu tapınak Laos’un ulusal simgesi. Bu tapınakta Budizmin kutsal emanetleri var (Kutsal emanetlerin saklandığı manastırlara Stupa deniyor). Tipik bir Laos tapınağı ve büyük bir tapınak. 1566 yılında yapılmış ancak savaşlardan zarar görmüş ve yanlarında bulunan tapınaklar yeni yapılmış.

Wat Sisaket burada gezdiğim tapınaklar içinde en güzel olanıydı. Buranın özelliği, 1800’lü yıllarda Siyamlıların saldırılarından yıkılmadan kurtulabilen tek tapınak olması. Çok güzel bir yapı. İçinde 8000 üzerinde Buda heykeli var.

Wat Phra Keo gezimizde ise bir zamanlar bu tapınakta bulunan Emerald Budha’nın  artık Bangkok da bir tapınağın içinde sergilendiğini öğreniyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğleye kadar geziyi tamamlayıp, Luang Prabang’a uçmak üzere havaalanına gittik. Yarın Luang Prabang’dayız.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

10.12.2014 Saat 22:28

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya gezi anıları:Vietnam-Mekong Nehri Üzerinde bir gün-Vinh Long Köyü

SONY DSC

Mekong Nehri 4500 km uzunluğu ile dünyanın en büyük 12. ve Asya kıtasının ise 7. büyük nehri. Tibet’in yüksek yaylalarından doğup, Çin, Burma, Tayland, Laos, Kamboçya’yı geçtikten sonra Vietnam’da Mekong Deltasını oluşturup denize dökülüyor. Bu delta, Vietnam’ın güneyine pirinç, Hindistan cevizi, longan ve mango meyveleri deposu olma unvanını kazandırıyor. Mekong nehrinin 1200 balık çeşidine ev sahipliği yaptığını okumak beni çok şaşırttı.

SONY DSCMekong Deltası insanları, nehir üzerindeki yaşamlarını yıllardır aynı şekilde sürdürüyorlar. Nehir onların her şeyi; yıkandıkları, çamaşırlarını, bulaşıklarını yıkadıkları, kazıklar üzerinde çakılı evlerde veya teknelerde yaşadıkları su, hep aynı su. Buralara gelmişseniz (Tayland, Laos veya Vietnam’a) bu nehir veya onun kolları üzerindeki yaşama, mutlaka ama mutlaka, şahit olmalısınız.

Mekong nehri gezisini dört gözle bekliyordum. İnsanlarının gündelik yaşamlarını gözlemek yanında, dünyanın bu köşesinde doğa ananın içinde barındırdıklarından bazılarını da görebilecektik.

Sabah erkenden otobüse atlayıp yola düştük. Turlar genellikle Mekong nehri üzerinde gezi yaptırıyorlar. Çoğu zaman da Ho Chi Minh Şehrinin 72 km uzağında bulunan My Tho’ya götürüyorlar. Burada bot kiralanarak nehir boyunca seyahat yanında, bu şehirde bulunan ve en meşhuru Vinh Trang Pagoda gibi bazı dinsel alanları da ziyaret ettiriyorlar. Bunlar teorik bilgiler, pratiğini yaşamadık. Biz 136 km ötede bulunan Vinh Long’ a gittik. My Tho’yu bilemem ama burada geçen bir gün, çok güzel oldu. My Tho biraz daha fazla turistik gibi gözüküyor, Vinh Long daha bozulmamış ve daha Mekong’a özgün gibi.

Otobüs yolculuğunun 70. km’leri civarında Tram Dung Chan Mekong diye bir tesiste durduk. Burasının bahçe düzenlemesine bayıldım. Vietnam kahvesinin sert tadı ama güzel aroması eşliğinde bahçede bol bol fotoğraf çektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra hareket ederek Vinh Long’a vardık. Önce şehrin içinden geçip, kiralanan bota bindik. Botla nehir kenarında insanların dükkanları ve evlerindeki yaşama şahit olduk. Bir kısım insan teknelerle gelen meyveleri boşaltırken, hemen yanında bir kadın ağla balık tutmaya çalışıyordu. Bir diğer evdeki kadın ise çamaşır yıkıyordu.

Bizi floating Market (yüzen market) e götürdüler. Ama ben ortada market filan görmedim. Bunun iyi bir örneğini Tayland’da görmüştüm. Floating markette nehir üzerinde çok sayıda küçük teknelerle satıcılar oluyor ve halk alışverişi burada yapıyor. Genellikle sabahın çok erken saatlerinde oluyor ve öğleye yakın pazar dağılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCBir müddet gittikten sonra tekne bizi bir yerleşim yerine götürdü. Burada pirinç ve Hindistan cevizi ile yapılan ürünler hakkında bir gösteri izledik. Pirincin mısır gibi patladığını ilk kez gördüm. Kabuğu ile birlikte bir tencereye atılan pirinç, bir toprakla karıştırılıp ısıtılıyor ve pirinç, mısır gibi patlamaya başlıyor. Sonra elekten geçirilip toprak ve kabuktan ayrılıyor ve yeniyor. Bir başka tezgahta ise Hindistan cevizinden şeker yapılmasını gördük. Bir tezgahta longan meyvesinin kabuklarını yakarak elde ettikleri ateşte karamel, zencefil, pirinç patlağı, Hindistan cevizi karışımından yapılma şekeri tattık. Önceleri hijyen yönünden çekincelerim olduysa da, sonra bıraktım kendimi. Ne verdilerse tattım. İçine yılanları tıktıkları şarabı bile tattım gitti. SONY DSC

Pirinç bu insanlar için her şey demek ve doğadan elde ettikleri her türlü ürünü sonuna kadar değerlendiriyorlar.

Bu gösteri sonrasında tekne tekrar hareket etti. Hedef yemek yiyeceğimiz tesis. Bir gece öncesinden yerel rehberi bu geziye verdiğimiz önem konusunda uyarmış, doğa içinde bol fotoğraf çekmek istediğimizi söylemiştim. Bundan mıdır yoksa zaten öylemi olacaktı bilmiyorum ama rehber bizi bir iskelede indirip Hindistan cevizi, longan meyvesi ağaçları arasında nehir boyu yürümeye çıkarttı. Yaklaşık yarım saat- 45 dakika yürüdük. Hayatımın en güzel yürüyüşlerinden bir tanesiydi. Adını bilmediğim rengarenk çiçekler, avuç içi büyüklüğünde kelebekler eşliğinde yürüyoruz. Nehir kıyısında evi olanlar bizi görünce selam veriyorlar, uzatarak söyledikleri“Sin çaouv” (merhaba) larına bizde aynı şekilde karşılık veriyoruz. Biraz ilerde bir evin bahçesinde horozların içinde bulunduğu kafesler gördük. Biraz yanaşınca adamın horozların bacaklarını, gagalarını boyadığına şahit olduk. Ya satışa götürecekti, ya da horoz dövüşü için horozları hazırlıyordu. Adam, karşı tarafın horozlarına karşı kendi horozları ürkütücü olsun arzusu ile kendi horozlarını boyuyordu.Bilmem, belki de başka bir anlamı vardı. Bu güzel yürüyüş sonrası aslında bir bonsai ve orkide çiftliği olan yemek yiyeceğimiz tesise geldik. Körün aradığı bir göz, Allah verdi iki göz…

SONY DSC

Burada yemek yedim desem yalan söylerim, vaktin çoğunu orkideleri, bonsaileri, kelebekleri fotoğraflayacağım diye geçirdim. Bu arada masaya ilginç bir balık yemeği geldi. Bizim ekip, başlarında koni şapkaları ile bu balık başında pozlarını verdiler. Grubumuzun profesyonel fotoğrafçısı Mustafa onların en iyi fotosunu alacağım diye epey çabaladı doğrusu..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası bizi bir sürpriz daha bekliyordu. İki ya da üçer kişilik gruplar halinde küçük teknelere binip, büyük teknemize nehir boyu geri döndük. Çok güzel bir deneyimdi. Sandallarda bu kürek çekme biçimi çok etkili gibi görünüyor. Hepimiz çok neşeliyiz, karşılıklı olarak sandaldan sandala laf atmalar var.

SONY DSC

Gezi sonunda bir başka tesiste yeşil çay içip, meyve sunumu eşliğinde 3-4 Vietnam folk şarkısı seslendiren bir çiftin gösterisine şahit olduk. Allah için burada duyduğum en güzel ses bu çifte aitti. Hem şarkı söylüyorlar ve hem de görsel sunu var. Bizden bol bol alkış aldılar. CD ye kayıt şarkılarını satışa çıkarttılar. Aldım bir tane.

Mekong nehir gezisi ile Vietnam gezisi tamamlanmış oldu. Sonrasında Laos var. Geziye çıkarken, benim için gezinin en önemli kısmı Kamboçya, Siem Rap’tı. Burada göreceğim Angkor Wat üzerine kurulmuş bir geziydi. Ama şimdi ki aklımla gezinin en güzel kısımlarının Vietnam’da kaldığını görüyorum.

Görüşmek üzere..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

10.12.2014 Saat 01:16

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vietnam-Laos-Kamboçya Gezi Anıları:Vietnam-Ho Chi Minh Şehri

SONY DSC

Hoi An’dan Danang Havaalanına geçerek Ho Chi Minh Şehrine uçtuk. Uçak sabah erken saatte olduğundan vakitlice şehre vardık. Sabah şehirde bir kısa tur programı, öğleden sonrada Cu Chi tünelleri gezisi var. Bu nedenle erken gitmek iyi oldu. Uçuş 50 dakika sürüyor.

Ho Amcanın ismini taşıyan Ho Chi Minh şehrinin eski ismi Saigon. 6.5 Milyon nüfusu ile Vietnam’ın en kalabalık şehri. Mekong Deltası kenarına kurulmuş bir şehir.

SONY DSCHavaalanından çıkıp şehre girer girmez karşımıza motosiklet ordusu çıktı. Sanki tüm şehir bizi haber aldı, transfer otobüsümüzün civarında, motosikletleri ile eşlik ediyorlar. Akşam motosiklet sayısının ne kadar fazla olduğuna daha belirgin şahit olduk.. Çocuklar bile motorla bütünleşmişler üzerinde sanki yatakta uyur gibi bir güzel uyuyabiliyorlar.

Bu kez akıllı işi yapıp, otele yerleşme faslını atlayarak tura çıkıyoruz. Önce Jade Emperor Tapınağına (Yeşim İmparator Tapınağına) gittik. Bu da programda yoktu, fazladan istedik, sağ olsun genç kardeşler lokal rehberlerden programa dahil edilmesini istediler. Bu tapınak 1909 yılında yapılmış, yani çok eski değil ama tapınak içindeki işçilik nedeni ile mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Taoist bir tapınak ve Yeşim İmparator Huang onuruna yapılmış. İçinde kadınlar için ayrı bir bölüm var, çocuk sahibi olmayı dileyen kadınlar burada adakta bulunuyorlar. Ortalıkta mistik bir hava var, tütsü kokusu baş döndürüyor. Bahçesinde, içinde kaplumbağaların bulunduğu bir havuz var. Kaplumbağanın şans getirdiğine inanılıyor. Kaplumbağanın birinin sırtına kırmızı bir gamalı haç çizilmişti. Garipsedim ve “Hitler özentileri ne arıyor burada?” dedim. Sonradan öğrendim ki bu işaretin Hinduizm, Budizm gibi dinlerde şans, uğur sembolü (swastika) olarak anlamı varmış. Hitler efendi nereden aldı da bu güzelim sembolün anlamını kirletti anlamadım.

Daha sonra Saigon şehir postanesine gittik. Postane çok güzel bir yapı ve Fransızlardan kalma. Mimarı da tanıdık; Gustave Eiffel. Bazılarımız buradan eşe, dosta kart attılar. Ben yapmadım, itiraf ediyorum, pişmanım. Ama Laos’dan hanıma bir kart attım..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCNotre Dame Katedrali de Fransızlarca 1893 de yapılmış. Bu adamlar uğura filan aşırı takıntılılar. Uğurlu sayı (7,9,13 gibi), uğurlu gün gibi takıntıları fazla. Bizde epey bir gelin damat fotoğrafı çektik. Mekong nehri kenarında bir restoranda yemek yedik. Tabii ki Vietnam yemeklerinden bir menü var. Ama burada sunumlar çok orijinaldi, soğan ve havuçlarla süslenerek insan şekli verilmiş hindistan cevizi kabuğunun içinden güzel bir karides yemeği çıkabiliyordu. Bahçesi çok güzeldi. Her taraf orkide doluydu. Yan tarafta düğün salonu vardı, grup üyeleri Vietnam düğünü görme bahanesi ile düğün şekeri avına gittilerse de elleri boş döndüler. Düğünleri bize benziyor, gelin-damat misafirleri kapıda karşılıyor, akraba arkadaş grubu eğleniyorlar. Bu düğünde şarkıcı da vardı, zengin düğünü olsa gerek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası tekrar otobüse doluşup Ho Chi Minh Şehrinin 40 km Kuzey Batısında küçük bir şehir olan Cu Chi ‘ye (Ku Çi okunuyor) doğru hareket ettik. Bu şehir Amerikan savaşının kaderini tayin eden tünelleri ile meşhur. Tüneller sistemi sadece bu alanda yok, ancak en meşhuru ve uzunu bunlar ve turist çeken alan da burası oluyor. Cu Chi Şehrinden geçip tünellerin girişine geliyorsunuz. Kocaman ve garip görünümlü Jack Fruit meyve ağaçları arasından geçip yolun sonunda bir tünele varıyorsunuz. Onlarca yıl boyunca, yörenin kadın erkek tüm insanlarının katılımı ile yaptıkları tüneller sisteminin ziyaretine, bu tüneli geçip başlıyorsunuz.

SONY DSC

Önce bizlere video eşliğinde yarım saat kadar süren bilgi verildi. Tünellerin Amerikan savaşı için yapıldığını sanıyordum ama aslında ondan çok önce Fransızlara karşı yapılmış ve kullanılmış. Yani yapımı on yıllar almış. Fransızlara karşı yapılanlar 20 km civarında iken, Amerikalılara karşı yapılanlar 200 km uzunluğunu bulmuş. Yapımında tüm yöre insanı çalışmış. Bu tüneller 10 metre derinliğe kadar inebiliyor.

Bazı yerlerde nehre tünellerden çıkış oluyormuş. Tünellerin içinde hastane, mutfak, yatakhane, toplantı salonları ve hatta sinema salonu bile varmış. Tünellerin girişi o kadar dar ki standart bir Amerikalı askerin girişi ve Vietnamlı gerillayı takibi imkansızmış. Bu amaçla Amerikalılar özel birlikler getirip, takip işini yapmaya çalışmışlar. Bu iş için getirdikleri askerler zayıflıkları ve kısa boylu olmaları ile Vietnamlıya benzeyen Meksika kökenli askerlermiş, bir de özel yetiştirilmiş köpekler. Ancak yine de başaramamışlar ve baskınlar yiyerek ağır kayıplar vermişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra geziye başladık. Başımıza bir görevli verdiler, bu görevli eşliğinde yeşillikler arasından yürümeye başladık. Bu görevlinin ilk gösterdiği şey bir tünele nasıl girileceği ve nasıl kamufle olunduğuydu. Ben dahil, bazı arkadaşlar denedik. Daha sonra maketlerden yapılma Vietkonglarla (Vietnamlı gerillalara verilen ad) fotoğraf çektirdik. İsterseniz küçük tüneller sistemi içinde gezinmeniz mümkün.

Tabii ki yerel rehber olmadan bunlardan birine girmenize izin yok, girseniz de yol ayrımlarında kaybolmanız olası. Ziyaret için düzenlenmiş tünellerden birisi kısa mesafeli (30 mt kadar), diğeri daha uzun. Kısa olandan yürümek istedik. Yürüme deyince, bu tünellerde dik olarak yürüme diye bir şey yok, kaldı ki bu tüneller turistler için biraz genişletilmiş ve daha yüksek yapılmış. Önde rehber, 6-7 kişi daldık tünele.

Tünelin yüksekliği 1 mt den biraz fazlaydı. Rehber hızlı gidince (belki de muziplikten hızlı gitti) ön ve arka grup arasında fark açıldı. Allahtan İstanbul da gezi çalışmasını yaparken “fener götürmek lazım” uyarılarını dinlemiş ve feneri yanıma almışım. Biraz daraldım ama 30 mt bitip de ışığın ucu gözüktüğünde kendime “aferin” dedim. Işığı görmek ne güzel! İnsanlar bu tünellerde nasıl günlerce yaşamışlar, bu duyguyu azıcık bile olsa anlamaya çalıştık. Oralara kadar giderseniz bunu yaşamadan asla gelmeyin, tabii ki fenerinizi yanınıza almayı da unutmayın.

Bir bölümde Vietnamlı gerillaların Amerikan askerlerine karşı hazırladıkları çok basit düzeneklerle kurulmuş ama çok etkili tuzakları sergiliyorlar. Bir kısmını filmlerden gördüğümüz tuzakların orijinallerini görmek savaşın ne kadar acımasız olduğunu düşündürdü. Savaş insanın yaratıcı yanını da açığa çıkartıyor, bazen bu yaratıcılık “insanın canını nasıl alırım” şeklinde açığa çıkarken, bazen de yıpranmış araba lastiğinden ayakkabı yapma şeklinde gözüküyor.

Burada tur yaklaşık 1,5 saat kadar sürdü. Arkasından tekrar otobüse atlayıp Ho Chi minh şehrine geri dönmeye başladık. Tünellere gelişte yol kenarında sıra sıra ağaçlar görmüştüm. Dönüşte bu ağaçların ne olduğunu sorunca yerel rehber Kauçuk ağacı olduğunu söyledi. Hemen otobüsün durdurulmasını rica ettim. Gruba durumu izah edince hep beraber fotoğraf makineleri ile araçtan indik ve deklanşörlere bastık. Kauçuk ağacını buralara Fransızlar getirmişler ve ticaretini yapmışlar. Burada hala kauçuk ağacı yetiştiriliyor ve sabahları ağaçlar kauçuk için çiziliyormuş. Kauçuk ağacının sıvısı çok pis kokuyor.

Bu gün iyi geçti, finali de iyi yaptık diye Ho Chi Minh’e döndük ama meğerse sürprizler bitmemiş. Burada yeni yıl kutlamaları için hazırlıklar yapılmış ve şehir halkı da Pazar günü olduğundan motosikletleri ile bunları gezmeye çıkmış. Şehir rengarenk, onbinlerce insan (abartmıyorum!) yollarda. Yine motorlarda ailece geziyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hareketlilik başımızı döndürüyor, neresinin fotoğrafını çekeceğimizi şaşırdık. Gece pazarına doğru yürümeye başladık, ama yol kenarında gördüğümüz Bach Dang isimli dondurmacıyı görünce işler biraz değişti. Buranın Hindistan cevizi içinde sunulan dondurması müthiş, denemeniz gerekiyor, size fotosunu gönderiyorum; öyle ya yediğim içtiğim bana, size gösterip, anlatıyorum.. SONY DSC

Rex Otel savaş sırasında özellikle yabancı gazeteciler tarafından kullanılmış olan bir otel. İçi çok hoş döşenmiş. Buranın çatı barına çıkıp mutlaka bir şeyler içmeniz ve Ho Chi Minh şehrine tepeden bakmanızı tavsiye ederim.

Şehir güvenli gibi gözükse de aslında bir turistin dikkatli olması gereken şehirlerden birisi olarak kabul ediliyor. Grup psikolojisi ile toplu hareket etmenizde fayda var.

Gece marketi pek de hayal ettiğim gibi çıkmadı ama kapalı bir pazarları var; Ben Thanh. Buradan küçük hediyelikler almanızı öneririm. Bahsettim mi bilmiyorum; Vietnam para birimi Dong. Bir Amerika Doları yaklaşık 21000 (2014 yılı kur oranı) Dong ediyor. Pazarlık yapıyorsunuz ama pazarlığını yaptığınız şey 1-2 USD doları bile tutmuyor. Beğendiğiniz bir şey varsa buradan alın derim. Biz aldık, almadıklarımız için de pişman olduk. Pazarın bir kısmı küçük objelerin satıldığı dükkanlardan, bir kısmı baharat satan dükkanlardan oluşuyor. Pazarın dışında da canlı deniz ürünlerinin satıldığı bir bölüm var, burayı mutlaka gezin, ne kadar çok deniz ürünü olduğunu görünce şaşıracaksınız.

Rex otelin yanından sahile doğru yürüdüğünüzde bazı resim satan dükkanlar göreceksiniz. Bunlardan çok iyi röprodüksiyon yağlı boya eserler veya özgün Vietnamlı ressamların tablolarından edinebilirsiniz, tabii ki uygun fiyata.

Ho Chi Minh şehrinde yapamadıklarımızda oldu. Örneğin Cholon Cyclo turunu yapmaya çabaladık ama yapamadık. Bu tur, Cholon denen Çin mahallesinde çek çeklerle atılan bir tur. İlginç olabilirdi.

Ho Chi Minh şehri beklediğimden iyi çıktı. Burada bir gün Vinh Long denen bir yerde Mekong deltasına tekne turu yaptık. Burası benim Vietnam da favorimdi. Burasını ayrı bir bölümde anlatmayı uygun gördüm. Çok hoşlanacaksınız. Yani arkası yarına…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

08.12.2014 Saat 00:53