Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 2. Gün-Amboseli Ulusal Parkı

IMG_6812

Safari kelimesi İngilizceye 19. Yüzyılın sonlarında girmiş. Kelimenin orijinali Arapça seyahat anlamındaki “Safra”dan geliyor. Swahili dilinde seyahat etmek fiilinin karşılığı “kusafiri”, isim hali ise “Safari”. Her türlü seyahati anlatmak için kullanılmış. Bu kelimeyi bildiğimiz anlamda kullanan ilk kişi ise ünlü İngiliz kâşif Sir Richard Francis Burton.

IMG_6031

Safari deyince ilk olarak Kenya, Botswana, Zambia, Namibia, Uganda, Güney Afrika, Kongo ve Zimbabwe gibi ülkeler akla geliyor. Hindu askerlerin haki renkli, belden kemerli geleneksel giysileri ve özel şapkaları Safari için giyilirmiş. İşin içinde zevkine “Big-five-Büyük beşler” ‘in silahla öldürülmesi var ki, işte o kısım benim için kabul edilebilir gibi değil. Nepal ziyaretimizde gördüğümüz, İngiliz prens için Nepal Kralının hazırladığı safari partilerinin ve öldürülen hayvanların fotoğrafları hala aklımdan çıkmıyor. Yüzlerce hayvanı bir Safari partisinde öldürmüşler ve bu ölü hayvanlarla da fotoğraflar çektirmişlerdi. Bu hizmeti karşılığında Nepal Kralına Sir gibi bir unvan verilmiş. Ne yazık! Neyse ki günümüzde bu aktiviteler yok. Safariye artık elimizde fotoğraf makinelerimizle çıkıp, hayvan avlamayı, karelerimiz içine onların görüntülerini hapsederek yapıyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da 17 tane Ulusal Park (en bilinenleri Aberdare National Park, Amboseli National Park, Lake Nakuru National Park, Meru National Park, Mount Kenya National Park, Nairobi National Park, Tsavo East National Park ve Tsavo West National Park) 12 adet Ulusal Rezerv Alanı (en bilinenleri; Samburu National Reserve, Masai Mara National Reserve) mevcut. Biz gezimiz boyunca Amboseli Ulusal Parkı, Nakuru Gölü Ulusal Parkı ve Masai Mara Ulusal Rezerv Alanını ziyaret edeceğiz.

IMG_5950Sabaha serin ve bulutlu bir hava ile uyandık. Hâlbuki dün gece yemek sonrası bize ayrılan eve giderken sessizliğin sesini dinleyip, bir yandan da gökyüzündeki pırıl pırıl ve bana göz kırpan yıldızları seyretmiştim. Yarın için “hava güzel ve açık olacak ve Kilimanjaro tüm heybeti ve karlı tepesi ile bana poz verecek” demiştim. Hey hat! Ne gezer… Bu bulutlar, sanki bugün üstümüze yağmuru boşaltacaklarmış gibi duruyor. Tur firmasına “kardeşim programa yazmışsınız, hani Kilimanjaro’nun karlı tepesi? Paramı geri isterim, programa uymadınız!” da denmez ki…

Kahvaltı yapmadan jeeplere atladık. Safari için sabah çok erken başlamak çok önemli. Çünkü aslan, leopar gibi hayvanlar sabah erkenden avlanmaya başlıyorlar, sonrasında ise bir gölgelik bulup yatıyorlar. Bu park içinde de aslan varmış. Bu nedenle hem aslanı avlanırken görmek ve hem de Kilimanjaro Dağının bulutlanmadan önceki halini görmek amaçlarımız var. Ama hava zaten kapalı olunca, hiç olmazsa aslan görüp “büyük beşler” avımıza aslanı katmak istiyoruz.

Kaldığımız yer, Parkın giriş kapısına çok yakın. Bu nedenle ulaşmamız kolay oluyor. Parkın içinde yol almaya başladık. Sağda solda gazeller var ama onlar artık bizim için “vaka-i adiye” olmaya başladı galiba. Daha ikinci günden Thomson Gazellerine yüz vermiyoruz. Oysa dün adım başı aracı durdurup fotoğrafını çekmiştik.

IMG_6183

Bir süre gittikten sonra şoförümüz Jimmy bize sol tarafımızda Kilimanjaro dedi. “Hani? Nerede Jimmy efendi?” dedim içimden. Havada bir serin ki, titremeye başladım. Unutmadan bu mevsimde orasının sabahları ve geceleri serin oluyor, yanınıza polar gibi bir şey götürmeniz faydalı olur.

IMG_6184Kilimanjaro Dağı, deniz seviyesinden 5.895 metre yüksekte Afrika’nın masif bir dağı. Kilimanjaro sönmüş bir volkan. Tanzanya’nın kuzeydoğusunda bulunan bu dağ, Kibo zirvesiyle, Afrika kıtasının en yüksek dağıymış. 1987 yılında, kendine özgü tabiatı ile UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirası olarak ilan edilmiş. İlerleyen saatlerde bu dağı görebilmeyi umarak yola devam ediyoruz.

Amboseli Ulusal Parkı içinde aslan varmış ama leopar çok azmış. Yol boyunca filleri ve daha az olarak da bufaloları görüyoruz. Büyük beşlerden iki tanesi tamam! Filleri oldum olası sevmişimdir. Asya fillerine göre Afrika filleri daha saldırganlar ve ehlileştirilmeleri zormuş. Dişleri için bolca avlanan Afrika filleri, insanlara kızgın ve kırgınlar. Bu nedenle Laos ve Nepal’deki gibi onları sevmek pek mümkün değil. Sağları solları belli olmuyor. Bufallolar ise sanki hep saldıracaklarmış gibi bakışlar atıyorlar. Burada gergedan sayısı da az ama ortalıkta bol miktarda Wilde Beest‘ler (Keçi Görünümlü antiloplar-Gnu) mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 09:30 gibi ne aslanı ne de Kilimanjaronun karlı tepelerini göremeden otele geri döndük. Sıkı bir kahvaltı sonrası ikinci safarimize çıktık. Artık hava daha ısınmış durumda. Makinalarımız boyunlarımızda, hemen hepimiz jeepin içinde ayakta, ufku tarayıp aslan avındayız. Jimmy diğer jeeplerden ayrı bir yola girdi. Bu arada açıklayayım; Ulusal Park ve Rezerv alanları içinde, tabelalarla belirtilmiş çok sayıda yol var. Jeepler bu yolları takip etmek zorundalar. Yolların dışına çıkmak yasak. Herhangi bir jeep, bir ilginç olay veya büyük yırtıcıları görür görmez, hemen diğer jeepler yanı başında bitiveriyor. Yani bir aslan avını yerken veya yatarken, bir anda çevresinde 15-20 jeep oluveriyor. Bu namussuz hayvanlarda çevresinde insan varmış, onları izliyormuşuz, hiç umursamıyor! Yemelerine, uykularına ya da her ne iş yapıyorlarsa o işe devam ediyorlar. “Özel hayatıma ne giriyorsunuz arkadaş!” deyip bir kükrese,  hepimiz kaçacağız ya! O da ayrı bir konu…

IMG_6231

Bu ikinci safaride de yeni olarak orman tavuğu, devekuşu, domuz ve dönüş yolunda da bol miktarda babun gördük. Bu gezinin en ilginç kısmı ise Masai kabilesi insanlarının Ulusal Park içinden sığır sürülerini geçirmesine şahit olmaktı. Burası sanki bir  cennet.. İnsanı, vahşi hayvanı ve sığır sürüleri bir arada kardeş kardeş yaşıyor gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 14:00 gibi öğle yemeği için döndük.

IMG_6616

Öğleyin biraz dinlendikten sonra saat 16:00 gibi yeniden safarideyiz. Hayvan sayısı öğlene göre daha fazla. Bu sefer filler ve zürafalar geçit yapıyorlar. Taçlı Afrika Turnaları sürüler halindeler.. Ne de güzel hayvanlar bunlar. Bir gölette hipopotamları gördük ama başlarını pek sudan dışarı çıkartmaya niyetleri yok gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En son aktivitemiz ise bir tepeye çıkıp, buradan Amboseli Ulusal Parkının panaromik görüntüsü almak oldu. Bulutlar, batmakta olan güneş ve bu güzel parkın panaromik görüntüsü unutulmayacak güzelliklerdi. Aslanı göremedik ama bu parkı çok sevdik. Bence Kenya safarisi için mutlaka programda olması gereken bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemekte herkes bir heyecan, yaşadıklarını ve gördüklerini, sanki hepimiz orada değilmiş gibi anlattı. Açtım Kenyalıların yerel bira markası olan Tusker’ı kaldırdım kadehimi havaya;”Şerefe” dedim yeni arkadaşlarıma, orada olmayanlarıma..

Ne şanslıyız.. Dünya gözü ile buraları da görmek nasip oldu..

Yarın Nakuru Gölü Rezerv Alanına gideceğiz ve orada safari yapıp geceleyeceğiz..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

30.08.2012 Saat 10:06

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 29.01.2015 Saat 01:43

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 1. Gün-Amboseli Ulusal Parkı

IMG_5806

IMG_5793Kenya’da Safari konulu geziyi Koptur adlı firma ile yaptık. Daha önceden de bazı gezilerimizi yaptığımız bu firma bizim için test edilmiş ve onaylamış bir firmaydı. Tur rehberimiz sevgili Teoman’ı da daha önceki gezilerimizden tanıyoruz. Geriye tura katılan diğer gezginleri tanımak kaldı diyeceğim ama turda zaten toplam 11 kişiyiz ve bu 11 kişinin de yarısı bizden sayılır. Tur katılımcıları arasında İzzet Keribar ismini görünce heyecanlandım. Fotoğraflarını beğenerek izlediğim Teoman yanında bir de Büyük Ustanın varlığı sevindirici.

Kenya’nın başkenti Nairobi’ye THY doğrudan uçuyor. Bu bize zaman ve konfor kazandırdı. İstanbul-Nairobi arası kuş uçuşu 4800 km ve uçuş süresi 6,5 saati buluyor. Nairobi’ye varışımız gece saat 03:00 sıraları oldu. Vizeyi havaalanında alıyorsunuz. Karşılığı 50 USD ve 2 adet fotoğraf bulundurmak gerekiyor denmişti. Ancak artık havaalanında fotoğrafınızı çekip, bilgisayara aktardıklarından fotoğrafa filan gerek kalmıyor. Yani götürdüğümüz fotoları geri getirdik. Siz yine de yanınızda fotoğraf bulundurursunuz. Burası Afrika.

Bize yeşil pasaporta da vize olduğu söylenmişti ama meğerse yeşil pasaporta vize yokmuş. Bizim işlemi yapan memur bilerek veya bilmeyerek 50 USD aldıktan ve makbuzunu verdikten sonra vizeyi verdi. Ama diğer memuru bekleyen arkadaşların 50 USD’leri ceplerinde kaldı. Dakika bir, gol bir; Kaptırdık 100 USD’yi. Bunu sonradan öğrenince tur şirketine içimden kızmadım değil.

Kenya’ya geldik, artık bazı küçük bilgileri vermek zamanı geldi. Kenya, Hint Okyanusu’na kıyısı olan bir doğu Afrika ülkesi. Güneyde Tanzanya, batıda Uganda, kuzeybatıda Güney Sudan, kuzeyde Etiyopya ve doğuda Somali ile komşuluğu var. Başkenti Nairobi ve ülke nüfusu 45 milyon civarında (2014). Ülkenin yüzölçümü 580,000 km².

Tarihin çok eski dönemlerinden beri bölgede yerleşim olmuş. M.S. 1. yüzyılda Arap tüccarları Kenya sahillerine ticari ziyaretler yapmış, M.S. 8. yüzyılda Kenya sahillerindeki Arap ve Fars yerleşimleri giderek çoğalmış. Sömürgecilik döneminde Kenya’ya ilk ayak basan Avrupalılar Vasco da Gama’nın öncülüğünde Portekizliler olmuş. Portekizliler 1500’lü yılların başından itibaren bölgeye gelmiş. Özellikle sahil kısımlarının Osmanlı ile kısa bir el değiştirmesine rağmen Portekizliler 1730 yılına kadar bölgeyi kontrol etmişler. Ondokuzuncu yüzyıl başında İngilizlerin bölgede hâkimiyeti var. Ülke bağımsızlığını 1963 yılı sonunda elde etmiş. Jomo Kenyatta ilk Devlet Başkanları.

Ülkenin gelirleri arasında Safari turizminden elde edilen gelir önemli ve yılda yaklaşık 1.000.000 turist geliyormuş.

Ülkenin resmi dilleri Swahili ve İngilizce, para birimi ise Kenya Şilini (KES) ve 1 USD ile 91.6 KES (2014) alabiliyorsunuz. Çoğu otel ve alışveriş yerlerinde USD geçerli oluyor ama yerel halk pek USD ile alışveriş yapmak istemiyor.

IMG_5489

Havaalanından valizleri aldık, ilk para bozdurma işini yaptık ve bir araca dolup, yakındaki Panari Hotele doğru yola çıktık. Yollar gecenin bu saatinde bomboş. Otel ilginç bir yer, alt kısmında alışveriş merkezi ve lokantalar var. Güzel bir otel çıktı, odalar tertemiz ve sabah kahvaltısı da zengindi.

Sabah erken uyanma ve kahvaltı sonrası seyahat boyunca bizimle birlikte olacak olan Jimmy ve Shem adlı şoförlerin kullandığı iki adet jeeplere, altışar kişi olarak dağıldık. Nairobi için güvenli olmayan bir şehir deniyor. Zaten bu gezinin konusu içinde de Nairobi gezisi yok, sadece gelirken ve giderken uğrayacağız.

IMG_5196

Bugünkü hedefimiz Amboseli Ulusal Parkı. Amboseli, Nairobi’nin 140 km kadar güneyinde yer alan önemli bir park. Tanzanya’da yer alan Klimanjero Dağının en güzel görüntü verdiği yerlerden olan bu park 392 km²’lik bir alanı kaplıyor.

IMG_5182Nairobi’nin sabah trafiği Pazar günü olmasına rağmen yoğun. İki buçuk milyon insanın yaşadığı bu şehrin içinden geçip, kenar semtlerine geliyoruz. Burada pırıltılı ve yeni inşa edilen binalar yerlerini gerçek Kenya yaşamına bırakıyor. Derme çatma kulübelerden yapılma dükkanlar yol boyu sağlı sollu dizilmişler. Canlı bir ticaret var. Sonrasında, İngilizlerin inşası için İtalyan esir askerleri çalıştırdığı söylenen ve Rift Vadisinin doyumsuz manzaraları ile bir yola girdik. Burada Rift vadisine en tepeden bakan bir yerde mola verdik. Manzaranın keyfini çıkartmaya ve ışık pek iyi olmasa da fotoğraflamaya başladım ki bizim ekibin kaybolduğunu gördüm. Nerede olabilirler diye düşünmeye gerek yok! Hemen hediyelik eşya satan bir yol kenarı dükkana dalmışlar. Eh! “Bizde görelim bakalım ne varmış” diye daldım içeri. Ortalıkta bol miktarda tahta işi oymalar ve yerel manzaralarla boyanmış/baskılanmış tekstiller vardı. Dükkana girer girmez elinde kalem ve çoğunlukla eski bir gazete kağıdı parçası ile bir adam yanı başınızda bitiveriyor. “Jambo” (merhaba demek) ile başlayan selamlaşma sonrası “I will give for you best price” ile alışveriş başlıyor. Bir de elinize bir sepet verip, “önce beğendiklerini sepete doldur, sonra büyük indirim yapacağım” diyorlar. Bir parça beğendiniz ya! Onun fiyatı hiç söylenmiyor. Bu tarz alışverişi hiç sevmem.  Ama sesimi çıkartsam, biliyorum ilk günden saçım başım yolunacak, kestim sesimi. Bayanları izliyorum. Sonunda beklediğim gibi anormal bir fiyat çıktı ve sepeti olduğu gibi bırakıp, çıktık dükkandan. Hemen başından söyleyeyim; Eğer bir şeyler alacaksanız (ki mutlaka alın, çok güzel tahta oymalar ve batik, desenli tekstiller var) çok çarpıldığınız bir parça yoksa alışverişi otel mağazalarına, Nairobi de sonradan bahsedeceğim alışveriş merkezine saklayın bence. Aldığınız malın fiyatı bazı yerlerde bu yol üstü dükkanlarına göre çok daha uyguna geliyor. Eğer bu yerlerden alacaksanız da mutlaka söylediği fiyatın 1/3 ünü teklif edin en fazla yarısına almaya çalışın derim..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam edip öğle saatlerini biraz geçkin şekilde konaklayacağımız yere geldik. Burası Kilima  Kamp adlı bir yer. Güzel gözüküyor. Birbirlerinden ayrık halde dizilmiş tek katlı yerlerde kalıyorsunuz. Evler geniş ve içi de güzel. Bizi kapıda Masai yerlisi kıyafetleri içinde biri karşıladı. Odalarımıza yerleşip, hemen yemeğe geçtik. Yemek yenen yer girişe yakın ve 3 tarafı açık. Etrafta rengarenk kanatları ile Super Starling kuşları uçuşuyor ve daha önce yemek yenmiş olan masalardaki tabaklardan paylarına düşenleri yiyorlar. Bu yerin tam ortasında dönen merdivenlerle çıkılan bir kule var. Eğer bu yerde kalacaksanız bu kuleye çıkıp buradan bölgenin panoramasını almayı unutmayın. Yemeğimi kısa kesip, kahvemi içtikten sonra (kahveleri çok güzel) elimde fotoğraf makinem ile ilk foto safarime bu otelin bahçesinde çıktım. Super Starling kuşlarını Etiyopya gezimde görmüştüm ama bu kadar yakından ve neredeyse elinizden yemek yiyecek kadar da arsız hallerine şahit olmamıştım. Onlarca fotoğraflarını çektim. Etrafta çok sayıda Çinli turist var. Ben kuşlarla uğraşıyorum, bir tane Çinli çocuk yanıma gelip “filler nerede” diye sordu. Hayde! “Lokantada fil ne arasın” diye düşünüyorum ki bir diğer Çinli benim yerime yanıt verdi; “İleride”. Bu sefer bende takıldım zıpır çocuğun peşine ve 50 metre sonra çitlerin hemen ötesinde filleri gördüm. Elektrikli tellerin ötesinde 5-6 fil, suni olarak yapılmış bir küçük göletten su içiyorlar. Üstelik civarda bol miktarda bir akbaba cinsi olan Marabu kuşları da var. Daha da öte de ise Afrika Akasya ağaçlarının gölgesinde gazeller otluyorlar. Afrika bana “hoş geldin” dedi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5379Öğle sonrası saat 16:00 gibi jeeplerimize binip ilk safarimize başladık. Bindiğimiz araçların tavanları açıldı. Hepimiz bir heyecan ayağa kalkıp, kafayı çıkarttık dışarı. Şoförümüz bize Klimanjero Dağı diye bir yeri işaret etti ama bulutlardan Klimanjeronun karlı tepesini görebilene aşk olsun! Zaten Klimanjero için sabah saatleri en iyisi imiş. “Nasılsa bir de yarınımız var” diyerek onu görememeyi pek dert etmedim. Bu arada etrafta hayvanların sayısı bollaşmaya başladı. İlk gördüklerimiz kuyruklarını sürekli olarak bir sağa bir sola oynatan Thomson Gazelleri oldu. Ne de güzel hayvanlar! Onların hemen yanında zebraları görüyoruz. Hayatım boyunca doğal ortamında gördüğüm ilk Zürafalar karşımızda duruyor. Artık nerenin fotoğrafını çekeceğimi şaşırdım. Ve işte olanca heybetleri ile filler karşımızda duruyorlar! Bu arada ilk defa gördüğüm hayvanları da tanıyorum; başlarında birbirlerinden ayrık, belirgin tüyleri ile Sekreter Kuşları, Grand Gazelleri görüyoruz. İnsanı uzaktan bile çarpan Taçlı Afrika Turnalarını görünce ne yapacağımı şaşırdım. Çok ama çok güzel hayvanlar! Bir ara artık bilinen çok az sayıdaki Turnayı görmek için Muş’a gitmeyi düşündüğümü ve ciddi ciddi araştırdığım ancak istenen parayı duyunca vazgeçtiğim aklıma geliyor birden..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 18:00 gibi hava kararmaya başladı ve bizim de parktan çıkmamız gerekti. Ulusal parklarını giriş ve çıkış tek kapıdan oluyor ve zamanında çıkmak gerekiyor. Bugün, sonra yaşayacağımız günlerin bir fragmanıydı sanki…

Günün sonunda evlerimize dönüp, duşlarımızı aldık. Sonrası yemek ve günün kritik faslı oldu. Herkes mutlu.. İyi ki buralardayız ve daha da güzel parklarını ziyaret edeceğiz bu güzel ülkenin..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

28.08.2012 Saat 19:38

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 27.01.2015 Saat 22:51

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi-Giriş

IMG_6049

Okuyucuya Önemli Not: Bu gezi 2012 yılında gerçekleştirilmiş ve yazı başka bir blokta tarafımdan yayınlanmıştır. Gezi yazılarımın tümünü tek bir blogta yayınlamak adına yazı güncellenerek yeniden yayınlanmıştır. Bilgilerinizi rica ederim

Dr Ümit Kuru

Doğrusu bu ya! Bu sefer ki gezi fikri benden çıkmadı ve hatta çaktırmadan muhalefet bile ettim diyebilirim. Kendimce safari ağırlıklı bir gezi fikri bana pek sıcak gelmemişti. Doğası bol olan gezileri tercih ederim tabii ki.. Ama safariye çıkıp ta sadece hayvanları izlemek, hele de bu hayvanlar yırtıcılar ise onları avlarını parçalarken görmek pek sevimli gelmemişti.

IMG_6862

IMG_6872Kenya’ya seyahat kesinleşince aklıma hemen “Out of Africa” adlı film geldi. Çoğumuz Karen Blixen’nin kendi hayatını anlattığı romanından uyarlanan bu filmi seyretmiştir. Ünlü aslan avcısı Denys Finch Hatton (Robert Redford oynamıştı) ve onunla büyük aşk yaşayan yazarımızın (Meryl Streep;Karen Blixen’i oynamıştı) bu güzel filminden aklımda kalan sahne batan bir güneş ve fondaki Afrika Akasya ağacıydı. İşte heyecanımın kaynağı da bu filmdi. Düşünsenize; Fonda, şöyle batan bir güneş, Afrika Akasya ağaçları ve tabii ki fillerin bulunduğu bir kareyi fotoğraflamak ne heyecanlı olurdu. Unutmadan bu filmi seyretmeyen izlesin. Ben de niyetlendim, tekrar izleyeceğim.

1960’lı yıllara kadar, aralarında Krallar, Prensler ve hatta ünlü yazar ve düşünürlerin dahi bulunduğu, büyük sayıda hayvanların öldürüldüğü safariler düzenlenirmiş. Aslan, gergedan, fil, bufalo ve leoparın bulunduğu “Beş Büyükler” denen hayvanları avlamak üzere safariler yapılmış. Zevk uğruna ve adına spor bile denerek, binlerce hayvan öldürülmüş. Kenya da safari düzenlenen ülkelerin en başında gelmiş. IMG_6730

Kenyalılar Safarinin ana vatanı olmakla övünüyorlar. Neden derseniz; Safari kelimesinin kaynağı Kenya. Safari, Kenya’nın iki ana dilinden bir tanesi olan Swahili dilinde “uzun seyahat” demek.  Hayvan avlamak peşinde uzun gezi yapılması anlamında kullanılmış. Şükürler olsun ki bugün artık bu tür safariler kalmadı. En azından resmi olarak yok ve bu alanlarda vahşi yaşamın korunduğu doğal parklar haline dönüştürüldü. Artık safarileri elde top, tüfek değil,  fotoğraf makineleri ve dürbünlerle yapıyorsunuz.

Evet benim sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım;  Bizde elimizde fotoğraf makineleri ve dürbünlerle çıktık bir safariye ve adet olduğu üzere Kenya’ya gittik. Bir geziyi daha bitirip geldik.

Bir ödevimiz var; meraklısına gezimizi anlatmak ve fotoğraflarla göstermek. Buyurun bakalım; arkası yarın tarzında “Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi” adlı yazı dizimize…..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 28.08.2012 Saat 00:12

Gözden geçirilmiş son yayım tarihi 24.01.2015 Saat 01:31

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dünya Mirası Listesinde Hindistan

IMG_0731

Hindistan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi içinde bulunan toplam 32 eseri bulunmaktadır. Bunlardan 25 tanesi Dünya Kültür Mirası Listesi içindeyken 7 tanesi Dünya Doğa Mirası Listesi içindedir. Biz Hindistan’ın bu bölümüne yaptığımız ve daha sonra yaptığımız Kuzey Hindistan gezileri ile 11 eseri görme şansına erişmişiz. Koyu siyah ile yazılı olanlar Hindistan’da gördüğümüz yerlerdir.

Dünya Kültür Mirası Listesi (Listeye alınma tarihleri)

  • Agra Fort (1983) 
  • Ajanta Mağaraları (1983) 
  • Sanchi’deki Budist eserler (1989) 
  • Champaner-Pavagadh Arkeolojik Parkı (2004) 
  • Chhatrapati Shivaji Terminali (önceki isimle Victoria Terminali) (2004) 
  • Eski Goa’nın Kilise ve Manastırları (1986) 
  • Elephanta Mağaraları(1987) 
  • Ellora Mağaraları (1983) 
  • Fatehpur Sikri (1986)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

  • Great Living Chola Tapınağı (1987) 
  • Hampi’deki Anıtlar Grubu (1986) 
  • Mahabalipuram’daki Anıtlar Grubu (1984) 
  • Pattadakal’daki Anıtlar Grubu (1987) 
  • Rajasthan Eyaletindeki Chittorgarh Fort, Kumbhalgarh Fort, Ranthambore Fort, Gagron Fort, Amber Fort  ve Jaisalmer Fort Tepe Kalelerinin içinde bulunduğu kaleler (2013) 
  • Delhi’deki Hümayun Mezarı (1993) 
  • Khajuraho Anıtlar Grubu (1986) 
  •  Bodh Gaya’daki Mahabodhi Tapınak Kompleksi (2002) 
  • Hindistan Dağ Tren Yolları (1999
  • Deşhi’deki Qutb Minar ve alandaki diğer eserler (1993) 
  • Patan, Gujarat ‘daki Rani-ki-Vav (the Queen’s Stepwell)  

SONY DSC

  • Red Fort Complex (2007) 
  • Bhimbetka’daki Kaya Barınaklar (2003) 
  • Güneş Tapınağı, Konârak (1984) 
  • Taj Mahal (1983) 
  • Jantar Mantar, Jaipur (2010) 

Dünya Doğa Mirası Listesi (Listeye alınma tarihleri)

  • Büyük Himalaya Ulusal Park Koruma Alanı (2014) 
  • Kaziranga Ulusal Parkı (1985) 
  • Keoladeo National Park (1985) 
  • Manas Vahşi Yaşam Barınağı (1985) 
  • Nanda Devi ve Çiçekler Vadisi Ulusal Parkları (1988) 
  • Sundarbans Ulusal Parkı (1987) 
  • Western Ghats (2012) 

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

22.01.2015 Saat 01:47

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Delhi

Delhi’de bizi havaalanında, Hindistan’a ilk ayak bastığımızdaki şirket yetkilisi karşıladı. Araba ile kaldığımız otele götürüldük. Yol felaket kalabalık. İstanbul trafiğine laf edenlerin, bir de Delhi trafiğini görmelerini tavsiye ederim. Ertesi gün bizi Hindistan’daki en son rehberimizle şoförümüz otelimizden aldı.

Delhi, Eski ve Yeni Delhi olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Eski Delhi 12-19 yüzyıllar arasında Hindistan’a Müslümanların hakim olduğu dönemde devletin merkeziydi. Burada bu döneme ait çok sayıda eser mevcut. Yeni Delhi ise 1911 yılında İngilizler tarafından inşa edilmiş. Tarihte Delhi şehri 8 değişik yerleşim birimi şeklinde kurulmuş. Şah Cihan’ın kurduğu ve bugünkü Eski Delhi’nin temelini oluşturan 7. Delhi, 17. Yüzyılda kurulmuş. Bu döneme ait en önemli eserler Red Fort ve Cuma Mescit. Tarihte pek çok kez yağma ve yıkıma uğruyor ancak en çok hatırlananları 14. Yüzyılda Timur ve 1739 ‘da Pers kralı Nadir Şah’a ait olanlar.

SONY DSC

Tüm dünyada bulunan 7 adet Bahai Tapınağından bir tanesi olan Lotus Tapınağı, Delhi’de ilk gittiğimiz yer oldu. Birçok kaynağa göre Bahai Dini, yeni dini akımlar arasında sayılmaktadır. Bazı görüşlere göre, 19. yüzyılda doğmuş, başlıca büyük dinler ve diğer inançları sentezlemeye çalışan hümanist ve barışçıl bir dinsel harekettir; bazılarına göre bir din sayılmamaktadır.

IMG_1425Bahai Tapınakları, her dinden kimsenin sessiz olmak koşuluyla bildikleri şekilde ibadet edebilecekleri mekânlar ve şimdiye dek her kıtada bir tane olacak şekilde yedi tapınak inşa edilmiş. Bu tapınakların ortak özeliği, bir kubbelerinin ve dokuz girişlerinin olması. Bu dokuz giriş, dünyada dokuz dinin var olduğuna ilişkin Bahai inancını yansıtıyor. Bu tapınakların bulunduğu ülkeler; Amerika Birleşik Devletleri (Şikago), Uganda(Kampala), Avustralya (Sidney), Almanya (Frankfurt), Panama (Panama City), Batı Samoa (Apia) ve Hindistan (Yeni Delhi). Bizim ziyaret ettiğimiz Lotus tapınağı, en yeni Bahai Tapınağı ve 1986’da tamamlanmış ve pek çok mimari ödül almış.

Daha sonra ise India Gate (Hindistan Kapısı) ziyaretini yaptık. Burası 1. Dünya Savaşında ve 1919’da Afganistan’daki çatışmalarda ölen Hint askerleri anısına dikilmiş olan bir anıt.

IMG_1464

Hindistan’ın özgürlüğe kavuşmasını, dava arkadaşları ile birlikte verdiği mücadele ile sağlayan ancak Sikh koruyucuları tarafından bir suikast sonucu 1948 de öldürülen İndira Gandhi’nin yakıldığı yer Raj Ghat sonraki durağımız. Burada sadece İndira Gandhi değil, Nehru gibi diğer önemli Hint  insanlarının da anıt mezarları var. İndira Gandhi’nin anıt mezarı yaşamı gibi ne kadar da sade! Burası yemyeşil bir park. Her zamanki gibi tepemizde şahinler uçuşup duruyor. Yemyeşil çimen üzerinde bir Hintli çift oturmuşlar, erkek konuşuyor, kızın başı önde. Belli ki sorun var!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Delhi caddelerinde araba ile dolaşıyoruz. Etrafta o kadar çok eser var ki hepsini gezmek mümkün değil. Bazılarını yol kenarında durup fotoğraflamaya çalışıyoruz. Daha sonra kavga dövüş ziyaret edeceğimiz Red Fort’u dışarıdan fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

Şah Cihan’ın Delhi’deki en güzel eserlerinden bir tanesi Jama Masjid (Cuma Mescit). Cuma Mescit 40 mt yükseklikte iki minaresi ile Hindistan’ın bu en büyük camisi ve 1658 yılında yapılmış. Buraya girişte bayanlara üzerlerini örtmeleri için şal veriyorlar. Ayakkabıları dışarıda çıkartıyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCHindistan’da türbanları ve uzun saçları ile Sikhleri bol bol görmüştük. Delhi’de bir Sikh tapınağını da ziyaret ettik. Burada da ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz. Başınıza da kız –erkek fark etmeden bir örtü örtüyorlar. Sikh tapınaklarına Gurdwara deniyor. 1500’lü yıllarda Guru Nanak ve takip eden 9 Guru tarafından geliştirilmiş dini bir öğreti olan Sikhizm, Hindu ve Müslüman dininden bazı motifler taşıyormuş. Sikhler bu tapınağı ziyaret ederlerken merdivenleri öperek içeriye giriyorlar. Tapınak içinde fotoğraf çekmek yasak, ancak dışarıdan fotoğraf çekebildik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yeni Delhi’de bulunan heybetli binalar, Eski Delhi ile uyumlu değiller. Şehrin bu tarafı Avrupa saraylarını andırıyor. Burada Cumhurbaşkanı’nın Sarayı ve Parlamento binaları var. Durup fotoğraflıyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saatler ilerliyor ama biz hala en önemli yerleri gezemedik:Red Fort ve Kutup Minar. Rehbere birkaç kez sormama ve “sonra gideceğiz” gibi laflar söylemesine rağmen teori, zamana pek uymuyor. Bizim Hindistan’daki son günümüz ve ana yerleri gezemedik. Sonunda rehberi kenara çekip durumu anlattım. Yanıtı kısa ama beni çıldırtan bir cümleydi;”Red Fort’u gezdik ya”. Sonrasında benim çirkin yüzüm ortaya çıktı. Açtım ağzımı, yumdum gözümü. Sonunda tekrar Red Fort’a gidiliyor ama trafikte bir sürü vakit kaybettik. Bu nedenle Hindistan yolcularına tavsiyem; programı tekrar tekrar doğrulatın ve kontrol edin.

SONY DSC

SONY DSCRed Fort, Şah Cihan’ın başkenti Agra’dan Delhi’ye taşımaya karar vermesi ile 1639 da inşaya başlanan bir kale. Yapımı 9 yıl sürmüş. O zaman için astronomik rakamlarla bitirilmiş. Tipik bir Şah Cihan zevki taşıyan bir kale. Bu kaleye Lahori Kapısı denen kapıdan giriş yapılıyor. Bu kapıdan sonra apartman dairelerinin bulunduğu bir kapalı mekan var. Burada hediyelik eşya dükkanlarına çevrilmiş yapılar var. Devamında bir bahçeden geçilip Divan-ı Aam denen bol kemerli ve İmparatorun halkı kabul ettiği yere geliyorsunuz. Ortada İmparatorun tahtının bulunduğu muhteşem bir alan var. Taş oymacılığı ve yarı değerli taşların eklendiği süslemeler çok güzeller. Tahtın bulunduğu alan tel filelerle çevrilmiş. Kötü niyetli bazı insanlar bu taşları söktükleri için önlem alınmaya çalışılmış. Burayı geçince Şah Cihan’ın beyaz mermer merakı yeniden ortaya çıkıyor. Bir yanda hamam, bir yanda Moti Mescit (İnci Cami-imparatorun özel camisi) ve İmparatorun Yamuna nehrine bakan sarayı. Sarayın ortasında, tüm sarayı dolaşan havuz sistemi var. Az daha Dünya Kültür Mirası listesi içindeki bu güzelim eserin içini göremeden buradan gidecektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0021Tekrar arabaya doluştuk ve son hedefimiz Kutup Minar. Ancak saat 16:00 oldu ve trafik artık milim milim ilerliyor. Kızların da benim de moralim bozuk. Adamla tartışınca biraz ortam gerildi. Sonunda Kutup Minar’a gitmede ısrar etmenin daha da tatsızlık çıkartacağına inandım ve rehbere bizi bir lokantaya götürmesini söyledim. 1199 da temeli atılan 72.5 mt’lik Kutup Minar’ı ancak ilk geldiğimiz gün dışarıdan fotoğrafladığımızla kaldık. Neyse bu programla ve zaman sıkışıklığı ile ancak bu oluyor. Bu arada Kutup Minar’ı Kuzey Hindistan-Bhutan seyahatimiz sırasında hakkını vererek ziyaret ettiğimizi burada ifade edeyim.

Delhi’de Ulusal Müze ve İndira Gandhi müzesi, Lodi Bahçeleri, Hümayün Mezarı diğer gezmek istediğim yerlerdi. Bunlar benim programa sığmayanlar ama bir gün daha olsa rahat rahat yapılabilirdi.

Akşam bize bu seyahati düzenleyen Travel With Us adlı şirketin sahibi bay Shyam otele geldi. Kendisi ile tanıştık, turu değerlendirmemizi istedi. Aslında bu zaman diliminde, bu fiyata maksimum faydayı sağladık. Ufak tefek aksaklıkları büyütmenin anlamı da yoktu. Herşeye teşekkür ettik ve bir daha ki buluşma için (Güney Hindistan) sözleştik.

Saat 05:00 İstanbul’a uçağımız kalkacak. Saat 01:30 da bizi hava alanına götürdüler. Bizi ilk gören firma yetkilisi Hindistan’daki son gördüğümüz kişi oldu. Uçağımıza binip, İstanbul’a döndük.

Hindistan gezi yazımı bu son sözlerle bitiriyorum. Hindistan zor bir destinasyon. Bir sürü olumsuzluklar var. Hijyen çok önemli bir problem. Dikkatli olmak gerekiyor. Çevremizde o kadar çok fakirlik vardı ki, fotoğraf makinemi bunları çekmek için hiç kullanmadım. Yani hep bardağın dolu tarafından baktık ve bugün geriye dönük değerlendirme yaptığımda şunları yazabilirim; Çok yorulduk ancak çok şey gördük ve yaşadık. Bir gezgin daha ne isteyebilir ki?

Yeni gezilerde buluşmak üzere…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

Gözden geçirilmiş yeni yayın tarihi 15.01.2015 Saat 00:36

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.