Etiyopya Yerel Danslarından Örnekler

Etiyopya Dorse Kabilesinde Çocukların Dans Gösterisinden Örnekler

Etiyopya Gezi Anıları-4. Gün Arba Minch

IMG_7113

Gündoğumunu izlemek için geceden niyetlenmiştim. Ancak bu istek sadece niyet olarak kaldı. Günler sonra benim için uzun sayılacak bir süre uyuyabilmiştim. Nechisar Ulusal Parkına, Chamo ve Abaya Göllerine yukarıdan bakan kaldığımız tesisinin bahçesinde sabah kahvaltı öncesi hanımla küçük bir yürüyüş yaptık. Aşağıdaki Nechisar Ulusal Parkından gelen Babunları ilk kez orada gördük. Akşamdan kalma yiyecek ve içeceklerin bulunduğu masaları kolaçan ederek, paylarına düşenleri arayan babunlar bizi biraz ürkütüyor. Orası onların sayılır, onlarda bunun çok farkında ve bizim varlığımızı pek umursamıyorlar. Bize de çok güzel fotoğraflar veriyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6997Kahvaltı sonrasında 4*4 lere atlayıp Dorze insanlarının yaşadığı Chencha köyüne doğru hareket ediyoruz. Önce Arba Minch içinden geçiyoruz. Sabahın bu saatlerinde insanlar sırtlarında sepetlerle muz toplamaya gidiyorlar. Sabahtan ve zamandan bahsetmişken bir noktayı açıklamam lazım; Etiyopya’da zaman ve takvim kendine özgü. Etiyopya’da güneşin doğduğu saat günün ilk saati, güneşin battığı saat ise günün son saati olarak kabul ediliyor. Gün iki parçaya bölünmüş, her parça 12 saatten oluşuyor. Uluslararası zamana göre sabah 6.00 Etiyopya saatine göre 12.00’ye denk geliyor. Dolayısı ile Etiyopya’da zaman ile randevulaşacaksanız hangi saate göre randevu verdiğinize dikkat edin. Etiyopya’ya özgü bir diğer özellik ise Julien Takviminin kullanılması ve bir yılda 13 ay yaşıyor olmaları. Etiyopya’da bir yıl 30 günlük 12 ay ve 5 veya 6 günlük artık bir aydan oluşuyor. Julien Takvimi İsa’nın doğumundan 7 sene 113 gün sonra kullanılmaya başladığından Etiyopyalılar yeni yıla Eylül’ün 11’inde giriyorlar ve şu anda 2004 yılını (2014 yılında 2007 yılı oldu) yaşıyorlar. Noel’i ise her yıl 7 Ocak’ta kutluyorlar.

Arbaminch’de bir üniversite var. Ben bu üniversite önünden geçen ve her iki yanda bulunan Afrika Lalesi ağaçları ile kaplı yolu çok sevdim. Üniversite kapısından itibaren sağlı sollu ve sıra sıra dizilmiş banklar üstünde, kızlı erkekli gruplar muhabbetteler. Bunlarda buraya özgü öğrenci kafeteryaları olsa gerek diye düşünüyorum.

Yol boyunca zaman zaman arabamızı durduruyoruz. Yolda bizi görüp “high land” diye bağırarak arabamızın peşine düşen çocukların, o en masum halleri içinde dans ederek, arabamızda olduğunu bildikleri boş pet şişeleri istemeleri durmamıza  neden oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arba Minch’den 30 km kadar sonra, Guge Dağları yükseklerinde Dorze kabilesi insanlarının yaşadıkları köyler var. Dağ eteklerinden tepelere doğru yükselirken Arbaminch  şehri ve Chamo-Abaya Gölleri altımızda çok güzel panoramik görüntüler veriyor.

IMG_2704Etiyopya’da hiçbir istatistikî bilgi doğru değil diyorlar. Yani 38000 olduğu söylenen Dorze insanlarının sayısı doğru mu tam bilinmiyor. Ama Dorze insanlarının bilinen iki önemli özelliği teraslama ile tarım yapmaları ve kendilerine has kulübeleri. Ben bu özelliklerine bir özellik daha eklemek istiyorum; gezdiğimiz köyler içinde Chencha isimli 7800 kişilik Dorze köyü en rahat gezdiğimiz ve en iyi organize olan köydü. Bir de Pazartesi ve Perşembe günleri kurulan çok renkli bir pazarı var ki, ne yapıp edip o zamana geziyi denk getirmenizi tavsiye ederim.

Köye girer girmez doğrudan bir dizi kulübenin bulunduğu alana götürüldük. Köyün en cabbar delikanlısı bize genel bilgileri verdi, sonra ise Dorze’lere has kulübeyi anlatmaya başladı. Bu kulübenin en önemli özelliği Ensete (Yalancı Muz Ağacı) denen bitkinin yapraklarından yapılması. Ana iskeleti yapan bir direk etrafına çok güzel bir düzen içinde yerleştirilen bu yapraklardan kulübe yapılıyor. Evin giriş ise çok tipik, sanki, bir insanın burnunu andırıyor. Bu evin doğal düşmanları ise termit denen karıncalar. Zaman içinde bu karıncalar, evin ana malzemesini yani yaprakları yiyerek, evin başlangıçtaki orijinal boyunun kısalmasına neden oluyormuş. En sonda da ev yıkılıp yerine yenisi yapılıyor, yani bu evin malzemesi doğa dostu. Aslında doğanın ta kendisi… IMG_2545

Ana kulübenin yanında bir küçük kulübe daha var, burası balayı kulübesi imiş. Ana kulübenin içine giriyoruz. Ortada bir ocak, yanlarda sandalyeler var. Yerden 1 metre kadar yukarıda ise evin anne ve babalarının yatması için tahtadan yapılma döşek ve hemen yan tarafta ise hayvanların kaldığı ahırımsı bir yer var. Hayvanlarla aynı evi paylaşıyorlar, yani onların sıcaklığı paylaşılıyor.

Evden çıkıp bir başka köşeye yöneldik; burada evin bir erkeği demo olarak tezgâhta dokuma yapıyor. Evin arkasına geçip, bir genç hanımın esnete yapraklarına ince bir tarakla kazıyarak çıkarttığı bir maddeden pizza benzeri bir yemek yapmasını seyrediyoruz. Kalan lifli kısım ise ip olarak kullanılıyor. Bu ensete bitkisi, bizim hamsiye benziyor. Her şeyi yapılıyor diyeceğim ama bizim hamsiden de ev yapıldığını duymadım ben…

IMG_2558Ensete (Ensete Ventricosa) ne ola ki derseniz? Bir muz ağacını ve yapraklarını düşünün; yapraklarının yukarı doğru olanlarını ve yaprak sapından ucuna uzanan, ortadan bir kırmızı çizgi olanını hayal edin, işte size esnete ağacı. Hayalinizde canlanmadı mı? O zaman yandaki benim fotoya bakın..

Gezdiğimiz bu alanda konaklama yapabileceğiniz birkaç kulübede var. Çok akıllıca bir düzenleme ve organizasyon yapmışlar. En sonda ise unutamayacağım güzellikte bir dans gösterisi seyrettim. Köyün çocuklarının performansına bayıldım.. Size fikir vermesi için  küçük bir video çekimimi ekledim.

Tüm bu işlerden sonra ve bir yerel içki tadıp, bazı hediyelikler aldıktan sonra, pazara gitmek için köyün aşağısına doğru yürüdük. Pazar ise ayrı bir renk cümbüşü.. Her bir köşede bir başka olay var. Harika kareler çektim. Yolunuz buralara düşerse bu Dorze köyüne ve pazara mutlaka bir ziyaret yapın. Gezinin bu kısmı olmazsa, olmaz…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu güzel köyü neredeyse 4 saate yakın gezdik. Artık acıktık ve yemek yemek için Arbaminch’in bir başka otelinin restoranına gittik. Burada yemek yediğimiz restoranın bahçesi nasıl güzel kuşlarla dolu anlatamam! Burası bile bana cennet…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Etiyopya gezisinde Omo Vadisinde Güneye doğru gidecekseniz, Arbaminch son para bozduracağınız yer. Bu nedenle para bozduracak olanlar, Amerikan Dolarlarını, Birr adlı Etiyopya paralarına değiştirmeliler. Bir ara not daha, Etiyopya’ya Amerikan Doları ile gidin, Euro’ya rağbet yok ve bozarsalar da düşük değerden bozuyorlar. Gerçi biz gezi sonuna kadar parayı bira, su, fotoğraf çekmek, bahşiş vermek dışında harcayacak pek bir yer bulamadık. Her gezdiğimiz ülkeden almaya çalıştığımız ve o yere özgü bir şeyler içermesi bizim için seçim sebebi olan T şortu bile, bulamadığımız için, alamadan geldik.

IMG_3114-001Yemek sonrası hedefimiz, Chamo Gölü üzerinde tekne turu yapmak. Önce şehirden tekne kaptanımızı ve yakıtımızı arabaya, yanımıza aldık. Chamo Gölü 551 km2 alana sahip, derinliği 13-14 metrelerde. Bu gölde timsahları ve hipopotamları doğal yaşamlarında göreceğiz. Daha önce hiç hipopotam görmedim. İnsanlara saldırmada, timsahlardan daha sabıkalı olan bu hayvanlarla tanışmak çok ilginç olacak.

İki tekneye bölündük ve göl üzerinde seyahate başladık. Daha kıyıda, iki adet Mısır kazı ve balıkçıl gözüme takılıyor. Bir müddet gittikten sonra su üstünde hipopotamları görüyoruz. Çok heybetli gözüküyorlar ama biraz huzursuzlandılar, herhalde rahatsız ettik.

Biz teknede ürküyoruz ama biraz ilerde suya girmiş balıkçılar görüyoruz. Ne timsahtan ne de hipopotamdan korkuyorlar…

IMG_3036-001

Daha sonra hayatımda görmediğim kadar çok sayıda ve irilikte timsahın bir arada bulunduğu bir yere gittik. Karaya çıkmış, ağızları bir karış açık, dişleri insanı ürküten çok sayıda timsahın, çok sayıda pelikan, mısır kazları, marabou, balıkçıllarla yan yana, kardeşçesine durmaları ne güzel! Çok şey anlatmaya gerek yok, fotoğraflar zaten gerekeni anlatıyorlar.

Günün sonunda otelimize dönüyoruz. Ancak bana fotoğraf malzemesi bitmedi daha; akşam yemeği için bahçenin bir köşesinde koyun ve keçi kesmişler, onları parçalara ayırıyorlar. Tepede akbabalar, şahinler gezip duruyor. Belli ki alanın kendilerine kalacağı zamanı kolluyorlar..

Gün benim için çok güzeldi. Çok şeyi hafızama kazıdığım gibi, bir de fotoğraf makinemin hafıza kartına hapsettim. Sonradan tekrar tekrar hatırlamak ve siz sanal gezginlerle paylaşmak için…

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk Yazım 17.03.2011 Saat 22:32

Gözden geçirilmiş ikinci yazım 25.09.2014 Saat 22:42

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Etiyopya Gezi Anıları-3. Gün Langano Gölünden Arba Minch’e

IMG_2344

Sabah kahvaltıya gittiğimizde benim dün geceden yaşadıklarımın benzerlerini hemen herkesin yaşadığını anladım. Ancak bir gezgin arkadaşımızın çözümü hepimizde tebessüm yarattı. Kendisi tesiste çalışan birisini, kapısının önünde nöbete dikmiş, adam da elinde mızrakla sabaha kadar nöbet tutmuştu. Bunun karşılığı olarak da 10 Amerikan doları kazanmıştı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrasında bu güzel tesiste son fotoğraflarımızı çekip Arba Minch’e doğru yola çıktık. Bugünkü 250 km’lik yolculuğumuzun ilk durağı Shashemene adlı bir yer olacak. Burada Rastafarizm hareketinin takipçileri olan ve Jamaika’dan Haile Sellassie’nin daveti ve onlara toprak bağışlaması üzerine 1960’larda gelerek buraya yerleşen insanlar oturuyor.

Bob-Marley-13Musevilik ile Hıristiyanlığın karışımı olan bu dini inanış hareketine göre, Hazreti Musa aslında zencilere liderlik etmiş ve Zion denen kutsal toprakları, cenneti, onlara vaat etmiştir. 1900’lü yılların başında, zamanında Afrika’dan götürülen köleleri tekrar Afrika’ya döndürme misyonunu üstlenen Marcus Garvey, gittiği yerlere bu dini yaymıştır ve bir gün bir mesihin Afrika’da ortaya çıkarak, siyah ırkı birleştireceği kehanetinde bulunmuştur. Kimi yere göre sayıları 180000, kimine göre de 1000000 civarında olan bu inanışa sahip olanlara göre  Hazreti İsa’da zencidir. Bu dine ait ilahiler, özellikle Bob Marley’in öncülük ettiği Reggae müziğine kaynaklık etmiştir. Bob Marley bu hareketi Reggae müziği ile dünyaya tanıttı.

Haile Sellassie çok ilginç bir kişilik olarak biliniyor. Onun Haile Sellassie olan ismi, kraliyet tacını giymesi sonrasında verilmiş. Öncesinde olan ismi ise Ras Tafari. Ras, Amharik dilinde şef anlamına geliyor. Haile Sellassie’nin, Süleyman Peygamber soyundan gelen ve hiç kesilmeden devam ettirilen Etiyopya Kraliyet ailesinin 225’inci üyesi olduğuna inanılıyor.  Haile Sellassie’nin bu dinle bağlantısına gelince; rehberin anlatımına göre, Haile Sellassie bir ziyaret sırasında uzun süredir yağmayan yağmurun yağmasına neden olmuş ve Jamaika’lı insanlarda bu hikmeti ona bağlamışlar ve onun Marcus Garvey’in kehanette bulunduğu mesih olduğuna inanmışlar. O da bu sıfat karşısında Jamaika’dan insanlara Shashemene’de toprak bağışlamış ve buraya yerleşmelerine izin vermiş.  Rastafarizm inanışına göre Haile 1975’lerde ölmesine rağmen, aslında ölmemiş ve hala yaşamaktadır.  Esrar içmeyi bu din içinde ruhani bir olay olarak kabul eden bu insanlar, Haile Sellassie sonrası ülke için sorun olmuşlar.

İşte biz bugün Shashemene’ye uğrayarak bu insanların yaşamlarına şahit olacağız. Ancak bir sorun var; bugün Pazar ve Cumartesi gecesinden çoğunlukla dumanlı olan kafalar nedeni ile geç uyanacakları gibi bir düşüncemiz var. Maalesef bu doğru çıktı ve daha evvelden bilinen tüm evlere gidildiği halde hepsi de sıkı sıkıya kapalıydı. Tüm gezi boyunca gerçekleşmeyen tek aktivite bu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezinin ana konusu Etiyopya’nın kabileleri ve bizde Güneye doğru yol alarak bu kabilelerin bir kısmını tanıyacağız. Bugün yol üzerindeki ilk kabilemizi, Alaba’ları, ziyaret ettik. Shalla Gölü civarlarında yerleşik olan bu insanlar 250000’e yakın nüfusa sahipler. Bende bu kabilenin bıraktığı en önemli özellik evlerinin dışına yaptıkları desenli boyamalar. Bu evlerden bir tanesinin içine girip bilgi aldık. Evin içinde, kerpiç duvarlarda da hayvan figürleri çizilmişti. Daha sonra da hemen her evde gördüğümüz gibi ev içinde pek eşya yok.

Alabalar, Etiyopya’da bulunan ve bazılarına göre 84, bazılarına göre 77 etnik gruptan bir tanesi. Bu ülkede çoğu Asya-Afrika (Sami, Kuşitik, Omotik diller) ve daha azı da Nilo-Sahara grubuna dahil olan çok sayıda dil konuşuluyor. Ancak devletin resmi dili, Amharik dili.

Yolda durakladığımız yerlerden birisi de Awasa Gölü kenarı oldu. Aslında ayaklarımızı açma ve kısa bir soluklanma için durduğumuz göl kenarında, yıkanan insanlara şahit olduk. Mayo giymemiş halleri ile bizleri pek de umursamadan yıkanan bu insanlara Güneye indikçe daha çok rastladık. Bir yanda erkeklerin, hemen diğer yanda da, göz mesafesinde kadınların yıkanır halde görülmesi çok normal bir olay onlar için. Zamanla alıştım onların bu hallerine ve hatta Addis Ababa’ya dönüş yolunda insanların giyinik halde olmalarını yadırgar hale geldim diyebilirim. Beyaz adam, bu insanların doğal hallerine uymayan bir giysi giydirmiş, ama bu giysi onlarda eğreti duruyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonradan Sodo şehrine gidip, öğle yemeğini yedik. Yol boyunca hemen her yerde ellerinde sarı bidonlarla insanları gördük. Bu kadar göl ve nehir olsun ve bu insanlar hala ellerinde bidonlarla su almaya gitsinler! Hala şaşırıyorum

Hemen tüm gezi boyunca yemekte bize sunulan alternatifler, makarna, çorba ve balık, bazen de et oldu. İnjera adlı yemekleri başından beri damak tadımıza  hiç uymadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda Arba Minch adlı şehre vardık. Burası Omo Vadisindeki gezimizde, son modern sayılabilecek şehir. Burada başka bir Eco Lodge da ama ilkine göre daha iyi şartlar altında olan bir yerde (Swaynes Eco Lodge) kalacağız. Burası hem Chamo ve hem de Abaya Gölleri ile bu ikisini ayıran Nechisar Ulusal parkına yukarıdan bakan bir konumda. Etrafta babunlar, maraboular, renk renk kuşlar dolaşıyor, uçuşuyor. Hey Yarabbim! sevdim ben bu ülkeyi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası dışarıda bahçede oturup iyice alışkanlık haline getirdiğim yerel birayı içiyorum. Bu seferkinin adı Harar. Bu da güzel çıktı. Bugün 30’lu dereceleri gördük ama İstanbul’da şiddetli soğuk varmış. Artık iyice kararmış olan havaya rağmen bol yıldızlı bir gökyüzü nedeni ile seçebildiğimiz dağ siluetine bakıp, soğuk biradan bir yudum daha aldım…

Günün sonu artık, yarın büyük macera var; Dorze köyünü gezip, Chamo gölünde tekne turu yapacağız. Gezmek güzel şey. Bir de gece uyanmadan, deliksiz uyuyabilirsem değmeyin keyfime..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayım tarihi

17.03.2011 saat 01:09

Gözden geçirilmiş son hali

21.09.2014 Saat 17:42

Etiyopya Gezi Anıları-2. Gün Addis Ababa’dan Langano Gölüne

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim için bugün gezinin en güzel günlerinden birisi. Rift Vadisi boyunca hareket edip, Langano gölünde konaklayacağız. Bu arada Abiyatta ve Shalla Ulusal Parklarını gezip, pembe flamingo dahil, kuşları ve diğer hayvanları doğal ortamlarında görüp fotoğraflayacağız.

rift valley mapRift Vadisi’ne ismini, 19. yüzyılda İngiliz Kaşif John Walter Gregory vermiş. Burası Suriye’den Mozambik’e kadar uzanan 6000 km uzunluğunda olan bir yarık. Aslında birbirleri ile bağlantılı olan çok sayıda yarıktan oluşmasına rağmen, tek parça olarak kabul ediliyor. Afrika kıtasında bulunan tüm büyük göller bu yarık boyunca ortaya çıkıyor. İki yüz kilometreyi bulacak olan ve her arabada 4 kişinin bulunduğu 4*4 araçlarla başladığımız seyahatimiz boyunca sırasıyla Koka Gölü (alanı 250 km2, rakım 1590 mt), Ziway Gölü (485 km2, rakım 1636 mt), Abiyatta Gölü (205 km2, rakım 1573 mt) ve Langano Gölü (230 km2, rakım 1585 mt) geçilecek. En sondaki gölün kenarında bir Ekolojik kulübe de konaklama yapacağız. Bir ülkede bu kadar göl olsun ve o ülke insanları susuzluk çeksin. Ne yazık! IMG_1200

Addis Ababa’ya veda edip 4 çekerlerimizle yola düştük. Dört çeker araçlar olmadan bu turun asla yapılamayacağını zamanla öğreneceğiz. Hele ki yağmur mevsiminde bu turu unutun. Mart sonu-Nisan ayı gibi yağmurlar başlıyormuş ama en yoğun yağış Haziran-Ekim ayları arasında oluyormuş. Tam teşekküllü fotoğrafçı olarak bizim arabadaki arkadaşlardan izin alıp ön koltukta yerimi aldım ve tüm gezi boyunca da aynı anlayışı gösterdiler. Bu arada teşekkürümü hemen buradan bir kez daha kendilerine ileteyim.

Yol boyunca yalancı biber ağaçlarını, Afrika Akasyalarını görüyoruz. Etiyopya’nın tüm yollarını sanki Zebu denen sığırlar için yapmışlar. Ana yolda gidiyorken, birden tüm yolu kaplayan Zebular ve yüklü eşekler karşımıza çıktı, durdu.

IMG_1210

Bir köprüyü geçtikten sonra tarla süren insanları ve bir su kenarında dinlenen flamingoları, Marabuo denen leylek türü kuşları ve balıkçılları görünce mola verdik. Bol bol fotoğraf aldık. Tarlalarda hala bizim karasaban kullanılıyor. Tüm gezi boyunca bir tane bile traktör ile tarla sürüldüğünü görmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra bir süre daha yol yapıp önce bir kahve molası sonra da yemek molası verdik. Her iki yerde de daha önce görmediğim, bilmediğim rengârenk kuşlar gördüm. Bol bol fotoğraf çekildi tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce Koka gölü sonra da Ziway gölünü geçtik. Daha sonra da Abiyata-Shalla Ulusal Parklarını gezdik. Önce devekuşları, antilopları ve renklerinden, güzelliklerinden başımın döndüğünü hissettiğim kuşları fotoğrafladım.

Sonra da Shalla Gölü’ne, pembe flamingoları görmeye gittik. Önce etrafta flamingo görmeyince rehberimiz Mehmet beyin ağzından “galiba göremeyeceğiz” sözleri çıktı. Bizden ise şaka ile karışık “olmaz Mehmet bey tur programında yazmışsınız (sanki flamingolarla da anlaşılmış gibi) , bize sözünüz var, biz de fotoğraflamaya söz verdik” itirazları çıkmıştı ki yerel rehber Miki eliyle ufukta bir yeri göstererek müjdeyi verdi. Ufukta bir takım gölgeler seçiliyor ama flamingolar mı emin de değiliz.

IMG_1909-001

Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüş sonrasında onların varlığından emin olduk. Harika gözüküyorlar. Ama yanlarına yaklaştıkça huzursuz oluyorlar. Yeni aldığım zoom lens iyi ama bu mesafeden de mucize beklemek olmaz, biraz daha yaklaşmalıyız. Bulunduğumuz yerden fotoğraf aldık ama biraz daha yaklaşalım derken birden havalanmaya başladılar. Bu görüntü ise ayrı bir güzellikti. Artık elimi deklanşörden hiç kaldırmadan basmaya başladım. İşte oldu, işlem tamam, mutluyum…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki durak ise Langano Gölü kenarında olan Wenney adlı Eco Lodge. Buraya varmadan hemen önce bir köprüden geçerken, bu insanların imkânsızlıklar içinde nasıl yaratıcı olabildiklerine bir kez daha şahit olduk. Köprü olarak bir konteynır kullanmışlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tesise vardığımızda bir cennete geldiğimize inandım. Langano Gölünün hemen kıyısında birbirinden ayrık halde yerleştirilmiş ama kesinlikle doğaya uyumlu konuk evleri ile adına yakışır bir tesise gelmiştik. Elektrikler saat 19-22:00 arasında jeneratörle sağlanıyor, su deseniz göl suyu. Çeşmeleri açınca çamurlu su akıyor. Burada önemli bir ayrıntı, bu göl, diğer göllerin aksine paraziter enfeksiyonlar açısından en güvenilir olanıymış. Yani yıkanmakta bir sakınca yok dediler ama ben yine de pek ikna olmadım. Bizim hanım ise şifa niyetine duşunu aldı..

Tesise erken gelince çevreyi gezdik. Göl kenarına gittik ve daha ilk dakikadan bir hipopotamın su üstünde olduğunu gördük. Civarda Afrika balık kartalı, Colombus maymunu, en küçük antiloplardan Dik-dik, Guguk kuşları, İbis kuşları, Starling ve Super Starlingler kol geziyor. Burası bana bir cennet, harika.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir de ileride, ellerinde tuttukları ilkel oltalarla nasıl başardıklarını hala anlayamadığım bir şekilde balık tutan 3 tane çocuğu görünce iyice mest olduk. Çocukları sahile, yakına çağırıyoruz ama bekçiden korkuyorlar, ondan gelemiyorlar diye düşünmüştük. Ama anladık ki onlar sadece bekçiden korkmuyorlar aynı zamanda çıplak olduklarından yanımıza gelemiyorlardı. Sonunda bekçi de gelmelerine izin verince, bahşiş kapma umudu ile ellerinde tuttukları balıklarla önümüzden resmigeçit yaptılar. IMG_6893

Harikaydı; güneş en güzel ışınlarını yolluyor, ortam güzel ve her şey mükemmeldi. İşte o an, ilerleyen günlerde daha çok hissedeceğim bir duyguya kapıldım; biz elimizde makinelerle, giysilerimizle, sırtlarımızda çantalarımız, ayaklarımızda en rahat ayakkabılarımızla o ortama hiçbir şekilde ait değildik, olamayacaktıkda. Neden ve neyin fotoğrafını, videosunu çektiğimizi hiç anlamıyorlardı. Hiç itiraz etmeden bahşişlerini aldılar. Önceleri işin bu kısmı biraz rahatsız edici olsa da, sonradan alıştık. Alan da ve veren de memnundu..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğimizi yerken, günün muhasebesini yaptık. Çok ama çok güzel bir gündü. Bugün, geriye dönüp notlarıma ve fotolara bakarak o günü yazarken, yüzümden gülücükler hiç eksik olmadı. İnsan yaşamında bugünler çok olmalı..

IMG_2201

Bir gecelik küçük evlerimize doğru giderken ne kadar yorulduğumu hissettim. Üçüncü gündür toplam 5-6 saat uyumamıştım. Arabada bir ara dalmış ve kendi horultumun sesi ile uyanıp Müslüman şoförümüz Muhammed’in hafif tebessüm eden yüzü ile karşılaşınca çok utanmıştım. Artık bu gece uyurum herhalde derken, yastığa başımı koyar koymaz uyumuşum. Ama hey hat, bu sefer de evin dışından gelen ve maymunlara mı, dolaşan bekçilere mi yoksa dışarıdan gelen yabancı insanlara mı ait olduğunu anlamaya çalıştığım gürültüler ve gölgeler gelince, uyu bakalım uyuyabilirsen! Hanımı da huzursuz etmemeye çalışarak yatağın ortasında bağdaşı kurdum, elde fener beklemeye ve anlamaya çalıştım. Yeniden fikir uçuşmaları, düşüncelerde gelmeler ve gitmeler. Sonunda elde fener, uyumuş kalmışım. Sabaha arsız ve çirkin sesli İbis kuşlarının sesleri ile uyandım.

Yarına Güneye doğru yola devam…

Gezekalın

Ümit Kuru.

İlk Yazım tarihi

15.03.2011 Saat 21:38

Güncelleme tarihi

21.09.2014 Saat 01:04

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.