• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.719 ziyaretçi
  • Ağustos 2014
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Cuenca’dan Guayaquil’e/Ekvador

IMG_4829

Sabah Cuenca’yı gezmek için, eski şehre yakın olan otelimiz, Hotel Victoria’dan  çıktım. Sokaklar sabahın erken saati olmasına rağmen hareketli sayılır. Gün erken başlıyor buraların insanları için. Aslında gezmesi çok kolay bir şehir burası. Mariscal Sucre Caddesinde San Blas Kilisesi bir uçta, Plaza de San Sebastián diğer uçta gidip gIMG_4792elirseniz eski şehrin önemli bölümlerini ve koloniyal ve cumhuriyet dönemi eski evlerin güzel örneklerini görebiliyorsunuz. 

Kahvaltı sonrası aracımıza binip Gayaquil’de sonlanacak olan yolculuğumuza başladık. Cuenca’dan ayrılmadan önce burada yapmamız gereken bir iş daha var; Panama şapkaları ile meşhur şapkacı Homero Ortega’nın dükkanını, daha doğrusu şapka fabrikasını gezeceğiz. Bu tip yerlere girdiğiniz çoğu yerde karşılaşacağınız gibi işin önce bir gösteri kısmı vardı. Bu gösteri, son nesil Ortega olan mekan sahibince, köylüler tarafından getirilen hasır şapkaların işe yarar olanlarının seçimi ile başlıyor. Civardaki küçük atölyelerde yapılan şapkalar çuvallarla bay Ortega’nın önüne getiriliyor ve o da işlemeye uygun olacak olanlarını seçiyor. Seçmedikleri ise sokaklardaki tezgahlarda yerlerini alıyor. Bu seçme işini de o kadar hızlı yapıyor ki hayran olmamak elde değil. Bence hepsi aynı olan şapkalar “IMG_4800işe yarar”, “işe yaramaz” şeklinde ayırmasın sırrını sorduk. Bana bir şapka verip “dokun” dedi. İyi ve kötü örnek arasındaki farklar pürüzsüzlük, yumuşaklık şeklinde oluyormuş. Bence aradaki fark çok azdı ama adamın da işin bu..

 Seçilen şapkalar sırası ile kesim, şekil verme, ütüleme ve süsleme şeklinde işlemlerden geçtikten sonra vitrine çıkıyor. Burada şapka fiyatları değişken tabii ki.. Otuz dolara da şapka var, 1000 dolar üstünde satılan şapka da var. Sonraki kısım ise sizin para harcamanız üzerine kurulu. Yalnız itiraf etmeliyim ki çok güzel şapkalar bunlar. Askeriyeden ayrılalı beri olan şapka antipatim nedeni ile şapka takmayı hiç sevmiyorum ama içim kaldı yumuşacık, kafanızın şeklini alan Panama şapkalarında. Hanım kaptı tabii ki bir tane, yakıştı da güzele.

IMG_4806Burada yaklaşık 1:30 saat kadar oyalandıktan sonra yola düştük. Artık Ekvador’daki son günümüz olacak bu. Bugün Guayaquil’e doğru yol alıp, ertesi gün de Kolombiya’nın Bogota adlı kentine uçacağız. Yolumuz uzun ama çok zevkli olacak. And Dağlarının güzel görüntüleri ile 198 km’lik bir yolumuz var. Bu yol üzerinde Parque Nacional Cajas adlı bir milii parktan geçeceğiz ve rakım yine 4000 metreleri bulacak.

Parque Nacional Cajas (Cajas National Park), Ekvador’un Milli Parklarından bir tanesidir ve Cuenca’nın 30 km kadar batısında yer alır. 285 Kilometrekarelik bir alanı kaplayan parkın en yüksek noktası 4450 metrededir. Bu milli parkın bozkırları içinde 270 kadar lagün ve göl vardır ve Cuenca  civarının temiz su kaynağı bunlardır.  Cuenca’nın 4 nehrinden ikisi olan Tomebamba ve Yanuncay Nehirleri bu milli parktan doğuyorlar.  “Cajas” kelime olarak anlamı Quechua  dilinde “ Karlı Dağlara Giriş Kapısı” demekmiş. 

IMG_4849

Burada ağaçlar iyice seyrekleşti ve tundra yapısında bir yeşil hakim. Bir süre yol yaptıktan sonra, daha önceden de yaşadığımız, öğle yemeği-günlük aktivite beraberce yürüteceğimiz bir mekana geldik; Dos Chorreras Hacienda. Nar Gezi gerçekten de özellikle,hem Ekvador’da ve hem de Kolombiya’da oteller ve yemek yediğimiz yerleri çok güzel seçmiş.

IMG_4952Burası aslında adından da belli olacağı gibi bir çiftlik. Civarda atların bulunduğu hara, geyiklerin gezdiği bir alan, konaklama isterseniz de evler var. Bir de alabalık tesisi var. Çok hoş bir yerde, güzel bir yemek yedik. Civar gezileri ile gerçekten aktivite gibi oldu.

Daha sonra ise kalan yolu tamamlamak üzere yollara düştük.

4200 Metrelerde bir gözleme tIMG_4956erasında durup civardaki küçük lagünleri fotoğrafladık.

Bu işlemi Guayaquil’e varana kadar yol boyu birkaç kez tekrarladık. Durduğumuz her yerde bizde hayranlık yarattı.

Sonunda kahve ve muz tarlaları arasından geçerek Guayaquil’e vardık.  Otelimize yerleştik ve bu şehri turlamaya çıktık. Aslında bu şehir en az beğendiğimiz şehir oldu ama buradan da ,en azından benim, beklentimiz yoktu. Sonuçta sahilde ve sanayi şehri. Sıcak paranın en fazla döndüğü Ekvador şehri. Para varsa yüksek binada vardır, eski çabuk kaybolur. Dünyanın her köşesi mi böyledir bilmiyorum? Malecon 2000 diye bir sahil bölümünü gezdik. Görmesek aklımızda kalırdı. Ben gün boyu yeşilden, dağlardan, doğadan sarhoş olmuşum zaten, Malecon 2000 pırıltısı ve ışıkları sönük kalır gezgin yüreğime..

Yarın bir başka ülke de, Kolombiya’dayız..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

21.08.2014 Saat 00:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Alausi’den-Sibambe’ye Tren Yolculuğu/İngapirca Antik Kenti/Cuenca/Ekvador

IMG_4188

Bir zamanlar Ekvador’un sahil kısımlarındaki şehirlerden, dağlık kısımlardaki şehirlere ulaşım çok çetin yollardan olurmuş. Kuru mevsimde Cuenca ve Quito gibi  içerdeki şehirlere, Guayaquil gibi sahil şehirlerinden ulaşmak haftaları buluyormuş. Hele yağışlı mevsimde ise bu imkansızmış. İşte bu nedenle Başkan Gabriel Garcia Moreno sahilden ülke içlerine ulaşacak bir demiryolu yapımını istemiş ve 1873 yılında da tren hattı döşenmeye başlamış. Tren yolu Chimbo şehrine kadar hızlı gitmiş ama sonrasında bir türlü ilerlememiş. Bunun nedeni ise rayların döşendiği yerlerde olan toprak kaymalarıymış. Sonraki başkan Eloy Alfaro, bu sorunu aşması için Archer Harman ile 1897’de bir anlaşma yapmış. O da bu sorunu aşmanın yolu olarak Chanchan Nehri Vadisi boyunca tren raylarını döşemeyi uygun görmüş. Bu çılgın adam bir de zor bir işe kalkışarak aşması gereken dağın, Devil’s Nose “Şeytan Burnu” denen kısmına  zik-zak bir tren hattı döşemeyi  planları arasına almış. Bu zor planın gerçekleşmesi  ile 1902 yılında tren Alausi’ye varmış. IMG_4300

Bir zamanlar bolca Güney Amerika Akbabasına (Kondor) evsahipliği yapması nedeni ile yöre insanlarınca “Kondor Yuvası” adını alan Devil’s Nose’a (“Şeytan Burnu) Alausi’den tarihsel bir yolculuk yapacağız. Yakın zamana kadar bu trenle yolculuk, eskiden olduğu gibi üstü açık vagonlarla yapılıyormuş. Ancak insan ölümleri olunca bu yasaklanmış. Bu trenle yolculuk orjinalde Riobamba’dan başlıyor ama biz bu kadar uzun süreyi burada harcamayıp Alausi’den trene binip, Devil’s Nose’a kadar gideceğiz. Bu yolculuk yaklaşık olarak gidiş dönüş 70 dakika sürüyor

IMG_4159Riobamba’dan Alausi tren istasyonuna kadar gitmek için epey erken uyanmak zorunda kaldık ve erken bir saatte Alausi’ye vardık. Buradan trene binip hedef olan “Şeytan Burnu”na doğru yola çıktık. Tren bir vadi boyunca yol alırken, trende tanıtım yapan görevlinin söyledikleri çok ilginç şeylerdi. Bu tren hattında bolca dinamit kullanıldığından kaza ölümleri de çok sık yaşanmış. Bu nedenle yöre halkı hem bu yüksek ölümler ve hem de hasat dönemlerinde çiftlikleri bırakamadıklarından tren yolu yapımında çalışmak istememişler. İşçi sorunu özellikle Jamaika, Puerto Riko ve Barbados’dan getirilen işçilerle çözülmüş. Bu işçilerin tropikal hastalıklara daha dayanıklı olduklarına olan inanç ise bir başka sebepmiş. Eğer tren yolu yapımı işinde çalışırlarsa özgür kalacağı vaat edilen mahkûmlar da bu işçilerin arasındaymış. Şuradan buradan işçi derken bu inşaatın bu bölümünün yapımında yaklaşık 5000 işçi çalışmış.

Sibambe ve Alausi istasyonları arasında yaklaşık 10 km kadar bir mesafe var. Ama iki istasyon arasındaki rakım farkı 600 metre. Bu zorluğu aşmak için Şeytan Burnu’nu dolaşan ve gittikçe yükselen bir zik-zak tren hattı yapılmış.  İşte tüm bu yolculuğu ilginç kılan da işin bu tarafı. Bu yolun yapımı çok zor ilerlemiş ve her aşaması zor ve insan canı ile ödenen bedel karşılığı olmuş.

IMG_4476

Tren bu kısma gelince trenden görevliler hemen aşağıya iniyorlar ve yaptırdıkları yönlendirmelerle trenin iki kez manevra yapmasını sağlayarak aşağıda bulunan istasyona varmanızı sağlıyorlar. İşin bu kısmı ilk günden itibaren hep bu ritüelde olmuş. Alausi’den gidişte tren Şeytan Burnunu geçtikten sonra Sibambe İstasyonunu yaklaşık 1 km geçiyor ve duruyor. Bundan amaç 10 dakika fotoğraf molası vererek Şeytan Burnunun ve zik zak tren hattının karşıdan fotoğrafını alabilmenizi sağlamak. Ama saat 09:00 da kalkan ilk tren güneşin öyle bir kötü saatinde burada oluyor ki fotoğraf çekmek pek mümkün olmuyor. Güneş ışığı tam karşıdan geliyor. Belki saat 11 veya daha geç bir saat fotoğraf için daha uygun olacaktır. Bizim derdimiz Cuenca’da zamanında olmak olunca sabah erken saati tercih ettik.

IMG_4344Sibambe tren istasyonunda bizleri dans eden yerli halk karşıladı. Bunlar Nizag yerlileri. Trenden indikten sonra 40-50 basamaklı bir merdiveni tırmanıp küçük bir müzeye gidebilirsiniz ve bence mutlaka gidin. Buradaki anlatımlar ve görsel malzeme çok tamamlayıcı oluyor. Bundan sonra ise bilet fiyatına dahil olan bir içecekle aktiviteyi tamamlıuyorsunuz. Dönüş ise bu sefer Sibambe’den Alausi’ye. Ekvador’a giderseniz bu yolculuğu yapmalısınız derim..

Alausi’den 90 km kadar sonra İngapirca adlı antik bir kent gezimiz oldu. İngapirca “İnka Duvarı” anlamına geliyormuş. Bu İnka kalıntıları Ekvador içinde bilinen en büyük olanıymış.

IMG_4573

Buraya yağmurlu bir havada geldik. Şakır şakır bir yağmur olmasa da yine de ıslatıyor bizi. Rehberimiz belirli bir yol güzergâhını takip ederek bu antik şehri bize anlattı. Burası İnkalar tarafında kurulan bir şehir değil. Onlardan önce burada Cañari insanları varmış ve şehir ismi de  Hatun Cañar’mış.

1471-1493 Yılları arasında İnka İmparatoru olan Tupac Inca Yupanqui, Ekvador’un işgali ile görevlendirildiği sıralarda buraya da gelmiş ama kaba güçle alamamış. Bunun üzerine Cañari Prensesi ile evlilik yapmış ve akrabalık yolu ile buraları imparatorluğa katmış. Ondan sonra da Cañari ve İnkalar bu şehirde birlikte yaşamışlar.  IMG_4580

Şehrin kale kompleksi İnka-Cañari ortak yapımı. Bu şehrin en çok sevdiğim kısmı ise İnka yolunun hala çok düzgün şekilde var olması. Peru’da daha uzun örneklerini gördüğüm bu yolun varlığı kalenin amacını da açıklıyor. İnkalar işgal ettikleri topraklarda ticaret yolları kurmuşlar ve antik şehirler arası bu ticaret yolu üzerinde kaleler inşa ederek ya da burada olduğu gibi var olanı güçlendirerek ticareti kontrolleri altına almışlar. Bu yolda Kuzey Ekvador’a uzanan bir yol ve kale içindeki İnka birlikleri de bu yolun koruyucuları. Bir diğer ilgimi çeken ise gerek temiz ve gerekse de pis su atıklarının halen çok düzgün şekilde korunmuş olmaları.

IMG_4629

Bu alandaki en görkemli yapı ise şüphesiz şehrin ortasında bulunan Güneş Tapınağı. Büyük blok bir kaya üstüne, çok düzgün ve araya taşları yapıştırıcı hiçbir şey koymadan dizilen büyük taşlardan yapılmış bir yapı burası. Civarda astronomik hesaplamalar ve takvim olarak kullanılan kayalar üzerine oymalar da var.

Bu yeri gezdikten sonra aracımıza yerleştik ve bu günün konaklama yeri olacak olan Cuenca’ya doğru yola çıktık. Bu sefer vakit kaybına da tahammülümüz olmadığından öğle yemeğini araçlara getirilen sandviçlerle geçiştirdik. Bir an evvel eski kısmı, Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Cuenca Şehrine gitmek ve şehri gezmek istiyoruz.

IMG_4731Cuenca (Santa Ana de los cuatro ríos de Cuenca) Ekvador’un Azuay Eyaletinin başkentidir. 2500 Metre rakımda olan bu şehir Ekvador’un 3. Büyük kenti ve 1 milyona yakın nüfusu var. Kuzeyde Tomebamba Nehri ve  Gran Colombia Caddesi, Batıda General Torres ve Doğuda Hermano Miguel arasında olan şehir alanı UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olan eski şehir kısmı.

Burada yerleşim çok eski dönemlere tarihleniyor. 1400’lü yılların sonuna doğru Cañari Prensesi ile siyasi evlilik yapan  İnka imparatoru, Canarilere ait olan bu güzel kenti geliştiriyor. Daha sonra ise İspanyollar burayı istila ediyorlar. İspanyolların “El Dorado”, efsanevi altın şehir umutları ile geldikleri ve istila ettikleri bu şehir, onlar geldikleri zaman yıkılmış haldeymiş. 1557 Yılından, bağımsızlığını beraberce ilan ettikleri diğer iki şehir olan Guayaguil ve Quito ile beraber 1820 yılına kadar İspanyollar burayı yönetmişler. Bu şehrin eski kısmında bolca Koloniyal ve Cumhuriyet dönemi binaları var. Bogota, Cartagena ile birlikte en çok bu kenti sevdim. IMG_4702

Cuenca kelimesinin kaynağı İspanyolca ve 4 nehrin birleştiği havza anlamına geliyor. Bu nehirler Tomebamba, Yanuncay, Tarqui ve Machangara. Bu nehirlerden ilk üçü Páramo of Parque Nacional Cajas denen ve şehrin batısındaki dağlık bir alandan doğuyor. Bu nehirler Amazon’u besliyorlar

IMG_4736Şehre saat 16:00 gibi vardık ve hemen şehri gezmeye başladık. Şehrin önemli eserlerinden Eski Katedral (Iglesia de El Sagrario) 1557 yılında inşa edilmiş ama bugün artık müze olarak kullanılıyor. Bu Katedral şehre bir süre sonra yetmemiş ve Yeni Katedral 1885 Yılında inşa edilmiş. Ama mimari yanlış hesaplama nedeni ile projeye uygun yapılamamış. Kuleleri çıktıkça binada çatlamalar başlamış. Bakmışlar ki gidişat kötü ve bina daha fazla ağırlık kaldırmıyor, kuleleri daha fazla çıkmamışlar.  Katedral kuleleri kesik olarak inşaat tamamlanmış. Aslında kuleler iki kat daha yüksekmiş.   Karşılıkllı olan bu iki katedral arasında Abdon Calderon Parkı var.

1682 Yapımı El Carmen de Asuncion Manastırını dıştan görüp kendimizi bu güzel eski şehrin sokaklarına vurduk. Çoğunlukla öyle amaçsızca sokakları gezmek ve yöre insanlarını gündelik yaşamları içinde görmek büyük bir zevktir benim için. İşte bu an tam da o andı.

Geziyi bir kafeteryada nefis kahve molası vererek tamamladık.

Bu şehir de yarın birkaç saat daha geçireceğiz.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

20.08.2014  Saat 02:45

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Salasaca Pazarı/Chimborazo Dağı/Riobamba/Ekvador

IMG_4029

Sabah erkenden, hem şehri son kez adımlayayım ve hem de “Bu kadar yeşil arasında mutlaka ilginç bir kuş, böcek fotoğrafı düşer!”  diye düşünerek sokaklara vurdum kendimi. Kuş, böcek kısmı pek verimli geçmedi. Kahvaltıdan sonra ise bir grup dünden aklımızda kalan teleferik kısmını yapmak için yollara düştük. Bir diğer grup arkadaş ise o kadar erken kalkmayı ve teleferik ile şelalelere gitme kısmını istemediğinden otelde kaldılar. Şehirde alışveriş yapma planları var.


IMG_3643

Şelalerden, Manto de la Novia adında olanını tercih ettik. Tarabita denen açık teleferikle içinden nehir geçen vadi üstünde yaklaşık 5 dakika süren ve karşılığı da 1 Amerikan Doları olan turu yaptık. “Gelin Duvağı” unvanlı şelalenin yakından-uzaktan-üstten fotoğraflarını aldık. Şehirde alışveriş mi yoksa bu şelale üstünde teleferik mi? Bu ikisi bence asla birbirlerine alternatif olamazlar. İkisine de yapmak gerekir.IMG_3653

Bu gezi o kadar çok hoşumuza gitti ki bir defa daha  tekrarladık. Bugün bu yazıyı yazarken ve fotoğraflara bakarken “Keşke bir kez daha yapabilseymişim” dedim. Ya da daha güzeli “Canım sıkılınca bir parmak şıklatıp, 1 USD’ye bir tur atıp, bir diğer şıkla da tekrar geri gelebilseydim” diye düşündüm. Düşler benim değil mi? Kim ne karışır…

Bundan sonra, diğer grupla otelde buluşup Riobamba Şehrine doğru yola çıktık. Şehirden çıktıktan hemen sonra, geride bıraktığımız şehre ve Patate Vadisine hakim olan bir noktada bu güzel şehre son kez bakıp fotoğraflarını aldık.

Banos’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonrada Salasaca Köyüne vardık. Bu köyün en önemli özelliği halkı. Bu köyün halkı İnkalar tarafından fethedilen Bolivya toprakları halkının buraya sürülmesi ve bu halkın da o kültürün insanları olması. Çok güzel, çok renkli bir pazarları var. Otavalo Şehri pazarının heybeti ile karşılaştırılamayacak küçük olmasına rağmen bu pazarı kesinlikle daha çok sevdik. Daha çok da alışveriş yaptık. Çok hoş el ürünleri vardı. Ben bile bol bol alışveriş yaptım. IMG_3761 Fiyatları iseçok uygun. Bu tip yerlerde neden öyle bir ruh haline girilir ve pazarlık yapılır bilmem. Çok komik paralara çok güzel el emekleri aldık, bir de çatır çatır pazarlık ettik. Fiyatları söylenenin  %30’u kadar düşük rakamlara almanız mümkün. Boy boy kilimler var. Onlara bayıldım doğrusu.

Bu güzel pazarın en güzel taraflarından bir tanesi ise insanların ricalarınızı kırmadan size en güzel halleri ile poz vermeleri.Bu pazar her zaman açık bir pazarmış. Yolunuz buralara”düşerse uğramadan asla geçmeyeceğiniz bir yer olmalıdır.

Burada yaklaşık bir saat geçirdik ama bir türlü ayrılmak istemedik. Yapacak bir şeyimiz de yok. Yolumuz uzun.

Tekrar yollara düştük ve And Dağlarının güzel manzaraları eşliğinde yola devam ettik. Bir süre sonra karşımıza en güzel hali ile Chimborazo Dağı çıktı. Etrafta ise lamalar, Vikunyalar görülmeye başladılar. Bu dağı bu kadar açık bir havada ve bu kadar net olarak karlı tepeleri ile görebilmek büyük bir şanstı bizim için.

IMG_3854

IMG_3866

Chimborazo, 6310 metre yüksekliğinde sönmüş bir volkan ve  Ekvador‘un en yüksek dağı. Everest’i dünyanın en yüksek dağı olarak biliriz ve bu doğru bir bilgidir. Ancak yeryüzü’nün merkezinden (dünyanın çekirdeğinden, taşküreye doğru) ölçüldüğünde Chimborazo Dünya’nın en yüksek noktasıymış. Bunun sebebi gezegenin kusursuz bir küre olmaması, ekvatordaki yarı çapının kutuplardaki yarı çapından büyük olan bir elips olmasıdır. Yeryüzünün merkezi baz alındığında 6.384.557 metre mesafe ile Chimborazo (1° güney enlemi) , Everest Dağı’nın (29° kuzey enlemi) 6.382.414 metrelik mesafesini iki kilometreden daha fazla bir farkla geçiyor. Yani aslında bu güzel havada 3 yönden de fotoğraflama şansı yakaladığımız Chimborazo Dağını görerek bir başka ayrıcalığı yaşıyoruz. Öğle yemeği yiyeceğimiz Esterella Chimborazo adlı yere varana kadar sık sık aracı durdurup fotoğraf çektik. Yerli dilinde Chimborazo “Buzdan kadın” anlamına geliyormuş.

Bir süre daha yol yaptıktan sonra ise yukarıda adını verdiğim tesise vardık. Bu tesis aslında Chimborazo Dağına tırmanış öncesi hazırlıkların yapıldığı bir yer. Ama buraya hepimiz bayıldık.  Etrafta başı boş gezen ama bu tesise ait olduğu belli olan Lama ve Vikunyalar dolaşıyor.

Bu yerde eskiden bir han varmış. Bu han daha sonra günümüz şartlarına göre restore edilmiş. Burası Chimborazo tırmanışları için bir kamp görevi görüyor. Yermek yediğimiz yer dışında konaklama için yerleri de var.

IMG_3868

Ben han dışında gezerken, Arı Kuşları (Hummingbird) için dört bir yana konmuş beslenme yuvaları gördüm. İşte o ilk hummingbird görüp de fotoğrafladığım andan itibaren de burası bana iyice bir cennet gelmeye başladı. IMG_3935

Hiç bir gezimde bu kadar güzel bir kuş serisi fotoğrafım olmamıştı. Hele de Hummingbird serisi! Rüya gibi..

Sonrasında ise bu güzel yerde epey bir zaman geçirdik. Kimsenin bu güzel yerden gidesi yok. Bu yer bizim bugünkü aktivitemiz oldu. Bir ara gezgin arkadaşlarımızdan sevgili Fatih Şua Tapar bir fikir ileri attı. “Haydi duran adam pozu verip, protesto edelim” dedi. Neyi ve kimi protesto ettiğimizin hiç bir önemi olmadan ve herkesin de protesto edeceği bir neden olduğunu içimizden bilerek, arkamızda, önümüzde ve yanımızda bu yüksek dağın karlı zirvelerini fon yaparak, hazır ol vaziyetinde durmuş grubun fotoğraflarını çektim. Benim çektiğim en güzel fotoğraflardan bir tanesi  olduğuna inanıyorum. Ne zaman bir şeyleri protesto etmek istesem bu mekan ve güzel gezgin arkadaşlarım aklıma gelecektir.

IMG_3968

Ayaklarımız geri gide gide bu güzel yerden ayrılıp minibüsümüze atladık. Hava kararmaya yakın da Riobamba’ya vardık.

RİOBAMBA
Riobamba (tam adı  San Pedro de Riobamba) Chimborazo Eyaletinin başkenti. Orta Ekvador’da Andlarda, Chambo Nehri Vadisinde yer alıyor. Quito’dan 200 km güneyde kalıyor. Rakım 2754 metre. Tarihteki önemi, bağımsızlık isteyen ilk Ekvador şehri olması (1820). Bizim bu kente gelmemizin esas nedeni ise ertesi gün Alausi den bineceğimiz ve “Şeytan Burnu”na kadar gideceğimiz zik zak tren hattı üzerinde alacağımız tur. Burada sadece konaklama var. Ama konaklama için müthiş bir otel seçilmiş; Hosteria La Andaluza. Burası çok güzel bir yer. Sanki bir müze ve ortalıkta her taraftan akan ince zevklerden izler var. Odaların her biri farklı. Bayıldık buraya. Akşam bir de güzel yemek yedik. And müzikleri çalan bir müzik grubu ise gecemizi renklendirdi. Açtık şarapları, eşlik edebildiğimiz şarkılara eşlik ettik..

IMG_4103 Gün boyu uzun süre yolda olmak genelde sıkıcıdır. Bu gün öyle bir gün olmasına rağmen yol üstü Salasaca Pazarı, Chimborazo eteklerinde Esterella Chimborazo tesisinde öğle yemeği ve en sonda da Hosteria La Andaluza otelinde geçirdiğimiz vakitler ve yaptığımız aktiviteler gezi yerlerini ziyaret eder gibi hissettirdi bizlere.

Doğa, gündelik yaşamlarına şahitlik ettiğimiz yerli halk ve ilk halleri ile korunmaya çalışılan yerler. Bir gezgin daha ne ister ki?

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

18.08.2014 Saat 22:27

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi yazısı/ Dünyanın Ortası-Ekvator/Banos/Ekvador

IMG_3388

Programa göre aslında dün bizim Quito’ya girmeden önce Ekvator çizgisini yani “La Mitad del Mundo- Dünyanın Merkezi”ni ziyaret etmemiz gerekiyordu. Ama biraz Piman Çiftliğinden sabah geç çıkmak istememiz, biraz trafik nedeni ile bu ziyareti gerçekleştiremedik. O zaman da mantıklı bir hareketle bu geziyi yani Dünyanın Merkezine ziyareti bugüne almamız gerekti.

Ekvator, kuzey ve güney yarımküreleri birbirinden ayıran hayalî dairesel hattır. Yani Kuzey ve Güney kutup noktalarına eşit uzaklıkta olan noktaların birleştirilmesiyle elde edilen çizgidir. Ekvator’un enlemi tanım gereği 0° dir. Yerküre’nin Ekvatorunun uzunluğu 40.076,4 km’dir. Çizgisel hızın en fazla, yerçekiminin en az olduğu yerdir. Ekvator üzerinde paralellerin (enlemlerin) birbirlerine uzaklığı eşit ve 111 km’dir.

Ekvatorun kuzeyinde bulunan 23°27′ Kuzey enlemi olan Yengeç Dönencesi ve güneyinde bulunan 23°27′ Güney enlemi olan Oğlak Dönencesi arası ekvatoryal bölgedir.

IMG_334521 Haziran günü 23°27′ Kuzey enlemi (yengeç dönencesi) güneş ışınlarını tam dik açı ile alır. Yerin eksen eğikliğine ve yıllık hareketine bağlı olarak güneşin tam dik açıyla geldiği alan güneye doğru kaymaya başlar. 23 Eylül günü 0°enlemi olan ekvatora dik gelir ve güneye doğru kaymaya devam eder. 21 Aralıkta ise 23°27′ Güney enlemine (oğlak dönencesi) dik açı ile gelir. Bu tarihten sonra ise kuzeye kaymaya başlar 21 Mart günü ise tekrar ekvatora dik gelir. Yani Ekvator enlemi Güneş ışınlarını yılda iki kez tam dik açı ile alır. (21 Mart ve 23 Eylül). Diğer günlerde ise dike yakın açı ile alır. Buna rağmen üzerinde gece ve gündüz süreleri her gün eşittir. Çünkü aydınlanma dairesi her zaman ekvator çizgisini iki eşit parçaya böler.

Tropikal alçak basınç alanıdır, 30°Kuzey ve 30°Güney enlemlerinde hakim olan subtropikal yüksek basınç alanlarından, ekvatora doğru sürekli rüzgarlar olan Alizeler eser. Tropikal iklim nedeniyle her zaman yaz mevsimi yaşanır ve yıl boyu yağışlıdır. Ekvator çizgisi tabii ki sadece Ekvador üzerinden geçmez. Ekvator Çizgisinin üzerinden geçtiği ülkeler;

Afrika Kıtasında  : Gabon, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Somali.

       Asya Kıtasında  : Maldivler, Endonezya.

       Amerika Kıtasında : Ekvador, Kolombia, Brezilya.

IMG_3332La Mitad Del Mundo Quito’nun 35 km kadar kuzeyinde olan bir köy. Bu çizginin ziyaret edeceğimiz yerdeki varlığı önceleri 1735 yılında Fransız Bilim insanlarının başı çektiği bir grup tarafından metamatiksel olarak hesap edilmiş. Bu alana da dünyanın ortası- “Sıfır Çizgisi” diye bir anıt dikilmiş. Yıllar boyunca da böyle biline gelmiş. Ancak modern GPS sistemleri ile görülmüşki aslında dünyanın tam ortası, buradaki anıttan 270 metre kadar kuzeyde bulunuyor. Buraya birkaç km ötede bulunan Pululahua Geobotanical Reserve, içinde insan yaşamı olan tek volkanik krater diye biliniyor.

IMG_3343

Quito’nun hareketli sayılabilecek trafiğinden sıyrıldıktan sonra 1 saat kadar sonra yanlış olarak hesaplanan ve anııtın bulunduğu sahte sıfır noktasına geldik. Doğu tarafından ve bu noktayı hesaplayan zamanın bilim insanlarının şekillendirildiği büstler arasından geçerek anıtın bulunduğu noktaya geldik. Grubun bir kısmı çizginin güneyinde ve bir kısmı da kuzeyinde durarak fotoğraf çektirdik. Daha geçen seneden bu çizgide dans edeceğimi, sirtaki yapacağımı, bildirmiştim. Ben, Naime ve Banu omuz omuza gelip sirtaki yaptık. Neden Sirtaki diye sormayın lütfen! Kursunu aldığımız ve yapabildiğimiz ortak tek danstı..

IMG_3383Bu alandan sonra gerçek sıfır çizgisinin bulunduğu alana gittik. Gezdiğimiz bu alan aslında özel bir müzeye dönüştürülmüş. Burada rehber bize bazı bilgiler verdi ve çizginin her iki yanında su akışının ters yöne olabilldiği ve tam orta çizgide yumurtanın bir çivi başında dik tutulabilmesi gibi bazı gösterilerde bulundu. Bundan başka bu alanda eski zamanlarda yerli yaşamı hakkında bilgi veren bazı  resimler,objeler ve günlük kullanıla eşyalar sergileniyor. En ilginç (aynı zamanda korkunç) olan ise öldürdükleri düşman ya da ölen sevdikleri insanın yüzünü küçültme işleminden geçirdikten boyunlara asmaları geleneklerini öğrenmemizdi. Bu sefer “Gerçek Sıfır Çizgisi” üzerinde fotoğrafladık kendimizi. Bu arada gözüme takılan ve “Yellow Southern Grosbeak” olduğunu sonradan öğrendiğim bir kuşu fotoğraflamayı da ihmal etmedim. IMG_3402

Bu geziden sonraki hedefimiz Banos Şehrine gitmekti. Bunun için de tekrar yollara düştük.

Dünyanın en uzun otoyolu 48000 km uzunluğu ile PanAmerikan Otoyoludur. Kuzey Pan-American otoyoluna dahil olan 9 ülke: Kanada, ABD, Meksika, Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua, Kosta Rika, Panama.

Güney Pan-Amerika otoyoluna dahil olan 9 ülke; Suriname, Guyana, Brezilya, Venezuela, Kolombiyai Ekvador,Peru, Şili ve Arjantin’dir. Bolivya, Paraguay ve Uruguay ise bu yola önemli bağlantılar veriyor.

Quito’nun güneyinden Latacunga, Ambato ve sonra da Cuenca şehirlerine doğru giden yol Panmerikan Yoluna dahildir. İşte biz Banos’a ulaşmak için bu yolun bir kısmını kullanacağız.

map-volcanoes-equadorQuito’nun Güneyi, birbirine paralel ve Kuzeyden Güneye uzanan And Dağları zincirlerine ev sahipliği yapar. 1802 Yılında  burayı ziyaret eden Alman Kaşif Alexander von Humbolt bu iki sıra halinde ve ülkenin en yüksek 9 tepesine ev sahipliği yapan uzun vadi ve bu tepelere “Volkan Pasajı” (Avenue of Volcanoes) adını vermiş. Ben de bu ismi rehberden ilk duyduğumda çok sevdim ve not ettim. Bu yol boyunca ülkenin en büyük 9 dağ zirvesi görülür; Cotopaxi, Tungurahua ve Sangay burada bulunan volkanlar. Pichincha Cotopaxi ve Sangay dünyada aktif en önemli 10 volkan arasında yer alıyor.  Aynı zamanda “siyah dev” olarak da bilinen” ve Quechua dilinde “ ateş boğazı” anlamındaki Tungurahua Volkanı Ekvador’un en büyük volkanı ünvanın taşıyor.

Tungurahua Yanardağından ismini alan Tungurhua Eyaletinin başkenti olan Banos yeni konaklama ve ziyaret yerimiz olacak.

En son Pateta vadisinden geçip Banos Şehrine vardık.  Bu topraklar cok verimli, her yer yemyeşil ve son zamanlarda bölgede şarapcılık da başlamış. 1999/2000 Yılları arasında Tungurahua Volkanı nın aktivasyonu nedeni ile boşaltılmasına rağmen gerek yerli halkın ve gerekse de turistlerin ilgi duyduğu bir yer burası. Buraya Bazilika, termal sular ve doğa gezileri için ziyaretler yapılıyor.

Banos adı “Virgin of the Holy Water” (Nuestra Señora del Agua Santa) Kilisesinden gelmekteymiş. Kilise volkanik kayalardan yüzyılın başında ve Gotik tarzda yapılmış. Kilise içinde volkanik patlamalar ve Meryem Ananın mucizeleri resmedilmiş.

IMG_3471

Hemen otelimize yerleşip bugünkü en önemli aktivitemizi gerçekleştirmek için yollara düştük. Burada şelale ziyaretleri yapacağız.

Aslında burada 10 dan fazla ziyaret edilebilen irili ufaklı şelale varmış. Ama biz belli başlı 3 tanesini ziyaret edeceğiz. Bunlardan iki tanesi yol kenarında ve birbirlerine yakın sayılır. Ancak El Pailon del Diablo denen şelaleye araçtan indikten sonra 30 dakika kadar orman içi yürüyüş yapıp ve bir de halatlarla bağlı tahta bir köprüyü geçtikten sonra varacağız. Son kısma merdivenle inmeyi de ekleyin. Benim için gezinin bu kısmı çok önemli.

Önce Manto de la Novia (Gelin Duvağı anlamında) şelalesine sonra da San Pedro Şelalelerini ziyaret ettik ve fotoğrafladık. Bu şelalelerde çeşitli aktiviteler yapılabiliyor. Tarabita (açık teleferik) adlı teleferiklerle 1 USD karşılığı şelale ve altınızdaki derin vadi boyunca bir kez gidip geri geliyorsunuz. Bu geziyi ertesi gün yaptık. IMG_3653

Bu kısa ziyaret sonrasında Rio Verde kenarını takip ederek Pailon del Diablo ya doğru yürüdük. Bu arada yağmurda başladı ama bu bizim grubu bu aktiviteden geri bırakamadı. Bir süre sonra halatların taşıdığı tahta köprüyü geçtik ve 40’a yakın merdiveni inip şelaleye ulaştık. Doğanın gücünü iliklerimize kadar hissettik.  Tonlarca su hemen yukarınızdan akıyor. Çekebildiğimiz kadar fotoğraf çektik. Sonrada aynı yoldan kaldığımız otele döndük. Hemen otelin karşısında bir şelale daha var. Diğer gördüklerimiz yanında çok soluk ama gece ışıklandırma ile güzel gözüküyor. Cascade De La Virgen adlı bu şelalenin hemen altında yerel halkın ağırlıklı olarak yararlandığı bir termal havuz var.

IMG_3514

Akşam şehir gezisi yaptık. Bazilikayı gezdik ve bu şehir için “yapmadan gelmeyin” diye yazan Melcocha adı verilen şekerlemeleri denedik. Sonrası akşam yemeği ve uyku. Uyku dememe bakmayın siz! Bir uykuya dalış ve kısa bir süre içinde tekrar uyanış..Yükseklik perişan etti beni. Allahtan cennet bölgeleri geziyoruz da o kısım pek aklıma gelmiyor..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi yazısı/Quito’ya doğru-Quito

IMG_3039-001

Her zaman yaptığım gibi sabah erken uyanıp çevre keşfine çıktım. Kaldığımız oda çiftliğin en eski bölümü. Bu bölüm bir veranda ile tüm çiftliğe bakıyor. Bahçe çok güzel düzenlenmiş. Ortada bir küçük süs havuzu var. Yukarıda kalan bu bahçenin altında bir dizi ağaçlar arasında bir başka bahçe daha var. Oldukça yaşlı ve heybetli ağaçlar var ve bu nedenle Brezilya’dan getirilen ağaçlar bunlar olsa gerek diye düşünüyorum. Bahçede ilk defa gördüğüm çiçekler de var, fotoğrafladım tabii ki. IMG_2952-001

Kahvaltı sonrası yola düştük. Hedefimiz Ekvador’un siyasi başkenti olan Quito’yu ziyaret etmek. Geceleme de orada olacak. Ancak daha önce Cuicocha Krater Gölünü ziyaret edeceğiz.

Quito’nun 100 km kadar dışında olan ve 4500 yıl önce faaliyete geçip, en son faaliyetini de 1300 yıl önce gösteren Cuicocha Volkanı üzerinde oluşan kalderik bir göl burası. Kaldera, volkanik patlama sonucu toprağın çökmesiyle oluşmuş volkanik yerşekli. Kelime, İspanyolcada ‘caldera’ ve Latincede ‘calderia’ denilen ‘pişirilmiş çömlek’ anlamına gelmektedir. Zamanla bu toprak çöküntüsüne su toplanmış ve göl oluşmuş. Gölün tam ortasında ise bir başka tepe var. Çok güzel bir yer ve burada bir saate yakın fotoğraf molası verdik. Rakımın yüksekliği hepimizi etkilemeye devam ediyor.

IMG_2991-001

Bir süre daha yola devamla Quito’ya vardık. Quito Şehri 1978 yılında UNESCO dünya kültür mirası listesine alınmış olan bir şehir. Amerika kıtasında en iyi korunmuş ve en az bozulmuş olan tarihi merkez unvanını taşıyor. Bir diğer özelliği de Polonya’daki, Krakow şehri ile birlikte 1978 yılında ilk deklare edilen UNESCO dünya kültür alanı olması. Tüm şehirde 130 kadar anıtsal bina var.

Quito dağlarla çevrili bir kent. Pichincha Volkanı eteklerinde kurulu. Pichincha Volkanı en son 1999 da faaliyete geçmiş ve o zaman sadece kül fırlatmış. Volkanın 2 tane krateri var. Pichincha bir “Stratovolkan” ve pek çok sertleşmiş lav, tüf ve kül tabakasından oluşmuş, yüksek, konik biçimli bir volkan türüne stratovolkan deniyor. Bu volkanlar dik yamaçlarıyla ve periyodik patlamalarıyla tanıyorlar. Bunlardan fışkıran lavın akışkanlığı az ve çok uzağa yayılmadan önce soğuyup ve sertleşiyor. Buna karşın bazı volkanların püskürttüğü bazik içerikli magmanın akışkanlığı yüksektir ve kalkan biçimli volkanları yapıyorlar. IMG_3063

Quito Şehri 40 km’ye 8 km’lik bir alana kurulu ince uzun yerleşimli bir şehir.

İnkalar, Peru genelini ise 60-70 yıl istila ettikleri halde, Quito’yu 20 yıl istila etmişler. Sonrasında ise İspanyollar devrede tabii ki.

Quito’ya kadar trafikte biraz sorun yaşadık ve beklediğimizden biraz geç olarak vardık. Quito da önce El Panecillo tepesine çıktık. Burası aslında volkanik bir tepe ve anlamı “Küçük Ekmek” . Bu tepe altında 200 yıl öncesine kadar bir göl varmış. Quito’ta tepeden bakmak için ideal bir yer.

Burada tepede boynu bükük, şehre tepeden merhametle bakan ve onu koruduğuna inanılan kanatlı bir Meryem Ana Heykeli var. Fransa’da yapılıp 7000 parça halinde yollanmış ve 1974 de monte edilmiş. Agustín de la Herrán Matorras adlı bir İspanyol sanatçı tarafından yapılmış ve 41 metre boyunda. Buradaki Meryem Ana heykeli,  kanatlı Meryem Ana hali ile dünyada benzeri olmayan bir heykel. Buradan şehri tanımaya çalıştık.

IMG_3068

Daha sonra ise yemek yemek için San Francisco Kilisesinin bulunduğu San Francisco Meydanında (Plaza de San Francisco) Casa Gangotena adlı bir otelin lokantasına gittik.  Burada çok zaman kaybettik. Sipariş almaları ve yemek yememiz neredeyse 2 saat sürdü. Bu nedenle de Quito’da çok önemli bir müzeyi ziyaret edemedik, kiliselerin içine giremedik. Bundan sonrada siparişlerimiz hep önceden verip daha sonra lokantaya gittik. Latin Amerika ülkelerinde ve özellikle de Ekvador’da yemek işinin siparişinin verilmesi ve yemeklerin gelmesi tam bir merasim. Vakit kaybı oluyor.

IMG_3114Yemekten sonra yürüyerek şehri gezmeye başladık. San Francisco Meydanı Latin Amerika’da tarihi merkezler içinde en geniş yapı topluluklarının bulunduğu meydan. Bu meydanda yerliler mal değiş tokuşu yaparlarmış.  Hemen meydanda bulunan San Francisco Kilise ve Manastırının yapımına 1550 yılında başlanmış ve neredeyse 150 yıl sürüp 1680 yılında bitmiş. Kilisenin tavan işlemeleri çok güzel.

Sonrasında Sucre Caddesini takip ederek önce La Iglesia de la Compañía de Jesús kilisesine geldik. Şehrin en eski ve tavan işlemeleri ile önemli olan bu Cizvit Kilisesi içine girmek şansımız olmadı.

Yolun devamında Bağımsızlık Meydanına  (Plaza Grande) ulaştık. Bu meydan, pazar günü olmasının da özelliği ile çok hareketli. Burada hükümet aleyhtarı bir gösteriden, İsrail’in Gazze şehrinde Filistinlileri bombalaması aleyhinde gösteriye kadar çeşitli gösteriler vardı.  Burası aynı zamanda 1534 yılında bölgeye gelen İspanyolların şehri ilk kurmaya başladıkları alan özelliğini de taşıyor. Meydanda merkezde bulunan sütun ve tepesindeki heykel, 1809 yılında İspanya’dan bağımsızlığın kazanılması anısına dikilmiş. Meydanın Güney Doğusunda Quito Belediye Binası, Kuzey Doğusunda Başpiskoposluk Binası ve Hotel Plaza Grande (Palace Hidalgo), Kuzey Batısında Palacio de Carondelet (Ekvador Başkanlık Sarayı) ve Güney Batısında da Quito Katedrali bulunuyor. IMG_3196

Carondelet Palace, Ekvator hükümet binası ve Cumhuriyet döneminin tüm başkanları ülkeyi bu binadan yönetmişler. 2007 yılından itibaren bu saray tüm halkın ziyaretine açılmış.

Quito Katedrali 1562 de yapımına başlanan bir Katolik kilisesi. 1806 da yapımı tamamlanıyor. Bu katedralde piskopos José Ignacio Checa y Barba striknin dolu bir şarabı içtiğinde suikasta kurban gitmiş. Ayrıca Ekvator özgürlüğü için savaşmış Simón Bolívar’ın generallerinden birisi ve Bolivya’nın ikinci devlet başkanı olan Güney Amerikalı devrimci önder Mareşal  Antonio José de Sucre’nin mezarı da bu katedraldedir. Bu arada bir not daha; Ekvador’un Amerikan Dolarını para birimi olarak kabul etmeden önceki ulusal para birimi Sucre. Bizim gezme saatimiz geçe kaldığından ne bu Katedrali ve ne de La Iglesia de la Compañía de Jesús kilisesinin içine girebildik. Yazık oldu. Özellikle Sucre’nin mezarını görmek isterdim.

Santo Domingo Kilisesi de ancak dıştan görülebildi.

Daha sonra bu güzel şehrin tarihi kısımlarında serbestçe gezebilmek için dağıldık. Guayaquil caddesi boyunca bir arktan, cadde sonundaki diğer arka kadar yürüdük. Evler iyi tamirat görmüş Koloniyal ve Cumhuriyet dönemi evlerinden. Bu şehrin tarihi merkezi, UNESCO Kültür Mirası listesi içinde ama bence Cartagena nın tarihi merkezi daha güzel bir örnekti.

IMG_3328

Akşam grup olarak buluşup aracımıza dolduk. En son olarak   Basilica del Voto Nacional önünde durup gece fotoğraflarımızı aldık. Bu bina Amerika ve Ekvador’daki en önemli ve en büyük neo-Gotik tarzdaki bina. 1895 yılında yapımına başlanmış ve teknik olarak da hala bitmemiş olan bir bina ve söylence bu ya! Bu yapının tamamı bitince dünyanın da sonu gelecekmiş…

Sonunda Quito’da kalacağımız Reina Isabel adlı otele giriş yaptık. Gün yorucu oldu. Yemek sonrası bu modern ve tarihi merkez dışındaki otelimizde güzel bir uyku umuduyla dinlenmeye çekildik. Umuduyla diyorum; Yüksek rakım hepimizi etkilemeye devam ediyor. Çünkü Quito’da 2700 metre rakımlarda bir şehir..

Evet Sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Yarın başka bir Ekvador bölümünde görüşmek üzere Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

16.08.2014 Saat 00:17

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.