• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 384.947 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Bir Festivalin, Bir Kültürün Peşinde: Sıcak İnsanlar Ülkesi Moğolistan-Karakurum/Orhun Vadisi

Pek adetim olmadığı halde kendi fotoğraflarımdan birisini koymadan bugünkü yazıma başladım. Orhun Yazıtlarını ziyaret etmekten ne kadar etkilendiğime bir vurgu yapmak istediğimden Orhun Yazıtlarından bir bölümü üstte yazıttaki orijinal runik yazı, altta ise günümüz Türkçesi ile yazılı halde verdim.

Hemen baştan söyleyeyim ki; Bugünkü yazım çokça tarih dersi gibi olacak ama doğrusu bu ya ben konuyu hazırlarken bazı şeyleri hatırlamaktan ve öğrenmekten büyük zevk aldım. Paylaşmam gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde hep Osmanlı’yı ön plana çıkaran ancak ondan çok önce var olan ve maalesef tarih kitaplarımızda ikinci planda kalan bir bölümün hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu coğrafyaya gezi planlayan gezgin, bir gün mutlaka bu yazıya ulaşacak ve okuyacaktır. Böylece Orhun Yazıtlarını gezerken alelade bir yeri gezmediğini hissedecektir.

IMG_8325

Ger Kampındaki gecemiz yağmur nedeni ile oldukça sıkıntılı geçti. Sabaha yağmur yoktu ama dokunsan değecek kara bulutlar tepemizde dolaşıp duruyorlardı. Kahvaltımızı keyifle yapıp Orhun Vadisinde Karakurum kentine, ama daha da önemlisi tarihte Türk adının ilk kez geçtiği Orhun Yazıtlarına doğru yollara düştük.

Yolda Ugi Gölü kenarından geçerken dün geceki fırtına ve yağmurun yıkıcı izlerini daha da belirgin olarak gördük. Naadam Festivali (Bayramı) nedeni ile ulusal tatili fırsat bilip göl kenarına çadır kuran Moğol vatandaşların çadırları alt üst olmuş ve kendileri de belli ki çok sıkıntılı anlar yaşamışlardı. Eski okuduklarıma göre; Karakurum’a doğru yollar bilindik yollardan değildi. Ama benim gördüğüm, çoğu zaman tek şerit bile olsa ,yol diyebileceğimiz bir yol vardı.

Bu arada Orhun Vadisi ve Karakurum hakkında bir ara bilgi vermek uygun olabilir.

Tam ekran yakalama 01.08.2015 004814

Çangay Dağlarından doğan Orhun Nehri, kıvrılarak kuzeye doğru akar, daha Rusya sınırına gelmeden Selenge Nehri ile birleşir ve Baykal Gölüne dökülür. Toplam uzunluğu 1124 km olan Orhun Nehri ismini Orhun Vadisi’ne de verir.

Orhun Vadisi Moğolistan’ın göbeğinde, başkent Ulan Batur’dan 370 km uzaklıkta Orhun Nehrinin etrafında bulunmaktadır. 220 km² alanı kaplayan Orhun Vadisi 2004 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Orhun Vadisinin tarih açısından büyük önemi vardır. Uygur İmparatorluğu ve bir zamanlar dünyanın en büyük imparatorluğu olan Moğol İmparatorluğunun başkentleri Orhun Vadisindedir. Bu yüzden Orhun Vadisi Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Uygur İmparatorluğu, ve Moğol İmparatorluğu’na ait arkeolojik kalıntılar, eski şehir ve yerleşim merkezlerinin enkazları, yazılı ve dikili taşlar, mezarlar, ve Budist tapınaklarının bulunduğu, çok sayıda tarihi bilgi içeren kültürel bir miras olarak kabul edilmektedir.

Orhun Nehri boyunca tarihi önemli yerler;

  • Orhun Yazıtları: 8. yüzyılda Göktürk Kağanlığı zamanında dikilen Bilge Kağan Yazıtı, Kül Tigin Yazıtı ve Bilge Tonyukuk Yazıtı.
  • İlk Uygur Kağanlığı başkenti Ordu-balık.
  • 13. yüzyılda Moğol İmparatorluğu başkenti Karakurum.
  • 13 ve 14. yüzyıldan geriye kalan, Öğedi Kağan’ın ikametgâhı sanılan toprak tepede Moğol palası.
  • 1586 yılında  Karakurum şehrinde, Moğolistan’da ilk inşa edilen Budist tapınağı olan, Erdene Zuu Budist Manastırı.
  • Orhun Nehrinin yukarı havzasında 2600 metre yükseklikte bulunan Tuvçun Manastırı.

Karakurum, Moğolistan’ın güneybatısındaki Övörkhangay eyaletinde, bugünkü Harhorin (Kharkhorin) kenti yakınlarında.bulunan antik bir şehir.

Göktürkler, Hangay Dağları yakınlarındaki Ötüken’de yerleşti, Uygurlar ise Karabalgasun’u başkent yaptılar ancak daha sonra ülkenin merkezini Karakurum’a taşıdılar.

Bir süre Harzemşahlar’a ait olan Karakurum, 1218/19 yıllarında Cengiz Han’ın saldırısına uğradı, kenti ele geçiren Moğol Devleti 1220’de yeni bir başkent oluşturma isteğiyle kenti yeniden yapılandırmaya başladı.

İşte biz bugünkü gezimizi bu kente ve yakınındaki Orhun Yazıtları Alanı ve Müzesine yapacağız. Günümüzden binlerce yıl öncesine yolculuk yapıp, tarihte Türk isminin geçtiği ilk belgeler olan yazıtları ve atalarımızın bir zamanlar at koşturduğu yerleri göreceğiz. Gezinin bu kısmı ve günü bizim için duygusal olacak.

Göktürkler hakkında neler anlatabiliriz: Bumin Kağan Türk adıyla kurulmuş ilk devlet olan Göktürk Kağanlığının kurucusudur (552). Avarlar’a (Juan Juan’lar olarak da biliniyor) isyan ederek bağımsız bir Türk ulusu kurmuştur. Bu devlet bir süre genişledikten sonra Çinlilerin egemenliği altına girmiştir. Elli yıllık bir esaretin ardından 680 yılında Aşina soyundan gelen Kutluk, akıl hocası Bilge Tonyukuk’la birlikte Çin’e isyan etti. Kutluk az zamanda Ötüken başkent olmak üzere kağanlığı örgütledi Bu yüzden İl’i (devleti) derleyip toparlayan anlamına gelen İl Teriş ünvanı verildi ve 2. Göktürk imparatorluğu kurulmuş oldu. Kapgan Kağan’dan sonra başa Bilge Kağan geçti. Kardeşi Kül Tigin ile taht kavgasına girişmedi ve beraberce devleti yönettiler. En büyük yardımcıları baba ve amcalarının da veziri olan Tonyukuk’du.  Bilge Kağan 32 yaşında, Kül Tigin de 31 yaşındaydı. Resmi lider Bilge Kağan olsa da ülkede asıl güç, ordu komutanı Kül Tigin’in elindeydi. Ağabeyi ile birlikte ülkelerindeki isyanları bastıran Kül Tigin’e ilişkin en sağlıklı bilgiler Orhun Yazıtlarında yer alıyor. Kül Tigin hem başarılı bir savaşçı, hem de başarılı bir komutandır.Bununla birlikte onu daha da büyük yapan tarihte ender görülen bir olay olarak, iki kardeşin taht kavgasına tutuşmadan devleti birlikte yönetmesinde olan payıdır. kultegin1

Kül Tigin 27 Şubat 731’de 47 yaşında iken öldü.1 Kasım 731’de kendisine büyük bir cenaze töreni düzenlendi. 732 yılında ağabeyi Bilge Kağan onun adına bir yazıt taşı diktirmiştir. Ağabeyi Bilge Kağan ise 734 yılında ölmüştür. Tonyukuk, Bilge Kağan ve Kül Tigin’in yaptıkları Göktürk Yazıtlarında (Orhun Kitabeleri) tüm sadeliğiyle anlatılmış, Türk Milletine anlatılmış, gelecek için de nasihatler verilmiştir.

Otobüsümüz Orhun Anıtları Müzesine vardığında hepimizi bir heyecan kapladı. Müzenin düzenlenmesinde ve müzeye ulaşan yolun önemli bir bölümünün inşasında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ya da kısaca TİKA’nın büyük katkıları var. Zaten müze girişinde de Moğol bayrağı yanında Türk bayrağı da dalgalanıyor ve müze içinde sergilenen eserlerin altında Moğolca ve İngilizce yanında Türkçe açıklamalar var.

IMG_8328

IMG_8408Müze kapısında bir grup fotoğrafı aldıktan sonra müzeye girdik. Müzede bir görevli bize müze ve sergi eserleri hakkında bilgiler verdi. Müzede bulunan heykellerin hemen tümünün kafaları kesik. Müze görevlisinin anlattığına göre bunu Göktürkleri tarih sahnesinden silen kavimler yapmışlar. Müze içinde bir zamanlar var olduğuna dair bulgular elde edilen Kül Tigin’in Anıt mezar kompleksini gösteren maket var. Bu makete göre Kül Tigin Anıt taşının üstünde oturduğu ortası oyuk kaplumbağa heykeli ve mezar odasına giden yol boyunca dizili sağlı sollu heykeller varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzenin temel sergi eserleri hiç şüphesiz ki Orhun Yazıtları. Göktürk Yazıtları ya da Köktürk Yazıtları olarak da bilinen yazıtlar Türklerin bilinen ilk alfabesi olan Orhun alfabesi ile yazılmış yapıtlardır. Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını Yolluğ Tigin yazmış. Yolluğ Tigin aynı zamanda Bilge Kağan’ın yeğeni. Yazıtlara bu abidelerin sonsuzluğa kadar kalması temennisi ile “Bengü Taşlar” denmiştir.

IMG_8368

Yazıtlar, 1889 yılında bulunmuşlar. Bulunduğu zamanlarda çok önem verilen yazıtlar 1893 yılında Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen tarafından, Rus Türkolog Vasili Radlof’un da yardımıyla çözülmüş ve aynı yılın 15 Aralık günü Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisinde bilim dünyasına açıklanmış.

IMG_8364Yazıtlardan 3.75 mt yüksekliğe sahip Kül Tigin’e ait olanı daha iyi durumda ancak Bilge Kağan Yazıtı yılların ve doğanın kötü etkilerine maruz kalmış. 71 satırdan oluşan Kül Tigin Yazıtında olaylar Bilge Kağan’ın ağzından anlatılmakta.

Bilge Kağan’ın ölümünden bir yıl sonra dikilen Bilge Kağan Yazıtı hem devrilmiş, hem de parçalanmış. O yüzden tahribat ve silinti Bilge Kağan yazıtında çok fazla.

Türklerin İslam dinini kabul etmesinden önce yazılan Orhun Yazıtlarında Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun iş başına getirildiği zaman yönetim düzeneğinin iyi çalışmayıp, ahalide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, kişiliğini kaybettirdiği konuşma sanatına uygun bir anlatımla verilmiş. Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup güçlendirdiği anlatılan abidelerde; devlet deneyimi yanında Türklük, bağımsızlık fikrine yer verilmiş. Bu yazıtlar aynı zamanda  kağanların ulusa hesap vermesi olarak da algılanabilir. Sizlere aktardığım bu bilgileri öğrendiğimde bu yazıtlarda anlatılanların ne kadar da anlamlı olduğunu düşündüm. Konuyu bu kadar uzatmamın asıl nedeni binlerce yıl öncesindeki yazıtlardan günümüze gelen dersler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müze gezisi sonrasında hemen yakındaki yazıtların çıkarıldığı alanı gezdik. Burada yuva yapmış bir çift atmaca bu alanın bekçileri gibiler sanki.

Daha sonra Karakurum’a öğle yemeği yiyeceğimiz restorana gittik. Moğol yemekleri et ağırlıklı ama benim damak zevkime pek uymadı bir türlü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası bu şehirdeki bir başka önemli yeri, Erdene Zuu Manastırı’nı gezmeye gittik: . Bu manastır da Moğolistan’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi eserlerinden bir tanesi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Manastır, Moğol hükümdarı Abtai Sain Han’ın (daha sonra Moğolistan’ın bağımsızlığında önemli rol oynayacak olan Zanabazar’ın büyük babası) Tibet Budizminin Moğolistan’ın resmi dini olduğunu deklare etmesinden sonra, 1585 yılında inşa ettirilmiş. Manastırın inşasında Karakurum’daki antik kentin taşları kullanılmış. Tapınağı çevreleyen büyük duvarların üstünde 102 adet stupa var. Aslında Budizm’in kutsal sayısı olan 108 stupanın olması gerektiği düşünülüyor ama 6 tanesi hiç bulunamamış. Manastır 1688 yılındaki savaşta büyük zarar görmüş. Bir zamanlar burada 62 tapınak varmış ama 1939’da komünist rejim zamanında tapınaklar büyük oranda tahrip edilmiş ve ibadet de yasaklanmış. 1990 yılından sonra ise rejim devrilince manastır tekrar ibadete açılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Manastırı gezdikten sonra duvarların dışındaki alanı ve Altın Tapınağı’da görüntülemek için manastırın arka kapısına kadar yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 En sonunda manastırı arkamıza alarak meşhur “Duran Adam” pozumuzu verip alandan ayrıldık. Manastıra girdiğimiz ön kapıdan çıktık. Manastır karşısında küçük hediyelik dükkanların fiyatları çok uygun ve değişik objeler var. Manastırı gezdikten sonra bu dükkanları ziyaret etmeyi de unutmayın derim.

IMG_8747

Karakurum’un müzesini gezmeyi de ihmal etmedik. Bu küçük ama iyi düzenlenmiş müze Karakurum ve çevresinden çıkan eserlerin sergilendiği bir yer. Müzenin üstünden karşıdaki Erdene Zuu Manastırı’nın panoramik fotoğrafını çekmeyi ihmal etmeyin.

IMG_8753

Karakurum’daki son aktivitemiz Karakurum’a ve Orhun Vadisine tepeden bakacağımız bir noktaya gitmek oldu. Buraya vardığımızda bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Ama aşağılardaki manzara çok güzeldi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında konaklama yapacağımız ger kampına doğru yola çıktık. Yaklaşık 2 saat kadar sonra kampa vardık ve çadırlarımıza yerleştik. Bayan Gobi adlı kampımız kaldığımız kamplar içinde en güzel olanıydı. Lokalizasyonu da çok güzeldi. Yürüyüş ve çevreyi keşfetmek için de çok uygundu. Ama yağan yağmur bunlara pek fırsat vermedi. Moğolistan’da ani başlayan sağanak yağmurları sakın yabana atmayın. Şemsiyeniz ve yağmurluğunuz mutlaka yanınızda olmalı bence.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buna rağmen biz mutluyduk. Gün, yağmura rağmen iyi değerlendirilmişti. Binlerce yıl uzakta kalmış atalarımızın at koşturduğu alanları görmüş, yıllar öncesinden sanki günümüze, bize seslenişlerine tanıklık etmiştik. Grubun mutluluktan zıplamasına engel var mıydı ki?

IMG_8841Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

02.08.2015 Saat 02:47

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Positano/Ravello/Amalfi/Salerno

IMG_1668

Sabah kahvaltıdan  sonra Positano’dan başlayıp Salerno’ya kadar sürecek olan olan Amalfi Kıyıları gezimize başladık. Yol, kağıt üzerinde 60 kilometre gözüküyor. Ama gelgelelim hep virajlı ve daracık yollardan gidiyorsunuz. Bazen sadece tek arabanın geçebileceği kadar dar yollarda beklemek gerekebiliyor. Bizim orada bulunduğumuz zaman dilimi bu yolculuk için uygundu ve yola da erken çıkınca yollar pek dert olmadı. Ama yazın bu yollar korkunç kalabalık oluyormuş. Ancak yollardaki manzaralar müthişti.

Positano’dan çıktıktan hemen sonra fotoğraf molası için otobüsü durdurduk. Positano’nun içinden pek bir şey anlaşılmıyor ama uzaktan bakınca burası çok güzel bir kasaba gözüküyor.

Google Haritalar - Google Chrome 14.05.2015 000948

Yol deniz boyu devam edecek ve önce Ravello’ya gideceğiz. Sonrasında Amalfi Kıyılarına adını veren Amalfi kasabasını göreceğiz. En son olarak Salerno’yu gezip Positano’ya dönüşü otobandan yapacağız. Tüm günün programı bu olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yol boyu dikkatimizi çekecek sıklıkta kaleler veya kuleler gördük. Kuleler birbirlerini görecek kadar yakın mesafelere kurulmuşlar. Bunlar, bir zamanlar bu kıyıların belalısı korsanların yaklaştığını iç kısımlara haber verme ve olabildiğince de savunma amaçlı yapılmışlar. Bir diğer gözlemimiz ise yol boyunca gördüğümüz limon bahçelerinin çokluğuydu. Buraları Avrupanın limon ihtiyacını karşılıyormuş. Fotoğraflamak için durduğumuz yerlerden birinde bir tezgahta gördüğümüz sfusatolardan (bir tür kalın kabuklu, tatlı ve iri limon) birine gözlük takılmıştı. Bir insan yüzü büyüklüğünde limon düşünebiliyor musunuz?

IMG_1691

Bir süre yol alınca önce Amalfi’ye vardık ama burada durmadan doğrudan Ravello’ya devam ettik. Gezinin ilk ziyaret yeri Amalfi’ye göre daha tepede kalan ve güzelliği ile 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Ravello oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello 5. yüzyılda Barbar istilasından korunmak için kurulan bir yerleşim alanı. Dokuzuncu yüzyılda ise ticarette önemli olan Amalfi’ye rakip olacak kadar gelişmiş. Bu gelişimin nedeni ise buraya gelen ve bu şehirde işlenip boyanan yün ticaretiymiş. Amalfi ileri gelenleri bu gelişimi ve öne geçmeyi hazmedemeyince ani bir baskınla Ravello’nun tüm ileri gelenlerini ortadan kaldırmış. Bundan sonrada Ravello’da bir daha hiç eski gücüne kavuşamamış.

IMG_1727

Otobüsten indikten sonra ilk olarak Villa Rufolo‘yu ziyaret ettik. Ravello’da önemli iki tane villa var; Villa Cimbrone ve Villa Rufolo. Biz Anıl’ın önerisi ile Villa Rufolo’yu gezmeyi tercih ettik. Buraya giriş 7 EUR. Burası bir zamanlar Ravello’nun en zenginlerinden Nicola Rufolo tarafından 1270 yılında inşa ettirilmiş. Muhteşem bir bahçesi var ve buradan çok güzel bir manzara seyredebiliyorsunuz. Günümüzde bu bahçede zaman zaman konserler düzenleniyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Villa sonrasında Ravello Katedral’ini gezdik. Burası 1087 yılında yapılmış ve içindeki mermer vaiz kürsüleri ile meşhur.

Daha sonra Ravello’nun dar sokaklarına dağıldık ve kısa bir yürüyüş yaptık. Burada bulunan çini atelyöleri de çok güzel ürünler satıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello gezisi sonrasında Amalfi’ye indik.Amalfi 839-1200 yılları arasında Amalfi Düklüğü olarak bilinen ülkenin başkenti ve önemli bir ticaret şehriymiş. 12.yy’da Amalfi yerlileri, Araplarla olan sıkı ilişkileri sonucu onlardan kağıt yapmayı öğrenmişler ve kasabada kağıt fabrikaları kurulmuş. Ürettikleri kağıtları Avrupa’ ya yollamışlar ve böylece koyun derisinden üretilen parşömenin yerini kağıt almış. Bizans tarafından yönetilen kasabanın 10. Yy’ da kendine ait parası bile varmış. Adı da “Tari” imiş. Burada yetiştirilen ve adı “Sfusato Amalfitano” olan iri limonlar, “limoncello” adındaki meşhur likörün yapımında da kullanılıyor.

1920-30’lu yıllarda ise İngiliz asilzadelerinin gözdesi olan bir tatil beldesi olarak ünlenmiş. Bugün dahi güzelliği ile önemli bir turistik belde. Bu arada Amalfi’nin de UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi içinde olduğunu söyleyelim.

IMG_1860

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Amalfi ana mIMG_1862eydanı, Piazza Duomo, her daim kalabalık. Meydanda şehrin koruyucu azizi Aziz Andrea (Andrew) heykeli var. Meydanda ilk dikkatinizi çeken yapı, yapımına 9. yüzyılda başlanan ve sonraları pek çok kez onarılan St. Andrea Katedrali. kente hakim durumda. Katedralin görkemli bronz kapıları 1065’te Konstantinopolis’te (İstanbul) yapılmış, çan kulesi ise 1180-1276 arasında tamamlanmış. Önce katedralin merdivenlerini adımlayarak katedralin içini gezdik. Katedralin içinde ilk olarak kıymetli din motifli eşyaların saklandığı bir bölüm gezildi. Daha sonra ise Katedrali gezdik. Tavan işlemeleri ve altarı çok güzeldi. Aziz Andrea, Hz İsa’nın haç şeklinde çarmıhı aksine çapraz bir çarmıha asılı olarak betimleniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra ise meydan boyu yürüyerek Amalfi sokaklarını gezdik. Bu küçük şehir insanda güzel bir his yaratıyor. Sevdik bu şehri. En son vakitleri meydanda bir şeyler içerek geçirdik ve Salerno’ya doğru yola çıktık.

IMG_1913

Salerno bir Roma kolonisi olarak MÖ 197’de kurulmuş. Şehri gezerken kapıldığım ilk izlenim Ravello veya Amalfi’den sonra burasının sevimsiz bir yer olduğuydu.

IMG_1922

IMG_1928Salerno’nun tarihsel önemi, Avrupa’nın ilk tıp okulunun merkezi olmasından geliyor. Ün kazandığı 11. ve 12. yüzyıllarda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’dan öğrencilerin akın ettiği okul, günümüzde de öğretimini sürdürüyor.II. Dünya Savaşı sırasında Müttefikler’in Güney İtalya’ya yaptıkları üç çıkarmanın en önemlisi 9 Eylül 1943’te Salerno koyunda gerçekleşti.

Kentin başlıca anıtı 1076-85 arasında Roberto Guiscardo tarafından yeniden inşa edilen San Matteo Katedrali. Efsaneye göre cesedi 10. yüzyılda Salerno’ya getirilen Aziz Matta’nın mezarı, katedralin altında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Salerno sonrasında otobana çıkarak Positano’ya akşam saatlerinde vardık. Bu güzel günün ardından, Positano’ya özel bir gece ile veda etmek istedik. Akşam yemeğini grupça yiyebileceğimiz bir restoran aradık. Bu arada sahile kadar yürüyerek şehrin tadını son kez çıkardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek için Ristorante Max adlı bir yeri gözümüze kestirdik. Bu restoranın içi sanki müze gibiydi. Yemekleri de müthişti doğrusu. Ancak fiyatı epey bir kazıktı.

Evet Sevgili Sanal Gezginler…

Bir bölüm daha tamam. Yarın Selanik’e gidiyoruz. 19 Mayıs’ta Atatürk’ün evi önünde harmandalı oynamaya niyetim var. Yani yazıya bir süre ara vereceğiz.. Kimbilir belki Selanik’ten yeni bir yazı konusu ile döneriz..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

15.05.2015 Saat 01:49

Ekvador Gezi yazısı/Özet

IMG_3854

Bazı takipçilerim gezi yazılarım konusunda uyardılar. Gezi yazısına derleyici, toparlayıcı bir özet yazsan iyi olur diye. Arkadaşlarıma katılıyorum. Gezi yazılarımı mümkün oldukça geniş tutup, meraklıları ve o rotaya gezi düşünenlere önceden ayrıntılı bir belge bırakmak amacı ile bu siteyi açtım.  Emin olmanızı isterim ki benim için bir gezinin öncesinden daha zor kısmı, gezi sonrası yazıyı hazır hale getirmem için harcadığım zamandır. Bir yazının yayınlanır hale gelmesi için mümkün oldukça geniş araştırma yapıp, benim gezi sırasında tuttuğum notlarla harmanlıyorum. Çektiğim yüzlerce fotoğraf arasından seçme yapma için harcadığım zaman ve onların görsel olarak daha güzel hale getirilmesi de ayrı bir çabadır.  Bazen orada iken tuttuğum notlar, burada “Google” amcanın yazdıkları ile uyuşmuyor. O zaman bilgiyi başka kaynaklardan doğrulamaya çalışıyorum.  Ancak topluca bir sayfa halinde özet bilgi, yorumlar vererek geziyi tanıtmak bence de çok uygun olacaktır. Bu nedenle bu bölümü Ekvador gezisinin sonuna ekledim. IMG_3767

Ekvador, bu gezide gittiğimiz ülkeler arasında en geniş gezdiğimiz ülke oldu. Bunda ülkenin, diğerlerine göre daha güvenilir ve turizmi daha yerleşik olmasının etkisi oldu. THY ile doğrudan Buenos Aires üzerinden gece konaklamalı ve aktarmalı gittik. Ancak diğer uçak şirketleri ile aktarmalı olarak doğrudan Quito’ya uçabilirsiniz.

Ekvador gezdiğimiz ülkeler içinde en güvenli olanı ama yine de topu yerlerde dikkat etmek ve geceleri pek dışarda olmamak tavsiye ediliyor ki biz de buna sıkıca uyduk. Rakım olarak 2000’lerin altına düştüğünüz yer sayısı çok az. Bu nedenle yüksek rakıma karşı az hareket, bol sıvı ve “diazomid” adlı ilacı kullanmanızı tavsiye ederim.

Buralarda yemek işi tam bir seramoni. Siparişler geç alınıyor ve yemekler geç geliyor. Çok özellikli yerlerde yemeyeceksiniz öğle yemeklerini pas geçin derim.  Sabah sıkı kahvaltı, yanınıza atıştırmalık birşeyler ve mükellef bir akşam yemeği yeterli olacaktır bence.

Ekvador’da para birimi Amerikan Doları. Özel aşılar yaptırıp gitmeniz pek gerekmiyor. İnsanları güler yüzlü ve dostlar. Fotoğraf çektirmek için izin aldığınız zaman seve seve poz veriyorlar. El emeği işlerden satın almayı isteyeceksiniz. Pazarlık burada da geçerli ve genellikle istenen fiyatın 1/3 eksiğine alabiliyorsunuz.

Ekvador gezimiz bol minibüs içinde seyahatle geçti ama bu yol asla sıkıcı bir yol değil. Yol boyunca And Dağlarının güzellikleri kesinlikle sizi sıkmayacaktır. Ekvador gezisini tarih ve doğa ağırlıklı bir gezi olarak düşünmeniz doğru olur. Ekvador bir volkanlar ülkesi. Volkanik patlamalar ve sonucunda oluşan lavlarla şekillenmiş dağ ve toprak, oluşmuş vadiler ve verimli toprağın beslediği yeşillik sizlere görsel bir şölen sunuyor. Bu gezide mutlaka küçük yürüyüşleri tura ekleyin. Yapabileceğiniz aktitelere mutlaka katılın. Bir diğer doğal güzellik ise şelaleler. Özellikle Banos Bölgesi şelaleleri unutulmazdı.

Gezimizi, cumartesi günü en renkli olan Otavalo Kızılderili pazarına denk getirmek için Papallacta’dan başlattık. Quito’dan da başlamak mümkündü.

IMG_2589-002Papallacta çok zevk alacağınızı düşündüğüm bir yer ve kaplıcalardan mutlaka faydalanın. Saat kaç olursa olsun, tesise saat kaçta girerseniz girin, ilk işiniz kaplıca sularına dalmak olsun. Vaktiniz varsa burada küçük bir yürüyüş güzel gider.

Otavalo Kızılderili Pazarı benim biraz beklentimin altında çıktı ama en azından oradaki yerel insanları gündelik kıyafetleri ile seyretmeniz bile çok hoş. Buralara gelmişken gecelemeyi Piman çiftliğinde yapmaya çalışın bence. Cuicocha Krater Gölü ise bir sonraki ziyaret yeriniz olmalı. Burası Ekvador Volkanlarının aktiviteleri sonrası milyonlarca yıl içinde nasıl sanat eserleri yaratabileceklerinin ispatı olacaktır.IMG_2865

Quito’nun eski şehir kısmı Dünya Kültürü Miras Listesi içinde olan bir bölüm. Sokak sokak arşınlanmalı.  Ekvador’da Ekvator çizgisi bol bol fotoğraf alacağınız ve kendinizi burayı gördüğünüz için ayrıcalıklı hissedebileceğiniz bir yer. Yeni Ekvator çizgisini sakın atlamayın ve rehberden yardım alın. İngilizce sunum da yapıyorlar.

IMG_3388Banos gezinin en iyi yeri oldu benim için. Doğa çok ama çok güzel. El Pailon del Diablo’ya yürüyüş yapmayı sakın atlamayın derim. Islanmak kaçınılmaz olacaktır. Ona göre giysili gitmenizi öneririm. Mutlaka teleferiklere binip, küçük şelalelerin üstten de görüntüsünü alın derim.

 

IMG_3514

Banos’dan çıkışta Salasaca Köyüne mutlaka uğrayın. Buradaki pazar sizi Otavalo pazarından daha çok alışveIMG_3929rişe itecektir.

Chimborazo Dağı ise bir başka güzellikti. Yol boyu göreceğiniz Vikunya ve lamalar ise işin bir başka rengi. Burada Esterella Chimborazo adlı tesise uğramayı ve yemek yiyip, birkaç saati burada geçirmeyi unutmayın. Mutluluk garantisi var bu aktivitenin. Hele civarda uçuşan Hummingbirdler sizi çoşturacaktır. Geceleme ise Riobamba’da banko Hosteria La Andaluza adlı yerde olmalıdır.

Alausi’den Sibambe istasyonuna kalkan trenle Devil’s Nose “Şeytan Burnu”na yolculuk yapmalısınız. Toplamda 90 dakikalık bir aktivite, uğruna bu kadar can verilen  ve dağlara döşenen zik-zak tren yolunu görmenize fırsat verecektir.

İngapirca Antik kenti, Ekvador’da bulabileceğiniz en büyük İnka uygarlığı kalıntıları. Gecelemeyi ise Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Cuenca Şehrinde  yapıp bu güzel şehri gece gündüz gezmenizi isterim. IMG_4792

Her iki hali de bir başka güzel bu şehrin. Panama şapkacısı Humero Ortega yı ziyaret edersiniz herhalde. Şapka takmaktan hoşlanıyorsanız, bu iş için bütçeyi baştan ayırın derim.

Cajas National Parkın içinden geçip Guayaquil’e doğru yol almak size gezinizin bitmek üzere olduğunu haber verse de, siz yolun zevkini kaçırmayın. Dos Chorreras Hacienda ise yemek yemek ve vakit geçirmek için muhteşem bir seçim olur.

 

IMG_4997

Guayaquil ise pek de kayda değmeyecek (belki de gördüğümüz önceki güzellikler yanında) bir geçiş şehri…

Evet sevgili Sanal Gezginler; Bunlar size gezimizin Ekvador bölümü için yapabileceğim özetler. Umuyorum birgün bu güzel ülkeye yolunuz düşer..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

Tam ekran yakalama 21.08.2014 150035

 

 

 

 

Çin Halk Cumhuriyeti Gezi Yazısı: Huang Shan-1

IMG_5199

Çin’cede “Shan” dağ , “Huang“ ise sarı anlamına geliyor. Sarı, imparatorların rengi yani çok önemli bir renk. Çin tarihi boyunca şiirlere, resimlere, kaligrafi sanatına konu olmuş olan bu dağa, imparatorların renginden hareketle Sarı Dağ denmiş.  Eyaletten bir derece düşük ama şehirden de bir derece yüksek bir yönetim şekline sahip olan Huang Shan şehiri de ismini dağdan almış. İşte biz bugün şehirden ayrılıp, bu dağda bir gece konaklayıp, dağda küçük yürüyüşler yapacağız. Yani kağıt üzerindeki planımız bu. Ancak bu sabah kaçırmamam gereken bir aktivite var.

IMG_4814Dün geceden otelimizin hemen yanında büyük bir park olduğu ve bu parkta halkın sabah sporu yaptığı söylendi. Bu tür aktivitelere tanık olmayı, eğer zaman varsa, asla kaçırmadığımdan sabah erken saatte yollara düştüm. Otelimiz genişçe bir meydanda ve yaklaşık 500 mt ötede Xinan Nehri akıyor. Sabah yeni ışıyor ama havanın bulutlu olduğunu fark ediyorum. Köprüye doğru giderken insanların sabahın bu saatlerinde seslerinin yettiği tüm şiddette bağırmalarının nedenini bilmiyorum. Kadınlı erkekli insanlar yürürken aniden durup bağırıyorlar. Karşı taraflardan birilerinin de sanki bu bağırışlarına yanıt olarak bağırmaları ilginçti. Köprüye varınca sağda solda 3-4 insanın Tai Chi yaptıklarını daha büyük kümeler oluşturmuş olanlarının ise toplu halde kültür fizik hareketleri yaptıklarını görüyorum. Köprünün ortasına gelince nehire ağ atan balıkçıları gördüm. Köprüde epey bir vakit geçirdikten sonra otele doğru dönüşe geçtim ama bu sefer caddenin ters tarafından yürüdüm. Meğerse esas aktivite bı tarafta imiş. Burada müzik eşliğinde Tai Chi yapanlar ve kılıçla Tai Chi yapanlar vardı. Burada da bir zaman geçirdikten sonra otele geri dönüp kahvaltı yaptım. IMG_4904

Huang Shan şehrinden dağa kadar otobüsle 1.5 saatlik yolumuz vardı. Tangkou denen kasabamsı bir yere geldik Buradan da Taiping Teleferik istanyonunda teleferiğe binip kalacağımız otel olan BeiHai Hotele gideceğiz. Buraya kadar her şey çok güzel ama hava yaptı yapacağını. Yağmur ahmakıslatan tarzında başlayıp etkili olmaya başladı. Yukarıya çıkana kadar düzelir inşallah diye dualara başladım.

Teleferiğe 4 er kişi biniyorsunuz. Eminim dışarıda müthiş manzaralar var ama gelgelelim bir şeyin gözüktüğü yok.  Teleferikin son istasyonu olan Red Cloud istasyonunda indikten sonra oteller bölgesine doğru yaklaşık 30 dakikalık bir yol yürümek gerekiyor. Bu nedenle buraya gelirken bavulları Huang Shan daki otelimizde bıraktık. Yanımızda sadece en gerekli olan eşyalar var. Dağda yağmur hem şiddetlendi, hem soğuk var ve hem de sisli bir hava oldu. Yani bizim cennet gezi, bir anda cehenneme dönüştü.

IMG_4931Kısa yürüyüş sonrası kendimizi otele attık. Biraz dinlenip en azından yağmurun dinmesi için dua etmeye devam ettik ama yağmurun dinmeye pek niyeti yok. Halbuki bugün öğle sonrası için yürüyüş programımız vardı. Otel odalarımızda bulunan yağmurlukları giyip yürümeye karar verdik. Rehberimiz önce gün doğumu seyir terasına götürmeye karar verdi. Buraya çıkmadan önce büyük bir kilit ve çevresinde zincirlere asılmış yüzlerce küçük kilidin bulunduğu bir anıtın orda  fotoğraf çektirdik. Meğerse bu kilitleri çiftler buraya asar ve anahtarını da atarlarmış. Çiftler bunu “birbirimizden hiç  ayrılmalım” diye yaparlarmış. Zamanla kilitlerin sayısı çok fazla olunca bu kilitler toplanır ve eritilirmiş. Bu erimiş madenden de büyük kilit yapılırmış. Bunun gibi 4 adet büyük kilit varmış Huang Shan’da.

IMG_4992Uzun çam ağaçlarının altında seyir terasına doğru yürümeye başladık. Yağmur biraz daha azalmakla birlikte sis iyice arttı ve ağaçların görüntüsü çok mistik bir hal aldı. Bu olumsuz durumda bile bir güzellik olması yüzümü biraz güldürdü.

Seyir terası gün doğumu için favori bir yermiş ve havanın günlük güneşlik olacağını umduğumuz ertesi gün, güneşi bu noktadan doğuracağız. Ancak şimdi okuyunca anlıyorum ki aslında güneşi doğurmak ve buluttan denize şahit olmak için en iyi nokta biraz ilerideki “Ferreshing Terrace”mış

Daha sonra yol boyunca önce yüzlerce yıl yaşında olduğu söylenen “welcoming guest pine-konuk kaşılayan çam”ı ve devamında da “Ferreshing Terrace” a gittik. Tabii ki yoğun sisle bir şey görmemiz mümkün olmadı ama en azından yolları öğrenmiş olduk. IMG_4952

Bu kısa yürüyüşün ardından otele döndük ama ben sis açılırsa diye aynı yolu bir daha yaptım. Nafile! Bugün böyle geçecek anlaşılan.

Qin Hanedanı (MÖ 221-206) zamanında bu dağın ismi Yishan (siyah) Dağı imiş. 747 Yılında Tang Hanedanından Li Longji, Sarı İmparator XuanYuan’nın bu dağlarda ölümsüzlük kazandığına olan inancı ile bu dağa, sarı dağ anlamında, Huang Shan demiş ve isim bu andan itibaren de değişmemiş. Bu dağın her birinin kendine ait ismi olan 72 adet zirvesi varmış. Aslında bu dağın en yüksek yeri 1864 metre (Lotus Çiçeği Zirvesi). Yani çok yüksek tepelere sahip değil. Ancak o kadar keskin ve dik inişler yapan tepeler var ki insan büyüleniyor. Hele de bu tepeler bulutlarla kaplı ise ve çam ağaçlarına, güneş ışığının en güzel zamanında parıldayan ışıkları düşmüşse. Avatar filmi yönetmeni James Cameron, filmindeki o güzelim dağ manzaralarını bu dağdan esinlenerek yaratmış.

Ertesi gün sabah saat 05:30’da gün doğumu seyir terasındaydık. Bizim ekip terasta tama yakın kadro ile yerini almıştı. Hava gerçekten güzel olacak galiba, yıldızları görebiliyoruz. IMG_5120

Saat 09:30 a kadar günün yavaş yavaş ortaya çıkan ışıkları altında Huang Shan’ın otel çevresindeki tüm seyir teraslarını gezdik. Kalabalık o kadar fazlaydı ki bazen ite kaka yer kapmamız gerekiyordu. Burası şu anda mevsim dışı sayılabilecek bir sezonda bu kadar kalabalıksa, yüksek sezonda kimbilir nasıl olur?

Oteli terk ettikten sonra bu sefer dünkü programın yapılmasını kararlaştırdık. Günlük program biraz aksayacak ama kimin umurunda!

Yol boyunca “refrehing terrace”, “a monkey gazing at the sea”, “begin to believe peak”, “pen rock peak” ve “frog peak” gibi yerleri gördük ve gezdik. Sonrada Yungu denen teleferik istasyonundan Huang Shan’a doğru geri döndük.

IMG_5311

Gezi sonrasının bir değerlendirmesini yaparken, Huang Shan’a gitmek için zaman ayırmanın riskli olacağını konuştuk. Bir yılın 365 gününden yaklaşık 200 günü burası zaten yağmurlu olurmuş. Ancak milyonlarca yıl önce bir deniz olan bu yerlerin, günümüzde biz gezginlere bir anlık bile olsa, göstereceği yüzünün güzelliği için bu risk göze alınmaz mı sizce?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Midilli Adasına 5-6 günlük örnek gezi rotası

Midilli Adasına gerçekleştirdiğimiz 6 gecelik gezinin rotasını örnek olarak veriyorum;

1.Gün: Ayvalık-Mytilini geçişi için feribota biniş (saat 09:00 kalkış-Jale Tur veya Turyol ile geçiliyor).

Yolculuk 1 saat 50 dakika kadar sürüyor. Varışınız saat 11:00 gibi olur. Gümrük işleri için yeşil pasaportunuz yoksa iş biraz uzun sürüyor. Araçınızla Midilli’ye geçmek isterseniz yeşil sigorta yaptırmanız gerekiyor. Bir de uluslararası ehliyet konusu var ama bu kısım Midilli’ye geçişte pek de önemli olmayabilir. Bizim tekne de kendi aracı ile geçenler ilk alışta 350 TL vermeniz gereken ve TURING den alınan ehliyeti almamışlardı ve sorunda yaşamadılar. Ama Yeşil sigortayı yaptırmanız şart. Biz kendi aracımızı Ayvalıkta iskelenin yanındaki belediyenin işlettiği otoparka bıraktık. Günlüğü 10 TL. Aracınızı götürmeseniz de sorun yok, oradan araç kiralamanızı öneririm. Koca adayı başka türlü gezmeniz zor. Midilli’de limandan çıkar çıkmaz bir sürü araç kiralama yeri var. Günlük ortalama 30-35 EUR/kira bedeli.

Biz Mytilini’de kalmadan Kalloni’ye gittik. Burası adanın ortası buradan civarı gezmek kolay. Burada size Imerti Resort Hotel’i öneririm. Biz burayı http://www.booking.com üzerinden bulduk, daha da ucuza geldi.

İlk gün için otele yerleşme, geç bir öğle yemeği ve Skala Kalloni sahilinde yüzme yeterli gelecektir. Akşama ise Mimis Restoran Taverna’da yemek tavsiye edilir. Menüde Kalloni sardalyesi, musakka, cacık, Yunan salatası, Saganaki ve varsa ilginiz Uzo masada olsun derim. Uzonun da çok markası var ama bir Barbayani’yi (mavi renkli olanı) beğendik.

https://gezekalin.com/2013/07/14/karsi-sahil-midilli/

2.Gün: Skala Kalloni-Skala Eressos-Sigri gezileri

Sabah erkenden alacağınız kahvaltı sonrası Skala Eressos’da deniz keyfi yapılabilir. Buranın gelişmiş bir sahili var. Hemen deniz kenarındaki kafe-restoran türü işletmelerden birine yerleşip hem günü geçirir ve hem de yemek yiyebilirsiniz. Börek ve karides burada deneyeceklerinizden olsun. Ahtapotu başka yerde yiyeceksiniz. Buranın denizi çok güzel. 

Arkasından Taşlaşmış Orman ve Doğa Tariihi Müzesi için Sigri’ye doğru yola çıkın derim. Yolun dar ve virajlı olduğunu söylemem lazım. Yol üzerinde bir ayırım sizi Taşlaşmış Orman Parkına yönlendiriyor. Bu yol 3 km kadar stabilize bir yol ama dünyanın en önemli parklarından birisi ve bu konudaki en büyük olanı. Daha sonra ise Sigri’ye  doğru yola devam edersiniz. Sigri’de Osmanlı döneminden kalma bir kale var. Burada denize girebilirsiniz. Daha sonra ise Skala Kalloni’ye dönüş.

Akşam Mimis Restorantta Kalloni Sardalyesini denemeyi unutmayın

https://gezekalin.com/2013/07/15/karsi-sahil-midilli-skala-eressos-sigri/

3.Gün:Vatera Plajı ve Polichnitos Gezileri

Bugün ise Kalloni Körfesini diğer tarafına, Vatera Plajına doğru gezi yapın derim. Kalloni’den çıktıktan hemen sonra sulak alanlarda filamingoları kaçırmayın. Vatera plajının hem denizi çok güzel ve hem de dönüşte Polichnitos Köyünün o güzelim daracık sokaklarında kaybolmanızı tavsiye ederim. Bu köyün taş evleri, taş ev örneklerinin en güzellerinden. Konaklama Skala Kallonide.

https://gezekalin.com/2013/07/16/karsi-sahilmidilli-vatera-plaji-polichnitos/

4-5. Günler:Petra Mithimna (Molivos) Eftalou Plajı, Skala Sykamineas  Gezileri

Size tavsiyem kalan günlerinizi adanın kuzey  sahillerinde geçirmeniz. Hem yoldan kazanır ve hem de civarda daha fazla vakit geçirebilirsiniz. Eftalou Plajı kenarında otelleri var. Orada kalıp hem denizden ve hem de otelin imkanlarından faydalanabilirsiniz.  Molivos’da sabah yürüyüş yapıp fotoğraflamak çok güzel olacaktır. Molivos Limanını kaçırmayın. Petra adanın en turistik bölgelerinden birisi. Burada Meryem Ana Kilisesini ziyaret edebilirsiniz.

Skala Sykamineas’a bir öğle ve öğle sonrasını mutlaka ayırın ve ahtapotu burada yemenizi tavsiye ederim. Kagia Plajında yüzmeyi ihmal etmiyorsunuz.

Gezekalın…

https://gezekalin.com/2013/07/17/karsi-sahil-midilli-petra-mithimna-molivos-eftalou-plaji/

https://gezekalin.com/2013/07/18/karsi-sahil-midilli-molivos-skala-sykamineas/