• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.935 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Punta Arenas

IMG_0338-001

Sabah Puerto Natales’den Punta Arenas’a gitmek üzere yola çıktık. Arada 190 km kadar bir yol var. Buraya gitmemizin nedeni Ateş Toprakları’nı (Tierra del Fuego) ziyaret etmek için geçiş noktası yapmak.  Tierra del Fuego hem Şili ve hem de Arjantin tarafında toprakları olan bir bölge. Dolayısı ile Ateş Toprakları’nın (Tierra del Fuego) karşı kıyısında yer alan Şili-Punto Arenas’da bir gece konaklayıp, ertesi gün de Macellan Boğazını vapur ile geçeceğiz ve Arjantin Tierra del Fuego’sunu gezeceğiz. Şili Tierra del Fuego topraklarında gezimizi yapmak çok zor. Çünkü yol yok. Bu arada Macellan Penguenlerini görebileceğimiz Seno Otway Körfezini de bugün ziyaret edeceğiz. Punta Arenas şehir gezisi ile Seno Otway Körfezinde Macellan Penguenlerini gezmek bugünün aktiviteleri olacak.

Magellan PenguenleriYaklaşık 3.5 saatlik bir yolculuk sonrasında Seno Otway Penguen Kolonisi Gezi Parkına vardık. Burada yaklaşık 2 km’lik bir yürüyüş parkuru var ve Penguenleri gözetleme bölgeleri kurulmuş. Macellan Penguenleri (Sphenisus magellanicus) adını, Portekiz’li denizci onuruna Ferdinand Macellan’dan alıyor. Ağırlıkları yaklaşık 4,5 kg ve boyları da 76 cm’ye kadar ulaşabiliyor. Ana dağılım bölgeleri Şili, Arjantin ve Falkland Adaları’nın kayalık sahilleri. Hepimiz penguenleri denizde aradık ama onların yuvaları kıyıdan birkaç yüz metre kadar içerilerde oluyormuş. Arjantin’in Atlas Okyanusu sahillerindeki Punta Tombo ‘da, Antartika dışındaki, dünya çapında en büyük penguen kolonisini oluşturuyorlarmış. Macellan penguenleri koloniler halinde yaşıyorlar ve kuluçkaya yatıyorlar. Eşler birbirlerine sadıklar. Bir çiftleşme döneminde eşlerden birisi ölürse, kalan eş o dönemde çiftleşmek için yeni bir eş aramazmış.

Alana girdiğimiz andan itibaren heyecanla penguen aradık ama bir tane bile göremedik. Sonunda bir alanda yuvaların dışında güneşlenen 3-4 tanesini gördük. Sonra denize yakın olan gözlem evinde denizden çıkan bir tane penguene rast geldim. Bastım deklanşöre.. Şükürler olsun dedim içimden. Daha sonra kıyıdan epey içerde bol IMG_0408-002miktarda yuva olan bir alanda, yeni yeni tüyleri dökülen 10’ a yakın penguen daha gördük. Hele bir penguen ailesi ile 1 metre mesafede cilveleştik. Sevimli hayvanlar. Diğer penguen cinsleri ile karşılaştırıldığında Macellan penguenleri daha ince tüy kalınlığına ve yine daha ince yağ katmanlarına sahipmiş. Bu yüzden kışın, örneğin Brezilya sahilleri gibi, daha sıcak olan kuzey bölgelerine çekiliyorlarmış. Yani  Penguenler Mart ayı başı gibi sıcak olan alanlara doğru kulaç atıyorlar.  Bu nedenle de biz burada yüzlerce penguen beklerken, 20-30 tane penguene ancak rastladık. Kalan penguenler ise yavruları henüz bu göç için yeteri kadar büyümemiş olanlardı. Neyse yine de şanslı sayılırız. Çünkü hiç göremeyebilirdik de…

Daha sonra Punta Arenas’a doğru yol aldık.

Punta Arenas, Şili’nin XII. Bölgesi Magallanes y la Antártica Chilena‘nın başkenti ve Magellan Boğazı’nın kıyısında bir liman kenti. Dünyanın en güneyindeki şehir olduklarını iddia eden bir kaç tane şehir varmış. Punto Arenas, belki  Ushuaia ve Puerto Williams’dan daha kuzeyde bir şehir ve en güneydeki yerleşim yeri değil ama yaklaşık 120.000 nüfusu ile (2005) bu şehirlerden daha büyük ve dünyanın en güneyindeki anakent unvanı konusunda tartışmasız.

IMG_0535Nisbeten genç şehirlerden sayılıyor ve 1848 tarihinde kurulmuş. Sonradan İngilizler buranın koyun yetiştiriciliği için uygun bir yer olduğunu anlayınca önemi de artmış. Bir zamanlar Macellan Boğazına bakması nedeni ile tüccarlar için çok önemli iken,  Panama Kanalı’nın açılmasıyla liman olarak anlamını yitirmiş. İşte tam da bu zamanda, şehir yün ticaretinin Şili’deki merkezi olarak ikinci çıkışını yapmış.

Punta Arenas’a varınca hemen yemeğe götürüldük. Yemek yediğimiz yer Cento Hijos Chiloe adlı yerel halkın tercih ettiği anlaşılan bir restorandı. Burada da kuşkonmaz çorbası içtim.

Daha sonra hemen otelimize gittik. Güzel otellerden bir tanesi de burası çıktı; Carpa Manzano Hotel. Şehir merkezine yakın. Çok az bir dinlenme sonrası şehri tanımak için yollara düştük. Şehir merkezi  Plaza des Armas. Buradan devamla şehri kuşbakışı göreceğimiz Cerro de la Cruz” yani La Cruz Tepesine çıktık. Kocaman bir hacın altında, şehre bir kuş bakışı yaptık. Yolu biraz daha uzatarak ve eskiden kalma evlerin önünden geçerek yeniden şehir merkezine döndük. Hernando de Magallanes anıtının bulunduğu parkta hediyelik eşya tezgâhları arasında dolaştık. Küçük ama şirin bir park. Hediyelik eşyalar satan küçük tezgahlar var ama kayda değer bir şey bulamıyorsunuz. Bu parkı gezdikten sonra Kanukinka adlı bir kafeteryada oturup bir şeyler içtik. Sonrasında ise otele döndük ve istirahate çekildik.

La Marmita adlı çok şık bir restoranda akşam yemeğimizi yedik. Punto Arenas’a kadar gelmişseniz burada mutlaka bir yemek yemenizi tavsiye ederim. Nargezi ve sevgili Cem çok güzel bir restoran daha seçmişler bizim için. Restorandaki sürprizlerden bir tanesi ise  Türk kahvesinin sunulması oldu. Bayağı bayağı cezvede pişirilen Türk kahvesi içmek çok hoş oldu bizim için. Yemek sonrası kısa bir yürüyüş sonrasında otelimize vardık. Yarın uzun bir yolculuğumuz var ve yaklaşık olarak 10 saat sürecek. Önce Macellan Boğazını gemi ile geçeceğiz. Sonra da Şili sınırını geçip, Arjantin’e Tierra del Fuego yani “Ateş Toprakları”na devam edeceğiz. Gezimizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. “Fin del Mundo” ya  (Dünyanın Sonuna) doğru yolumuz var. Ushuaia ve Tierra de Mundo Milli Parkını gezene kadar gezinin en güzelini geride bıraktık diyordum. Ama! Aması yarına!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

02.05.2013 Saat 20:00

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Torres del Paine Milli Parkı-2

IMG_0229-002Bizim grup kaldığımız çiftliğin tadına doyamadı ve burada biraz daha kalmak istedi. Aralarından seçtikleri bir sözcü, en tatlı hali ile sordu;  ” Grup olarak düşündük de; Acaba yarın biraz geç kalkıp, geç kahvaltı yapsak da buranın biraz daha tadını çıkarsak, nasıl olur du? . Benim güzel, sevgili gezgin arkadaşlarım bilmiyorlardı ki; “Körün aradığı bir göz, Allah verdi iki göz”.  Ben dünden razıyım. “Tamam, ama bir daha olmasın” tavrımla hemen kabul ettim. Benim niyetim biraz daha farklı; Hemen karşımızdaki Torres Del Paine’nin daha güzel bir görüntüsünü sabahın erken saatlerinde alabilmeyi umuyorum. Geç hareket etmek hepimize iyi gelecek.

Akşamdan kararını verdiğim üzere erkenden kalktım. Sabahın soğuğunda giyinip kendimi dışarıya attım. Kaldığımız yerde 7 tane oda var ve hepsini de biz doldurduk. Restoran kısmı ise 50 metre kadar ileri de kalıyor. Torres del Paine Dağı restoranın arkasındaki açıklıktan en güzel görünüyor. Teoride böyle de, pratikte işler farklı oldu. Çünkü bugün de IMG_9916-001hava kapalı ve bulutlar değil dağların tepesini, neredeyse eteklerini görünmez hale getirmişti. Sadece tanımadığım bir ağacın üstündeki kırmızı meyveleri bir güzel atıştıran bir kuşu fotoğraflayabildim. Bu arada bir de ahmak ıslatan yağmura çattık. “Daha fazla ahmaklığın lüzumu da yok “ diyerek, sıcak yatağa geri döndüm. Eh Patagonya! Ne diyeyim ben sana.. Güneşli yüzünü ne az gösterdin bana.. Herhalde 1-2 ay daha erkenden buralarda olmak lazımdı.

Bazı arkadaşlar bir gün öncesinde yaşadıkları at gezisini bir daha yaşamak isteseler de (ki ben de istiyordum) yola düşmek gerekiyor. Çünkü bu parktaki gerçek gezi bugün yapılacak ve daha sonra da Puerto Arenas’a döneceğiz.

Aracımızla tekrar parkın içinde yolculuğa başladık. Dün bir kısmını uzaktan gördüğümüz göllere doğru yol almaya başladık. Etraf guanaco kaynıyor. Caracaralar ve nanduları bolca gördük. En sonunda  kanat boyu 2 metreyi bulabilen CondorlarıNandu da bu yolda gördük.

Laguna Amarga ve Laguna Sarmiento’yu çabucak geçtik ancak Laguna Cisnes (Kuğu Gölü) de  durduk. Bu gölde adı gibi siyah boyunlu kuğular salına salına yüzüyorlardı. Uzaktan da olsa fotoğraflarını çektim. Bundan sonra ise Salto Grande (Büyük Şelale) ye yol aldık. Salto Grande, Paine Nehri üzerinde ve Nordenskjöld Gölünden sonra olan bir şelale ve buradan akan sular hemen sonraki Pehoe Nehrine boşalıyor. Şelaleleri oldum olası sevmişimdir. Burada epey bir zaman harcadık. Daha sonra ise buradan başlayan ve yaklaşık olarak bir saat süren bir yürüyüş yaparak uzun bir daire çizip aracımıza döndük. Burada yakın bir zamanda dikkatsiz bir turistin sebep olduğu yangından arta kalan yanmış ağaçlara çok üzüldük.

Kuğu Gölü/Torres del Paine

Aracımızla sonraki durağımız ise Pehoe Gölü oldu. Burada göl kenarındaki banklara oturup öğle yemeklerimizi yedik.

Sonunda bu parkta yapacağımız son aktivite olan Grey Gölü ve dolayısı ile de Grey Buzulu ziyaretlerimize sıra geldi. Grey Buzulu 240 km2’lik bir alana sahip. Bu buzuldan kopan büyük buzul parçaları, Grey Gölü sularına karışıyor. Güzel bir köprüden geçip, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrasında Grey Gölüne tepeden bakan bir alana geldik. Manzara inanılmaz güzeldi. Bulutlar da bize bugün kıyak çekmiş ve hava alabildiğine berraktı. Tepe de bir güneşi var ama bir de rüzgar vardı ki göl kenarında uçmamak için çaba sarf ettik desem yalan olmaz. Sahil boyunca yürüyüp, karşıda gözüken Grey Buzulunu seyrettik. Göl üstünde irili ufaklı buz parçaları yüzüyorlardı. Patagonya gezisi yapacaksanız, alın size bir olmazsa olmaz daha…

Grey Gölü ve Grey Buzulu

Torres del Paine Ulusal Parkından çıktıktan sonra yeniden Puerto Natalis’e, bir önceki akşam konakladığımız Aqua Terra Hotel’e geri döndük. Puerto Natalis’de küçük bir yürüyüş daha yaptık.
 Akşam yemeğimizi Aldea isimli güzel bir restoranda yedik. Tüm gezi boyunca rastladığımız en nemrut garson kızın servisinde en güzel yemeklerimizden bir tanesini yedik.
Bu satırları yazdıkça Torres del Paine Milli Parkında ne kadar büyülü anlar yaşadığımızı bir kez daha anımsadım. Benim için “bundan daha güzeli de olamaz” dedirtecek kadar güzel bir bölümdü, Torres del Paine Milli Parkı gezisi. Ama daha bitmedi ki! Bunun bir de “Fin del Mundo” kısmı var…..
Gezekalın…
Dr Ümit Kuru
30.04.2013 Saat 21:46

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Torres del Paine Milli Parkı

IMG_9625

Bu gezinin en olmazsa olmazlarından biri de Patagonya’da Torres del Paine Milli Parkı’nı görmekti. Bir gece önce kaldığımız Puerto Natales’den, Torres del Paine Milli Parkına gidiş için 150 km’ye yakın bir yol yapmamız gerekti.

Bir gün sonra aynı otele geri geleceğimizden bavullarımızı otelde bıraktık.Yanımıza, sadece bir gece konaklama yapacağımız çiftlikte gerekecek olan eşyaları koyduğumuz küçük bir valiz aldık. Bu gece Milli Parkın içinde bir çiftlikte (Estancia) kalacağız. Şilililerin “huaso” (dişisi Huasa), Arjantinlilerin “gaucho” ve Amerikalıların “kovboy” dedikleri  insanlarla at bineceğiz. Yani heyecan büyük bizde..

Hava bugün de kapalı. Zaman zaman da yağmur atıştırıyor. Milli Parka giderken yol boyunca bol bol “guanaco” (lamalara benzeyen bir tür deve cinsi) ve nandu (devekuşuna benzeyen ama ondan epeyce küçük olan kuş cinsi) görüyoruz.

Küçük bir mola sonrası Milli Parkın birçok yerde olan girişinden bir tanesine geldik. Bu arada sağ yanımızda Rio Paine  Nehri nazlı nazlı akıp gidiyor. Etrafta ise bol bol renkli kuşlar var. Tam benlik yani..

Cem, Milli parka giriş için bilet işlerini halledince yeniden aracımıza binip Milli Park içinde ilerlemeye devam ettik.

torres del painesTorres del Paine Milli Parkının kuzeyinde Arjantin sınırı, batısında Grey Buzulu, güneyinde Lago del Toro (Toro Gölü) doğusunda ise Lago Sarmiento (Sarmiento Gölü) bulunuyor. Milli park 2420 kilometrekare alanı kapsıyor. 3000 m yükseklikteki dağlar, buzullar ve fiyortlar Torres del Paine’nin sınırları içinde kalıyor.

Parka ismini veren 3 adet granit kayalı dağ, milli parkın sembolü ve deniz seviyesinden 2200 ile 2500 mt yüksekte bulunuyor. Yerel halklardan Tehuelche’lerin dilinde “paine” “mavi” demek. Yani “Torres del Paine” “Mavi Kuleler” anlamına geliyor. Dağlar hemen hemen parkın merkezinde.

Dağların güneyinde, İsveçli jeolog Otto Nordenskjöld‘in ismini taşıyan Lago Nordenskjöld (Nordenskjöld Gölü) bulunuyor. Buraya ilk gelen kaşif Avrupalılardan Alman Hermann Eberhard, 1895 yılında parkın doğusunda bir mağarada prehistorik dönemde yaşamış hayvanların iskeletlerini bulmuş. Mylodon Mağarası denen bu mağara parkın sınırları içinde ama biz göremedik. Mylodon yaklaşık 200 kg ağırlığı ve 3 mt boyu ile 10000 yıl önce yaşamış bir hayvanmış.

IMG_9837Milli parktaki en yüksek dağ 3050 m yüksekliği ile Cuernos del Paine Grandedir. Parkın büyük bölümü buzullarla kaplı ve bunların en ünlüsü de Lago Grey (Grey Gölü) deki, Grey buzulu.

Torres del Paine ormanları, koyunlarına otlak alanı açmak isteyen arazi sahiplerince yakılmış. 1959 yılında kurulan Milli Park, 1978 yılında UNESCO tarafından doğal biosfer koruma alanı olarak ilan edilmiştir.

CONAF (Şili Milli Parklar Müdürlüğü) çok sayıda yürüyüş parkuru düzenlemiş ve en tanınmışı da W Trek denen ve 3 günlük aktivite gerektiren yürüyüş yolu.

Bu park içindeki çok sayıda göllerin arasında olan lago Sarmiento ve Lago Amarga ziyaretleri sonrasında Cascade (şelale demek) Paine de durduk. Bol bol da zıplamalı fotoğraf çektik. Daha sonra ise Lago Azul (mavi göl) kenarında öğle yemeğimizi yedik. Burada Patagonya Gri Tilkisini de görme şansı yakaladık. Hayvan peşimizde dolaştı durdu diyebilirim.IMG_9715

Sonunda çiftliğimize doğru yola koyulduk. Yol rezalet derecesinde bozuk ve ekipte biraz moral bozukluğu olmaya başladı gibi. Hava o yönde. Kimse böyle bir yol sonunda ne ile karşılaşacağını bilmiyor. Nihayet Estancia Tercera Barranca adlı çiftliği bulduk. Bizim gezginlerin çiftliği görür görmez değişen ruh halleri çok komikti. Buraya girer girmez içimizi bir sıcaklık kapladı. Kalabileceğimiz en otantik yerlerdendi. Hemen odalarımıza yerleştik. Sonra da at gezisi için atlarımız hazır olana  kadar çay içmeye, çiftliğin restoranına geçtik. Yemekleri hazırlayan Şilili teyze dünya tatlısı. Mutfaktan muhteşem bir koku geliyor. Meğerse sabah için kek yapıyormuş. Allem etti kallem etti, ne yaptıysak keki bize bir türlü yedirmedi. “Sabaha, sabaha” dedi durdu. Bu arada kocaman bir koyunu ortadan ikiye bölmüşler, bir de şişe geçirip, ateşe koymuşlar. Akşama koyun çevirme yapılıyor.. Allah! Keyifler iyice yerine geldi.

Bu arada atlarımız da hazırlandı haberi geldi. Çiftliğin huasoları ile tanıştık.

Huasoların çok tipik kıyafetleri var. Başlarına Chupalla denen bir şapka giyiyorlar.  Manta tabir edilen pançoları da olurmuş. Kısa bir Endülüs yelekleri var. Hemen arkada pantolon içine sokulan kamaları var.

IMG_9748İki saat sürecek olan at turumuzda ben dahil herkes tedirgindi. Hatta ilk birkaç dakika da bağırmalarda olmadı değil. Korkudan tabii ki. Ancak sonradan bu işe bir ısındık bir ısındık, sormayın gitsin. Aslında tüm maharet çok iyi eğitilmiş olan atlarda. Çok ama çok sevdik biz bu turu. Atlarımızla çiftliği şöyle bir genişçe gezdik. Bu arada havada biraz düzeldi ve Torres del Paine hala biraz bulutlu da olsa, yüzünü göstermeye başladı. Çiftliğe dönüşümüz, Kanuni’nin seferden dönüşü havasındaydı.

Biz gezide iken bizim ateşteki koyun pişmiş.  Akşama o kocaman kuzuyu parçalanmış halde sofraya getirdiklerinde “bunu nasıl yiyeceğiz” diye düşünürken, yarım saatte koca kuzunun sonunu getirdik. Kuzuyu pişiren amcama “daha var mı?” havasında alttan alttan bakışlarımız da boş çıkınca, dayandık biraya..

Gece belli bir saatten sonra jeneratörler devreye giriyor. Sahi! Size söylemedim; burada elektrik filan yok.. Yanınızda fenerlerinizi filan getirin.. Ama öyle bir gökyüzü ve o kadar güzel de yıldızlar var ki, kim arar ışığı?

Güzel ama çok güzel bir gün geçirdik..

Anlatırken bile içim kıpır kıpır..

Bir daha mı gitsek Patagonya’ya ne?

Dr Ümit Kuru

30.04.2013 Saat 00:43

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Puerto Natales

IMG_9269-001

Programımıza göre artık ülke değiştirmenin zamanı geldi. Bugün Şili Patagonya’sını ziyarete başlıyoruz. Gideceğimiz şehir ise Puerto Natales. Arjantin’den Şili ‘ye geçmek için yerel otobüsleri kullanacağız.  Arjantin plakalı otobüs ile Şili sınırını geçmek ve Puerto Natales’e gitmek üzere erkenden kalkıp, El Calafate otobüs garına gittik. Otobüste yerimizi alıp, saat 09:00 gibi de yola düştük. Otobüs çok rahat ve neredeyse hemen herkes bizim gibi turist. El Calafate ile Puerto Natales arası 280 km kadar. Şili’ye süt ürünlerini ve tohum sayılacak her türlü kuru yemişi sokmak yasakmış. Sınırda beyan etmek ve bırakmak gerekiyormuş. Eğer beyan edilmez ve sınırda Şili sınır polisince yakalanırsanız bir de para cezası yeme olasılığınız var. Bu nedenle biz de yol boyunca tüm kuruyemişleri grupça yemeye karar verdik. Doğrusu bizden çıkan kuruyemişlerle, pazarda küçük bir kuruyemiş tezgahı açabilirmişiz. Tüm yol boyu kuruyemiş yedik durduk. Hatta diğer yolcular bile sebeplendiler bizim yemişlerden.

 El Calafate, Santa Cruz, Arjantin,  Puerto Natales, Natales, Magallanes y la Antártica Chilena bölgesi, ŞiliDört saatlik bir yolculuktan sonra bir madenci kasabasını andıran Rio Turbio içinden geçerek Arjantin-Şili sınırına vardık. Şoförümüz burada tüm pasaportları alarak çıkış işlemleri için sınır karakoluna gitti. Arjantin sınırını geçmek çok kısa sürede ve kolay oldu. Bir süre daha otobüsle yola devam edince yine kasabadan bozma Dorotea denen Şili sınır şehrine vardık. İşte bu sınırı geçmek epey zamanımızı aldı. Tüm bavullar aşağıya indi, sınır polisini görmek için hepimiz kuyruğa girdik ve vizemizi aldık. Sonunda bavullarımız  X-Ray den geçti ve bavulları alıp tekrar otobüse döndük. Kısa bir yolcuk daha yapıp Puerto Natales’e vardık.

Puerto Natales, Şili ‘nin Magallanes y la Antártica Chilena Bölgesi‘nde 19.000 nüfuslu bir liman şehri olup Última Esperanza eyaletinin de başkenti. Şehri 1911 yılında özellikle Alman, İngiliz, Hırvat, Yunan ve İspanyol göçmenler kurmuşlar. Bu göçmenlerin geliş nedenleri de, bölgeyi koyun yetiştiriciliği maksadıyla kullanmak olmuş.

Bu küçük şehirdeki otelimizin ismi Aqua Terra. Burası şehir merkezine yakın küçük butik bir oteldi. Valizleri hemen IMG_9010-001otele bırakıp, odalarımıza yerleştik. Yakında bulunan ve daha çok yerli halkın rağbet ettiği El Bote adlı bir restorana yemeğe gittik. Burada içtiğim kuşkonmaz çorbasını çok beğendim.

Daha sonra otele döndük ama kimsenin odalara girme niyeti de yok. Hemen sahile doğru kısa bir tur yaptık. Sahilde siyah boyunlu kuğudan, doğana, karabatağına kadar bir sürü kuş var. Sakin ve çok dinlendirici bir yerdi. Neredeyse 2 saate yakın burada fotoğraf çektim.

Otele dönüp kısa bir dinlenme sonrası akşam yemeğine gittik. Akşam yemeği için toplandığımız otel lobisinde bize Pisco Sour ikram ettiler. Doğrusu Peru’da tattıklarımdan daha güzeldi. O güne denk gelen Dünya Kadınlar Günü ve sevgili Banu-Barbaros çiftinin 12. evlilik yıldönümlerini kutladık. Akşam yemeğini de aynı otelin restoranında yedik.

Yol ne de olsa insanı yoruyor. Üstelik yarın gerçekleştireceğimiz müthiş bir gezi de var; Torres del Paines Milli Parkını gezeceğiz ve gezinin en heyecanla beklediğim bölümlerinden olan Milli Park içinde bir Estancia (çiftlik) da konaklama ve ata binme aktivitelerini yapacağız.

Yarını iple çekiyorum. Hoş; Bu gezi de hangi günü iple çekmedim ki?

Gezekalın…

Dr. Ümit Kuru

26.04.2013 Saat 21:10

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Brezilya-Iguazu soslu Arjantin-Şili-Patagonya gezisi-Perito Moreno Buzulu

IMG_8519-001Hanımla sabah erkenden kalkıp, dünden gözüme kestirdiğim ve Laguna Nimes kenarında kurulmuş kuş gözlem yerine doğru yürüdük. Bu özel parkta 2 km’ye yakın bir yürüyüş alanı var. Kapıda herhangi bir görevli olmayınca idareten kapıya vurulmuş kilidi açıp içeri girdik. Ancak bir sorun var ki hava daha yeni aydınlanıyor. Kanat ve kuş bağırtılarını duymakla birlikte kendilerini ancak hayal meyal görebiliyoruz. Bu ışıkta fotoğrafta çekmek zor. Tüm bunlar yan yana gelince benim için burada ki büyü bir anda kayboldu. Kös kös otelin yolunu tuttuk ve kahvaltıya gittik. Ancak siz gezginlere hatırlatırım ki bu lagünde çok sayıda kuş türü mevcut. Vakit varsa ziyarete değer. Bazen pembe flamingoları bile görebilirsiniz.

IMG_8430-001Kahvaltı sonrasında minibüse atlayıp 80 km ötedeki Perito Moreno Buzuluna doğru yola çıktık. Yolda Lagünde kuşları ve flamingoları yakında görünce minibüsü durdurdum hemen. Sabahın öcünü alırcasına bastık deklanşöre…

Perito Moreno Buzulu 25o km2’lik bir alanı kaplayan ve 30 km uzunluğa sahip Güney Patagonya Buzul Kampının bir kolu. Dünyanın en geniş 3. Tatlı su rezervi olarak biliniyor. İspanyol Francisco Moreno adlı kaşif, bu buzula ismini verse de aslında daha öncesinden bir Alman tarafından Bismarck Buzulu olarak adlandırılmış.

Perito Moreno Buzulu aldığı yağışlar nedeni ile büyüyen bir buzul. Buzul, Argentino Gölü yüzeyinden 74 metre IMG_8636yükseklikte ve buzulun uç kısmı 5 km genişliğinde. Buzulun toplam derinliği ise 170 metreleri buluyor. Göle bu büyük buzul parçalarının düşmesi, korkunç bir sese neden oluyor. Buzul, kütlesinin ağırlığı ile Argentino Gölünün güney kısmı olan Brazo Rico’ya doğru hareket ediyor. Bazen ilerleyen buzulda kırılma olmadığı zaman, Buzul gölün dar olan bu kısmında kıyıya ulaşıyor. Yani Buzul Argentino Gölünü ikiye ayrılmış oluyor. Dere suları ile beslenen bir yan taraf nedeni ile gölün bölümleri arasında 30 metre yüksekleri bulan farklar ortaya çıkabiliyor. Yükselen suyun buzula yaptığı basıncın artması ile buzul parçalanıyor ve gölün su ile yükselmiş kısmından diğer tarafa doğru su akışı oluyor. Bu olay bazen yılda bir kez, bazen de 10 yılda bir olabiliyormuş. En son 2012 yılında olan olay biz gitmeden yakın bir zaman önce de yaşanmış. Keşke bize denk gelseydi…

Perito Moreno Buzulu Park giriş kapısından geçerek, buzulu en yukarıdan ve tam ortadan gören gözlem yerine kadar yürüdük. Burada bize son bilgiler verildikten sonra 2 saat kadar serbest zaman verildi. Bu arada sıkı bir yağmura da yakalandık. Bu parkın içinde seviye farkı gösteren 3 ana gözlem noktası var; En üstte, ortada ve en alta gözlem yerleri kurulmuş. Buralara giden yollar ise renklerle gösterilmiş; Sarı, yeşil ve kırmızı. Bize verilen serbest zaman içinde tüm yolları izleyerek buzulun tüm güzelliklerine tanık olmaya çalıştık. Çok etkileyici bir buzul ve Viedma Buzuluna göre daha beyaz. Yani beklediğimiz gibi bir buzul. Bir ara korkunç bir gürültü koptu. Bu gürültünün buzuldan parça kırılmasına bağlı olduğunu öğrendik. O andan itibaren de buzulda kırılma beklemeye başladım. Elim sürekli olarak deklanşörde, nereden bir gürültü duysam, hemen o yöne makineyi çevirdim.  Sonunda birkaç tane büyük kırılmayı yakalayabildim.

IMG_8845-001Öğleye doğru kumanyaları yedikten sonra bu sefer buzulun kuzey tarafını ve Buzulu gölden görmek için tekneye bindik. Tekne turu için adam başı 60 USD para ödemeniz gerekiyor. Hareketten sonra teknenin açık kısmında yani teknenin üstünde yerimizi aldık. Buzulun kıyı ile birleştiği ve yakında parçalanmış olan kısımda hala biraz buzul var. Gölden buzul çok daha etkileyici gözüküyor. Su üstünde yeni kopmuş buzul parçaları ağır ağır seyir halindeler. Yaklaşık bir saatlik bir gezi sonrasında kıyıya geri döndük. Bizi bekleyen minibüsle El Calafate’ye doğru yola düştük.

El Calafate’ye vardıktan sonra otele dönmek istemedik ve onun yerine bu şirin ve küçük şehrin sokaklarını, insanlarını tanımak istedik. El Calafate’nin tek ana caddesi olan Avenida del Libertador boyunca yürüyüşümüzü yaptık. Dükkanlara girip çıktık. İstanbul’a dönüşte götüreceğimiz hediyeliklere bakındık ama dişe dokunur bir şey de bulamadık. Sonunda otelimize döndük. Bu arada söylemeyi unuttum herhalde; Arjantin insanları çok sıcak ve dost insanlar. Gezi boyu hiç aksine şahit olmadık.

Akşam yemeği için adı Don Pichon olan ve El Calafate’ye tepeden hakim olan bir restorana gittik. Bu geziyi boyunca hemen tüm akşam yemeklerini güzel yerlerde yedik ama burası en favori yerlerimizden birisi oldu. Menü tabii ki et ağırlıklı.

Perito Moreno Buzul gezisi bugünün ve belki de tüm gezimizin en güzel yerlerinden birisi oldu. Gezi sonunda “gezinin favorisi ilk üç yeriniz hangisi oldu” soruma arkadaşlarımın verdikleri yanıtlar içinde Perito Moreno ya ilk ya da ikinci sırada geldi..

Benim en favori yerim mi? Durun bakalım daha güzellikler bitmedi! Daha neler var neler….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.04.2013 Saat 00:33

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.