• Arşivler

  • Diğer 515 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.667 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Napoli

IMG_0874

İtalya gezginleri olarak sabahın erken bir saatinde havaalanında buluştuk. Uçak zamanında körükten ayrılsa da havalanmak için 40 dakika geçmesi gerekti. İstanbul-Napoli arası THY ile doğrudan uçuluyor. Kuş uçuşu 1220 km ve uçuş süresi ise 2 saat 10 dakika kadar tutuyor.

Napoli havalimanından çıkışımız sonrasında bizi çıkışta bekleyen rehberimiz sevgili Anıl Ergün’le buluştuk. Otobüsümüzle Napoli şehir turuna başladık.

İtalya’nın Roma ve Milano’dan sonra bir milyon civarı nüfusu ile 3. büyük kenti olan Napoli, Campania Eyaleti başkenti. 2800 Yıllık geçmişi ile sadece İtalya’nın değil ama Avrupa’nın da en eski şehirlerinden bir tanesi. 1285–1816 tarihleri arasında özerk bir devlet olan Napoli Krallığı’nın başkentliğini de yapmış. 720 hektarlık Napoli eski tarihsel şehir merkezi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunmakta. Sizin anlayacağınız geziye çok önemli kentten başlıyoruz.

IMG_0774

IMG_0780Napoli’ye girmeden hemen önce şehrin panoramik görüntüsünü alacağımız bir tepede durduk. Durduğumuz yerden Vezüv Dağını, Ischia ve Procida Adalarını görecek şekilde tüm Napoli Körfezi ve şehrini görmemiz gerekirdi. Ancak havanın puslu olması özellikle Pompei Şehri katili Vezüv Yanardağını görmemizi engelledi. Yine de tüm körfez ve şehrin bir kısmı iyi görüntü verdi ve “Ben güzel bir şehrim” dedi bize.  IMG_0783

Daha sonra şehrin ana meydanlarından olan Piazza del Plebiscito‘ya gittik. Buradaki meydanda hemen arkamızda tadilat gören Kraliyet Sarayı ve karşımızda ise  San Francesco di Paola Kilisesi var

IMG_0796-001

Plebiscito “referandum” anlamına geliyor. Plebiscito Meydanı, 1863 yılında Napoli Krallığının Birleşik İtalya’ya katılma kararının burada alınmasına izafen verilmiş bir isim. 19. Yüzyılın başlarında Bourbon Hanedanlığı tarafından yönetilen ülkeyi Napolyon ele geçirmiş. Napolyan’da yönetimi akrabası olan Joachim Murat’a teslim etmiş. O da Napolyon’a hediye olarak bugünkü San Francesco di Paola Kilisesi’ni sarayın devamı olan bir kompleks olarak inşa ettirmiş. Ancak Napolyon daha bu sarayı göremeden yönetim tekrar Bourbon’lara geçmiş. Onlarda yeni yapılan saray kısmını kiliseye çevirip bir dönem bu civarda yaşamış olan Aziz Francesco’ya adamışlar (San Francesco di Paola Kilisesi). Bu kilise Roma’daki Pantheon’a benziyor.

IMG_0801

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yüzünüzü San Francesco di Paola Kilisesine verdiğinizde sağınızda kalan bina Palazzo della Prefettura. Bir dönem Kraliyet Sarayı bahçesinde misafirleri ağırlamak için Kral 1. Ferdinand tarafından yapılan bu küçük sarayın alana girerken ki ilk katı Caffe Gambrinus adlı bir kafeye dönüştürülmüş. 1860’lı yıllardan beri kafe olarak hizmet vermiş olan bu tarihi mekanın içi çeşitli sanatçılartarafından dekore edilmiş. Napoli’ye gelip de burada bir tatlı-dondurma yemeden ve bu güzel mekanın kahvelerinden içmeden ama daha önemlisi içini bir müze gezermiş gibi gezmeden sakın gelmeyin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Bu alanı gezdikten sonra açlığımızın artık tavan yaptığını anladık. Hele bir de Caffe Gambrinus’daki tatlıları gördükten sonra bizi tutabilene aşk olsun! Hemen yakındaki ayak üstü pizza yapan bir dükkana girdik. Girdik ama gel de bizim ülkenin eli tez satıcılarını arama burada! Adamlar hiç bir şekilde sıkıntıya gelemiyorlar. Bir bağırış, bir çağırış arasında kaptık bir dilim pizzayı, köşede yedik. Sonradan başka bir italyan şehrinde gördüğüm bir yazı aslında buradaki beklentilerimize ince ayar veriyordu “Keep calm. You are in Italy” “Sakin olun, İtalya’dasınız”

Bu arada bazı ipuçları vermem lazım sizlere. Özellikle Napoli ve Amalfi Kıyılarında gezdiğimiz her yerde, yemek yediğimiz her kafe ve restoranda oturma parası denen bir parayı vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu paranın miktarı genellikle 2 Euro olsa da 4 Euro olduğu yerler de oldu. Otellerin tamamında sizden aldıkları 2-3 Euro şehir vergisi de söz konusu tabii ki. Sizin anlayacağınız İtalyanlar turisti affetmiyorlar.

IMG_0819

Sonra Galleria Umberto 1‘in içini gezdik. Burası her zaman halka açık bir alışveriş merkezi olmuş. 1887-1891 Yılları arasında inşa edilmiş olan bu bina San Carlo Opera binasının  çapraz karşısında bulunuyor. Binanın içinde alışveriş için dükkanlar ve kafeler var. Bina, Milano’daki Galleria Vittorio Emanuele II örnek alınarak yapılmış ve binanın yapıldığı dönemdeki İtalyan kralın ismini taşıyor. Bu arada San Carlo Opera binasını ancak dışarıdan görebildiğimizi söylemem lazım. Avrupanın en iyi akustiğine sahip binalarından bir tanesinin içini gezmeye zaman olmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0839

Bir sonraki hedefimiz, denize doğru yürüyüp Castel dell’Ovo‘yu ziyaret etmek. Napoli içindeki 3 kaleden biri olan bu kale aslında Megaride adli bir ada üstünde kurulmuş ve kalelerin en eski olanıymış. Milattan önce 6. yüzyılda Yunanlılar ilk olarak buraya yerleşip bu kaleyi kurmuşlar. Milattan  sonra 5 yüzyıl ortalarında Romalılar buraya bugünkü kaleyi inşa etmişler. Romanın son imparatoru Romulus Augustulus bu kaleye sürgüne gönderilmiş. Bu kaleye yumurta kalesi anlamında  Castel dell’Ovo denmesinin nedeni bir efsane. Büyü ve kehanetleri ile meşhur Romalı ozan Virgil, bu kalenin inşası sırasında sihirli bir yumurtayı kalenin temellerine yerleştirmiş ve eğer bu yumurta kırılırsa Napoli’nin başına felaketler geleceğinden bahsetmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kale ile işimizi bitirdikten sonra bir diğer kale olan Castel Sant’Elmo’ya  gittik. Buraya gitmek için önce Toledo Caddesi üzerindeki Central foniküler durağına kadar gitmeniz gerekiyor. Napoli’deki foniküler sistemin geçmişi 1889’lara kadar gidiyor ve dünyanın en eskilerinden sayılıyor. Yaklaşık 5 dakika süren bir yoculuk sonrasında diğer istasyonda inip Castel Sant’Elmo’ya doğru yürüdük. Yolda bir İtalyan grubun söylediği Santa Lucia adlı şarkıya eşlik edenlerimiz bile oldu.

IMG_0889

IMG_0892-001Castel Sant’Elmo’ya surlarına vardığımızda kale ziyareti yapmak hiç içimizden gelmedi. Bunun yerine hemen karşıda bulunan ve sabah bize yüzünü göstermeyen Vezüv Yanardağı manzaralı bir kafede oturmak daha cazip duruyordu. Biz de tercihimizi bu yönde kullandık. İyi de ettik. Hem Napoli’nin panoroması ve hem de Vezüv Yanardağına karşı kahvelerimizi yudumlamak iyi geldi doğrusu.

Castel Sant’Elmo ortaçağ kalelerinden ve yapımı 1275 yıllarına kadar gidiyor. Eskiden kalenin kuruluduğu yerde bir kilise varmış. Napoli’deki diğer kale ise Castel Nuovo.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0884Bu gezi sonrasında akşam yemeğini yemeyi planladığımız Santa Lucia’ya doğru sahilden yürüyüşe geçtik. Ama yol üzerinde Galleria Umberto 1 içindeki Mary adlı bir pastaneden Baba tatlısı yemeyi de ihmal etmedik. Bu alkol katkılı tatlının içinde farklı şeyler olabiliyor. Beğendim. Tavsiye ederim.

Yol boyu yavaş bir tempoda yürüyerek şarkılara konu olmuş Santa Lucia bölgesine ulaştık. Castel Nuovo bir yanda, limana demirli yatlar bir yanda bir güzel akşam yemeği yedik. Yemek sonrası şehir merkezinde bulunan otelimize yürüken yolda Caffe Gambrinus’a uğrayıp kahvelermizi yudumlayarak günün muhasebesini yaptık. Otele vardığımızda ise ayaklarda tatlı bir sızı vardı.

Ne dersiniz? Gezi güzel başladı değil mi?

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

02.05.2015 Saat 01:03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

http://www.mappery.com/naples-tourist-map

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Giriş

IMG_3502

Baharları severim.

Hem ilkbaharı, hem de sonbaharı..Baharlardan ilkinin doğaya verdiği yeşil rengi ve renk renk kır çiçeklerini, sonuncusunun ise yaprakları sarıya kızıla boyamış halini severim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her sene Nisan-Mayıs aylarında yurt içi bahar gezisi yapmayı, yani ilkbaharı karşılamayı, adet haline getirmiştik. Bu adeti ilk defa bozduk ve baharı yurt dışında karşıladık. Senenin ilk yurt dışı gezisini gezi grubumuzla beraber İtalya’nın Güney Kıyılarına ve Sicilya’ya yaptık. 18-26 Nisan tarihleri arasında toplam 23 kişi, her zamanki gibi özel bir programla geziyi tamamladık.

IMG_2886

Geziye Napoli’den başlayıp, Capri Adası ve devamında Amalfi Kıyılarını gezip, Sicilya Adasında, Catania Şehrinden İstanbul’a döndük. Dolu dolu sekiz gece 9 günlük tur, doğa ve tarih içerikli yoğun bir programdı. Her sene yaptığımız 5-6 günlük yurt içi bahar gezisini (çoğunlukla da İsparta ve civarı Göller bölgesi turu yaparız)  İtalya’da harcadık. Gezi ve gezi de arkadaşlarla birlikteliğimiz çok güzeldi. Ama ne yalan söyleyeyim, baharı yurt içinde, kendi dağlarımda, kendi kır-dağ eteklerinde ve yöre insanımla geçirmek daha güzel oluyormuş.  Seneye geleneğe devam edeceğiz artık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sanal Gezginler..Bir başka gelenek de gezi sonrası anıları sizlerle paylaşmak ve onları ölümsüzleştirmek olduğuna göre, buyrun bakalım “Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak” başlıklı gezi yazımıza…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

29.04.2015 Saat 23:19

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 10. Gün: Katmandu (Nepal)-Son Yazı

IMG_2072

IMG_2044Sabah Thimphu’daki otelimizde son kahvaltımızı ettik ve bavulları araca yüklediler. Bhutan’daki rehberimiz Dorji her zamanki canı tezliği ile bir an evvel Paro’ya doğru yola çıkmamız gerektiği konusunda ısrarcı. Günseli Hanım ve Barış ise daha turun programının tamamlanmadığı konusunda ısrarcı. Sonunda bizimkilerin dediği oldu ve Thimphu ve Thimphu Vadisine tepelerden son bir kez bakış amacı ile tepelerdeki gözlem noktasına doğru yola çıktık. Dua bayrakları ve altta Thimphu şehri, hafif bir sisin içinde çok gizemli gözüküyor. Tashichoe Dzong ve arkasındaki Parlamento binası güzellikleri ile gözümüzün önünde duruyorlar.  Onların sağ tarafında bulunan ve ağaçlar içinde kamufle edilmiş Kraliyet Sarayının ise sadece damları gözüküyor. Buradan son fotoğraflarımız aldıktan sonra Paro’ya doğru yola koyulduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İki saatlik bir yolculuk sonrası Paro’ya ve hemen yakınındaki havalimanına vardık. Bu sefer uçak garanti ve Bhutan resmi havayolları olan Druk Air ile uçacağız. Sonunda valizlerimizi verdik ve uçak saatini beklemeye başladık. Pek bir gecikme yaşamadan da Katmandu’ya doğru havalandık. Bu güzelim ülkeyi özleyeceğim…

IMG_2102

Katmandu’ya uçuş bir saat kadar sürdü. Uçaktan bir güzel Himalaya ve Everest pozları aldık ki anlatamam ama size gösterebilirim.. Everest’e yaklaştığımızda uçağın pilotu anonsla şu sözleri söyledi “ Baylar bayanlar! Sağ yan da dünyanın en yükseği; Everest.” Altımızda adeta bulutlardan bir deniz ve onların içinden çıkan Himalayalar ne kadar da güzel bir manzara oluşturuyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Katmandu havalimanına inip, 3. Kez pasaport işlemlerini yerine getirdikten sonra Katmandu’da valizlerimizi deposuna kaldırdığımız otele gittik. Nihayet tüm eşyalarımız yan yana geldiler.

IMG_2179

Bundan sonra şehir merkezine 9 km uzakta bulunan ve UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesi içinde yer alan Boudhanath (Küçük Tibet) ziyaretimiz oldu. Bu Nepal içindeki son aktivitemiz. Daha sonra bir gece konaklama yapacağımız Bahreyn’e uçacağız.

IMG_2165Boudhanath, Nepal’in en kutsal mekanlarından birisi. Burası zamanında zamanın da Tibet’ten gelen ticaret yolu üzerinde bulunuyormuş.  Nepal’de bulunan en eski ve büyük Budist yapı olma özelliğini taşıyor. Otuz altı metrelik boyu ile Nepal’in en heybetli yapıları arasında bulunuyormuş. Stupa içinde hem Hindular ve hem de Budistler için kutsal sayılan bilge Kasyapa’nın kalıntılarının gömülü olduğu sanılıyor.

Stupa, 3 katlı Mandala (Hindistan kökenli dinlerde metafizik veya sembolik bakımdan meta veya mikro kozmosu gösteren şekillere verilen ad) stilinde platformda bulunuyorken, çevresinde çok çeşitli renklerde boyanmış evler dizilmiş. Çevresi 100 metreyi buluyor. Yükseklik ise 40 metreye yakın.Temel de Swayambhunath Stupasına çok benziyor ama Swayambhunath Stupası daha küçük. Burasının 5. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor.

1950 yıllarında Tibet’ten Nepal’e sığınmacı insanlar gelince çoğu burada yaşamayı tercih etmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alan herhalde her zaman bu kadar kalabalık oluyordur. Stupanın çevresini ellerinde 108 taneli tespihleri ile dolanarak dua eden, dua çarklarını çeviren ve renkli giysileri içinde insanlar neredeyse tüm alanı doldurmuşlar. Bir de bizim gibi merakla çevresini gözlemlemeye veya fotoğraf çekmeye çalışanlar var. Bu arada bir de yağmur başlamasın mı? Son gün olacak iş miydi bu? Yağmur, civarda bulunan ve hediyelik eşyalar satan dükkânlara girmek için bir bahane oldu.

IMG_2195

Bu alanı bir güzel gezdikten sonra saat 16:30’da ki randevumuza yetişmek için yola çıkıyoruz. Gideceğimiz yer bir Budist manastır. Özelliği ne derseniz burada ayini izlerken fotoğraf çekebileceğiz. Daha önce izlediğimiz hiçbir ayinde fotoğraf çekememiştik. Manastırı bulup ayine katıldık ve aralarında çok sevdiğim karelerinde bulunduğu fotoğraflar çektik.  Bu ayinde her şey çok ilginç geldi; İnsanlar toplu halde duaların yazılı olduğu sayfaları sesli ve müzikal bir tını içinde okuyup, çeşitli hareketler yapıyorlar. Bu arada yeri gelince bir davul, yeri gelince bir zil ve yeri gelince de üflemeli çalgılar devreye giriyor.

IMG_2213

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada son karelerimizi de aldıktan sonra aracımızla çok ilginç başka bir yere gittik. Ben bu kısımların başka herhangi bir turda olabileceğini sanmıyorum. Gittiğimiz yer bir otel. Burasının özelliği Nepal’den çeşitli yerlerden toplanmış ve her biri müzeye girebilecek kadar kıymetli ve güzel olan pencere, kapı tahta işlerine göre otel pavyonlarının yapılması.

IMG_2322

Dwarika Hotelin sahibi Dwarika Das Shrestha Nepal’in her tarafından bu parçaları toplamış ve yavaş yavaş oteli bugünkü hale getirmiş. Oteli şimdi kızı ve karısı işletiyor. Bu iki insanla da tanışma şansımız oldu. Gerçekten çok güzel bir oteldi. Burada bahçede Nepal’deki son akşam yemeğimizi yedik. Bilin bakalım ne yedik? Evet bildiniz! Momo….

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet dostlar, bu güzel geziyi bu son anlarla tamamlamış olduk. O gece Bahreyn’e uçtuk ve orada bir gece konakladık. Ertesi günde Bahreyn’den İstanbul’a uçtuk.

2 Kasımda başlayan gezimiz, 13 kasım da bitmiş oldu. Her anı dolu dolu geçti. Bu olmasa da olurdu dediğim kısım hiç olmadı ama “ah! Keşke daha çok zamanımız olsaydı” dediğim kısım çok oldu. Örneğin Chitwan’da bir gece daha kalmak isterdim. Ortalıkta dolaşan kelebek ve kuşları fotoğraf karelerime hapsedebilmek isterdim. Bana yüzünü göstermeyen Himalayaların, Sarangot tepesinde, Nagarkot tepesinde yüzlerini görebilmek amacıyla inadına beklemeyi isterdim. Ya Bhutan? Orada keşke 2-3 günüm daha olabilseydi de şu okçuluk çalışmalarını gözlemleyebilseydim. Ya da Thimphu içindeki, uzaktan görüp de yakından bir türlü göremediğim tahta köprünün üstünde yürüyebilseydim.

Yeni rotalarda, hep birlikte..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 01.12.2011 saat 00:54

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 14.04.2015 Saat 22:59

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 9. Gün: Thimphu-Wangdue Phodrang-Punakha Dzong

IMG_2002

Sabah kahvaltı sonrası Wangdue Phodrang ve Punakha’ya doğru hareket ettik. Thimphu’dan itibaren yaklaşık 80 km gideceğiz. Bu mesafe Bhutan’da ancak 3 saatte gidilebiliyor. Bunun nedeni olarak Bhutan’da yolların bozuk olmasını bir neden olarak düşünebilirsiniz. Ülkenin iç bölgelerini bilmem ama gezdiğimiz yerlerde bu pek söz konusu değildi. Bununla beraber yol gidiş geliş tek şerit olmak üzere çalışıyor ve daha da önemlisi dağlık bir alanda seyahat ediyorsunuz. Bu nedenle de bu kadar mesafeyi ancak 3 saatte tamamlayabiliyorsunuz.

IMG_1540Thimphu’da hayat çoktan başlamış. Çocuklar, tek tip giysileri içinde okul yollarına düşmüşler. Wang Chhu nehri solumuzda daha sonra ise sağımızda kalacak şekilde giderek, dağlık alana doğru yol almaya başladık. Etraf yemyeşil. Asıl ormanlık alan meğerse yeni başlıyormuş. Bir süre yol aldıktan sonra yol kenarında duran satıcıları gördük. İçim gidiyor “Ah! Şunları bir fotoğraflasaydım” derken Günseli hanım aklımı mı okudu nedir, arabayı durdurdu. Meğerse satıcılarda elma görmüş, Bhutan’a geldiğimizden beri bahsettiği organik ve lezzetli bu meyveleri mutlaka tatmamız gerektiğini düşündüğünden almak istemiş. Kör, istedi bir göz, Allah verdi iki göz.. Ben hem fotoğraf çektim ve hem de meyvelerden satın aldım. Elmalar pek küçük ama bir lezzetliydi ki sormayın! Bu insanları pek sevdim; rica ediyorsunuz, sıkılmadan usanmadan poz veriyorlar..

IMG_1544

Bu gezinin en çok merakla beklediğim kısımlarından bir tanesi Dochu La Pass denen geçit. Thimphu’dan 30 km sonra varıyorsunuz. Burasının rakımı 3150 metrelerde ve açık bir havada Himalayaları buradan çok güzel şekilde görmeniz mümkün oluyor. Burası aynı zamanda Wangdue ve Punakha’ya gidenler içinde, doyumsuz manzaraya karşı, bir çay kahve molası verilen bir yer.

IMG_1596

O gün şanslıydık. Hava güneşli, berrak mı berraktı ve Himalayalar karşımızda tüm güzelliği ile duruyordu. Burada bulunan bir diğer ilginç yerde hemen yolun karşı tarafına yapılmış olan 108 adet chorten (küçük Budist objelerin konduğu yapılar) yani nam-ı diğer “Druk Wangyal Khangzang Chhortens”.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1996-1997 Yıllarında bu bölgedeki Bhutan ormanlarına Hintli ayrılıkçı gruplar eğitim kampları açmışlar.  Bu işten haberdar olan Bhutan Kralı önce barışçıl yollardan anlaşıp onları uzaklaştırmaya çalışmış. Ancak bu militanlar, buradan ayrılmaya ikna olmamışlar. Bu arada Hindistan’da, bu militanları uzaklaştırması ve/veya etkisiz hale getirmesi için Bhutan’a baskı yapmaya başlamış. Sonunda 2003 yılının sonunda Bhutan askerleri bu ormanlara dalıp hem kampları ele geçirmiş ve hem de militanları. Bu arada bir kısım Bhutan askeri de ölmüş. 2004 Yılında cesur Krala saygı amacıyla yapılan Druk Wangyal Khangzang Chhortens büyük bir törenle açılmış. Druk Wangyal Khangzang Chhortens, bir tepe üstüne dizilmiş 108 adet minik tapınaktan ve en tepede de ana binadan meydana gelmiş dini kompleks. Küçük olan tapınaklar büyük olana doğru uzanıyorlar. Burayı sevdim; Sola dönsen Himalayalar sağa dönsen tarih. Burayı şöyle sindire sindire gezmek isterdim doğrusu..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1704
Punakha’dan 21 km kadar önce Punak Chhu nehrinin kenarında kurulu Wangdue Phodrang Dzong kale-manastırına geldik. Burası Thimphu, Trongsa gibi önemli şehirlere giden yol kavşağında olmasından dolayı önemli bir yer. 1638 Yılında Shabdrung Ngawang Namgyel burada kumlarla oynayan Wangdi adında bir çocukla karşılaşıyor. Yeni kalesine Wandi’nin Sarayı anlamında Wangdi Phodrang adını veriyor. Sonradan bu isim Wangdue’ya değişiyor. Burası bir dönem Bhutan’ın başkenti olmuş. Kale 1837’de bir yangından ve 1897’de ise depremden dolayı zarar görmüş. Dzong, o yıllardaki aslı gibiydi ama çok bakımsız kalmış. Yakında Hindistan’dan sağlanan dış yardımla restorasyona uğrayacak. Orijinaline en yakın halini gördüğümüz için çok şanslıyız (Not: Bu kale maalesef bir süre sonra çıkan yangınla tamamen yandı ve bir sene sonra yaptığımız Bhutan gezisinde bu kalenin sadece yıkıntılarını görebildik).

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dzong’un dışında tak şeklinde büyükçe bir kapıdan içeriye giriliyor. Yolun sonunda bir kapı daha var ve oradan geçince büyük bir iç avluya çıkıyorsunuz. Etrafta terk edilmişliğin havası var. Belli, buraları zamanında çok heybetli yerlermiş, tahta yapılarda muhteşem oymalar ve resimler var. Bazı duvarlarda ve tahtalar üzerinde resimler yapılmış. Etrafta sadece birkaç rahip dolaşıyor. Her köşede bir yaşanmışlık var ama artık sadece eski ve yıpranmış bir yapı. Bir rahibe büyük manastırı açtırdık. İçeride hemen her manastırda olduğu gibi Sakyamuni veGuru Rimpoche’nin büstleri var. Onlara yapılmış adaklar, çiçekler, mumlar ve tereyağının malzeme olarak kullanıldığı oymalar, bu tipteki tapınakların olmazsa olmaz aksesuarları. Tapınağın dışında bizi, koparttıkları çiçekleri sunan köyün çocukları karşıladı. Tabii ki çiçek karşılığı çikolatalar istendi. Yanımızda yok ki verelim çocuklar!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezi sonrası Punakha’ya doğru yöneldik. Öğle saati gelince önce yemeğe gittik. Gittiğimiz lokantanın ismi Phuenzhi Diner.

IMG_1763

Lokantadan çıkınca yürüyerek Punakha Dzong’a doğru çıktık. Punakha Dzong, Pho (Baba) Chhu ve Mo (Anne) Chhu nehirlerinin birbirlerine kavuşma noktasında Punakha-Wangdhue vadisinde yerleşmiş. Punakha Dzong ya da uzun uzadıya yazılışı ile Pungtang Dechen Photrang Dzong (Büyük Mutluluk Sarayı anlamında), 1637-38 yıllarında Zhabdrung (Shabdrung) Ngawang Namgyal tarafından yaptırılmış ve Bhutan topraklarındaki en eski ve en büyük ikinci kale manastırıymış. 1955 Yılına kadar Bhutan hükümetinin oturduğu ve ülkeyi yönettiği başkentmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kale-Manastırı tam karşıdan gören bir mevkiden bolca fotoğrafladık. Daha sonra ise yürüyerek muhteşem bir tahta köprüyü geçtik. Mo Nehri üzerinde bulunan bu köprü, 17. yüzyıl yapımı. 1957 yılında yaşanan bir sel felaketinde bu köprü yıkılmış. Geleneksel tarzda yapılmış olan 55 metrelik bu köprünün Almanya’nın yardımı ile 2006 da başlanan restorasyonu, 2008 yılında bitirilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra güzel bir bahçeden geçip, dik merdivenlerden yukarıya doğru çıkarak Punakha Dzong’a girdik. Dzong’un iç avlusunu geçip sol kolu takip ederek, dar yoldan ve sağlı  sollu her biri birer sanat eseri bina arasından geçince, büyük manastırı karşınızda görüyorsunuz. Burası Je Kenpo ve diğer din ileri gelenlerinin kışlık sarayı. Çok güzel bir yapı ve el işleri muhteşem. Wangchuck sülalesine ait tüm krallar burada taç giymişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezi sonrası tekrar yola düşüp, Thimphu’ya doğru aynı yoldan geri döndük. Yolda Ducho La Pass’da bir mola daha verdik ve bu sefer kafeteryaya çıkıp oradan fotoğraf aldım.

Akşamın karanlığında Thimphu’ya vardık. Bu şehirde artık alışkanlık haline getirdiğimiz üzere şehre dağılıp bir saat süren son alışverişlerimizi yaptık.

Dün geceden kaldığımız otelin yemeklerini beğenmeyince, Günseli Hanımın becerisi ile, daha önce öğle yemeğini yediğimiz ve yemeklerini beğendiğimiz Motithang Hotele akşam yemeği için gittik. Ne de olsa Bhutan da son gecemiz, şarapla ve güzel bir yemekle bu güzelim ülkeye veda ettik.

Yarın artık son yazı olacak. Her gezi gibi bunun da bir sonu vardı tabii ki. Ama bu rüya ülkelere biraz daha zaman lazımmış. Kim bilir belki bir daha gideriz. Gezginin iş belli mi olur!

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 30.11.2011

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 11.04.2015 Saat 00:20

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 8. Gün: Thimphu

IMG_1213

Bhutan’da gece ile gündüz arasında muazzam bir ısı farkı var. Dün gece nasıl üşümüşsem, der-top vaziyette uyandım. Burada kaldığımız oteli gece gözü ile gördük, güzel bir bahçesi var gibiydi. Hemen giyinip, Naime ile birlikte küçük bir çevre turu atalım istedik.

IMG_0977

IMG_0976Otelin bulunduğu mekan gerçekten müthiş. Paro’ya bu sefer de farklı bir tepeden bakıyoruz. Otel önünde dua bayrakları var. Ben bu bayrakları çok ekzotik buluyorum. Genellikle suyu veya dağları gören tepelere dikiyorlar. Bu bayraklar, ölülerin doğru yolu bulmaları amacıyla dikiliyor. Genellikle 108 adet dikiliyor. 2009 yılında Bhutan hükümeti, vatandaşlarını bu bayrakları dikmek için genç ağaçları kesmemeye çağırmış. Yaptıkları hesaba göre haziran 2007 ve haziran 2008 tarihleri arasında 60178 ağaç (günde yaklaşık olarak 165 agaç) bu bayrakların dikilmesi amacı ile kesilmiş. Günde 550 ağaç da başkaca amaçlarla kesiliyormuş. Bhutan hükümeti bu sayının kabul edilebilir bir sayı olmadığını düşünüp, halkını uyarmış. Eski dua bayraklarını kullanmalarını istemiş. Biz de adamı taşlarlar! Onun içindir ki ülkenin %72’si ormanlık. Biz de 2B yasasını çıkartmak için, menfaatkar vatandaş ve milletvekilllerinin verdikleri çabayı düşündükçe insan kahroluyor.

Aşağıda birileri ok atıyor. Sabahın bu erken saatinde adamların elinde bayağı ok-yay var. Hedefe ok fırlatıyorlar. Aslında bu saatte neyin nesi diye düşünsek de, ok onların ulusal sporu. Düzenli olarak müsabakalar yapılıyor. Bahçeyi gezip, manzara fotoğrafları aldıktan sonra kahvaltıya geçtik. Sonra da valizi toplayıp, arabaya denk ettirip, Thimphu’ya doğru yola düştük.

IMG_1010

Önce yol kenarında durup, şu an bu yazıyı yazdığımda neden gezmediğimizi kendime sorduğum, Rinpung  Dzong kale manastırını sabahın bu güzel ışığı altında fotoğrafladık. Sonra daha önemli bir görevi yerine getirdik. Konsolosumuz başımızda olmak üzere yol kenarına tek sıra halinde dizildik ve saat 09:05’i beklemeye başladık; Çünkü bugün 10 kasım. O güzel insanın ölüm yıldönümü ve onu dünyanın neresinde olursak olalım anmamız gerekir. Saati geldiğinde, hepimiz hazırol vaziyetinde tam bir dakikalık saygı duruşunda bulunup, arkasından da İstiklal Marşımızı okuduk. Başta rehberimiz Dorji olmak üzere gelip geçen Bhutanlılar şaşkın şaşkın bakıyorlar. Ne yapacaklarına da karar veremiyorlar. Sonradan Dorji’ye ondan bahsettik. Hayatımın en anlamlı 10 Kasım anmasını burada yaptım diyebilirim. Ruhun şad olsun, seni çok özlüyorum…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Paro Sokaklarında günün ilk ışıkları altında küçük bir tur attık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra yollara düşüp Kyichu Lhakhang Tapınağını ziyaret ettik. Aslında bu ziyareti dün yapacaktık ama tüm günü Taktshang Tapınağına ulaşmak için geçirince burasını gezmek bugüne kaldı.

IMG_1114

Bu tapınak Bhutan’ın en eski tapınağı olma özelliğini taşıyor. 7. Yüzyılda Tibet İmparatoru Songsten Gampo tarafından yaptırılmış. Bhutan’da söylenceler bol ve bunlardan birine göre İmparator Songsten Gampo bir Çinli prenses olan Wencheng ile 641 yılında evlenmiş. Bu prensesin yanında getirdiği çeyiz içinde bulunan ve Budha’yı çocuk olarak gösteren çok değerli Hint işi heykel, Lhasa’dan (Tibet’in Başkenti) geçerken çamura saplanmış. Hiç kimse onu oradan çıkartamamış. Prenses, bunun bir kötü cinin işi olduğu kehanetinde bulunmuş. 659 Yılında İmparator insan yiyen bu kötü devi yere çivilemek amacı ile aynı günde ülkenin dört bir tarafına 108 adet tapınak yapmaya ve tüm Tibet’in de Budizme inanmasını sağlamaya karar vermiş. Bu tapınakları canavarın omuzlarına ve kalçalarına denk gelen merkezi Tibet’in dört yöndeki bölgelerine, dirsek ve dizlerine denk gelen eyaletlerine ve Tibet’in sınırlarına denk gelen canavarın el ve ayaklarına inşa etmişler. Canavarın sorunlu yeri olan sol ayağına yani Bhutan’a da bazı tapınaklar inşa edilmiş. Böylece canavar yere sabitlenmiş. İşte biz bugün canavarın sol ayağına denk gelen tapınak olan Kyichu Lhakhang Tapınağını gezeceğiz. Guru Rimpoche 8. Yüzyılda buraya da gelmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1069Tapınak daha dışarıdan insana sıcak bir his veriyor. Dış avludan başlayan ve insanların döndürerek dualar okudukları silindirler, tüm tapınağın çevresini dolaşıyor. Etraf tertemiz. Tapınağın içine girince küçük bir avlu karşımıza çıktı. Ortada bir soba var. Avlu içinde bulunan portakal ağacının üstünde yılın her ayı portakal olurmuş. Bizim ziyaretimiz zamanında da vardı. Tapınağın içinden sesler geliyor. İçeride bir ayin var. Kırmızı giysileri içinde bazı rahipler ise dışarıda oturuyorlar. O zaman fark etmemiştim ama şimdi bu yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmadan sonra öğreniyorum ki, bu manastırın övünç kaynaklarından bir tanesi de asma demir köprülerin babası sayılan Thangtong Gyalpo (1385-1464) adlı bir Aziz ve demir ustasına ait zincirlere sahip olmasıymış. Ben o zaman bu ayrıntıyı kaçırmışım herhalde ya da bahsedilmedi ama bu usta tüm Tibet ve Bhutan’da toplam olarak, bir kaynağa göre 58, bir diğerine göre 108 adet asma köprü inşa etmiş. Bu nedenle de kendisine Demir köprü Lama anlamında “Lama Chazampa” adı verilmiş. Bu usta Bhutan’a 1433 yılında gelmiş ve Paro’dan Traschigang’a kadar demir halkalardan yapılma sekiz asma köprüyü inşa etmiş. Sadece Doğu Bhutan’da Duksum’da ayakta kalan son asma köprüsü ise 2004 yılında sulara kapılıp gitmiş. Paro-Thimphu yolu üstünde Tamchhog Lhakhang adlı özel ve Thangtong Gyalpo ustanın takip eden ailesine ait bir tapınağın önünde bir asma köprü var. Meğerse bu köprü yıkılan Duksum’daki köprüden kalan demir zincirlerinde kullanıldığı bir asma köprüymüş. Ben dün bu köprü önünden geçerken fotoğraf çekmek için aracın durdurulmasını rica edip, fotoğraf çekmiştim. Biz dün bilmeden onun önünde fotoğraf da çektirmişiz.

IMG_1152

Kyichu Lhakhang Tapınağının içindeki ayine katıldık ve izledik. İçeride fotoğraf çekmemizi istemediler, biz de çekmedik. Baş rahibin çevresine dizilmiş olan diğer dindarlar hep beraber dua ediyorlardı. Başrahibin el hareketleri ile verdiği ritim seyredilmeye değerdi. Daha sonra tapınağın çevresini gezdik. Bahçede köpekle oynayan bir çocuk bize maskaralıklar etti.

IMG_1165

Buradan çıktıktan sonra hemen yan tarafta güzel bir ev fark ettik. Burası bir müze ev. Biz de içeriye daldık. Sonradan buranın 1910 yılında doğmuş 1991 yılında ölmüş bir din adamına (Dilgo Khyentze Rinpoche) ait bir anı evi olduğunu öğreniyoruz.. Sonrasında Thimphu şehrine doğru yol almaya başladık.

IMG_1195

Burada her bir şehre girerken ya da çıkarken büyük bir kapıdan giriyorsunuz. Thimphu’ya girerken de bu büyük kapının orada durup Thimphu’nun giriş kapısının fotoğrafını çektik. Thimphu’ya girdiğimizi gösteren büyük kapıdan geçtik. Thimphu şehrinin ortasında bulunan ve 3. Bhutan Kralı Jigme Dorji Wangchuck (1928 – 1972) anısına annesi tarafından 1974 yılında yaptırılan Memorial Choerten‘ı (Tibet Budizmin de Stupa ya Choerten deniyor) gezmeye başladık. Burasının benim açımdan önemi, anıt etrafını dolaşarak dua eden (puja) insanların çeşitliliği oldu. Buradan değişik kareler yakaladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vakit öğleyi bulduğundan yemeğe gitmeye karar verildi. Yemek için Günseli hanımın iyi tanıdığı insanların işlettiği bir  otele gittik; Motithang Hotel.  Burası aslında Kraliyet ailesinin akrabalarından birisine ait olan bir Hotel ve işletmecisi bayan işini bilen ve profesyonel birisi. Otelin bahçesine kurulan sofrada yediğimiz yemekler çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada Günseli hanım  bir ayarlama daha yaptı. Bu civarlar resmi kurumlara ait saray ve dairelerle dolu. Biz de Günseli hanımın bu ülkede geliştirdiği güzel ikili ilişkiler sayesinde, Adalet Bakanlığının sarayını gezeceğiz. Ülkenin ikinci güçlü adamı olan Adalet Bakanı bugün burada yok ama sekreterinden izin alındı. Hem bu çok güzel olduğu söylenen mekânı gezeceğiz ve hem de Bhutan üst düzeyinden insanlarla tanışacağız. Bizde olsa değil adamın sarayına gidip çayını içmek, sokağından geçirmezler.

IMG_1310

Polise derdimizi kısa zamanda anlatıp Saray Bahçesinden içeri girdik. Bizi kapıda sekreter hanım karşıladı. Bu arada dikkatimi çeken bir şey oldu; Bizim rehber Dorji hemen eteği (bu arada Dorji erkek ve Bhutan da erkekler etek giyiyorlar. Bizim Dorji eteği ile bacak bacak üstüne attığında sıkı frikikler veriyordu) üstüne, omuzdan kalçaya çaprazlama taktığı, beyaz bir örtü geçirdi. Meğerse devlet dairesine kim giderse bu örtüyü takarmış. Kralın örtüsünün rengi sarı olurmuş.

IMG_1315Sarayın misafir ağırlama odasında çaylarımızı beklerken etrafa bakıyoruz. Burada da yeni evli Kral ve Kraliçenin fotoğrafları baş köşede. Gerçekten çok güzel insanlar. Çayımızı içtikten sonra bize “hoş geldinize” gelen bir yüksek yargıçla tanıştık. Ülkelerine olan hayranlığımızı ifade ettik, “inşallah böyle kalır” demeyi ihmal etmedik. Vardığı yanıt ilginç, bir o kadar da düşündürücüydü; “Korumaya çok çalışıyoruz ama sanki koruyamayacağız gibi. Bakın şu aşağıdaki Thimphu’nun ana caddesinde 5-6 yıl öncesine kadar çok az araç olurdu, şimdi park edecek yer olmuyor”. Dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında ilk 10 içinde bulunan, kanunları arasına “orman alanı %60’ın altına düşemez” diye madde koyan Bhutan’da devlet kademesinin üst düzeyinden bu insanın ağzından çıkan karamsarlık bizi üzdü ve bu cennet ülke için endişelendirdi. İnşallah kapitalizmin acımasız yapısı içinde kaybolup gitmezler. Dünyanın bu gibi ülkelere çok ihtiyacı var.  Son fotolarımızı çektirip bu güzel yerden ayrılıyoruz. Saraydan çıkarken bizi ağırlayan sekretere ve Bakan’a iletilmek üzere Türkiye’den getirdiğimiz lokumları bırakmayı unutmuyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bundan sonra ise Takin denen ve özellikle bu bölgeye has bir hayvanı görmeye gittik. Takinler keçi ile sığır-antilop karışımı bir hayvan. Yani bir ucube gibi ama bu doğanın ucubesi. Dolayısı ile onun da kendine göre bir güzelliği var. Bu hayvan ziyaret ettiğimiz bu parkta koruma altına alınmış. Bol tüylü, kısa ve kalın boynuzlu, kalın bacaklı bir hayvan.

Sırada okçuluk müsabakalarının yapıldığı sahada, okçuların çalışmalarını izlemeye gitmek var ancak sahaya vardığımızda “kapı-pencere-duvar” durumları söz konusuydu. Bu aktivite isteği Bhutan’da gelişti, programda yoktu. Okçuları izlemeye gittiğimiz gün antrenmanı erken bitirecekleri tutmuş. Seyredemedik. Bu aktiviteyi yapamadığımıza üzüldüm doğrusu. Seyretmek isterdim. Güzel fotolar çıkardı eminim. Bir de Thimphu içinde Wang Chhu nehri üzerinde üstü kapalı bir köprü var, onu gezmek isterdim. Vakitsizlikten ve trafiğin işlek olduğu saatlere denk geldiğinden yapamadık. Siz oralara gitmeye düşünen gezginler; bu iki aktiviteyi programa eklemeyi unutmayın (yukarıda bahsettiğim ve 2011 yılında yapamadığım 2 aktiviteyi 2012 yeniden gittiğimiz Bhutan gezisinde yaptık. Bhutan gezisine okçuluk antrenmanı izlemeyi koymak mutlaka gerekli bir aktivite).

IMG_1406

IMG_1397Buradan çıkışta ise Buddha Gözlem Noktasına çıktık. Burada Asya’daki en büyük Buddha heykellerinden birisi yapılmış. Hala inşaat faaliyetleri var. Buddha heykelinin boyu 51.5 metreyi bulmuş. Çin tarafından finanse ediliyor ve 100 milyon USD’ye mal olacakmış. Buradan Thimphu manzarası muhteşem ancak rüzgar var ve havalanan toz toprak bizi çok rahatsız etti.

En son ziyaret edeceğimiz yer ise Tashichoe Dzong kale-manastırı. Burası Wang Chhu nehrinin batı kıyısında ve şehrin kuzeyine düşen bir bölgesinde yer alıyor. Burası hem dini hem de siyasi idarenin bir arada bulunduğu bir yer. Kocaman bir kale olarak karşımızda duruyor. Geleneksel olarak ülkenin dini liderinin (Druk Desi veya Dharma Rama), hükümetin ve ülkenin monarşiye geçtiği 1907 yılından beri de kralın ofislerinin bulunduğu bir kompleks.

IMG_1423-001

Thimphu’nun orijinal kalesi (Dzong) 1216 yılında Lama Gyalwa Lhanangpa tarafından inşa edilmiş ve şimdi Dechen Phodrang manastırının bulunduğu tepeye kurulmuş. 1641 yılında Ngawang Namgyal burayı alıp, yönetmeye başlıyor ancak zamanla bu kale ona küçük geliyor. O da yenisini Thimphu’nun aşağılarında yaptırıyor. Eski olan kalede manastır olarak hizmet vermeye devam ediyor. Orijinal olan Kale-manastır 1771 de yangında kül olunca rahipler de aşağı kaleye taşınıyor.  Daha sonra 1902 yılında son ilaveler yapılıyor.  Kral Jigme Dorji Wangchuck 1952’de yenilemelerle kaleyi son haline getiriyor ve başkenti de Thimphu’ya taşıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaleye vardığımız zaman bizi uyardılar;”Aman dikkat sağ tarafta bulunan binaların fotoğraflarını sakın çekmeyin”. Burası aslında parlamento ama onun hemen arkasında çatısı gözüken yer Kraliyet Sarayı (Dechencholing Palace).  Tashichoe Dzong’un dış duvarları 2 katlı ama dört bir yanda 3 katlı kuleler var. Polis arama noktasından içeriye girdik. Aslında bu Dzong’un, Bhutan’daki diğerlerinden farklı yanları var. Bu farklardan bir tanesi bu Dzong’un iki tane giriş kapısının olması, bir diğeri ise iç avlusunda döşeli olan büyük taban taşları.

IMG_1438

Dzong’un kuzey tarafı, Dratshang Lhentshog adı verilen ve Bhutan’daki dini konseyin yazlık sarayı. Bu konseyin başı yani dini en büyüklerine Je Khenpo adı veriliyor ve Kral ile eş düzeyde saygı görüyor. Bu tapınakta son 5 kralda taç giymiş. Buranın bir diğer özelliği de “Küçük Buda-Little Buddha” filminin burada çekilmiş olması. Bir de Tsechu festivalinin her yıl burada yapıldığını söylemiş olalım.

IMG_1462-001Törenlerin yapıldığı yazlık büyük manastırı gezdik ve çok etkilendik. Tabii ki içerde fotoğraf çekemedik. Diğer dini bölümleri gezemiyorsunuz. İdari binaları ise sadece uzaktan fotoğraflamak serbest. Avluya tekrar geri döndüğümüz zaman bir tören mangasının havalı havalı iç avluya geldiğini gördük. Belli bir olay olacak, hemen mevzilenip, ne olduğunu anlamaya ve fotoğraflamaya başladık. Meğerse bu, Sarayın önündeki büyük bayrak direğindeki bayrağın değişim töreniymiş. Başta din adamları, arkasında askeri manga, davullu zurnalı bir şekilde Sarayın ön tarafına gittiler ve değişimi yapıp aynı şekilde geri geldiler.

IMG_1458-001

Bu geziyi de tamamladığımız zaman günün aktivitelerini tamamlamış olduk dersem, yanlış söylemiş olurum. Daha şehirde alışveriş aktivitesi var. Üzerimizdeki Ngultrum’ları bitirmemiz lazım. Ngultrum nedir anlatmadım değil mi? Ngultrum, Bhutan para birimi; yaklaşık olarak 1 USD ile 61 Ngultrum (2015 oranı) alabiliyorsunuz. Dar zamana iyi alışveriş sığdırdık. Günseli hanım bizi alternatif tıp ilaçlarının satıldığı bir yere de götürdü. Buradan herkes kendine göre bir takım ilaçlar aldı. Bir de meraklısına uyarı; Burada doğal taşlar ucuz sayılabilecek fiyatlarda. Türkuaz, mercan, kaplan gözü gibi taşlar tane tane de satılıyor. Yeteri kadar almadığımıza pişman olduk. Zencefil ve balları meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alışveriş faslından sonra doğru otelimize gidip akşam yemeğine oturduk. Sonra da odalarımıza çekildik. Yorulduk, bugün çok yoğundu. Dedim ya bir gezgin yoğun günleri sever.. Herkes uykuya geçti, ben ayakta. Yapmam gereken işler var. Bhutan’da tüm otellerde internet erişimi var ve ücretsiz. Ben de yeni aldığım hacmi küçük, işi büyük bilgisayar sayesinde hem bol foto çekip onları yedekleme ve hem de daha orada iken gereksiz fotoları silme imkanını buldum. Ha! Bir de Türkiye’ye fotoğraf gönderip, yaşadığım güzellikleri anında paylaşma imkanını..

Seviyorum gezmeyi, daha da güzeli ailecek seviyoruz gezmeyi.. Sağlığımız da yerinde, daha ne isteriz. Allah’a şükür…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 28.11.2011 saat 22:33

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 08.04.2015 Saat 23:38