• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 383.524 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Bir Festivalin, Bir Kültürün Peşinde: Sıcak İnsanlar Ülkesi Moğolistan-Hustain Nuruu Ulusal Parkı

Sabaha yine kapkara bulutlarla uyandık. Gece aralıklı olarak yağan yağmur, belli ki bugünümüzü de ıslatacak. Kötü şans işte! Bir gezi de önleyemeyeceğimiz bir olay bu.

IMG_9024

Kahvaltıyı acele ile yaparak, kampın hemen yanında, geceden saldıkları atları toplamaya çalışan insanları fotoğraflamaya gittik. Birer birer yakaladıkları atları eğerleyerek, at sürüşü için hazırlamaya çalışıyorlar. Keşke vaktimiz olsa da biraz daha ata binebilseydik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9219

Kahvaltı sonrası eşyalar otobüsümüze yüklendi ve yollara düştük. Günün ilk aktivitesi deve besleyen bir Moğol ailesini ziyaret etmek ve develere binmek.

Deve yetiştiricisi ailenin yaşadığı alana vardığımızda önce partiler halinde develere bindik. Develere binmek ata binmek kadar kolay değil. Deve yetiştiricileri önce hayvanları çökertip üzerilerine binmemize yardımcı oldular. Arkasından da şöyle bir tur attırdılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Sonra da ailenin çadırına konuk edildik ve ikram kabul ettik. Aile reisi çadırın baş köşesine oturdu ve biz misafirlerde sağlı sollu olarak yerlere bağdaş kurduk. Önce kurutulmuş peynir verdiler. Arkasından da tas içinde yoğurt sundular. Yoğurt bizim alışık olduğumuz tatta değildi. Büyük ihtimalle kımız gibi at sütünden yapılmaydı.

IMG_9175

Kımıza ayrak da deniyor. Ayrak (kımız) aslında göçebelerin içkisi. Alkol oranı %4-5 civarında. Çok eski zamanlardan beri bilinen ve göçebelerin kadim dostu olmuş bir içki. Ayrak adlı bu içki, kısrakların sütünün tuluma alınması ve zaman zaman çalkalanarak bekletilmesi ile oluşuyor. Bu içkinin yapımına haziran aylarında başlanıyor ve sonra şişelerde saklanıp, tüketiliyor.

Aile ile vedalaşıp son kampımıza doğru yola düştük. Artık Ulan Batur’a dönüş yolundayız. Bu sefer ki hedefimiz Hustain Ulusal Parkı ve orada Takhi atlarını ziyaret etmek.

Hustain Ulusal Parkı Ulan Batur’dan 100 km mesafede olan bir park. Takhi (Przewalski’s Horse) Atlarının yeniden yetiştirilmesi için bu parkın bir yaşam alanı haline dönüştürmesinden bir yıl sonra, 1993 yılında, Moğolistan hükumeti burayı koruma alanı olarak ilan etmiş. Parkın toplam alanı 50600 hektar. Bu alanda kızıl geyik, Moğol Gazeli, karaca, yaban domuzu, vahşi koyun, Moğol Dağ Sıçanı (Marmot), gri kurt, Avrasya Vaşak’ı, Kızıl Tilki, Avrasya Porsuğu gibi 44 tür memeli hayvan türü yaşıyor. 217 kuş türü ve çok sayıda bitki ve balık türü de bu parkta yaşadığı bilinen canlılar. Bu çeşitlilik karşısında 2002 yılında UNESCO bu parkı Dünya Doğal Rezerv ve  Biosfer Şebekesi üyesi olarak kabul etmiş.

IMG_9243

Hustain (Khustain veya Hustai diye de bulabilirsiniz) Ulusal Parkına öğle sonrası vardık. Önce kampa yerleştik ve yemek yedik. Bu kamplara iyice alıştık artık. Ger kampımız Ulusal Parkın bir ucunda ve buradan ana kampa yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla gideceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9509

Takhi  Yaban Atı, (Prezewalski  Atı, Moğol yaban atı da denir), yaban atının yaşayan tek alt türü. Yaban atı (Equus ferus), evcil atın yabani atası. Eskiden Doğu Avrupa ve Orta Asya’nın pek çok yerinde sık olmayan ormanlarda yaşarmış. Şimdi ise yaban atının nesli tükenmiş. Ondan geriye sadece Prezewalski yaban atı kalmış. Prezewalski yaban atı daha tıknaz, bacaklarının daha kısa oluşu ve kuyruğunun daha uzun oluşu ile evcil attan hemen ayırt ediliyor. Postu çoğu yerde açık kahverengi, karnı sarımsı beyaz, yelesi ve kuyruğu siyah. Prezewalski Atı evcilleştirilemez . Prezerwalski yaban atı adını kaşif Nikolay Prezewalski’den almış.

Moğolistan Steplerinde son yabani sürü 1967’de görülmüş ve son yabani at da 1969’da vurulmuş.Ne kadar yazık!  Daha sonra hiç yabani at kalmayınca yaklaşık 30 yıl kadar doğal ortamında tükenmiş olarak kabul edilmiş. Bu parkta yeniden Takhi Atlarının yaşama ve çoğalmalarını sağlamak amacı 1992 yılından itibaren 2000 yılına kadar, özellikle Hollanda’dan olmak üzere çeşitli hayvanat bahçelerinden Takhi Atları buraya getirilip parka salınmış. Dünyada 30’a yakın hayvanat bahçesinde Takhi Atı bulunuyor. Sıkı takip ve çalışmalar sonucunda 336 tane Takhi Atı bu parkta yaşar hale gelmiş. Yine dünyada Moğolistan, Rusya ve Çin gibi sadece 3 ülkede Takhi Atları koruma altındaki parklarda, doğal ortamda yaşıyorlarmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Geceleyeceğimiz Ger kamptan araçlarla ana kampın içine kadar gittik. Burada küçük bir bilgilendirme yeri var. Bir görevli bize park ve Takhi Atları hakkında bazı şeyler anlattı. Sonra da jeeplere binip Takhi Atlarını görmek için parka girdik. Araçlardan inip yürüyüşe geçtik. Ama sabahtan beri peşimizde olan kara bulutlar bir sağanak yağmur boşalttılar ki inanamazsınız. Hayatımda bu kadar çok ıslanmayı çok az yerde yaşadım. Tüm grup perişan olduk. Bir inat, tepelere kadar çıktık ama bu havada akıllı adam değil, Takhi Atı bile dışarı çıkmaz! Dön dolaş epey bir yağmur yiiyip, ıslanmadık yerimiz kalmadıktan sonra jeeplere geri döndük.

Dokunsan ağlayacağım. Dünyada nesli tükenme tehlikesinde olan bir canlıyı görmek için bunca emek ve para harcayıp da göremeden dönmek beni perişan etti. Bir jeep devam etti ama biz kampa geri döndük ve onları beklemeye başladık. Bu arada yağmur da alay edercesine kesilmesin mi? Ben dahil, hepimiz fena ıslandık ve üşüyoruz. Grup kampa gidip ısınmaya niyetli. Grupta benim gibi yüzü düşen başka arkadaşları da fark ettim. Birbirimize kısa bir bakışma sonrasında 3 arkadaş, rehber Oyuna’yı da yanımıza alarak tekrar parka gitmek için özel jeep kiraladık.  Daha 10 dakika gitmeden 10 atlık bir sürüye rastlamayalım mı? Atladık jeepden aşağıya, 1 saate yakın atları gözledik ve onları fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Grupta hakim olan bir erkek var ve o ne derse oluyor. Gerekirse de postayı koyup, atları hizaya getiriyor. Müthiş bir olaya şahit olduk. Onlar beslendi, çiftleşti, oynaştı ve kavga ettlier, bizler ise onları fotoğraf karelerimize hapsettik. Hepimiz üşüdük, ıslandık ama sonunda bu güzel hayvanları görme şansını yakaladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mutlu mesut, kampa geri döndük. Arkadaşlar ısınmışlar,duşlarını almışlar, biralarını açmışlar, keyifteler. Bizler zafer kazanmış eda ile onlara katıldık.

Akşam yemekte son derece keyifliydik. Hatta bir ara kalkıp sirtaki bile yaptık. Ben kampta bize servis yapanlara “sizden bir performans yok mu?” diye sordum. İşte o an gecenin sürprizi gerçekleşti. Meğerse o gece kamp sahibesinin profesyonel şarkıcı bir arkadaşı da ona yardıma gelmiş. Ondan müthiş 2 Moğol şarkısı dinledik. Hepimiz sesi karşısında büyülendik. İsminin Byambasuren Khuw Tsagaan olduğunu öğrendiğimiz güzel insan bize sabah yerel kıyafetleri ile başka bir performans sergileyeceğine söz verdi ve uyumak üzere yurtlarımıza çekildik.

Yine güzel bir gün geçirdik, yine çok özel olaylara tanıklık ettik. Yağmura rağmen!

Yarın gezimizin son günü…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

05.08.2015 Saat 01:30

Bir Festivalin, Bir Kültürün Peşinde: Sıcak İnsanlar Ülkesi Moğolistan-Karakurum/Orhun Vadisi

Pek adetim olmadığı halde kendi fotoğraflarımdan birisini koymadan bugünkü yazıma başladım. Orhun Yazıtlarını ziyaret etmekten ne kadar etkilendiğime bir vurgu yapmak istediğimden Orhun Yazıtlarından bir bölümü üstte yazıttaki orijinal runik yazı, altta ise günümüz Türkçesi ile yazılı halde verdim.

Hemen baştan söyleyeyim ki; Bugünkü yazım çokça tarih dersi gibi olacak ama doğrusu bu ya ben konuyu hazırlarken bazı şeyleri hatırlamaktan ve öğrenmekten büyük zevk aldım. Paylaşmam gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde hep Osmanlı’yı ön plana çıkaran ancak ondan çok önce var olan ve maalesef tarih kitaplarımızda ikinci planda kalan bir bölümün hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu coğrafyaya gezi planlayan gezgin, bir gün mutlaka bu yazıya ulaşacak ve okuyacaktır. Böylece Orhun Yazıtlarını gezerken alelade bir yeri gezmediğini hissedecektir.

IMG_8325

Ger Kampındaki gecemiz yağmur nedeni ile oldukça sıkıntılı geçti. Sabaha yağmur yoktu ama dokunsan değecek kara bulutlar tepemizde dolaşıp duruyorlardı. Kahvaltımızı keyifle yapıp Orhun Vadisinde Karakurum kentine, ama daha da önemlisi tarihte Türk adının ilk kez geçtiği Orhun Yazıtlarına doğru yollara düştük.

Yolda Ugi Gölü kenarından geçerken dün geceki fırtına ve yağmurun yıkıcı izlerini daha da belirgin olarak gördük. Naadam Festivali (Bayramı) nedeni ile ulusal tatili fırsat bilip göl kenarına çadır kuran Moğol vatandaşların çadırları alt üst olmuş ve kendileri de belli ki çok sıkıntılı anlar yaşamışlardı. Eski okuduklarıma göre; Karakurum’a doğru yollar bilindik yollardan değildi. Ama benim gördüğüm, çoğu zaman tek şerit bile olsa ,yol diyebileceğimiz bir yol vardı.

Bu arada Orhun Vadisi ve Karakurum hakkında bir ara bilgi vermek uygun olabilir.

Tam ekran yakalama 01.08.2015 004814

Çangay Dağlarından doğan Orhun Nehri, kıvrılarak kuzeye doğru akar, daha Rusya sınırına gelmeden Selenge Nehri ile birleşir ve Baykal Gölüne dökülür. Toplam uzunluğu 1124 km olan Orhun Nehri ismini Orhun Vadisi’ne de verir.

Orhun Vadisi Moğolistan’ın göbeğinde, başkent Ulan Batur’dan 370 km uzaklıkta Orhun Nehrinin etrafında bulunmaktadır. 220 km² alanı kaplayan Orhun Vadisi 2004 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Orhun Vadisinin tarih açısından büyük önemi vardır. Uygur İmparatorluğu ve bir zamanlar dünyanın en büyük imparatorluğu olan Moğol İmparatorluğunun başkentleri Orhun Vadisindedir. Bu yüzden Orhun Vadisi Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Uygur İmparatorluğu, ve Moğol İmparatorluğu’na ait arkeolojik kalıntılar, eski şehir ve yerleşim merkezlerinin enkazları, yazılı ve dikili taşlar, mezarlar, ve Budist tapınaklarının bulunduğu, çok sayıda tarihi bilgi içeren kültürel bir miras olarak kabul edilmektedir.

Orhun Nehri boyunca tarihi önemli yerler;

  • Orhun Yazıtları: 8. yüzyılda Göktürk Kağanlığı zamanında dikilen Bilge Kağan Yazıtı, Kül Tigin Yazıtı ve Bilge Tonyukuk Yazıtı.
  • İlk Uygur Kağanlığı başkenti Ordu-balık.
  • 13. yüzyılda Moğol İmparatorluğu başkenti Karakurum.
  • 13 ve 14. yüzyıldan geriye kalan, Öğedi Kağan’ın ikametgâhı sanılan toprak tepede Moğol palası.
  • 1586 yılında  Karakurum şehrinde, Moğolistan’da ilk inşa edilen Budist tapınağı olan, Erdene Zuu Budist Manastırı.
  • Orhun Nehrinin yukarı havzasında 2600 metre yükseklikte bulunan Tuvçun Manastırı.

Karakurum, Moğolistan’ın güneybatısındaki Övörkhangay eyaletinde, bugünkü Harhorin (Kharkhorin) kenti yakınlarında.bulunan antik bir şehir.

Göktürkler, Hangay Dağları yakınlarındaki Ötüken’de yerleşti, Uygurlar ise Karabalgasun’u başkent yaptılar ancak daha sonra ülkenin merkezini Karakurum’a taşıdılar.

Bir süre Harzemşahlar’a ait olan Karakurum, 1218/19 yıllarında Cengiz Han’ın saldırısına uğradı, kenti ele geçiren Moğol Devleti 1220’de yeni bir başkent oluşturma isteğiyle kenti yeniden yapılandırmaya başladı.

İşte biz bugünkü gezimizi bu kente ve yakınındaki Orhun Yazıtları Alanı ve Müzesine yapacağız. Günümüzden binlerce yıl öncesine yolculuk yapıp, tarihte Türk isminin geçtiği ilk belgeler olan yazıtları ve atalarımızın bir zamanlar at koşturduğu yerleri göreceğiz. Gezinin bu kısmı ve günü bizim için duygusal olacak.

Göktürkler hakkında neler anlatabiliriz: Bumin Kağan Türk adıyla kurulmuş ilk devlet olan Göktürk Kağanlığının kurucusudur (552). Avarlar’a (Juan Juan’lar olarak da biliniyor) isyan ederek bağımsız bir Türk ulusu kurmuştur. Bu devlet bir süre genişledikten sonra Çinlilerin egemenliği altına girmiştir. Elli yıllık bir esaretin ardından 680 yılında Aşina soyundan gelen Kutluk, akıl hocası Bilge Tonyukuk’la birlikte Çin’e isyan etti. Kutluk az zamanda Ötüken başkent olmak üzere kağanlığı örgütledi Bu yüzden İl’i (devleti) derleyip toparlayan anlamına gelen İl Teriş ünvanı verildi ve 2. Göktürk imparatorluğu kurulmuş oldu. Kapgan Kağan’dan sonra başa Bilge Kağan geçti. Kardeşi Kül Tigin ile taht kavgasına girişmedi ve beraberce devleti yönettiler. En büyük yardımcıları baba ve amcalarının da veziri olan Tonyukuk’du.  Bilge Kağan 32 yaşında, Kül Tigin de 31 yaşındaydı. Resmi lider Bilge Kağan olsa da ülkede asıl güç, ordu komutanı Kül Tigin’in elindeydi. Ağabeyi ile birlikte ülkelerindeki isyanları bastıran Kül Tigin’e ilişkin en sağlıklı bilgiler Orhun Yazıtlarında yer alıyor. Kül Tigin hem başarılı bir savaşçı, hem de başarılı bir komutandır.Bununla birlikte onu daha da büyük yapan tarihte ender görülen bir olay olarak, iki kardeşin taht kavgasına tutuşmadan devleti birlikte yönetmesinde olan payıdır. kultegin1

Kül Tigin 27 Şubat 731’de 47 yaşında iken öldü.1 Kasım 731’de kendisine büyük bir cenaze töreni düzenlendi. 732 yılında ağabeyi Bilge Kağan onun adına bir yazıt taşı diktirmiştir. Ağabeyi Bilge Kağan ise 734 yılında ölmüştür. Tonyukuk, Bilge Kağan ve Kül Tigin’in yaptıkları Göktürk Yazıtlarında (Orhun Kitabeleri) tüm sadeliğiyle anlatılmış, Türk Milletine anlatılmış, gelecek için de nasihatler verilmiştir.

Otobüsümüz Orhun Anıtları Müzesine vardığında hepimizi bir heyecan kapladı. Müzenin düzenlenmesinde ve müzeye ulaşan yolun önemli bir bölümünün inşasında Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ya da kısaca TİKA’nın büyük katkıları var. Zaten müze girişinde de Moğol bayrağı yanında Türk bayrağı da dalgalanıyor ve müze içinde sergilenen eserlerin altında Moğolca ve İngilizce yanında Türkçe açıklamalar var.

IMG_8328

IMG_8408Müze kapısında bir grup fotoğrafı aldıktan sonra müzeye girdik. Müzede bir görevli bize müze ve sergi eserleri hakkında bilgiler verdi. Müzede bulunan heykellerin hemen tümünün kafaları kesik. Müze görevlisinin anlattığına göre bunu Göktürkleri tarih sahnesinden silen kavimler yapmışlar. Müze içinde bir zamanlar var olduğuna dair bulgular elde edilen Kül Tigin’in Anıt mezar kompleksini gösteren maket var. Bu makete göre Kül Tigin Anıt taşının üstünde oturduğu ortası oyuk kaplumbağa heykeli ve mezar odasına giden yol boyunca dizili sağlı sollu heykeller varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzenin temel sergi eserleri hiç şüphesiz ki Orhun Yazıtları. Göktürk Yazıtları ya da Köktürk Yazıtları olarak da bilinen yazıtlar Türklerin bilinen ilk alfabesi olan Orhun alfabesi ile yazılmış yapıtlardır. Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını Yolluğ Tigin yazmış. Yolluğ Tigin aynı zamanda Bilge Kağan’ın yeğeni. Yazıtlara bu abidelerin sonsuzluğa kadar kalması temennisi ile “Bengü Taşlar” denmiştir.

IMG_8368

Yazıtlar, 1889 yılında bulunmuşlar. Bulunduğu zamanlarda çok önem verilen yazıtlar 1893 yılında Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen tarafından, Rus Türkolog Vasili Radlof’un da yardımıyla çözülmüş ve aynı yılın 15 Aralık günü Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisinde bilim dünyasına açıklanmış.

IMG_8364Yazıtlardan 3.75 mt yüksekliğe sahip Kül Tigin’e ait olanı daha iyi durumda ancak Bilge Kağan Yazıtı yılların ve doğanın kötü etkilerine maruz kalmış. 71 satırdan oluşan Kül Tigin Yazıtında olaylar Bilge Kağan’ın ağzından anlatılmakta.

Bilge Kağan’ın ölümünden bir yıl sonra dikilen Bilge Kağan Yazıtı hem devrilmiş, hem de parçalanmış. O yüzden tahribat ve silinti Bilge Kağan yazıtında çok fazla.

Türklerin İslam dinini kabul etmesinden önce yazılan Orhun Yazıtlarında Türklerin yabancıların siyasetine alet olduğu zamanlarda bozulduğu, devlet kademelerinde bilgili ve ehil olmayan kadronun iş başına getirildiği zaman yönetim düzeneğinin iyi çalışmayıp, ahalide hoşnutsuzluk görüldüğü, yabancı kültürünün Türk birliğini zedeleyip, kişiliğini kaybettirdiği konuşma sanatına uygun bir anlatımla verilmiş. Türk milletinin en zor şartlarda bile içinden kuvvetli şahsiyetler çıkıp, ülkeyi kurtarıp, devleti yeniden kurup güçlendirdiği anlatılan abidelerde; devlet deneyimi yanında Türklük, bağımsızlık fikrine yer verilmiş. Bu yazıtlar aynı zamanda  kağanların ulusa hesap vermesi olarak da algılanabilir. Sizlere aktardığım bu bilgileri öğrendiğimde bu yazıtlarda anlatılanların ne kadar da anlamlı olduğunu düşündüm. Konuyu bu kadar uzatmamın asıl nedeni binlerce yıl öncesindeki yazıtlardan günümüze gelen dersler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müze gezisi sonrasında hemen yakındaki yazıtların çıkarıldığı alanı gezdik. Burada yuva yapmış bir çift atmaca bu alanın bekçileri gibiler sanki.

Daha sonra Karakurum’a öğle yemeği yiyeceğimiz restorana gittik. Moğol yemekleri et ağırlıklı ama benim damak zevkime pek uymadı bir türlü.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası bu şehirdeki bir başka önemli yeri, Erdene Zuu Manastırı’nı gezmeye gittik: . Bu manastır da Moğolistan’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi eserlerinden bir tanesi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Manastır, Moğol hükümdarı Abtai Sain Han’ın (daha sonra Moğolistan’ın bağımsızlığında önemli rol oynayacak olan Zanabazar’ın büyük babası) Tibet Budizminin Moğolistan’ın resmi dini olduğunu deklare etmesinden sonra, 1585 yılında inşa ettirilmiş. Manastırın inşasında Karakurum’daki antik kentin taşları kullanılmış. Tapınağı çevreleyen büyük duvarların üstünde 102 adet stupa var. Aslında Budizm’in kutsal sayısı olan 108 stupanın olması gerektiği düşünülüyor ama 6 tanesi hiç bulunamamış. Manastır 1688 yılındaki savaşta büyük zarar görmüş. Bir zamanlar burada 62 tapınak varmış ama 1939’da komünist rejim zamanında tapınaklar büyük oranda tahrip edilmiş ve ibadet de yasaklanmış. 1990 yılından sonra ise rejim devrilince manastır tekrar ibadete açılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Manastırı gezdikten sonra duvarların dışındaki alanı ve Altın Tapınağı’da görüntülemek için manastırın arka kapısına kadar yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 En sonunda manastırı arkamıza alarak meşhur “Duran Adam” pozumuzu verip alandan ayrıldık. Manastıra girdiğimiz ön kapıdan çıktık. Manastır karşısında küçük hediyelik dükkanların fiyatları çok uygun ve değişik objeler var. Manastırı gezdikten sonra bu dükkanları ziyaret etmeyi de unutmayın derim.

IMG_8747

Karakurum’un müzesini gezmeyi de ihmal etmedik. Bu küçük ama iyi düzenlenmiş müze Karakurum ve çevresinden çıkan eserlerin sergilendiği bir yer. Müzenin üstünden karşıdaki Erdene Zuu Manastırı’nın panoramik fotoğrafını çekmeyi ihmal etmeyin.

IMG_8753

Karakurum’daki son aktivitemiz Karakurum’a ve Orhun Vadisine tepeden bakacağımız bir noktaya gitmek oldu. Buraya vardığımızda bardaktan boşanırcasına yağmur başladı. Ama aşağılardaki manzara çok güzeldi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında konaklama yapacağımız ger kampına doğru yola çıktık. Yaklaşık 2 saat kadar sonra kampa vardık ve çadırlarımıza yerleştik. Bayan Gobi adlı kampımız kaldığımız kamplar içinde en güzel olanıydı. Lokalizasyonu da çok güzeldi. Yürüyüş ve çevreyi keşfetmek için de çok uygundu. Ama yağan yağmur bunlara pek fırsat vermedi. Moğolistan’da ani başlayan sağanak yağmurları sakın yabana atmayın. Şemsiyeniz ve yağmurluğunuz mutlaka yanınızda olmalı bence.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buna rağmen biz mutluyduk. Gün, yağmura rağmen iyi değerlendirilmişti. Binlerce yıl uzakta kalmış atalarımızın at koşturduğu alanları görmüş, yıllar öncesinden sanki günümüze, bize seslenişlerine tanıklık etmiştik. Grubun mutluluktan zıplamasına engel var mıydı ki?

IMG_8841Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

02.08.2015 Saat 02:47

Bir Festivalin, Bir Kültürün Peşinde: Sıcak İnsanlar Ülkesi Moğolistan-Naadam Festivali/Ugi Gölü

IMG_7702-001

Sabah erkenden oyunların at yarışları bölümünü izlemek için yollara düştük. Ulan Batur’dan start alan yarışın, Ulan Batur’un dışında bir alanda son bulacak finalini izlemek için gidiyoruz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAt ve ata binmek tarihin her döneminde Moğollar için çok önemli sayılmış. Naadam festivali kapsamında yapılan at yarışları 15-30 km uzunluğunda oluyor.  Atları yaşına göre mesafelerde koşturuyorlar. Örneğin 2 yaş atları yaklaşık 15 km koşturularken, 7 yaş olanları 30 km koşturuyorlar. Bugün bizim izleyeceğimiz atlar 4 yaşında atlar ve yarışların en çekici olanlarının bu yaş grubu atların yarışı olduğunu söylüyorlar.

Moğolistan’ın çeşitli yerlerinden seçilen 1000 kadar at bu yarışlara katılıyor ve bunların jokeyleri ise 5-13 yaşları arasında. 13 yaş sonrasında jokey olmak pek tercih edilmiyormuş.. Yarışlar geleneksel şarkılar eşliğinde başlıyor. Ödül hem ata ve hem de jokeye veriliyor. İlk beşe giren atlar “airgiyn tav” unvanın alıyorlar. İlk 3 ise altın, gümüş ve bronz madalyaları alıyorlar. Birinci olan jokey ”Onbinin Lideri” anlamındaki “tumny ekh” diye çağrılıyor. 2 yaşındaki atların yarışında sonuncu olan ata bir teselli ünvanı veriliyor; “bayan khodood” (“dolu mide” anlamında). Bu yarışmacıya seneye kazanmasını dileyen bir şarkı söylenerek teselli ödülü veriliyor.

Yollar çok kalabalık. Araçlardan 4*4 olanlar normal yoldan gitmiyorlar; Dağ, taş demeden hedefe doğru gidiyorlar ve hızlı yol alıyorlar. Biz otobüste olunca el mahkum santim santim ilerliyoruz. Sonunda at yarışlarının yapıldığı alana vardık. Etraf tam bir panayır alanı gibi, ne ararsanız var. Bazıları çadırlarını akşamdan kurmuşlar. Bir kısım insanlar kurulan tribünlerde yerlerini almışlar ama çoğunluk dışarda. Göz alabildiğince uzanan bir alanda insanlar atların gelişini bekliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tribünlerde yer bulmak mümkün değil. Ayrıca tribünlere girmek için bilet gerekiyormuş. Rehberimiz Oyuna bir  adet bileti ayak üstü karaborsadan ayarladı. İtiş kakış içeri soktu beni ama tribünlerde yer bulmak mümkün değil. O kadar kalabalık! Ben de tribünlerle atların geçeceği yol arasına kurulmuş barikatların önüne gittim. Polisler etten duvar gibi. İstediğim gibi fotolar çıkmayacak diye düşündüm. Canım sıkıldı biraz.

IMG_7705

Sonunda ileriden bir toz bulutu kalktı, tribünler ayaklandı. Önce arabalar geldi, arkasından da atlar gözüktü. Finişe en önce varabilmek için atları kırbaçlıyorlar. Atlar önümde resmi geçit yaptılar diyebilirim. Müthiş bir andı benim için.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kalabalık içinde ezilmemek için tribünlerin olduğu yerden ayrıldım. Dışarıya çıkınca bir başka görsel şölene şahit oldum. Dışarıdaki insanlar, mümkünse dereceye giren olmazsa da yarışı bitiren, atların peşinden koşturuyorlardı. Meğerse amaçları bu atların terine ellerini sürüp, yüzlerine sürmekmiş. Kutsal kabul ettikleri bu yarışın katılımcısı atların terleri onlara şans getirecekmiş. Az önce yarışı bitirmiş olan jokeyler  atlarını bu sefer de insanlardan kaçırmak için kamçılıyorlar.

IMG_7765

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra otobüsümüzü bulmak için park yerine doğru yürüdük. Hayatımda hiç bu kadar karmaşa olan bir ortam görmemiştim. Koşturmaca nedeni ile kalkan toz bulutu hem görmeyi engelleyecek kadar ve hem de genzimizi yakacak kadar yoğun. Ama ortam o kadar renkli, canlı ve fotoğrafik ki asla şikayetçi değiliz. Bu satırları yazarken “keşke o anı bir kez daha yaşayabilseydim” diye düşünüyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En sonunda biz de yarışa katılmış bir at ve çocuk jokeyini yolda kıstırdık. Biz de atın terine elimizi sürdük. Belli mi olur ? Belki şansımız olur yeniden buralarda oluruz.

IMG_7803

Otobüste kayıpsız toplanıp (bu alanda çok kolay kaybolabilirsiniz, ayrıca ceplere ve cüzdanlara da çok dikkat etmek gerekiyor) Moğolistan içlerine doğru yollara düştük. Ancak gelişteki santim santim ilerleme, dönüşte neredeyse dakikada santime dönüştü ve biz bu kalabalıktan ancak 2 saatte çıkabildik. Allah’tan ki gidişimiz Ulan Batur yönüne değildi. Yol ayrımından Ugi  (Ogii) Gölü kenarındaki çadır (ger) kampımıza da doğru 4-5 saatlik yolculuk yaptık. Pek konforlu bir yol değil ama Moğolistan’da konforlu yol da pek yok. İhtiyaç molaları bile bazen eziyet oldu. Ama bu sözlerim sizi atılacağınız Moğolistan macerasından asla vazgeçirmemeli.

Aşağıdaki linkte Naadam festivali kapsamında at yarışlarını anlatan bir video var. Ginning Studio’ları yapımı bu dizi kısa çekimler Moğolistan’ı harika anlatmış.

Tam ekran yakalama 30.07.2015 233754Ugi Gölü, orta Moğolistanda, Arkhangai Eyaleti içinde bir tatlı su gölü. Burası aslında kuş ve bazı balık türleri için önemli bir ekolojik alan ve koruma altında. Gölün yarısından fazla alanının derinliği 3 metreden az.

Bu göl çevresinde ger (ya da yurt) denen çadırlardan yapılma kamplarda konaklıyorsunuz. Cengiz Han bile sarayda değil de bu çadırlarda yaşarmış. Göçebe bir toplum olan Moğolistan’da nüfusun önemli bir bölümü hala bu yurtlarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Biz de Moğolistan’da kalacağımız 5 gecenin 3 gecesini bu kamplarda kalarak geçirdik. Bazı yerlerde yazılanlara bakmayın siz. Kaldığımız kampların çoğu iyi şartlardaydı. Kampta sağlıklı bir duş tuvalette vardı. En büyük şansızlığımız ise Moğolistan’da felaket derecesinde yağmura yakalanmamız oldu. Gece yakılan sobalar için çadırın tepesinde açılan deliklerden yağmur suları çadırlarımıza girdi. Ugi Gölü kampımızda gece bu kötü deneyimi yaşayınca, diğer kamplarda soba bacasını çıkarttık ve çadıra su girme problemi olmadı.

Kampa girer girmez yediğimiz yemek sonrasında aktivitelere başladık. Günü at yarışları ile açtık ve ata binerek kapadık. Önce Moğol at besleyicisi bir aileyi ziyaret ettik. Kısraktan süt sağılmasını izledik. Tayı kısrağın memesine veriyorlar, sonra da tayı kısrağın görmeyeceği şekilde uzaklaştırıp sütü inek sağar gibi sağıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sıra günün en önemli olayına geldi ve atlara binmek üzere bir başka yere götürüldük. Hepimiz sıra ile o güzelim kısa ama dayanıklı atlara bindik. Bu aktivite olmadan Moğolistan’dan gelmeyin lütfen..

IMG_7919

Atların sahibi olan aile bizim için tüm sevimlilikleri ve içtenlikleri ile çok güzel fotoğraflar verdiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atlara bindikten sonra at size, siz ata alışasınız diye kısa bir tur attırıyorlar ve teknik bilgiler veriyorlar. Bu kısımda biraz kendinizi at sırtında seyis tarafından gezdirilen sünnet çocuğu gibi hissediyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ata ilk grupta binemeyen bizler ise kampa doğru yürüdük. Moğol steplerinde olduğumuzu hissettik. Gökyüzünün bir kısmında akşam yağacak korkunç yağmurun habercisi olan kara bulutlar, bir diğer tarafında ise parlak güneş altındaki Ugi Gölü manzarası çok güzel görüntü veriyorlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda ikinci grup ta atlara bindi ve buradan kampa kadar at sırtında döndü. Çok ama çok zevkli bir olaydı hepimiz için.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çok yoğun ve yorucu bir günün sonunda önce batan güneşin kızıllığı altında grupça içkilerimizi içtik ve yemeklerimizi yedik. Arkasından çadırlarımıza çekildik.

Sevgili Sanal Gezginler, Moğolistan’da bir günümüzü böylesi güzel geçirdik. Umuyorum bir gün hepinize ve belki de bize yeniden Moğolistan’da  bugünün daha da güzelini yaşamak nasip olur..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

31.07.2015 Saat 01:01

Bir Festivalin, Bir Kültürün Peşinde: Sıcak İnsanlar Ülkesi Moğolistan-Naadam Festivali/Ulan Batur

IMG_7459

Naadam Festivali tüm Moğolistan’ın neredeyse tüm insanlarının yıl boyu bekledikleri bir aktivite. Zor geçen kış zamanları sonrası, temmuz ayında gerçekleşen bir bayram. Aslında Moğollar için Naadam sadece bir bayram ya da bir festival değil. Çok önemli bir sosyal olay, paylaşım ve etkileşim zamanı. Sibirya sonrasında, tam da Naadam Festivali zamanı 11/12 Temmuz’da, Moğolistan’da yaşadıklarınız ve şahit olduklarımız apayrı bir deneyimdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Irkutsk’dan gecikmeli olarak kalkan uçağımızın Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’a (Ulan Bator) inmesi, pasaporttan geçiş, bavulların alınması derken otele varıp, yastığa başımızı vuruşumuz saat 04:00’ü buldu.  Bu nedenle de Ulan Batur Stadyumunda yapılacak olan Naadam Festivali açılış törenlerine biraz gecikmeli olarak gitmemiz gerekti.

Yol boyunca akın akın stadyuma giden şehir halkı, törenlerin kalabalık olacağının ilk işareti idi. Yaşlısı genci-çocuğu en güzel giysilerini giymişler tören alanına doğru gidiyorlardı. Sadece burada, yol kenarında durup bu güzel ve renkli insanların fotoğraflarını çeksem hiç sıkılmam ve çok da güzel kareler çıkardı.

Naadam Festivali Moğolistan’ın geleneksel bir festivali. Yerel olarak “Eriin gurvan naadam” yani  “Erkeklerin 3 oyunu” olarak adlandırılıyor. Bu üç oyun “güreş, at yarışı, okçuluk” olarak geçiyor. Oyunların geçmişi çok eskilere, Cengiz Han zamanına kadar gidiyor. Cengiz Han ordularını zinde tutmak için bu üç aktiviteye de çok önem verirmiş. Tarihsel olarak askerlerin sürekli zinde ve formda kalmaları amacı ile düzenlenmiş olan bu oyunlar, zamanla düğün ve sosyal bir araya gelmelerin  eklendiği törensel bir olaya dönüşmüş. Naadam Festivali 2010 Yılından beri UNESCO tarafından İnsanlığın Manevi Kültür Mirası Listesi içine alınmış. 1921 yılında Moğolistan’ın kendini özgür bir ülke ilan etmesinden sonra Naadam Festivali aynı zamanda ülkenin kurtuluş bayramı olarak da kutlanıyor. 1930’lardaki dinin sosyal hayattan uzaklaştırılmaya çalışılmasına kadar Budist/Şaman tatili olarak da kutlanmış.

IMG_6391

Grup olarak stadyumda yerimizi aldıktan kısa bir süre sonra resmi törenler başladı. Önce alana Moğolistan bayrakları taşıyan gençler girdi, arkasından da meşhur Moğol atları ile Moğol süvarileri geldiler. Sukhbaatar Meydanından Stadyuma gelen ve Cengiz Han’ın imparatorluğunun çekirdeğini oluşturan 9 kabileyi temsilen at kuyruğundan yapılmış 9 tuğrayı taşıyan bu süvariler, tuğraları bir platforma yerleştirdiler. Bundan sonra da Moğolistan Devlet Başkanı festivalin açılışını konuşması ile resmi olarak yaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Törenin sonraki kısımları tematik bir düzen içinde biraz bizim 23 Nisan ya da 29 Ekim bayramlarımızı andırır şekilde devam etti. Temsili Cengiz Han’ın sahanın ortasına  hareketli bir platform üstünde gelerek yerini almasından sonra sahayı Cengiz Han’ın savaşçıları doldurdu. Sonrasında yöresel halk dansları, gençlerin jimnastik koreografileri ile gösteriler devam etti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğle sonrası saat 14:00’e yakın tüm gösteri gruplarının alana tekrar gelip seyircileri selamlaması ile resmi törenler bitti. Sonuna kadar töreni izleyen bizler biraz acıkma ve biraz da resmiyetten sıkılma sebebi ile stattan ayrıldık ve öğle yemeğine gittik. Sizlere bu arada bir not; Stadyuma giriş biletinizi atmadığınız ve girişteki görevliye göstermeniz halinde stada tekrar tekrar girip çıkabiliyorsunuz.

IMG_7068

IMG_7001Yemek sonrasında güreş müsabakalarını izlemek için tekrar stadyumdaki yerimize döndük. Naadam Oyunlarında güreş müsabakaları önemli bir yer tutuyor. Güreş müsabakaları 512 veya 1024 kişi ile başlıyor ve eleme usulü tek müsabaka şeklinde oluyor. Toplamda 9-10 müsabaka yapılıyor. Güreşçilerin üstüne giydikleri yarım yelek eleg bus (bir kaynakta zodog yazıyor), mavi renkl şort ise shuudag olarak adlandırılıyor.

Eskiden güreşçilerin giydikleri giysiler şimdiki gibi omuzdan kesik değilmiş ve  göğsü kapatacak bir şekildeymiş. Eski bir festivalde çaktırmadan güreş müsabakalarına katılan bir kadın güreşçinin  güreşirken rakibinin çekiştirmesi sırasında önü açılınca güreşçinin göğüsleri ve dolayısı ile de kadın olduğu ortaya çıkmış O günden itibaren de kadınların güreşmelerini engellemek için güreşçilerin yelekleri  bugünkü gibi garip bir hal almış.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Güreşçilerden bir tanesinin el ve ayakları dışındaki bir bölümünün diğer güreşçi tarafından toprağa değdirilmesi halinde o güreşçi oyunu kaybediyor. Güreş müsabakalarına başlamadan önce kartalın kanatlarını açması gibi kollar yana açılıp halk selamlanıyor. Güreşi kaybeden kişi, galibin koltuğunun altından geçerek galibi selamlıyor. Galip gelen koşarak gidip Cengiz Han’ın temsili tuğralarını selamlayıp çevresinde tur atıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her bir güreşçinin Zasuul adı verilen övücüsü var. Bunlar, güreşçiler 3,5 ve 7. müsabakaları kazanmışlarsa o güreşçi için övgü dolu şarkılar söylüyorlar. 7-8 müsabakalarını kazanan güreşçiler fil anlamına gelen zaan unvanını kazanıyorlar. Dokuzuncu veya 10. basamak güreşini kazanan güreşçiler ise arslan  (Türkçe arslan ) olarak adlandırılıyor. 2 defa arslan ünvanı alan güreşçi ise Titan veya Avraga olarak çağrılıyorlar.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Güreş müsabakalarını biletimizin olduğu alanda görmek için dürbün lazımdı. Fotoğraf makinemin ise telesi bile yetmedi. Bize Moğolistan’da kaldığımız sürece eşlik edecek olan yerel rehberlerden Oyuna’ya sıkıntımı anlattım. Ona bizi daha iyi bir yere götürüp götüremeyeceğini sordum. Bu kız bayağı becerikli çıktı ve bizi tam da güreşçilerin bulunduğu protokol bölümüne  götürdü. Hem de sahanın içine girip tüm stadı geçerek gittik. Daha önceki yıllarda oyun kazanmış olan güreşçilerin şapkalarındaki kurdelalarındaki şeritlerden ve bazılarının aldığı ve giysisine taktığı madalyalardan önemli güreşçiler olduklarını anlayabiliyorsunuz. Bunlardan iki tanesi ile fotoğraf çektirdik. Güreşçiler yanlarında ne aradığımızı sorgular biçimde bakışlar atsalar da biz işi “anlamaza” getirip kaldığımız sürece müsabakaları bu tribünden seyrettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sizlere güreş müsabakalarını tanıtan bir belgesel linki de ekledim. İzlemenizi tavsiye ederim.

Güreş müsabakalarından yeteri kadar fotoğraf aldığımızı düşününce Oyuna’dan bizi okçuluk müsabakalarına götürmesini istedik. Okçuluk müsabakaları stadyumun dışında bir başka alanda yapılıyor. Stadyumun dışında ayrı bir dünya vardı. Çok sayıda çadır kurulmuş ve yiyecek içecek satışları yapılıyor. Burası tam bir panayır dünyası. Yolda bir çadırda kımız içen grup arkadaşlarımıza denk geldik. Biz de denemek için bir kımız molası verdik. Ben kımızı pek sevmedim.

IMG_7126

Okçuların oyun sahasına varmadan bir başka alanda aşık oyunu oynayanları gördük. Türklerin de oynadığı bir oyun olan aşık oyunu, koyunların ve keçilerin arka bacaklarında bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyun.

IMG_7350

IMG_7165En sonunda okçuluk müsabakalarının bulunduğu alana geldik. Rehberimiz Oyuna artık huyumuza alıştı, bizi arkalardan güzel bir yere götürdü. Güzel fotoğraflar çekme şansımız oldu.

Okçuluk yarışmalarında 10 kişiden oluşan takımlar yarışıyor. Her bir yarışmacının 4 ok atma ve takımında 33 “surs” denen hedefi vurması gerekiyor. Moğolistan okçuluk müsabakalarında klasik anlamda tahta hedefler yok. Birbirlerinin üstüne dizllen ve tahta veya deriden yapılma çok sayıda silindirler (surs) diziliyor. Böylece yaklaşık 1.5 metre genişlik ve 20 cm yüksekliğinde bir hedef oluşuyor. Oklarla bu hedefe atış yapılıyor ve düşürülen her bir silindir bir puan oluyor. Tabii ki eğer merkeze isabet ederseniz daha fazla silindir düşüyor ve daha fazla puan topluyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Güreşin aksine, kadınlar da okçuluk yarışlarına girebiliyor. Kadınlar 60 mt, erkekler ise  75 mt den hedefe ok atıyorlar.

Size okçulukla ilgili bir videoda koydum. Bunu izlerseniz iyi bir fikir edineceksiniz.

Okçuluk yarışmalarını da izledikten sonra otele geri döndük. Kısa bir dinlenme sonrasında otelde yemekle birlikte bir gösteri izledik. Moğolistan’da nerede bir gösteri varsa mutlaka gidin ve izleyin derim. Güçlü imparatorluk dönemi giysilerinden esinlenen bir defile, arkasından yöresel dansları ve şarkıları izledik ve dinledik. Çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra günün korkunç temposunun verdiği yorgunluğu üzerimizde hissederek uyku için odalarımıza çekildik. Tam yatağa girmiştim ki birden bir ardı ardına patlamalar duyduk. Meğerse havai fişek gösterisi varmış. Dakikalarca sürdü. Bu gösteriyi Sukhbaatar Meydanında izlemek varmış, kaçırdık. Yani demem o ki Naadam Festivaline giderseniz havai fişek gösterisini kaçırmayın..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Moğolistan’a Naadam Festivali ile iyi bir giriş yaptık, ne dersiniz Sanal Gezginler?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

29.07.2015 saat 01:59

Sibirya’dan, Moğolistan Steplerine Yolculuk:Listvyanka-Taltsy Müzesi-Irkutsk

IMG_6001-001

Bugün artık Baykal Gölü’ne, Sibirya’ya ve Rusya’ya veda ediyoruz. Ama bu vedamızı da dolu dolu bir gün geçirerek yapıyoruz.

IMG_5851Listvyanka’daki son günümüzde ilk gezi yerimiz St Nicholas Kilisesi. St Nicholas Kilisesi Listvyanka’nın en eski arkeolojik yeri olarak biliniyor.1846 Yapımı olan iki çan kuleli bu ahşap kilise aslında ilk olarak Angara Nehri kenarına yapılmış. Daha sonra ise Baykal Gölü kenarına taşınmış. 1957 Yılında Irkutsk Hidroelektrik Santralı yapımı ile bir kez daha taşınarak bugünkü yerine geçmiş. Ortodoks Kiliselerine giriş, bizim camilere girişimiz gibi kurallara bağlı ve çoğunda fotoğraf çekilmesine izin yok. Burası güzel bir kilise ve içeride bazı ikonaların tarihsel önemi var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 IMG_5864Kilise sonrasında Listvyanka’daki Baykal Müzesi gezimizi yaptık. Burası küçük ama çok etkilendiğimiz bir müze oldu. Burada Jeoloji, örneklenmiş Baykal Gölü yaşam örnekleri ve canlı hayvanların sergilendiği bölümler olmak üzere 3 ayrı bölüm var. Bu müzede Baykal Gölü ile ilgili son ilginç bilgileri de Oxana tamamladı. Örneğin; Suyun berraklığını ölçmek ve karşılaştırmak içi belli büyüklük ve ağırlıkta bir paranın suya bırakılıp “kaç metre derinlikte gözden kayboluyor” diye yapılan bir ölçüm varmış. Buna göre Sargasso Denizi 66.5 mt ile en berrak  sulara sahipken, ikinci sırada Baykal Gölü (40 mt) geliyormuş. Epishura Baykalskaya adlı küçük bir zooplankton suların içinde bulunan ve suyun bulanıklaşmasına neden olan bakteri ve diğer organizmalarla besleniyormuş ve Baykal Gölü’nün berraklığı ve suyun temizliği de bu minik canlıya bağlıymış. Golomyanka (küçük yağ balığı) adlı bir balığın Baykal Gölü’nün en derinine kadar dalmak ve aniden su üstüne çıkabilmek gibi bir özelliği yanında, yavrularını yumurtlamadan, canlı balık olarak doğururmuş. Bir başka ilginç bilgi ise gölün balıklarının, gölün suyunun soğukluğu nedeni ile çok yavaş büyüyor ve boylanıyor olmasıydı.

Akvaryum bölümünde Tatlı foklarını da gördük. Baykal Gölü için yapılan “Sibirya’nıın Galapagos’u tanımlaması nasıl da güzel olmuş değil mi?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5933-001

Bir başka güzel aktivite ise teleferiğe binerek Chersky Taşı Gözlem Noktasına çıkmaktı. İkişer kişi olarak bindiğimiz teleferikten muhteşem bir doğa manzarası gözlüyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gözlem noktasından ise Baykal Gölü’nün nefis bir panoraması görülüyor Buraya adını veren Jan Stanisław Franciszek Czerski aslında Polonyalı bir bilim adamı ve kaşif. Baykal Gölü’nün haritasını yapan ilk kişi. Sibirya’da çok sayıda bilimsel çalışmaya katılmış ve yine bu araştırmalardan birinde ölmüş.

Sonrasında bu tepeden aşağıya doğru yürüdük ve yemek yiyeceğimiz restorana gittik. Yemek sonrasında ise Irkutsk’a doğru yola çıkmadan önce Şaman Kayasını fotoğraflamak için yol kenarında durduk. Bu kayanın bir öyküsü var; Söylence bu ya, Baykal’ın çok sevdiği kızı Angara, Yenisey adlı delikanlıya çılgınca aşık olur. Ona kaçmak için babası Baykal’dan su çalarak Yenisey Nehrine doğru kaçmaya başlar. Baba Baykal durumu anlar ve kızının kaçmasına engel olmak için boğazına doğru büyük bir kayayı fırlatır. Kızı Angara Nehri zorlansa da kaçar ve Yenisey Nehrine kavuşur. İşte aşağıda gördüğünüz Angara Nehri’nin, Baykal Gölü’nden tam ayrılma noktasındaki kaya, Şaman Kayası diye adlandırılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6089

IMG_6087Öğle sonrasında bir başka harika yeri ziyaret ettik. Burası Taltsy Ağaçevler Açık Hava Müzesiydi. Çok geniş bir alana kurulu bu müze gezilmeden gelinmemesi gereken bir yer. Irkutsk’un 47 km Güneyinde olan bu müzede Angara Vadisinden toplanmış, tek tek sökülmüş ve yeniden bu alanda birleştirilmiş ağaç evler, çiftlikler, karakol, okul, hapishane ve kilise örnekleri var. Bratsk ve Ust-Ilimsk Baraj suları altında kalmaktan kurtarılarak bu alana taşınmış evlerin her biri birer sanat eseri. Müzeciliğin çok güzel bir örneği burası. Ağaç evlerin alt kısmı Larch (Melez çam) denen bir sert ve su geçirmez bir ağaç iken üst kısımları çam ağacından yapılırmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

17. Yüzyıldan kalma ve orijinal Spaaskaya Kulesine sahip bir kalenin bir bölümü ile Kazan Meryem Ana Kilisesi buranın değerli eserleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6156

Müzeden en son ayrılan insanlar bizlerdik. Kapatmasalar burada daha  vakit geçirebilirdik.

Bu gezi sonrasında Irkutsk’a doğru yola çıktık. Burada son akşam yemeğimizi yedik. Moğolistan’a, Ulan Bator’a uçağımız bu şehirden gece yarısı kalkacak.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım,

Gezimizin Sibirya kısmı bu kadar. Yarın bambaşka bir coğrafyayı, bambaşka gelenek ve göreneklerin ülkesi Moğolistan’ı anlatmaya başlayacağım size..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

27.07.2015 saat 00:28

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.