Gezi Öncesi Dipnotlar: Madagaskar

2016 yılı gezilerimiz nedense hep ada ülkelerine oldu. Sene başında Japonya, sene ortasında ise İzlanda gezilerini yaptık ve www.gezekalin.com sayfalarında bu gezileri sizlerle paylaştık. Sene sonuna doğru bir başka ada ülkesine, dünyanın en büyük 4. adasına, yani Madagaskar‘a bir gezi planlıyoruz. Hazırlıklar tamam, sadece gidiş gününü bekliyoruz. Yakın zamanlarda yapmayı adet haline getirdiğim gibi, gezi öncesi Madagaskar hakkındaki bilgilenme çalışmalarımı sizlerle “gezi öncesi notlar” başlığı altında paylaşmak istedim.

Bu bölüme gezi sonrasında mutlaka eklemelerim olacaktır.

adsız

Bir Bakışta Madagaskar
Flag_of_Madagascar_(bordered)1

Madagaskar Cumhuriyeti;

Ülke Büyüklüğü :  587,041 km2 (Dünya sıralamasında toprak alanı olarak 46. büyük ülke)

Ülke Nüfusu:    22,434,363          (Dünya sıralamasında nüfus olarak 53. büyük ülke)

Ülke Nüfus Yoğunluğu   35.2/km2 (Dünya sıralamasında nüfus yoğunluğu olarak 174. büyük ülke)

Başkent ve En Büyük Şehir: Antananarivo (kısaca “Tana” deniyor)

Resmi Diller:             Malagazca, Fransızca

Etnik Gruplar (2004): %26 Merina, %15 Betsimisaraka,  %12 Betsileo,  %7 Tsimihety,  % 6 Sakalava, %5 Antaisaka, % 5 Antandroy, % 24 Diğerleri

Yönetim Biçimi: Yarı Başkanlık, Üniter Cumhuriyet, Parlamenter Sistem

Bağımsızlık Kazanma Zamanı: 1895-1958 yılları arasında Fransa boyunduruğunda yaşayan Madagaskar, 26 Temmuz 1960’da resmen bağımsızlığını kazanmış.

Kişi Başına Gayri Safi Milli Hasıla (nominal) : 368 USD/kişi başı (Dünyanın en fakirleri sıralamasında ilk 10 sırada)

Para Birimi : Malagasy Ariary  (MGA) (Banknotlar: Ar100, 200, 500, 1000, 2000, 5000, 10000)

1 USD =3048 MGA ,  1 EUR =3445 MGA

Neden Madagaskar?

Hint Okyanusunun dalgalarına kucak açmış Madagaskar eşsiz doğası, renkli  ve canlı yaşamıyla gezginleri kendisine cezbediyor. Madagaskar’ın en önemli özelliği barındırdığı canlıların %99’unun sadece Madagaskar’da bulunması. Adadaki bitkiler ve hayvanların neredeyse tamamı sadece Madagaskar’da ve özel hayvanat bahçelerinde görülebilir. Yani Madagaskar’ı ziyaret etmedeki birinci amacınız Madagaskar’ın vahşi yaşamı ve biyoçeşitliliği olmalıdır. Bu adada 93 tür endemik Lemur, 236 kuş türü (100’ün üzerindesi endemik) ve %90’ı endemik olan 12000 üzerinde bitki türü var. Yani aslında Madagaskar, Afrika Kıtası’nın Galapagos’u gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Madagaskar; Indo-Malay, Afrika, Avrupa ve Çin halklarının kültürel, mimari ve yemek çeşitliliğini barındırmasından dolayı ortaya çıkan, kültürel mozaik nedeniyle de ziyaret almaktadır.

Eşsiz doğası, kumsalları, yürüyüş parkurları, dalış olanaklarının varlığı da adaya turist gitmesi için nedenler arasındadır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Madagaskar’ın adını bütün dünyaya ezberleten, animasyon film serisi “Madagascar” ve bu filmin eğlenceli kahramanı, bir Lemur olan, Kral Julian. Her ne kadar yaygın popularitesi bu filmden gelse de, gezginlerin bu adayı keşfetmeleri yeni değil. Ada, sosyal ve politik oynaklığına rağmen, her yıl daha fazla turist alıyor. Madagaskar, üzerinde insan yerleşimi 2000 yıldır olan bir ada. Bir zamanlar ada tamamen ormanlık alanlarla kaplı iken, insan yerleşiminin artması ve tarım için ormandan arazi açma amaçlı yaklaşımlar ormanların büyük oranlarda yok edilmesine neden olmuş. Bazı kaynaklara göre, insan yerleşimi öncesi var olan ada ormanlarının %80-90 kadarı bugün artık yok edilmiş durumda. Ormanlardaki azalma, Madagaskar biyoçeşitliliğini de beraberinde götürüyor ve maalesef orman talanı hala devam ediyor. Madagaskar, biyoçeşitliliği yok olmadan ziyaret edilmeli diyerek bu konuya noktayı koyuyoruz.

Madagaskar’ın Canlı Zenginliği, Oluşum Hikayesinden Geliyor:

Bir ada olarak Madagaskar’ın öyküsü, bundan tam 165 milyon yıl öncesine kadar gidiyor. Afrika ve Hindistan’ın birbirinden koptuğu bu dönemde, ilk önce Afrika’dan kopan Madagaskar, milyonlarca yıl sonra bu sefer de Hindistan’dan kopmuş ve Hindistan’ın Asya kıtasıyla birlikte kuzey doğuya çekilmesiyle bir ada olarak Afrika’nın hemen bitişiğinde kalmış. Madagaskar 70 milyon yıldır dış dünyadan izole bir tabiata ev sahipliği yapıyor.

Madagaskar’ın %10 kadar kısmı rezerv alanı veya park alanı olarak koruma altındadır. İlk olarak 1990da  Tsingy de Bemaraha Ulusal Parkı UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içine alınmış, 2007’de ise Atsinanana Yağmur Ormanları başlığı altında 6 park daha bu listeye dahil edilmiş. Meraklısına, aşağıda Madagaskar koruma alan ve parklarının toplu halde isimleri yer almaktadır.

Sıkı Korunan Doğa Rezerv Alanları (4 Tane)

Tsingy de Bemaraha Strict Doğa Rezerv Alanı,  Betampona Rezerv Alanı, Tsaratanana Rezerv Alanı, Zahamena Rezerv Alanı.

Ulusal Parklar (25 Tane)

Atsinanana Yağmur Ormanları olarak kabul edilen parklar; Zahamena Ulusal Parkı (2007’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde), Ranomafana Ulusal Parkı (2007’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde), Marojejy Ulusal Parkı (2007’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde), Andohahela Ulusal Parkı (2007’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde), Andringitra Ulusal Parkı (2007’de UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde). Diğer Ulusal Parklar;

Ankarafantsika Ulusal Parkı, Baie de Baly Ulusal Parkı, Isalo Ulusal Parkı, Kirindy Mitea Ulusal Parkı, Lokobe Ulusal Parkı, Mananara Nord Ulusal Parkı, Andasibe-Mantadia Ulusal Parkı, Analamazaotra Ulusal Parkı (Périnet),  Masoala Ulusal Parkı (Nosy Mangabe Reserv Alanı dahil), Midongy du sud Ulusal Parkı,  Sahamalaza Ulusal Parkı, Tsimanampetsotse Ulusal Parkı,  Tsingy de Namoroka Ulusal Parkı ,Marolambo Ulusal Parkı, Nosy Hara Ulusal Parkı, Nosy Tanikely Ulusal Parkı, Nosy Ve-Androka Ulusal Parkı, Zombitse Vohibasia Ulusal Parkı, Amber Dağı Ulusal Parkı, Tsingy de Bemaraha Ulusal Parkı (1990’da UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi içinde).

Vahşi Yaşam Rezerv Alanları (21 Tane)

Ambatovaky Rezerv Alanı, Amber Ormanı Rezerv Alanı, Ambohijanahary Rezerv Alanı, Ambohitantely Rezerv Alanı, Analamerana Rezerv Alanı, Andranomena Rezerv Alanı, Anjanaharibe-Sud Rezerv Alanı, Bemarivo Rezerv Alanı, Beza Mahafaly Rezerv Alanı, Bora Rezerv Alanı, Cap Sainte Marie Rezerv Alanı, Kalambatritra Rezerv Alanı, Kasijy Rezerv Alanı, Mangerivola Rezerv Alanı, Maningoza Rezerv Alanı, Manombo Rezerv Alanı, Manongarivo Rezerv Alanı, Marotandrano Rezerv Alanı, Pic d’Ivohibe Rezerv Alanı, Ankarana Rezerv Alanı, Tampoketsa Analamaitso Rezerv Alanı

Madagaskar’ın İnsan Kaynağı-İlk Yerleşenleri

Haritada Madagaskar’ın bulunduğu yere bakarsanız, bu adaya ilk çıkan insanların Afrika’dan geldiğini düşünmeniz gerekir. Ancak gerçekler son derece şaşırtıcı. Çünkü adaya ilk gelen insanlar neredeyse dünyanın öbür ucundaki bir adadan, Borneo’dan, gelmişler. Tahminlere göre milattan önce 500 ila 300 yılları arasında büyük bir koloni Borneo adalarından yola çıkıp, Madagaskar’a gelmiş. “Borneo neresi?” derseniz, Hint Okyanusu’nun öteki ucunda Güneydoğu Asya sularında! Dünyanın en büyük 3. adası olan Borneo bugün Burnei, Endonezya ve Malezya tarafından paylaşılmış bir yerleşke konumunda. İlk olarak Borneolular tarafından keşfedilen Madagaskar’a Afrikalılar’ın ilk göçü ise, Borneo’luların gelişinden ancak 500 yıl sonra olmuş! Avrupalıların henüz Akdeniz’in dışına çıkamadığı bir çağda Borneoluların yaptığı şey, dünya tarihinin en büyük denizcilik başarılarından biridir. 

1500’lü yıllarda adayı tesadüfen bulan ilk Avrupalılar Portekizliler olmuşlar. Daha sonra sırası ile İngiliz, Alman ve Fransız donanmaları adaya gelseler de, Madagaskar’a bir türlü yerleşip üs kuramamışlar. Buna karşılık 17. yüzyıl boyunca Avrupalı ve Kuzey Amerikalı korsanlar  (özellikle Île Sainte Marie Limanı olmak üzere) Madagaskar’a yerleşmede daha başarılı olmuşlar. Madagaskar bir dönem gizli korsan ülkesi durumunda olmuş.

Güçlü Malagaz krallar bu dönemlerde Avrupalı tüccarlar ile ticareti geliştirmişler ve 1810 yılından sonra adaya misyonerler akın etmişler. Zamanla bu misyonerlere karşı katliamlar yapılmış. Bunu gerekçe yapan İngilizler adayı işgal etmişler ve sonra Zanzibar’a karşılık olarak Fransızlara devretmişler. Fransa da 1897 yılında Madagaskar’ı resmi olarak kendi koloni ülkeleri arasına katmış. 1920’lerde Madagaskar halkı Fransızlara karşı bağımsızlık hareketleri başlatmış. 1947 yılında Madagaskar halkının isyanı, 80000 Madagaskar’lının öldürülmesi ile bastırılmış. 26 Haziran 1960’da tam bağımsızlığa kavuşmuslar ama politik kargaşadan bir türlü sıyrılıp da rahat bir nefes alamamışlar. Bunun neticesinde de ekonomik kriz gittikçe büyümüş. Bugün Madagaskar biraz daha sakin görünse de potansiyel olarak krizlere açık bir ülke gibi duruyor.

Madagaskar Seyahati İçin En Uygun Zaman

Madagaskar’ı ziyaret için en uygun zaman Ocak-Mart aylarının yağışlı sezonları dışındaki zamandır. Adanın iklimi yöreye göre çok değişiyor; Adanın merkezindeki yüksek yörelerde Mart-Eylül ayları daha soğuk ve yağışlı iken Güney Batı bölgelerini ziyaret için ideal zaman, bu aylardır. Ağustos ve Eylül ayları göçmen kuşlarını görmek için mükemmel zamanlar iken, Ekim-Aralık ayları Lemur yavrularının doğum zamanı olduğundan ziyaret için fantastik zamanlar olabilir.

Madagaskar İçin Yanınızda Bulunduracaklarınız ve Seyahat Öncesi Sağlık Önlemleri

Madagaskar’da iç uçuşlar yapacaksanız ya da uzun araç yolculukları yapacaksanız hacmi küçük valizler uygun olacaktır. 4*4 araçlarla yolculuklar da rahatsız olabiliyormuş. Bu kısıma seyahat sonrası eklemeler fazlaca olacaktır. Rahat ve uygun bir yürüyüş ayakkabısı, mümkün olduğunca uygun ve kaliteli outdoor giysiler, şapka almak yerinde olacaktır. El fenerini ve fotoğraf makinalarımızın zoom lenslerini de unutmayalım.

Madagaskar sağlık koşulları ve temiz içme suyu tedariki bakımından pek de sağlıklı bir ülke değil. Bu nedenle gitmeden önce bazı sağlık önlemlerinizi almanızı ve http://www.seyahatsagligi.gov.tr/ adresindeki Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü web sayfasını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bu kadar bilgi içinde özetle ve bence, size en çok sorun olabilecek olanlar Hepatit A ve Sıtma hastalıkları olacaktır. Bunun için şunları yapabilirsiniz;

Bizim ülkemiz de Hepatit A açısından çok da risksiz değil ve aşılanmamış olanlarımız arasından bile çoğumuz, sessiz sedasız bu hastalık etkeni ile karşılaşmış ve bağışıklanmış olabiliriz. Bu hastalığı geçirip geçirmediğimizi ya da aşılanıp aşılanmadığımızı bilemiyorsanız basit bir iki testi (HAV IgG Antikoru -haydi kan aldırmışken ve Hepatit B hastalığına karşı bağışıklık durumunuzu bilmiyorsanız HBsAg ve Anti-HBs testlerini de ilave edin-) yaptırmanız yeterlidir. Eğer Hepatit A’ya  (kanla ve cinsel ilişki ile geçen Hepatit B için de) karşı bağışık değilseniz aşılanmanız yeterli korumayı sağlayacaktır. Bu işleri tabii ki seyahatten 15 gün önce yapmanız yeterlidir. 

Sıtma ise Madagaskar’ın başkenti hariç her yerde sorun olabilir. Bu işin şakası da yok. Bu nedenle seyahatten önce başlanacak koruma tedavisi sizleri bu hastalığa karşı koruyacaktır. Ama en kesin korunma yöntemi sivrisineğe ısırılmamaktır. Bunun için de yanınızda Of Max (burada marka verdim ama olsun) bulundurmak ve orada kullanmak, uzun kollu T Shirt veya gömlek, pantalon giyinmek, cibinlik kullanmak uygun olacaktır. Tüm bunların yanında içme suyu olarak mutlaka kapalı su kullanmak (diş fırçalamada kullanmak dahil), dışarıdan çiğ sebze, ve salatadan uzak durmak gibi genel hiyjen kuralları burada abartılmalı.

Sık Kullanacağınız Bazı Kelimelerin Malagazca Anlamı

Kelime/Cümle                                                                  Malagazca

                                                              Yazılışı                                             Okunuşu  

Evet                                                       Eny                                                    enj

Hayır                                                      Tsia                                                   tsi 

Merhaba/Nasılsınız?                   Manao ahoana!                              manaˈʷonə̥/manaˈonə̥

Merhaba (Kırsal alanda)               Salama!                                                saˈlamə̥

Allahaısmarladık                             Veloma!                                               veˈlumə̥  

Lütfen                                                 Azafady                                              azaˈfadʲ 

Özür Dilerim                                    Miala tsiny                                           mjala ˈtsinʲ

Teşekkür Ederim                             Misaotram                                          ʲˈsoːtʂa

Günaydın                                        Manao ahoana ianao      

İyi Geceler                                       Tsara mandry o

 

Evet Sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım, şimdilik bu kadar..

Madagaskar gezisi sonrası, gezi anılarımda buluşmak üzere..

Gezekalın, Aydınlık Kalın..

Dr Ümit Kuru

31.08.2016 Saat 10:10

 

Kaynaklar

http://www.ebrudurupinar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=148:tanagun1&catid=39:madagaskar&Itemid=84
 http://www.radikal.com.tr/radikalist/korsanlar-diyari-madagascara-gitmeniz-icin-10-sebep-1285584/   (Madagaskar genel)
http://www.lonelyplanet.com/madagascar/history
http://www.gokyuzunet.com/atalarin-adasi-madagaskara-yolculuk/
http://www.gezivedoganotlari.com/tag/madagaskar/
http://www.yoldasin.com/afrika/dogu-afrika/madagaskar/
https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/16709/820250WP0P12800Box0379855B00PUBLIC0.pdf?sequence=1&isAllowed=y
http://kendingez.com/madagaskar-surprizi-gezi-yazisi
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_national_parks_of_Madagascar#Strict_Nature_Reserves_.28R.C3.A9serves_Naturelles_Int.C3.A9grales.29

 

Tarihe Mal Olmuş Okul ve Müzesindeki Fil Kuşu Yumurtası; ikisinin de Nesli Tükendi !!

elephant_birdDünyanın en büyük kuşunun bundan milyonlarca yıl önce yaşadığını mı düşünüyorsunuz? Öyleyse yanılıyorsunuz! Çünkü 3 metre boy, 400-500 kg ağırlıkla Fil Kuşu (Aepyornis maximus), bundan 800-1000 yıl öncesine kadar (bazı kaynaklar 400-500 yıl öncesine kadar diyor) Madagaskar‘da yaşıyordu

-Boyu 3 metreyi bulabilen Fil Kuşu’nun yumurtası da elbette küçük olamaz. 90 cm çap, 33 cm uzunluk ve 9 lt sıvı alma kapasitesi olan bir Fil Kuşu yumurtası sizce kaç tavuk yumurtası büyüklüğü eder?  Haydi sizi yormadan söyleyelim! Fil kuşunun yumurtası tam 200 tavuk yumurtası büyüklüğüne denk geliyor. Fil Kuşu yumurtası bilinen en büyük dinozor yumurtasının tam 3 katı büyüklüğünde imiş. Bir tek Fil Kuşu yumurtası ile 120 kişilik omlet yapabilmeniz mümkün.

karargah8.jpg

Kuleli Askeri Lisesi

-Dünyada bütün halinde sadece 25 adet kalmış Fil Kuşu yumurtasının bir tanesinin Kuleli Askeri Lisesi Müzesi içinde olduğunu biliyor muydunuz? Evet! 1845 tarihinde kurulmuş ve bir zamanlar öğrencisi olduğum Kuleli Askeri Lisesi’nin müzesinde Fil Kuşu yumurtası sergileniyor. Etiketinde de “Paleolitik Devirden kalma Piyurniş Kuşu yumurtası” yazıyor.

O zamanlar ne aklım bu akıl, ne de ruhum gezgin ruhuydu. Müzeden hatırladığım teleskop, dürbün türünden objeler. Bu değerli yumurtayı hatırlamıyorum bile. Yakın bir tarihte gezi yapacağım Madagaskar’da müze gezerken hayretler içinde fotoğraflamaya çalışacağım Fil Kuşu yumurtasını, aslında 1970’li yılların sonlarında bu müzede görmüş olmam ve onu hatırlayamamış olmam üzücü! 

Madagaskar’ın ana karadan kopuşunun tamamlanışı ve Madagaskar’ın dünyadan izole bir tabiata ev sahipliği yapışı 70 milyon yıl öncesine dayanıyor. Bugün Madagaskar’ın  barındırdığı canlıların %99’u sadece Madagaskar’da bulunuyor. Buna bir de, bir zamanlar Madagaskar’da yaşayan ama günümüzde nesli tükenen hayvanlar ve bitkileri de eklerseniz, Madagaskar’ın flora ve fauna zenginliği hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. İşte Madagaskar’da nesli bugün tükenmiş olan hayvanlardan bir tanesi de bu yazının konusu olan Fil Kuşu. 

Devekuşu ile akraba sayılan Fil Kuşu aslında 60 milyon yıldır yaşamayı başarabilmiş. Bu yaşamın bedeli olarak da bazı özelliklerini evrim geçirerek kaybetmiş. Örneğin kanatları artık uçamayacak kadar küçülmüş. Bu kuşun günümüzden 10 milyon yıl önce yok olması gerektiğini düşünen bilim adamları var.

https://www.youtube.com/watch?v=q8ghoHfW8WE

Marco Polo’nun gezi hikayelerini yazdığı 1298 tarihli  kitabında mitolojik kuş olarak Rukh’dan bahsetmesi, bu dev kuş hakkındaki ilk yazılı kaynak olarak gösteriliyor. Marco Polo’yu, kendisinin görmediği bu kuşun varlığından, bir Tatar Hanı haberdar etmiş. Marco Polo, Tatar Han’ın ağzından kuşu kitabında şöyle tarif ediyor; Kuşun tüyünün uzunluğu 9 karış ve genişliği ise 2 avuç kadardır. Bu kuş Marco Polo’ya göre kartal görünüşlü, kocaman pençeleri ile bir fili bile yakalayıp uçabilen dev gibi bir kuş olmalıdır . Ama Marco Polo 1298’de yazdığı bu kuş hikayesine Avrupa’da kimseyi inandıramaz. 1467-1469 yılında Madagaskar’a uğrayan gemicilerin gördüğü kocaman yumurta kabukları ise bir dinozordan kalan yumurta kabukları olarak değerlendirilir. Aslında Marco Polo’nun tarif ettiği kartal görünüşlü dev kuşun kaynağı Madagaskar’da bulunan başka bir fosilden gelse gerek. Çünkü Fil Kuşları etobur hiç olmadılar, onlar gerçekte otoburdular.

Bir zamanlar Madagaskar’ın kıyılarında bolca yaşarlarken, zamanla sayıları azaldığından iç bölgelere çekilen Fil Kuşlarının, 11-12. yüzyılda nesli tükendi, gitti.

60 milyon yıldır yaşamış, yaşamak için inat etmiş, evrim geçirmiş bu hayvana ne oldu da yakın sayılacak bir tarihte yaşam sahnesinden çekilip gitti? Bunun nedeni insanların adaya yerleşmeleri ve bu yerleşimin zamanla artması. Madagaskar geç yerleşim almış adalardan bir tanesi. Ama insanlar buraya yerleştikten sonra hem bu dev kuşları avlamışlar ama daha çok da yumurtalarını yuvalarından çalmışlar. Zamanla Fil Kuşlarının nüfusları hızla azalmış ve nesillerinin tükenmesi ise kaçınılmaz olmuş. Zamanın ve zamanın değişen koşullarının milyonlarca yılda Fil Kuşlarına yapamadığını, insanoğlu yaklaşık 1000 yıl içinde becerebilmiş.

http://www.gezekalin.com’da son zamanlarda, “Gezi öncesi notlar” başlıklı bölüme, özel bir önem veriyorum. Gezilmesi kesinleşen ülkelerle ilgili gezi öncesi yaptığım bilgilenme çalışmalarımı bu bölümde paylaşıyorum. Bir kaç hafta sonra gezmeyi planladığım Madagaskar ile ilgili genel bir bilgilendirme yazısı hazırlarken, karşıma Fil Kuşu konusu çıktı. Sonrasında yakın zamanda gazeteci-yazar sevgili Yılmaz Özdil’in Kuleli Askeri Lisesi’nin kapatılması sonrasında yazdığı ve çok etkilendiğim köşe yazısı aklıma geldi. Ben de hem eski bir Kuleli Askeri Lisesi öğrencisi ve hem de Madagaskar seyahati yapacak bir kişi olarak bu konuyu bloğumda işlemeye karar verdim. 

Bir zamanlar okulum olan Kuleli Askeri Lisesi, benim dönemimdeki eğitim düzeyi ve kalitesi ile her zaman övündüğüm bir okuldu. 171 yıllık tarihi boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiş bu güzide okulun kapatılması beni ve tanıdığım bir sürü insanı derinden üzdü. Benim zamanımdaki okula seçme kriterleri herkes için eşitti. İşçi çocuğu olarak özel liselerde okuma şansı olmayan benim gibi öğrencilerin iyi bir eğitim alabilmesi için çok önemli bir eğitim kurumuydu. Ne olduysa kuruma alınması hedeflenen bir takım insanlara soruların önceden verilmesi ve okula yerleştirilmesi ile oldu. Bir dönem eğitim ve öğretimde övünç kaynağı olan okul bir anda kötü ve zararlı bir kaynak oldu. Askeri olsun, sivil olsun hiç bir darbe alkışlanacak ve onaylanacak bir olay değildir. Ancak göz yumularak, görmezden gelerek, bir gruba imtiyaz verilerek gelinen son durumda 171 yıllık Kuleli Askeri Lisesi’nin suçu nedir? Evrensel doğrularla ve adaletli bir seçme yöntemi ile, bilimsel yollara ve yöntemlere dönülerek verilen eğitim ve sınav sonuçları ile bu okulda yeniden aydınlık ve geleceğin subay adaylarını yetiştiremez miydik? 

Yani Fil Kuşu’nu tüketen nesillerden elimizde kalan ve Kuleli Askeri Lisesi Müzesinde sergilenen Fil Kuşu yumurtası örneğinde olduğu gibi Kuleli Askeri Lisesi’nin de nesli tüketilmeli miydi?

Gezekalın, aydınlık kalın….

Dr Ümit Kuru

25.08.2016 Saat 00:49

Kaynaklar

http://www.zmescience.com/other/feature-post/elephant-bird-largest-bird-ever-0534/
http://messybeast.com/extinct/moa.htm
http://www.kkk.tsk.tr/Okullar/kuleli/MyBtWebPages/anasayfa.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Elephant_bird
http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/fil-kusu-1336861/
http://gsas.yale.edu/news/what-killed-giant-elephant-bird-madagascar

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Reykjavik

IMG_4434

Geziyorken zaman koşturup duruyor. 23-31 Temmuz arasında Reykjavik’den başlayan gezimizde, İzlanda’nın otobanı Route-1′ takip edip Reykjavik’e yeniden dönerek daireyi tamamladık. Bugünü sabahtan öğlene kadar balina gözlemekle geçireceğiz, öğleden sonra ise başkenti gezip, gece ülkeye döneceğiz. 

IMG_4152

Balina gözlem turları, teknelerin Eski Limanda Ægisgarður iskelesinden kalkması ile başlıyor. Turlar 3 saat kadar sürüyor ve  Faxa Körfezi içinde balina ve yunus peşinde geziliyor. Denk geldi geldi, gelmedi okyanusa baka baka geri dönülüyor. Bu gezide aynen bizim başımıza geldiği gibi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik açıklarında en sık Beyaz-yanlı yunuslar, Liman Yunussugiller (yunus desem değil, balina desem değil, yunusumsu balinalar), Minke Balinası, Kambur Balina (humpback whale)  görülüyormuş. 

https://vimeo.com/103004582

İzlanda içinde balina gözlemi başka şehirler ve kasabalarda da yapılıyor. Genelde kuzey bölgelerde daha sık olarak ve (özellikle Húsavík’den kalkan teknelerle) balinanın daha büyük olanları görülüyormuş. Biz aslında işe erken uyanıp, Húsavík’den balina gözlemi yapmak istedik ama hava bize muhalifti. Yukarıdaki video bu tür bir gözleme ait internetten bulduğum ve fikir vereceğini düşündüğüm bir videodur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah otelimizden alınıp yeni bir araç ve yeni bir şoförle eski limana götürüldük. Dün Reykjavik’deki otelimize varınca, gezi boyunca bizle olan Arnie ile vedalaşmıştık. Sevmiştik bu güzel İzlanda’lıyı. Vedalaşmamız sarılmalarla ve öpüşmelerle olmuştu. Başka İzlandalıları bilmem ama bu İzlanda’lı bizi sevdi.

Tekne kalkış saatine kadar bekledik. Elding adlı tur şirketi ile balina arayacağız. Saati gelince (09:00 gibi) tekneye  alınıp, kendimizce balina gözlem ve fotoğraflama için iyi bir yer tuttuk. Teknenin üst kısmı açık, bir de altta kapalı bölüm var. Tekne limandan ayrıldı ve biz balina avına başladık. Teknede devamlı olarak bilgilendirme yapılıyor. Balina ve yunus peşinde olan, bizim gibi,  4-5 tane tekne daha var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hava güneşli olmasına rağmen teknede üşüdük. Yukarıdaki videoda olduğu gibi, eğer Zodyak tarzı küçük bir hızlı tekne ile balina ve puffin gözlemeye gidecekseniz sizlere mutlaka özel giysiler giydiriyorlar. Ama bizim tekne gibi büyük ve kapalı alanı olan bir teknedeyseniz yanınızda olanlarla idare ediyorsunuz. Belki istek üzerine veriyor olabilirler, tam da bilemiyorum. Biz sağlam gidince özel giysi talebimiz olmadı. Onun için eldiven, yün başlık, termal içlik ve polar gibi giysileriniz üstünüzde ya da yanınızda olmalı. Bir de tekne, bizim çıktığımız günde olduğu gibi çok dalgalı ve rüzgarlı bir günde açılmışsa mide bulantısı kaçınılmaz oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz, denizi saatlerce bir sağa bir sola, bir aşağı bir yukarı arşınladığımız halde ne balina ne de yunusa denk geldik. Bizden ileride olan 2 tekne yunusları görebilmiş ve bizim tekneye de haberi geldi. Ancak alçak yunuslar bizi beklememiş ve biz o bölgeye gittiğimizde gözden kaybolmuşlardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yalnız denizin üstünde uçan çok sayıda puffin vardı. Puffin göreceğiz diye gittiğimiz Dyrhólaey gezisinde göremediğimiz (https://gezekalin.com/2016/08/07/atesin-yurdu-izlanda-skogafossdan-skaftafell-milli-parkina/) puffinleri, burada gördük diyebilirim. Yalnız o kadar hızlı uçuyorlar ki fotoğraflamak çok zor. Yukarıda çektiğim puffin fotoğrafları, çektiğim yüzlerce fotoğraf arasından en iyileri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık balina veya yunus görmekten tekne sahipleri de umudu kesince Reykjavik’e geri döndük. Yapılan anonsla bizden özür dilenerek, balina-yunus gösteremedikleri için üzgün olduklarını bildirdiler. İki yıl için geçerli olan ve yeniden balina turu için kullanılabilecek adımıza ücretsiz biletleri vermeyi de unutmadılar. Pazarlamanın güzeli budur işte! Bir daha ne zaman gideceğiz İzlanda’ya? Ama yarattıkları izlenim güzel değil mi?

P7300002.JPG

Bu arada Reykjavik’de şubat 2015’de açılan ve alanında dünyanın en iyilerinden olan bir balina müzesi de varmış . Ben maalesef bu satırları yazarken öğrendim. Gidilmesi iyi olabilirdi. 

Tekne limana yanaştı. Bizler de bizi bekleyen araçla otele döndük. Artık bundan sonrası uçuş saatimize kadar serbest zaman. Reykjavik’i gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otelden çıkıp Laugavegur Caddesi boyunca yürüdük. Amacımız Reykjavik’e geldiğimiz ilk akşam gruptaki arkadaşların tesadüfen buldukları Svarta Kaffið adlı restoranı bulabilmek.

IMG_4490-001.JPG

Burada yedikleri çorbayı anlata anlata bitiremiyorlardı. Yanlış yazmadım; Çorba yemek eylemini yapacağız. Burada çorbalar ekmek içinde geliyor. Önce çorbayı kaşıklıyorsunuz, sonrada ekmekle birlikte çorbayı yiyorsunuz. Ortalıkta ne çorba, ne de çorbayı koydukları ekmekten kase kalıyor. Bu mekanda, bu özel çorbayı mutlaka denemelisiniz. Çorbanın 2 türü var; Etli ve sebzeli. Biz etli olanı daha çok sevdik.

IMG_4515.JPG

Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra Reykjavik’i adımlamaya hazırız artık. Aynı cadde üzerinde sağlı sollu dükkanlara ve damları teneke kaplı evlere baka baka Skolavördustigur Caddesi başına kadar geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada bir dondurmacı görüp, dondurma siparişi verdik. Dondurmacı bizim Türk olduğumuzu konuşmalarımızdan anladı. Şimdinin dondurmacısı, bir zamanlar mühendislik yapıyormuş ve bir proje için Türkiye’ye, Ankara’ya gelmiş. Orada bir süre kalmış ve ülkemizi gezmiş, insanlarımızı tanımış. Ülke hali ev ahvali üzerine konuştuk biraz. Onlar da darbe girişiminden haberdarlar ve merakla takip de ediyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köşede bulunan kafeterya önünde oturan 2 tane İzlanda’lı güneşleneceğiz diye üstlerini çıkartmışlar. “Biz hala içten titremelerdeyiz, adamlara bak” diye düşünmedim değil doğrusu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Skolavördustigur Caddesi, Hallgrímskirkja Kilisesine doğru çıkıyor. Biz Austurvöllur Caddesine doğru yürüdük ve kilise sokağını sonraya bıraktık. Bu arada Skolavördustigur Caddesi sonunda, ışıkları geçmeden sol kol üzerinde biraz içeride kalan bir turizm informasyon ofisi var. Bu ofis içinde var olan ve ücretsiz alabileceğiniz broşür, harita ve kitapcıkların bolluğuna inanamadım. Ülkenin dört yönüne ait kaynakları ayrı ayrı bölümlere koymuşlar. Sakın bu ofisi kaçırmayın derim. Burayı daha önce keşfedebilseydim çok iyi olacaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bankastræti üzerinde bulunan Hükümet Konağı 1765-1770 yılları arasında yapılmış. Bir dönem hapishane olarak kullanılmış. Ama sonradan hükümet konağı olmuş. Halen Başbakanlık ofisi. Evin önündeki heykeller heykeltraş Einar Jonsson tarafından yapılan ve biri Danimarkalı Kral’a ve diğeri ise 1904 yılındaki ilk İzlanda Başkanı olan Hannes Hafstein’a ait heykeller.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Austurvöllur Meydanı, Reykjavik halkının önemli bir buluşma mekanı. Meydana açılan Vallarstræti ve Pósthússtræti Sokaklarında bulunan kafeler pek revaçtalar. İzlanda Parlamentosuna yakın olması nedeni ile protestoların da bol olduğu bir yer. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alþingishúsið ya da İzlanda Parlamentosu 1881 yapımı. Bu bina eski parlamentoya ait. Bunun karşısında bulunan Domkirkjan (Reykjavik Katedrali) 1787-1796 tarihleri arasında yapılmış. Önce neoklasik yapıda olan bina, 1847 de restorasyonla post-klasik bir hale dönüştürülmüş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Meydanlar cıvıl cıvıl, insanlar kafeleri, parkları doldurmuşlar. Bir süre bu meydan çevresindeki sokaklara girdik çıktık. Şehrin eski kısmı çok hareketli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında İzlandacası Tjörnin,  İngilizcesi Pond olan büyük bir gölet kenarına geldik. Etrafta ördekler, martılar kaynıyor. Parlamento binası arkasındaki bu göleti çok sevdik ve bir süre oyalandık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Göletten sonra Fríkirkjuvegur Caddesi boyunca yürüdük. Hedefimizi Hallgrímskirkja Kilisesi seçip, harita elimizde, sokak ve caddeleri geçtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dışardan bakınca bazalt bir lav akışını andıran yapısıyla Hallgrímskirkja Kilisesi’nin yapımı tam 41 yıl sürmüş. Kilise yapımının bitim yılı 1986. Kilisenin yüksekliği 73 metre. Kilisenin ismi şair ve papaz Hallgrímur Pétursson’dan geliyor. Bu papazı ise daha önce yazdığım ve bir dönem İzlanda’lıların Türklere karşı nefretinin kaynağı olan Küçük Murat Reis yazısından tanıyoruz. O yazıda da bahsettiğim gibi Hallgrímur Pétursson’un eşi daha önce İzlanda’nın Westman Adalarından kaçırılmış ve ancak yıllar sonra ülkesine dönebilmişti.   (https://gezekalin.com/2016/07/04/izlanda-dipnotlariizlandanin-turke-dusmanliginin-kaynagi/). Hallgrímur Pétursson’a ait bir heykel kilisenin önünde gözüküyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilise meydanına vardığımız zaman, kilisenin açık olduğunu gördük ve içeriye girdik. Kilise içinin aslında bir özelliği yok. Kilisede 25 ton ağırlık ve 15 metre boyunda dev bir org bulunuyor. Bu elektronik org uzaktan kontrollü bir sistemle çalınıyor. Burada mini bir konser dinledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilise sonrasında izlandalı rehber ve şoförümüz Arnie’nin “Benim parkım” dediği bir parka doğru yürüdük. Bu park aynı zamanda bir sanat müzesine de ev sahipliği yapıyor. Ama biz gittiğimiz zaman müze kapanmıştı.  Parkta bir banka oturunca yorulduğumuzu hissettik. Yorgunluk, tüm gezinin ve günün yorgunluğu olsa gerekti. Baktık oturmakla olmayacak, çıkarttık ayakkabıları, ayakları banka, sırtımızı çimenlere verip gezinin ve günün muhasebesini yaptık.

IMG_4803.JPG

Evet benim sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım,

Gürültülü başlayan, ülkeden çıkışı sıkıntılı olan ama İzlanda’da kendimizi başka bir gezegende hissettiğimiz gezi yazısını, bu son satırlarla bitirmiş bulunuyorum. Havaalanına doğru giderken bile, İzlanda’nın gökyüzündeki renkler “Ben ateş ve buzulun ülkesiyim” der gibi kızıl ve maviydi. Doğrusun İzlanda! öylesin gerçekten…

P7310008.JPG

Gezekalın, aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

18.08.2016 Saat 17:45

Kaynaklar

http://www.reykjavik.com/hallgrimskirkja-church/
Reykjavik Tanıtım kitapcıkları

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Snæfellsnes Milli Parkı

 

IMG_3555

A_Journey_to_the_Centre_of_the_Earth-1874

Jules Verne’in “Dünyanın Merkezine Seyahat” adlı romanının 1874 tarihli İngilizce basımının kapağı

Hamburg’lu Profesör Otto Lindenbrock, volkanik kraterler yolu ile dünyanın merkezine gidilebileceğine inanmaktadır. Profesör, eskiye ait orijinal bir İzlanda saga kitabını incelerken, Arne Saknussemm adlı  16. yüzyılın ünlü İzlandalı bilginin, Snæfellsjökull Volkanı kraterinden  başlayan bir gizli yolla dünyanın merkezine gittiğini keşfeder. Profesör Lindenbrock, büyük bir heyecana kapılır ve yeğeni Axel ile birlikte İzlanda’ya gider. Rehberleri Hans Bjölk’ün eşliğinde, yanardağın gizemli derinliklerine, yani dünyanın merkezine yolculuk ederler.

Hayal gücüne her zaman hayran kaldığım ünlü Fransız yazar Jules Verne, ilk basımı 1864 yılında ve Fransızca olarak yapılan ve yukarıda konusundan bahsettiğim romanı “Dünyanın Merkezine Seyahat”‘i  Snæfellsjökull Volkanından başlatır. Romanın kahramanları, bugün gezeceğimiz Snæfellsnes Ulusal Parkı içinde ki Snæfellsjökull Volkanı kraterinden girerek, dünyanın merkezine olan seyahatlerine başlarlar ve çeşitli maceralar yaşadıktan sonra Güney İtalya’daki Stromboli Volkanı kraterinden çıkarak yolculuklarını tamamlarlar.

İşte biz bugün Batı İzlanda Fiyortlarına örnek olması için önemli bir ulusal parkı, Snæfellsnes Ulusal Parkı‘nı gezeceğiz.  Snæfellsnes Yarımadasında bulunan bu alan için “Mini İzlanda” tanımı kullanılıyor. Burası İzlanda’da bulunan 4 milli parktan bir tanesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yarımadaya “Mini İzlanda” denmesinin nedeni, İzlanda’nın sembollerinden birisi olarak görülen ve 1446 metre yüksekliğe sahip Snæfellsjökull Volkanı dahil, tüm adada görebileceğiniz ve İzlanda’ya özgü doğal güzellik ve görüntülerin (fiyort, krater, şelale vb.)  170 km²’lik alanı kaplayan bu yarımadada görülebilme imkanı olması. Yani İzlanda’da kısacık bir gezi zamanınız var ve bir tercih yapıp ada yapısı hakkında fikir verebilecek bir örnek alan arıyorsanız, Snæfellsnes Yarımadasına gideceksiniz.

IMG_3981.JPG

Tepesi daima buzulla kaplı Snæfellsjökull Volkanı (tarihte sadece 2012 yılında tepesinde kar olmamış), bu yarımadanın ve ülkenin simgelerinden bir tanesi. 700000 yaşında olan volkan, en son MS 100-200 yılları arasında patlamış. Sonrasında ise derin bir sessizliğe gömülmüş. Berrak bir havada, 120 km ötedeki başkent Reykjavik’den bile görülebiliyormuş.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Snæfellnes Yarımadasına gezimize başlamadan önce kaldığımız otele çok yakın bir mesafede olan Hraunfossar Şelalelerine gittik. Bu şelale diğer gördüklerimizden farklı. Langjökull adlı buzulun altındaki volkanlardan bir tanesinin patlaması ile oluşan Hallmundarhraun adlı lav tarlası içinden akan dereciklerin oluşturduğu bir şelale burası. Geniş bir alana yayılan şelalenin, kayalar üstünden süzüle süzüle akışı çok güzel. Bu geniş alanda, toprak içinden çıkan türküaz renkli sular şelaleyi oluşturup, Hvítá Nehrine dökülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3567Hemen yakında bulunan diğer şelale ise Barnafoss Şelalesi. Bu şelalenin isminin anlamı “Çocuklar Şelalesi” Bu şelale hakkında bir İzlanda folklorik söylencesi var; Buna göre bu şelale üstünde sönmüş lavların yaptığı bir doğal köprü varmış. Yakınlarda bulunan bir çiftlikte yaşayan bir ailenin iki çocuğu bu köprüden düşüp ölmüşler. Bu ölüme çok üzülen anne “Bu köprü üstünden kim geçerse boğulsun” diye kehanette bulunmuş. Bu köprü bir süre sonra da depremle yıkılmış. Bu söylencenin bir diğer versiyonu ise üzüntülü annenin bir daha hiçbir kimse bu acıyı yaşamasın diye köprüyü kendisinin yıkmış olması. Ben ikinci versiyonu sevdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu şelalenin diğer şelaleden farkı ise dar ve 100 metre derinliğe kadar ulaşan bir kanyon içinden akması.

IMG_3596.JPG

Yakındaki şelalelerin ziyaretleri tamamlanınca yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk sonrası Deildartunguhver adlı bir kaplıcaya gittik.   Reykholtsdalur’da bulunan bu kaplıcanın 97° C sıcaklığındaki suyu,  saniyede 180 litre gibi çok yüksek hızda akıyor. Bu hız, Avrupa”nın en yüksek debili kaplıcası unvanını Deildartunguhver’e getiriyor. Bu kaplıcanın suyunun bir kısmı Borgarnes ve Akranes şehirlerine borularla yollanıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Deildartunguhver Kaplıcasından 70 km kadar sonra, Borgarnes adlı şehre gittik. Burası aslında yarımada ile ülkenin diğer bölümlerini birbirine bağlayan bir şehir. Bu şehir Route 1’e ve dolayısıyla 60 km ötedeki başkent Reykjavik’e, ülkenin en büyük ikinci köprüsü olan Borgarfjarðarbrú ile bağlanıyor. Bu şehre bugünün gezisi sonrasında tekrar dönüp, geceleyeceğimiz Reykjavik’e gideceğiz. Bu şehri sadece ihtiyaç molaları için kullandık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3675.JPG

Mola sonrası yarımadanın güneyine doğru yola çıktık. İlk hedefimiz, 45 km ve 30 dakika araç yolculuğumuz sonrasında ulaşacağımız  Gerðuberg. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gerðuberg bir volkanik patlama sonrası ortaya çıkmış, yaklaşık 500 metre uzunluğunda, düzgün, uzun bazalt sütunlardan yarların bulunduğu bir gezi alanı. Bu sütunlar 12-14 metre uzunluğunda ve 1-1.5 metre genişliğindeler. Sanki bir el, eline çekiç ve keskiyi almış, oturmuş kayaları düzgünce yontmuş. Burası doğal miras sayılabilecek kadar özel bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu bazalt sütunlar, daha önce “Ateşin Yurdu İzlanda- Skogafoss’dan-Skaftafell Milli-Parkına” yazımda bahsettiğim, sahildeki piramit bazalt sütunlardan (Reynisdrangar) daha etkileyici gözüküyor. Bu alanı gezdiğimizde sütunlara tırmanış yapan dağcılar vardı. İleri de, sütunların sonunda kurulu köyde, tek başına ve bu mesafeden çok hoş gözüken bir kilise göze çarpıyor.

IMG_3671Snæfellsnes Yarımadasının güneyi boyunca ilerledik. Manzaralar yine çok güzel. Snæfellsjökull Volkanını iyi görebildiğimiz bir noktadan fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaklaşık bir saat kadar (75 km) sonra  Arnarstapi adlı küçük bir balıkçı köyüne geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hem Arnarstapi ve hem de buradan yürüyüş yapacağımız Hellnar Köyü‘nün adlarının kökeni yarı insan yarı gülyabani (ogre) bir yaratık olan Bárður’un (bu Trol’un, Arnarstapi’de, üst üste dizili taşlardan bir heykeli var) konu edildiği sagalardan geliyor.

IMG_3740

Arnarstapi gemiler için doğal bir liman olduğu için geçmişten beri önemli bir balıkçılık ve deniz ticaret merkezi olmuş. Buralarda zamanında Danimarka Krallığının ticari imtiyazları varmış.

P7290075.JPG

Jules Verne’nin  Dünyanın Merkezine Seyahat adlı romanında kahramanların Snæfellsjökull Dağına tırmanıp, kraterdeki tünelden dünyanın merkezine inmeden önceki son dinlenme durakları, Arnarstapi (bu köye Stapi’de deniyor) olmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arnarstapi ve  Hellnar Köyleri arasında sahilde bulunan ve eski bir toprak yol, günümüzde de çok popüler bir yürüyüş yolu. Yaklaşık 1-1.5 saatlik bu lav tarlasından geçen yürüyüş yolunu bugün biz de yürüyeceğiz.

 IMG_3718

Köy içinden başladığımız yürüyüşte taştan Trol anıtı (Bárður adlı ucube yaratığın büstü) geçtik ve kıyıda yuvalanmış Arktik Kırlangıçları fotoğrafladık. Burada yürürken dikkat etmeniz gerekiyor. Bu kırlangıçlar yuva ve yavrularına tehlike yarattığınızı düşünürlerse başınızın üstünde hızlı hızlı uçarak saldırabiliyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Volkandan saçılan lavların kıyıda ve denizde yaptığı eserleri izleye izleye, yol boyu yürüdük. Denize dik inen kayalıklardaki oyuklara yuva yapmış çok sayıda Kittywake (Karaayaklı Martı) var. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Arnastapi-Hellnar  arası 3-4 km kadar. Sonunda Hellnar adlı balıkçı köyüne vardık. Burası aynı zamanda lav tarlasının da denize ulaşan son kısmı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hellnar Köyü çok eski zamanlardan beri önemli bir balıkçı köyü ve deniz ticaret limanı olmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bazalt lavlar denize ulaşırlarken anormal şekiller almışlar. Doğanın yarattığı sanat şahaseri diyeceğimiz şekiller oluşmuş. Buraya Valasnös deniliyor. Bunu geçince denize uzanan tünel ve bir mağara var. Bu mağara duvarlarında Kittywakeler yuvalar yapmış. Bazı yuvalarda yavrular da var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hellnar Köyünde sahilde bulunan kafede biraz soluklandık. Ben limanın bulunduğu taraftaki kıyıya gittim. Burada denizde bir fok gördüm ve bu sefer foku fotoğraflama şansını yakaladım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu güzellik içinde yürüyüş yapmak, mini İzlanda’yı sindire sindire gezmek iyi geldi doğrusu. Birkaç gündür yaşadıklarımızın bir özeti gibi oldu. Bundan sonraki durak ise 15 km ötedeki Djúpalónssandur Sahili.

IMG_4017.JPG

Djúpalónssandur Sahili’de Snæfellsnes  Yarımadasındaki diğer bir çok yer gibi harika bir doğa eseri. Lavdan oluşmuş harikalar diyarına adım atıyorsunuz sanki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Araçların park ettiği yerden aşağıya sahile doğru, lav tarlaları aralarından siyah kumsala kadar yürünüyor. Sahilde koruma altında olan ve Djúpalón’un İncileri denen (İzlandaca Djúpalónsperluror) düz siyah çakıl taşları var.

IMG_4018

Sahil yanında iki tane tatlı su lagünü var. Bunlara “Derin Lagün” anlamına gelen Djúpulón deniyor. Sahile de, “Derin Lagünlerin Kumsalı” anlamına gelen”Djúpalónssandur” deniyor. Lagünlerden bir tanesi çok derinmiş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde 1948 Mart ayında bu sahillerde kazaya uğramış ve 14 tane gemicisi ölmüş olan “The Epine GY7” adlı gemiye ait kalıntılar var. Demir kalıntılara dokunmanız istenmiyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilden denize girmeniz de ( bu soğukta denize girmek imkansız da ayaklarınızı bile sokmanız) istenmiyor. Akıntı çok kuvvetli ve sizi denize çekebiliyormuş. Hoş! Bizimkiler soktular ayaklarını denize…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde 4 tane çeşitli büyüklükte yuvarlak taşa ait bir bilgi tabelası var. Bunlar bir zamanlar gemilere tayfa seçmede kullanılan ağırlık taşlarıymış. Taşların en ağırı 154 kiloluk, en hafifi ise 23 kiloluk (diğer bir tanesi 100 kg ve diğeri de 54 kg). Eğer bir kişi 54 kiloluk taşı kaldıramazsa, balıkçı teknelerine tayfa olarak alınmazmış. Bugünlerde bu taşlar sadece erkekler arası ağırlık kaldırma yarışmalarında kullanılıyormuş. Ben o günkü koşturmada bu taşları sahilde göremedim.

IMG_4054.JPG

Yarımadanın kuzeyinden yolumuza devam ediyoruz. 60 km kadar  sonra Kirkjufellsfoss (“Kilise Dağları Şelalesi”) adlı şelaleye ulaştık. Ancak şelale parkı o kadar araçla doluydu ki park edemedik. Arnie çeşitli numaralar yaptıysa da koca aracı emniyetli bir şekilde park edemedik. Mecburen yolun ilerisine park etmek zorunda kaldık ama yine de aracı terk edemedik. Bulunduğumuz yol tek şerit sayılacak kadar dar bir yol. Bu nedenle şelale yanına gidemeden uzaktan şelale fotoğrafları ile yetinmek zorunda kaldık. Bugüne kadar gördüğümüz diğer şelalelere sayacağız artık!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kirkjufellsfoss-Borgarness  arası 104 km ve bu yolu 1 saat 15 dakikada alıp Borgarness’de ihtiyaç molası verdik. Artık Reykjavik’e dönüyoruz. Büyük daireyi tamamlayacağız. Yolumuz aşağı yukarı 70 km kadar. Bu arada  Hvalfjordür altında bulunan bir tünelden geçtik. Bu tünel 1998’de açılmış. Route-1 adlı yolun bir parçası ve deniz seviyesinin 165 metre altında bir derinliğe ulaşan bu tünelin uzunluğu 5,770 metre. Bu tünel sayesinde 1 saatlik Reykjavik yolu 7 dakikaya inmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik’de başlayan yolculuğumuz 6 günlük bir dolaşma sonrasında yine Reykjavik’de bitti. Gecelemeyi ilk otelimizde yapacağız. 

Reykjavik de otele yerleştikten sonra akşam dolaşması için sokaklara düştük. Reykjavik’i yarına sakladım. Tek başına bu küçük başkenti anlatacağım. Sona geldik sayılır. Ne çabuk bitiyor geziler değil mi?

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

16.08.2016 Saat 16:00

IMG_4122.JPG

 

Kaynaklar

http://hiticeland.com/places_and_photos_from_iceland/ger%C3%B0uberg
https://en.wikipedia.org/wiki/Hraunfossar
https://en.wikipedia.org/wiki/Deildartunguhver
https://en.wikipedia.org/wiki/Barnafossar
https://en.wikipedia.org/wiki/Borgarnes
http://www.world-of-waterfalls.com/iceland-barnafoss.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Hellnar
http://www.west.is/en/west-iceland-regions/hellnar
https://guidetoiceland.is/connect-with-locals/regina/djupalonssandur-beach—a-lava-wonderland

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Akureyri’den Batı Fiyortlarına

IMG_3220.JPG

Sabah erkenden yollara düştük. Bugün de epey bir yol kat edeceğiz. Önce İzlanda’nın en uzun fiyordu olan Eyjafjörôur’un sonunda kurulmuş Akureyri Şehri gezilecek.

Tam ekran yakalama 11.08.2016 010650.jpg

Konaklamayı yaptığımız otel Eyjafjörôur fiyordunun doğusunda, Akureyri ise fiyordun batı tarafında bulunuyor. Bulunduğumuz bölüm İzlanda’nın ağaçlık-ormanlık sayılan bölümü. Arnie gezimiz sırasında İzlanda ormanları hakkında bilgi verirken, ormanlık alanlarda çoğunlukla huş ağacının bulunduğunu, huş ağacının da İzlanda’da kısa boylu olduğunu anlattı. Anlatımını da dikkat çekici  bir İzlanda özlü deyimi ile bitirdi. Dinlerken çok gülmüştük. Benim çok hoşuma gitti. Yeri gelmişken sizlerle paylaşayım; “İzlanda’da ormanda kaybolursan, bulunmak için ayağa kalkman yeterli“. 

Eyjafjörôur fiyordunu dolaşarak, seyretmeye doyamadığımız manzaralar eşliğinde, Akureyri Şehrine geldik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuzey İzlanda’nın başkenti unvanına sahip olan Akureyri, İzlanda’nın 4. büyük şehri (Gerçi nüfusu 18.000’ler civarında). İzlanda’ya ilk gelenlerin, ilk yerleşim yerlerinden bir tanesi. 

Aracımızı park ettikten sonra şehir içine doğru yürüyüşe başladık. Yol boyu gördüğümüz evler tipik İzlanda şehir evleri; Damları metal, 2-3 katlı binalar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce tepedeki kiliseye giden merdivenleri çıktık. Kilisenin bir kot aşağısında, 1835-1920 yılları arasında yaşamış önemli bir şair ve İzlanda ulusal marşının yazarı Matthías Jochumsson’un 1903 yılından kalma müze evini gördük. Bu evi geçtikten sonra tepede Akureyri Kilisesine (Akureyrakirkja) ulaştık. Bu Luteryan Kilisesi şehrin sembol yerlerinden ama beni esas cezbeden kilise arazisinden gördüğümüz panoramik Akureyri manzarası oldu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra kilisenin yanından Gilið Caddesi boyunca aşağıya doğru yürüdük.  Hafnastræti Caddesi üzerinde yürüyüş yaptık ve şehrin merkezine ulaştık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akureyri sessiz, sakin bir şehir. Bu küçücük şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden birisi olarak Botanik Bahçesinden bahsediliyor. 1912 yılında sade bir park olarak açılmışken, 1957 yılında botanik bölümü açılarak Botanik Bahçesine dönüştürülmüş. Bünyesinde 6600 yabancı, 400 üzerinde yerli tür bitki çeşidi barındıran bu parkı maalesef biz gezemedik . Bu yazıları yaptıklarımızı anlatmanın yanında, yapamadıklarımızı da anlatmak için yazdığımdan, İzlanda’ya ve Akureyri’ye gidecek olanlara Botanik Bahçesini gezmelerini de tavsiye ediyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akureyri gezimiz sonrasında bugünün en önemli gezi yeri olan Flugumýri í Skagafirði At Gösterisini izlemek üzere yola düştük. Güzel manzaralar sonrasında, 90 km ötedeki At Çiftliğine vardık. 

IMG_2878.JPG

Bölgenin ismi olan Flugumyri, Fluga isimli bir kısraktan geliyor. İzlanda’nın gelmiş geçmiş en hızlı atı olan Fluga’nın, Vikinglerin adaya ilk geldikleri zamanlarda, adını verdiği bu bölgede  yaşadığına inanılıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Flugumyri, Skagafjordur’un orta bölümlerine kurulu, eski ve ünlü bir at çiftliği. Bölgede bunun gibi başka at çiftlikleri de var.  Bu çiftlikte yaşayan  ve nesillerdir at yetiştiriciliği ile uğraşan bir sülaleden gelen 5 çocuklu ailenin tüm üyeleri üstün dereceli at binicisi ve yetiştiricileri. Ev, alınan ödülleri gösteren madalya ve kupalarla dolu. 80 üzeri atları var. Bu ailenin annesi bizi çiftlik girişinde karşıladı ve çiftlik ve İzlanda Atları hakkında bilgilendirdi. 2 çocuk ise atlarına binip gösterilerini yaptılar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda’da bu çiftlikte (ve diğerlerinde de aynı şekilde) doğan atlar, 1 yaşına kadar annesinin sütünü alıyor ve çiftlikte kalıyorlar. 1-4 yaş arası atlar ise gruplanıp doğaya salınıyorlar. Bu atlar doğada serbestçe besleniyorlar ve dolaşıyorlar. Bu atlara sadece kışın beslenme konusunda yardımcı olunuyor, onun dışında  4 yaşına kadar yaşamlarına müdahale edilmiyor. 4 yaşından sonra ise bu vahşileşmiş atları topluyorlar ve çiftlikte eğitmeye başlıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda atları dayanıklı, akıllı, duygusal hayvanlar. Görünüşleri çok havalı. Uzun kuyruk ve yeleleri ile güzel hayvanlar. İzlandalıların atları ile övünmelerinin en önemli nedeni tölt denen 5. at yürüyüşünü doğal veya çok az bir eğitimle yapabiliyor olmaları.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atların çeşitli yürüme ve koşma çeşitleri var ve bunların hepsi de at yürüyüşü olarak adlandırılıyor. Birçok at ırkı doğuştan gelen yetenek ile adeta, tırıs, rahvan, kenter ve dörtnal olarak adlandırılan farklı yürüyüş çeşitlerine sahip. Aşağıdaki link adresinde bir İzlanda atının yapabildiği yürüyüş şekillerinin toplu haldeki bir gösterimi var;

https://www.youtube.com/watch?v=B6H4sUpmWzU

İzlanda atlarının en önemli özelliği “Tölt” denen yürüyüş biçimini yapabilmeleri.

Tölt yürüyüşü aslında bir tören geçidi yürüyüşü sayılıyor. Burada at bir ayağını yukarıda tutarken, 3 ayağını yere basıyor. Bu yürüyüş biçimi, atın üstünde oturanı hiç sarsmayan bir biçim. Son olarak at çiftliğinde bize yapılan gösteriden çektiğim ve bazı çekimleri yavaşlatarak film yaptığım video adresinin linkini de aşağıda veriyorum.

https://youtu.be/Jttb-DJykS8

Bu çiftlikte 1 saati biraz geçecek kadar vakit geçirdik. İzlanda atlarına hepimiz bayıldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

At çiftliğinden ayrıldıktan sonra Langudalur ve Blöndudalur Vadileri’ni geçerek Blönduós şehrine geldik. Buranın belli bir özelliği yoktu. Sadece ihtiyaç gidermek için durduk. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Blanda Nehri üstündeki köprüyü geçip, nehir kenarına gittiğimizde, sahilde çok sayıda ördek ve göçmen kuşların varlığını gördük. Bol bol fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlandalılar hiç üşenmemişler elektrik direklerini yün işleri ile ördükleri giysilerle giydirmişler. Çok ilginçti.

Yolculuğumuzun bundan sonraki kısmı İzlanda’nın Batısına olacak. Batı İzlanda fiyortlarını gezmeye çalışacağız. Yaklaşık  1.5 saatlik ve 140 km’lik yol yaparak Grábrók Kraterine geldik.

P7280231.JPG

Aslında gezdiğimiz Grabrok Krateri, Ljósufjöll adlı bir volkanik yarık sisteminin bir parçası. Esas volkan Snæfellsnes Yarımadasında bulunuyor. Burada gezeceğimiz volkanik sistemin patlamış krateri. Bu şekilde kraterlerden 3 tanesi yan yana bulunuyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aracı park etmemiz gereken yeri kaçırınca yaklaşık 1 km kadar kratere yürümek zorunda kaldık. İzlanda’da ören yerleri ücretsiz. Bu krateri de çok güzel şekilde ziyarete açmışlar. Ayakları yormayan bir yükseltide ama çok sayıda merdiven çıkarak kraterin tepesine ulaştık. Manzara süper.

Glanni Şelalesi, Grabrok Kraterine yakın sayılacak bir mesafede. Güneş ilk defa bu kadar güzel parlıyor. Araç parkından şelaleye kadar 1 km kadar yürümek gerekiyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelale, Norðurá Nehri üzerinde kısa bir yükseklikten düşen nehir suları ile oluşuyor. Efsaneye göre burası Elf ve Trollerin yuvasıymış. Şimdiye kadar gördüğümüz diğer şelalelere göre heybetli değil ama güzel bir şelale. Hemen yan tarafta bir yol, sizi şelalenin dibine kadar götürüyor. Oraya gitmeyi de ihmal etmeyin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzün sonunu Borgarfjörður’da, Hótel Á’da tamamladık. Bu otel çok güzel bir konumdaydı. Yakındaki nehre doğru küçük bir yürüyüş yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşamda otelde güzel bir akşam yemeği yedik. Sonrası cumba yatak. İzlanda’da gezi boyunca , çok az ülkede yapabildiğim kadar, güzel ve kesintisiz uyuyabildim. Günler koşturup gidiyor. Sona yaklaştık.

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit kuru

13.08.2016 Saat 02.33

IMG_3533

Kaynaklar

http://www.visitakureyri.is/en
http://www.flugumyri.is/english/