Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 7. Gün: Paro-Taktshang Manastırı

IMG_0893

Kalacağımız yerlerde değişiklik olunca programdaki günlerde gezeceğimiz yerler de değişmiş oldu. Ama programda ne yazıyorsa, eksik yok fazlası var, yaptık diyebilirim. Bu nedenle dün Paro’ya inmiş ve bir bölümünü gezmişken, bugün tekrar Paro’ya dönecek ve orada Taktshang Manastırını gezip Paro’da geceleyeceğiz. Allahtan mesafe 2 saat ve yol çok güzel ve manzara muhteşem. Türkuaz renkli ve berrak akan suyu ile Paro Nehrini takip ederek Thimphu şehrinden, Paro şehrine doğru gideceğiz. Dün gece gördüğümüz yolu gündüz görme şansımız olacak.

IMG_0689

Sabah bizim otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra, diğer otelde kalanları almak için vadinin tepelerinde yerleşik olan otele hareket ettik. Bizim otel lüks ama onların kaldığı otelin de manzarası müthiş. Bizim otelden daha eski olduğu kesin, onun için dün geceki otel lüksümüzden arkadaşlara bahsetmemeye karar veriyoruz. Bir gece sonra zaten orada hep beraber kalacağız, o zaman bir şok yaşasınlar istiyoruz. Onları beklerken ben de aşağılarda uzanan Wang Chhu Nehri kenarındaki Thimphu şehrini fotoğraflamaya çalışıyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekip bugün biraz ağırdan hareket ediyor. Yerel rehberimiz Dorji, “geç kaldık” deyip duruyor ama garibimi sallayan yok. Sonunda araç hareket etti. Yolda nehrin üzerine kurulu, üstü kapalı ve dua bayrakları ile çevrili köprüyü fotoğraflamak içinde durduk. Paro içinde tuvalet ihtiyacı filan derken, sabah erkenden varmayı planladığımız, Paro’nun 10 km kadar dışındaki Tapınağın otoparkına ancak saat 10:30-11:00 gibi varabildik. Paro Vadisinin tepelerindeki “Kaplan Yuvası-Tiger Nest” olarak da bilinen Taktshang Budist Tapınağını ziyaret bugünün en önemli aktivitesi. Burada bizi bekleyen katırlarımıza bineceğiz. Eğlenceli olacağı daha bizim katırlara binme seremonimizden belli oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0890Şimdi biraz Tiger Nest hakkında bilgi verelim; Burası 2000 metre rakımlarda bulunan Paro şehrinden, yaklaşık 1000 mt daha yüksekte ve bir uçurumun kenarına kurulmuş olan bir manastır. Burada, efsaneye göre, 8. Yüzyılda Tibet’li din adamı Guru Rimpoche, dişi bir kaplan olarak figüre edilen Yeshe Tsogyal’ın sırtında, yerel bir şeytan olan ve mağarada yaşayan Singey Samdrup’u kontrol altına almak üzere gelmiş ve daha sonra da bu mağarada 3 ay meditasyon yapmış. Bhutan’a Budizm’i getiren ve çok önemli bir kişi olarak kabul edilen Guru Rimpoche’nin 3 ay içine kapanarak ibadet ettiği bu mağara çevresine 1692 yılında Gyalse Tenzin Rabgye tarafından Manastır kompleksi kurulmuş. 1951 yılında yaşanan ilk yangından sonra, 19 Nisan 1998 yılında da bir yangın çıkmış. Bu son yangın tapınağın ana yapılarını tamamen mahvetmiş. Bugünkü tapınak 2000’li yıllarda başlayan yeniden yapımın eseri. Tapınak da çok az orijinal kısım mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağa çıkış ya yürüyerek ya da at (at dedikleri bizim bildik katır!) sırtında oluyor. Yürüyüş yaklaşık 2 saat sürüyormuş ama acayip dik bir yol, kendine güvenmeyene tavsiye etmem.. Bir diğer yol olan katırların sırtında çıkmak ise biraz dikkat istiyor.

Üç aşamalı olarak tapınağa çıkıyorsunuz; önce 45-60 dakika kadar süren ve kafeteryada biten birinci kısım. Sonra daha az süre at sırtında seyahat edilip, merdivenlerin başında biten ikinci bölüm. En sonunda da toplam sayısı 450 adet olan önce iniş ve sonra da çıkışla biten merdivenler sonrası tapınağa varış.

IMG_0803

İki arkadaşımız ve onlara yürüyerek eşlik edecek olan Barış hariç hepimiz atlarla çıkacağız. Atların başına gittiğimiz zaman, yanımızda yürüyerek bize eşlik edecek olan görevliler, cüsselerimize göre atlarımızı seçti. En kilolumuz olan Günseli hanıma en heybetli olan düştü. Eh benim katırda az heybetli değildi hani! Atlara binişimiz tam bir komedi; bir bacağımızı atsak, diğer bacak kalkmıyor. Eğer de var ile yok arası. En komik olanı ise,  eğeri temizlemeye kalkan arkadaşımızın olmasıydı. Büyük bir seremoni ile atların sırtına binebildik. Hiç kimse at sırtında kımıldamıyor, hatta nefes bile almıyor ki at hareket edip de bizi götürmesin. Hey Allahım! Amma madara olduk diye düşünüyorum! Bir de at, silah, avrat derler.. Bunu bizim grup için dememişler kesin.

Sonunda hareket ettik. Önde bir görevli Günseli hanımın atını çekiyor, en arkada da bir başka görevli. Üç arkadaşımız da yürüyerek geliyor. Yolun normal kısmında bile bizden çığlıklar yükseliyor. Yol dikleşmeye başlayınca ilk firemizi verdik, yürüyenler 4 kişi oldu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çaktırmamaya, çığlık atmamaya çalışıyorum ama sahiden cambazlık gerekiyor. At bizi götürüyor, bizim bir müdahalemiz hiç yok. İsterse duruyor, arkadan görevli “cheee” dedikçe hayvan hareketleniyor. Bu zamanlarda görevli adama içimden küfür ediyorum; “ne bağırıyorsun arkadaş, durdukça hayvan mutlu, biz mutlu!” Hayvan da kıllık yapıyor, daracık yolun uçuruma en yakın kısmına gidiyor, ani bir manevra ile yola tekrar giriyor. Bazen de iyice hızlanıyor. Gelene geçene “geldik mi?” diye soruyorum. Bize gülüyorlar, gâvurcuklar! Yalnız bir müddet sonra daha bir alıştım galiba. At sırtında, başlarda neredeyse iki elimle atın boynuna tamamen dolanırken, artık tek elimi bırakıp fotoğraf bile çekebiliyorum… Bir saat sonunda yolun birinci kısmını tamamladık. Atın sırtından indik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Popom iyice acımış, bacaklarımın artık bir araya gelmediğini hissediyorum, yürüyüşüm artık biraz değişik mi ne? Sadece ben değil, herkes aynı pozisyonda. Uzatmayalım, Cafe ye doğru yöneldik. Buradan tapınağın manzarası müthiş.. Bu arada saati 13:00 lere getirince öğle yemeğini burada yemeğe karar verdik. Çok da fazla seçeneğimiz yok 4 çeşit yemek yedik. Üstüne çayımızı da içince, yolun ikinci kısmı için atlara yöneldik. Bu arada yürüyerek gelen bir arkadaşımız ve Barış ta bize yetişti, yanımızda gelen sürücüsü olmayan iki ata da onlar yerleşti. Yola düştük tekrar. Ama bu sefer artık atın hakimiyim. Sadece ben değil diğerleri de artık attan bozma hayvanlara Tommiks gibi biniyorlar. Ben işi abarttım; “Cheee, chee” diye bağırıyorum. Ters dönüp fotoğraf çekmeye filan başladım.. Bu kısım zevkli hale gelmeye başlayınca çabucak bitti; tüm zevkler gibi.. Sonunda merdivenlerin başına ulaştık. Ama ne manzara be arkadaş! Tapınağı oraya nasıl yaparlar, malzemeyi nasıl çıkartırlar. Helal olsun size..

IMG_0875

IMG_0882Fotoğraf faslı bitince merdivenlerden aşağıya inmeye başladık. Bunun bir de çıkışı var diye düşündüm içimden. Merdivenlerin çıkışa geçtiği yerde, epey yukardan akan bir şelale dikkati mi çekti. Son bir gayret merdivenleri de çıkıp tapınağa vardık. IMG_0912Tapınağa girerken polis kontrol noktasında tüm taşınabilir eşyaları dolaplara bırakmak zorunda kaldık. Bizi orada iki adet rahip karşıladı, hem Barış ve hem de Dorji sayesinde Budizm hakkında bilgilendik. En son olarak da Guru Rimpoche’nin içinde 3 ay geçirdiği mağaranın bulunduğu bölümü gezdik. Bu mağara sene de sadece bir kez açılıyormuş. Mağarayı dışarıdan gördük. Burada Budha ve Guru Rimpoche nin heykelleri var. Bunların önünde ise çeşitli paradan, bisküvide kadar adaklar var. Bir de bir kısmı tereyağından yapılma, rengârenk süslemeler var. Duvarda çeşitli tasvirler var. Daha sonra tapınağın önündeki dar alandan aşağıda uzanan Paro şehrine baktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınakta artık bizden başka kimse kalmamıştı. Havada kararmaya başladığından geri dönüş yoluna başlamamız gerekiyordu ki biz de öyle yaptık. Merdivenleri geçmek neredeyse 20-25 dakikamızı aldı ama aşağıya doğru yürüyüş de pek de zorlanmadık ve mavi çam ağaçları, sedir ağaçları ile kaplı orman içinden yaklaşık bir saat kadar yürüyerek otoparka vardık. Vardık derken, grubun bir kısmını kastediyorum. Geride kalanları bir yarım saat kadar daha bekledik. Otobüste herkes yan yana geldiği zaman akşamın karanlığı iyice çökmüştü. Günü burada geçirdik ama güzeldi doğrusu. Bu aktiviteye biraz daha erken başlamak lazım..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Paro’daki otelimiz olan Pelri Congiage Hotel’e gidip odalarımıza yerleştik. Burası aslında eskinin iyi bir oteliymiş ancak dün gece yattığımız otel standardı epey bir yükseltince burada biraz mutsuz gözüktü grup. Akşam yemeğini burada aldık ve erken sayılabilecek bir saatte de uykuya çekildik. Bugün bizi epey bir yordu. Ayaklarda sızlamaları hissedebiliyorum. Ama yaşanan günde güzeldi. At binmek vardı, heyecan vardı, doğa vardı, yürüyüş vardı.. Bir gezgin başka ne ister?  Varsın azıcık ağrısın bacaklarım…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 24.11.2011 Saat 22:01

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 06.04.2015 Saat 00:56

IMG_0934

Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: