Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 5. Gün; Nagarkot, Bhaktapur, Katmandu

IMG_9813

IMG_9616Bir sabah daha erkenden uyanıp gün doğumunda Himalayaları görmek ve fotoğraflayabilmek umudu ile alelacele giyindim. Kaldığımız otelin en güzel odalarını bize ayırdılar. Bu nedenle arka balkona çıkıp dağları görebilirim ama otelin çatı katındaki balkonu dün geceden gözüme kestirmiştim. Yine de balkona çıkıp dışarıyı bir kolaçan etmeyi ihmal etmedim. Dışarısı buz gibi ama Allahtan sağlam giyinmişim. Ancak haberler kötü, dışarıda felaket bir sis var. Göz gözü görmüyor. Yine de bir umut ve görev bildiğim şekilde çatıdaki balkona çıktım. Orası daha da soğuk geldi bana. Bir kısmının Tayland’lı olduğunu öğrendiğim ama büyük çoğunluğunun Japon olduğunu tahmin ettiğim fotoğraf sever gezgin dostlar, çatının da çatısına üçayakları kurmuşlar, beklemedeler. Bu arada bizden sadece Günseli hanım var. Diğerleri balkondan havayı koklayıp, yataklarına geri döndüler galiba. Bu havada mantıklı olan da o zaten ama Himalayaların fotoğrafını çekebileceğim bir an umudu ile yine de orada kalmaya karar verdim. Çekik gözlü arkadaşların vardır bir bildiği deyip bende çatının çatısına tırmandım. Artık benim pigme üçayağı burada açmaya zahmet bile etmiyorum. Çatıda bir köşede bende yer kaptım, elde makine beklemeye başladım. Bu arada çatıdaki bu işkenceyi fotoğraflamadan duramadım. Işık artıyor ama sisin dağılmaya hiç mi hiç niyeti yok. Bugün de yüzünü göstermedi Himalayalar..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günseli hanımın yanına gittim ve biraz bahçede yürüyüş yaptık, sonra da odaya dönüp Naime ile kahvaltıya gittik.

IMG_9802

Otelden civara yapılabilecek çeşitli aktiviteler var; Örneğin Thakuri Köyüne doğru bir yürüyüş ya da ters yönde Mahakali Tapınağına doğru daha uzun bir yürüyüş yapabiliyorsunuz. Bunun dışında at veya bisiklet sürerek de yapılabilecek aktiviteler var. Biz Thakuri köyüne doğru bir yürüyüş tercih ettik. Rehber olarak o köyün muhtarı bize eşlik edecek. Hep beraber muhtarın köyüne doğru yola çıktık. Havada az da olsa hala sis var. Teraslar şeklinde tarlalar, okula gitmeye hazırlanan çocuklar ve onlar yolculamaya hazırlanan aileleri, ailenin bir üyesi gibi hareket eden keçiler, bizim gibi fotoğraf peşinde olana iyi malzeme veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9756

Yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüş sonrası bizim rehber muhtarın köyüne ulaşmak için asfalt yoldan saptık. Ortalık yemyeşil, tam da istediğim gibi. Stabilize yolu takip ederek ilk evleri gördük. Daha sonra ise tepeye kurulu ve 10-15 evin bulunduğu bir alana geldik. Önce muhtarın eve gittik. Burada ailesi ile tanışıp yanımızda getirdiğimiz kalem, nazar boncuğu türü şeyleri çocuklara verdik ve taktık. Aynı yoldan gitmeyelim diye de tepe aşağıya doğru inip, daha sonra da yukarıya doğru tırmandık; Şahane, keyfim çok yerinde… Buralara kadar gelip de bu türden bir aktiviteyi asla es geçmeyin.. Toplam 1.5 saatlik bir yürüyüş sonrası otele döndük ve Bhaktapur’a doğru hareket ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bhaktapur, Katmandu vadisinin en iyi korunmuş, ortaçağ şehirlerinden bir tanesi. Nepal’liler bu şehre hala eski zamandaki şekilde Bhadgaon (Bud gown diye okunuyor) veya Nepal dilindeki şekli ile “Dindarlar şehri” anlamında Khwopa diyorlar. Kırmızı tuğlalı evleri ve daracık sokakları ile turistlerin gözde yeri. Gerçekten ben de burayı çok sevdim; hiçbir şey yapmasam ve bir kahvede oturup geleni geçeni fotoğraflasam akşama kadar sıkılmam.

IMG_0018

Bhaktapur şehrinin tarihi 7. Yüzyıla kadar gidiyor ancak 12. yüzyılda Ananda Malla’nın idaresi altında resmi bir varoluş gösteriyor. 14-16. Yüzyıllarda Katmandu Vadisinin 3 Malla Krallığı arasında en iyi olanı burası imiş. Tibet ve Hindistan arasında ticaret yolunda olan bir kent olduğundan bir dönem zengin bir kent olmuş. 1934 yılında bir depremle hasar gören şehir daha sonra tekrar onarım görmüş. Burasının tamamı UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9832

Geziye başladığımız noktada bir caddenin başından, öteki taraftaki ucuna kadar yerlerde öbek öbek buğday ve pirinç dizilmiş. Burada eleklerden geçirilen ürün, istenmeyen parçalardan ayrılıyor diye düşünüyorum. İnsanlar, kadınlı erkekli, bizim varlığımıza aldırmadan çalışıyorlar. Daha sonra biletlerimizin kontrol edildiği şehrin ana kapısından (Lasku Dhoka) Durbar Meydanına (Durbar Square) girdik. Burada kraliyet sarayı bulunduğundan bu alana Durbar (Saray anlamında) Square deniyor. Yerler kırmızı tuğla döşeli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0056Alanda dört bir yanda değişik şekillerde Stupalar var. Bunlardan girişte solda kalanlardan 4 tanesi Hindu tapınakları; Gopinath, Kedarnath (Şiva’ya adanmış), Rameshwar ve Badrinath (Vişnu’ya adanmış) en havalı olanları. Bunların bulunduğu alana Char Dham deniyor (4 kutsal yer-Hindu kökenli tanımlama). Arkaya doğru ise Kral Bhupatindra Malla Sütunu ve hemen arkasında da Kral Jagat Malla tarafından yaptırılan Vatsala Durga Tapınağı var. Bu tapınağın önünde ilkokul çocukları Naime’nin çevresini sardılar.

IMG_9938

Biri büyük, biri küçük olan iki adet çan (Taleju Bell) sabah ve akşam dua zamanını göstermek için Kral Bhupatindra Malla tarafından 1721 de yaptırılmış. Arkadaki büyük tapınağın ismi ise Taleju Tapınağı. Çanların hemen karşısında ise Kraliyet Sarayı var. Saray, alanın kuzey yarısını kaplıyor. Bu sarayı Yaksha Malla (1428-1482) yaptırmaya başlamış, takip eden krallarda eklemeler yapmış.  Altın Kapıdan (Sun Dhoka) geçince, 55 pencereli saraydan da içeriye girmiş olduk. Bu Altın Kapıyı Kral Bhupatindra Malla yaptırmaya başlıyor ve takip eden Kral Ranjit Malla tarafından bitiriliyor. Bu kapıdan sarayın avlusuna giriyorsunuz ama sarayın içine sadece Hindu olanlar girebiliyor. Avlunun bir tarafında ise kraliyet havuzu var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vatsala Durga Tapınağının yanında Chyasilin Mandap (1934 depreminde tamamen yıkılmış, şimdiki 1990 da yapılmış) ve hemen arkasında Pashupatinath Tapınağı var. Bu tapınak Şiva’ya adanmış. Kral Yaksha Malla tarafından 1475 de yaptırılan tapınağın iki özelliği var; bir tanesi bu meydandaki en eski tapınak olması bir diğeri ise özellikle üst taraftaki pornografik oymalar. Gezdiğimiz zaman tapınağın genel fotoğrafını çekmişim ama o meşhur oymaların fotoğrafını çekmemişim. Yok yok! Bir daha Nepal’e gitmek şart oldu.

IMG_0028-001

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sidhi Lakshmi Tapınağı (Lohan Dega olarak da biliniyor) 17. Yüzyıl yapımı ve merdivenlerinde köpek, at, gergedan, ve aslan yüzlü insan ve deve heykelleri var.

IMG_9983

IMG_0004Daha sonra sağlı solu dükkanlar ve dar sokaklardan geçerek Taumadhi meydanına geliyorsunuz. Burada kaçırmayacağınız en önemli yer Nyatapola Tapınağıdır. Burası 5 katlı ve 30 metre yüksekliği ile tüm Nepal tapınakları içinde en uzun boylu olanı ve tüm Katmandu vadisi içinde de en uzun boylu olan binadır. Bu tapınak 1702 yılında Kral Bhupatindra Malla nın hükümdarlığı sırasında yapılmış. Bu bina öyle sağlam temellere yapılmış ki, bu heybetine rağmen, 1934 deki depremden hasar görmemiş. Bu alanda önce bu binaya çıkıp, alanın bir panoramasını aldık. Daha sonra da Cafe Nyatapola da Kral yoğurdu yedik. Bu yoğurt mayalanma sırasında şeker katılarak yapılıyor. Şekerli bir yoğurt yani.. Sonrasında ise serbest zaman verildi ve civardaki dükkanları gezip yürüyerek tekrar buluşma noktamıza gittik. Ben ve diğer arkadaşlar Bhaktapur’u çok sevdik..

IMG_0081-001

Daha sonra aracımıza binerek günü bir başka aktivitesine doğru yola çıktık; Pashupatinath Tapınağı gezisi. Burası kutsal Bagmati Nehri kıyısında kurulu olan bir Hindu tapınağı. Hindu ve Budist inanışta Ana tanrı Brahma’nın 3 fiziksel ifadesi var; Brahma (Yaratıcı), Vişnu (Koruyucu), Şiva (Yokedici ve yeniden yaratıcı). Bu tapınak Şiva’ya adanmış. Ancak Nepal’de başka herhangi bir tapınakta Şiva’nın yok edici Bhairab haline yani öfkeli ve kızgın şekline ibadet edilirken bu tapınakta Şiva’nın hayvan haline (Pashupati) ayin yapılıyormuş.

Hinduizme inanan her Nepal’li  burada yakılmak istermiş. Tabii ki burada da Hindular dışındakilerin tapınağa girmeleri yasak.

IMG_0075

Biz aracımızdan inip sağlı sollu satıcılar arasından yürüyerek tapınağa doğru yürüdük. Nepal de bugüne kadar bazı yerlerde gördüğüm uzun bambulardan yapılmış salıncaklar burada da var. Çocuklar salıncakta sallanabilmek için birbirleri ile yarışıyorlar. Bir de onları fotoğraflamaya çalışınca kavga iyice büyüdü. Her zaman ki gibi güçlü olan kazandı ve kız çocukları ile kendinden daha küçük olan çocuklara üstünlük sağlayan 10-15 yaş arası bir çocuk salıncağa kuruldu. Çıktığı yükseklik inanılır gibi değil. Bizdeki salıncaklar, bu bambudan salıncaklar yanında oyuncak gibi kalıyor..

IMG_0084-001

Daha sonra ölülerin yakıldığı (krematizasyon) Ghatları gördük. İki tanesinde ölü yakma işlemi bitmeye yakın. Ortalıkta bir koku var, insanı başta rahatsız ediyor. Hindistan’da da Ganj nehri kıyısında kurulu Ghatlarda ölü yakma işlemini görmüştüm ama bu kadar yakından görmemiştim. Hele var olan bir köprü üstüne çıktığınızda olayın tamamen içine dahil olabiliyorsunuz. Bu kadar da yaklaşmak insanı çok etkileyebiliyor. Hindu inanışında ölülerin yakılması gerçekleşmeden ölülerin ruhunun huzura kavuşması gerçekleşmiyor inancı hakim. Bu nedenle bu işlem ölünün yakınları için çok önemli. Bu işlem sırasında ölünün erkek çocukları, ölünün başında bekliyorlar. Saçlarını kazıtıyorlar ve sadece tepede bir tutam saç bırakıyorlar. Yakma işlemi yaklaşık 3 saat kadar sürüyor ve bu Ghatlar 24 saat boyunca çalışıyorlar. Bu arada yeni bir ölü getirdiler. Gördüğümüz kadarı ile önce nehrin sularında yıkamaya benzer bir işlem yapıyorlar. Kadifeçiçekleri (marigold) ölünün üstüne serpiliyor. Yakma işlemi sonrası küller ve arta kalanlar nehre serpiliyor. Beni esas etkileyen ise başka bir olay oldu; Nehre girmiş olan ve ellerinde kürekleri olan iki adamın ne  yaptığını önce anlamadık. Rehbere sorduğumuzda içimi yakan bir yanıt aldık; “Bu adamlar ölünün nehre serpilen yakma işleminden arta kalanları arasında altın diş arıyorlar” dedi. Ne düşüneceğimi bilemedim…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın karşı tarafında ise içlerinde Lingam ların bulunduğu küçük türbeler var ve bir hizaya dizilmiş şekilde bulunuyorlar. Etrafta çok sayıda maymun var ve bu maymunlarla yine etrafta çok sayıda bulunan köpekler arasında alan kapma mücadelesi oluyor. Etraftaki Sadular ise para karşılığı fotoğraf çektirme peşindeler..

Bu ziyaretimizi de gerçekleştirdikten sonra bize Günseli hanımın bir sürprizi daha oldu. Eskiden Nepal Kraliyet ahırı olan ancak günümüzde restorasyon sonrasında dükkanların ve lokantaların bulunduğu Baber Mahal denen bir yere götürdü bizi. Burada Baithak adlı bir lokantada hem bir gösteri izleyeceğiz ve hem de tipik Nepal yemeklerinden tadacağız.  Lokantaya gideceğimiz saat için daha vaktimiz olduğundan hem bu ilginç yeri gezdik ve hem de burada bulunan Chez Caroline Salon de Cafe  Zencefilli, yaseminli doğal bitkilerden bir çay içtik. Nefisti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Restorana geçip bize ayırtılan yere oturduk. Ortam çok güzeldi. Hem yemekler yendi, hem de danslar seyredildi. Tabii ki sonunda bizde piste fırladık. Tam kahvelerimizi içerken, elektrikler kesilmesin mi? Nepal de elektrik kesintisi çok olağan bir durummuş. Bizim için “haydi kalkın, otelinize gidip yatın” dediler sanki.. Ama itiraz edecek halimizde yoktu, gün çok yoğun geçti. Gezilerde severim bu türden yoğun geçen günleri. Bunun için burada değil miyiz zaten?

Yarın Bhutan’a geçeceğiz. Hem de özel bir uçakla, Himalayaları seyrede seyrede gideceğiz. Ancak daha önce de dediğim gibi, ben uçağa binene kadar inanamayacağım.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 22.11.2011 Saat 22:46

Gözden geçirilmiş son yayın 01.04.2015 Saat 00:18

IMG_0240-001

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 4. Gün; Pokhara

IMG_9540

Sabah saat 05:00’ e yakın uyandırma servisi tarafından uyandırıldık. Güneşin yaklaşık doğma saati olan 06:00 civarında Sarangot Tepesinde olmamız gerekiyor. İsteyenler bu tepeye götürülüp, orada Annapurna Dağ Serisi üstüne düşen güneşin ilk ışıklarını gözleyecekler. Bazılarımız otelde mışıl mışıl uyurken, ben dahil, bir grup katılımcı sabahın bu ayazında yollara düştük.

815460

Bir parantez daha açalım; Gittiğimiz kasım ayı bu bölgelere ziyaret için en uygun hava şartlarına sahip olan dönem. Havanın pırıl pırıl olması bekleniyor. Gündüz ve gece arasında çok ısı farkı var. Bu nedenle insan ne giyeceğini şaşırıyor. Ama sizin bilmeniz gereken, kat kat giyinebilip çıkartacağınız türden giysileri yanınızda taşımanız gerektiğidir.

Otelin bahçesi bu ışıkta bile gerçekten güzel gözüküyor. Sal görevlisi ile karşılıklı “namaste” leşip, salla karşı kıyıya geçtik. Görevlinin salı çektiği ve her hareketle dingin suya çarpan ipin çıkarttığı ses, bu sessizlikte, davula vuran tokmak sesi gibi geliyor insana. Sonunda bizi bekleyen minibüse atlayıp, gecesini yaşadığımız ancak henüz gün ışığında göremediğimiz Pokhara sokaklarında yol almaya başladık. Sarangot Tepesi yaklaşık olarak yarım saatlik uzaklıkta. Sarangot 1592 metre yükseklikte bulunan ve Himalayaların gölgesinde kalmış bir köy.  Bazıları Pokhara içinden 4 saatlik bir yürüyüşle buraya ulaşıp aynı aktiviteyi yapabiliyorlarmış. Sarangot Tepesinden Annapurna Dağ Serisi üzerine düşen güneş ışınlarının, dağları mor-pembe renkten, altın sarısı renge dönüştürmesi izleniyor. Batıdan doğuya doğru 8167 mt yükseklikte Dhaulagiri, tam bir piramit görünümünde olan ve 6997 mt yüksekliğe sahip Machhapuchare ve 7937 mt yükseklikle Annapurna II Tepeleri açık bir havada Sarangot Tepesinden göreceğiniz Himalaya Dağlarının en yüksek tepelerinden birkaçı oluyor. Bunlar içinden Machhapuchare “balık kuyruğu (fish tail)” anlamına geliyor ve Fewa Gölü üzerine yansıyan karlı tepelerinin çok güzel fotoğraflarını gördüm. Bu tepe Nepal’de tırmanılması yasaklı olan tek yer olarak kalmış. Bakalım bizde Sarangot Tepesinden aynı görüntüyü alabilecek miyiz?

Aracımız Sarangot Tepesine yakın noktaya kadar çıkartıp bizi bıraktı. Buradan itibaren yaklaşık 5 dakika kadar yürüdük. Sonunda tepeye vardık ama tepede en güzel yerler kapılmış bile. Bu adamlar ve kadınlar burada mı yattılar nedir?

Ben de kendimce olabilecek en iyi noktaya yerleştim ve üçayağı (tripod) kurdum. Yalnız bir sorun var ki benim kurduğum üçayak, yanımdaki Japon’un kurduğu üçayak yanında pigmelerin boyu gibi kaldı. “En kısa zamanda yeni bir üçayak alınacak” dedim içimden. Bir taraftan da birkaç poz fotoğraf alıp, üçayağı tekrar söktüm. Japon zaten içinden kıs kıs gülüyor, daha da fazla Şarlo muamelesi görmenin anlamı yok..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yalnız hava kapalı ve bulutlardan değil güneş, dağlar bile adam akıllı görünmüyor. Tepede bir sağa bir sola gidip, bulutların açılması için dua ediyorum ama yok, olmayacak gibi duruyor. Sonunda benim Japon rakipte umudu kesti üç ayağı toplayıp benim pozisyona geldi.. Allahın sopası yok işte, seni gidi Japon seni..

Buradan alınabilecek fotoğrafları alıp, bir de satıcıdan Sarangot Tepesinden Annapurna görüntülü poster satın aldım. Daha sonra aşağıya, aracımıza doğru yola düştük. Yolda bir yerlinin poz vermesi ile teselli buldum. Otelde kalıp, uykuya devam edenler amma sevinecekler!

IMG_9181

Otele döndüğümüzde ortalık iyice aydınlanmıştı. Odadan Naime’yi de alıp, bahçede kısa bir yürüyüş yaptık. Hem otel, hem de bahçesi müthiş. Kahvaltı salonuna gittiğimizde, bir yan masadan Türkçe sözler gelince kafalarımız o yöne doğru döndü. Dünya ne küçük; iki sevgili arkadaşım ve Yoga grubu da oraya gelmişler. Birbirimizi sevgi ile kucakladık. Orada 4 gece kalacaklarmış, bizim o şansımız yok. Gidecek çok yer var daha..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrası ekip de toparlandı ve hep birlikte Fewa Gölünde sandalla gezintiye çıktık. Bu kadar rahatlatıcı gezi olamaz. Dağlar suya yansımış, tek bir dalga yok. Zaman zaman olan konuşmalarımız olmasa, sadece suya girip çıkan kürek sesleri duyuluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9372-001Bir süre sonra göl ortasındaki Bahari Tapınağına geldik ve sandallardan inip adaya çıktık. Burası bir Hindu tapınağı ve Tanrıça Ajima’ya adanmış.

IMG_9360-001

Burayı da gezdikten sonra tekrar sandallara binip, karşı kıyıya, dün gece yemek yediğimiz Boomerang Restoranta gittik. Burasının harika bir bahçesi var ve çok geniş. Etrafta çiçekler en güzel görüntüleri içindeler. Kelebekler durur mu? Onlar da her bir çiçeğin tadına bakıyor. Kelebek olur da ben durur mu? Düştüm birinin peşine, bir aşağı bir yukarı fotoğraflamaya çalıştım. Kahvelerimizi burada içip, Pokhara sokak ve dükkanlarını dolaşa dolaşa otelimize geri dönmeye karar verdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otele döndüğümüz zaman bizi üç adam karşıladı. Bunlardan bir tanesi Pokhara Belediye Başkanı imiş. Bir diğeri dış ilişkiler görevlisi, birisi de şoförleri.. Günseli hanımı ziyarete gelmişler, bu arada biz de tanışmış olduk. Bize hediye olarak üzerlerinde dualar olan atkılar taktılar. Meğerse Pokhara Belediyesi ile Adalar Belediyesi Günseli hanımın tanıştırması ve iki tarafında belediye başkanlarının istemeleri ile kardeş belediye olmuşlar. Bizim için ilginç bir deneyimdi ama Bhutan’da tanışacağımız daha üst düzey görevliler yanında bunlar biraz sönük kaldılar.. Önceleri bir gezi de bu tanışmaları yadırgamıştım ama şimdi bu tanışmaların aslında birer şans ve ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Bizim yöneticilerin yaklaşımları ile onlarınkini karşılaştırma fırsatı yakalamış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bahçe içini son bir kez daha gezip, tekrar yola düştük. Pokhara, Nepal gezisi yapanların kaçırmaması gereken bir yer. Ben burada da bir gece daha kalıp küçük yürüyüşler yapmak isterdim. Örneğin Dünya Barış Pagodası’na 2 saatlik bir yürüyüşle çıkmak ve oradan manzaraya bakmak isterdim. Burada çok güzel yürüyüş parkurları var. Nepal’e tekrar gitmek için bir sebep daha…

Hedefimiz önce 210 km ötedeki Katmandu, daha sonra da 35 km ötede olan Nagarkot’a gitmek. Nagarkot, Dhulikhel ve Kakani den sonra Himalayaların gözlenebileceği en uygun yer. Bu nedenle tercih ediliyor. Ekim ve Mart ayları arasında kaldığınız otelden bile çok güzel Himalaya manzaraları alabilirsiniz diyor kitap.. Bakalım Sarangot Tepesinde yüzünü saklayan Himalayalar, Nagarkot’ta bize cömert davranacak mı?

Katmandu’ya dönerken karayolunu değil, havayolunu kullanacağız. Hemen yakında bulunan havaalanına gidip Buddha Air’e ait uçak ile Katmandu’ya doğru yola çıktık ve 1 saatlik uçuş sonrası Katmandu’ya vardık. Katmandu’da iç hat uçuşlarında bavullarınızı açığa, çıkışa yakın bir yere bırakıyorlar. Bavulları almak için illa ki bagaj numaranızı göstermelisiniz.

Daha sonra ise aracımızla 35 km ötede bulunan Nagarkot’a doğru yola çıktık. Güzel manzaralı bir yolculuktan sonra Otelimize vardık. Otelimiz Club Himalaya Resort ve çok güzel bir otel. Kaldığımız otelin odalarının kapılarında Himalayaların önemli tepe isimleri ve yükseklikleri var. Güzel bir akşam yemeği sonrası otelin mini diskosuna gittik. Her zaman ki gibi, Günseli hanıma tanıdık olan otel sahibinden gelen beyaz ve kırmızı şarap eşliğinde müzik dinledik.

IMG_9598

Gecenin sonuna doğru bir kötü, bir iyi haberi aldık. Bir sonraki gün Bhuthan’a geçmek için kullanacağımız Druk Air’e ait uçakta yerimiz yoktu.. Önce şok oldum diyebilirim. Bir açıklama yapmam gerek; Bhutan ilginç bir ülke. Burada sadece bir havalimanı var ve sadece bir uçak şirketinin çalışmasına izin var. Kendi havayolları şirketi olan Druk Air’in uçakları yaklaşık olarak 100 civarı yolcu taşıyormuş. Ülkeye turistik amaçla gidecekseniz ya ülkenizden ya da oradan yerel bir acente ile anlaşma yapmanız gerekiyor. Kendi başınıza gitmeniz çok zor. Uçak bileti alınmadan da otel rezervasyonu olmuyormuş. Otel ücretleri onların merkez bankalarına gönderiliyor ve onlar sizin otelinizi belirliyor. Yani belki istediğiniz otelde de kalamıyorsunuz. Adet böyle, belki ileri de değişecek. Bizim ilk anlaştığımız tur şirketi de uçak yüzünden Bhutan turunu iptal ettiğini söyledi ve paralarımızı yatırdığımız halde geri verdi. Sonuçta kötü haber Bhutan’a uçakta yerimiz yok. Hayde! Dediğinizi duyuyorum ama bekleyin bakalım iyi haber; Bhutan’a özel uçakla gidiyormuşuz… Ben oralara gitmeden önce araştırmış ve Himalayalar üstünde böyle bir turun 150-200 USD arası olduğunu okumuştum. Şirket için maddi açıdan kötü ancak böyle bir sorun karşısında gösterdiği iyi bir refleksle müşteri gözünde yaratıkları olumlu bir imajla sorun çözülmüş gözüküyordu. Ben bu turun programında en çok bu kısmı zincirin zayıf halkası olarak gördüm ve korktuğumda başıma geldi. Ancak çoğu şirketin yapmayacağını bildiğim bir şekilde sorunu hallettiler gibi. Gibi diyorum çünkü Bhutan topraklarına ayak basmadan inanamayacağım..

Güne Himalayaları göremeyerek kötü başladık, akşam da bu haberi aldık.  Sabah ola, hayır ola bakalım. Belki de Himalayaları yerden ve tepelerden göremeyince uçaktan görmek kısmet olacak.

Hey Allahım! Şu garip gezgini neden doğrudan değil de dolaylı yoldan sevindiriyorsun….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İlk yazım tarihi 20.11.2011 Saat 15:00

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 26.03.2015

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 3. Gün; Chitwan-Pokhara

IMG_8810

Gecenin bir vaktinde dışarıdan gelen seslerle uyandığımı hatırlıyorum. Ormanda olduğumuzu hatırlayıp tekrar uykuya dalmışım.

IMG_8455Sabaha verilen saatte kalktık ve doğruca kahvaltıya gittik. Peyniri, balı bulunan güzel bir sofrada kahvaltımızı ettikten sonra fillerin sırtında mini bir gezintiye çıkmak için, fil iskelesine doğru yürüdük. Aslında burada 2 gece 3 gün kalınan programlarda yapılan aktivitelerle, bizim kaldığımız gibi, 1 gece 2 günlük aktiviteler farklı. Ama biz hem az kalıp, hem de tüm aktiviteleri yaptık. Burada Günseli-Barış Malkoç’un haklarını bir kez daha teslim etmeliyim. Özellikle Günseli hanım buralarda öyle bir imaj yaratmış ki, sanki kırk yıllık arkadaş ve doğma büyüme Nepal’li. Anladığım kadarı ile onlar sayesinde biz hem orman da yürüyüşü, hem fil eğitimini, hem fil sırtında ormanda safariyi ve hem de kano gezisini kısa program içinde de olsa yapmış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her bir filin sırtına 4’er kişi olacak şekilde bindik. Bir de sürücü var, etti beş kişi. Bu kadar ağırlık, bu hayvana vızıltı gibi geliyor. Filin sırtında, altımdaki hayvanın verdiği güveni, gücünü hissetmenizi çok isterdim. O cüssesi ile ne kadar çevik bir hayvan, inanılır gibi değil.

IMG_8591

Sonradan aramıza katılan 2 gezginle birlikte, toplam 15 kişi 4 filin sırtında ormanın iyice içlerine doğru, sabahın 06:30’unda hareket ettik. Naime ve ben ayrı ayrı fillerin sırtındayız ki, birbirimizin fotoğrafını çekebilelim. Plan buydu ama filin sırtındaki sallanmayı hesaba katamadık. Şöyle havalı havalı, fil sırtında fotoğrafımız az. Aslında geziden en büyük beklentimiz tek boynuzlu gergedanı görebilmek ve tabii ki benim için de onu fotoğraflayabilmek. Benim bindiğim fil, bir numaralı fil ve  hiç biri onu geçmeye çalışmıyor. Galiba lider o. Bir süre sonra, bir gergedanın ayak izine rastladık ve yönü de nehre doğruydu. Biz de peşinden nehre doğru yönümüzü kırdık. Bu arada birkaç kez nehri geçmek zorunda kaldık. Ayak izleri var ama gergedanın kendisi yok. Bir ara bizim lider amca daldı ormanın içine. Aman Allahım! Bu adam fili gömdü çalılıklara diye düşünmeye kalmadı. Ayakları ile bir takım hareketler çekip, bazı sözler söyledi. Bizim fil başladı ormanı dağıtmaya. Sağında solunda ne varsa kırıp, çiğneyip yol açıyor. İster inanın ister inanmayın bize dümdüz bir yol açtı. “Son model bir Mercedes’im olacağına, böyle bir film olsun” dedim içimden…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir önce gün verilen eğitimde, Fil sürücüsünün file komutlarını ya sözlerle, ya filin kulağının arkasına dayadığı ayaklarının çeşitli hareketleri ile ya da ucunda kancası olan bir sopa aracılığı ile ilettiğini  anlatmışlardı. Afrika fillerinin eğitimlerinin, Asya Fillerine göre daha zor olduğunu da öğrendik.

IMG_8629

Bu arada diğer fillerin sürücüleri uyanık çıktı. Bizim fil sürücüsü ne kadar gergedan göstereceğim diye yırtınıyorsa, diğerleri o kadar “bitse de gitsek” havasında. Sağda solda ibis kuşlarını, bol renkli kuşları görüyoruz ama Gergedan dan haber yok. İzi var kendisi yok. Bu arada bir ara bizim adam fili suyun en derin yerine soktu. Filin hortumu yukarıda, ayaklar suya neredeyse değecek. Biraz heyecan olduk. Yapacak bir şey yok zevk almaya bakıyoruz ve alıyoruz da.

IMG_8695

Tekrar ormanın derinliklerine doğru yöneldik. Bizim ki inat etti, gösterecek bir şeyler. “Aslanım benim, Bengal Kaplanından vazgeçtim, bul şu tek boynuzlu gergedanı” diyorum içimden. Diğerleri iyice açıkta kaldılar. Sonunda bir şeyler gözüktü ama gergedan değiller. Bunlar Benekli Geyikler. Onlar da “Ooo! Ümit beyler gelmişler. Bir fotoğraf çektirelim, ayıp olur” demiyorlar. Biz yaklaşıyoruz, onlar “vın” kaçıyorlar. Sonunda çıkarttım benim bazuka gibi 70-200 lensi uzaktan fotoğrafladım. Sonunda fotoğraf karemin içine hapsetmeyi başardım onları..

IMG_8700

Artık neredeyse 2,5 saat oldu. Allahı var bizim fil sürücüsü çok çabaladı. Kısmette Tek boynuzluyu görememek de varmış. Hala ormanın derinlerinden gidiyoruz, önümüzden bir tavus kuşu sürüsü havalandı ama gafil avlandım, hazırlık yapana kadar kaçırdık. Saygısızlar!

Sonunda fil iskelesine yanaştık ve fillerden indik. Bizim sürücünün bana bir bakışı vardı ki sormayın. “Kusura bakma, olmadı” der gibi. Ama ben takdir ediyorum adamı, iyi bir bahşişi de kaptı, helal olsun. Şimdiye kadar çeşitli gezilerde 3 kez file bindik ama en etkileyici olanıydı.

IMG_8790

Filden iner inmez jeeplere bindirildik. Nehirde kano ile bir gezinti yapacağız. Nehir kenarında bizi bekleyen ince uzun kanolara bindik. Yerden 10 cm kalkık taburelere oturduk. Bu teknede biraz dikkat edilirse sıkıntısız, keyifli bir gezi oluyor. Ama ani hareketlerde devrilme olasılılığı var. Buralarda yoktur diye düşünüyorum ama ilerlerde buraya özel 2 cins timsahın varlığından haberim var. Hiçte sevmem bu hayvanları…

Yarım saati bulan bir nehir gezisi yaptık. Suların şırıltısı altında medeniyete ait hiçbir sesi içermeyen ortam, insanı çok dinlendiriyor. Bu geziye biraz daha devam edebilirdim ama daha yol var..

Sonunda nehrin aşağısında bizi bekleyen jeeplere tekrar bindik. Artık tesise dönüyoruz. Bizim araç yine birinci araç. Orada bir park görevlisi bizimle birlikte geliyordu ve bana dönüp sordu “Nasıl güzel miydi?” dedi. Bende “Şahaneydi. Ama bir Rhino (gergedan) gösteremediniz bana” dedim. Ağzımdan bu laflar çıktı ama biraz evvel gergedanın ayak izlerini, taze dışkılarını takip eden fil sürücüsünü hatırıma getirince de birazcık utandım. Adamın yanıtını hiç unutmayacağım “Biliyoruz ve hala size göstermek için parkta görevlilerle ilişki içindeyiz” Şaşırdım ama bir kez daha takdir ettim adamları. Bu arada beklenen telsiz haberi de gelmesin mi? Ormanda bir çift gergedan bizi bekliyormuş. Kırdık direksiyonları verilen koordinata. Bizi orada fil sırtında park görevlisi bekliyordu. Yürüme ile 2 dakika mesafede olduklarını söyledi. Bizde bir heyecan daldık ormana, bu sefer yürüyerek. İki dakikayı biraz aştık, hala yoklar. Eh! Bu gergedanlarda bizi bekleyecek değiller ya. Ama pes etmek yok, 10 dakika kadar daha derine doğru bir yürüyüş sonrasına işte karşımızdalar! O ne heybet, o ne güzellik. Bizi görünce biraz ürktüler. Onlar ürküp, ayağa kalkınca biz donduk. Tabii ki korkudan! Ama yine filin gücü çıktı karşımıza. Yanımızda gelen fil, yavru bir fil. Onun arkasına geçirdiler bizi. Gergedanlar filin varlığının verdiği rahatlıktan mı yoksa verdiği korkudan mı pek saldırıya geçmezlermiş. Bizim bindiğimiz orman deviren fil yanımızda olsa, bunlardan hiç korkmayacağım ama bu da küçücük bir fil. Onbeş kişi dizildik filin ardına, hepimiz sığmıyoruz bile.  Ama o küçük fil bile gergedanları sakinleştirdi. Hepimiz o küçük filin arkasında, gergedanları izlemeye başladık. Bana filden güven geldi ya zaman zaman daha da yaklaşıp fotoğraf bile çekmeye başladım.  Bastım deklanjöre; Vay anam vay! Keyfe bak.. Dünyada sayı ile bilinen gergedanlardan iki tanesi karşımda duruyor.. Bu ne güzel bir duygu böyle.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra gergedanlarımızı kendi dünyalarında bırakıp araçlarımıza döndük. Bizim araçtaki görevlinin hararetle elini sıktım ve teşekkür ettim.

Araçta bazı arkadaşların ciltlerine sülüklerin yapıştığını fark ettik. Biz gergedan fotoğraflayacağız derken onlar bizim kanları götürüyorlarmış. Benim üzerimde böcek kovan bir giysi vardı, tam da bu işler için almıştım. Ondan mıdır  yoksa kanımızı beğendiremedik nedir? bende zayiat yok.

IMG_8850

Tesise döndük. Odamıza gidip bavullarımızı topladık. Bu güzel tesise veda edip, tekrar ağır arazi araçları ile parkın başlangıcına döndük. Benim ve benim gibi diğer arkadaşların da gönlü bu parkta kaldı. Burada en az 2 gece kalmak gerekir. Bir defa daha gitmek istiyorum..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Chitwan’dan sonraki hedef Pokhara. Aradaki mesafe 160 km ama yollar dar ve işlek olunca yine 5 saati bulan bir yolcuğumuz oldu. Aslında Pokhara da gölde tekne gezisi yapıp güneşin batışını izleyecektik. Ama hem kapalı hava ve hem de geç kalmamız, bu aktiviteyi iptal ettirdi. Neyse ben Chitwan’daki parktaki aktiviteyi tercih ederdim, iyi ki onu yapmışız.. Zamanında gitsek bile hava yüzünden güneş filan göremeyecektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda Pokhara’ya vardık.   Nepal’in ikinci büyük gölü Fewa Gölü (Phawe Tal lake) kenarına kurulu olan Pokhara, Himalayaların Annapurna serisi üzerinde yapılan yürüyüşleri ile çok turist çekiyor. Machapuchare Dağının gölün dingin suları üzerine yansıması çok meşhur bir görüntü.  Burada kalacağımız yer de çok güzel; Bir adanın ortasındaki Fish Tail Lodge adlı bir yerde kalıyoruz. Ancak salla geçiş oluyor. Belli ki burası da bize çok güzel gelecek.

IMG_9083

Akşam yemeğini otelde yemedik. Boomerang adlı bir restorana gittik. Burada hem yemek yiyip ve hem de dans gösterileri izledik. Çok güzel bir ortamdı. Pür neşe otele döndük. Sabaha yine yoğun bir program var. Erkenden kalkıp Sarangot Tepesinden güneşin doğuşunu ve Annapurna dağ serisini izleyeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezekalın,

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 19.11. 2011 saat 13:17

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 24.03.2015 Saat 21:49

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 2. Gün; Chitwan Ulusal Parkı

IMG_8380

Sabah erkenden kalktık ve valizleri emanete bırakıp kahvaltıya geçtik. Nepal’de Katmandu dışındaki yerleri ziyaretimiz sonrasında olsun, Bhutan gezisi sonrasında olsun dönüp geleceğimiz otel burası olacağından fazla eşyalarımızı bir bavul içinde bu otelde emanette bıraktık. Bu iyi bir hareket oldu; Hem gereksiz eşyalarımızı yanımızda taşımamış olduk hem de grubun hızlı hareket imkanı artmış oldu. Zaten Bhutan uçaklarına olsun, Nepal’de iç hat uçuşlarına olsun, fazla ağırlıkla binmenizi sorun yapıyorlar.

IMG_8211

Kahvaltı sonrasında Chitwan Ulusal Parkına doğru yola çıktık. Burası, Nepal’in yarı tropikal bölgesi olan Terai içinde bir park ve UNESCO Dünya Kültürü Mirası içinde yer alıyor. Katmandu’dan 180 km kadar Güney Batı da yer alıyor. Aslında Chitwan’a ulaşmanın en kestirme ve en az eziyetli olan yolu, Bharatpur’a kadar Buddha Air veya Yeti Air gibi havayolları ile 30 dakikalık bir uçuş ve sonrasında da karayolu ile ulaşmak gibi duruyor. Biz Katmandu’dan Chitwan’a kadar karayolu ile gittik. Mesafe az gibi gözükse de yollar gidiş geliş tek şerit ve kalabalık olunca 5 saati bulan bir yolculuğumuz oldu. Gerçi yol çok güzeldi ama ikinci kez gitsem vakit kazanma anlamında ilk bahsettiğim yolu tercih ederim. Hele bir de yolda önemli bir kazaya şahit olduk ki, bu olay gezimizin en tatsız olayıydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yol üzerinde Manakamana denen bir yerde durduk. Burada tepelere çıkan bir teleferik hattı kurulmuş. Bu yolla yukarıdaki Tapınağa gidiliyor. Tabii bu arada manzaranın olağanüstülüğüne de anlatmaya gerek yok.

Chitwan Ulusal Parkı 932 km2’lik bir alanı kaplıyor. Sal ağacı ağırlıklı bir orman. Bu ormanda tek boynuzlu gergedan, maymunlar, benekli geyikler, az sayıda da olsa Bengal Kaplanları, Vahşi Filler, Leoparlar ve 450 ye yakın kuş türü barınıyor. Gergedan ve Bengal Kaplanları son yüzyıl içinde çok avlandıklarından sayıları yok derecesine kadar inmiş ama son yıllarda sayılarının arttığına dair güzel haberler var. Özellikle bu bölgeye has olan tek boynuzlu gergedanlar, cinsel gücü arttırdığına inanılan boynuzları nedeni ile çok avlanmışlar. 1911 yılında İngiltere Kralı 5. George ve oğlu 8. Edward’a yaranmak için, onlar şerefine düzenlenen sürek avlarında bir defa da 39 Bengal kaplanı ve 18 tek boynuzlu gergedan avlanmış ve bunun karşılığında da Nepal Kralına bir madalya verilmiş. Eminim cehennemde bu hayvanlar, bu kralların tümünü önlerine katmış kovalıyordur..

IMG_8286

1950 yılına kadar bu ormanlarda sadece Tharu köyü insanları yaşarlarmış. Onların burada yaşamalarının sebepleri ise onların sıtmaya karşı doğal olarak bağışık olmaları imiş. Ancak sıtma eradikasyon programları ve sıtmanın tehlike olmaktan çıkması sonrasında 1954 yılından itibaren başka yerlerden de insanlar bölgeye gelmişler. Onlar gelince de tarla açmak için ormanlık alanlar kesilmeye başlanmış. Kral Mahendra 1973 yılında bölgeyi Ulusal Park ilan etmiş ve bölge korumaya alınmış. 1984 yılında da UNESCO, parkı Dünya Kültür Mirası listesine almış.

IMG_8290Burada isterseniz Park içinde Ekolojik otellerden birinde ya da yakında bulunan Sauraha adlı köy içinde kalıp gezilerinizi yapabiliyorsunuz. Tabii ki en iyisi Park içinde Ekolojik otellerden birinde kalmak. Bizde parkın doğu ucunda yer alan Machan Wildlife Resort’ta kaldık. Çok güzel bir yerdi. Birbirlerinden uzakta yer alan bungalov evlerde 4 konaklama yeri var. Burada belli bir saatten sonra jeneratörle sağlanan elektrik yok tabii ki. Onun için yanınızda mutlaka el feneri bulundurun.

Uzun yolculuk sonrası Parka vardık. Bundan sonrasını artık minibüs ve benzeri araçlar gidemiyor. Çünkü çılgınca akan Rapti Nehri geçilmek zorunda ki bu nehri de askeri arazi araçlarla ancak geçtik. Zaten Musonlar zamanında buralara gelmek mümkün olmuyor. Park girişinde askerlere kayıt yaptırıp izinler alındıktan sonra askeri arazi araçlarına bindik. Bizi park girişinde karşılayan çocuklar, aynı zamanda yolcu da ettiler. Civarda gördüğüm kelebekler sanki beni nelerin beklediğini haber veriyordu. Daha ilk dakikalardan itibaren de sulara bir girip, bir çıktık. Bu azgın suların bir bölümünde yarın rafting yapacağımızı düşündükçe heyecanlanıyorum. Zaten tüm gezi programı içinde bu park beni en çok cezbeden yer olmuştu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda kalacağımız yere vardık. Bizi görevliler karşıladı. Muhteşem bir yer. Burası ormanın tam göbeği sayılır. Aslında zamanında gelebilsek fil gezisi yapacaktık ama yol da kaza yüzünden epey beklediğimizden program değişmek zorunda kaldı. Fil safariyi ertesi güne attık, yemeğe girip, bir güzel yemeğimizi yedik. Sonrada bir rehber eşliğinde ormanın florasını tanımak için gezimize başladık. Rehberimiz çok becerikli gözüküyor. Bize güzel şeyler anlatıyor. Bu arada yanımızdan fil safariden dönen Fransız grup geçti. Ben bu fillere hayranım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sal ağaçlarını ilk kez burada gördüm. Hava kararmaya yakın fillerin kaldığı ve eğitildiği yere gidebildik. Orada fillerle ilgili bir brifing verildi. Keşke gündüz gözü ile yapabilseydik bu aktiviteyi. Yok arkadaş! Burası kesinlikle en az 2 gece konaklamayı hak ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kampa geri döndüğümüzde hava iyice kararmıştı. Rehberimiz acele ediyor çünkü bu akşam burada kalanlara park ile ilgili slayt gösterisi yapacaklar ve o da bu gösteriyi sunacakmış. Bizler ortada yakılan ateş çevresinde yerimizi alıp, bir de Everest adlı yerel birayı ısmarlayıp gösteriyi izledik. 30 dakika kadar süren çok çarpıcı bir gösteri oldu. Daha sonra verilen akşam yemeğini hızlıca yedik. Sonrasında da ateş başında biraz muhabbet, biraz oyun oynadık. Grup birbirine iyice kaynaştı. Bu arada gözüm ileri de, karanlık içinde yanıp sönen bir minik ışığa takılıyor. Aman Allahım! Bu o mu diyerek bir fırlamışım yerimden, arkadaşlar şaşırdılar. Evet ta kendisi! Buyrun bakalım size ateş böceği.. Fotoğraflamaya çalıştım ama nafile olduğunu anlayıp hayran hayran izlemeye başladım. Çocukluğumda bu güzel böcekleri Üsküdar da ne çok görürdüm. Sonra onları ne zamandır görmez olmuştum.. Gecenin bonusu da onlar oldular.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık yatma vakti, odalarımıza doğru yola düştük. Yarın fil safari var. Belki de tüm dünyada sadece 2000-2500 tane kaldığı söylenen tek boynuzlu gergedanı görebilen şanslı azınlıktan olacağız. En son aktivite de Kano ile raftingimsi gezinti…

Gezmek ne güzel…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 19.11.2011 Saat 00:52

Gözden geçirilmiş yeniden yayım tarihi 20.03.2015 Saat 23:10

IMG_8451

Nepal-Bhutan Gezisi-1.Gün Katmandu

IMG_7665

2 Kasım günü istenen saate Atatürk havaalanındaydık. Uçağımız olan GulfAir’in standı önünde dikilmeye başladık. Ellerde bavul, gözlerimiz diğer gezginleri aradı. Gezi liderimiz de gelince hızlı bir Check-İn sonrası bavulları verdik, biletlerimizi aldık. Önce Bahreyn’e uçup, havalimanında 5 saatlik bir bekleme sonrasında Katmandu’ya varacağız. Teoride böyle ama maalesef pratikte öyle olmadı. Sorunsuz bir uçuş sonrası Bahreyn’e vardık ve bir güzel dükkanları gezdik. Bu arada bir parantez açayım; burada makyaj malzemeleri, parfümler ve içki-sigara bizim havaalanından ucuzdu. Dükkanları bir aşağı bir yukarı gezerken gözüm uçuş saatlerini gösteren panoya takıldı; Uçak 3 saat rötar gösteriyor. Hayde! Dakika bir, gol bir.. Biz erkenden gideceğiz, gün kazanacağız derken başımıza gelene bak. Hemen görevlileri bulduk ama adamların bu 3 saatlik rötar sonrası için bile uçağımızın kalkamayabileceğini söylemeleri iyice morallerimizi bozdu. Bundan sonraki bekleyiş ise bir işkence oldu. Bu arada Barış ve Günseli hanım “Madem öyle, bizi doyurun bakalım” restini çekti. GulfAir’den yemeğe davet edildik ve yemeğimizi yedik. Saat 03:30 civarı uçağa anons edildik ve yorgunluktan perişan halde yerimize yerleştik. Aslında 3,5 saat gecikme ile ne kadar şanslı olduğumuzu sonradan öğrenecektik. Meğerse Katmandu’ya sis yüzünden uçaklar inememiş ve birisi bizim uçak olmak üzere sadece 2 uçak, bir ara hava açılır gibi olunca inebilmiş. Everest’e tırmanış yapanlara da hava muhalefeti yüzünden birkaç gün hiçbir şekilde ulaşılamamıştı. Neyse buna da şükür dedik, daha da kötü olabilirdi.

Uçaktan Himalayalar

Uçaktan Himalayalar

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Gecikme boyunca havaalanında bekleyiş tam bir eziyetti.

Katmandu Havaalanına iner inmez Hindistan’a gelmişim hissine kapıldım. Delhi’deki cümbüşü, burada henüz göremedim ama hissediyorum. Ülkeye girerken vize almak gerekiyor. Biz bu işi İstanbul’da hallettiğimizden rahatız. Bavulları beklerken paramızı bozdurduk. Bu arada oraya Amerikan Doları ile gitmenizin daha karlı olduğunu söyleyeyim. Para birimleri Nepal Rupi’si ve 1 USD’yi verip yerine 100 Rupi alıyorsunuz (2014 verisi).

Bavullar alındıktan sonra dışarı çıktık ve bizi bekleyen yerel acente yetkilisinin yönlendirdiği minibüse binip, kalacağımız Yak and Yeti adlı otele doğru yola çıktık. Yoldaki manzaralar, Hindistan’dan tanıdık; Boyna korna sesleri, sağdan soldan çıkan arabalar, yol ortası inekler, açıkta dikiş makineleri ile terziler.. Tadında olmak şartı ile bu manzarayı seviyorum.

Nepal hakkında kısacık bilgi verelim; Nepal Hindistan ve Tibet arasına sıkışmış, 147.000 km2’lik alanında, yaklaşık 28.5 milyon nüfusu barındıran bir ülke. Batıdan doğuya uzanıyor ve ülkenin %19 gibi bir alanı Himalayalar ile kaplı. Geri kalan büyük bir alan dağlık ve sadece %17’lik kısım yarı tropik ve düzlükten (Terai bölgesi) oluşuyor. Ülkenin büyük kısmı dağlık olunca tarım da teraslar halindeki alanlarda yapılıyor.

Ülke tarihi çok eski dönemlere gidiyor ama yazılı tarihi MÖ. 6-7 yüzyıldan başlıyor. Moğollarla akrabalıkları varmış. Çeşitli çıkışlar ve inişler sonrasında 1769 yılında Prithvi Narayan Şah, bölgedeki küçük krallıkları boyunduruğu altında topluyor ve başkenti Katmandu’ya taşıyarak bugünkü Nepal’in kurucusu oluyor. Ülke tarihinde sürekli çatışmalar olmuş ve hatta 1996 yılı ile 2006 yılları arasında iç savaşlar olmuş. 2008 Yılında ise Laik, Nepal Cumhuriyeti ilan edilmiş ve monarşi sona ermiş. Monarşiler direniyor ama sonunda mutlaka tarihe karışıyorlar.

Ülkenin başkenti Katmandu. Bizim gezimizin ana duraklarından birisi de burası. Şehirde çoğunlukla Hindu tapınakları varken, Budist tapınakları da bolca var. Yani iki inanç sistemi de kavgasız dövüşsüz yaşayabiliyor. Daha sonra açıklayacağım şekilde Katmandu ile Patan (Lalitpur) ve Bhaktapur şehirleri ile tarihsel olarak kardeşler. Bunlar aslında birbirlerine çok yakın yerler. Katmandu Vadisi içinde, bu üç yerde, çok sayıda UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesine girmiş eser var.

Bir milyon civarı nüfuslu Katmandu şehrinin ismi ise Kastmandap adlı bir tapınaktan geliyor. Bir diğer söylence de Katmandu isminin orta çağdan gelen Kantipur’dan kaynaklandığı. Sanskritçe “Kanti“ Tanrıça Lakshmi’nin diğer isimlerinden birisi  ve  “pur” ise yer demekmiş.

IMG_7757

IMG_7696Otelimiz güzel temiz bir otel çıktı. İnternet erişimi var ama ücretli. Halbuki sonradan gezeceğimiz Bhutan’da tüm otellerde ücretsizdi. Valizlerimizi hızlıca odaya bırakıp şehir turuna çıktık. İlk durağımızda Nepalin en eski ve en kutsal Budist tapınağı olan Swayambunath Tapınağı oldu. Buraya “Maymunlu tapınak” da deniyor. Her taraf Rhesus Makaklarından dolu. Çantalara ve özellikle elde yiyecek varsa kendimize dikkat etmek gerekiyor. Anında götürüveriyorlar. Tapınağı, Katmandu’ya tepeden bakan bir noktaya kurmuşlar. Söylence o ki; Katmandu Vadisi, bir tarihte, çok büyük bir gölmüş (jeolojik olarak bu vadinin eskiden göl olduğu doğrulanmış). Tapınağın kurulduğu tepe, artık deprem mi oldu nedir, bu gölün sularından yükselmiş. Zaten “Swayambu” kelime anlamı olarak “kendiliğinden yükselen” demekmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınağın kayıtlı tarihi 460 yılına kadar gidiyor ama daha da eski olabilir. Tapınak 14. Yüzyılda Moğol saldırıları ile ve bu saldırganların altın aç gözlülüğü ile yakılıp, tahrip edilmiş. Sonradan yeniden yapılıp, bugüne gelmiş. Çok önemli bir not; Bu tapınak UNESCO’nun dünya kültürü mirası listesinde yer alıyor. Yani görülmeden geri dönülemezler arasında…

IMG_9241

Tapınağa bizim girdiğimiz nokta batıdaki giriş noktası, bir de 17. Yy da Kral  Prathap Malla’nın yaptırdığı doğu tarafından giriş var ki epey bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Bizim girdiğimiz noktadan, az sayıda merdiveni çıktıktan sonra, karşımıza ortasında Budha heykeli ile birlikte kurumuş bir dilek havuzu çıktı. Ortadaki Budha heykelinin ayak kısmındaki küçük bir alan içini hedefleyerek attığınız bozuk paralar, havuz içine düşmeden orada kalırsa tuttuğunuz dilek kabul olurmuş. Dünyanın bir ucundan buralara gelmişim, sağlığım ve mutluluğum da yerimde, ben daha ne dilerim! Ama grup psikolojisi işte; Attık bizde bir avuç para…

IMG_9247Bu havuzun sağ tarafında küçük bir Stupa ve çevresinde daha da küçük olanları yer alıyor. Büyükçe olan Stupa üstünde Budha dört yöne doğru bakarken resmedilmiş.  Etrafta bol miktarda maymun var, bir o yana bir bu yana, insanlara hiç aldırış etmeden geziniyorlar. Budist tapınaklarında saat yönünde hareket etmeniz gerekiyor, bizde saat yönünde hareketle merdivenleri tırmanmaya başladık. Yolda bol miktarda bordo renkli tek tip giysileri içinde Budist rahipleri ve öğrencileri görüyoruz. Yukarıda ayin varmış, oraya doğru yiyecek ve içecek götürüyorlar.

Merdivenlerin sonunda büyük Stupaya ulaştık. Burada neredeyse her köşede bir ayin var. Siz varmışsınız, yokmuşsunuz, fotoğraf çekiyormuşsunuz hiç mi hiç aldırmadan dualarını edip, ritüellerini yapıyorlar. Büyük Stupa çok etkileyici ve altın renkli, pırıl pırıl parlayan külah biçimli kulesi var. Bu kule üstünde de Budha, Katmandu Vadisinin dört bir yanına doğru bakmakta. Her resimde, Budist inanışta içe bakışı temsil eden gözler (üçüncü göz) ve bunların hemen altında ise, orada iken burun şekline benzettiğim ama aslında birliği-beraberliği temsil eden ve Nepal’ce –bir- sayısını (ek) gösteren kıvrımlı şekil vardı. Bu alanda bulunan bir diğer önemli eser de Hariti (Ajima) Tapınağı. Bu aslında Hindu inanışında çiçek hastalığı ve sağlık tanrıçası olan Hariti için yapılmış. Budist bir tapınak içinde Hinduizm motiflerinin ve tapınaklarının bulunması hoşgörüyü gösteriyor. Bir dinin, dini inanışın bir diğerine karşı tahammülü ne güzel bir hoşgörüdür.. Bu nedenle de aynı Tapınak hem Hindular ve hem de Budistler tarafından ziyaret ediliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_7677Bu tapınakta bulunan bir diğer önemli eserde pirinç kaplı büyük bir heykel. Buna “dorje” deniyor ve Tibet Budizm’inde şimşeği temsil ediyor. Cehaleti yok eden aydınlanma gücünü gösteriyor ve Sanskritçe Vajra’da deniyor. Erkek gücünü de gösteriyor. Budist ayinlerde, ayinleri yöneten başrahibin bir elinde bu sembolü gösteren küçük bir heykel, diğer elinde ise kadın gücünü temsil eden bir çan bulunuyor. Daha sonra ise merdivenlerden aşağıya inerek bu güzel ve fotoğrafik açıdan bana bir cennet olan tapınağı terk ettik. IMG_7737

Bugün gezi programının son zamanlarını Durbar Square’de geçireceğiz. Ölmüş olan büyük bir Nepal kralının 3 torunu ülkeyi yönetmekte anlaşmazlığa düşmüşler. Her biri bir bölge alıp, kendi hükümdarlıklarını sürmeye başlamışlar. Katmandu, Bhaktapur ve Patan bölgelerini yöneten bu üç torun şehirlerindeki sanat eserleri ve şatafat bakımından birbirleri ile yarışa girmişler. Bu nedenle bu üç şehrinde (aslında birbirlerine çok yakınlar) Saray Meydanı denen alanları birbirlerinden güzeller. Biz bu gezide Patan’ı görmedik ama diğer ikisini gördük. İkisi de çok güzeller ama bence Bhaktapur’un Saray (Durbar) Meydanı daha güzeldi.

IMG_7959

Tam adı Hanuman-dhoka Durbar Meydanı olan Katmandu’nun bu eski bölümü, 12-18. Yüzyıllar arasında yapılmış birbirinden güzel Hindu ve Budist tapınaklarına, mükemmel işçilikle oyulmuş tahta işlerle süslü evlere ve Saraylara sahip. Nepal kralları burada taç giyerlermiş ve 20. Yüzyıla kadar da Kraliyet Sarayı bu meydanda imiş. Buradaki eserlerin bir kısmı 1934 yılındaki depremden zarar gördüklerinden sonradan aslına benzer şekilde yapılmışlar. 1979 yılından itibaren de tüm alan UNESCO dünya kültür mirası listesi içindeymiş.

Aracımız bizi alanın dışında bıraktı ve 15 dakikalık bir yürüyüşle alana geldik. Yol boyu Nepal insanlarının gündelik yaşamlarına şahit olmamız çok iyi oldu. Burası, boyna korna çalan arabalar ve daha az sayıda da olsa özgürce Nepal sokaklarını dolaşan ineklerle, Hindistan’da geziyormuşuz havasını daha da çok verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0365Bu kısa yürüyüş sonrası ilk olarak Kumari-Ghar’ı gezdik. Nepal’liler sadece sayısız Tanrı ve Tanrıçaya sahip değiller. Aynı zaman da yaşayan bir tanrıçaları da var; Kumari. Kumari şehrin yaşayan tanrıçası olarak kabul ediliyor. Bu kız çocuğunun yaşı 4-6 civarında olmalı ve sesi, dişlerinin biçimi ve düzgünlüğü ve saçı biçimi gibi 32 farklı fiziksel özelliği taşımalıymış. Bu seçim için adaylar önce fiziksel özellikleri yönünden karşılaştırılıyorlarmış, sonrada korkunç maskelerle dans eden insanlarla dolu odaya kapatılıyorlarmış. Gerçek tanrıça, adaylar arasında bunlardan korkmayan olmalıymış. Son sınav ise bu yaşayan tanrıça adayının, kendinden öncekinin giydiği elbiseleri seçmesiymiş. Seçilen bu Kumari, bu 3 katlı ve kırmızı tuğlalı evde yaşarmış. Ne zamana kadar derseniz; ilk adetini görene kadarmış. Sonra bu karta kaçan Kumari yerine, yeni bir Kumari seçilirmiş. Bu gelenek Nepal’in yaşayan son Malla kralı, Jaya Parakash Malla zamanından beri varmış.  Kumari zaman zaman muhteşem oymalı pencerelerden bir tanesinde görülüyor. Ancak bunun için önce pencereden bakan ve aşağıda fotoğraf veya kayıt yapan birisinin olmadığını kolaçan eden bir adamın onayı gerekiyor. Yani Kumari’nin fotoğrafını çekmek kesinlikle yasak… İşte biz bu evi gezdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kumari’nin evine sırtınızı verince sağda neoklasik tarzda olan ve bu meydanın bence en çirkini olan bir Saray var; Gaddhi Baithak. Bu bina 1908 yılında Rana sülalesi döneminde, sarayın bir parçası olarak yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam ederek 1690 yapımı Trilokya Mohan Narayan (Vişnu’ya adanmış), yine bir 17 yüzyıl eseri olan Maju Dega (Hindu tapınağı) ve Şiva Parvati Tapınaklarının önünden geçtik. Kraliyet Sarayına giriş yasaktı ama şöyle bir kafayı uzatıp içerinin ve nöbetçi askerin fotosunu aldık. Fotoğraf çekme konusunda en rahat ettiğim gezilerden biriydi diyebilirim. Kibarca sormanız onları mutlu ediyor ve en güzel pozlarını veriyorlar. Asker bile bir güzel poz verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tanrı Taleju, Katmandu şehrini koruyan tanrıymış. Onun adına yapılan Taleju Tapınağının kapısı önünde iki adet dev aslan heykeli var. Bu süslü kapı önünde de fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.

IMG_7936

Hanuman; Hint destanı Ramayana’da adı geçen Rama’ya, kaçırılan karısı Sita’yı kurtarmak konusunda yardım eden bir Hindu ilahı. Onun heykeli bu meydana ismini veriyor.

En son olarak da 12. Yy’a tarihlenen ve Katmandu şehrine ismini veren Kasthamandap Tapınağını gezdik. Nepalin söylencesi bol. Bir söylenceye göre de burası tek bir Sal ağacından çıkan odunlarla yapılmış. Sabah ve akşamları çevresinden satıcılar eksik olmuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu meydan gezisini tamamlayarak aracımıza doğru yürüyüşe geçtik.

Akşam yemeğini otelde yedik. Günseli hanım sayesinde soframızda standart dışı yemekler de vardı. Burada ilk defa Momo denen ve bir tür hamur işi yemeği tanıdık. Sonradan tüm Nepal-Bhutan gezisi boyunca da sofralarda aradık.

Artık ben dahil, herkesin gözünden uyku akıyor ama son bir gayret Katmandu’nun gecesini tanıyalım istedik. Gece gündüz hareketli bir alışveriş merkezi olan Thamel’e bir yürüyüş yaptık. Burada Outdoor malzemeleri satan dükkanlar var. Bu dükkanlarda ünlü markaların taklitleri bol miktarda var.

Bu gece yürüyüşü sonrası otele döndük. Yatağa girdim ve başım yastığa 5 cm kala uyumuşum..

İlk defa, bir gezinin ilk günü, deliksiz bir uyku çektim.

İlk gün, zor bir yolculuk sonrası geldi ve dolu dolu da geçti. Haydi hayırlısı bakalım, uçak gecikmesi hariç, gezinin ilk günü çok güzel geçti. Darısı diğer günlere…

GEZEKALIN

Ümit Kuru

İlk yazım tarihi 18.11.2011 Saat 00:54

Gözden geçirilmiş son yayım tarihi 19.03.2015 Saat 01:32

IMG_7787