Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sicilya Adası/Palermo-Erice-Selinunte

IMG_2692

Sicilya denince akla ne gelir?  Tamam! ilk doğuş yeri Sicilya olduğundan, ben dahil, hepimizin aklına ilk olarak Mafya geliyor. Ama Akdeniz’in en büyük adası Sicilya bu çağrışımı aslında hiç hak etmiyor. Gezdiğim en güzel yerlerden bir tanesi olan Sicilya Adası’nda kesinlikle daha fazla zaman geçirmek isterdim.

UNESCO Dünya Mirası Listesi içindeki eserlerden 48 tanesi İtalya’da iken, İtalya’daki UNESCO Dünya Mirası Listesi eserlerinden 6 tanesi ( Agrigento Arkeolojik Alanı, Piazza Armerina yakınlarındaki Roma villası olan Villa del Casale, Sirakuza Şehri ,  Pantalica Nekropolisi, Val di Noto Barok Şehirleri, Aeolian Adaları ve  Etna Yanardağı) Sicilya Adası’nda bulunuyor. Bilinen tarih boyunca 12000 yıldır bu adada yerleşim olmuş. İtalya ana karasıyla arasında Messina Boğazı bulunan bu üçgen şeklindeki adanın yüzölçümü 25700 km². Bu adanın ilk yerleşenleri olarak Fenikeliler kabul ediliyor. Sonrasında ise Yunanlılar gelmişler. Bir dönem burada 1130 tarihinden 1816 tarihine kadar Sicilya Krallığı  hüküm sürmüş. Daha sonra ise İtalya Krallığına dahil olmuşlar. Adaya bir dönem Araplarda hakim olduğundan adadaki eserlerde çeşitlilik var.

IMG_2626

Biz bu güzel adanın üç köşesini gezimiz boyunca ziyaret edeceğiz. İlk olarak adanın Kuzeyinde Palermo şehri gezilecek.

Palermo Sicilya Özerk İdari Bölgesinin başkenti konumunda olan ve 1.2 milyon nüfusu ile İtalya’nın beşinci büyük kenti. Geçmişi 2700 yıl öncesine dayanıyor. Bu topraklarda Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Normanlar hükümranlık etmişler. Sonrasında Sicilya Krallığı ve İtalya Birliğine katılma olmuş.  Aziz Rosalia şehrin koruyucu azizi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palermo’da Hotel Politeama’da kaldık. Hemen karşımızda 1866 yılında yapılan Teatro Politeama Garibaldi var. İlk ziyaret yerimiz 1897 yapımı Teatro Massimo oldu. Burası bir opera binası ve Piazza Verdi’de bulunuyor. Bu bina Kral Victor Emanuel II onuruna yapılmış ve  Paris’teki Opéra National de Paris, Viyana’daki  K. K. Hof-Opernhaus opera binalarından sonra Avrupa’nın en büyük 3. opera binası. Akustiği ile meşhur.

IMG_2423

Daha sonra Fontana Pretoria adlı ve Francesco Camilliani adlı bir sanatcı tarafından yapılmış bir süs havuzunu ziyaret ettik. Palermo şehir meclisi 1573 yılında bu çeşmenin yapımını sipariş etmiş. Bu rönesans dönemi eserindeki heykeller öyle müstehcen bulunmuş ki dindar Sicilyalılar bu çeşmeyi “Utanç Çeşmesi” olarak da adlandırmışlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palermo’da en sevdiğim yerlerden birisi Via Maqueda ve Corso Vittorio Emanuele adlı ana caddelerin birbirleri ile kesiştiği Quattro Canti adlı Barok stilde yapılmış bir meydan oldu. Burada 4 yönde bulunan binaların birbirlerine bakan yüzleri diagonal tarzda ve barok stilde yapılmış. Böylece bir sekizgen bir alan elde edilmiş. Binalardaki 4 mevsimi sembolize eden heykeller, çeşmeler ve ince işcilik göz kamaştırıcıydı. Bu alanı mutlaka gezmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2467

Bundan sonra Vittorio Emmanuele Caddesi boyunca yürüyerek Katedral ulaştık. Katedralin bugün bulunduğu yerde aslında bir Bizans Kilisesi varmış. 1185 yılında buraya bir Katedral yapımı başlamış ve yapımı yüzyıllar sürerek ancak 18. yüzyılda bitirilebilmiş. Dolayısı ile burada bir dönem çevrildiği camii dahil çok çeşitli mimari özellikler göze çarpıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vittoria Emmanuel Caddesinde yürümeye devam edince Porta Nuova adlı bir kapıdan geçiyorsunuz. Kelime anlamı “Yeni Kapı” olsa da aslında bu kapının yapım tarihi 1583. Kral 5. Charles’ın Osmanlılarla savaşı üzerine yapılmış ve bu kapıda 4 adet Osmanlı kabartması var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Palazzo dei Normanni (veya Palazzo Reale) Palermo’nun diğer önemli eserleri arasında. Burası Norman sülalesinden beri Sicilya Kraliyet Sarayı. Bundan önce de 9. yüzyılda Arap Emirlerinin sarayı olmuş. Bugün de Sicilya Parlementosu olarak hizmet veriyor. Burada gezeceğimiz en önemli yer  Cappella Palatina.

IMG_2578

Cappella Palatina muhteşem bir eser. 1130 yılında Kral  Roger II tarafından dizayn edilmiş. Muhteşem altın mozaikleri, estetik mermer yer döşemeleri ve  islami mukarnas çatısı ile estetik bir uyum içinde duruyor. Burası çok turist çeken bir yer ve içeriye giriş için sıra bekliyorsunuz. Ne kadar beklemeniz gerekiyorsa bekleyin ve Palermo’ya gelmişken Cappella Palatina gezin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz orada olduğumuz zaman Palazzo dei Normanni içinde Botero’nun bir sergisi vardı. Din konusunu işlediği resimleri ile Botero’nun sergisini gezmek doğrusu bu güzel yerin bize bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_2638

Palermo’daki son gezi durağımız ise  Capuchin Yeraltı Mezarı oldu. Burada ölüler mumyalanıyor ve günlük eşyaları ile duvara çivi ile asılıyor ya da yapılan bölümlere yerleştiriliyor. 16. Yüzyıldan başlayan ölüleri mumyalama ile saklama önceleri sadece keşişler için yapılırken sonraları bir statüko olmuş ve zenginler içinde yapılmaya başlanmış. En son mumyalama 1920’de bir çocuk için olmuş. İlginç ama biraz ürpertici bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugünün bir diğer gezi yeri olan Erice’ye doğru hareket ettik. Palermo-Erice arası 120 kilometre yaklaşık olarak da 2 saat sürüyor. Erice, Trapani Şehrine 750 metre yüksekte olan bir ortaçağ kasabası. Tarihi 3000 yıl gerilere kadar gidiyor.

IMG_2649

Erice’ye Trapani Kapısından girdikten sonra karşımıza ilk olarak  yapım tarihi 15. yüzyıla kadar giden Chiesa Matrice Kilisesi çıkıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Cannolo_siciliano_with_chocolate_squares

Canolli

1024px-Arancini_002

Arancini

Buradan sonra Erice’nin dar sokakları arasından yukarıya doğru yürüdük. Anıl bize gittiğimiz yerlerin, eğer varsa, meşhur yemek salonlarını kaçırttırmıyor. Erice’de La Pasticceria di Maria Grammatico adlı pasta, tatlı ve börekleri ile meşhur bir dükkan var. Burada aynı zamanda size pasta yapımı ile ilgili kısa kurslarda veriliyor.  Biraz daha ilerde Cafe Maria’yı gözümüze kestirdik ve burada yemek molası verdik. Ben Arancini adlı bizim içli köfteye benzer bir yemeklerini sipariş ettim.  Yemek sonrası tatlı olarak da Maria’nin pastane kısmından Canolli tatlısını yedim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında Erice’nın dar sokaklarını arşınlamaya devam ettik ve sonrasında Selinunte’ye doğru yollara düştük. Önümüzde daha 100 km’lik bir yol ve gezilecek bir antik kent var.

IMG_2722

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Selinunte Sicilya Adası’nın Güney Batı bölümünde antik bir Yunan kenti olarak kurulmuş. İki nehir arasına kurulmuş bu şehirde zamanında 30000’e yakın insan yaşarmış. Bu şehirde hala kazılar yapılıyor. Ortaya çıkartılan tapınaklara alfabetik isimler veriliyor (A,B,C gibi). Muhtemelen kazılar tamamlanınca kime adanmışsa ona göre isimlendirilir. Biz Selinunte antik kentine vardığımızda vakit epey geç olduğundan gezi için küçük gezi arabalarını kullandık. Bu arabalarla şehri ancak turlayabildik. Ama sarı papatyaları ve renk renk çiçekleri ile İtalya’da baharı en iyi hissetiğimiz yer Selinunte’ydi.

 Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Bu bölüm de bu kadar. Bu bölümü 3 yıl önce aramızdan tam da bugün ve şu saatlerde ayrılan sevgili babam anısına yazdım. Okuma ve araştırma alışkanlığımı ona kısmen borçluyum. Rahat uyusun.

Görüşmek üzere, Gezekalın

Dr Ümit Kuru

01.06.2015 Saat 00:54

IMG_2753

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Sorrento-Pompeii

IMG_2247

Gezi üstüne gezi olunca bizim İtalya yazımızın devamı bir türlü gelmedi..

Neyse! Dönelim konumuza..

Positano’da son kahvaltımızı aldıktan sonra Sorrento’ya doğru yola çıktık. Günün gezilecek yarısını Sorrento’da, sonraki yarısını da Pompeii’de geçireceğiz. Saat 20:30’da Napoli’den Palermo’ya uçup, gezinin Sicilya Adası’ndaki bölümüne başlayacağız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sorrento İtalya’nın en şirin şehirlerinden bir tanesi olsa gerek. Burası zamanında surlarla çevrili ve doğal korunaklı bir şehirmiş. Bir dönem Turgut Reis bu kıyılarda boy göstermiş ve 3000’e yakın esir almış.

IMG_2049

Otobüsümüz bizi otoparkta bıraktıktan sonra şehri gezmek üzere merkeze doğru yürüyüşe geçtik. Önce Napoli Körfezi, Vezüv Yanardağı ve liman manzarasını görebileceğimiz bir yere gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra şehrin ana meydanlarından olan Piazza St Antonino’ya döndük. Bu meydanda şehrin koruyucu azizi olan Antonino’nun bir heykeli var . Bu meydandan eski şehrin önemli bölümlerini gezdiren moto trene binmeniz çok akıllıca olacaktır. Bizim gibi bu güzel şehirde kısa zamanı olanların yapması gereken bir olay bu.

IMG_2186

Biz önce şehir de kısa bir tur attık, sonra da yaklaşık 45 dakika süren ve 10 EUR bedeli olan moto tren turunu aldık.

Bu turu yaptıktan sonra rehberimiz Anıl’ın tavsiyesi ile Corso Italia Caddesi üzerinde bulunan ve Franco adlı (Pizzeria Da Franco) pizzacıya gittik. Bu şehre gelmişsseniz bu pizzacıda pizza yemeyi asla unutmamalısınız. İtalya’da yediğimiz en güzel pizzaydı. Bu pizzacı karşısında limon bahçesi var. Bu şehir Limonçellası ile meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pizza sonrasında Pompeii’ye doğru yola düştük.

Sorrento-Pompeii arası 30 km kadar sürüyor. Burada bir yerel rehber aldık ve yüzyıllar boyunca küller altında kalmış olan Pompeii açık hava müzesini gezmeye başladık.

Önce bu kent ve tarihin en korkunç olaylarından bir tanesi olan 79 yılındaki Vezüv Yanardağı patlaması hakkında bazı tarihi bilgiler verelim;

Vezüv Yanardağı 79 yılında patladığı zaman Doğu tarafında kalan 4 şehre ağır zararlar vermiştir. Özellikle Pompeii ve Herculaneum adlı şehirler yeryüzünden silindiler ve 15 metreyi bulan lav ve kül tabakası altına kaldılar. O anda insanlar ne yapıyorlarsa o halde kaldılar. Vezüv yanardağındaki püskürme tam iki gün sürdü. 24 Ağustosta sabah erken saatlerde başlayan patlamalarla volkanın üstü bir şemsiye gibi kara bulutlarla kaplandı. Sonrasında ise bu bulut kül ve ufak volkanik taş olarak şehre düşmeye başladı. İnsanlar korksalarda, çok azının şehri terk ettiğini biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Şair Romalı Pliny’nin o gün   Pompeii’deki trajedi ile ilgili olarak ayrıntıları ile yazdığı notlardan biliyoruz. Aslında bu büyük patlamanın öncesinde bölgede çok sayıda yaşanan depremler bir uyarıydı. O dönemde bu uyarıların önemini vurgulayan da olmamıştı. Hoş! Vurgulayan olsa da pek dikkate alınmazdı herhalde. Bölge de zaten her zaman küçük sarsıntılara rastlanıyordu. Yani küçük depremleri pek önemsemezlerdi. Bölgenin verimli toprakları sayesinde yeşillikler, ağaçlıklar içinde bir cennet düşünün. Vezüv Dağının eteklerinden başlayan yerleşim yerleri yukarılara kadar uzanıyordu. Zenginlerin villaları pek ünlüydü ve bölge bir tatil yeri, Pompeii ise bir zevk şehriydi. Bir iki sarsıntı için bölge terk edilir miydi?

Şehire gökten saatlerce kül ve küçük taşlar yağdı. Patlamaların şiddeti gece yarısı arttı. Yoğun bir şekilde öldürücü gaz solundu. Sonunda  sıcaklığı 200 C’leri geçen öldürücü lavlar saatte 100 km hızı aşan bir şekilde şehire aktı. Bu iki gün sonunda Pompeii 6-7 metre, Herculaneum ise 18 mt derine gömülmüştü. Dönemin en güzel evlerini, eşyalarını ve sanat eserlerini bünyesinde barındıran Pompeii yerle bir olmuştu.

Yüzyıllarca yıl bu kentlerin varlığı da unutulmuştu. Batık kent diğer bölgeye bir su kanalı yapmak üzere gelen mimar Bomenico Fontana tarafından keşfedildi. İlk kazılar 1709’da Herculaneum’da başladı. Uzun çalışmalar sonucunda, kentin yedi kapısı, güneydoğu- kuzeybatı yönündeki ana caddesi ve diğer önemli caddeleri, çok sayıda ev ve casalar (yüksek sınıf evleri), kent duvarları ortaya çıkarıldı.

Size iki adet konu ile ilgili belgesel linki veriyorum. İkisi de müthiş. Özellikle BBC’nin belgeseli sanki bir sinema filmi tadında..

 1860’da İtalyan bilim adamı Giuseppe Fiovelli taşlaşan küllerin arasında bir boşluğa tesadüf edince buraya açılan delikten sıvı alçı döktürerek içerideki boşluğun kalıbını çıkardı. 19 yy’ın ikinci yarısında Giuseppe Fiovelli’nin başkanlığında yapılan kazılarda ilk kez ilmi yöntemler uygulandı. Bununla beraber Pompei’de çalışan arkeologlar lavlar altında kalan insan ve hayvan vücutlarını ortaya çıkarmak için ilginç bir yöntem geliştirmişler. Buna göre; Sert bir cisimle, taşlamış lavla kaplı kabarık yerlere vuruyorlar. Altta boşluk olduğu zaman duyulan ses değişik olduğundan böyle bir yere rastlandığında küçük bir delik açıyorlar ve bu delikten içeriye sıvı alçı döküp donmasını bekliyorlar. Daha sonra üstteki taşlaşmış lav kaldırılıyor ve alçıyla biçimlenen vücut ortaya çıkmış oluyor. Böylece, Vezüv’ün lavlarından kurtulamayan soylular, köleler, çocuğuna sarılmış anneler, yaşlılar, gençler, köpekler ve atlar oldukları gibi meydana çıkmışlar. Yani aslında taşlamış kelimesi bildiğimiz anlamda taşlaşmayı kastetmiyor. Bu cesetlere verilen özel bir madde (silikon) sayesinde cesetler bozulmadan korunabiliyor.

Taşlaşmış insan vucutları, duvar resimleri, mozaikler, mobilyalar ve mutfak eşyaları Napoli’nin ünlü müzesinde şu anda sergileniyor. Biz Napoli’de bu müzeyi gezmeye zaman bulamadık ama Pompeii’yi daha iyi anlamak için bu müze mutlaka gezilmeliymiş.

Bu patlama Vezüv Yanardağının ilk sabıkası da değil. Yine 472 yılında Vezüv’de büyük bir patlama olmuş. Kraterden saçılan kül ve dumanların rüzgarların yardımı ile İstanbul’a kadar geldiği yazılıyor. Yanardağ bundan sonra sıra ile 1631’de (18.000 kişi öldü), 1794’de (5.700 kişi öldü), 1822, 1855, 1872, 1880, 1895, 1906, 1929 ve 1944 yıllarında patlayarak can ve mal kaybına sebep olmuş. 1906’da ki patlamada birçok kasaba ve köy lavlar ve küller altında kalıp harap olmuş.

IMG_2208

IMG_2195Dönelim gezimize; Burasını gezmek için değil birkaç saat aslında günler harcayabilirsiniz. Caddeler, evler, tapınaklar sanki hala kullanılabilecek haldeler. Bazı evler ve villalar üzerlerinde hala sahiplerinin isimlerini taşıyorlar. Pompeii gezi alanı arkeologlarca 9 bölgeye bölünmüş. Biz 1. bölgede tiyatro ve civarı ile geziye başladık. Tiyatro milattan önce 200-150 yılları arasında inşa edilmiş ve 5000 kişilik.

Daha sonra ise araba tekerlekleri ile aşınmış ama hala belirgin ve kullanılabilecek haldeki caddeler boyu yürüdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu caddelerde kanalizasyon mazgallarını, şiddetli yağan yağmurlardan ıslanmadan yürüyebilmek için yapılan yükseltileri görüp zamanın alt yapısının inceliğine hayran oluyorsunuz. Ama ben en çok da yol boyu yapılmış olan çeşmelere hayran kaldım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında bazı özel villa evlerle, Pompeii’nin genelevini (Lapunare) gezdik. Pompeii aslında zevk ve eğlencesi ile ünlenmiş bir şehirmiş. Hala ayakta olan bir tanesini gezmek çok ilginçti. İki katlı olan bu evin üst tarafı hali vakti iyi olanlar için hizmet vermiş ve girişi ayrı yerden. Alt kısım ise avam takımına hizmet etmiş. Burada duvarlarda çeşitli erotik resimler var. Bu resimler aslında bir fiyat listesi. Müşteri istediği alem biçimine göre fiyat ödüyormuş. Yatakların bazaları taştan. Bu evlerden bu şehirde çok sayıda bulunuyormuş. Sokaklarda bulunan penis kabartmaları müşterilere bu evlerin yönünü gösteriyormuş. Bunlar da hala taşlar üzerinde duruyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra forum alanı ve civarını gezdik. Burada Macellum adı verilen ve zamanın gıda pazarı olan bir yeri gezdik. Burada ayrıca iki adet kazılardan çıkarılan taşlaşmış insan da sergileniyor. Ayrıca civarda çeşitli tapınaklarda varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Burada bulunan villaların tümünü gezme şansımız yoktu. Biz Faun Evi’ni gezdik. Bu evin ismi avlusunda bulunan ve aslı Napoli müzesine taşınan Faun (yarı insan yarı keçi) adlı mitolojik bir tanrının heykelinden geliyor. Buradaki diğer önemli bir eserde İskender ile Pers Kralı Darius’un savaşını gösteren ve aslı Napoli Müzesinde bulunan mozaik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir diğer ev orta halli bir Romalı eviydi. Hüzünlü Şaiirin Evi diye bilinen bu evin özelliği köpek mozaiği. O zamanlar evlerin ön kısmı ticarethane oluyormuş.

IMG_2364İlk defa bir antik şehrin dükkanlarını işlevleri ile Pompeii’de gördüm. Gezdiğimiz bir yer yemek satılan bir dikkandı. Burada taşlaraIMG_2360 oyulmuş kaplar içine konan yemekler satılıyormuş.

Daha sonra yavaş adımlarla bu güzelim şehirden çıktık. Ne yalan söyleyeyim bu şehirde en az bir tam gün geçirebilirdim.

Bu gezi sonrasında Napoli Havaalanına gidip akşam uçağı ile Sicilya Adasındaki ilk gezi yerimiz olan Palermo’ya uçtuk. Palermo’da bizi almaya gelecek olan servis aracı 1 saat kadar gecikince gezimizin en kötü aksaklığını yaşadık.

Bu bölümü yazarken bile yoruldum ve 2 günümü aldı.

Ama ne güzel gezmişiz değil mi Sanal Gezginler?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

26.05.2015 Saat 23:45

IMG_2271

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Positano/Ravello/Amalfi/Salerno

IMG_1668

Sabah kahvaltıdan  sonra Positano’dan başlayıp Salerno’ya kadar sürecek olan olan Amalfi Kıyıları gezimize başladık. Yol, kağıt üzerinde 60 kilometre gözüküyor. Ama gelgelelim hep virajlı ve daracık yollardan gidiyorsunuz. Bazen sadece tek arabanın geçebileceği kadar dar yollarda beklemek gerekebiliyor. Bizim orada bulunduğumuz zaman dilimi bu yolculuk için uygundu ve yola da erken çıkınca yollar pek dert olmadı. Ama yazın bu yollar korkunç kalabalık oluyormuş. Ancak yollardaki manzaralar müthişti.

Positano’dan çıktıktan hemen sonra fotoğraf molası için otobüsü durdurduk. Positano’nun içinden pek bir şey anlaşılmıyor ama uzaktan bakınca burası çok güzel bir kasaba gözüküyor.

Google Haritalar - Google Chrome 14.05.2015 000948

Yol deniz boyu devam edecek ve önce Ravello’ya gideceğiz. Sonrasında Amalfi Kıyılarına adını veren Amalfi kasabasını göreceğiz. En son olarak Salerno’yu gezip Positano’ya dönüşü otobandan yapacağız. Tüm günün programı bu olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yol boyu dikkatimizi çekecek sıklıkta kaleler veya kuleler gördük. Kuleler birbirlerini görecek kadar yakın mesafelere kurulmuşlar. Bunlar, bir zamanlar bu kıyıların belalısı korsanların yaklaştığını iç kısımlara haber verme ve olabildiğince de savunma amaçlı yapılmışlar. Bir diğer gözlemimiz ise yol boyunca gördüğümüz limon bahçelerinin çokluğuydu. Buraları Avrupanın limon ihtiyacını karşılıyormuş. Fotoğraflamak için durduğumuz yerlerden birinde bir tezgahta gördüğümüz sfusatolardan (bir tür kalın kabuklu, tatlı ve iri limon) birine gözlük takılmıştı. Bir insan yüzü büyüklüğünde limon düşünebiliyor musunuz?

IMG_1691

Bir süre yol alınca önce Amalfi’ye vardık ama burada durmadan doğrudan Ravello’ya devam ettik. Gezinin ilk ziyaret yeri Amalfi’ye göre daha tepede kalan ve güzelliği ile 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Ravello oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello 5. yüzyılda Barbar istilasından korunmak için kurulan bir yerleşim alanı. Dokuzuncu yüzyılda ise ticarette önemli olan Amalfi’ye rakip olacak kadar gelişmiş. Bu gelişimin nedeni ise buraya gelen ve bu şehirde işlenip boyanan yün ticaretiymiş. Amalfi ileri gelenleri bu gelişimi ve öne geçmeyi hazmedemeyince ani bir baskınla Ravello’nun tüm ileri gelenlerini ortadan kaldırmış. Bundan sonrada Ravello’da bir daha hiç eski gücüne kavuşamamış.

IMG_1727

Otobüsten indikten sonra ilk olarak Villa Rufolo‘yu ziyaret ettik. Ravello’da önemli iki tane villa var; Villa Cimbrone ve Villa Rufolo. Biz Anıl’ın önerisi ile Villa Rufolo’yu gezmeyi tercih ettik. Buraya giriş 7 EUR. Burası bir zamanlar Ravello’nun en zenginlerinden Nicola Rufolo tarafından 1270 yılında inşa ettirilmiş. Muhteşem bir bahçesi var ve buradan çok güzel bir manzara seyredebiliyorsunuz. Günümüzde bu bahçede zaman zaman konserler düzenleniyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Villa sonrasında Ravello Katedral’ini gezdik. Burası 1087 yılında yapılmış ve içindeki mermer vaiz kürsüleri ile meşhur.

Daha sonra Ravello’nun dar sokaklarına dağıldık ve kısa bir yürüyüş yaptık. Burada bulunan çini atelyöleri de çok güzel ürünler satıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello gezisi sonrasında Amalfi’ye indik.Amalfi 839-1200 yılları arasında Amalfi Düklüğü olarak bilinen ülkenin başkenti ve önemli bir ticaret şehriymiş. 12.yy’da Amalfi yerlileri, Araplarla olan sıkı ilişkileri sonucu onlardan kağıt yapmayı öğrenmişler ve kasabada kağıt fabrikaları kurulmuş. Ürettikleri kağıtları Avrupa’ ya yollamışlar ve böylece koyun derisinden üretilen parşömenin yerini kağıt almış. Bizans tarafından yönetilen kasabanın 10. Yy’ da kendine ait parası bile varmış. Adı da “Tari” imiş. Burada yetiştirilen ve adı “Sfusato Amalfitano” olan iri limonlar, “limoncello” adındaki meşhur likörün yapımında da kullanılıyor.

1920-30’lu yıllarda ise İngiliz asilzadelerinin gözdesi olan bir tatil beldesi olarak ünlenmiş. Bugün dahi güzelliği ile önemli bir turistik belde. Bu arada Amalfi’nin de UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi içinde olduğunu söyleyelim.

IMG_1860

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Amalfi ana mIMG_1862eydanı, Piazza Duomo, her daim kalabalık. Meydanda şehrin koruyucu azizi Aziz Andrea (Andrew) heykeli var. Meydanda ilk dikkatinizi çeken yapı, yapımına 9. yüzyılda başlanan ve sonraları pek çok kez onarılan St. Andrea Katedrali. kente hakim durumda. Katedralin görkemli bronz kapıları 1065’te Konstantinopolis’te (İstanbul) yapılmış, çan kulesi ise 1180-1276 arasında tamamlanmış. Önce katedralin merdivenlerini adımlayarak katedralin içini gezdik. Katedralin içinde ilk olarak kıymetli din motifli eşyaların saklandığı bir bölüm gezildi. Daha sonra ise Katedrali gezdik. Tavan işlemeleri ve altarı çok güzeldi. Aziz Andrea, Hz İsa’nın haç şeklinde çarmıhı aksine çapraz bir çarmıha asılı olarak betimleniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra ise meydan boyu yürüyerek Amalfi sokaklarını gezdik. Bu küçük şehir insanda güzel bir his yaratıyor. Sevdik bu şehri. En son vakitleri meydanda bir şeyler içerek geçirdik ve Salerno’ya doğru yola çıktık.

IMG_1913

Salerno bir Roma kolonisi olarak MÖ 197’de kurulmuş. Şehri gezerken kapıldığım ilk izlenim Ravello veya Amalfi’den sonra burasının sevimsiz bir yer olduğuydu.

IMG_1922

IMG_1928Salerno’nun tarihsel önemi, Avrupa’nın ilk tıp okulunun merkezi olmasından geliyor. Ün kazandığı 11. ve 12. yüzyıllarda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’dan öğrencilerin akın ettiği okul, günümüzde de öğretimini sürdürüyor.II. Dünya Savaşı sırasında Müttefikler’in Güney İtalya’ya yaptıkları üç çıkarmanın en önemlisi 9 Eylül 1943’te Salerno koyunda gerçekleşti.

Kentin başlıca anıtı 1076-85 arasında Roberto Guiscardo tarafından yeniden inşa edilen San Matteo Katedrali. Efsaneye göre cesedi 10. yüzyılda Salerno’ya getirilen Aziz Matta’nın mezarı, katedralin altında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Salerno sonrasında otobana çıkarak Positano’ya akşam saatlerinde vardık. Bu güzel günün ardından, Positano’ya özel bir gece ile veda etmek istedik. Akşam yemeğini grupça yiyebileceğimiz bir restoran aradık. Bu arada sahile kadar yürüyerek şehrin tadını son kez çıkardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek için Ristorante Max adlı bir yeri gözümüze kestirdik. Bu restoranın içi sanki müze gibiydi. Yemekleri de müthişti doğrusu. Ancak fiyatı epey bir kazıktı.

Evet Sevgili Sanal Gezginler…

Bir bölüm daha tamam. Yarın Selanik’e gidiyoruz. 19 Mayıs’ta Atatürk’ün evi önünde harmandalı oynamaya niyetim var. Yani yazıya bir süre ara vereceğiz.. Kimbilir belki Selanik’ten yeni bir yazı konusu ile döneriz..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

15.05.2015 Saat 01:49

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Capri/Positano

IMG_1411-001

Capri Adası aktivitesi bol olan bir ada. Yazın deniz için kalabalıklaşan adanın aslında keşfedilmesi gereken çok yeri var. Kaldığımız otelin lobisinden aldığımız Capri Haritasında 4 tane rota işaretlenmiş ve gayet güzel bir şekilde güzergah tarif edilmiş. Bunlardan bir tanesi Anacapri ki biz buraya zaten bugün tur programı içinde gideceğiz. Bir diğer güzergah adada yazlık villaları bulunan Roma İmparatoru Tiberius’un en büyük ve en muhteşem villası olan Villa Jovis’e ve Tiberius Dağına giden rota. İmparator Tiberius burayı MÖ 1. yüzyılda yaptırmış. Üçüncüsü dün yapmaya çalıştığımız ama yolu kapalı olduğu için Krupp Merdivenlerini takip ederek Marina Piccola’ya (Küçük Liman) ulaşamadığımız rota. Sonucu olan ise bir doğa harikası olan Arco Naturale, Pizzolungo, Tragara’ya giden rota ki en uzun olanı bu. Bizim bugün yapacağımız Anacapri turu saat 10 civarı başlayacak. Bu nedenle biz erken kalkıp gidiş dönüş 1 saat kadar sürecek olan Arco Naturale‘ye kadar bir yürüyüş yapalım istedik.

IMG_1285

Sabah kahvaltı sonrası Umberto 1 meydanını ve dün gece yemek yediğimiz lokantanın önünden geçerek Arco Naturale’ye doğru yürüdük. Bu kısımlar adanın daha sakin olan kısımları. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrası hedefe vardık. Bence bu rotayı, en azından bu kısmını yapmalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yürüyüş sonrasında Anacapri’ye gitmek için grupla bir araya geldik. Buradan Anacapri’ye gidiş için ya minibüs ya da taksi kullanmanız gerekiyor. Biz bir grup arkadaş taksi ile çıktık. Taksi 20 EUR’ya gidiyor.

IMG_1313

“Ana” ön eki antik Yunanca’da “yukarı” anlamına geliyor. “Anacapri” (Yukarı Capri), Capri’den 150 metre daha yüksekte. Anacapri’de önce Villa San Michele’in önünden geçerek adayı yukarıdan gören bir seyir terasına gittik. Buradan baktığınızda  karşıda Ischia Adası, Vezüv Yanardağı, Capri Büyük Liman ve tabii ki Capri’nin muhteşem manzarası insanı büyülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1396-002

Grupla bu toplu kısa gezi sonrasında 2 saate yakın serbest zaman verildi. Biz bir grup arkadaşla teleferikle Anacapri’nin de tepesine, Monte Solaro (Solaro Dağı)’ya çıktık. Teleferik dediğimiz tek kişilik ve açık bir teleferik. Gidiş-dönüş 10 EUR vermeniz gerekiyor. Anacapri’den de 590 mt daha yükseğe çıkıyorsunuz. Yaklaşık 15 dakika sürüyor. Buraya çıkarken üstünüze sıcak tutacak bir şeyler alsanız iyi olur. Teleferikle çıkarken ve tepe serin olabiliyor. Tepeye çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Buradan adanın iki tarafının manzarası da muhteşem. Tepede bir de kafeterya var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teleferikle Anacapri’ye tekrar döndük. Bir sonraki hedefimiz Villa San Michele’i gezmek. Bu villa İsveçli doktor ve yazar  Axel Munthe’ye aitmiş ve sonradan müzeye çevrilmiş. Bahçesi çok güzel. Hem ev ve hem de bahçe çok sayıda antikaya ev sahipliği yapıyor. Bahçenin uç kısmında antik Mısır’dan küçük bir sfenks de var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri’de,belki de yaşantım boyunca yediğim ve yiyebileceğim en kötü pizzayı öğle yemeğinde yedikten sonra Positano’ya gitmek için feribota bineceğimiz limana geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri NA - Google Haritalar - Google Chrome 12.05.2015 232728

Capri Adası’ndan gece konaklayacağımız Positano’ya feribotla geçiş 40 dakika sürüyor. Bu yolculukta kaçırmamanız gereken Galli Adaları. Sirenusas olarak da bilinen bu küçük adacıklarda, güzel sesleri ile denizcileri etkileyen ve kayalıklara çarpıp kaza yapmalarına neden olan Siren adı verilen, gövdesi kuş başı insan olan yaratıklar yaşarmışlar. Mitolojik kahramanların bir tanesi lir, bir tanesi flüt çalar ve sonuncusu da şarkı söylermiş. Hikaye bu tabii ki. Bir dönem bu adaların sahibi Rus balet Nurayev imiş.

IMG_1573

Bu güzel yolculuk sonrasında Positano kıyılarına ayak bastık. Positano 1950’lere kadar küçücük bir balıkçı köyü iken John Steinbeck tarafından yazılan bir yazı ile meşhur olmuş. Çok sayıda turist alan bir yere dönüşmüş. Burası evlerinin tepelere doğru yerleşimi ile karakterize olduğundan vertikal şehir de deniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano gezimize Santa Maria Assunta Kilisesi ile başladık. Kubbesi Majolika denen İtalyan çinisi ile kaplı bu kilisenin içinde siyah Madonna ikonu var. Bizans döneminden kalma bu ikonu görmek şansımız olmadı. Kilisenin içine girdiğimiz halde ikonun ön tarafı örtülmüştü, göremedik. Bu ikonun bir de hikayesi var. Bu hikayeye göre Bizans’tan bu ikonu çalan korsanlar Akdeniz’de seyahat ederlerken, Positano açıklarında korkunç bir fırtınaya yakalanırlar. Ölümü bekleyen korsanlar gökten bir ses duyarlar; “Posa, Posa ! (Bırak, bırak!). Onlarda ikonu denize bırakırlar ve ikon Positano sahiline sürüklenir. Fırtına aniden durur. Bu da başka bir hikaye işte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada dolaşırken ilk dikkatimi çeken, Capri Adası’nda olduğu gibi her yerin limon ağaçları ile dolu olmasıydı. Hele bir de  Sfusato denen bir limon çeşidi var ki  kocaman görünümde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano içinde kısa bir yürüyüş sonrası otelimize gittik. Positano’da kaldığımız otelin ismi Hotel Royal Domina Viale Pasitea. Burası tepede bir hotel. Merkeze inmeniz için minibüse binmeniz ya da 400 merdiveni inmeniz gerekiyor.

Akşam yemeği için şehre inmeye üşendik ve otel yakınında bir yer aradık. Saraceno d’oro adlı bir restoranda yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarna muhteşemdi.

Bu gecelik bu kadar..

Yarın Amalfi Kıyıları gezimize devam…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.05.2015 Saat 00:50

Baharın Tadı Bir Başkadır Yurdumda…Ağva/Sarıkavak Köyü Şakayık Festivali

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu hafta sonu bir grup arkadaşla birlikte Ağva’ya gittik. Yaklaşık 2 hafta kadar önce İtalya’ya hem bahar ve hem de tarih içeren bir gezi yaptıysak da oralarda baharı pek yaşadığımızı sanmıyorum. Klasik olarak her sene bu aylarda yaptığımız İsparta ve Göller Bölgesi bahar gezimiz için iznimiz kalmadığından biz de hafta sonu için yakınlara kaçalım dedik. Ne iyi yapmışız! Korkunç bir enerji ile döndük evimize.

IMG_3645

Ağva’da Tartaruga Motel (http://tartarugamotel.com/) artık “bizim ev” diye düşündüğümüz mekan oldu. Sevgili Levent Fahri Güneş ve eşi bize orasını ev olarak kabul ettirdiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

9 Mayıs Cumartesi günü 10 arkadaş ve bir de küçük gezgin Gökhan ile Şile’de, Saklıgöl’de buluştuk. Amacımız burada kahvaltı ve sonrasında göl çevresinde kısa bir yürüyüş yapmak. Asıl hedef ise Ağva. Saklıgöl’deki tesisin kalabalıklığı ve fiyatların da bu yıl biraz daha katmerlenmesi, bana bir daha burada kahvaltı yapmama kararı aldırdı. Ama Göl çevresindeki yürüyüş vazgeçilemeyecek kadar güzel oluyor. Bu nedenle kahvaltı için başka bir mekan bulun ya da kalabalık ve gürültü kirliliğini göze alarak burayı kullanın. Her nerede kahvaltı yaparsanız yapın ama yürüyüşü burada yapmayı ihmal etmeyin. Saklıgöl’de parkurun uzunluğu 17 km’yi bulabiliyor ama biz gölün çevresini içine alacak şekilde yaklaşık 2 km kadarlık yürüyüş yaptık. Yol boyu sarılı, kırmızılı, beyazlı, morlu çiçekler insanı mest ediyor. Ağaçların yeşil rengi ise huzur kaynağı oluyor. Bol bol fotoğraf karesi aldım tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu aktivite sonrası Şile’den çıkıp sahil yolunu takip ederek Ağva’da Tartaruga Motele vardık. Bizi karşılayan motel sahipleri sevgili Levent ve eşi Günay ile kucaklaşıp motelin dere kenarındaki masalarında biralarımızı yudumladık. Levent’in tesis te tavşandan, ördeğe kadar var olan hayvan çeşitliliğine kuzuda eklenmiş. Bir de afacan köpek yavrusu Robin’le yeni tanıştık. Bu yeni köpeğin cinsini sorduğumda Levent’den gelen yanıta bayıldım; “Kendileri safkan sokak köpeği oluyor doktorum”.

IMG_3687

Bira ve çay faslından sonra Göksu deresinde tekne turuna çıktık ve derenin denize kavuştuğu yere kadar gittik. Dere boyu güneşin son sıcaklığından faydalanmaya çalışan kaplumbağaları fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Dere gezisi sonrasında motelin önünden geçen stabilize yolda kısa bir yürüyüş yaptık. Yolda bir tarla içinde gördüğüm orkideleri fotoğraflamaya doyamadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günay’ın leziz meze ve yemekleri, Levent’in sazı ve şarkıları bize nefis bir akşam geçirtti. Rakınında verdiği cesaretle şarkılara katıldık, sirtaki ve zeybek oynadık.

Tüm gece susmadıklarını tahmin ettiğim kuş sesleri arasında uyanıp kahvaltımızı ettik. Kahvaltı sonrasında Levent bana “Sarıkavak Köyünde şakayık festivali varmış, gitmek ister misiniz” diye sordu. Şakayık çiceğini doğada sadece bir defa Sazlıbosna taraflarında görmüştüm. O da tek bir çalı şeklindeydi. Gördüğüm zaman hayran  kaldığım bu çiçeğin festivalini izlemek bizim için kaçırılamayacak bir fırsattı.

IMG_3758

Festivali izlemek üzere Ağva’dan yola çıkıp İstanbul yönüne, Teke Köyünü doğru yola düştük. Teke Köyünü geçip Sarıkavak adlı köye vardık. Köy alanının 3 yanına U şeklinde sandalyaler dizilmiş, bizim gibi misafirler ve köy halkı oturuyor. Karşıya konmuş masada ise , biraz sonra sonuçlanacak “en iyi börek” yarışmasının jürisi var. En arkada ise börek, tatlı, köy ekmeği, yumurta gibi çeşitli ürünleri satan köylülerin tezgahları var. Köy gibi köy alanı ve panayırına uymayan tek şey hopörlerden bangır bangır çalan pop şarkısı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bu alanda hiç oyalanmadan doğrudan şakayıklara yöneldik. Köy konağının solundaki yoldan ormanlık alana doğru giderken şakayıklar gözükmeye başladılar. Ormana içine girince de hayatımda görmediğim ve belki de göremeyeceğim kadar şakayıkla karşılaştık. Orman yakınında evi olan bir hanıma “Bu şakayıkları siz mi diktiniz?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt “Hayır. Onlar zaten vardılar. Biz koruyoruz.” yanıtını aldık. Ne güzel bir yanıttı bu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3907

Şakayıkların bittiği alandan yukarıya yürüdükçe kekik kokuları arasında papatyalar ve gözü yoran bir yeşillikle karşılaştık. Bu köyde 1 saati bulan bir gezimiz oldu. Sonra da yakında bulunan şelaleye gittik. Buna şelale demek pek uygun olmasa gerek. Belki şelalecik demek doğru olur. Ama buraya giden yol o kadar güzel ki şelale küçük olmuş ne gam!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağva gezimizi her zamanki gibi Yenice köyünde Tadım Boşnak Mantıcısında sonlandırdık.

IMG_3915

Evet Sanal Gezgin dostlarım. Bu yazı belki 1 hafta daha açmış halde kalacak olan şakayıkların varlığından sizleri haberdar etmek amacı ile yazılmıştır. Belki siz de Ağva’ya doğru bir gece de olsa kaçamağa gidip, Sarıkavak Köyünde şakayıkların güzelliğine şahitlik etmek, papatyalar arasında yatıp yuvarlanmak ve en büyük sanatçı doğanın renk verdiği kır çiçeklerini fotoğraflamak istersiniz..

Ne dersiniz? Baştan çıkartabildim mi sizleri?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.05.2015 Saat 00:33

IMG_3827