• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.801 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

MEKSİKA:OAXACA-MİTLA-TEHUANTEPEC GEZİLERİ

Gezi Tarihi: 19.10.2010 

IMG_7989.JPG

Artık alıştığımız ve tüm gezi boyunca da uygulayacağımız gibi o sabah da erkenden yollara düştük. Hedefimiz yarım saat kadar öte de olan Santa Maria del Tule’deki Tule Ağacı. Bu ağaç herhangi bir ağaç değil. Tam 2000 yaşında olduğu düşünülen bir ağaç. Ağacın boyu 58 metre ve gövde çapı ise 14 metreymiş. Bu ağaç, neredeyse, çevresinde yaşanan milattan sonraki tüm tarihe şahit olmuş olan bir ağaç! Acaba onu kim dikmiştir ve nasıl bu güne kadar gelebilmiştir?

adsız.JPG

Sabah 08:30 gibi Tule ağacının yanındaydık. Gerçekten çok heybetli bir servi (selvi) ağacıydı. Fotoğraf karesine ağacın tümünü sığdırmam için epey gerilere gitmem gerekti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün bir kilisenin bahçesinde kalmış olan bu anıtsal ağacın tek bir gövdeden değil de, birkaç gövdenin birbirlerine füzyonu sonunda ortaya çıktığı ileri sürülse de, 2005 yılında yapılan DNA testlerinde ağacın tek bir gövdesinin olduğu gösterilmiş. General Cortez’in, Aztekler tarafından kendisine tattırılan bir yenilgi sonrası bu ağacın gövdesinde ağladığı rivayet ediliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağacın fotoğraflarını çekerken bir küçük kız çocuğu yanımızda belirdi. Bu güzel çocuk elinde tuttuğu ayna ile güneşten gelen ışınları bir lazer pointer gibi ustalıkla kullanıp, ağacın gövdesinde ve dallarında gezdirerek, benzetmek için tam da bir çocuğun hayaline ihtiyaç olacak şekilde, hayvan ve insan şekillerine benzetmeler yapıyordu. Hiç bozmadık! O da uzun uzun anlattı ve bizden de iyi bir bahşişi kaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meksika da olsun, Guatemala’da olsun rastladığım bazı kuşların ya da ağaçların, çiçeklerin renkliliği beni mest etti doğrusu. Afrika lale ağacı olduğunu öğrendiğim bir ağaç, çok ilgimi çekti.

IMG_7912.JPG

Daha sonra bu küçük kasabanın alanında toplanarak otobüsü beklemeye başladık. Bu arada grup boş durmadı ve yeni yeni açılan bir dükkanda, dükkan sahibesi olan yaşlı bayan tarafından ikram edilen greyfurtu büyük bir iştahla yiyerek sabah keyfini de yaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meksikalılar çok cömert ve tatlı yüzlü insanlar. Ülkenin güney kısımlarına doğru indikçe fotoğraf çektirmeyi sevmediklerini belli eden aksilikleri dışında hep yardımsever ve güler yüzlüydüler. Rehberimiz Violetta, halkın fotoğraf çektirmekten hem fişlenme korkusundan (kim bilir bu insanlar neler yaşadılar da hala bu korkuları var) hem de fotoğraf ile özellikle çocuklarının ruhlarının alındığını düşündüklerinden hoşlanmadıklarını ileri sürdü. Bizde mümkün olduğunca izin almadan ya da en azından göstere göstere fotoğraf çekmemeye özen gösterdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Mitla Antik Kentine gittik. Oaxaca ile Mitla antik kenti arasında 50 km civarında bir yol mevcut. Önceleri Zapoteklerce kurulan ve dini bir merkez olan bu antik şehre girmeden önce ilk dikkatimizi çeken şey, kaktüslerle yapılan çitler oldu. Bu sırık kaktüsler kopartılıp, birkaç gün dışarıda bekletildikten sonra yeniden dikilince köklenirlermiş. Antik şehrin neredeyse dört yanı bu kaktüslerden yapılma çitlerlerle kaplıydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugünkü kalıntılar, İspanyollar gelmeden 200-300 sene önce burada yerleşik olan Misteklere ait. Mitla Antik Kentinin önemi, geometrik şekilde renkli mozaiklerle kaplı olan tek antik alan olması. Ayakta kalan en sağlam yapı, içinde altı adet sütunun bulunduğu bina ve geometrik şekillerdeki mozaiklerin bulunduğu Saray kısmı. Mitla Antik Kentinde kazıları yapan Leopoldo Batres bir arkeolog değil. Ancak 1901-1902 yılları arasında Mitla Antik Kenti kazılarını yapmış. Rehberimizin dediğine göre Batres kendisini ölümsüzleştirmek üzere adını duvarlara kazımış. Ne ilginçtir ki aynı amca bir arkadaki duvara “duvarlara yazı yazmayın” diye bir tabela asmış. Benim İspanyolcam yok, iki tabelayı da çektim. Adamın düşüncesine bak, bir de eylemine!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mitla antik kenti gezisi sonrasında Mitla’nın çarşısına daldık. Çok güzel el işleri, tahta oymalar grubun ilgisini çekti tabii ki. Hemen hemen gezdiğimiz her Meksika kenti gibi, burası da bizden nasiplendi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra öğle yemeği yiyeceğimiz bir lokantaya gittik. Burası çok özel bir yerdi. Çiçeklerle dolu güzel bir bahçe içinde, müzikleri ile bize eşlik eden sanatçılar varlığında yemeğimizi yedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mısır unundan yapılan bizim lavaş ekmeğimize benzer Tortilla, siyah fasulye, bizim muska böreklerini andıran peynirli Quesadilla, etli Taco ve ardından tatlılarımızı yedik. Yanında da buz gibi bir bira.. Değmeyin keyfimize!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu güzel yemek sonrasında 214 km sürecek olan Tehuantepec kentine doğru hareket etmek üzere otobüse bindik. Yarı uykulu, yarı açık gözlerle geceleme yapacağımız kente doğru yol aldık.

Tehuantepec Meksika’nın daralan kısmında yer alan bir şehir. Bu şehirden hatırladığım bol bol terlememdi. Meksika çoğunlukla 1500-2000 rakımlarda olan bir ülke, özellikle de geceleri serin oluyordu. Ama kıyılarda tropikal iklimin özelliklerini hissediyorsunuz. Buradaki otelde, kaldığımız en kötü oteldi.

Yarın güzel bir gün olacak; Sumidero Kanyonunda tekne ile gezinti yapacağız. Güzel bir doğal çevre beklentimle uykuya daldım.

Gezekalın ve Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi : 10.11.2010

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 21.10.2016 Saat 21:29

 (10.11.2010 tarihli not: Bu ülkenin yetiştirdiği ve herhalde yetiştirebileceği en güzel insan; Ruhun şad olsun. Her sene, bir öncekine seneye göre, senin ilkelerine daha çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Bu ülke insanlarının senin fikirlerini yeniden keşfedeceği günler elbet gelecektir)

(21.10.2016 tarihli not: 2010 yılındaki gezi yazım 10 Kasım’a denk gelmiş ve yukarıdaki notu düşmüşüm. Altı yıl sonra geldiğimiz nokta maalesef o günden de geri oldu. Umut yitirmek bana yakışmaz. Bu ülkenin yetiştirdiği en güzel ve kıymetli insan, Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerine ve gösterdiği bilimin ışığı olan yola dönecektir bu ülke insanları..)

img_7967

MEKSİKA GEZİSİ-MEXİCO CİTY/TEOTİHUACAN/PUEBLA GEZİLERİ

Gezi Tarihi: 17.10.2010

IMG_7314

Kahvaltı sonrası Ulusal Antropoloji Müzesine ve devamında Puebla’ya doğru hareketi beklerken, gruptan bir arkadaşın uyarısı ile otelin önündeki yaşlı satıcıya yöneldim. Her iki elinde büyük bir ustalıkla oynattığı kuklaları satmaya çalışan yaşlı bir satıcının elinde kalan son parçaları da biz aldık. Sabahın bu erken saatinde elindeki tüm kuklaları bitirmenin verdiği mutlulukla ve yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle gözden kayboldu. Otobüs 20 dakika sonra Müzeye doğru yola çıktığında bizim kuklacı amca, yeni sermayeleri olan kuklalar elinde, aynı gösteriyi sunarak otel önündeki yerini almıştı. Karşılıklı el sallaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ulusal Müzenin açılış saatine daha zaman vardı. Bu nedenle Chapultepec Parkı‘nda kısa bir yürüyüş yaparak zaman geçirdik. Burası 6.5 km²’lik bir alan üzerinde, asırlık ağaçları olan bir park. Kargalara hiç uymayan güzel sesi ile karga benzeri kuşların sesleri etrafta yankılanıyor. Park, yiyecek aramaya çıkmış ve etrafta korkusuzca dolaşan sincaplar, rengarenk adını bilemediğim kuşlar ve ağaçlarla dolu. İnsanlar gerek yürüyüşte, gerekse de bisiklet üstünde sabahın bu güzel anlarının keyfini çıkarıyorlar. Bir de yarışmaya şahit olduk ki her yaştan insan var. Kimisi ciddi ciddi bir atlet görünümünde, kimisi ise palyaço kıyafeti ile koşuyor. Bir ara benim hanımda gaza geldi, insanlarla birlikte koşmaya başladı. Bir de alanda bulunan bir çift kanat heykeli dikkatimizi çekti.

IMG_7642

Saat 09:00’da Ulusal Antropoloji Müzesi açıldı. Ulusal Antropoloji Müze gezisi programda bir önceki gündeydi. Ancak yeterli zamanı verebilmek için bugüne ertelenmişti. Çok doğru bir hareket olmakla birlikte, bu zaman bile bize yetmedi. Son zamanlarda gezdiğim en güzel müzelerden bir tanesini gezdim. Müthiş güzel bir müzecilik anlayışı ile sergileme yapılmış. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen müze kalabalıktı. Hem dünkü geziden ve hem de bugünkü müze gezisinden edindiğim izlenim; Meksika halkının müze gibi yerleri çok gezdiği oldu. Biraz da turizm mevsiminin açılmamasından dolayı olsa gerek yabancı turistten çok, yerli turist gördük.  Müze avlusunda, tam ortada, Meksika kültürlerinden örneklerin gösterildiği kabartma heykeller ile dev bir sütun mevcut.

Burası 1960’lı yıllardan beri var olan ve 26 sergi salonuna sahip çok güzel bir müze. Meksika’nın her tarafından toplanan eserler sergileniyor. Özellikle Maya ve Aztekler bölümü çok değerli eserlere sahip. Her bölümün başında dönemle ilgili bir bilgi mevcut ve eserlerin başında da İspanyolca ve İngilizce açıklamalar var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzenin açık alanlarında ise ilerdeki günlerde ziyaret edeceğimiz arkeolojik alanların çok küçük birer örnekleri de sergilenmiş. Şüphesiz ki müzenin en değerli eseri Azteklere ait takvimin gösterildiği dev Güneş Taşı’ydı.

IMG_7312

Bu taş aslında üstünde insan kurban edilen 3.6 mt çapında ve 26 ton ağırlığında olan bir taş. Taşın ortasında, bıçak tarzındaki dili dışarıya çıkmış ve iki yana uzanan ellerinde birer kalp tutan Güneş Tanrı Tonatiuh gözüküyor. Bu kabartma, en büyük tanrının hayatiyetini devam ettirmesi için devamlı olarak insan kurban edilmesine olan ihtiyacı anlatıyormuş. Taşın çevresindeki 20 adet küçük dikdörtgen güneş takvimindeki ayların günlerini, 18 adet dikdörtgen ise güneş yılındaki ayları temsil ediyor.  Yani bir yıl 360 günden oluşuyor. Ama bir de uğursuz saydıkları yıl sonundaki artık 5 gün var. Yani sizin anlayacağınız bir yılın 365 gün olduğu bu insanlarca biliniyormuş. Ayrıca bu taş üzerinde daha önceden geçirilmiş ve bitmiş olan 4 dünya döngüsünü (çağ) gösteren jaguar, ateş, yağmur, su figürleri mevcut. Onlara göre 5. Dünya çağı yaşanıyordu. Bu adak taşı, 1885’de Katedralden  buraya getirilmiş.

IMG_7292Bu Güneş taşı önünde bulunan bir diğer önemli sunak taşı da Kral Tizoc’un yendiği düşmanların kafataslarını taşıyorken gösterildiği Tizoc Taşıdır. Tabii ki bu da bir adak taşı. Müzenin içinde yeşim taşından yapılmış maskların her biri birbirinden güzel. Bir de büyük Kral Pakal’ın (daha sonradan bu Kralın Piramidini gezdik) birebir kopyasını gösteren mezar kapağı ve kafatasının bulunduğu bölüm çok etkileyici.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_7287Mayalar ve Aztekler’in oynadıkları Pelotte adlı bir oyuna ait kauçuk bir topun ve bu oyunda topu içinden geçirdikleri ama duvarda yanlamasına duran deliklerin sergilendiği bir bölüm var. Bu oyun ayakla veya elle topa değmenin yasak olduğu bir oyunmuş. Topa vuruşlar ve duvarda yanlamasına asılı olan delikten topu geçirmeler sayesinde (bu vuruşlar genellikle kalçalarla veya baldırla yapılıyormuş) sayı kazanılıyor. Hemen her Maya ve Aztek antik şehrinde bu top sahaları mevcutmuş. Bu arada bu oyun zevkine değil, inanışları nedeni ile ibadet olarak yapılıyormuş. Bazen kazanan olmak üzere, çoğunlukla kaybeden takımın kaptanının kellesi uçurulurmuş. Tanrılara adak niyetine! Burada bulunan videoda bu oyunun oynanması ve kuralları anlatılıyor. Bu oyunu oynamak yürek ister değil mi ?

Müzede Olmek ve Toltek uygarlığına ait bölümleri çok hızlı gezmek zorunda kaldık. Çünkü müzenin bir üst katında, eski Orta Amerika uygarlıklarının gündelik yaşamlarını, giysilerini, müzik aletlerini ve oyunlarını gösteren etnografya müzesi de var. Onu da mutlaka gezeceğiz diye çok hızlı gezdik. Aslında buraya bir gün lazımmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müzenin güzel bir hediyelik eşya satan dükkanı da var. Onu da ziyaret etmek lazım tabii ki.

Müzeden çıkışta, sabahleyin orada olmayan seyyar satıcıların ve yerel kıyafetleri ile gösteri yapan insanların varlığı ile, alanın iyice hareketlendiğini gördük. Bir de hayli yüksek olan bir direkten baş aşağıya doğru döne döne inen ve bu arada da tanrılara flüt ve davul çalarak müzik yapan 4 kişinin yer aldığı bir gösteriyi seyrettik. Bu da o zamanlar bir ayin olarak yapılırmış.

IMG_7418

Artık Mexico City’i terk etmenin zamanı geldi, yeni hedefimiz 50 km batıda olan Teotihuacan. Aztek inanışına göre Tanrıların doğduğu şehir olan Teotihuacan’a varınca ilk işimiz öğle yemeği yemek oldu. Meksika yemekleri ile ilgili olarak hepimizin beklentileri yüksekti ama tüm gezi boyunca biraz hayal kırıklığı yaşadık. Hemen her öğün ana yemek tavuk olunca biraz isyanları oynadık. Buradaki yemeğimiz sonrası bir de törensel dans gösterisi izledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra merakla beklediğim Teotihuacan Antik Şehrine girdik. Öğle sonrasında güneşin en yüksekte olduğu bir zamanda burada olmak ve piramitlerin tepelerine tırmanmak biraz yorucu olmakla birlikte, bu antik şehrin gezimizin ilk sit alanı olması nedeni ile heyecanlıyım. Bu şehir o kadar önemli ki Dünya Kültür Mirası listesi içinde yer alıyor.

IMG_7568

Teotihuacan’ın kurucularının Aztek-öncesi ileri kültürlerden biri olduğu düşünülüyor. Kente “Teotihuacan” ismini, kenti terkedilmiş haliyle bulan Aztekler vermişler, Nahuatl dilinde “İnsanların ilahlar haline geldikleri yer” anlamına geliyormuş. Kentin ilk kurucularının kimler olduğu bilinmemekle birlikte, sonradan burada Zapotekler ve Mistekler gibi Maya topluluklarının da yaşamış olduğu düşünülüyor. Kimi efsanelerde insan soyunu imal eden, kimi efsanelerde ise insan kılığına girerek insanlara uygarlığı öğretmiş ve göklere dönmüş bir ilah olan Tüylü Yılan (Quetzalcoatl) tasvirlerinin ilk örneklerine bu kentte rastlanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teotihuacan sit alanı 30 km²’lik bir alanı kapsamaktaymış ve Teotihuacan’da arkeolojik kazılar 1905’de başlamış, 1910’da Meksika’nın bağımsızlığının yüzüncü yılını kutlamak üzere kentteki piramitlerden en büyüğü olan Güneş Piramidi restore edilmiş.

IMG_4343

Yaklaşık 2.500 yıl önce 150-200.000 kişilik bir nüfusu barındırdığı sanılan kentin ana caddesinin adı, Aztekler’in verdiği adla, “Ölüler Yolu”. Ölüler Yolu, Güneş Piramidi, Ay Piramidi ve Quetzalcoatl (Tüylü yılan) Tapınağı ve ikinci derecede öneme sahip tapınak ve saraylar ile çevrelenen 1,5 km. uzunluğundaki yol. Bu yol boyunca 23 kadar saray ve tapınak bulunmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güneş Piramidi (Cholula), Amerika’nın ikinci büyük piramidi olup, 65 m. yüksekliğiyle dünyada bilinen piramitler içinde üçüncü yüksek piramit olarak kabul ediliyor.

Teotihuacan gizemli bir antik şehir. Örneğin kentte yaşayanlar, henüz anlaşılamamış bir nedenle kenti aniden terk etmişler. Teotihuacan kentindeki yapıların konumları, Gize’deki piramitler gibi, Orion Takım Yıldızının yerdeki yansıması şeklinde. Yine tapınaklar Queatzalcoatl Tapınağı’ndan hareketle, gezegenlerin yerdeki yansıması olacak biçimde düzenlenmişler.

IMG_7549

Antik şehri, isterseniz Güneş Piramidinin arkasından dolanarak yürüyebiliyorsunuz, isterseniz de arka arkaya bağlanmış vagonları çeken traktör benzeri bir araçla gezebiliyorsunuz. Biz yemek sonrası yürüdük ve önce Güneş Piramidini gezdik. Tüm merdivenleri ofla puflaya çıkıp, tepeye kadar ulaştık. Tepeye yakın bir yerde merdivenlerde bir daralma oluyor. Kaza olmasın diye dar bir alanda merdivenleri gidiş geliş yapmışlar ve ancak tek sıra çıkabiliyorsunuz. Burada biraz bekleme oluyor. Tepeden ise tüm şehir ayaklarınızın altında, ondan sonra da seyreyle gözüm dünyayı…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uzakta sağ tarafta,  Ölüler Yolunun sonunda daha kısa olan ve tepesine kadar çıkılmasına izin olmayan Ay Piramidi, solda ise Ulusal Antropoloji Müzesinde birebir maketini gördüğümüz Quetzalcoatl Tapınağı var. Burada da yerli halk turist olarak çoğunlukta, her hareketimizi izleyen satıcılar ise peşimizde.

IMG_7580

Güneş piramidi sonrası, Ay Piramidi ve civar gezilerini tamamlayıp bu güzel antik şehirden ayrıldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bundan sonra hedefimiz 151 km ötedeki Puebla kenti olacak. Ancak yol üzerinde Tekila yapımını öğrenip, tadacağız ve volkanik kökenli bir taş olan obsidyen taşı atölyesini gezeceğiz.

Tekila bir kaktüs türü olan “Agave” bitkisinin öz suyundan elde edilen bir damıtık içki. İki kez, klasik ibriklerde damıtılıyor.

IMG_7595

Tekila, Jalisco eyaletine bağlı bir Meksika kasabası olan Tequila‘dan geliyor. Aztekler 2000 yıl önce agave bitkisinin özsuyundan ürettikleri içkiye “Octilli Poliqhui” adını vermiş ve kutsal kabul ettikleri bu içkiyi Büyük Maya Tanrısı Olmeca‘ya adamışlar (Günümüzde Olmeca isimli tekila da var). Agave Tequiliana bitkisinin damıtılmasıyla gerçek tekila yapılıyor. Tekila içerken yanınızda mutlaka tuz ve limon bulundurun bu ikisi tekilanın tadına tat veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekila almayı Meksika havaalanına bıraktım. Ama hata ettim. Çünkü İspanya aktarmalı gelince valize içkiyi atamıyorsunuz: Madrid havaalanında da tekrar arama olunca, İspanyol Polis amca “ Oh ne güzel bana Tekila mı getirdin” deyip içkiye el koyuyor. Bu nedenle ya içkiyi Meksika içinde alıp valize atın ya da aktarmalı gelecekseniz almayın.

IMG_7596

Bu arada bu Agave Kaktüsü de her derde deva bir bitki galiba; Yapraklarından elde ettikleri zarımsı kısmı papirüs gibi kağıt yapımında kullanırlarken, kaktüsün uç kısmındaki iğnesini ve devamındaki liflerini yara veya giysilerini dikmede kullanmışlar. Bu tesiste bize tanıtım yapan Meksikalı bayanın tekila içimi gösterisi ise harikaydı doğrusu.

IMG_7610

Obsidyen taşlarlarla yaptıkları işler ise gerçekten çok güzeldi ama doğrusu paraya kıyamamak bir yana, gezinin başında yükü artırmak istemedim. Ama bunları almak konusunda kolaylıkla baştan çıkabilirsiniz. Bu arada Meksika’da pazarlık yapmak hem sokakta ve hem de dükkanda gerekli, unutmayın.

Otobüs hareketlendikten kısa bir sür sonra tekrar durdu. Burada da bir başka Meksika içkisi denedik. Bu Meksika içkisinin adı Mezcal. Mavi Agave kaktüsü dışındaki Agave kaktüslerinden yapılan içkiye Mezcal deniyor. Ben bu içkiyi daha çok tuttum ve ondan aldım. Bu içkinin içinde bazen kurtçuklar yüzüyor (bu kurtçuğa Gusano deniyor), kendine güvenen kurtçuğu da ağzına atıyor galiba. İsteyene ekstradan kurtçukta paketliyorlar. Fikir iğrenç gelse de Agave kaktüsünden doğal olarak içkiyi ortaya çıkartan da bu kurtçuk. Aztekler ve/veya öncesi insanlar bu kurtçuğun, kaktüsün köklerinden parazitlenip özsuyunu değiştirdiğini keşfederek, bu özsuyu içki olarak kullanmışlar.

Puebla şehri, Popocatepetl Yanardağı eteklerinde kurulmuş olan koloniyal bir şehir. Puebla’ya ancak karanlık basarken varabildik. Burası, İspanyolların ticaret yollarını güvene almak için 1531 yılında kurdukları şehirlerden bir tanesi. Küçük bir şehir gibi gözüküyor ama bir milyona yakın nüfusu varmış. Buradaki meydanın ismi Zocalo Meydanı. 2600’e yakın İspanyol döneminden kalma tarihi eseri ile aslında UNESCO’nun dünya kültür mirası listesi içinde olan bir şehir. Ama program o kadar yoğun ki her şeyden bir tadım bal alıyoruz. Capilla del Rosario Dominikan kilisesi 1571-1611 e tarihlenen Barok tarzı mimarisi olan bir kilise. Çok güzel tavan süslemeleri mevcut. Daha önceden yazmış olduğum gülen ve dili dışarıda yüzü bu kilise de görmüştüm, Mexico City de Katedral de değil. Düzeltmiş olayım, affedin.

Bu günlük gezinin sonunda otele gidip yemek ve uyuma işini hallettik. Bu gezinin temposu üçüncü günden belli oldu; Koş babam koş.. Ne yapalım ki bir ülkeyi böyle gezmenin de bir zevki var.

Gezekalın ve Aydınlık kalın…

İlk yazım tarihi : 08.11.2010 Saat 02:33

Düzeltilmiş son yazım tarihi 20.10.2016 Saat 12:03

Dr Ümit Kuru

MEKSİKA GEZİSİ-Giriş ve Mexico City

gezekalın adlı kullanıcının avatarıGEZEKALIN

IMG_6910

Sevgili Sanal Gezginler,

15-31 Ekim 2010 tarihleri arasında Meksika-Guatemala gezisi yapmış ve çok güzel anılarla dönmüştük. O zamanlar Koptur firması ile yaptığımız bu geziyi, o dönemde yazılarımı yazdığım, www.gezekalinblogcu.com adresinde yayınlamıştım. Tüm gezi yazılarımı, kendime ait olan bu web sayfası  altında toplama isteğim nedeni ile bu gezi yazısını gözden geçirilmiş hali ile yeniden yazmak ve sizlerle paylaşmayı arzu etmiş ve bu ilk yazıyı da yollamıştım. Ama sonrası gelmedi. Meksika gibi güzel bir ülkeyi bu sayfalarımda sizlerle paylaşmamak olmaz. Bu nedenle eskileri güncelleştirmeye devam ediyoruz.

Neyse!  Lafı uzatmadan, masası başında gezmek isteyen sanal Gezginler:

Haydi bakalım, Vamos a Mexico (Meksika’ya)

Map_of_Mexico

Gezi Tarihi 16.10.2010

MEKSİKA GEZİSİ-MEXİCO CİTY

Kaynak: http://www.world-guides.com/north-america/mexico/Kaynak: http://www.world-guides.com/north-america/mexico/

Meksika ve Guatemala bizim “Görmeden bu dünyadan gitmek olmaz” diyeceğimiz ülkeler arasındaydı. Bağımsızlıkları için yıllarca savaşmayı göze alacak kadar cesur ancak doğru zamanda, doğru yerde bulunan kızıl saçlı, parıl parıl parlayan çelik zırhları içinde, at sırtında bir İspanyol’a teslim olacak kadar da kaderci…

View original post 2.079 kelime daha

Mauritius

Gezi Tarihi 18-20 Eylül 2016

P9190786.JPG

Yoğun ve yorucu Madagaskar gezimiz sonrasında, esas olarak dinleme amaçlı, Mauritius  gezimiz oldu. Aslında buna gezi demesek daha doğru olur. Tesiste yedik, içtik ve ekstra olarak  bendeniz bol bol su altı hayatını fotoğrafladı. Bu tür bir gezi pek benim stilim değil ama Madagaskar gezisi yorgunluğunun üstüne de ilaç gibi geldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mauritius, Afrika kıtasına bağlı bir ada ülke konumunda. Başkenti Port Louis ve toplam yüzölçümü 2040 km². Nüfusu 1300000 civarında ve halkının %70’ini Hintliler oluşturuyor.

Buraya THY’nın doğrudan uçuşu var. Ancak Madagaskar’dan Mauritius’a THY uçmuyor. Yani gidişte Mauritius’a indikten sonra Madagaskar’a giden THY uçağı, Madagaskar’dan Mauritius’a boş uçuyor ve buradan yolcu alıp Türkiye’ye dönüyor.

Madagaskar Havayollarının gece uçağı ile Madagaskar’dan Mauritius’a uçtuk ve gece 02’ye yaklaşırken de adanın kuzeyinde Grand Baie körfezinde Le Mauricia Hotel’e yerleştik.

IMG_1837.JPG

Aslında bu yazıda uzun uzun gezmediğim yerleri anlatma niyetim yok. Adanın her bir köşesinin  cennet olduğuna eminim. Burada mevsiminde yapılacak bir çok aktivite olduğunu adada iken öğrendim. Ancak bizim gibi sezonun daha yeni yeni açıldığı bir mevsimde giderseniz bu aktiviteleri sunanların sayısı çok az oluyor. Çoğunlukla da deniz ve hava şartları size gezi imkanı vermeyebiliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben yine de gezekalin.com sayfalarında bir tat olsun ve deniz altındaki canlılığı, güzelliği sizlerle paylaşayım amacı ile bu yazıyı hazırladım.

Kaldığımız otel her şey dahil sistemi ile çalışıyor. Yani kolunuza bandı takıyorlar. Ye, iç, yararlan sistemi işliyor burada. Otel ortamı ve çevre çok güzel. Bunu sabah kalkıp, keşif gezisi yapınca anladık. İsterseniz otel önünden denize girebiliyorsunuz. Ancak bu tür adalarda genelde olduğu gibi deniz sığ. Git git, su belinize geliyor. Yemekler çok güzel ve çeşit bol.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim size esas bahsedeceğim konu, otelin sunduğu şnorkelle dalış aktivitesi. Günde 3 kez olmak üzere, toplam 1 saatlik bir aktivite olarak, şnorkelle dalışa gidebiliyorsunuz. Gidiş geliş toplam yarım saat ve kalan yarım saatlik kısımda ise size verilen paletler ve deniz gözlüklerini kullanarak dalış yapabiliyorsunuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben olayın güzelliğini keşfedince kaldığımız 3 gün boyunca 2 kez dalışa gittim. Suyun altı çok hareketli ve varlığına inanamayacağınız balık çeşitleri ile dolu. Zamanla bu aktiviteyi sağlayan tekne turu takımının başındaki bay Lang ve dalış yerine götüren gençlerle samimi olduk. Merakımı ve dar zamanımı anladıkları için, bizi her defasında farklı bir yere götürdüler.  Tabii ki benim memnuniyetim daha da arttı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kadar yakın bir resifte bu kadar çok hareketlilik ve çeşit varsa daha uzakta olan ve niyetlensem de kısa süre de gidemediğim Coin de Mire, İle d’Ambre ya da İlot Gabriel gibi daha uzak yerlerin deniz altının güzelliğini düşünemiyorum bile.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sevgili Sanal Gezgin dostlarım, Mauritius’un tadı benim damağımda kaldı. Bir ara punduna getirip daha uzun ve programlı şekilde gezmek lazım bu cennet adayı. Ne kadar da birikti tekrar tekrar yapmak istediğim geziler!

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

17.10.2016 Saat 00:24

IMG_1742.JPG

 

Sekizinci Kıta Madagaskar: Başkent Antananarivo-Son Gün

Gezi Tarihi 17.09.2016

IMG_1335-001.JPG

Sabah otelde kahvaltı sonrasında, otel terasından aşağımızda uzanan Antananarivo manzarasına baktığımda ne de güzel ve hareketli gözüküyordu şehir! Umudum bu son günde, gelişlerde ve gidişlerde pek de içimin ısınmadığı bu şehirden güzel anılarla ayrılabilmek. Bu son günümüzü Başkent Antananarivo’ya, ya da daha çok anılan ismi ile Tana’ya ayırdık. Burada öğle sonrasına kadar hep beraber gezip, daha sonra bir kısmımız memlekete, bir kısmımız ise Mauritus’a gidecek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

img_1297

Şehir 1610-1625 yılları arasında Merine Kralı Andrianjaka tarafından kurulmuş.  Şehrin, daha doğrusu Madagaskar’ın, zirvesine bir kraliyet konutu inşa eden Kral Andrianjaka, daha sonra burayı Merine Krallığı’nın kraliyet sarayı haline getirmiş. Sözlü anlatılara göre, 1675-1710 yılları arasında krallığı yöneten Kral Andriamasinavalona, krallığı korumak için 1000 muhafız görevlendirmiş ve krallığın ismini de Antananarivo (Bin Asker Krallığı) olarak değiştirmiştir. 

Madagaskar’ın başkenti Antananarivo’yu eski bataklık bölgesi olan şehir merkezi, saraylar (Rova-Eski Kraliçe Sarayı, eski Rainilaiarivony  (Andafiavaratra) Eski Başbakanlık Sarayı, Eski Adalet Sarayı), Katedral eski soylu ailelerin evlerinin bulunduğu şehir dışı bölgesi (“La Haute ville”) ve bunlar arasında bulunan ara bölge olmak üzere 3 bölüme ayırabiliriz.

Biz gezimize  şehir dışı (Upper Town) bölgeden başladık. İlk durağımız ise Rova (Kraliçe’nin Sarayı veya Manjakamiadana) oldu. Büyük kraliyet kompleksinin bir parçası olan Kraliçe Sarayı, 17. yüzyılda Kraliçe Ranavalona için yapılmış. Burası 1995 yılında bir yangında yanmış ve sadece duvarları ayakta kalmış. Saray şehrin 200 mt yükseğinde, Analamanga (“mavi Orman” anlamında) Tepesinde kurulmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Başlangıçta ahşap olan yapı 1869’da Kraliçe 2. Ranavalona’nın isteği ile betonarmeye çevrilmiş. Heybetli bir kapıdan içeriye girince tam karşınıza bu sarayın dış duvarları çıkıyor. Yanmış olan sarayda bazı tadilat işleri olsa da, bunlar uzadıkça uzamış ve hala da bitirilememiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Girişten sonra sol tarafa doğru giderseniz kral ve kraliçelere ait mezar odaları görüyorsunuz. Monarşinin sonuna kadar hükümdarların mezarları hep Rova’da olmuş. Bu sarayın terasından şehir manzarası müthiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rova  kompleksi içinde sadece Kraliçenin Sarayı yok. Bundan başka daha eski ve basit olandan, bitirilememiş olanlarına kadar birkaç tane daha saray var. Bunlardan bir tanesi yeniden düzenlenmiş. Biz de onun içini gezdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saray kompleksi içinde geziye, kraliyet Kilisesini gezerek devam ettik. Kilise içinde tahta işleri son derece güzel bir işçilikle yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saray Kompleksi içinden son fotoğraflarımızı alıp şehir gezimize devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rova’nın Kuzey ve güneyi derin yarlarla çevrili. Doğu batı doğrultusu ise tarihi yerlerle dolu. Rova’dan  aşağıda gözüken manzara, soyluların geleneksel mimaride, koloniyal tarzda iyi korunmuş eski evleriyle, katedraller, dar, kıvrımlı kaldırım taşı döşeli sokaklar ve geleneksel Malagaz evleri ile dolu.

IMG_1342.JPG

Ben otobüsle şehir gezimize devam etmeden önce, bir koşu, adalet sarayı ve eski başkanlık sarayını da gündüz gözü ile fotoğraflamak için ayrıldım. Ambatondrafandrana (Eski Adalet Sarayı) 16 neoklasik sütunun bulunduğu bir saray. “Rafandran’nın taşları” anlamına gelen  Ambatondrafandrana, Antananarivo’nun ilk üç kralının şerefine verilen bir isim. Bina 1881’de yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravelojaona Sokağı’nda, Andafiavaratra veya Başbakanın Sarayı bulunuyor. Sırası ile gelen üç kraliçe ile evlenen Rainilaiarivony’nin Sarayı 1872’de inşa edilmiş. Bu saray çeşitli dönemlerde askeri karargah, mahkeme, Güzel Sanatlar Akademisi, Başkanlık Sarayı ve en son da Başbakan’ın Sarayı olarak hizmet etmiş. Bu saray içinde Kraliçenin Sarayı’ndan yangında kurtarılan eşyalar varmış. Dış görüntüsünde saraydan pek eser yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rova ve çevresinin gezisi sonrasında araçlara binip şehir turu atmaya başladık. Ama bir baktım hep araç içindeyiz. Hiç dışarı çıkıp fotoğraf çekemiyoruz. Halbuki Madagaskar’a gitmeden önce Antananarivo’yu iyi çalışmış ve gezi noktaları belirlemiş, Anosy Gölü çevresinde yürüyüş planlamıştım. 

Anosy Gölü’nü de araçla geçince isyan bayrağını çektik. Aracın durması için uygun bir yer bulunca araç durdu ve göl kenarına yürüdük. Bir anda nereden çıktığını anlamadığımız, çok sayıda çocuk etrafımızı sardı. Üstelik, Madagaskar’ın Doğu ve Batı Kırsal’ında gördüklerimiz gibi “yok” deyince de gitmiyorlar. Etrafta sidiğin zamanla bıraktığı amonyak kokusu hissediliyordu. Göl kıyısı ve gölün içi çöp doluydu. Bir yandan da, şehrin tam da göbeğinde bulunan gölde çamaşır yıkayan kadınları ve yıkayıp da sahilde toprağa serdikleri çamaşırları gördük.  

IMG_1355.JPG

Bir anda Madagaskar’a gitmeden önce o fotoğraflarda gözüken, mor renkli çiçek açmış ağaçlarla çevrili göl hayalim uçtu gitti. Hemen araca döndük ve bir daha da aracı durdurmaya çalışmadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Belli ki başkentin o yazılarda, fotoğraflarda var olan imajının silinmesini istemiyor ve mümkün oldukça halkla temas ettirmek istemiyorlardı. Kırsalın mazereti olabilirdi ama başkentin en bilinen ve tam ortasındaki sefaletin mazereti olamazdı. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Biz gene işin teorik kısmını verelim. Anosy Gölü, Analamanga Tepesinin eteklerinde, eskiden var olan bataklıktan kalma bir göl. Bir zamanlar burada göl ortasında Kral Ranavalona I için bir yazlık saray varmış. Daha sonra , bu yazlık sarayın yerine 1. Dünya Savaşında ölen Malagaz askerler için “Siyah Melek”denen anıt dikilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Analakely (Küçük Orman), başkent Antananarivo tam göbeği oluyor. Tren İstasyonu (Gare de Soarano”, Fouchard tarafından 1908-1910 yılları arasında dizayn edilmiş) binasından, Özgürlük Meydanı boyunca eski markete kadar yayılıyor. Analakely-Zoma bir çok gezgine göre dünyanın en büyük açık hava marketi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buraları araçla geçtikten sonra alışveriş yapıp, grubun bütünün Madagaskar gezisinin sonlanacağı El Sanatları Pazarı‘na (Marché Artisanale de La Digue) gidildi. Bu pazarda sepetler, dericilik, tahta işi oymalar, tekstil ve baharat bulabiliyorsunuz.  Madagaskar hediyelik eşyalarından almanız için doğru adres. Antamamarivo içinde başka marketlerde var ama burada daha rahat edeceğiniz kesin. Ben burada çok severek bir tahta oyma heykel aldım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğle yemeğini Le Combava adlı restoranda yedik. Güzel bir yerdi ve yemeklerde güzeldi.

İstanbula döneceklerle vedalaşıp, onları yolladıktan sonra Maritus’a gidecek arkadaşlarla birlikte Tsimbazaza Hayvanat ve Botanik Bahçesini gezmeye gittik.  Bu büyük ve tepelik park başkentin güney batısında olup bir hayvanat bahçesi, arboretum, paleontoloji müzesi ve etnoloji müzesi içeriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu parka bence mutlaka gitmelisiniz. Burası aslında şehir ortasında bir cennet. Maalesef bakımsız ve ihmal edilmiş bu parka aslında sadece göremediğiniz bazı lemur türlerini görmeniz için bile gidilebilir. Tabii ki kafes arkasında lemur görmek üzücü.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bunun dışında parkın içinde bulunan ve Madagaskar’ın dört bir yanından, etnik ve kültürel farklılıklara göre mezar örnekleri de ilginç geldi bana. Bunun dışında kafes arkasında bazı hayvanlar sergileniyor ama dev kaplumbağalar en ilginç olanlarıydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Parkın ortasında bir gölet var. Burada bulunan ağaçlara onlarca kuş yuva yapmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tsimbazaza Hayvanat ve Botanik Bahçesi gezisinden sonra Antananarivo’da Tren Garında bulunan Café de la Gare adlı kafede oturduk ve Mauritus için uçuş saatimizi bekledik. Sonunda da buradan alınıp uçak için havaalanına götürüldük. Bundan sonrası ise bir başka hikaye gerektirir.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Bir gezi yazısı daha bitti. Gezi yazıları bitince benim içimi bir hüzün kaplıyor. Bunun nedeni benim için yazı bitince gezinin de gerçekten bitmiş olması, o ülkenin dosyasının kapanması.  Sonrası sanal aleme emanet.

Bir gün rotanızı Madagaskar’a yani 8. Kıtaya yöneltin lütfen. Madagaskar, Madagaskarlıktan hızla çıkıyor, kaçırmayın derim..

Gezekalın, aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

08.10.2016 Saat :01:31

img_1573

 

KAYNAKLAR

http://www.ebrudurupinar.com/index.php?option=com_content&view=article&id=148:tanagun1&catid=39:madagaskar&Itemid=84
http://www.radikal.com.tr/radikalist/korsanlar-diyari-madagascara-gitmeniz-icin-10-sebep-1285584/   (Madagaskar genel)
http://www.gokyuzunet.com/atalarin-adasi-madagaskara-yolculuk/
http://www.gezivedoganotlari.com/tag/madagaskar/
http://www.yoldasin.com/afrika/dogu-afrika/madagaskar/
https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/16709/820250WP0P12800Box0379855B00PUBLIC0.pdf?sequence=1&isAllowed=y
http://www.yoldasin.com/insaniyla-dogasiyla-bir-mozaik-madagaskarin-baskenti-antananarivo/
http://www.travelmadagascar.org/CITIES/Antananarivo-what-to-see.html
http://madagascar-tourisme.com/index.php