• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.495 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Kısacık Bir Kaçamak: Thassos Adası

IMG_0579-001

3-4 Ekim 2015 tarihlerinde yoğun çalışma temposuna bir ara verip, Yunanistan’ın Thassos Adası’na kısacık bir gezi yaptık. Bu geziyi Yudosk (Yeni Ufuklar Doğa Sporları Kulübü Derneği) ile gerçekleştirdik. Bu dernek, bünyesindeki gönüllüler ordusu ile çok keyifli doğa yürüyüşleri ve geziler düzenliyor. Sayfalarını ziyaret etmenizi ve üye olup aktivitelerinden size uyanlarına katılmanızı tavsiye ederim (http://www.yudosk.org/). Bu kadar kısa süreli bir geziye, bu kadar çok aktiviteyi sığdırabileceğimize ve bir o kadar da zevk alabileceğimize inanılması güç olsa da her şeyi ile mükemmel bir gezi oldu.

thasos_map_goatsteakplaces1Thassos (Taşoz) Adası orman yeşilini ve deniz mavisini çok güzel bir şekilde harmanlamış bir ada.  Son zamanlarda gezgin Türklerin keşfettiği ve İstanbul’dan karayolu ile ulaşabileceğiniz en yakın adalardan bir tanesi. Öyle ki yoğun zamanlarda adanın hemen her yerinde yoğun şekilde Türk turisti olabiliyormuş. Doğrusu bu ya ne yerli ne de yabancı turistin neden olduğu bu yoğunluğu yaşamayı ben hiç istemezdim. Bu nedenle okulların açıldığı, hem iç ve hem de dış turistin azaldığı bir zamanda, yani Ekim ayı başlarında orada olmak iyi bir fikirdi ve bu satırları okuyan siz gezginlere de bunu tavsiye ederim. Ancak zamanlamanız iyi olmazsa da adanın hem deniz kenarı tesislerinden ve hem de gece eğlencesinden faydalanmak için açık mekan bulmak sorun olabilir. Bu nedenle turistin yeni çekildiği ama mekanların hala açık olduğu Ekim ayı başları bundan sonra da benim favori ziyaret zamanım olacaktır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERATekirdağ üzerinden İpsala sınır kapısına varmanız yaklaşık 3 saati buluyor. Bayramların veya yaz tatiline çıkanların yoğunluğu sınırlarda da olmayınca gümrük işlemleri için bir saati bulan bir zaman harcadık ve Yunanistan topraklarına girdik. Bu zamanı 35 kişilik bir tur otobüsü için düşününce sınır kapısındaki hızımızı anlayabilirsiniz. İpsala’dan çıktıktan sonra önce Alexandroupolis olarak bilinen Dedeağaç, arkasından Komotini (Gümülcine) ve Xhanti (İskeçe) sapaklarından geçiyorsunuz. Thasos’a bizi götürecek olan feribotun kalktığı Keramothi kasabasına vardığımızda saat 07:00’yi bulmuştu. İlk vapura binmek için limanda beklerken açık olan bir pastaneden Yunan simidi (Yunan simidi diyorum çünkü tadı güzel olmasına rağmen bizimkilerden farklı. Bizim odun ateşinde pişen simide asla değişmem. Yalnız börekleri çok güzel oluyor) ve kahvelerimizi yudumlamaya zamanımız da oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Feribotla yolculuk 45 dakika kadar sürüyor. Feribot, 380 km²’lik Thassos Adası’nın Kuzeyinde bulunan ve adanın merkezi olan Thassos/Limenas’a yanaştı ve bizim de bu adadaki yolculuğumuz başlamış oldu. Yönümüz adanın Güneyindeki konaklayacağımız Potos Köyü olacak.

IMG_0092

IMG_0090Adadaki ilk gezi durağımız Panagia Köyü oldu. Thassos merkeze yani Limenas’a 10 km uzaklıkta, adanın kuzey doğusunda yer alan Panagia Köyü dağ eteğinde kurulmuş. Köye sabahın erken saatlerinde gittiğimizden henüz ortalıkta kimsecikler yoktu. Köy meydanında sıra sıra restoranlar var. Her mekan önünde de mutlaka Türkçe menü. Köy meydanından kilise ve arkasındaki mezarlığa doğru yürüdüğünüzde dağlardan gelen kaynak sularının aktığı kanalları ve oluşturdukları küçük şelaleleri izleyebiliyorsunuz. Taş evlerin damları da kayrak denen özel bir taştan. Bu adanın mermeri, zeytinyağı, beyaz şarabı ve balı meşhur. Mermer bol olunca sokakların kaldırım taşlarını bile mermerden yapmışlar. Köy içinde eski bir zeytinyağı işleme tesisi var. Burası hem bir müze ve hem de halen çalışan bir tesis. Köy gezisi sonunda ancak açılan bu yerden zeytin yağı aldık. Bu köyde ilk dikkatimi çeken etrafta bol miktarda olan kedilerin varlığı oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0230-001

IMG_0206-001Bu köyden sonra Aliki Plajına doğru yola çıktık. Potamia ve Kinyra köylerini geçen yemyeşil bir yolu takip ederek, Thassos’un (Limenas) 32 km uzağında, adanın da kuzeyinde bir yarımadanın iki tarafında sahili olan Aliki Plajına vardık. Bu yarımadanın batısı tavernalarla dolu bir sahil iken doğu tarafında olan plaj daha sakin. Her iki taraf plajlarını ortak özelliği denizin pırıl pırıl ve tertemiz olması. Bu yarımada üzerinde bir de arkeolojik alan var. Biz önce bu alanı gezip güzel bir yürüyüş yaptık. Bu yarımadanın tamamını yürüyerek doğu plajından batı plajına yürüdük. Sonrasında Beatiful Alice adlı restorana konuşlandık.Burada hem yemek yendi (çok güzel ahtapot yapıyorlar) hem de birkaç saat süren deniz sefamız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aliki Plajında deniz o kadar berrak ki, deniz içindeki canlılığı izleme şansınız oluyor. Aşağıda su altı hayattan bazı kareler bulacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

IMG_0273-001Burada geçirdiğimiz saatler sonrasında Archangel Micheal Manastırını ziyarete gittik. Burası sadece manzarası için bile gidilmesi gereken bir ziyaret yeri. Manastır Limenas’ın 25 km Güneyinde bulunuyor ve tarihi 18. yüzyıla kadar gidiyor. Manastırın içindeki en önemli dini obje Kutsal Hz İsa’nın çarmığa gerildiği zamandan kalan kutsal çivi parçası. Manastır için kızlar manastırı denebilir. İçeriye giriş tam bir seremoni gerektiriyor. Kadınlar uzun entari ve omuzları örten şallar giymek zorundalar. Erkekler de şortla giremiyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Manastır gezisi sonrası gece konaklama yapacağımız Potos Köyüne doğru yola devam ettik. Bu süre boyunca yeşil hiç kaybolmadı. Potos küçük bir balıkçı köyü iken şimdilerde ada turizminin önemli bir yeri olmuş. Konaklama için seçilen otelin ismi Hotel Potos. Burada odalarımıza yerleşme sonrasında bir saat kadar dinlendik.

IMG_0329

Akşam yemeği  öncesinde kısa bir gezi için Theologos adlı diğer bir köye gittik. Gece yemek yiyeceğimiz mekan da bu köy içinde olan Taverna Augoustos. Uzun geçen yolculuk ve gezi gününü burada noktalayacağız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Theologos, Thassos Adası’nın bir diğer dağ köyü.  Eski bir yerleşim yeri olarak güzel binaları, doğası ve özellikle de meşhur oğlak kebabı ile ilgi çekiyor. Köyün yazılı geçmişi 1287 yılına kadar gidiyor. Bir dönemTheologos adanın başkenti olmuş. 1479-1538 yılları arasında Osmanlı yönetimine girmiş. Buradaki eski evler, çeşmeler daha çok eski Türk evleri tarzında. Gün batımına yakın Theologos sokaklarını arşınladık. Evlerin damları kayrak taşı (arduvaz) ile kaplanmış. Bu tür taş damlar evlere bir başka güzellik veriyor. Burası mutlaka gezilmesi gereken bir yer.

IMG_0324-001

Hava iyice kararınca köy içinde bir kafeye geçtik ve burada bir şeyler içip taverna için saatimizin gelmesini bekledik. Malum! Yunanlılarda taverna kültürü geç başlıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Taverna kapısında bizi kaptan kıyafetli bir adam karşıladı. Sonradan adının Stefan ve tavernanın da sahibi olduğunu öğrendiğimiz bu arkadaş gece boyu kıyafetten kıyafete girip bizlere sirtaki, zeybetiko gibi danslardan örnekler sunarak neredeyse tek kişilik bir gösteri yaptı. Tavernada bizim dışımızda Bulgar, Sırp ve tabii ki Yunan gruplar da vardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde yakın coğrafyanın ve ortak zevklerin insanları olarak hepimiz pistte buzukia eşliğinde dans ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tavernadan kalkan en son grup bizdik. Doğruca otele dönüp güzel bir uyku çektik.

IMG_0556

IMG_0552Ertesi günün tek aktivitesi Giola Lagünü ziyareti ve burada yüzmek oldu. Giola Lagünü fotoğraflardan tam bir cennet görünümünde. Thassos Adasına geziye çıkmadan önce, bu adaya kim gelmişse Giola Lagünü’nde hayal kırıklığı yaşayabileceğimiz yönünde uyarıldık. Yaklaşık 1 km kadar zorlu bir iniş sonrasında ancak ulaşılabilen bu doğal havuz çoğu zaman bulanık ve mekan da çok kalabalık olurmuş. Bu zorlu inişin bir de çıkışını yaşayanlar içinden “Giola Lagünü’ne gitmeseniz de olur” diyenler bile çıktı. Size benim tavsiyem burayı asla ihmal etmemenizdir. Zamanlamayı dikkate alarak (mümkün oldukça erken saatlerde ve haziran ya da Eylül-Ekim aylarında) asla hayal kırıklığına uğramayacağınız bir yer burası. Burada yol, tesis filan yok. Bu nedenle su, yiyecek gibi ihtiyaçlarınızı yanınızda götürmeli ve biraz zahmetli yolu göze alarak uygun ayakkabı ile gitmelisiniz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada hiç bitmesini istemediğimiz 2 saati geçirdikten sonra dönüş yoluna geçtik. Feribot için saat 15:00’de buluşmak üzere Thassos’un merkezi Limenari’da vakit geçirdik. Burası artık sezonun sonunun geldiğini işaret edercesine sakindi. Sahilinde son yürüyüşlerimizi, çarşısında da son alışverişlerimizi yapıp yemek için bir restorana konuşlandık. Ah! Şu Yunanlıların yavaşlığı olmasa pek güzel olacak…Servisin ağırlığı yüzenden bir kısım arkadaşlarımız yemek yiyemeden feribota bindiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Feribot zamanı geldiğinde de ülkeye dönüş için yola düşmüş olduk. Feribotun güvertesinden Thassos Adası’na gözden kaybolana kadar baktık. Martılar da bize eşlik ettiler..

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu adaya bir kaç kez daha geleceğimiz ve yeni yeni keşiflerde bulunacağımız kesin gözüküyor…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

18.10.2015 Saat 23:00

Halkların Ortak Dili; Dans ve Müzik

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Kısa bayram tatilinde Midilli Adasına, FasaFisa adlı Ege Dansları eğitimi veren dans okulu hoca ve öğrencileri ile bir gezi yaptım. Bu gezi programı benim gibi bir gezgin için uygun olan bir gezi programı olmasa da büyük bir merak içinde geziye gittim. Merakımın kaynağı, bir süredir ilgi duyduğum, kursuna devam etmeye çalıştığım Sirtaki, Zeybetiko, Hasapiko ve diğer Ege Halkları danslarının pratiğini yerinde görmek, yapmaya çalışmak ve bu kültürü gözlemlemekti. Kurs hocalarımız Nurşen Bayburan ve Bahattin Bayburan eşliğinde ve eskisi, yenisi yaklaşık 30 kişi kursiyerleri ile geziyi gerçekleştirdik. Müthiş bir deneyim oldu benim için. Bu yazıda sizlerle bu geziyi paylaşmak istedim.

zeybekefeEgenin iki kıyı halklarını birleştiren ortak özelliklerin en önemlilerinden bir tanesi herhalde müzik ve danstır. Duruşun, heybetin, ağırlığın ön plana çıktığı bizim bildiğimiz “zeybek” dansı, karşı kıyıda, Yunanistan’da duruşun çok da önemli olmadığı, eğlencenin ön planda olduğu hali ile “zeibekiko” adlı dansa ya da bizdeki “kasap” dansı karşı kıyıda “hasapiko” adlı dansa dönüşebiliyor.

Tüm dünya üzerinde olduğu gibi, Anadolu toprakları da çok sayıda trajediye sahne olmuştur. Bu trajedilerden bir tanesi de Yunan toprakları içinde kalan Türklerle, Anadolu topraklarında yüzyıllardır Türk ve diğer Anadolu halkları ile birlikte yaşamış olan Rum halkın mübadelesidir. Bu yazıyı hazırlarken okuduğum ciddi araştırmalardan çıkarttığım sonuç, trajediden bir tarafı suçlamanın doğru olmadığıdır  ve bu yazının konusu da mübadele değildir. Ancak sonuçta yaşadığı toprağını, evini ocağını bırakarak mübadeleye uğrayan insanların çektiği bir acı vardır. Bu sadece Rum için değil ama Türk mübadil içinde böyledir.

Kurtuluş Savaşı sonrasında, 30 Ocak 1923 yılında Yunanistan ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri arasında Lozan’da  imzalanan antlaşma ile Yunan topraklarında yaşayan Müslümanların (Batı Trakya’dakiler hariç) ve Türk topraklarında yaşayan Rumların (Bozcaada, Gökçeada ve İstanbul’daki Rumlar hariç) karşılıklı olarak yer değiştirmelerine karar verilmiştir. Kaynaklara göre bu mübadele sonucu Anadolu’dan yaklaşık 1.100.000 ile 1.300.000 arası kişi Yunanistan’a gitmiştir. Bu sayı Yunanistan nüfusunun yaklaşık %30-35 ‘ine tekabül etmekteydi. Türkiye’ye ise ağırlıklı olarak Selanik, Girit ve Yanya’dan 500.000-700.000 kişi göç etti ki bu sayı Türkiye nüfusunun %5-10 arası bir orana tekabül ediyordu.

Her iki tarafında insanları çoğunlukla kendi iradeleri dışında ve zorunlu olarak yeni yerlerine göç ettiklerinden hem kendileri büyük acılar ve sıkıntılar çekmişler ve hem de gittikleri ülkeye ekonomik sıkıntılar yaşatmışlar. Yeni yurtlarına gelen insanlar, göç ettikleri yerlerden beraberlerinde alıştıkları müzikleri ve danslarını da getirmişler. İşte Anadolu zeybeği, karşı kıyı topraklarındaki zeimbekiko ile karışıp ortaya yeni bir dans türü çıkmış; Zeybetiko. Yunan topraklarına, Egeden mübadele ile giden ve yoksul gettolarda yasayan Anadolu Rumlarının arasından çıkan , esrar tekkelerinde bir araya gelip esrar içip şarkı söyleyen, yoksulluklarını ve acılarını dile getiren insanların, Rembetlerin dansıdır, Zeybetiko. Yani eğlenen, bitirimlerin dansı. Biraz duruş, biraz eğlence yani bir sentez dansı. Rembetlerin yaptığı müziğe rembetiko denmiş. Rembetiko yapıldığı dönemde, ‘Biz rembetiko yapıyoruz’ gibi lanse edilmedi tabii ki. Yani daha sonraları araştırmacıların ve plak şirketlerinin koyduğu bir isim bu.

800px-Bouzouki_tetrachordoMidilli’de neredeyse sabah, öğle, akşam dans izledik, buzuki ustalarından müzik dinledik. “Buzukilerden çıkan müzik bir tanıdık geliyor insana, inanılır gibi değil!” diyeceğim ama bu cümle garip kaçacak. Bir zamanlar bu topraklara göç eden insanlar, o zamanlar Yunanistan nüfusunun 1/3’ü gibi korkunç bir oranda olunca müzik de, başka bir dilde olsa da, sözler de tanıdık geliyor insana. “Kadifeden kesesi”, “Üsküdar’a giderken” gibi ismini bildiğim şarkılar ilk aklıma gelenler oldu şu anda.

Midilli Adasında geçen sene kalmış ve adanın büyük bölümünü gezmiştim. Ancak adanın insanları ile bu kadar bir arada olamamış ve müzik ve danslarını görememiştim.  Hemen her gittiğimiz mekanı şenlendirdik ve yöre halkı ile beraber çok özel ve güzel anlar yaşadık diyebilirim. İlk gece Perama kasabasında Boluhanas Tavernasında, buzuki eşliğinde müzik dinledik, yedik, içtik ve sirtaki, zeybetiko danslarını kasaba halkı ile beraber yaptık. Tavernası yetmedi, sokaklara taştık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ama benim için gezinin en favori günü, 2. gün oldu. ikinci gün geç bir kahvaltı sonrasında Ghera körfezinde Tarti Plajına gittik. Burada hem denize girdik ve hem de öğlen tavernası deneyimi yaşadık. Bu plaj ve denizi harikaydı ama tavernada yaşadıklarımız bir başka güzelleştirdi orayı. Tavernada leziz mezeler eşliğinde uzolarımızı yudumlar ve zeybek, sirtaki oynarken büyük bir grup geldi. Oldukça yaşlılardan oluşan grup o güne bir başka renk kattı. Mübadele sonrası adada kurulmuş bir derneğin üyeleri olan bu yaşlı kadınlar o gün mekana yemek yemeğe gelmişler. Buzuki ve dans eden bizleri görünce piste atladılar. Yaşları ile orantısız bir şekilde saatlerce oynadılar. Daha doğrusu biz ve onlar karşılıklı oynadık. Onlar bizim dediklerimizi, biz onların dediklerini hiç anlamadan ama evrensel bir dilin, müzik ve dansın dili ile saatlerce konuştuk birbirimizle.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAynı günün akşamında ise Skopelos Köyüne gittik. Burada Andonis adlı bir yerde sokağa dizilmiş masalarda yemek yedik. Yine sokağın bir köşesine yerleşmiş  buzuki, org, bateri çalan 3 kişilik mahalli sanatçılardan kurulu mini bir orkestra eşliğinde danslar ettik, şarkılar söyledik. Burası minicik bir köy. Salaş ama %100 özgün  diyebileceğimiz bir ortamda muhteşem bir gece geçirdik. Sokaktan geçenler zaman zaman bize eşlik etti. Hele bir yaşlı teyze vardı ki onu burada anlatmasam olmaz. Yaşlı teyze defalarca gelip, bize ve orkestraya doğru kızgın ifadelerle bir şeyler söyledi durdu. Herhalde bu gürültüden rahatsız oldu bize saydırıp duruyor dedim. Bu iş defalarca devam edince dayanamayıp adadaki rehberimiz Efy Lordanoglou’ya yaşlı teyzemin ne dediğini sordum. O da bana teyzenin kızdığını ama bize değil, istek yaptığı oyun havasını bir türlü çalmayan buzuki çalgıcısına kızdığını anlattı. Gerçekten de istediği parçası çalınan teyzemin şekli şemali birden değişti. Her bir köşesi pist olan sokakta bir güzel oynadı. Bir de yandaki meyhanede içen ama bize karşı kayıtsız olmayan bıçkın bir delikanlının piste çıkıp zeybek oynaması çok güzeldi. Yakası neredeyse göbeğine kadar açık, boynunda kocaman bir haç, ilginç saç kesimi ile, yüzünde yaşına uymayan ve feleğin çemberinden geçmiş olduğunu gösterir derin çizgiler ve uzun sivri burun ayakkabısı ile kabadayı görünümlü bu delikanlı tam da zeybetiko havasına yakışır oyun tarzı gösterdi. Bu tipten başka türlüsünü beklemek de yanlış olurdu zaten. En aşağıdaki videoda bu gencin oynunu görebilirsiniz. Beğeneceğinize eminim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu köyde yaşadığımız bir başka ilginç olay ise köyün belediye başkanının da orada olması ve bizimle dans etmesiydi. Söylemeseler başkan olduğunu anlamazsınız. Öylesine sade, doğal ve sıradan bir insan.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Midilli Adasında yemesi, uzosu ve sirtakisi, zeybetikosu bol geçen gezimizin son günü ve gecesini adanın Petra Köyü ve Molivos şehrinde geçirdik. Gündüz şehri gezdik. Doğrusu bu ya Molivos ve Petra’ya ilk defa gelen grubun diğer arkadaşlarının, adanın bu bölümünü hakkıyla gezemediklerini düşünüyorum. Ancak bu gezi konsepti farklı. Bu gezide yemek, içmek, şarkı ve dans var. Onun için de ben dahil herkes mutlu.

Gece Petra’da sahilde bir restorana gittik. Her gittiğimiz yerde olduğu gibi köşede buzuki ve orgdan oluşan mini orkestra hazır. Buzuki çalan sanatçı aynı zamanda şarkıları da söylüyordu. Sesi dinlediklerimiz içinde en iyi olanıydı. İlk yarım saat içinde masamız meze bombardımanına uğradı. Uzoları içtikçe ve karınlarımız doydukça buzukiden çıkan ses ve şarkılar  grubu kıpırdatmaya başladı. Ondan sonra da grubu tutabilene aşk olsun. Sadece biz mi? Yoldan geçen ya da sabahtan haberi alan restorana doluşan yerel halk da başladı oynamaya. Yaşlısı genci saatlerce oynadık. Gecenin bir diğer sürprizi ise bu sefer aramızda bir başka yetkilinin, Midilli Adası Belediye Başkan Yardımcısının olmasıydı. Adının Taxiarhoula Pnaka olduğunu öğrendiğimiz hanımefendinin adanın en önemli yetkililerinden bir tanesi olduğunu iddia etmek bizim için mümkün değildi. Ne koruma, ne zabıta, ne de insanın gözünü alan ve devamlı dönen kırmızı mavi ışıldaklı makam arabası! Türkiye’de bizim haşmetlileri, ulaşılmazları, dokunulmazları düşündükçe insan kendini bir garip hissediyor. Bu güzel ve mütevazi insan arkadaşları ile birlikte bir masaya kurulmuş, tüm gece Türkiye’den gelen bizleri izlemiş ve sonunda o da aramıza katılıp kendi zeybetikosunu yapmıştı. Olması gereken yönetici şekli aslında bu olmalıydı tabii ki..

Gecenin sonunda  tüm restoranda bulunanlar Rumu, Türkü, yaşlısı genci, garsonu, restoran sahibi, belediye başkan yardımcısı hep beraber hatıra fotoğrafı çektirdik ve geceyi sonlandırdık.

10006292_10152490956444472_2958636298544953404_nBu gezinin yaşanması ve yazısının yazılması şu yaşadığımız günler nedeni ile bir yönden örnek oldu bana. Ülkemin Anadolu toprakları ve üzerinde yaşayan Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı, Arnavutu, sayıları çok az olarak kalmış Ermeni, Rumu ve Musevisi ile Anadolu halkları, şu sıralar kötü günler yaşamakta. Şu ya da bu nedenle de olsa insanlar canlarını kaybetmekte. Kötü ve yanlış siyaset, politakacılar ve emperyalizmin hiç doymak bilmeyen sömürgecilik arzuları Anadolu toprakları üzerinde yeniden işbaşındalar. Aslında hiç uzaklaşmadılar da! Gelecek günlere insan umutla bakamıyor ve aklı selim, humanizmanın tüm duygularına sahip insanlarda karamsarlık hakim. Bir zamanlar yaşanan olaylarla birbirlerinden ayrı düşmüş, gittikleri yerde kendi dinlerinden ya da dillerinden insanlarla bir araya geldiği halde acılar çekmiş toplumlar, bizim gezide olduğu gibi yeniden yanyana geldiğinde o kaybolmayan, yaşayan ve özlem duyulan ortak dille, şarkı ve dansla hasretle kucaklaşabiliyorlar. Özlem, aynı topraklarda eskiden olduğu gibi, kardeş kardeş yaşanan günlere oluyor. Umarım birgün Anadolunun doğusu ve batısının insanları, ayrı sınırlarda yaşamak zorunda kalmazlar. Umarım insanca yaşanan, hakça paylaşılan, modern ve laik yaşam biçimi ortak çözüm yolumuz olur. Midilli’de olduğu gibi, ortak şarkılar ve danslar ile yeniden bir araya geldiğimiz de eski günlere özlem duymak zorunda kalmayız.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

14.10.2014 Saat 10:59

Midilli Adasına 5-6 günlük örnek gezi rotası

Midilli Adasına gerçekleştirdiğimiz 6 gecelik gezinin rotasını örnek olarak veriyorum;

1.Gün: Ayvalık-Mytilini geçişi için feribota biniş (saat 09:00 kalkış-Jale Tur veya Turyol ile geçiliyor).

Yolculuk 1 saat 50 dakika kadar sürüyor. Varışınız saat 11:00 gibi olur. Gümrük işleri için yeşil pasaportunuz yoksa iş biraz uzun sürüyor. Araçınızla Midilli’ye geçmek isterseniz yeşil sigorta yaptırmanız gerekiyor. Bir de uluslararası ehliyet konusu var ama bu kısım Midilli’ye geçişte pek de önemli olmayabilir. Bizim tekne de kendi aracı ile geçenler ilk alışta 350 TL vermeniz gereken ve TURING den alınan ehliyeti almamışlardı ve sorunda yaşamadılar. Ama Yeşil sigortayı yaptırmanız şart. Biz kendi aracımızı Ayvalıkta iskelenin yanındaki belediyenin işlettiği otoparka bıraktık. Günlüğü 10 TL. Aracınızı götürmeseniz de sorun yok, oradan araç kiralamanızı öneririm. Koca adayı başka türlü gezmeniz zor. Midilli’de limandan çıkar çıkmaz bir sürü araç kiralama yeri var. Günlük ortalama 30-35 EUR/kira bedeli.

Biz Mytilini’de kalmadan Kalloni’ye gittik. Burası adanın ortası buradan civarı gezmek kolay. Burada size Imerti Resort Hotel’i öneririm. Biz burayı http://www.booking.com üzerinden bulduk, daha da ucuza geldi.

İlk gün için otele yerleşme, geç bir öğle yemeği ve Skala Kalloni sahilinde yüzme yeterli gelecektir. Akşama ise Mimis Restoran Taverna’da yemek tavsiye edilir. Menüde Kalloni sardalyesi, musakka, cacık, Yunan salatası, Saganaki ve varsa ilginiz Uzo masada olsun derim. Uzonun da çok markası var ama bir Barbayani’yi (mavi renkli olanı) beğendik.

https://gezekalin.com/2013/07/14/karsi-sahil-midilli/

2.Gün: Skala Kalloni-Skala Eressos-Sigri gezileri

Sabah erkenden alacağınız kahvaltı sonrası Skala Eressos’da deniz keyfi yapılabilir. Buranın gelişmiş bir sahili var. Hemen deniz kenarındaki kafe-restoran türü işletmelerden birine yerleşip hem günü geçirir ve hem de yemek yiyebilirsiniz. Börek ve karides burada deneyeceklerinizden olsun. Ahtapotu başka yerde yiyeceksiniz. Buranın denizi çok güzel. 

Arkasından Taşlaşmış Orman ve Doğa Tariihi Müzesi için Sigri’ye doğru yola çıkın derim. Yolun dar ve virajlı olduğunu söylemem lazım. Yol üzerinde bir ayırım sizi Taşlaşmış Orman Parkına yönlendiriyor. Bu yol 3 km kadar stabilize bir yol ama dünyanın en önemli parklarından birisi ve bu konudaki en büyük olanı. Daha sonra ise Sigri’ye  doğru yola devam edersiniz. Sigri’de Osmanlı döneminden kalma bir kale var. Burada denize girebilirsiniz. Daha sonra ise Skala Kalloni’ye dönüş.

Akşam Mimis Restorantta Kalloni Sardalyesini denemeyi unutmayın

https://gezekalin.com/2013/07/15/karsi-sahil-midilli-skala-eressos-sigri/

3.Gün:Vatera Plajı ve Polichnitos Gezileri

Bugün ise Kalloni Körfesini diğer tarafına, Vatera Plajına doğru gezi yapın derim. Kalloni’den çıktıktan hemen sonra sulak alanlarda filamingoları kaçırmayın. Vatera plajının hem denizi çok güzel ve hem de dönüşte Polichnitos Köyünün o güzelim daracık sokaklarında kaybolmanızı tavsiye ederim. Bu köyün taş evleri, taş ev örneklerinin en güzellerinden. Konaklama Skala Kallonide.

https://gezekalin.com/2013/07/16/karsi-sahilmidilli-vatera-plaji-polichnitos/

4-5. Günler:Petra Mithimna (Molivos) Eftalou Plajı, Skala Sykamineas  Gezileri

Size tavsiyem kalan günlerinizi adanın kuzey  sahillerinde geçirmeniz. Hem yoldan kazanır ve hem de civarda daha fazla vakit geçirebilirsiniz. Eftalou Plajı kenarında otelleri var. Orada kalıp hem denizden ve hem de otelin imkanlarından faydalanabilirsiniz.  Molivos’da sabah yürüyüş yapıp fotoğraflamak çok güzel olacaktır. Molivos Limanını kaçırmayın. Petra adanın en turistik bölgelerinden birisi. Burada Meryem Ana Kilisesini ziyaret edebilirsiniz.

Skala Sykamineas’a bir öğle ve öğle sonrasını mutlaka ayırın ve ahtapotu burada yemenizi tavsiye ederim. Kagia Plajında yüzmeyi ihmal etmiyorsunuz.

Gezekalın…

https://gezekalin.com/2013/07/17/karsi-sahil-midilli-petra-mithimna-molivos-eftalou-plaji/

https://gezekalin.com/2013/07/18/karsi-sahil-midilli-molivos-skala-sykamineas/

 

 

Karşı Sahil; Midilli


Karşı Sahil; Midilli (Molivos, Skala Sykamineas)

IMG_3092-001

Daha dün geceden niyetine girdim. Sabahın körü, yani tam da fotoğraf çekmelik zamanda arabaya atlayacağım ve Molivos’un ara sokaklarında kaybolup, güzelim taşevlerini fotoğraf karelerime hapsedeceğim.

Güneşin daha yeni doğduğu bir saatte, kiralık arabamıza binmiştim bile. Kısa mesafe yolu tamamlayıp, Molivos Kalesine bakan otoparka aracımı park ettim.

Önce Molivos ya da diğer adı ile Mithimna hakkında biraz bilgi verelim. Mithimna ismi, mitoljideki Kral Makara’nın 5 kızından birisi olan Mithymna adlı kızından geliyor.Milattan önce 1300’lere kadar giden bir tarihi vamış. Ortaçağlarda buranın adı Molivos’a değişiyor. Bir zamanlar bu bölgede epey Türk varmış.

Karşıma çıkan ilk yokuş başında, kendimi yokuş yukarıya vurdum. Arnavut kaldırımı taşlı, daracık sokaklarında hiç insan yok. Etrafta dolaşan kedilere ve bana emanet sokaklar. Klasik Rum taşevleri yanında, zaman zaman cumbalı evler de karşıma çıkıyor. IMG_3106-001

Bu arada sokaklarda yavaş yavaş insanları görmeye başladım. Çoğu yaşlılar. Bazı yerlerde sokakların üstü salkım söğütlerle örtülmüş, gökyüzü gözükmüyor. Bu arada karşıma bir fırın çıktı. Daldım içeriye. Maksat hem yiyecek nevale almak ve hem de izin verirse fotoğraf çekmek. Hem simidimi aldım ve hem de izin alınca fotoğraflarımı çektim. Bu arada bizim simitlerle, Yunan “Simiti” arasında çok fark var. Yani gözünü seveyim bizim sokakta satılan çıtır simidin. Yine de sabahın o saatinde ve adanın o güzel ve bana özel anlarında iyi gitti. Bir de çay olaydı!

Daha sonra tepenin zirvesini bulunca Cenevizlilerden kalma olan Molivos Kalesine ulaştım. Bir süre burada oturup hem soluklandım ve hem de ayaklarımın altında bulunan Molivos panoramasının  fotoğraflarını çektim. Bir süre sessizliğin sesini dinledim. Ne mutluluk! IMG_3107-002

Tekrar yola koyulup aşağıya doğru yürüdüm. Geniş bir daire çizip tekrar otoparka geldim ve arabayı alıp, bu sefer Molivos limanına kadar gittim.

Günün bu saatleri fotoğraf için en uygun saatler. Limanın fotoğraflarını çektim. Sonra da yeni açılmış bir kafeye oturdum. Pek umudum olmasa da bir kahve söyledim. Türk kahvesi demeyeceksiniz, illa Yunan kahvesi ısmarlanmalı. Ama orada da Kurukahveci Mehmet Efendi’yi ve Türk usulü hazırlanan kahveyi, Yunan kahvesine değişmem. Yunan kahvesi daha seyreltilmiş şekilde hazırlanıyor.

Sabahki bu  aktivitem 1,5-2 saat kadar sürdü. Sonra doğruca otele ve kahvaltıya gittim. Bizim ekip kalkmış ve kahvaltıda bir hayli yol almışlar. IMG_3114-002

Kahvaltı sonrası kendimizi otelin hemen önündeki Eftalou Plajına attık. Denizin dünkü denizle hiç ilgisi yok. Deniz son derece davetkar. Baştan çıkmaya hazır olan ben ve Naime denize ilk adımlarımızı biraz ürkek olarak attık. Dünkü denizin soğundan sonra, sabahın bu saatinde denizin daha da soğuk olacağı gibi bir ön yargımız var. Ama denizin soğukluğunun da dünkü ile uzaktan yakından alakası yoktu. Sabah sabah deniz, keyfimizi yerine getirdi.

Öğleye kadar denize girip, otelin havuzunun şezlonglarında yattık. Öğle zamanı bu sefer ekiple birlikte arabaya atladık ve Skala Sykamineas’e doğru yola çıktık. Burada öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Ben menümü daha oralara varmadan seçmiştim; Ahtapot yiyecektim. Bizim ekip yemek deyince tam kadro yollarda olabiliyor! IMG_3066

Skala Sykamineas aslında bizim otelden yani Eftalou Plajından çok yakın. Ancak bu kısa yolu bizim arbalarla hiç tavsiye etmediler. Sahilden gitmek yerine, Molivos’a gidip,  Skala Sykamineas’a 12 km sonra ulaşmak daha doğru olacaktı ve biz de bunu yaptık.

Çok dolambaçlı bir yol sonrası Skala Sykamineas vardık. Şirin mi şirin bir yer..Buranın en göze çarpan yeri Panagia Gorgona kilisesi; Yani Balıkçıların Bakiresi Kilisesi. Bu kilise bir kaya üstüne kurulmuş ve balıkçıların koruyucusu olarak kabul edilmiş.

Kilisenin karşısında bir restorana oturduk. Ben şarapta işlem görmüş ahtapot yedim. Tek kelime ile nefisti! Yanına da Yunan Salatası, muhteşem oldu. Tavsiye edilir.

Bu güzel yemek sonrasında aracımız bu sefer 500 metre ötedeki Kagia Plajında deniz girmeye gittik. Midilli’de girdiğimiz en güzel denizlerdendi. Hemen sahildeki bir kafe restoranta oturup, çay kahve içme ya da birşeyler yeme şansınız da var. Burayı kaçırmayın derim.

Sabahıyla akşamıyla müthiş bir gün daha yaşadık. Akşam Molivos’ta havası yerinde ama yemekleri bu ada için fazla batı mutfağı kokan bir yerde yemeğimizi yedik ve günü tamamladık. Aslında bunun bir de yarını vardı ama bu son günü ye iç yat türü bir gün olarak ayırdığımız ve yaptığımızdan pek de öyle anlatmaya değer bir gün değildi. Bu nedenle Midilli Adası gezimizin anılarını burada kesmek en iyisi olacak.

Evet sevgili dostlar, Sanal Gezginler.. Bir gezimizi daha sizlerle paylaştık, hem de 32 kısım tekmili birden..

Yeni gezilerde, sağlıkla..

Gezekalın

IMG_4077

19.07.2013 saat 01:31

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.