Karşı Sahil; Midilli


Karşı Sahil; Midilli (Molivos, Skala Sykamineas)

IMG_3092-001

Daha dün geceden niyetine girdim. Sabahın körü, yani tam da fotoğraf çekmelik zamanda arabaya atlayacağım ve Molivos’un ara sokaklarında kaybolup, güzelim taşevlerini fotoğraf karelerime hapsedeceğim.

Güneşin daha yeni doğduğu bir saatte, kiralık arabamıza binmiştim bile. Kısa mesafe yolu tamamlayıp, Molivos Kalesine bakan otoparka aracımı park ettim.

Önce Molivos ya da diğer adı ile Mithimna hakkında biraz bilgi verelim. Mithimna ismi, mitoljideki Kral Makara’nın 5 kızından birisi olan Mithymna adlı kızından geliyor.Milattan önce 1300’lere kadar giden bir tarihi vamış. Ortaçağlarda buranın adı Molivos’a değişiyor. Bir zamanlar bu bölgede epey Türk varmış.

Karşıma çıkan ilk yokuş başında, kendimi yokuş yukarıya vurdum. Arnavut kaldırımı taşlı, daracık sokaklarında hiç insan yok. Etrafta dolaşan kedilere ve bana emanet sokaklar. Klasik Rum taşevleri yanında, zaman zaman cumbalı evler de karşıma çıkıyor. IMG_3106-001

Bu arada sokaklarda yavaş yavaş insanları görmeye başladım. Çoğu yaşlılar. Bazı yerlerde sokakların üstü salkım söğütlerle örtülmüş, gökyüzü gözükmüyor. Bu arada karşıma bir fırın çıktı. Daldım içeriye. Maksat hem yiyecek nevale almak ve hem de izin verirse fotoğraf çekmek. Hem simidimi aldım ve hem de izin alınca fotoğraflarımı çektim. Bu arada bizim simitlerle, Yunan “Simiti” arasında çok fark var. Yani gözünü seveyim bizim sokakta satılan çıtır simidin. Yine de sabahın o saatinde ve adanın o güzel ve bana özel anlarında iyi gitti. Bir de çay olaydı!

Daha sonra tepenin zirvesini bulunca Cenevizlilerden kalma olan Molivos Kalesine ulaştım. Bir süre burada oturup hem soluklandım ve hem de ayaklarımın altında bulunan Molivos panoramasının  fotoğraflarını çektim. Bir süre sessizliğin sesini dinledim. Ne mutluluk! IMG_3107-002

Tekrar yola koyulup aşağıya doğru yürüdüm. Geniş bir daire çizip tekrar otoparka geldim ve arabayı alıp, bu sefer Molivos limanına kadar gittim.

Günün bu saatleri fotoğraf için en uygun saatler. Limanın fotoğraflarını çektim. Sonra da yeni açılmış bir kafeye oturdum. Pek umudum olmasa da bir kahve söyledim. Türk kahvesi demeyeceksiniz, illa Yunan kahvesi ısmarlanmalı. Ama orada da Kurukahveci Mehmet Efendi’yi ve Türk usulü hazırlanan kahveyi, Yunan kahvesine değişmem. Yunan kahvesi daha seyreltilmiş şekilde hazırlanıyor.

Sabahki bu  aktivitem 1,5-2 saat kadar sürdü. Sonra doğruca otele ve kahvaltıya gittim. Bizim ekip kalkmış ve kahvaltıda bir hayli yol almışlar. IMG_3114-002

Kahvaltı sonrası kendimizi otelin hemen önündeki Eftalou Plajına attık. Denizin dünkü denizle hiç ilgisi yok. Deniz son derece davetkar. Baştan çıkmaya hazır olan ben ve Naime denize ilk adımlarımızı biraz ürkek olarak attık. Dünkü denizin soğundan sonra, sabahın bu saatinde denizin daha da soğuk olacağı gibi bir ön yargımız var. Ama denizin soğukluğunun da dünkü ile uzaktan yakından alakası yoktu. Sabah sabah deniz, keyfimizi yerine getirdi.

Öğleye kadar denize girip, otelin havuzunun şezlonglarında yattık. Öğle zamanı bu sefer ekiple birlikte arabaya atladık ve Skala Sykamineas’e doğru yola çıktık. Burada öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Ben menümü daha oralara varmadan seçmiştim; Ahtapot yiyecektim. Bizim ekip yemek deyince tam kadro yollarda olabiliyor! IMG_3066

Skala Sykamineas aslında bizim otelden yani Eftalou Plajından çok yakın. Ancak bu kısa yolu bizim arbalarla hiç tavsiye etmediler. Sahilden gitmek yerine, Molivos’a gidip,  Skala Sykamineas’a 12 km sonra ulaşmak daha doğru olacaktı ve biz de bunu yaptık.

Çok dolambaçlı bir yol sonrası Skala Sykamineas vardık. Şirin mi şirin bir yer..Buranın en göze çarpan yeri Panagia Gorgona kilisesi; Yani Balıkçıların Bakiresi Kilisesi. Bu kilise bir kaya üstüne kurulmuş ve balıkçıların koruyucusu olarak kabul edilmiş.

Kilisenin karşısında bir restorana oturduk. Ben şarapta işlem görmüş ahtapot yedim. Tek kelime ile nefisti! Yanına da Yunan Salatası, muhteşem oldu. Tavsiye edilir.

Bu güzel yemek sonrasında aracımız bu sefer 500 metre ötedeki Kagia Plajında deniz girmeye gittik. Midilli’de girdiğimiz en güzel denizlerdendi. Hemen sahildeki bir kafe restoranta oturup, çay kahve içme ya da birşeyler yeme şansınız da var. Burayı kaçırmayın derim.

Sabahıyla akşamıyla müthiş bir gün daha yaşadık. Akşam Molivos’ta havası yerinde ama yemekleri bu ada için fazla batı mutfağı kokan bir yerde yemeğimizi yedik ve günü tamamladık. Aslında bunun bir de yarını vardı ama bu son günü ye iç yat türü bir gün olarak ayırdığımız ve yaptığımızdan pek de öyle anlatmaya değer bir gün değildi. Bu nedenle Midilli Adası gezimizin anılarını burada kesmek en iyisi olacak.

Evet sevgili dostlar, Sanal Gezginler.. Bir gezimizi daha sizlerle paylaştık, hem de 32 kısım tekmili birden..

Yeni gezilerde, sağlıkla..

Gezekalın

IMG_4077

19.07.2013 saat 01:31

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Karşı Sahil; Midilli

IMG_2610-001

Son 2 yıldır kısa süren deniz tatillerimizi Yunan Adalarında değerlendiriyoruz. Geçen sene Samos Adası ile başlayan Yunan Adaları gezilerimizi, bu sene Midilli Adası ile devam ettirdik. Hemen bir adım ötemizde bulunan Midilli Adası, biraz soğukça ama her zaman pırıl pırıl denizi yanında, daracık sokaklarında o güzelim taş evleri ile eskiyle yeniyi, dün ve bugünü size vaat ediyor. Midilli Adasında 6 gece geçirmiş olmak bu güzelim adayı gezmeye yetmedi diyebilirim.

lesvos map - Google Haritalar - Google Chrome 14.07.2013 190014-001Ada olarak kabul ettiğiniz ölçüye bağlı olarak 1200-6000 arasında değişen Yunan adalarından, sadece 227 (kimi kaynak 166 diye bahsediyor) tanesinde yaşam var. Ege Denizi’nin kuzeydoğusunda bulunan Midilli Adası, 1631 km2 alanı ve 115.000 civarında nüfusu ile  Yunanistan’a ait adalar arasında Girit ve Eğriboz Adalarından sonra 3. büyük ada olarak kabul ediliyor. Başkenti Mytilini (Mytilene)’dir.

Bu güzel adaya Ayvalık, Dikili veya Akçay’dan karşılıklı feribot seferleri ile geçiş oluyor. Biz de Ayvalık’tan geçiş yaptık. Buraya saat 09:00 kalkan feribota bindik. Jale Turdan biletlerimizi aldık ve bu şirkete ait 3-4 araba da alabilen bir tekne ile yaklaşık 2 saat süren bir yolculuk sonrasında  Mytilini’ye vardık. Bilet fiyatları gidiş-dönüş 30 EUR tutuyor. Kendi arabanızla gitmek isterseniz Yeşil sigorta (aracınız için uluslararası sigorta) yaptırmanız gerekiyor. Turumuza başlamadan önce, bize aynı zamanda “ehliyeti de uluslar arası ehliyet yapmak gerekiyor” dediler ama doğrusu bunun adada pek de aranmadığını gözledik. Turing’den alınan bu ehliyet için 349 TL vermeye kıyamadım ve şirketin “bu ehliyete gerek yok, sadece yeşil sigorta yaptırmanız yeter” uyarısını da ciddiye almayıp kendi arabamı Ayvalık’da bıraktım.  Gerçi hemen gümrükten çıkınca sizi araba kiralayan firmalar karşılıyor. Karşı cadde de birkaç firmanın ofisini görebiliyorsunuz. Burada araba kiralama günlük 30-35 EUR arasında değişiyor.

Saat 11:00 gibi adanın başkenti Mytilini’ye vardık. Eşim ve benim yeşil pasaportum ile kısa bir gümrük işlemi sonrası adaya giriş yaptık. Ancak kızkardeş ve ailesinin pasaportu yeşil olmayınca işlemleri de uzun sürdü. Adada kullanacağımız arabamızı da teslim aldık ve 6 gece konaklamalı Midilli Adası turumuza başladık.

Midilli Adasının Kalloni ve Gera olmak üzere 2 büyük körfezi var. Turun ilk 3 gününde Kalloni Körfezinde konaklamayı tercih ettik. Burası Adanın kuzey bölgelerini gezmek için doğru bir tercihti. Buradan hem denize girip ve hem de bir gün körfezin solundaki Eressos Plajı ve Sigri’ye ve bir diğer gün de Polichnitos ve Vatera Plajına gitme şansımız oldu.

Adanın en güzel yolu Mytillini-Kalloni arasındaki yoldu. Bu yol çift yol şeklinde ama diğer yollar hem dar ve hem de bol virajlı. Yaklaşık olarak 40 km sonra Kalloni kasabasına vardık. Bizim kalacağımız otel ise 3 km ötedeki Skala Kalloni denen bir yerde. “Skala”, Yunancada “iskele” demekmiş. Kalacağımız otelin ismi ise İmerti Resort Hotel (http://www.imerti.gr/). Burası çok iyi bir otel çıktı. Hem çalışanları (Hristo ve Stavros) çok candan ve güler yüzlüler ve hem de otelin konumu iyi , sabah kahvaltıları zengin ve odaları çok rahattı. Kesinlikle tavsiye ederim.
IMG_2475Otelimize yerleşip hemen sahile doğru yürüdük. Amacımız hem zengin Yunan mutfağına yeniden merhaba demek ve hem de denize girebilmek. Skala Kalloni’nin ana meydanını geçip, sahilde yanyana bulunan lokantalardan birisi olan Dionysus Restorana yerleştik. Ben fotoğraf makinemi alıp Kalloni’den ilk fotoğraflarımı çekmeye başladım. Bu sahil Midilli’nin en uzun sahillerinden. Yalnız ben bu türden denizleri pek sevmem; Hem kumluk ve hem de git git bir türlü derinleşmeyen türden bir sahil. Ancak şunu söylemeliyim ki Midilli’nin en sıcak denizi de buradaymış meğerse.
Skala Kalloni’nin Ana Meydanı çok şirindi. Meydanın bir köşesinde bir Ortodoks Kilisesi var. Onun da hemen önünde Pagotelli pastanesi var. Burada ki dondurmalar müthiş, mutlaka deneyin derim. Meydanın bir köşesinde ise taverna tarzı lokantalar bulunuyor. Buradaki lokantalarda tahta masalar, tahta sandalyeler, çalınan müzikler ve servis yapan çalışanlar özgün bir Yunan tavernasında ne beklerseniz hepsini size yaşatıyorlar. Bu meydanı hepimiz çok sevdik. Lokantada güzel ve öğle yemeği  için standardımızı aşan tarzda mükellef bir sofra kurdurduk. Sanki herşeyi bir anda denemek ister gibi oldu ve abarttık ama herşey çok lezzetli geldi bize. Ben balık çorbası içtim. Çacık ve Saganaki (tavada kızartılmış feta peyniri) bundan sonraki tüm sofralarımızın da vazgeçilmezi oldular. Deniz ürünlerinden tatmadan olmazdı, tattık tabii ki. Lokal biralarının ismi “Fix”. Pek sevmedim doğrusu.
Sofradan kalkıp sahilde şezlonglardaki yerlerimizi aldık. Biraz dinlenme sonrası deniz açılışımızı da gerçekleştirdik. Deniz bende o gün bir hayal kırıklığı yarattı. Havanın hafif rüzgarlı olmasına bağladım. Sahilde şezlong ve şemsiyeler için para almıyorlar. Geçen sene kaldığımız Samos Adasında ise kişi başı 3 EUR ödemek zorundaydık.
IMG_2507Akşama doğru otele döndük ve tekrar yemek için Kalloni meydanına geldik. Bu sefer Mimis restorantta karar kıldık. Burası sahilde değil ancak tam meydanda. Geceleri meydan daha bir hareketli oluyor. Çoluk çocuk hemen tüm Kalloni halkı burada oluyorlar. Mimis restoranda Dimitri ile dost olduk. 74 Yaşında olduğunu öğrendiğimiz Dimitri’nin büyük dedeleri Uşak-Türkiye’den Midilli’ye göç etmişler. Yaşından beklenmeyecek bir görünüşte ve çeviklikte olan Dimitri’nin kurduğu sofranın yeni tadı ise musakka oldu. Doğrusu bizdeki musakkadan çok daha güzel yapılmış yemekti. Soframızda  Uzo’da eksik değildi. Tarihi Bizans’a, Arabistana dayanan ve bizdeki rakının karşılığı olan Uzo’yu daha önceki denemelerimde çok sevmemiştim. Ancak burada fark ettim ki her bir Uzo’nun farklı bir tadı var. Burada ilk olarak tattığım “Barbayani” marka Uzo’yu çok beğendim. Her ailenin Uzo’suna kattıkları aromatize bitkiler farklı olunca Uzo’ların tatları da farklı oluyor tabii ki.
IMG_2501
Yemek sonrası otele döndük. Sabahın erken saatinden beri ayakta olunca ve üzerine de Uzo’ları içince hemen uyumuşum. Yarına önemli bir gün olacak. Adanın en güzel sahiline, antik dönemde yaşamış ve en güzel şiirlerini kadın aşıkları için yazmış, kadın şair Sapfo’nun sahiline, Eressos plajına gideceğiz. Ekibi kandırabilirsem de Fosilleşmiş ağaç müzesine ve Sigri’ye gitmek istiyorum.
Gezekalın
Ümit Kuru
14.07.2013 Saat 23:30

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.