• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.723 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Akureyri’den Batı Fiyortlarına

IMG_3220.JPG

Sabah erkenden yollara düştük. Bugün de epey bir yol kat edeceğiz. Önce İzlanda’nın en uzun fiyordu olan Eyjafjörôur’un sonunda kurulmuş Akureyri Şehri gezilecek.

Tam ekran yakalama 11.08.2016 010650.jpg

Konaklamayı yaptığımız otel Eyjafjörôur fiyordunun doğusunda, Akureyri ise fiyordun batı tarafında bulunuyor. Bulunduğumuz bölüm İzlanda’nın ağaçlık-ormanlık sayılan bölümü. Arnie gezimiz sırasında İzlanda ormanları hakkında bilgi verirken, ormanlık alanlarda çoğunlukla huş ağacının bulunduğunu, huş ağacının da İzlanda’da kısa boylu olduğunu anlattı. Anlatımını da dikkat çekici  bir İzlanda özlü deyimi ile bitirdi. Dinlerken çok gülmüştük. Benim çok hoşuma gitti. Yeri gelmişken sizlerle paylaşayım; “İzlanda’da ormanda kaybolursan, bulunmak için ayağa kalkman yeterli“. 

Eyjafjörôur fiyordunu dolaşarak, seyretmeye doyamadığımız manzaralar eşliğinde, Akureyri Şehrine geldik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kuzey İzlanda’nın başkenti unvanına sahip olan Akureyri, İzlanda’nın 4. büyük şehri (Gerçi nüfusu 18.000’ler civarında). İzlanda’ya ilk gelenlerin, ilk yerleşim yerlerinden bir tanesi. 

Aracımızı park ettikten sonra şehir içine doğru yürüyüşe başladık. Yol boyu gördüğümüz evler tipik İzlanda şehir evleri; Damları metal, 2-3 katlı binalar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce tepedeki kiliseye giden merdivenleri çıktık. Kilisenin bir kot aşağısında, 1835-1920 yılları arasında yaşamış önemli bir şair ve İzlanda ulusal marşının yazarı Matthías Jochumsson’un 1903 yılından kalma müze evini gördük. Bu evi geçtikten sonra tepede Akureyri Kilisesine (Akureyrakirkja) ulaştık. Bu Luteryan Kilisesi şehrin sembol yerlerinden ama beni esas cezbeden kilise arazisinden gördüğümüz panoramik Akureyri manzarası oldu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra kilisenin yanından Gilið Caddesi boyunca aşağıya doğru yürüdük.  Hafnastræti Caddesi üzerinde yürüyüş yaptık ve şehrin merkezine ulaştık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akureyri sessiz, sakin bir şehir. Bu küçücük şehrin mutlaka görülmesi gereken yerlerinden birisi olarak Botanik Bahçesinden bahsediliyor. 1912 yılında sade bir park olarak açılmışken, 1957 yılında botanik bölümü açılarak Botanik Bahçesine dönüştürülmüş. Bünyesinde 6600 yabancı, 400 üzerinde yerli tür bitki çeşidi barındıran bu parkı maalesef biz gezemedik . Bu yazıları yaptıklarımızı anlatmanın yanında, yapamadıklarımızı da anlatmak için yazdığımdan, İzlanda’ya ve Akureyri’ye gidecek olanlara Botanik Bahçesini gezmelerini de tavsiye ediyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akureyri gezimiz sonrasında bugünün en önemli gezi yeri olan Flugumýri í Skagafirði At Gösterisini izlemek üzere yola düştük. Güzel manzaralar sonrasında, 90 km ötedeki At Çiftliğine vardık. 

IMG_2878.JPG

Bölgenin ismi olan Flugumyri, Fluga isimli bir kısraktan geliyor. İzlanda’nın gelmiş geçmiş en hızlı atı olan Fluga’nın, Vikinglerin adaya ilk geldikleri zamanlarda, adını verdiği bu bölgede  yaşadığına inanılıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Flugumyri, Skagafjordur’un orta bölümlerine kurulu, eski ve ünlü bir at çiftliği. Bölgede bunun gibi başka at çiftlikleri de var.  Bu çiftlikte yaşayan  ve nesillerdir at yetiştiriciliği ile uğraşan bir sülaleden gelen 5 çocuklu ailenin tüm üyeleri üstün dereceli at binicisi ve yetiştiricileri. Ev, alınan ödülleri gösteren madalya ve kupalarla dolu. 80 üzeri atları var. Bu ailenin annesi bizi çiftlik girişinde karşıladı ve çiftlik ve İzlanda Atları hakkında bilgilendirdi. 2 çocuk ise atlarına binip gösterilerini yaptılar. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda’da bu çiftlikte (ve diğerlerinde de aynı şekilde) doğan atlar, 1 yaşına kadar annesinin sütünü alıyor ve çiftlikte kalıyorlar. 1-4 yaş arası atlar ise gruplanıp doğaya salınıyorlar. Bu atlar doğada serbestçe besleniyorlar ve dolaşıyorlar. Bu atlara sadece kışın beslenme konusunda yardımcı olunuyor, onun dışında  4 yaşına kadar yaşamlarına müdahale edilmiyor. 4 yaşından sonra ise bu vahşileşmiş atları topluyorlar ve çiftlikte eğitmeye başlıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda atları dayanıklı, akıllı, duygusal hayvanlar. Görünüşleri çok havalı. Uzun kuyruk ve yeleleri ile güzel hayvanlar. İzlandalıların atları ile övünmelerinin en önemli nedeni tölt denen 5. at yürüyüşünü doğal veya çok az bir eğitimle yapabiliyor olmaları.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Atların çeşitli yürüme ve koşma çeşitleri var ve bunların hepsi de at yürüyüşü olarak adlandırılıyor. Birçok at ırkı doğuştan gelen yetenek ile adeta, tırıs, rahvan, kenter ve dörtnal olarak adlandırılan farklı yürüyüş çeşitlerine sahip. Aşağıdaki link adresinde bir İzlanda atının yapabildiği yürüyüş şekillerinin toplu haldeki bir gösterimi var;

https://www.youtube.com/watch?v=B6H4sUpmWzU

İzlanda atlarının en önemli özelliği “Tölt” denen yürüyüş biçimini yapabilmeleri.

Tölt yürüyüşü aslında bir tören geçidi yürüyüşü sayılıyor. Burada at bir ayağını yukarıda tutarken, 3 ayağını yere basıyor. Bu yürüyüş biçimi, atın üstünde oturanı hiç sarsmayan bir biçim. Son olarak at çiftliğinde bize yapılan gösteriden çektiğim ve bazı çekimleri yavaşlatarak film yaptığım video adresinin linkini de aşağıda veriyorum.

https://youtu.be/Jttb-DJykS8

Bu çiftlikte 1 saati biraz geçecek kadar vakit geçirdik. İzlanda atlarına hepimiz bayıldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

At çiftliğinden ayrıldıktan sonra Langudalur ve Blöndudalur Vadileri’ni geçerek Blönduós şehrine geldik. Buranın belli bir özelliği yoktu. Sadece ihtiyaç gidermek için durduk. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Blanda Nehri üstündeki köprüyü geçip, nehir kenarına gittiğimizde, sahilde çok sayıda ördek ve göçmen kuşların varlığını gördük. Bol bol fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlandalılar hiç üşenmemişler elektrik direklerini yün işleri ile ördükleri giysilerle giydirmişler. Çok ilginçti.

Yolculuğumuzun bundan sonraki kısmı İzlanda’nın Batısına olacak. Batı İzlanda fiyortlarını gezmeye çalışacağız. Yaklaşık  1.5 saatlik ve 140 km’lik yol yaparak Grábrók Kraterine geldik.

P7280231.JPG

Aslında gezdiğimiz Grabrok Krateri, Ljósufjöll adlı bir volkanik yarık sisteminin bir parçası. Esas volkan Snæfellsnes Yarımadasında bulunuyor. Burada gezeceğimiz volkanik sistemin patlamış krateri. Bu şekilde kraterlerden 3 tanesi yan yana bulunuyor.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aracı park etmemiz gereken yeri kaçırınca yaklaşık 1 km kadar kratere yürümek zorunda kaldık. İzlanda’da ören yerleri ücretsiz. Bu krateri de çok güzel şekilde ziyarete açmışlar. Ayakları yormayan bir yükseltide ama çok sayıda merdiven çıkarak kraterin tepesine ulaştık. Manzara süper.

Glanni Şelalesi, Grabrok Kraterine yakın sayılacak bir mesafede. Güneş ilk defa bu kadar güzel parlıyor. Araç parkından şelaleye kadar 1 km kadar yürümek gerekiyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelale, Norðurá Nehri üzerinde kısa bir yükseklikten düşen nehir suları ile oluşuyor. Efsaneye göre burası Elf ve Trollerin yuvasıymış. Şimdiye kadar gördüğümüz diğer şelalelere göre heybetli değil ama güzel bir şelale. Hemen yan tarafta bir yol, sizi şelalenin dibine kadar götürüyor. Oraya gitmeyi de ihmal etmeyin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzün sonunu Borgarfjörður’da, Hótel Á’da tamamladık. Bu otel çok güzel bir konumdaydı. Yakındaki nehre doğru küçük bir yürüyüş yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşamda otelde güzel bir akşam yemeği yedik. Sonrası cumba yatak. İzlanda’da gezi boyunca , çok az ülkede yapabildiğim kadar, güzel ve kesintisiz uyuyabildim. Günler koşturup gidiyor. Sona yaklaştık.

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit kuru

13.08.2016 Saat 02.33

IMG_3533

Kaynaklar

http://www.visitakureyri.is/en
http://www.flugumyri.is/english/

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Doğudan, Kuzeye Doğru

 P7270116.JPG

Dört gün aradan sonra, tam da ihtiyacımız olduğu anda,  azıcık da olsa güneşi tekrar görmek, yağmursuz sabaha uyanmak ne güzel! Bugün yolumuz çok uzun ve uğrayacak çok yerimiz var. Önemli yerleri gezeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah kahvaltı öncesi otelin karşısında bulunan sahile koşturdum. Ördeklerin bir kısmı sahilde, bir kısmı da deniz ortasında uyuyor gibiydiler. Sessizce birkaç kare almaya çalıştım. 

Sonra aşağıdaki rotayı takip edecek olan günlük yolculuğumuza başladık.

Tam ekran yakalama 10.08.2016 015303.jpg

Breiðdalsvik Kasabasından ayrılıp Stöðvarfjördur‘a doğru yola çıktık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolda büyük bir sürprizle karşılaştık. Arnie aniden frene basarak, sahilde Ren Geyiklerine dikkatimizi çekti ve fotoğraflamak için araç dışına çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üstelik bir tane değil, 2 tane Ren Geyiği vardı. Ren Geyikleri aslında İzlanda’nın yerlisi olmayan, adaya sonradan getirilen hayvanlar. İzlanda’nın daha çok doğusunda yaşıyorlar. Kışın sahillere iniyorlar ama yazın onları sahilde görmek bize bir şans oldu. Yazın daha çok dağlık alanda yaşıyorlar. Doğal düşmanları yok. Bu nedenle hızla çoğalıyorlar. Bunun içinde avlanma dönemlerinde serbestçe avlanıyorlar. Yani maalesef doğal düşmanları, ellerinde silahları ile insanlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Stöðvarfjördur, tüm diğer Doğu Fiyortlarında olduğu gibi muhteşem dağ manzaraları ile çevrili küçük düzenli bir kasaba.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kasaba doğal güzelliği yanında, Petra’nın Taş Koleksiyonu Müzesi’ne ev sahipliği yapması ile de meşhur. 

P7270016.JPG

Petra Sveinsdottir, 1946’da taş toplamayı kendine bir hobi edinmiş. 1974’de ise evini ziyarete açarak topladığı ve sınıflandırdığı taşlarını gelen geçenle paylaşmış. Bu ev ve Petra’nın taşları zamanla meşhur olmuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

2012 yılında Petra ölünce, geride kalan 4 çocuğu bu evi müzeye çevirmişler. Dünyanın en zengin özel taş koleksiyonunun burada sergilendiği söyleniyor. Petra’nın Taş Müzesi’ni ziyaret, günümüzün ilk aktivitesi olacak. Müze gerçekten çok zengin duruyor. . 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz taşlar kadar, bahçenin güzelliğine de hayran kaldık. Bahçe çiçeklerle de dolu. Doğanın güzellikleri el ele vermişler, bu müzede defileye çıkmışlar gibi. Bir saate yakın bu müzeyi gezdik. Müzenin resmi web adresi ; http://www.steinapetra.is/ 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Doğu fiyortlarının ortasında bulunan Fáskrúðsfjörður ve Reyðarfjörður fiyortları boyunca yola devam ettik. Manzaralar muhteşem. Fáskrúðsfjörður, bir zamanlar Fransız gemicilerinin yoğun olarak yanaştıkları ve ada ile ticarette kullandıkları bir limanmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reyðarfjörður ise Doğu fiyortları içinde en uzun ve geniş olanı. Uzunluğu 30 km’yi buluyormuş. Bu fiyordu ise Norveçliler balina avcılığı için bolca kullanırlarmış. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler burayı tutmuşlar. 

IMG_2375

Buradan sonra artık Doğu Fiyortlarını terk edip Egilsstaðir üzerinden İzlanda’nın kuzeyine doğru yol aldık. Aslında EskifjörðurBorgarfjörður ve Seyðisfjörður, Mjóifjörður görmeyi istediğim diğer Doğu Fiyortlarıydı. Ancak bunlar için rota dışına çıkmak gerekecekti. Bu nedenle Egilsstaðir’e devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolda Hjarðarhagi adlı bir yerde durduk. Burası İzlanda Torf Evleri‘nin en tipik örneği olan bir gezi yeri. Daha önce bahsetmiştim bu evlerden. Bunlar taş, tahta ve torf’un malzeme olarak kullanıldığı evler . İzlanda dışında bazı İskandinav ülkelerinde de varsa da, İzlanda’da bulunanlar benzersiz kabul ediliyor. Torf toprağı (ya da diğer adıyla turba toprağı) nemli ve çok yağış alan yaz sıcaklarının düşük olduğu yörelerde bataklık ve benzeri su altındaki arazilerde yetişen bitkilerin, (genellikle Sphagnum denilen yosunlar ve bataklık sazlarının) su dibinde çökerek kısmen çürümesi, su altında hava ile ilişkisi kesilmiş bir ortamda yıllarca çürüyüp birikerek kalın yataklar meydana getirmesi sonucu oluşuyor. Su tutma kapasitesi ve havalanma kapasitesi yüksek, hastalık ve haşere taşımıyor. Yani torf, soğuk ve zor iklimlerin ucuz ve sağlıklı bir ev yapım malzemesi. Bu evler UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girmeye aday gösterilmiş. İşte yolda durup gezdiğimiz Hjarðarhagi İzlanda Torf Evleri, Vikinglerden gelen ve zamanla bazı değişikliklere uğrasa da, bu özellikleri ile benzersiz evler. Bunların bir kısmı Route 1 yolunun yapımı sırasında yıkılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolumuz üstündeki İzlanda topraklarının, sağlı sollu doğal güzelliklerini gözleye gözleye Möðrudal adlı bir yere gelene kadar durmaksızın yol aldık. Yol üstünde gördüğümüz Rjukandi Şelalesi aracın içinden bile çok güzel fotoğraflar verdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Möðrudalur, İzlanda’nın deniz seviyesinden en yüksekte olan yerleşim birimi olarak önemli. Yükseklik dediysem de 469 metrelik rakımdan bahsediyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada bulunan kilise 1949 yılı tarihli. Burası aslında bir çiftlik kompleksi. Burada yemek yiyebileceğiniz (Fjallakaffi Kafe) ve konaklayabileceğiniz yerler mevcut. Biz burada mangal yapacağız. Yanlış duymadınız! İzlanda’da et mangal keyfi yaptık. Aykut’un Egilsstaðir’de marketten aldığı etler, sosis, ve pratik-hazır mangallarla, bu güzel ortamda mangal et yaptık. Biralarımız da var. Civarda yavru tilkiler, keçiler kardeş kardeş dolaşıyor. Oh! Miss!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Keyifli yemeğimiz sonrası durağımız olan Dettifoss Şelalesi, 100 metre genişlik ve 45 metre yükseklikten akıyor. Kaynağını Vatnajökull buzullarının oluşturduğu Jökulsá á Fjöllum Nehri’nden alıyor.  Sular, saniyede ortalama 193 m³’lük bir  akıntıyla düşüyor. Avrupa’nın hacim bakımından en büyük ve en güçlü şelalesi. 

IMG_2450.JPG

Dettifoss Şelalesi, Húsavík ve  Mývatn Gölü ile birlikte, Kuzey İzlanda’da  turistlerin rağbet ettikleri “Elmas Çember-Diamond Circle” denen bir  rota içinde yer alıyor. Bu rotadaki dört temel durak yeri; Húsavík, Ásbyrgi Kanyonu, Mývatn Gölü ve  Dettifoss Şelalesi. Rota içinde Vatnajökull Ulusal Parkı, Goðafoss Şelalesi, Dark Castles, Eider Şelaleleri, Fısıltı kayalıkları (Whispering Cliffs) ve Laugar jeotermal kaplıcaları gibi diğer gezi yerleri de var. Biz bugün bu gezi yerlerinin bazılarını da görmüş olacağız.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dettifoss Şelalesine ulaşmak için park yerinden yaklaşık olarak 1 km’ye yakın yürümeniz gerekiyor. Bu şelalenin debisi gerçekten çok fazla. Ana şelale dışında, şelaleye giden yolu takip ederken bir başka yolun sizi sağa yönlendirdiğini görüyorsunuz. Dettifoss Şelalesinden birkaç yüz metre ilerideki Sellfoss Şelalesine giden bu yola girmeye sakın üşenmeyin ve 11 metreden  düşen suları ile buradaki şelaleyi de gezmeyi unutmayın.   

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dettifoss Şelalesi’nin gücü hakkında bir fikir edinebilmeniz için hazırladığım kısa videonun linki aşağıdadır;

https://youtu.be/bsSHgN2shEk

Dettifoss Şelalesi sonrasında yaklaşık 50 km yol yapıp Hverir-Námaskarð adlı bir başka “gezegene” geldik. Gezegen diyorum çünkü burası sanki kızıl bir gezegen. Bolca çıkan sülfür gazı nedeni ile ortamdaki koku berbat. Yani renk cümbüşünü, kötü bir koku eşliğinde gezeceksiniz.

IMG_2507.JPG

Námaskarð (Namaskard), İzlanda’daki Namafjall Dağının altında bulunan jeotermal kaynak. Bölgenin ismi ise Hverir. Bu dumanlı (Sülfür’den dolayı) ve iç karartan bölge Avrupa’nın en aktif volkanik bölgelerinden birisi. Bu alandaki resmedilmeye değer olan ama imkanı olmayan karakteristik özellik, kaynayan çamur nedeniyle bölgeden havaya devamlı olarak yükselen sülfür dolu dumanlar ve bundan kaynaklanan çürümüş yumurta kokusu. Rüzgar ters esince bazen koku insanı çok rahatsız ediyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yerin hemen altında zemini hiçbir zaman hareketsiz bırakmayan jeotermal bir kaynak var. Bölgeyi ziyarete gelenler, yetkililer tarafından belirlenmiş ve işaretlenmiş noktalarda durmak zorundalar. Çünkü her an yer yarılıp, ziyaretçiler açılan çukurlara düşebilirlermiş.

Aşağıda linkini verdiğim videonun sizi çok etkileyeceğini biliyorum.

https://youtu.be/aIjKR4TdvL8

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Siyah nehirler ve fokurdayan sülfürik çukur havuzları başka bir yerde göremeyeceğiniz görüntüleri oluşturuyor. Filmlerde gördüğümüz Mars gezegeninin, çıplak kırmızı arazisinde yürüyormuşssunuz gibi hissediyorsunuz kendinizi. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sülfürün ve diğer minerallerin verdiği kırmızı renk ve kurak Námaskarð’ı terk edip,  bu ortam ile tezat oluşturan yeşil ve berrak suyu ile Mývatn Gölü’ne gittik. 

IMG_2590.JPG

Mývatn Gölü, Kuzey İzlanda’da aktif volkanik bir bölgede oluşmuş, sığ bir Ötrofik göl. Ötrofikasyon, göl gibi herhangi bir büyük su ekosisteminde, başta karalardan gelenler olmak üzere, çeşitli nedenlerle besin maddelerinin büyük oranda artması sonucunda plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalmasına deniyor. Bu anlamda bu tür göllerde yaşam çeşitliliği de, besin varlığının fazla olması nedeni ile, fazladır. Gerçekten de bu göl ve çevresi su kuşları ve ördekler açısından hem sayı ve hem de çeşitlilik bakımından zengin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gölün ismi yazın bol miktarda bulunan tatarcık sineğinden geliyor. İzlandaca “mý”, “tatarcık” ve “vatn” ise “göl” anlamında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Göl 2300 yıl önce volkan patlaması sonucu saçılan geniş bazaltik lavlar sonucunda ortaya çıkmış. Çevrede de patlamış volkanik yeryüzü şekilleri (lav bacaları, delikler gibi) bulunuyor. Göl, onu çevreleyen ıslak alan ve Laxa Nehri beaberce Myvatn Bölgesi olarak adlandırılıyor. Buranın toplam alanı 440000 hektar. Ben bu gölün çevresinde yürüyebileceğimiz ve kuşları fotoğraflayabileceğimiz küçük bir parkur hayal etmiştim. Ancak bizim gezide bu olamadı.

Mývatn Gölü ve çevresinin bir başka özelliği “Skútustaðir” denen yalancı kraterlerin varlığı. Bunlardan hem gölde ve hem de göl dışında görülüyor. Bunlar aslında patlamış ve lavını boşaltmış gerçek volkan kraterleri değiller. Patlamış olan volkana ait lavlar, ıslak  alana aktıkları zaman, zemini çöktürüyorlar. Bu lav tabakası, altında su buharı tutulmasına neden oluyor. Bu buharın basıncı çok yükseldiği zaman da patlama oluyor. Bunun sonucunda ise yalancı kraterler -Skútustaðir- ortaya çıkıyor. Yukarıdaki fotoğraflarımdan anlaşılacağı gibi güneş sabahtan sonra yine kayboldu. Bu nedenle bu havada benim çektiğim fotoğaflar ve gezdiğimiz lokalizasyonlar bu yalancı kraterlerin ve Mývatn Gölü’nün güzelliğini tam anlatabilmek için yeterli olmayacaktır. Yukarıdaki fotoğrafı internetten bulup bu sayfaya aldım (bu gezi yazısında ne çok yaptım bu işi! ). Şu güzelliğe bakar mısınız?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mývatn Gölünü geçtikten sonra Dimmuborgir adlı bir lav gezi alanına geldik. Dimmuborgir, eski Norveç dili, Faroece ve İzlandaca’da “Karanlık kuleler” anlamına geliyor. Gezi alanına girdiğiniz andan itibaren karşınıza çıkan volkanik mağara, tünel ve kaya oluşumları, size yıkılmış eski bir şehrin kalıntılarını geziyormuşsunuz havasını veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

2300 yıl önceki patlamadan akan lavlar bir lav gölü oluşturmuş. Bu gölün neredeyse 10 metre derinliğe ulaşmış olabileceği düşünülüyor. Bu lav gölünde üstte soğumalar ve altta devam eden lav akışı ile lav tüpleri, ıslak yeşillik üzerinden geçerken ortaya çıkan buhar ile lav sütunları ve çökmelerle de Dimmuborgir ortaya çıkmış.

IMG_2633.JPG

Bugün gezmeye doyamadık diyebilirim. Bir sonraki durağımız yaklaşık 50 km kadar ötede olan “Tanrılar Şelalesi” (veya Goði Şelalesi) anlamına gelen Goðafoss Şelalesi.ŞKuzey izlanda’nın Bárðardalur bölgesinde yer alan bu şelale, Skjálfandafljót Nehri sularının 12 metreden düşmesi ile oluşuyor. Şelale 30 metre genişliğe sahip.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu şelale ile ilgili de bir efsane var; Buna göre 1000 yılı civarı İzlanda’yı o dönemde yöneten idareci Þorgeir Ljósvetningagoði, Pagan olan dini inanışlarını, Hristiyanlığa değiştirmiş. Meclisleri olan Alþingi’ye dönüş yolunda, yanında bulunan Norveç Tanrılarına ait büstleri burada şelaleden aşağıya fırlatmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzü, yarım saat ötedeki Kuzey İzlanda fiyortlarından Eyjafjörður kenarında yerleşik, Hótel Sveinbjarnargerði’de sonlandırdık. İzlanda’da pek gezi sonlanmıyor galiba. Çünkü otele giriş yapıp bavulları atar atmaz, yolun karşısında bulunan sahile doğru bir yürüyüş yaptık. 

IMG_2682.JPG

Güneş sabah ki gibi yüzünü gösterdi. Arnie saat 21:00 civarında gün batımını görebileceğimizi ve buradan gün batımı manzarasının harika olduğunu söyledi. Nefis bir yürüyüş oldu. Fiyort manzaraları bizi baştan çıkarttı. Gün batımını ise son dakika bulutları ile göremedik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezimizin bugünü çok uzun ama bir o kadar da güzeldi. Bence herkes büyük bir keyif aldı. Nereden mi anladım? Arkadaşlarımın bu kadar yorgunluğun üstüne zıplama fotoğrafı çektirmek için sıraya geçmelerinden..

IMG_2705.JPG

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

11.08.2016 Saat 00:26

Kaynaklar; 

https://www.edumedia-sciences.com/tr/media/453 (SICAK NOKTA)
http://www.birdlife.org/datazone/sitefactsheet.php?id=524http://www.visitmyvatn.is/static/files/mustdolist.pdf
North Iceland-Official Tourist Guide 

 

 

 

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Doğu Fiyortlarına Doğru

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sabah erkenden kalkıp, kaldığımız motelin arka tarafında olan şelaleye doğru yürüdük. Sessiz, sakin ve bir o kadar da güzel doğanın içinde olmak çok güzel bir duygu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrasında İzlanda’nın doğu fiyortlarına doğru yolculuğumuza başladık.

00_01_Iceland

Doğu Fiyortları

Fiyort dendiğinde,  denizin buzul vadilerini basması sonucunda oluşan ve çoğunlukla iç kesimlere kadar sokulan; ince, uzun, genellikle çok derin ve kenarları çok dik körfez alanlarını anlamamız lazım. İzlanda’nın Doğu bölgesi 22.721 km²’lik bir alanı kaplayan ve zamanla içerlere kadar çekilen buzulun ve rüzgarın şekillendirdiği fiyortları ile önem kazanmış bir bölge. Ormanların, çölleşmiş toprakların, dar fiyortların, tepesi karla kaplı dağların, sönmüş volkanların varlığı ile tezatların olduğu yerler buraları. İzlanda’ya gelmiş turistler çoğunlukla Doğu İzlanda’yı gezmeyi ihmal ediyorlar ama bence haksızlık da ediyorlar.

Bugünkü rotamız önce Höfn Şehrine doğru olacak. Sonra sırası ile Álftafjörður, Hamarsfjörður, Berufjörður fiyortları üzerinde olan Djúpivogur‘u ve devamında  Höskuldstaðir í Breiðdal‘de at çiftliğini gezip, atlarla gezinti yapacağız. Konaklama Breiðdalur‘da, Hótel Bláfell’de olacak. Rota harita üzerinde aşağıdaki gibi.

Tam ekran yakalama 07.08.2016 214740

Bugün at çiftliğinde büyük molamızı verene kadar, birbirinden güzel yol manzaralarını seyrede seyrede yolculuk edeceğiz. Yolda fotoğraf molalarımız olacaktır tabii ki. Havada yağmur yok. Ama kapalı ve felaket bir rüzgar var. O anda bu rüzgarın, sonradan  bugünümüzün en güzel aktivitesini olumsuz etkileyeceğinden haberimiz yoktu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vatnajökull Ulusal Parkından sahile doğru akan buzul dillerini seyrede seyrede bir süre yolculuk ettik. Buzulların tepelerden, dağların eteklerine doğru bulduğu yol boyunca sarkan ve “Buzul Dili” denen buzul kısımları, bir gün denizle karşılaşınca ve deniz de bu alanları istila edince fiyortlar ortaya çıkacak.   

Hornafjörður, Höfn Şehrinin de yer aldığı ilk fiyordumuz oldu. Aslında burası İzlanda’nın güneydoğusunda. Yani esas olarak buradan itibaren Doğu Fiyortlarını gezmeye başlayacağız. 

“Höfn”, İzlandaca “Liman” anlamına geliyor. Sekiz bine yakın nüfusu ile küçük bir balıkçı kasabası. Almannaskarð Tünelinden geçtik. Eskiden açık olan Almannaskarð Geçidi, tehlikeli bir yol olmasından dolayı artık pek kullanılmıyormuş. Zaman zaman kısa fotoğraf duraklamaları veriyoruz.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güneyin en doğusu olan Djúpavogshreppur Bölgesi, üç tane fiyortun bulunduğu bir yer. Álftafjörður ve Hamarsfjörður Fiyortları göçmen kuşların mola verdikleri geniş ve yayvan fiyortlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Berufjörður Fiyordu ise dar ve uzun bir fiyort. Efsaneye göre son iki fiyort arasında yer alan 1069 metrelik bir dağ olan Búlandstindur’a,  yaz gün dönümlerinde yapılan dilekler yerine gelirmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Álftafjörður da kuğuları görene kadar yola devam ettik. Suyun üstünde yüzlerce kuğuyu görünce aracımız durdu.

İzlanda, göçmen kuşların uğradığı ülkelerden. Whooper Kuğular (Whooper swan), 800 km ötedeki İskoçya’ya seyahatine başlamadan önce Álftafjörður kıyılarında molalarını vermiş, enerji depoluyorlar. Su üstünde nazlı nazlı yüzüyorlar. Varlığımızdan biraz rahatsız oldukları belli ama çok sayıda ve çok güzeller. Bu kuğular, gagalarının sarı ve siyah olmak üzere iki renkli olması ile ayırt ediliyor. Sarı renk belirgin olarak daha fazla.

Bu kuğulardan başka Trumpeter Kuğular da (gagasının tamamen siyah olması ile ayırt ediliyor) bu kıyılarda bolca gözüküyormuş. İzlanda göçmen kuşlarını görmek için mayıs ayı ile haziran aylarının en iyi zamanlar olduğu kabul ediliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hamarsfjörður Fiyordunu da geçtikten sonra Djúpivogur adlı  küçük bir balıkçı kasabasına geldik. Burada hem ihtiyaç ve hem de köy içi küçük bir yürüyüş molası verdik. Bizim Höskuldsstadir’de at çiftliğinde öğle gibi randevumuz var. Orada ata binip, çevre gezisi yapacağız. Ancak çiftliğin bulunduğu arazide hava o kadar rüzgarlıymış ki, Arnie’ye telefon açıp, geç gelmemizi istediler. Bu haber kötüydü. Yolda oyalanma süremiz de, mola süremiz de uzadı tabii ki. Gerçi havanın düzelmesini dilemekten başka çaremiz de yok. Atlara binip doğayı gezmek, bugünün en önemli aktivitesi. Gerçekleşmesse üzüleceğiz.  IMG_1882

Aslında ben İzlanda’daki kasabaları daha masalsı bekliyordum. Yani daha özgün ve daha akılda kalıcı olmalarını bekliyordum. Bu kasaba yine de gördüklerim içinde beklentime en uyan kasaba oldu. Djúpivogur turizmde yeni parlıyor. Kırmızı renkli olan ve günümüzde müze olarak kullanılan Langabúð, kasabanın en eski evi ve 1790’da yapılmış.

P7260030.JPG

Djúpivogur’u terk ettikten sonra Breiðdalsvík Kasabası yönünde, Höskuldsstadir’deki at çiftliğine doğru yola düştük. Manzara hala muhteşem. Ama ne rüzgarın dinmeye, ne de zaman zaman yağan yağmurun ve kara bulutların güneşli bir havaya yerini bırakmaya niyeti var.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Sonunda çiftliğe vardık. Burası  aslında çok eski bir çiftlik alanı üzerinde inşa edilen yeni bir çiftlik. Yazıtlarda çiftliğin tarihi 1457 yılına kadar gidiyormuş.  Odin Tours Iceland sahipleri Maria Christie Palsdottir ve Magni Arnason bu çiftliğin sahipleri olup, at yetiştiriciliği yapmak ve turizme atılmak istemişler ve buraya yerleşmişler. Burada 50 üzerinde atları var. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi Maria ve eşi Magni karşıladılar. Maria eski bir pazarlamacı. Eşi Magni ise balıkçılıkla uğraşırmış. 

IMG_1973.JPG

Normal programımızda, İzlanda atları hakkında  ve sonra da binicilikle ilgili temel bilgilerin verilmesi sonrası çiftlik sınırları ve yakın çevresinde at sürüşü yapacaktık. Toplamda 4 saatlik bir aktiviteydi.

Bizi eve aldılar, kısa bir hoş-sohbet sonrasında kötü haberi verdiler; “Rüzgar nedeni ile at sürüşü yapılması mümkün değildi”. Sadece kapalı alanda ve kısa süreli at sürüşü yapılabilecekti. Maria üzgündü ama biz ondan daha da üzgündük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Grubu ikiye böldüler. Kapalı alanda at sürüşü üçer kişilik gruplar halinde yapılabileceğinden diğer bir grubu yakındaki bir başka alana,  restore edilen bir eski İzlanda evi ziyaretine götüreceklerini söylediler. Hava bugün bize öldürücü darbeyi vurmuştu bir kere. Atların kulakları sese çok hassasmış. Bu nedenle rüzgarda at kullanmak istememişler. Aslında her durumda ata binmek bence mümkün de, bu havada biz acemilerin at kullanmalarının sakıncaları olacağı muhakkaktı. Kötü şansımız işte.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Biz 5 kişi, eski bir kır evinin restore edildiği diğer çiftliğe götürüldük. Burada bizi yaşları epey geçkin 2 kişi karşıladı. Bunlardan bir tanesi marangozdu ve evi tamir eden de oydu. Bize bir yıla yaklaşan çalışmasını anlattı ve evi gezdirdi. 1900’lü yılların başında yaşanmaya başlanmış ama daha sonra zamana yenik düşen ev ve sahipleri nedeni ile terk edilen bu evi, yaşlı marangoz canlandırmaya ve içinde tekrar yaşanabilir hale getirmeye çalışıyordu. Yaptıklarını ve yapacaklarını anlatırken, kalan ömrünün en önemli amacının bu restorasyon işi olduğunu anlayabiliyorduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir de çiftliğin bir başka köşesinde, bizim çok güzel bulduğumuz, damları çimli ve 3 tarafı toprağa gömülü İzlanda kır evini gezdik. Bu evin kırık dökük halini, kısmen tadilat görmüş diğerinden daha sevimli bulduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra çiftliğe geri döndük. Ev sahipleri tam bir hayvansever. Evde 4 kedi ve 4 köpek var. Kediler birbirinden güzeller.

IMG_1932.JPG

Diğer grubun at binişi daha sonlanmadığından, çiftlikte açıkta otlayan atları sevmeye gittik. Bizi gören atlar yanımıza geldiler. İzlanda atları, çok sevimli ve dost hayvanlar. Rüzgar, atların kuyruk ve yelelerini savuruyor. Bu manzara karşısında, bugün rüzgara olan kızgınlığımın ilk defa  kaybolduğunu hissediyorum.

Geniş alnı perçemle kaplı ve  küçük kulaklara, uzun bir kuyruğa sahipler. Ayakları sağlam basan bu midilliler, en zor arazilerde bile korkusuzca yol alıyorlar. Hem bu çiftlikte, hem de sonra gideceğimiz çiftlikte bize atları tanııtırlarken sahiplerinin atlara olan sevecen yaklaşımları, onları çocuklarıymış gibi sevmeleri dikkat çekiciydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda atları; Dayanıklı ve zeki bir ırk olup uzun tüyleri ile soğuk hava şartlarında hayatlarını idame ettirebiliyorlar. Ortalama yaşam süreleri 30 yılmış.  İzlanda’ya Vikingler tarafından getirildiği için Viking atı olarak da biliniyorlar. Bu ırkın İzlanda dışına çıkarılması ve hali hazırda İzlanda dışında yaşayanlarının da İzlanda’ya getirilmesi kanunlarca yasaklanmış. Bunun nedeni ırkın bozulmasını istememeleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu atın en önemli özelliği “Tölt” adı verilen hızlı ve rahat bir yürüyüş biçimlerinin olması. Atları genelde 4 yürüyüş biçimlerini sorunsuzca yapabilirlermiş. İzlanda atlarında bu sayı, Tölt yürüyüşünü de çok kolayca yapabildiklerinden, 5 yürüyüş şeklinde oluyormuş. Bu yürüyüş biçimlerinden daha sonra bahsedeceğim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra biz de kapalı alana alınıp, özel giysilerimizi giydik. Sonnrasında Maria bize ata biniş ve sürüş tekniği hakkında kısa bir bilgi verdi. Hepimiz birer ata bindik ve yarım saat kadar dar alanda at sürdük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu çiftlikte bize sunulan krepleri yiyip, kahvelerimizi içtikten sonra ayrıldık. Burada doğada, bu atlarla 2 saat yapacağımız sürüşü yapamamamız ne kötü oldu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yaklaşık 60 km kadar ötedeki, konaklama yapacağımız Breiðdalsvík Kasabası’na hareket ettik. Kaldığımız otele yerleşip çevre gezisine çıktık. Bu kasaba da sessiz, sakin. Bu kasabada balıkçılık önemli. Sahile doğru bir yürüyüş yaptık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil deniz kuşları ve göçmen ördekler doluydu. Hele bir ördek ve 2 yavrusunu fotoğraflayacağım diye yaklaşık 1 saat zaman geçirdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günün son karesi ise bana Ren Geyiği boynuzu satmaya çalışan bir çocuğa ait oldu. Yanlış adres benim küçük vandal İzlandalım!

IMG_2182.JPG

Yarın Doğu Fiyortlarını gezmeye devam.

Gezekalın, Aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

09.08.2016 Saat 10:50  

Kaynaklar;

http://sadcars.com/en/read/2015/05/18/driving-the-ring-road-in-iceland-the-eastern-fjords
http://iceland.for91days.com/
https://www.insightguides.com/destinations/europe/iceland/overview
http://www.east.is/en/travel/east-iceland-official-tourist-guide
http://nat.is/travelguideeng/plofin_alphabet_island.htm
http://hayrettinkagnici.blogspot.com.tr/2014/11/izlanda.html
http://www.bisikletizm.com/izlanda-bisiklet-rotasi/
https://www.icelandtravel.is/about-iceland/destination-guide/east/,
http://www.iceland-nh.net/birds/data/Anser-anser/anser_anser.html

Ateşin ve Buzulun Yurdu İzlanda: Skogafoss’dan Skaftafell Milli Parkına

P7250083.JPG

Sabah uzaktan gelen şelale uğultusu ile uyandık.  Yağmur kesilmiş mi, hava güzel olacak mı? diye, bir umut kafayı odamızın penceresinden dışarı  uzattım. Yağmur yağmasa bile, kara kara bulutlar tepemizde! Fotoğraf karelerimiz bugün de kara olacak galiba…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaldığımız otel Skogafoss’da kahvaltı yapıp  yollara düştük. Önce Dyrhólaey‘e gittik.

290px-Route1(iceland)

(1) Reykjavík; (2) Borgarnes; (3) Blönduós; (4) Akureyri; (5) Egilsstaðir; (6) Höfn; (7) Selfoss

Gezimizde Çember Yol ya da Rota-1 (Route 1) denen ve Reykjavik’den başlayıp tüm adayı dolaşan ve yine Reykjavik’de sonlanan 1300 km yolu takip ediyoruz. Bu yol İzlanda’nın otobanı sayılıyor. Otoban derken 3 şerit gidiş, 3 şerit geliş, bölünmüş yol diye bir şey düşünmeyin. Tek şerit gidiş, tek şerit geliş ve yolun bazı kısımları bozuk. Ülkenin coğrafyası ve jeolojik durumu, yolların daha iyi olmasına pek müsaade etmiyor. Sıkça yaşanan seller, yol-köprü neyin bırakmıyor. Bizim gezi rotamızın bundan sonraki kısımları biraz rahatsız geçecekti. Özellikle ülkenin doğusunun yolları ve bugünkü gezimizde yollarının bazı bölümler öyleydi.

Bugün Skálafell’e kadar geze geze gideceğiz.

Tam ekran yakalama 06.08.2016 224508

Yolda manzaralar müthiş. İlk gördüğümüz Mýrdalsjökull Buzulunun uzantısıydı. Buzul sistemleri, dağlardan yol bulduğu alanlardan, tepelerden, aşağılara doğru uzanıyor. Uç kısımlarından erimelerle nehirler, kopmuş irili ufaklı buzul parçaları ve göller oluşturuyor. Bugün tüm gün boyu buzullar görecek ve bir buzul lagününde tekne ile gezimiz olacak.

IMG_0943-001

Kaldığımız noktadan 27 km, Reykjavik’den 174 km uzakta olan Dyrhólaey, aslında küçük bir ada. Denize doğru 120 metre kadar uzanan ve ark şeklinde yapısı ile turist çeken bir yer. Dyrhólaey, “Ortasında kapı deliği bulunan  yüksek ada”  anlamına geliyor. Bu adada, denizin üstüne çıkan 3 delik var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aracımızı denizi, sahili ve Dyrhólaey’i tepeden gören bir yere park ettik. Araçtan inince sağda bulunan uçurumdan görebildiğimiz siyah kumsal, önemli bir yer. Bir zamanlar akmış lavların oluşturduğu bir kumsal burası.

IMG_0998.JPG

Bu tepeden bakınca kuzeyde Mýrdalsjökull Buzulu, doğuda denize doğru akmış siyah lav sütunları (en meşhurları en yüksek ve sivri olan Haidrangur ve Lundodrangur) ve batıda Selfoss yönünde uzanan sahil manzarasının göze çarpması lazımdı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sis ve yağmur bize bu teori de anlattıklarımı görme ve bu güzel yerin keyfini çıkartma imkanı vermedi. 3 gündür, ne zaman dışarıya adımımızı atsak yağan yağmur, bu tepede bir de sisle birlikte, bize zorluk çıkartıyor (Aslında en büyük derdimin iyi fotoğraf çekebilme şansını yakalamak olduğunu tahmin etmişsinizdir). Kıyıdan denize  uzanan ortası delik büyükçe bir kaya parçası görünümdeki alanı görmek mümkün değil. Sadece bir siluet görebiliyoruz. Etrafta net sayılabilecek tek görüntü, bugünkü hali 1927  yılı yapımı olan ve kale görünümündeki deniz feneri.

Puffin_Latrabjarg_Iceland.jpg

Beni heyecanlandıran bir başka önemli olay puffin denen kuşların burada bolca yuva yapmaları nedeni ile onları görecek ve fotoğraflayacak olmamızdı. Teoride sahile yakın dik yarıklarda yuva yapmış deniz kuşları ve puffinler var. Pratikte ise sadece sesleri duyabiliyoruz. Kocaman tele lensi akşamdan hazırlamışım. Ruhum ise daha gezi öncesinden hazır. Ama heyhat! Çekebildiğim sadece birkaç martı fotoğrafı. İnternette bulduğum ve bu sayfaya aldığım yukarıdaki gibi bir puffin fotosu çekemedim tabii ki. Umudum İzlanda’nın diğer puffin yuvası olan yerlerinde bu kuşu fotoğraflamaktı. Ancak İzlanda gezimde, sadece Reykjavik’de balina gözlemek için tekneyle açıldığımızda uzaktan alabildiğim birkaç poz dışında hiç puffin fotoğrafım yok sayılır.

IMG_4372

Kanatlarının küçüklüğü nedeni ile iyi uçamayan ve bunu telafi içinde çok sayıda kanat çırpmak zorunda kalan puffinler çok iyi dalan kuşlar. Derine yaptıkları dalışlarla balık avlayabiliyorlar. Görüntüsü nedeni ile deniz papağanı da deniyor. Başlıca İzlanda ve Faroe Adaları’nda yaşayan deniz papağanları, Kanada, Kuzey Avrupa ve Arktik Daire gibi diğer bölgelerin de yerli canlısı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada 30 dakika fotoğraf molası verilmişti. Zamanla sisin biraz da olsa dağıldığını görünce süreyi uzattık ve gider ayak Dyrhólaeyin daha net fotoğraflarını çekebildik. Buraya geldiğinizde Arnardrangur “Eagle rock-Kartal Kayası“na da dikkat etmek gerekiyor. Bu da denizin içinde bir küçük ada. Bir zamanlar üzerinde bulunan kartal yuvasından gelen ismine yakışmayan şekilde, 1850’den beri, üstünde kartal yuvası yokmuş. Denizin ortasında havalı bir kaya. Gerçekte hem Dyrhólaey ve hem de Kartal Kayası gibi yapılar, bir zamanlar aktif olan volkanın püskürttüğü lavlar sonucu ortaya çıkan yapılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buradan hareketle 19 km ötedeki Reynisfjara‘ya gittik. Aslında burası Dyrhólaey’in arka tarafı. Bu sahilin özelliği bazalt lavlar nedeni ile ortaya çıkan siyah çakıllı sahil, denizden yükselen bazalt anormal şekilli kayalar (Reynisdrangar) ve sahilde dağın eteklerinde bazalt sütunlarla piramit görünümlü (Gardar) kayalar. Bu kıyılardaki dalgalara dikkat etmek gerekiyor. Dalgalar çok güçlü ve dize kadar bile denize girenleri suya çekebildiği konusunda uyarılar yapılıyor. Burada 100000 sene önceki volkan patlamasında oluşan deniz ortasındaki adalardan Haidrangur‘u daha güzel fotoğraflayabildik.

IMG_1073.JPG

IMG_1084

Trol, İskandinavya folklorik hikayelerinde geçen ve korkunç gözüken mistik, insanımsı devasa yaratıklara deniyor. İzlanda’da her dükkanda, bazen de sokaklarda küçük-büyük maketlerini görebiliyorsunuz. Efsaneye göre 2 tane Trol bir gemiyi bu sahillerde kıyıya doğru çekmeye çalışsalar da başaramamışlar. Gün ışıyınca da taşlara dönüşmüşler. Reynisdrangar denen acaip şekilli kayaların oluşumunun efsaneye dayalı hikayesi bu.

IMG_1025.JPG

Bazalt sütunlu piramide benzer kaya yapısı çok ilginçti. Gelenek mi bilmiyorum ama bir gelinle bir damat, bu sütunlara gelip fotoğraf çektirdiler. Siyah bazalt kumdan ve bazalt çakıl taşlarından sahil, dünyanın en güzel sahilleri arasında gösteriliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Oradan Vík í Mýrdal Köyüne çıktık. Vík Köyü, Reykjavík’in 180 km kadar Güney Doğusunda bulunan bir köy.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vik Köyü kuzeyinde Mýrdalsjökull Buzulu gözüküyor. Bu buzulun bir önemi de Katla Volkanının üzerinde bulunması. Katla Volkanı sabıkalı ve bu sahillerdeki kaya parçaları, adacıklar onun geçmişten eseri. Katla Volkanı 1918 den beri faaliyete geçmemiş. Aradan geçen bu kadar uzun süre, yakında bir patlama beklentisi getiriyor. Vik Köyünde tepede tek başına bulunan 1934 yapımı kilise (Church Víkurkirkja) köye hakim durumda gözüküyor..

IMG_1110.JPG

57 km gibi, aslında kısa sayılabilecek bir uzunluğu, yolların zorluğu nedeni 1.5 saate yakın bir zamanda alarak Laufskálavarða denen bir yerde durduk. Önümüzde uzanan manzarayı fotoğraflamak için mola verdik. Önümüzde göz alabildiğine uzanan lav tarlaları var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Efsaneye göre burada Laufskálar adında büyük bir çiftlik varmış ancak 894 yılında büyük Katla Volkanı patlamasında bu çiftlik yok olmuş. Uğur getirmesi için, bugün bulunduğumuz noktada yoldan geçenler taş üstüne taş koyarak, taştan öbekler yapmışlar. Gerçekten de etrafta sayısız taş kümeleri göze çarpıyor.

IMG_1113.JPG

Aşağıya doğru göz alabildiğine uzanan lav tarlaları, yol boyunca da devam etti. Bir süre sonra İzlanda’da şahit olacağımız doğa harikalarının en önemlilerinden bir tanesine daha şahit olduk. Eldhraun, Lakagigar Volkan patlaması  sonucu akan lavların oluşturduğu dünyanın en büyük lav tarlası.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Keskin ve sert lav kümelerinin üstünü örten kalın yeşil yosun örtü, aslında geçmişin bir felaketini saklıyor. Üç hafta süren depremler sonrasında, Lakagígar Volkanı patlaması (aynı zamanda Skaftáreldar veya Skaftá ateşi olarak da biliniyor) ile bu alanda, 1783-1784 yılları arasında 8 ay içinde 600 km² alanı kaplayan, 15 km³ lav akması olmuş.  Bu lavlar, Lakagigar yarık sisteminde bulunan tam 130 kraterden gerçekleşmiş. Buzul çağının sonlanmasından sonraki tarihin en geniş alanı kaplayan 3. lav fışkırması bulunduğumuz tüm bu alanda olmuş. Zamanla bu lavların üstünü “mosses” yani yosunlar kaplamış. Aslında liken olan bu bitkiye bastığınızda ayaklarınız içeriye gömülüyor. Apollo 11 mürettebatı yapacakları ay yürüyüşünün denemelerini bu alanda yapmışlar.

Aşağıdaki linke Lakagigar Volkanı patlaması ile ilgili bir anlatım var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam ederek Kirkjubæjarklaustur adlı yerleşim yerinden geçtik. Ring Road üzerinde seyyahların dinlenecekleri, eksiklerini tamamlayacakları bir köy. Burası ile ilgili bir de söylence var; Buna göre Norveç’ten gelen ilk yerleşimci Vikinglerden önce İzlanda’da yerleşimciler vardı. Bunlar İrlandalı rahiplerdi (Papar). Bu köy civarında mağarada 800’lü yılların başında bu rahiplerin yaşadığına dair bazı izler varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yol üzerinde bile bol bol şelaleler görüyoruz. Bunlardan bir tanesi bir çiftliğin ön planda olduğu Fossá Siòu Şelalesiydi. Yollarda ayrıca  toprakla kaplı damlarında zamanla çimlenme olan ve yarıya yakını 3 taraftan toprağa gömülü  (soğuktan korunmak için) klasik İzlanda kır evleri de görüyoruz.

Yolun bundan sonrasında artık Vatnajökull Ulusal Parkı’na doğru girmeye başlıyoruz. Vatnajökull Ulusal Parkı, İzlanda’da bulunan 3 Ulusal Parktan bir tanesi. 8100 km²’lik dev alanı ile Vatnajökull Buzulu (Avrupa’nın da hacimsel anlamda en büyük buzuludur), İzlanda’nın yaklaşık % 8’ine tekabül ediyor. Daha önceden ayrı birer Ulusal Park kabul edilen  güneydeki Skaftafell ve kuzeydeki Jökulsárgljúfur Ulusal Parkları da  Vatnajökull Ulusal Parkına dahil edilince, ortaya bugünkü dev park çıkmış. İlavelerle parkın şimdiki toplam alanı 14000 km²’ye yaklaşmış. Tüm İzlanda topraklarının %14’lük kısmı bu parka dahil. Bu park nehirlerin, buzulun, volkanik ve jeotermal aktivite güçlerinin doğayı şekillendirmesi ile ortaya çıkmış benzersiz manzaralara ev sahipliği yapması bakımından çok önemli.

P7250065.JPG

Vatnajökull Buzulunda buz tabakasının kalınlığı yer yer 1 km’yi buluyormuş. Adanın birkaç aktif volkanı buzulun altında bulunuyor. Bárðarbunga ve Grímsvötn Volkanları bunlardan en aktif olanları. Bu volkanlar içinde en çok takip edilen Grímsvötn Volkanı.

IMG_1249

Bu volkanın patlaması sonucunda  oluşan seller ve bazıları 45.000 kübik metre büyüklüğüne ulaşan buzullar nedeni ile yolda ve üzerindeki 880 mt uzunluğundaki köprüde hasarlar yaratmış. Bu zarara ait bir köprü parçası yol kenarında bulunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kirkubæjarklaustur Köyü ile Höfn arasında Skaftafell Ulusal Parkı bulunuyor. 1967 yılında milli park statüsünü almış ve sonrada 2 defa genişletilmiş. Bu parkın, Vatnajökull Ulusal Parkına katılmadan önce  genişliği 4807 km² olarak ölçülmüş. Morsárdalur Vadisi, Kristínartindar Dağı ve Skaftafellsjökull Buzulu bu park içindedir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eriyen buzul sularının lav kumu, taş ve külden oluşan sedimentlerine sandur deniyor. Skaftafell Milli Parkındaki Skeiðarárjökull Buzulunun eriyen sularından kaynak alan Skeiðará Nehri’nin (30 km uzunluğunda nispeten kısa sayılabilecek bir nehir) taşıdığı sedimentler, Skeiðarársandur denen (40 km uzunluğunda 5-10 km genişliğinde) siyah kum çakıl alanlarını ortaya çıkartıyor. Skeiðarársandur 1000 km²’lik alanı ile dünyadaki en büyük sandur oluyor. Biz bu alanda kısa bir yürüyüş yaptık. Skaftafellsjökull Buzulu dillerinden bir tanesine ve buzul gölüne kadar yürüyüş yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1419-001.JPG

Bugün gezimiz ağırlıklı olarak buzullar üzerinde gerçekleşiyor. Skaftafell Buzulundan sonra, Jökulsárlón denen bir lagüne gittik İzlanda’nın bir dizi buzul gölünün en büyük ve en ünlüsü olan bu göl, Vatnajökull’un güney kenarında, Skaftafell Milli Parkı ve Höfn arasında bulunuyor. Bu lagünü Breiòamerkurjökull Buzulu besliyor ve 14,8 km²’lik bir alanı kaplıyor.

IMG_1424.JPG

Su üzerinde gezinen ve yükseklikleri 15 metreye ulaşan buz dağları, Jökulsárlón’un karakteristik özelliği. Breiðamerkurjökull Buzulu maalesef, hızla eriyor. 1890-1998 yılları arasında toplam erime alanı 3,8 km’yi bulmuş. Jökülsar Nehri üzerine 1967 yılında 108 metre uzunluğunda bir asma köprü inşa edilmiş. Biz bu köprüyü geçerek lagüne geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bugün bu lagünde yaklaşık olarak 45 dakika sürecek olan bir tekne turu yapacağız. Bu iş için hem karada ve hem de suda gidebilen LARC denen eskinin amfibik araçları kullanılıyor.

IMG_1412.JPG

Bu gezi içinde önceden rezervasyonumuz vardı ve sıra beklemeden bindik. Araçların iki yan tarafına sıralanmadan önce bizlere verilen can yeleklerini giydik. Sonra da karada hareketlenip, lagüne girdik. Burada bir rehber bize bilgiler verdi.Gölün en derin yeri 190 metreyi buluyor. Göl üzerinde buzul dilinden çözülen buzdağları yüzüyor.  Buzuldan kopan ve su üstünde duran parçalar aslında buzulun sadece görünen 1/10’luk bölümü. Buzulları renkleri duruma ve ışığa göre değişiyor. Buzdaki mavi renk, çeşitli kristaller ve onların yansımasından kaynaklanırken, siyah renk volkanik küllerden ileri geliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada foklar ve zaman zaman lagüne giren ringa balığı gibi sürüler nedeni ile etrafta bolca deniz kuşları var. Ben bu gezide bir fok gördüm. Aslında motor gürültüsünden kaçıyorlarmış. Gezi sonrası sahilden fotoğraf çekebilmek için serbest zaman verdik. Işık da, güneş çıkınca, tam istediğim durumda. Kıyıda ve suda bolca bulunan deniz kuşlarını, yaban ördeklerini ve köprüyü fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar sahilin köprüye uzaklığı 500 metre iken, 1998’de bu uzaklık nehrin taşıdığı alüvyonlar nedeni ile azalmış ve 350 metreye inmiş. Nehrin getirdiği alüvyonlarla hem köprü ve hem de otoyol tehlike altında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alandan ayrılmak hiç içimizden gelmedi. Allahtan İzlanda’da mevsim itibarı ile hava gece saat 23:30’a kadar kararmıyor. Aydınlanma da neredeyse 03:00’den itibaren oluyor. Geç kalacağız, göremeyeceğiz  diye pek sıkıntı yaşamadık. Şoförümüz ve rehberimiz Arnie’de zamanı uzatma konusunda pek sıkıntı yaratmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gecelemeyi Guesthouse Skálafell adlı bir yerde yaptık. Burası aslında bir çiftlik. Toplam 6 odası var. Yemekte bir çorba içeceğiz ama o zamana kadar çok güzel gözüken çevreyi gezelim istedik. “Şurası da güzelmiş, burası da güzelmiş! Acaba ileri de ne varmış? “derken, bir güzel trekking yaptık. Çevre muhteşem. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dönüşümüzde hazırlanan çorbamızı içtik ve kısa bir muhabbetten sonra odalarımıza çekildik.

Yarın Doğu Fiyortlarına gezimiz başlıyor.

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

07.08.2016 Saat 16:07

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaynaklar;

https://guidetoiceland.is/connect-with-locals/jorunnsg/dyrholaey–the-arch-with-the-hole
http://www.planiceland.com/skeidara/
http://www.lonelyplanet.com/iceland/
http://www.klaustur.is/Ferdathjonusta/English/Interesting_places/Vatnajokull_National_Park
https://en.wikipedia.org/wiki/Skaftafell
https://en.wikipedia.org/wiki/V%C3%ADk_%C3%AD_M%C3%BDrdal
http://www.klaustur.is/Ferdathjonusta/English/Interesting_places/Systrastapi_og_Systrafoss
http://icelandmag.visir.is/article/wonderworld-eldhraun-lava-field
https://www.youtube.com/watch?v=uH23XSqulp8  (video)
http://www.vatnajokulsthjodgardur.is/english
https://en.wikipedia.org/wiki/Puffin
http://www.icelandicroots.com/tag/skafta-fires/
http://bigthink.com/eruptions/vatnajokull-and-the-volcanoes-under-the-glacier-in-iceland
http://www.world-of-waterfalls.com/iceland-travel-blog-jokuls-and-sandurs.html
https://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%B6kuls%C3%A1rl%C3%B3n

Ateşin ve Buzun Yurdu İzlanda: Altın Üçgen

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bugün İzlanda gezimizin en önemli günlerinden bir tanesi olacak. İzlanda’ya gelen turistlerin vazgeçemediği bir aktivite olan Altın Çember (Golden Circle) içinde yer alan gezi alanlarını ziyaret edeceğiz. 

adsız 1

Güney İzlanda’da Altın Çember turu (The Golden Circle), Reykjavík’den başlayıp, İzlanda’nın ortalarına doğru giden ve Reykjavík’e geri dönerek biten yaklaşık 300 km’lik bir rota. Þingvellir Ulusal ParkıGullfoss Şelaleleri, Geysir ve Strokkur Gayzerlerini içinde barındıran jeotermal olarak aktif olan Haukadalur Vadisi bu yolun önemli durakları. Bu yol üzerinde bulunan Kerið Volkan Krateri, Hveragerði Greenhouse KöyüSkálholt Kilisesi ve jeotermal santraller diğer duraklar. Biz gezimizde tüm İzlanda sahillerini içine alan büyük bir daire yapacağımız için Reykjavík’e geri dönmeyip, güney sahili boyunca devam ederek Skógarfoss’da konaklama yapacağız. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir gece öncesinden deliksiz bir uyku çekince sabah erkenden kalktık. Hareket saatimiz 09:00. Bu nedenle kahvaltı öncesinde, dün gece yapamadığımız Reykjavik Şehir Merkezini tanıma turumuzu, kısacık da olsa, yapmak istiyoruz. Hanımla sabah erken saatlerde bu amaçla yollara düştük. Reykjavik benim ziyaret ettiğim ülke başkentleri içinde en kolay gezileni oldu. Zaten küçücük bir şehir. Şehri, müzeydi, konserdi demezseniz, sindire sindire 3-4 saatte gezersiniz. Bir saatlik yürüyüş bize şehir hakkında bir fikir verdi. Otelden grup olarak ayrıldıktan sonra soförümüz Arnie, şehri bir de araçla kısaca gezdirdi. Bu da işin bonusu oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reykjavik’den çıktıktan sonra görmeyi umduğumuz İzlanda manzaraları eşliğinde seyahate başladık. Yol boyu dağlar, doğaya serbestçe bırakılmış koyunlar ve atlar, ağaçtan fakir ama yeşili bol toprak, şimdi masum gözüken patlamış volkanlar, onların kraterleri, lav tarlaları ve bir ayıbı örtermiş gibi lav kayalarını örten yeşil yosun araç penceresinden gözlediğimiz İzlanda manzaralarıydı.

IMG_0203

Yaklaşık 40 km gittikten sonra ilk molayı Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu ve bu alanı tepeden gören bir noktada verdik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İzlanda’nın, volkanik yapısı ve Atlantik Ortası Sırtı üstünde bulunması gibi jeolojik özelliklerinin getirdiği bir avantaj, jeotermal enerji kaynakları bakımından zenginlik. İzlanda’da bulunan 5 büyük jeotermal güç istasyonu (Nasjevellir Jeotermal Güç İstasyonu bunlar arasında 2. büyüklükte olanı), İzlanda’nın elektrik ihtiyacının %26.2’sini (kalan %73.8’lik kısım da hidroelektrik santrallerden karşılanıyor) karşılıyor. Fosil yakıt tüketimi sadece %0.1’ler düzeyinde. Buradan çıkan sıcak su pompalarla Reykjavik ve çevresine iletiliyor. Borulara 86 C olarak giren sıcak su, şehir merkezine 83 C olarak ulaşıyormuş.

Bu arada Icelandic Mosses (İzlanda Yosunu) denen ve lav kayaları üzerinde yürümenin ilginç deneyimini ilk kez burada tattık. Bu aslında bir yosun değil, liken.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra araçla Þingvallavatn (Thingvallavatn) Gölü‘nü dolaştık. Bu göl 84 km²’lik alanı ile İzlanda’nın en büyük doğal gölü. En derin yeri 114 metrede ve bir yarık vadisi gölü. Gölün kuzey kıyıları Þingvellir Ulusal Parkı kıyılarını oluşturuyor.

Sonunda günümüzün masterpiece parçası olan Þingvellir (Thingvellir) Ulusal Parkı‘na geldik. Bu park tarihi, kültürel, jeolojik önemleri nedeni ile 2004 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor. Zaten İzlanda’nın UNESCO listesi içinde sadece 2 yeri var. Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik plakalarını birbirinden ayıran Kuzey Atlantik Sırtının bir bölümü bu parktan geçiyor. İzlanda’ya ilk yerleşenler olan Ingólfur Arnarson ve beraberindekiler önceleri bu civarı mesken tutmuşlar. Daha sonra diğer Kelt ülke insanlarının İzlanda’ya göçleri artınca aralarında çıkan sorunları çözebilmek amacı bir parlemento kurulmuş. 930 yılında kurulan ve Alþing (Althing) adı verilen bu oluşum dünyanın ilk parlementosu olma özelliğini taşıyor. 1798 yılına kadar da işlevini sürdürmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Þingvellir Ulusal Parkı gezisine  Hakið adlı bir yerdeki ziyaretci merkezinden başlıyorsunuz. Araçlar da buraya park ediyor.  Ulusal Park 1 Nisan-1 Kasım tarihleri arasında  09:00-18:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Önce bu alandan aşağımızda uzanan güzelliği fotoğrafladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası iki kıtanın birbirinden ayrıldığı yer.  Þingvellir Ulusal Parkı içinden geçen Atlantik Ortası Sırtının oluşturduğu ve Amerika Kıtasının doğu sınırını gösteren Almannagjá Kanyonu 11 km uzunluğunda, sanki insan eli ile yapılmış kale duvarı gibi uzanıyor. Bunun karşılığı olan Avrasya Kıtasının batı sınırını ise 7.7 km uzunluğundaki Hrafnagja Kanyonu oluşturuyor. Etrafta, iki kıtanın ayrılmasının delili olan başka yarıklar da mevcut. Biz yarıkların en meşhuru olan Almannagjá Kanyonunda kısa bir yürüyüş yaptık. Burada yürürken, iki kıtanın birbirinden her yıl 7 mm (3 mm yazan da, 2,5 cm yazan da var) uzaklaştığı bir yolda yürüdüğünüz hissi insanı çok etkiliyor.

P7240503.JPG

Bu yürüyüşten sonra sağa dönüp, bir köprüden geçtik ve diğer kanyona, Flosagja Kanyonuna yöneldik. Burada çeşitli uzunluklarda ve içi berrak su ile dolu yarıklar görüyorsunuz. Su o kadar berrak ki dipte ziyaretçilerin attıkları bozuk paralar parıldıyor.,

IMG_0277.JPG

Lögberg veya Kanun Kayası eski Alþing’in toplantılarından konuşmaların yapıldığı kaya olarak biliniyor. 1000 yıldır deprem ve volkanik aktivitelerle değişen coğrafya nedeni ile yeri tam olarak bilinmiyor. Yine de bir bölgeye İzlanda bayrağı asılmış ve sembolik olarak burası Lögberg Kayası kabul ediliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüş rotaları çok güzel işaretlenmiş. Bu parkta eski Başkanlık Yazlık Sarayı ve bir de eski Parish Kilisesi var. Bu kilisenin tarihi 1000’li yıllara kadar gidiyor. İzlandalılar Hristiyanlığı kabul ettiklerinde o zaman ki Norveç Kralı bu kilisenin tahtalarını ve çanını hediye olarak İzlanda’ya yollamış. Tabii ki bugünkü hali 1798 yılından kalma.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Size daha iyi fikir verebilmesi amacıyla Þingvellir Ulusal Parkında çektiğim küçük bir video linkini de aşağıda verdim. Linke giderek izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/zzEJbmm82jY

Þingvellir Ulusal Parkı gezisinden sonra Gullfoss Şelalesi‘ne doğru yola çıktık. Gullfoss Şelalesi, Hvítá Nehri’nin oluşturduğu muhteşem bir şelale. Kelime anlamı altın şelale. Şelalenin gücünü hissetmeniz için aşağıdaki linke kendi çektiğim videoyu yükledim.

https://youtu.be/1VNtalUaBZQ

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelale iki basamakta, 2,5 km uzunluğa ulaşan ve 33 metre derinlikteki kanyona düşüyor Birinci düşüşü 11 metre ve ikinci düşüşü ise 21 metreden yapıyor. Suyun gücü müthiş. Ortalama akan su, saniyede 140 m³.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar bu şelaleye bir santral kurulması için, sahipleri şelaleyi satmışlar. Ama alanlar bu projeyi gerçekleştirememişler. Söylence o ki şelaleyi satan şahsın kızı olan Sigríður Tómasdóttir, intihar edeceği tehdidi ile santrali engellemiş. Şelaleye ulaşan yolda bu doğasever kadının bir büstü var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gullfoss Şelalesinden sonra bir başka gezi yeri olan Geysir’e doğru yola çıktık.

IMG_0524

Gayzer kelimesine ilk defa 14. yüzyılda İzlanda kaynaklarında rastlanmış. İzlanda’nın Haukadalur Bölgesinde insanlar, gördükleri sıcak su fışkırmasını eski Norveçce “fışkırma” anlamındaki “geysa” kelimesi ile adlandırmışlar. Bu kelime de zamanla “geysir” olmuş ve İngilizceye “geyser” olarak geçmiş. Yani kesintili bir biçimde sıcak su ya da sıcak buhar fışkırtan, kükürt yayan kaynarcaların isim babası da İzlanda. İzlanda, gayzerlerin bolca bulunduğu bir ülke.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gayzerlerin oluşma mekanizması için, anlayabildiğim kadarı ile, şunları söyleyebilirim. Öncelikle magmaya dokunması ya da magmanın çok yakınından geçmesi sonucunda yeraltı sularının ısınması gerekiyor. Gayzerler yeraltı suyunun içinde toplandığı düşey doğrultuda doğal kuyular.  Fizik kuralına göre basınç arttıkça suyun kaynaması için daha yüksek bir sıcaklığa ihtiyaç var. Bu nedenle kuyunun derinlerinde yer alan sular, daha büyük bir basınç altında olduklarından daha geç, yüzeye yakın yerlerde bulunan sular ise daha çabuk kaynıyorlar. Sonuçta en üst bölümdeki su önce kaynayıp ve oluşan buhar basıncı nedeniyle kuyunun ağzına yükseliyor ve hatta dışarı çıkıyor. Bu durum altta yer alan bölmeler içindeki suların üzerindeki basıncı birden azaltıyor. Böylece zaten normal kaynama noktasının üzerinde bir sıcaklığa sahip olan, fakat basınç altında oldukları için kaynayamayan bu sular aniden ve hızla kaynamaya başlıyor ve kısa sürede oluşan büyük bir buhar basıncı ile su ve buhar sütunu halinde kuyunun ağzından dışarı fışkırıyor. Patlama sonrası soğuk yeraltı suyu tekrar rezervuara sızıyor ve döngü yeniden başlıyor. 

IMG_0639.JPG

Alana geldiğimizde her taraftan dumanlar yükseliyordu. Bazılarından sadece fokurdayan sular, bazılarından ise bolca duman çıkan irili ufaklı kuyular vardı. Alana girdiğimizde çok sayıda insanın toplandığı bir kuyuya yöneldik. Burası Strokkur adı verilen gayzer. Burada her 8-10 dakikada bir patlama oluyor. Patlama dediğim, kuyudan yukarıya su fışkırması. Aynı alanda bulunan Geysir ise daha sakin. Geysir özellikle deprem sonrası faaliyetini çok arttırıyormuş. Strokkur ise depremlerle Geysir kadar yoğun bir bağlantıya sahip değil. Yani su fışkırtıp duruyor. Strokkur, sanki alanın gösteri gayzeri durumunda. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ziyaretciler patlama için kuyu başında sabırla bekliyor. Fotoğraf makineleri olayı kaydetmek için hazır, eller deklanjörlerde! Sonrasında o ürkütücü ama bir o kadar da heyecan verici patlama sesi ve bir su sütunu yükselmesi oluyor. Bazen rüzgar azizlik edip size doğru eserse ıslanabiliyorsunuz. O kadar dakika derin bir sessizlik içinde bekleyen insanların bağırışları ve kaçmaya çalışmaları ise komik duruyor. Ben 4 defa patlamaya denk geldim ve fotoğrafladım. Bugünün fotoğraf bakımından en verimli kısmı bu alan oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aşağıdaki linkte seri halde çektiğim gayzer patlamalarından yaptığım kolaj ve küçük bir patlamanın da videosu var. Şahit olduğum bu görsel şöleni izlemenizi tavsiye ederim.

https://youtu.be/Mdfa7UCyxIg

Yolumuzdan biraz sapmamıza neden olacak olan  Kerið Krater Gölü’ne gidemedik. Bundan 3000 yıl önce içeriye doğru göçen bir volkanik kratere su dolmasıyla oluşmuş ve harikulade güzel fotoğraflarını gördüğüm krateri görememek gezinin bir eksiğiydi bence. Sizler mümkünse şartları zorlayın derim.

Hveragerði Kasabası‘ndan geçtik. Hveragerði,  Reykjavik’in 45 km kadar doğusunda bulunan küçük bir şehir. Şehir volkanik sıcak sularla ısıtılan seraları ile meşhur.

P7240682.JPG

Sonrasında ise Seljalandsfoss Şelalesine ulaştık. Bu arada yağmur, hiç de olmasını istemediğim şekilde, burayı gezerken şiddetini arttırdı. Seljalandsfoss Şelalesi İzlanda’nın doğa harikaları arasında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eyjafjallajokull Volkan buzulundan kaynağını alan Seljalands Nehrinin 60 metreden düşmesi ile oluşuyor. Bu şelalelenin arkasındaki küçük mağaraya kadar yürünüyor ve biz de yürüdük. Ama güneşli zamanda buradan alınabilecek olan nefis fotoğrafları çekemedik tabii ki. İzlanda’da gezdiğimiz tüm ziyaret yerlerinde ziyaretcileri çok güzel yönlendiren ve bilgilendiren tabelalar yanında, ziyaretcilerin emniyetle takip edecekleri tahta veya demirden patika yollar yaptıklarını gözlemledim. Burada da şelalenin sağ tarafından başlayan ve arkadaki mağaraya devam edip, sol tarafından inen bir ziyaret yolu vardı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günümüzün son ziyaret yeri ise Skógafoss Şelalesi oldu. Konaklama da Skógafoss Şelalesi’nin yanındaki bir tesiste olacak. Burayı daha fazla gezme şansımız olacak.

P7240702.JPG

Skógafoss Şelalesi 25 metre genişlikte ve 60 metreden düşen bir şelale. Skógá Nehri sularının düştüğü bir yer. Güneşli günlerde çift gök kuşağı ile meşhur. Burası bir efsaneye konu olmuş. Buna göre buraya ilk  yerleşen Vikinglilerden birisi bu şelale arkasındaki mağaraya bir hazine saklamış. Uzun zaman sonra bu hazine sandığı bulunmuş ama sadece sandığı tutarken kavradıkları yandaki halkasını alabilmişler ve sandık tekrar kaybolmuş. Bu halka kiliseye kapı zili olarak konmş. Şimdi bu halka müzede. Bu şelale filmlere de sahne olmuş ve burada iki tane film seti kurulmuş. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şelalenin yanına gittiğinizde su buharından ıslanmamak imkansız. Hazırlıklı olun. Benim size burası ile ilgili bir tavsiyem olacak; Bu şelalenin sağ yanından şelaleyi tepeden gören bir seyir noktasına giden merdivenlerin olduğu yokuş göreceksiniz. Size zor gelmesin! Bu merdivenleri tırmanın ve o tepeye çıkın. Esas çıkma nedeniniz şelaleyi tepeden görmek olmasın. Burada bir başka 3 basamaklı merdiveni geçip Skógá  Nekri boyunca devam eden bir yürüyüş yolundan (trekking yolu) yürümenizi tavsiye ederim. Burası muhteşem güzellikte yürüyüş yolu. Manzaralara doyamayacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemeğini kaldığımız tesisin restoranında yedik. Terasta biralarımızı içerken günün muhasebesini yaptık. İzlanda’da tesisler içlerinde ve çoğu zaman odalarda çay-kahve makinleri bulunduruyor. Uzaktan gelen şelalenin uğultusunu dinleyerek bir güzel uyku çektik. İzlanda’daki ilk gün gezimiz müthişdi doğrusu. İyi bir başlangıç yaptık. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezekalın ve aydınlık kalın..

Dr Ümit Kuru

04.08.2016 Saat 11:00

Kaynaklar:

https://thekitchencrashers.com/2012/11/21/izlanda-2-blue-lagoon-ve-golden-circle-mavi-lagun-ve-altin cember/http://www.bekransarsilmaz.com/5/altin-cember
http://www.visiticeland.com/plan-your-trip/travel-search/details/thingvellir-national-park?type=place
https://en.wikipedia.org/wiki/Golden_Circle_(Iceland)
https://en.wikipedia.org/wiki/Geothermal_power_in_Iceland
https://en.wikipedia.org/wiki/Iceland_moss
http://www.thingvellir.is/english.aspx
https://notendur.hi.is/oi/geology_of_thingvellir.htm
http://wikitravel.org/en/%C3%9Eingvellir_National_Park
https://en.wikipedia.org/wiki/Geysir
https://visnekiraz.com/tag/gullfoss/
https://en.wikipedia.org/wiki/Sk%C3%B3gafoss
https://banununyollari.blogspot.com.tr/2013/08/izlandada-uzun-bir-yolculuk-selfoss.html
Dr Lakme Toktaş: İzlanda Gezi Notları