• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.775 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Jaipur

SONY DSC

SONY DSCSabah sadece bize ait olan otelde uyandık. Çok güzel ve bol çeşitli kahvaltımızı yaptık. Bu otelde şımartıldığımız kadar hiçbir yerde şımartılmadık doğrusu. Güzel bir bahşişi hak ettiler. Daha sonra arabamıza atladık ve Jaipur’a doğru dönüşe geçtik. Jaipur yolu üzerinde Dunlod isimli köye uğrayıp Dunlod Kalesini gezdik. Bu kale de otele dönüştürülen yerlerden. Küçük bir kale ancak Divan-ı Has bölümü göz alıcı ve mazgallardan yeni hareketlenen köyü izlemek, sabah sabah güzel geldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim hızlı şoför sayesinde Jaipur’a beklenenden erken bile döndük sayılır. Önce otelimize yerleştik ve kısa bir moladan sonra Rajastan Eyaletinin başkenti Jaipur’u gezmeye başladık. Jaipur 4 milyonluk bir şehir. Bu şehrin lakabı ise “Pembe Şehir”. Eski şehirdeki binaların pembeye boyanmasını nedeni, 1853 yılında şehri ziyaret eden Prens Albert’a dayanıyor. Prens Albert’a hoş geldin karşılaması amacı ile şehirdeki evler pembeye boyanmış ve sonra bu renk şehre yapışmış, kalmış. Şehrin kurucusu Mihrace Sawai 2. Jai Singh, 1728 yılında şehri Bengalli  ünlü Guru ve bizzat kendisi planlayarak kuruyor.

SONY DSC

SONY DSCŞehir Sarayı daha sonra göreceklerimizden daha güzel değil. Sizi girişte ince bir işçilikle yapılmış bir bina karşılıyor. Hemen sağınızda ise çeşitli koleksiyonların (elbise, silah, mobilya) yer aldığı sergi salonları var. Bu Saray da hala Mihracenin soyundan insanlara ait. Sarayın bir kısmında hala oturuyorlar. Burada da bir tezat var; Mihraceler buralarda hala varlar, sadece orduları yok, mallarının çoğu hala onların. Sarayın iç kısmında büyükçe bir avlu var. Burada dikkate değer iki tane büyük küp görüyorsunuz. Bunlar bir tarihte İngiltere’yi ziyaret eden Mihracenin yanında Ganj sularını götürmek için kullandığı küpler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCŞehir Sarayı gezisinden sonra yakında bulunan Jantar Mantar adlı  gözlemevini gezdik. Bu gözlemevi de Sawai 2. Jai Singh tarafından yapılmış. Bunun gibi 4 tane daha gözlem evi daha var ancak ülkedeki en büyük ve en çok aletin içinde bulunduğu gözlemevi Jaipur’da olanı. Burada yıldızların, güneşin ve ayın hareketlerine göre yerel zaman, burçlar ve mevsimler hakkında tahliller yapılabiliyormuş. Aslında hala da yapılabiliyor. Bizim kolumuzdaki saat ile oranın devasa saati aynı zamanı gösterdiler. Delhi’deki gözlemevini boşverin ama Jaipur’daki gözlemevini ziyaret etmeden buradan gitmeyin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gezilerden sonra, her zaman ki gibi, rehber bizi  turistik bir alışveriş yerine götürmeye çalıştı. Yalnız bu sefer götürmek istediği yere bizde gitmek istiyoruz. Kızlar geldikleri günden beri iki olaya sabitlendiler; bir tanesi Varanasi’den Sari (Yerel Hint giysisi) almak, diğeri ise Jaipur’dan değerli veya yarı değerli taş almak. Benim ayaklar pek gitmiyor ama rehberin eli bu sefer güçlü. Yalnız itiraf etmeliyim ki burası kalite bir yer ve eğer Jaipur’dan mücevher alma niyetiniz varsa, Türkiye’den fiyat araştırıp öyle gitmenizde fayda var. Kesinlikle pazarlık yapın (rehberlerin götürdüğü bu tip kalite yerlerde daha baştan “bizde pazarlık yok” filan deseler de pek kanmayın, pazarlık yapın. İsteyenin yüzü kara…). Dükkanın ismi Silver&Art Palace. Benim bu dükkan da tahtadan oyma yapılmış filler dikkatimi çekti ama 400 USD den başlayınca, pazarlık etmeninde bir anlamı yoktu. Burada tahta işlere hiç bakmayın, Orcha denen yerden daha ucuza alabiliyorsunuz. Mücevher bakımından da burayı pahalı bulup, başka bir yere gittik ama arada çok kalite farkı vardı, bu mücevherat özürlü halimle ben bile farkı anladım.

SONY DSC

SONY DSCSonrasında otelimize döndük. Ancak akşama da aktivite var; Chokhi Dhani denen yerde akşam yemeği yiyeceğiz. Burası Jaipur merkezin,n biraz dışında bir yer ve Rajastan Folklorik gösterileri, kukla ve yılan oynatıcıları, erkek dansçıları ile bir tür konaklamalı turistik tesis. Biz İstanbul’dan tur aracılığı ile adam başı 20 USD vererek ayarlama yaptık. Kendimiz oradan gitseymişiz 650 Rupee ye iş bitecekmiş. Bu fiyata yemek dahil. Ama kendimizin de şehir dışında olan bu yere gitmesi pek kolay değildi. Onun için helal ettim. Dans gösterilerinin, Jodhpur’da izlediğimiz gösteriden bir üstünlüğü yoktu ve hatta oradaki daha da güzeldi. Ancak burada yediğimiz yemek Rajastan yemeklerinin en iyi örneklerinin bir sunumuydu. İçeride anne, baba ve çocuktan oluşan bir gruptan yerel şarkılar dinledik. Güzel bir gün sonu oldu. Bugün de dört dörtlük geçti Daha ne isteriz?

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gözden geçirilmiş yeni yayın tarihi 04.01.2015 Saat 01:52

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Mandawa / Shekhawati Bölgesi

SONY DSC

Sabah erkenden kalkıp Jaipur’a giden uçağımıza yetişmek üzere otelden ayrıldık. Udaipur-Jaipur arası 406 km ve uçakla 45 dakika sürüyor. Jaipur’a iner inmez bizi havaalanında yeni bir rehber ve yeni bir şöfor karşıladı. Bu önemli şehirde, bugün hiç kalmayacağız ve Mandawa Şehrine doğru 195 km’lik bir araba yolculuğumuz olacak. Arabaya bindik ve yolculuk başladı ancak bu şoför durmadan kornaya basıyor. Arabaları bir sağdan, bir soldan geçmeye çalışıyoruz. Bu ülkede karayolu ile seyahat ederken bildiğiniz tüm trafik kurallarını unutun! Korna sesleri ve trafikte kelle koltuk seyahat etme durumu bir süre rahatsız etti ama daha sonra hissizleştik. İstanbul trafiğine ve şoförlerine sakın laf etmeyin! Gidin bir de Hindistan’dakileri görün! Hele Hindistan periferine doğru gittikçe durum daha çekilmez oluyor. Geçtiğimiz yolların çoğu paralı ama neden ve hangi hizmet için para aldıklarını anlamadım. Bir adam gişede para alıyor, 10 mt ötede bulunan diğeri bir ipi gevşetip direği yukarı kaldırıyor ve aracınız geçiyor. Sonuç olarak eğer bu ülkede araba kiralayıp seyahat etmeyi düşünüyorsanız bu plandan vazgeçin derim. En iyisi şoförü ile araç kiralayın.

Gitmeyi hedeflediğimiz bölge olan Shekhawati, Rajastan’ın kuzeyinde yarı çöl bir bölge. Adını bir hükümdardan (Rao Shekha) almış ve bu hükümdarın bahçesi anlamında bir kelime. Bu bölgeye her bir duvarı kalem işi boyamaları ile meşhur konakları (Haveli) yüzünden geldik. Bu konaklar o kadar çoklar ki, burası için açık hava müzesi deniyor. Bu konaklar 18-20. Yüzyıllar arasında yapılmışlar. İpek yolu üzerinde bulunan bu yerde, İngilizlerle ticaret yapan zenginleşmiş Hintlilerin süslü konakları var. Bu konakların duvarlarında Hindu dininden konuların resmedilmesinden, İngiliz hayranlığını gösteren çizimlere, erotik figürlere kadar her şeyi bulabilirsiniz. Sadece burası için en az iki gün lazım ancak biz en iyi örnekleri görmeye çalışacağız. Zaman kısıtlı, buraya gelmek için Jaipur’dan bir gün feda ettik. Ama hiç pişman olmadım, burayı görmeden olmazdı.

Jaipur’dan Mandawa’ya yolculuk 4 saat kadar sürüyor, araba kullanmalarına ve korna sesine alıştığınız zaman yol zevkli bile geliyor. Yeni rehberi anlamak çok zor, kötü bir aksanla konuşuyor, ama durmadan konuşuyor.

SONY DSC

SONY DSCAslında programda yoktu ancak yolumuzun üzerinde olunca Nawalgarh denen bir köye girmelerini rica ettim. Burada sanki zaman durmuş, tam bir orta çağ manzarası var. Yolları daracık, iki arabanın yan yana geçemediği yerleri var. Hodh Raj Patodia Haveli ,Hem Raj Kulwal Haveli, Muraraka Haveli ,Anandilal Poddar Haveli, ,Bhagton ki Choti Haveli ,Parusrampuria Haveli ,Chhauchharia Haveli , Aath Haveli ,Hira Lal Sarowgi Haveli, Geevrajka Haveli, ,Dharni Dhakra Haveli ve Morarka Haveli buraya gelmeden önce gezme listeme aldığım Haveliler. Ancak biz burada sadece iki tanesini gezdik, asıl hedef Mandawa olduğundan kısa gezdik. Morarka Haveli’nin duvarlarında Ramayana destanının çok iyi korunmuş resimleri vardı. Dış avlu herkeze açık olan bir avluyken, iç avlu sadece evin hanımlarının kullandığı ve gündelik hayatın geçtiği yer. Hemen tüm konaklarda aynı tarz var. Çoğu Haveli zamana yenilmiş ve kapalı halde. Ancak dışarıdan bakılınca, zamanında ne kadar ihtişamlı oldukları hala belli. En uzun gezdiğimiz Morarka Haveli’ye giriş ücretli ve bu ailenin bu civarda bunun gibi 4 tane daha köşkü varmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nawalgarh’dan sonra Mandawa’daki otelimize geldik. Buradaki otelimizin ismi Hotel Udaivilas. Bizi neredeyse otelin tüm çalışanları karşıladı diyebilirim. Meğerse o gün otelin ilk müşterileri bizmişiz. Otelin kendisi çok güzel ve odaları çok geniş. Bahçede çeşit çeşit kuşlar, insandan korkmadan salına salına geziyorlar. Personeli çok güler yüzlü (belki de tek müşterileri olduğumuzdan) ve yardımseverlerdi. Burada, Hindistan’daki en güzel kahvaltımızı yaptık diyebilirim. Otele eşyalarımızı hemen bırakıp, Mandawa’nın Havelilerini gezmek üzere yola düştük. On dakika sonra Mandawa’daydık.

IMG_0446

Burada önce Mandawa Kalesini gezdik. Orada bir görevli eşliğinde, şimdilerde otele dönüştürülen,  kaleyi gezdik. Kalenin en üst katından şehrin çok güzel manzarasını görüyorsunuz. Burası gerçekten tam bir açık hava müzesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0459

Burasını gezdikten sonra, bize oteli gezdiren görevli ve bizim rehber eşliğinde Mandawa’nın meşhur Havelilerini gezdik. Goenka Double Haveli, Gulab Rai Ladia HaveliHanuman Prasad Goenka Haveli, Jhunjhunwala Haveli, Binsidhar Newatia Haveli, Murmuria Haveli, Mohan Lal Saraf Haveli, Chokhani Double Haveli, Lakshminarayan Ladia Haveli gibi İstanbul’da iken gezmeyi düşündüğüm Havelilerin hemen hepsini gezdik. Her biri için en az 1 saat gerekirdi ama kısa güne ancak bu kadar olurdu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

SONY DSCHava artık iyice kararınca otelimize döndük. O akşam bizim için kukla gösterisi düzenlemişlerdi, onu seyrettik. Kuklacı adam önce sağ tarafta 1 mt, solda 1 mt uzunluktaki bıyıklarını bize gösterdi. Yarım saatlik kısa bir gösteri ardından otelde yemek yedik. Yemek gerçekten güzeldi. Yemek deyince burada bir parantez açabiliriz. Eğer kim ki Hint yemeklerine laf söylerse bence haksızlık eder. Biz yemeklerini çok beğendik. Hijyenle ilgili altın kurallara uyacaksınız, o kadar (dışarıdan ve açıktan bir şey yememek, salata ve pişmemiş sebze yememek, açık su içmemek gibi). Hindistan’ın kuzey bölgelerinde kırmızı et yemedik (inek kutsal kabul edildiğinden kesilmiyor. Gelen et muhtemelen keçi eti oluyor. Koyun eti pahalı onun için, ne yedim acaba demektense bu bölgede kırmızı et yememek en iyisi),  balık  yemedik. Bunun dışında baharatlı, sebze yemekleri ve tavuk yemeklerini zevkle yiyebilirsiniz. Taze yeşillikten uzak durduk. Roti dedikleri ekmekleri yemeye doyamadık. Bizim bildiğimiz anlamda ekmekleri yok ama Chapati (lavaş ekmek), Naan Butter  (yağlı pide diyebiliriz) en sevdiğimiz roti çeşitleri.  Dhal, mercimek ve farklı bakliyatların öğütülmüş, kırılmış parçalarından yapılan yemeklere deniyor, hiç yabancılık çekmeden yiyebilirsiniz. Thali dedikleri ise çok sayıda yemekten azar azar yiyebileceğiniz ve tepsi içinde getirilen bir çeşit karışık yemek. Pilavlara yağ katmıyorlar galiba, tatsız tutsuzdu (aslında Basmati pirinci meşhur). Tavukları, Masala dedikleri bir sosla çok (Chicken Masala) nefis oluyor. Sütlü tatlılar ve dondurmalar güzel, Malpua ve Gulab Jamun (bir lokma tatlısı) adlı tatlılarını beğendik. Lassi bizim bildiğimiz ayran, tatlı veya tuzlu isteyebilirsiniz. Ben tatlı olanı beğendim.

Karayolu biraz yordu ama günün sonunda muhasebeyi yaptığımız da yine çok özel ve güzel yerleri gördük, insanları ve kültürlerini tanıdık. Bu yorgunluk, aldığımızın yanında bedava sayılır.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gözden geçirilmiş yeni basım 02.01.2015 Saat 22:39

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Eklingji ve Nagda Tapınakları- Udaipur Sarayı

SONY DSC      

Sabahleyin erkenden uyandık. Yatak rahatsız olmasına rağmen dünün yorgunluğu ile iyi uyumuşum. Balkona çıktığım zaman otelin yerinin ne kadar iyi olduğunu ve iyi  bir tercih yaptığımı anladım; Helal olsun bana! Otel hemen gölün dibinde, hani balkondan oltayı sallasan balık tutabilirsin. Sandalyeye oturdum, göl kenarında adını bilmediğim kuşlar sabah avlanmasına çıkmışlar, yavaş ama dikkatli hareketlerle av peşindeler. “Buradan bana fotoğraf çıkar” deyip, fotoğraf makinemi aldım. Karşı kıyıda bir “Ghat” var. Ghat dedikleri, tapınaklardan suyun içine kadar uzanan merdivenler. İnsanlar buradan suya giriyorlar veya çamaşırlarını yıkıyorlar. Karşı kıyıda insanlar su kenarına gelmeye başladılar. Bazıları çamaşırlarını yıkıyorlar, sonra da aynı suda kendileri yıkanıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCSabah ki  foto safari sonrasında kahvaltıya indik. Kahvaltı pek iyi değildi. Saat 09:00 civarında rehberimiz ve arabamız bizi otelden aldı Eklingji  ve Nagda Tapınaklarına doğru gezi var. Bu tapınaklardan Eklingji Udaipur’un 20 km kadar dışında ve Hindu tanrısı Şiva ya adanmış. Hindu inanışında tanrı ve tanrıçaların sayısını bilen yok. Kast sistemi nedeni ile tanrı sayısı fazla olmuş ama sonuçta her biri tek bir tanrının farklı yansımaları. Hinduizm yeryüzündeki en eski inanç sistemlerden birisi. Asya’da en çok takipçiye sahip olan din konumundadır. İlk yazılı kaynakları olan Vedalar MÖ 1000 yıllarında yazılmaya başlanmış. Hinduizm’de evrenin kendisi de dâhil olmak üzere her şeyin sürekli olarak yok olduğuna ve sonra yeniden doğduğuna inanılıyor. Bu dini sistemin üç ana temel uygulaması var: İbadet etmek ve adak adamak, ölüleri yakmak ve kast sistemine riayet etmek. Hinduizm çok tanrılı bir din gibi gözükse de, aslında Brahma, Vishnu ve Shiva, tek ve sonsuz mutlak güç olan Brahman’ın değişik özelliklerinin bir anlamda resmedilmesidir.  Brahma yaratıcı, Vişnu koruyucu ve Şiva yok edici tanrılar. Bu sabah ziyaret ettiğimiz tapınak Şiva’ya adanmış. Tarihi 8. Yüzyıla kadar gidiyor. Bu tapınağın içi ve dışında çok güzel oyma işçiliği var. Bu tapınağın dış duvarlarında da erotik oymalar var ancak daha sonra ziyaret edeceğimiz Kajuraho tapınaklarından daha güzel değiller. Bu tapınak duvarlarında bu erotik figürler ne arıyor diye merak ettik, kendilerince izah ettiler. Doğrusu cinsellik burada çok olağan ve asla ayıp değil. Kajuraho tapınaklarını anlatırken izah edeceğim. Nagda tapınağı buradan 1 km ötede ve daha küçük çok özelliği yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSC

SONY DSCDaha sonra tekrar Udaipur’a dönüp Şehir Sarayını gezdik. Udaipur gerçekten çok güzel bir şehir. Burada etrafınızı saran ve bıktırasıya ısrarcı satıcılar da bulunmuyor. Bunun önemini Hindistan’ın diğer şehirlerini gezerken anladık. Bu şehir tarihsel olarak istilacılara karşı son savaşçısına kadar karşı koyması ile de ünlü imiş. Afgan, Moğol, Tatar ve Türk istilalarının tamamına direnmişler ve İngilizlerin 1818’de hakimiyeti altına girene kadar da hep bağımsız kalmışlar. Bu nedenle tüm Rajastan’da bölgelerinin yöneticisi konumunda olan kral, bey ne derseniz deyin, yöneticilere Maharaca denirken, sadece Udaipur krallarına “ büyük Kral” anlamında Maharana  deniyormuş.

SONY DSC

SONY DSCŞehir Sarayı Pichola Gölü kıyısında gerçekten çok zarif ve zevkli bir saray. Burada resim koleksiyonu önemli. Ama en çok sevdiğimiz yer mozaikten tavus kuşu kabartmalarının olduğu yer ve binlerce aynanın bulunduğu kralın yatak odası. Ayrıca en yukardan tüm göl ayaklarımızın altında ve gölün ortasındaki saray (şimdilerde 5 yıldızlı otel) Lake Palace çok daha zarif gözüküyor. Udaipur’da insan eliyle yapılma 4 adet göl varmış. Aravilli Tepelerinin yamacında kurulu bu şehri çok sevdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonraki durak ise Sahelion Ki Bari adlı bahçeler. Bu bahçeler özellikle Maharana’nın haremi için yapılmış olan bahçeler. Ortadaki havuz çok güzel. Buradaki tüm sulama sistemi yerçekimi etkisi ile çalışıyormuş.

SONY DSC

Bugünkü gezi tamamlandı sayılır. Ama biz acıkmayı unuttuğumuzu fark ettik. Öğle yemeği akşam yemeği arası bir yemek için bir evvelsi gece gittiğimiz yere gitmeye çalıştık. Bir tuk tuk a lokantanın ismini söyledik, bildiğini söyledi ama klasik numarayı yuttuk. Bizi götüre götüre bir kafeteryaya götürdü. Açlıkla biraz sesi yükseltince de bizi iyi bir yere götüreceğini söyleyip bir lokantaya götürdü. Lokantadan içeri girince şok oldum, tam çıkacakken kızlar “içerisi Hintli dolu, iyi bir yer olabilir” deyince girdik içeri. Hiç ışık görmeyen Parkview diye (ismi ile tek alakası içeride bulunan duvarlara asılı park fotoğrafları) salaş bir yer. “Vardır bir hikmeti” deyip seçtiğimiz yemekleri söyledik. Bir gece önceki ödediğimiz fiyatın neredeyse yarısına ama daha lezzetli bir menü ile iyice kendimizi doyurduk. Bizim Tuk Tuk’cuyu yakalasam bu sefer teşekkür edeceğim. Lokantadan çıkışta bir Tuk Tuk kiralayıp şehrin merkezinde indik. Buradan oteli bulurum deyip, güvenli bulduğum bu şehirde dükkanları gezmeye karar verdik. Bu arada kızlar gözüne kına yapan bir dükkanı kestirmişler, daldık içeriye. Sırasıyla ikisi de kına yaptırdılar. Çok da güzel durdu. Sonrasında otele döndük. Keyfimiz yerinde, İstanbul havaalanından aldığımız Votkayı açıp, göle kenarındaki otelimizin balkonunda akşam ışıklandırılmış Saraya bakarak kadehleri tokuşturduk.
Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gözden geçirilmiş yeni yazım 31.12.2014 Saat 00:00

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Jodhpur-Udaipur

SONY DSC

Jodhpur Rajastan’ın ikinci büyük kenti ve 1000000 civarında nüfusu var. Gördüğümüz kentler içinde derli toplu olanlardan bir tanesi. Derli toplu derken bir parantez açmam lazım; Hindistan dünyanın 10. büyük ekonomisi ve Asya ülkeleri içinde de ekonomik büyüklükte 3. Sırada. 2020 yılına kadar dünyanın ticari ilişkilerinde daha da önemli bir yere geleceğine inanılıyor. 2008 Yılında ekonomik krize rağmen büyüme hızı %6.6 olmuş, ancak kişi başı gelir dağılımı 1600 USD civarında. Gezdiğimiz çoğu kentte çöp yığınları vardı ve bu çöp yığınlarında hem inek, öküz, domuz ve hem de insanlar bulunabiliyordu. Gezdiğim ülkeler içinde (haksızlık yapmayayım, belki de bizim gezdiğimiz bölgelerin özelliğidir) en çok fakir insanı gördüğüm yer diyebilirim. Bu saydıklarım sizi asla bu sürprizlerle dolu ülkeye seyahat etmekten caydırmasın, bu fakirlik ve kaos dolu ülkenin her bir köşesinde aniden bir güzellik karşınıza çıkabilir. Kaos dolu dedim ama bu kaos içinde de bir düzen var. Örneğin trafik ve araba kullanmaları bir facia.. Sağ ve sol şeritler, büyük şehirlerdeki ana arterler dışında sadece göstermelik olarak varlar. Herkes, her şeritten gidebiliyor ama kesinlikle bizden daha az kaza oluyordur. Çünkü dört gözle ve dört kulakla araba kullanıyorlar ve biliyorlar ki bu ülkenin adı Hindistan ve herkes sürpriz yapabilir, onun için pür dikkatler. Arabaların arkasında “lütfen kornaya basın” ikazları var. Korna sesi bize bir işkence oldu ama bu uyaran sayesinde uyanıklar diye düşünüyorum. Hijyene dikkat ettiğiniz (bol el yıkama ve el temizleme jeli kullanma, sokak kenarında yiyecek yememe vb) sürece sorun yok. Gece çoğu yerde belli saatten sonra dışarı çıkmamaya dikkat ettik, bunun dışında emniyetli bir ülke sayılır. Çoğu zaman nazik insanlar. İmkanı olan mutlaka sizin fotoğrafınızı çekmeye çalışıyor.

SONY DSC

IMG_0166Gezimizin bu ikinci gününde erken uyandık. Kahvaltı, Hindistan’da otellerde yaptığımız en doyurucu kahvaltılardandı. Daha sonra rehberimizle gelen aracımıza bavullarımızı da yerleştirip, Jodhpur’un 8 km dışındaki  Mandore denen yere doğru hareket ettik. Burası 6. Yüzyılda  Marwar denen bölgenin başkenti imiş ve 1381 yılında Rathore hanedanlığının eline evlilik yolu ile geçmiş. Buraya girer girmez hemen ellerinde çalgıları ile çocuklar çevremizi sardılar ve iç gıcıklayıcı parçalar çalmaya çalıştılar; her şey bahşiş için. Çocuklara bahşiş verme işi Hindistan’da yasa ile yasaklanmış durumda ama sadece kağıt üzerinde. Bahşiş verme işini yapacaksanız ziyaret ettiğiniz bir yere ilk girdiğinizde asla yapmayın, nereden çıktığı anlaşılmayan şekilde bir sürü insan çevrenizi sarıyor. Verecekseniz oradan ayrılırken yapın. İlk maymunlarımızı da burada gördük, çok rahatlar ve duvar üstünde sizi takip ediyorlar. IMG_0168

Burası çok güzel bir bahçe, zamanında Rajaların hanımları eğlensinler diye yapılmış. Rehberimiz bizi önce Hindistan mitolojisindeki kahramanların ve yerel kahramanların (örneğin bir tanesinin çok sayıda ineği Moğolların elinden kurtardığı için heykeli yapıldığı söylendi, önce güler gibi oldum ama inek onlar için kutsal, saygı göstermek lazım) kayalara oyulmuş heykellerinin bulunduğu yere götürdü ve tek tek anlattı. Daha sonra bir müddet hemen yandaki Hindu tapınağına ayin için gelmiş insanları seyrettik. Tabii ki onlarda bizi.. Daha sonra bahçe içinde bulunan ve ölmüş soyluların yakıldığı ve bir kısım küllerinin gömüldüğü anıt mezarları gezdik. Bunlar bir gün önce gördüklerimiz kadar muazzam değiller. Kalan zamanımızda da bahçeyi gezdik, belli ki bahçe o zamanda muhteşemmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCDaha sonra tekrar Jodhpur’a döndük, uçağımız saat 15:30 da ve biraz daha zamanımız var. Rehberimiz eşliğinde şehrin merkezine geldik. Bir saat kulesi, etrafında tüm şehir toplanmış sanki; korna sesleri, arabalar,  Rickshaw (bisikletli ve motorlu 2-3 yolcu taşıyan araçlar), yol ortasında boylu boyunca yatan inekler ve bolca insan var. Bu bizim yerel halkla doğrudan ilk temasımız oldu. Biraz ürkmüyor değilim, bir taraftan kızları araçlardan kollamaya çalışıyorum, bir taraftan da fotoğraf çekmeye, sonra da makinayı bırakıp video kaydetmeye çalışıyorum. Sonradan hiç ses duymamaya başladım, etrafın büyüsü beni esir aldı, ardı ardına bastım deklanşöre… Sonrasında pazara daldık, her taraftan renk akıyor, nereye bakacağımı şaşırıyorum. Bir sokak dişçisi dükkanını açmaya hazırlanıyor. Anı yakalamaya ve ne görürsem çekmeye başladım. Etrafta keskin baharat kokusu var. Sevdim ben bu ülkeyi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0241Rehber bizi bir dükkana götürdü. Burası tekstilleri ile ünlü, gittiğimiz dükkan da oranın meşhurlarındanmış. Oldu mu kardeşim şimdi? Kızlarla bu dükkandan kim bilir ne zaman çıkarız? Dışarıda renk cümbüşü dururken daldık dükkana! Mecbur gireceğiz, grupta üç kişiyiz onun da 2 tanesi bayan, bizim takım hükmen mağlup…

Bu arada bir parantez daha açalım; Hindistan’a oradan veya Türkiye’den tur ile gitmişseniz yapacak bir şey yok sizi mutlaka belirli bir dükkana götürüyorlar. Öyle istemem, gitmem filan da kabul görmüyor. Çünkü sizi dükkandan içeri sokmaları da bir para almalarını sağlıyor. Hele bir de alış veriş yapmışsanız onlar için ballı börek oluyor. Komisyonu, size satılan malın fiyatının içinde var. Bu nedenle Hindistan’da alışverişte kazık yememek imkansız. İstediğiniz kadar pazarlık edin. Size söylenen mal fiyatının ¼’ünü bile ödeyip çıksanız zararsanız. Bunları nasıl mı öğrendim? Artık son günlerde istemediğim halde bizi dükkana sokmaya çalışan rehberin boğazını sıkarak. Ergenekon savcısı gibi söylettim adamı…

SONY DSC

Her neyse Jodhpur tekstillerine dönelim. Dükkan sahibi şallar, yatak örtüleri, masa örtüleri açtıkça açıyor. İtiraf etmem lazım, çok güzel işçilik var. Hanıma yan gözle bakıyorum, alacak bir şeyler ama küçük boyutlu olsun bari diyorum içimden. Çıkan mallar 200-300 USD den başlıyor. Adam bana Kevin Costner’ın alışveriş yaparken ki fotoğrafını gösterip duruyor, “Şu kadar aldı, en pahalısını aldı” deyip duruyor. Tamam da kardeşim biz de ne Kevin Costner tipi var ne de cüzdanı! Neyse kızlar karar verilen parçaları söylediler, işin pazarlık kısmını bana bıraktılar.Bu kısmı yurt dışında severim, kendimce iyi bir pazarlık sonucu malları aldık, çıktık. Zarar bizim cephe de fazla değil ama komşu bayanda zaiyat daha 2. günden fazla oldu. Ama alınan mallar gerçekten güzel, sonrada o kalitede bir tekstili başka yerde görmedik. Yani Jodhpur’da Kaşmir, Hermes, şal gibi tekstil ürünlerini kaçırmayın derim.

Sonraki şehrimiz olan Udaipur’a gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktık. Jodhpur-Udaipur arası 260 km ve uçakla 40 dakika tutuyor. Gezi öncesi araştırmalarımdan burasını favori şehrim seçtim. Yapay bir gölün kenarında saraylarla çevrili bir şehir. Jodhpur Mavi Şehir, Jaipur Pembe Şehir ve Udaipur’da Beyaz şehir veya Işık Şehri olarak adlandırılıyor. Rahat bir uçuşla Udaipur havaalanına indik. Bizi havaalanında tepsi içinde içecekler ve yerel giysileri ile güzel kızlar ve erkekler karşıladı. İçimden tur şirketine helal olsun derken, kızlardan birisinin “ Düğüne geldiniz değil mi” diye sorması ile büyü bozuldu. Meğerse ertesi gün Udaipur’da  Delhi’de bir zenginin düğünü varmış, onlar karşılanıp, otellerine götürülüyormuş. Zengin aile, romantizmin şehri Udaipur’da düğün yapmak istemiş. Lokal acentenin yetkilisi elinde ismimin yazılı olduğu kağıtla gelince, onun eşliğinde mütevazi arabamıza bindik.

SONY DSC

İstanbul’da iken anlaşma yaptığım tur şirketiyle yazışıp gölde (Lake Picola)  bot turu almak istediğimi yazmıştım. Oda yüksekçe bir fiyat ekstra istemişti. Ama son gün bu düğünden bahsedip, botların tümünün bu düğün için kiralandığını söyledi. Ben arabada bir kez daha şansımı deneyip, “bot turu yapacak mıyız” diye sorunca, acente yetkilisi  tabii ayarlayabiliriz deyince şaşırdım. Buradaki patronla telefonla konuşup 2000 Rupee’ye geziyi yapabileceklerini söylediler. Bu rakam bizim konuştuğumuzdan neredeyse yarı fiyatına. Bu da kazık fiyat, artık anlamaya başladım ama bu gezi de kaçmaz. Akşam üstü şahane bir bot turu yaptık. Güneş kızıl rengini almış, gölün ortasında Yazlık Saray (şimdi lüks otel-Lake palace), sağ yanımızda City Palace, çok güzel görüntüler veriyorlar. Bir saatlik bir gezi ne güzel geldi, bu şehir kesinlikle benim en sevdiğim olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCDaha günün sonu gelmedi. Akşam saat 18:30’da Bagore Ki Haveli’de folklorik gösteriye gideceğiz. Haveli, köşk, konak demek. Duvarları, tavanları kalem işi boyalı, Cumbalı köşklerden bahsediyorum. Bunların en güzel örnekleri Shekawati bölgesinde var. Sadece onları görmek için 260 km yol gideceğiz. Bagore Ki Haveli’ye giriş çok düşük bir ücret ama içerideki performans Hindistan’da seyrettiklerimin en güzeli. Bir saat boyunca muhteşem duygular yaşadım. Bu gösteri de Rajastan’ın çeşitli bölgelerinden yerel danslar, şarkılar ve kukla oyunları sergilendi. Kaçırılmaması gereken bir gösteriydi, biz de kaçırmadık zaten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çıkışta yemek yemediğimizi hatırladık. Rehbere buranın en iyi yerine gitmek istediğimizi söyledik. Bizi “1559” diye bir yere götürdü. Bir gece önce Hint yemekleri yemiştik ama burada tanıtılarak ilk defa bilinçli seçimle Hint yemeklerimiz yedik. Bunlardan daha sonra bahsedeceğim.

SONY DSC

Yoğun bir günün ardından otelimizdeyiz. Otelimizin göl kenarında olmasını istemiştim. Lokal acente bizi Raja’nın bir zamanlar av sarayı olan ve sonradan otele çevrilen yerini önermişti. Bu otel Heritage otellerdendi ama ben göl kenarı diye tutturunca Lake Pichola (Lake Pichola buradaki gölün ismi) Oteline karar kılındı. Otelden içeri girip, odalara çıkınca kızlar fena halde değiştiler. Doğrusu bende biraz hayal kırıklığı yaşadım, dün geceki otelden sonra burası 2 yıldız bile değildi. Yataklar rahatsız, sevimsiz bir oda ama Allah için gölün tam dibinde ve güzel bir balkonu var. Yandan Şehir Sarayı da gözüküyor. Kızları biraz teselli ettik, sabaha her şey güzel gözükür filan dedim ama söylediklerime ben de inanmadım. Neyse yorulduk, herkes odasına çekildi. Yarına Allah kerim…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

Gözden geçirilmiş yazım tariihi 28.12.2014 Saat 23:22

RAJASTAN-ALTIN ÜÇGEN-VARANASİ-Jodhpur

SONY DSC

Hindistan’ın Türkiye’ye kuş uçuşu uzaklığı 4800 km civarı ve uçakla Delhi’ye yolculuk gidişte 6 saat kadar sürüyor. Havaalanına inişte pasaport işlemlerimizi kolayca bitirdik. Valizlerimizi alıp çıkışa yöneldik. Ancak önce bir işimiz var, paralarımızı bozdurmamız lazım. En iyi fiyatı bankalar veriyorlar; 1 USD için 45.60 Rupee (Hindistan para birimi-2014 yılı Aralık oranı 1 USD-63.68 Rupee) verdiler. Havaalanı çıkışında bizi şirketin elemanı karşıladı. Hemen arabaya binip, yakındaki Radison Hotele gidip çay söyledik. Zaman sabahın 05:00’i ve ilk gezi yerimiz olan Jodhpur’a  (Rajastan eyaletinin en ucundaki şehirlerden bir tanesi ) uçakla gideceğimizden 4 saatlik bir zamanımız var. Aslında İstanbul’da iken gözüme kestirdiğim yerler var ancak müze ve ören yerlerinin açılma saati 09:00’lar civarında. Bizim uçağın kalkış saati ile uyuşmuyor. Çaresiz araba ile kısa bir Eski Delhi turu yapıp havaalanına geri döneceğiz. Delhi’de iki adet havaalanı var; uluslar arası İndira Gandhi Havaalanı ve iç uçuşların yapıldığı havaalanı. İki havaalanı da birbirlerinden farklı yerlerdeler.   Havaalanlarının şehre uzaklığı 12 km kadar.

Bu arada acente temsilcisi ile Hindistan gezimizin ayrıntılarını konuşup, iç hat uçuşlarımızın biletlerini ve kalacağımız otellerin belgelerini teslim aldım. Gitmeden önce bizden doğum tarihleri ve saatlerimizi istemişlerdi. Meğerse Horoskoplarımızı oranın meşhur bir falcısına yaptırmışlar, bu arada onu da teslim ettiler. Çayımızı içtikten arabaya atlayıp Delhi’de tur atmaya başladık. Sokaklar boş sayılır diyeceğim ama ilerleyen günlerdeki trafik yoğunluğu aklıma geldikçe şimdi bomboş olduğunu düşünüyorum. Sokaklarda beklediğimiz gibi inekler geziyor, hemen her köşede tezgahlarda çay satılıyor. Çayı sütle birlikte içiyorlar ve bildiğimiz çayı Hindistan’da  içmek isterseniz mutlaka “sütsüz siyah çay” istemeniz gerekiyor. Bu arada havada iyice aydınlandı ve son hedefimiz olan Qutup Minar ‘ın bulunduğu yere geldik ve araçtan inip sabah fotoğraflarımızı aldık. Aslında burayı Delhi’ye döndüğümüz gün gezecektik ancak son gün rehberin zaman kullanmadaki beceriksizliği (belki de müze giriş ücretinden yırtma hinliği!) yüzünden görüp göreceğimiz Qutup Minar’ın bu olacağını nereden bilebilirdik ki? Müslümanların Delhi’deki son Hindu Kralını yenmesi şerefine 1193 yılında yapılan ve yüksekliği 73 metre, taban çapı 15, tepe çapı 2.5 metre olan bu muhteşem eseri içeri girip de gezemeden sadece dışarıdan fotoğraflamak ne yazık oldu….

İç hatlar terminaline bizi tekrar bıraktılar ve uçağımıza biraz gecikme ile binip, Jodhpur’a hareket ettik. Bu arada Hindistan’da uçaklarda rötarlar olağan sayılıyor ve tüm uçuşları 30-60 dakika arasında rötarlarla yaptık. Hindistan içinde iç uçuşları yapmak için Air India, KingFisher, JetAirways, SpiceJet adlı havayollarını kullandık. Uçağımız önce Udaipur denen şehre indi, burada 30 dakika kadar kalıp Jodhpur’a hareket ettik. Toplam 3 saat kadar sürdü. Sonunda ilk şehrimiz olan Jodhpur’a vardık. Bizi yine havaalanında karşıladılar, bu arada Hintliler havaalanında sizi yabancı olarak keşfettiler mi mahvoldunuz demektir. Bavulu kaptırdınız mı, verin bakalım bahşişi! Hindistan’ı ziyaretimde aklımda kalan en kötü anı, bahşiş vermek kısmı oldu. Bahşiş vermesinden ziyade, verdiğiniz her bahşişin yeni bir bahşiş bekleyen kişi doğurması rahatsız edici. Bazıları da verdiğiniz bahşişi beğenmiyorlar, ortalama asgari ücretin 100 USD olduğu ülkede aldıkları parayı beğenmemeleri ilginçti. Bu kısımdan kaçış yok, eminim turla da gitseniz bu kısma yakalanacaksınız. Bu nedenle yanınızda bolca ufak Rupee’ler  bulundurun.

IMG_0065

Jodhpur, namı-değer Güneş Şehri ya da Mavi Şehir, Rajastan’ın başkent Jaipur’dan sonraki ikinci büyük şehri. Rao Jodha denen bir Rajput Mihracesi tarafından isimlendiriliyor; tarih 1459. Şehir isimlerinin sonundaki –pur (Jodhpur, Jaipur, Udaipur gibi) veya –abad (İslamabad, Haydarabad  gibi) ekleri şehir anlamında. Aslında bundan öncede yerleşim olan bir alan burası. Daha sonra Moğollar burayı ele geçiriyorlar ancak Rathora ailesinden Mihraceler burayı yönetmeye devam ediyorlar. Tabii ki Moğollara asker ve haraç ödeyerek. Bu beylik Moğollara Maharaja Jaswant Singh isimli kıymetli generaller de vermiş. 1700’lü yıllarda Moğollar zayıflayınca kendi içlerinde savaşlar başlıyor ve sonrasında da 1818 yılında İngilizler bölgede hakimiyet kuruyorlar. 1946 yılında bağımsızlık ilan edilince bu eyalette Hindistan’a katılmayı kabul etmiş. Tüm Rajastan’da hala Raja’lar mallarının  (sarayları, bahçeleri ve diğer taşınmazları) çoğunluğunu  hala yönetiyorlar. Ancak askerleri yok, yönetim güçleri yok. Onlarda Saraylarını 5 yıldızlı otellere çevirmişler. Fiyatları çok yüksek, bu Heritage (Rajaların eski saray otelleri) otellerde kalmayı çok istedim ama tur fiyatını çok arttırınca kalamadık.

SONY DSC

Burada önce Umaid Bahawan Sarayını gezeceğiz sonra sırasıyla Jaswant Thada ve Mehrangart Kalesini ziyaret edeceğiz. Umaid Bahawan Sarayı Hindistan’ın en yeni sarayı unvanını taşıyor. İsmini dönemin Rajası ve binayı yaptıranı Maharaja (Raja-Mihrace demek) Umaid Singh’den alıyor. 1929-1943 Yılları arasındaki 15 yılda 3000’in üzerinde işçi yapılan bu saray bugün otel olarak kullanılıyor. Bir kısmında ise hala Rajanın ailesi ikamet ediyor. Toplam 347 oda ile dünyanın en büyük rezidansı kabul ediliyor. İçeride müze olarak kullanılan bir alanda soylu aileye ait saat koleksiyonu, elbise koleksiyonu gezilebiliyor. Bahçesi çok güzel ve Raja ailesine ait araba koleksiyonu var. Bahçede bol bol sincaplar geziyor. Hayatımda hiç bu kadar çok sincabı bir arada görmedim. Hindistan’da hiçbir hayvan sizden kaçmıyor diyebilirim. İnsan tarafından zarar görmeyeceğini anlayınca hayvanlar tüm güzelliklerini gözler önüne seriyorlar demek ki..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

SONY DSCDaha sonra arabamıza binip, rehber eşliğinde Jaswant Thada denen bir yere gittik. Burası 1899 yılında Mihrace Jaswant Singh II tarafından yaptırılmış. Beyaz mermerden yapılmış ve Mihracenin ailesinden soyluların ölü bedenlerinin yakılıp küllerinin bir kısmının saklandığı  bir tür anıt mezar. Beyaz mermer o kadar güzel ve ince işlenmiş ki, insanı çok etkiliyor. Taj Mahal’i görünce ne yapacağız bilmem? Bu anıt mezarın hemen girişinde bir gölcük diyebileceğimiz su birikintisi var. Burada onlarca kuş keyif içindeler. Anıt mezarın girişinde Ravanhatha denilen bir müzik aleti çalan yerel bir müzisyen, müzik yaparken, çocuğu bize tüm hünerlerini göstererek oynamaya çalışıyordu. İlk gün neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir ülkede, yorgun-argın dolaşıyoruz ama iyi bir başlangıç oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0092Bugünün son durağı Mehrangarh Kalesi doğal olarak şehre tepeden bakan bir yere kurulmuş ve şehre adını  veren Rao Jodha tarafından 1459 yılında inşası başlattırılmış bir kale. Rajastan kaleleri ile meşhur bir eyalet, gezimizin ilk kalesini burada göreceğiz. Kalenin günümüze kadar gelen kısımları Jaswant Singh (1638-78) tarafından yaptırılmış. Kale 36 metre yüksekliğinde ve yer yer 21 metre genişlikte duvarlara sahip. Surlarından Jodhpur şehrinin indigo renkte evleri çok güzel görünüyor. Şehre Mavi şehir ismini veren mavi renkli evlerin nereden kaynaklandığını rehbere sorduğumda aldığım yanıt, ilk önce o dönemde rahiplerin evleri belli olsun diye bu renge boyadıkları, sonrasında ise diğer evlerin de bu renge boyattıkları şeklinde bir öyküden bahsetti. Bir diğer açıklama da bu renkte boyanan evlere akrep, yılan gibi hayvanların yaklaşmadıkları yönündeki inanış nedeni ile evlerin bu renkte boyandıkları şeklinde oldu. Her neden boyarsa boyasınlar surlardan şehir evleri güzel gözüküyor.

IMG_0116

Kale içinde Mihracelere ait eyer, silah, beşik, mobilya, elbise gibi eserlerin bulunduğu müze bölümleri var. Diğer bir ilginç yerde kocaları savaşta ölen kadınlarının, kendilerini kale surlarından aşağıda yakılan ateşe atarak intihar ettikleri ve bu eylem öncesinden el izlerini duvara bıraktıkları bölüm.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası bugün için son gezi noktamız oldu, otele giriş yaptık ve odalara yerleştik. Otel, Park Plaza isimli güzel bir otel çıktı. Yarın Mandore denen bahçeleri gezeceğiz ve öğle sonrasında Beyaz Şehir lakaplı Udaipur’a uçacağız.

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

27.12.2014 Saat 00:24