• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.773 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 7. Gün: Paro-Taktshang Manastırı

IMG_0893

Kalacağımız yerlerde değişiklik olunca programdaki günlerde gezeceğimiz yerler de değişmiş oldu. Ama programda ne yazıyorsa, eksik yok fazlası var, yaptık diyebilirim. Bu nedenle dün Paro’ya inmiş ve bir bölümünü gezmişken, bugün tekrar Paro’ya dönecek ve orada Taktshang Manastırını gezip Paro’da geceleyeceğiz. Allahtan mesafe 2 saat ve yol çok güzel ve manzara muhteşem. Türkuaz renkli ve berrak akan suyu ile Paro Nehrini takip ederek Thimphu şehrinden, Paro şehrine doğru gideceğiz. Dün gece gördüğümüz yolu gündüz görme şansımız olacak.

IMG_0689

Sabah bizim otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra, diğer otelde kalanları almak için vadinin tepelerinde yerleşik olan otele hareket ettik. Bizim otel lüks ama onların kaldığı otelin de manzarası müthiş. Bizim otelden daha eski olduğu kesin, onun için dün geceki otel lüksümüzden arkadaşlara bahsetmemeye karar veriyoruz. Bir gece sonra zaten orada hep beraber kalacağız, o zaman bir şok yaşasınlar istiyoruz. Onları beklerken ben de aşağılarda uzanan Wang Chhu Nehri kenarındaki Thimphu şehrini fotoğraflamaya çalışıyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ekip bugün biraz ağırdan hareket ediyor. Yerel rehberimiz Dorji, “geç kaldık” deyip duruyor ama garibimi sallayan yok. Sonunda araç hareket etti. Yolda nehrin üzerine kurulu, üstü kapalı ve dua bayrakları ile çevrili köprüyü fotoğraflamak içinde durduk. Paro içinde tuvalet ihtiyacı filan derken, sabah erkenden varmayı planladığımız, Paro’nun 10 km kadar dışındaki Tapınağın otoparkına ancak saat 10:30-11:00 gibi varabildik. Paro Vadisinin tepelerindeki “Kaplan Yuvası-Tiger Nest” olarak da bilinen Taktshang Budist Tapınağını ziyaret bugünün en önemli aktivitesi. Burada bizi bekleyen katırlarımıza bineceğiz. Eğlenceli olacağı daha bizim katırlara binme seremonimizden belli oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0890Şimdi biraz Tiger Nest hakkında bilgi verelim; Burası 2000 metre rakımlarda bulunan Paro şehrinden, yaklaşık 1000 mt daha yüksekte ve bir uçurumun kenarına kurulmuş olan bir manastır. Burada, efsaneye göre, 8. Yüzyılda Tibet’li din adamı Guru Rimpoche, dişi bir kaplan olarak figüre edilen Yeshe Tsogyal’ın sırtında, yerel bir şeytan olan ve mağarada yaşayan Singey Samdrup’u kontrol altına almak üzere gelmiş ve daha sonra da bu mağarada 3 ay meditasyon yapmış. Bhutan’a Budizm’i getiren ve çok önemli bir kişi olarak kabul edilen Guru Rimpoche’nin 3 ay içine kapanarak ibadet ettiği bu mağara çevresine 1692 yılında Gyalse Tenzin Rabgye tarafından Manastır kompleksi kurulmuş. 1951 yılında yaşanan ilk yangından sonra, 19 Nisan 1998 yılında da bir yangın çıkmış. Bu son yangın tapınağın ana yapılarını tamamen mahvetmiş. Bugünkü tapınak 2000’li yıllarda başlayan yeniden yapımın eseri. Tapınak da çok az orijinal kısım mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağa çıkış ya yürüyerek ya da at (at dedikleri bizim bildik katır!) sırtında oluyor. Yürüyüş yaklaşık 2 saat sürüyormuş ama acayip dik bir yol, kendine güvenmeyene tavsiye etmem.. Bir diğer yol olan katırların sırtında çıkmak ise biraz dikkat istiyor.

Üç aşamalı olarak tapınağa çıkıyorsunuz; önce 45-60 dakika kadar süren ve kafeteryada biten birinci kısım. Sonra daha az süre at sırtında seyahat edilip, merdivenlerin başında biten ikinci bölüm. En sonunda da toplam sayısı 450 adet olan önce iniş ve sonra da çıkışla biten merdivenler sonrası tapınağa varış.

IMG_0803

İki arkadaşımız ve onlara yürüyerek eşlik edecek olan Barış hariç hepimiz atlarla çıkacağız. Atların başına gittiğimiz zaman, yanımızda yürüyerek bize eşlik edecek olan görevliler, cüsselerimize göre atlarımızı seçti. En kilolumuz olan Günseli hanıma en heybetli olan düştü. Eh benim katırda az heybetli değildi hani! Atlara binişimiz tam bir komedi; bir bacağımızı atsak, diğer bacak kalkmıyor. Eğer de var ile yok arası. En komik olanı ise,  eğeri temizlemeye kalkan arkadaşımızın olmasıydı. Büyük bir seremoni ile atların sırtına binebildik. Hiç kimse at sırtında kımıldamıyor, hatta nefes bile almıyor ki at hareket edip de bizi götürmesin. Hey Allahım! Amma madara olduk diye düşünüyorum! Bir de at, silah, avrat derler.. Bunu bizim grup için dememişler kesin.

Sonunda hareket ettik. Önde bir görevli Günseli hanımın atını çekiyor, en arkada da bir başka görevli. Üç arkadaşımız da yürüyerek geliyor. Yolun normal kısmında bile bizden çığlıklar yükseliyor. Yol dikleşmeye başlayınca ilk firemizi verdik, yürüyenler 4 kişi oldu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çaktırmamaya, çığlık atmamaya çalışıyorum ama sahiden cambazlık gerekiyor. At bizi götürüyor, bizim bir müdahalemiz hiç yok. İsterse duruyor, arkadan görevli “cheee” dedikçe hayvan hareketleniyor. Bu zamanlarda görevli adama içimden küfür ediyorum; “ne bağırıyorsun arkadaş, durdukça hayvan mutlu, biz mutlu!” Hayvan da kıllık yapıyor, daracık yolun uçuruma en yakın kısmına gidiyor, ani bir manevra ile yola tekrar giriyor. Bazen de iyice hızlanıyor. Gelene geçene “geldik mi?” diye soruyorum. Bize gülüyorlar, gâvurcuklar! Yalnız bir müddet sonra daha bir alıştım galiba. At sırtında, başlarda neredeyse iki elimle atın boynuna tamamen dolanırken, artık tek elimi bırakıp fotoğraf bile çekebiliyorum… Bir saat sonunda yolun birinci kısmını tamamladık. Atın sırtından indik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Popom iyice acımış, bacaklarımın artık bir araya gelmediğini hissediyorum, yürüyüşüm artık biraz değişik mi ne? Sadece ben değil, herkes aynı pozisyonda. Uzatmayalım, Cafe ye doğru yöneldik. Buradan tapınağın manzarası müthiş.. Bu arada saati 13:00 lere getirince öğle yemeğini burada yemeğe karar verdik. Çok da fazla seçeneğimiz yok 4 çeşit yemek yedik. Üstüne çayımızı da içince, yolun ikinci kısmı için atlara yöneldik. Bu arada yürüyerek gelen bir arkadaşımız ve Barış ta bize yetişti, yanımızda gelen sürücüsü olmayan iki ata da onlar yerleşti. Yola düştük tekrar. Ama bu sefer artık atın hakimiyim. Sadece ben değil diğerleri de artık attan bozma hayvanlara Tommiks gibi biniyorlar. Ben işi abarttım; “Cheee, chee” diye bağırıyorum. Ters dönüp fotoğraf çekmeye filan başladım.. Bu kısım zevkli hale gelmeye başlayınca çabucak bitti; tüm zevkler gibi.. Sonunda merdivenlerin başına ulaştık. Ama ne manzara be arkadaş! Tapınağı oraya nasıl yaparlar, malzemeyi nasıl çıkartırlar. Helal olsun size..

IMG_0875

IMG_0882Fotoğraf faslı bitince merdivenlerden aşağıya inmeye başladık. Bunun bir de çıkışı var diye düşündüm içimden. Merdivenlerin çıkışa geçtiği yerde, epey yukardan akan bir şelale dikkati mi çekti. Son bir gayret merdivenleri de çıkıp tapınağa vardık. IMG_0912Tapınağa girerken polis kontrol noktasında tüm taşınabilir eşyaları dolaplara bırakmak zorunda kaldık. Bizi orada iki adet rahip karşıladı, hem Barış ve hem de Dorji sayesinde Budizm hakkında bilgilendik. En son olarak da Guru Rimpoche’nin içinde 3 ay geçirdiği mağaranın bulunduğu bölümü gezdik. Bu mağara sene de sadece bir kez açılıyormuş. Mağarayı dışarıdan gördük. Burada Budha ve Guru Rimpoche nin heykelleri var. Bunların önünde ise çeşitli paradan, bisküvide kadar adaklar var. Bir de bir kısmı tereyağından yapılma, rengârenk süslemeler var. Duvarda çeşitli tasvirler var. Daha sonra tapınağın önündeki dar alandan aşağıda uzanan Paro şehrine baktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınakta artık bizden başka kimse kalmamıştı. Havada kararmaya başladığından geri dönüş yoluna başlamamız gerekiyordu ki biz de öyle yaptık. Merdivenleri geçmek neredeyse 20-25 dakikamızı aldı ama aşağıya doğru yürüyüş de pek de zorlanmadık ve mavi çam ağaçları, sedir ağaçları ile kaplı orman içinden yaklaşık bir saat kadar yürüyerek otoparka vardık. Vardık derken, grubun bir kısmını kastediyorum. Geride kalanları bir yarım saat kadar daha bekledik. Otobüste herkes yan yana geldiği zaman akşamın karanlığı iyice çökmüştü. Günü burada geçirdik ama güzeldi doğrusu. Bu aktiviteye biraz daha erken başlamak lazım..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Paro’daki otelimiz olan Pelri Congiage Hotel’e gidip odalarımıza yerleştik. Burası aslında eskinin iyi bir oteliymiş ancak dün gece yattığımız otel standardı epey bir yükseltince burada biraz mutsuz gözüktü grup. Akşam yemeğini burada aldık ve erken sayılabilecek bir saatte de uykuya çekildik. Bugün bizi epey bir yordu. Ayaklarda sızlamaları hissedebiliyorum. Ama yaşanan günde güzeldi. At binmek vardı, heyecan vardı, doğa vardı, yürüyüş vardı.. Bir gezgin başka ne ister?  Varsın azıcık ağrısın bacaklarım…

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 24.11.2011 Saat 22:01

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 06.04.2015 Saat 00:56

IMG_0934

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 6. Gün: Katmandu-Paro-Thimphu

IMG_0559

Saat 9:30 da kalkacağı söylenen özel uçağımıza binmek üzere Katmandu Havalimanına doğru saat 07:30 da yola çıktık.  Gümrük ve pasaport işlemleri sonrasında beklemeye başladık. Saat 09:30 oldu, 10:30 oldu henüz bir hareket yok. Sonunda bir görevli gelip saat 11:00 için uçağa bineceğimizi söyledi. “Galiba sahiden gidebileceğiz” diye düşünmeye başladım.

IMG_0249Bizi uçağa saat 11 de aldılar. Hatıra olsun diye uçağın önünde fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik. On beş dakika kadar da kalkış sıramızı bekledikten sonra havalandık. Katmandu’ya havadan bir bakış attıktan sonra heyecanla Himalayaları göreceğimiz dakikaları beklemeye başladık. IMG_0253

Uçak 18 kişilik ve Buddha Air’ e ait olan bir uçaktı. Uçakta sağlı sollu birer koltuk var. Herkes dışarıyı görüyor ama uçuş rotası yönünde sol tarafta oturanlar Himalayaları görecekler. Gerçi uçak bizim, isteyenler fotoğraf çekmekte zorlanmayacaklar. Günseli hanım en arkada sol taraftaki koltuğunu benle değiştirme inceliğini de gösterdi. Oh! Keyfim gıcır.. Haydi bakalım bana şimdi yüzünü gösterme de görelim Himalayalar!

IMG_0266-001

Bu arada bir ara verip biraz Himalayalar hakkında konuşalım;

Himalayalar, dünyanın en büyük ve en yüksek sıradağları. Asya’nın orta güney kısmında, doğu batı doğrultusunda uzanıyor. Dünyanın en yüksek zirvesi Everest (8850 mt)  Nepal ile Tibet (Çin) sınırında ama Nepal’e dahil durumda. Himalayalar, levha tektoniği kuramına göre, iki kıtasal levhanın yani Hindistan levhası ve Asya levhasının çarpışması sonucu oluşmuş ve bu oluşum halen devam etmekte.

IMG_0281-001

Pakistan, Hindistan, Çin, Nepal ve Bhutan’ dan geçen 2400 km uzunluğundaki Himalaya dağ zincirinin buzulları, Asya’nın 9 büyük nehrini besliyor. 1,3 milyar insan, bu suyollarına bağımlı olarak yaşıyor. Verilere göre Himalayalar da sıcaklıklar, son 30 yıl içinde on yılda bir 0,6 ile 0,15 derece artmakta ve sıcaklıkların artmaya devam etmesi halinde 50 yıla kadar buzul ve karların tamamen erimesi bekleniyor. Küresel ısınma burayı da etkiliyor.

Dünyanın en yüksek tepesi olan Everest’in diğer adları; “Sagarmatha” (Gökyüzünün Alnı anlamında), “Chomolangma veya Qomolangma” (Evrenin Anası anlamında).

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu zirveye 29 Mayıs 1953’de Yeni Zelandalı dağcı ve kaşif Sir Edmund Hillary ve Nepal’li şerpaTenzig Norgay ile birlikte ilk kez çıkıyorlar.

Himalayalar üzerindeki diğer meşhur tepeler ise;

-K2 (8,611 mt-Dünyada 2. en yüksek zirve-Pakistan),

-Kangchenjunga (8,586 mt, Dünyada 3. en yüksek zirve Hindistan-Nepal),

-Makalu (8,462 mt. Dünyada 5. en yüksek zirve-Nepal),

-Dhaulagiri (8,167 mt. Dünyada 7. en yüksek zirve-Nepal),

-Nanga Parbat (8,125 mt, Dünyada 9. en yüksek zirve-Pakistan),

-Annapurna (8,091 mt, Dünyada 10 zirve. en yüksek- Nepal)

IMG_0314-001

Himalayaların görüntüsü gerçekten muhteşem. Daha önce bana yüzünü göstermeyen ve iki kez sislerin altında kalan dağlar, sonunda tüm güzelliği ile gözlerimin önündeydi.  Bu arada hostes müjdeyi verdi:” Everest hemen solunuzda”. O andan itibaren uçakta herkes de bir heyecan oldu. Uçağın camları net görüntü almaya müsaade etmeyince, Günseli Hanım hostesten, kokpitten fotoğraf çekebilmemiz için pilottan izin rica ettiğimizin iletilmesini istedi. Hostes mırın kırın etse de, bu sefer öldürücü cümleyi söyledi;”ama uçakta belgesel çeken bir yolcumuz var”. Pilota bu durum iletilince bize izin verdi; Yuppy… Günseli hanımın “hallettim, gel” demesi ile fırladım arka sıralardaki yerimden ve kokpite girdim. Kokpitteki cam ile bizim cam arasında çok fark var; oranın camları pırıl pırıl. Bastım deklenjöre, sayısını bilmiyorum.

IMG_0323-001

IMG_0349Uçuş 1 saat 15 dakika sürdü. İlginç bir manevra ile Bhutan’daki tek havalimanının bulunduğu Paro şehrine doğru alçalmaya başladık. Bir ara dağlardaki evler uçağın üst hizasında kaldı. Rahat bir inişle Paro havalimanına indik. Paro havalimanı, benim Tayland’daki Koh Samui Adasındaki havalimanından sonra gördüğüm en şirin havalimanı. Havalimanında her yerde yeni evlenmiş ve biri erkek güzeli, diğeri kız güzeli olan kral ve kraliçenin fotoğrafları asılı. Kral ve Kraliçe 13 Ekim 2011 yılında evlenmişler. Bu son kral ülkedeki neredeyse tüm tabuları yıkıyor. Örneğin Kral ilk kez halkının arasında Kraliçeyi öpmüş ki, bu gazetelere müthiş bir olay olarak yansıdı. Evlenen Kral eskiden o kızın tüm kız kardeşleri ile de evlenmiş sayılırmış ki, bu kral onu da kaldırmış. Bunlar işin magazin kısmı ama bu Kral, bildik krallara pek benzemiyor. Adam krallıktan vazgeçip ülke parlamenter sisteme ve demokrasiye geçsin istiyor ama halk “hayır sen başımızda ol”diyor.

IMG_0357

Ülkede kralın başında olduğu ve şehirlerden doğrudan seçimle gelen insanların bulunduğu 50 ye yakın milletvekili ile parlamenter bir sistem var. Anayasa yapılmış. Ülkenin yasaları içinde bir madde var ki bayıldım; Ülke topraklarının %60’ından az ormanlık alanı olamaz. Ülkenin bugünkü ormanlık alanı ise %72’ye ulaşmış. Ülke insanlarının sayısı 700.000 ama  mutlular. Kralın sözler bakar mısınız;Gayrı Safi Milli Mutluluk, Gayri Safi milli hasıla dan daha önemlidir.. Ben bu adamın bu düşüncesine sahip insanları, ülkemin başında isterdim…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bhutan’lılar ülkelerine Bhutan demiyorlar. “Druk Yul” (kükreyen ejderhanın ülkesi) diyorlar. Bhutan kelimesi bir misyoner tarafından söylenmiş ve “Tibet (Bhotos) topraklarının sonu” anlamında.  Ülke toprakları 39.000 km2’lik bir alanı kaplıyor. Ülkenin %75’i Budist, %25’i Hindu inancına sahip. Her iki inançta kardeş kardeş bir arada yaşayıp gidiyor.

Ülke tarihi için önemli isimler var. Din adamı (Guru) Rimpoche ülkede Budizm’in kök salmasında önemli iken, 1616 yılında ülkedeki iç çatışmaları bitiren ve Bhutan Krallığını ilk kuran Namgyal diğer bir önemli kişi. Sonra gelen karışıklıklara son veren ve 1907 de krallığın başına geçen ise Ugyen Wangchuck. Ondan sonraki krallar Wangchuck ailesine ait. Son iki tanesi hala yaşıyor; Oğluna 52 yaşında tahtı devreden devrimci kral Jigme Singye Wanchuck ve şimdiki kral Jimge Khesar Wangchuck.  Rüya gibi bir törenle evlenen bu sonuncusu kral.

Havalimanından çıkıp, önce Paro’da Yue Ling Restuarant’da öğle yemeği yedik sonra da Drukyel Dzong adlı kale manastıra gittik. Dzong kelime anlamı olarak kale demek. Bu kalelerde hem dini idare ve hem de yönetimsel idare yan yana.IMG_0444

Drukyel Dzong, Paro şehrinden 15 km uzaklıkta. Burada aracımızı park ettiğimiz köyün meydanında hemen her evin duvarına iddialı çizimlerle penis resimleri çizilmiş. Bu resimlerin eve bereket ve uğur getirdiğine inanılıyor. Bazı evlerin çatı çıkıntılarında ise tahtadan penis heykelleri asılı. Bu resim ve heykellerin nazar ve şeytani güçlerden evleri koruduğuna inanılıyor. Günümüzde Bhutan şehirlerinde bu resimlerden utanç duyulduğundan, duvarlara çizimden kaçınılsa da kırsal alanlarda bu gelenek hala devam ediyor. Gerçekten bizde Bhutan da gezdiğimiz yerlerde ereksiyon halindeki erkeklik organı resimlerine ve asılı haldeki tahtadan heykellerine bolca rastladık. Aslında bu gelenek “Deli rahip” unvanlı, kadın ve şaraba düşkünlüğü ile bilinen 15-16. Yüzyıllarda yaşamış Drukpa Kunley’e dayanıyormuş. Bu rahip Budizm’i farklı yöntemlerle öğretirmiş. Onun manastırının duvarında başlamış bu adet ve yayılmış. Bir diğer yaklaşım ise bu adetin ondan ve Budizm den de önceki Şamanist bir dinin etkisi ile hep var olduğu şeklinde.

IMG_0487

Biz bu kısa köy gezisi sonrası Drukyel Dzong kalesine doğru yola çıktık. Kısa bir tırmanıştan sonra kaleye geldik. 16. Yüzyılda Tibet’lilere karşı zafer sonrası inşa edilen kale 1 ay önceki depremden zarar görmüş. Bu sırada 1 kişi düşen taş nedeni ile öldüğünden İçeriye ziyaret ise yasakmış, giremedik.

Daha sonra köye geri döndük. Köyün çeşmesi başında su ile oynayan çocukları görünce “fotoğraflarım gelmiş”  deyip koşturdum o yöne doğru. Ama ne pozlar verdiler bir bilseniz!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra aracımıza binip Paro ya doğru hareket ettik. Yol üzerinde Amankora adlı bir resort otele girip, çok güzel bir ortamda bitkisel çaylarımızı içtik.

Bundan sonra ise 50 km kadar ötede olan ve konaklayacağımız Thimphu şehrine doğru yola düştük. Hava karardı sayılır, yorulduk. İki saat kadar sonra Bhutan’ın başkenti Thimphu şehrine geldik.

Hava karardı ama bu saatte de otele gitmek istemiyoruz. Thimphu şehrinin gecesini bir yaşayalım bakalım deyip, şehre daldık. Bir saat kadar şehirde oyalanıp sonra otellerimize doğru yola düştük..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gecelik bir kısmımız başka, bir diğer grubumuzda başka bir otelde kalacağız. “Olsun! dert değil dedim” kendi kendime. Bhutan’a geldik ya.

Önce arkadaşları Jamba Jang resort adlı otellerine bıraktık sonra da bizim otelimiz olan Namgay Heritage Hotel e gittik. Diğer tarafı bilmem ama bizim kaldığımız otel acayip güzeldi..

Bir günü daha bitirdik. Zamanı hızla tüketiyoruz. Ne de çabuk geçer sayılı günler!

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 24.11.2011 saat 00:26

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 02.04.2015 Saat 01.06

Bhutan lokal biralarından örnekler

Bhutan lokal biralarından örnekler

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 5. Gün; Nagarkot, Bhaktapur, Katmandu

IMG_9813

IMG_9616Bir sabah daha erkenden uyanıp gün doğumunda Himalayaları görmek ve fotoğraflayabilmek umudu ile alelacele giyindim. Kaldığımız otelin en güzel odalarını bize ayırdılar. Bu nedenle arka balkona çıkıp dağları görebilirim ama otelin çatı katındaki balkonu dün geceden gözüme kestirmiştim. Yine de balkona çıkıp dışarıyı bir kolaçan etmeyi ihmal etmedim. Dışarısı buz gibi ama Allahtan sağlam giyinmişim. Ancak haberler kötü, dışarıda felaket bir sis var. Göz gözü görmüyor. Yine de bir umut ve görev bildiğim şekilde çatıdaki balkona çıktım. Orası daha da soğuk geldi bana. Bir kısmının Tayland’lı olduğunu öğrendiğim ama büyük çoğunluğunun Japon olduğunu tahmin ettiğim fotoğraf sever gezgin dostlar, çatının da çatısına üçayakları kurmuşlar, beklemedeler. Bu arada bizden sadece Günseli hanım var. Diğerleri balkondan havayı koklayıp, yataklarına geri döndüler galiba. Bu havada mantıklı olan da o zaten ama Himalayaların fotoğrafını çekebileceğim bir an umudu ile yine de orada kalmaya karar verdim. Çekik gözlü arkadaşların vardır bir bildiği deyip bende çatının çatısına tırmandım. Artık benim pigme üçayağı burada açmaya zahmet bile etmiyorum. Çatıda bir köşede bende yer kaptım, elde makine beklemeye başladım. Bu arada çatıdaki bu işkenceyi fotoğraflamadan duramadım. Işık artıyor ama sisin dağılmaya hiç mi hiç niyeti yok. Bugün de yüzünü göstermedi Himalayalar..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günseli hanımın yanına gittim ve biraz bahçede yürüyüş yaptık, sonra da odaya dönüp Naime ile kahvaltıya gittik.

IMG_9802

Otelden civara yapılabilecek çeşitli aktiviteler var; Örneğin Thakuri Köyüne doğru bir yürüyüş ya da ters yönde Mahakali Tapınağına doğru daha uzun bir yürüyüş yapabiliyorsunuz. Bunun dışında at veya bisiklet sürerek de yapılabilecek aktiviteler var. Biz Thakuri köyüne doğru bir yürüyüş tercih ettik. Rehber olarak o köyün muhtarı bize eşlik edecek. Hep beraber muhtarın köyüne doğru yola çıktık. Havada az da olsa hala sis var. Teraslar şeklinde tarlalar, okula gitmeye hazırlanan çocuklar ve onlar yolculamaya hazırlanan aileleri, ailenin bir üyesi gibi hareket eden keçiler, bizim gibi fotoğraf peşinde olana iyi malzeme veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9756

Yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüş sonrası bizim rehber muhtarın köyüne ulaşmak için asfalt yoldan saptık. Ortalık yemyeşil, tam da istediğim gibi. Stabilize yolu takip ederek ilk evleri gördük. Daha sonra ise tepeye kurulu ve 10-15 evin bulunduğu bir alana geldik. Önce muhtarın eve gittik. Burada ailesi ile tanışıp yanımızda getirdiğimiz kalem, nazar boncuğu türü şeyleri çocuklara verdik ve taktık. Aynı yoldan gitmeyelim diye de tepe aşağıya doğru inip, daha sonra da yukarıya doğru tırmandık; Şahane, keyfim çok yerinde… Buralara kadar gelip de bu türden bir aktiviteyi asla es geçmeyin.. Toplam 1.5 saatlik bir yürüyüş sonrası otele döndük ve Bhaktapur’a doğru hareket ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bhaktapur, Katmandu vadisinin en iyi korunmuş, ortaçağ şehirlerinden bir tanesi. Nepal’liler bu şehre hala eski zamandaki şekilde Bhadgaon (Bud gown diye okunuyor) veya Nepal dilindeki şekli ile “Dindarlar şehri” anlamında Khwopa diyorlar. Kırmızı tuğlalı evleri ve daracık sokakları ile turistlerin gözde yeri. Gerçekten ben de burayı çok sevdim; hiçbir şey yapmasam ve bir kahvede oturup geleni geçeni fotoğraflasam akşama kadar sıkılmam.

IMG_0018

Bhaktapur şehrinin tarihi 7. Yüzyıla kadar gidiyor ancak 12. yüzyılda Ananda Malla’nın idaresi altında resmi bir varoluş gösteriyor. 14-16. Yüzyıllarda Katmandu Vadisinin 3 Malla Krallığı arasında en iyi olanı burası imiş. Tibet ve Hindistan arasında ticaret yolunda olan bir kent olduğundan bir dönem zengin bir kent olmuş. 1934 yılında bir depremle hasar gören şehir daha sonra tekrar onarım görmüş. Burasının tamamı UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içinde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9832

Geziye başladığımız noktada bir caddenin başından, öteki taraftaki ucuna kadar yerlerde öbek öbek buğday ve pirinç dizilmiş. Burada eleklerden geçirilen ürün, istenmeyen parçalardan ayrılıyor diye düşünüyorum. İnsanlar, kadınlı erkekli, bizim varlığımıza aldırmadan çalışıyorlar. Daha sonra biletlerimizin kontrol edildiği şehrin ana kapısından (Lasku Dhoka) Durbar Meydanına (Durbar Square) girdik. Burada kraliyet sarayı bulunduğundan bu alana Durbar (Saray anlamında) Square deniyor. Yerler kırmızı tuğla döşeli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0056Alanda dört bir yanda değişik şekillerde Stupalar var. Bunlardan girişte solda kalanlardan 4 tanesi Hindu tapınakları; Gopinath, Kedarnath (Şiva’ya adanmış), Rameshwar ve Badrinath (Vişnu’ya adanmış) en havalı olanları. Bunların bulunduğu alana Char Dham deniyor (4 kutsal yer-Hindu kökenli tanımlama). Arkaya doğru ise Kral Bhupatindra Malla Sütunu ve hemen arkasında da Kral Jagat Malla tarafından yaptırılan Vatsala Durga Tapınağı var. Bu tapınağın önünde ilkokul çocukları Naime’nin çevresini sardılar.

IMG_9938

Biri büyük, biri küçük olan iki adet çan (Taleju Bell) sabah ve akşam dua zamanını göstermek için Kral Bhupatindra Malla tarafından 1721 de yaptırılmış. Arkadaki büyük tapınağın ismi ise Taleju Tapınağı. Çanların hemen karşısında ise Kraliyet Sarayı var. Saray, alanın kuzey yarısını kaplıyor. Bu sarayı Yaksha Malla (1428-1482) yaptırmaya başlamış, takip eden krallarda eklemeler yapmış.  Altın Kapıdan (Sun Dhoka) geçince, 55 pencereli saraydan da içeriye girmiş olduk. Bu Altın Kapıyı Kral Bhupatindra Malla yaptırmaya başlıyor ve takip eden Kral Ranjit Malla tarafından bitiriliyor. Bu kapıdan sarayın avlusuna giriyorsunuz ama sarayın içine sadece Hindu olanlar girebiliyor. Avlunun bir tarafında ise kraliyet havuzu var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vatsala Durga Tapınağının yanında Chyasilin Mandap (1934 depreminde tamamen yıkılmış, şimdiki 1990 da yapılmış) ve hemen arkasında Pashupatinath Tapınağı var. Bu tapınak Şiva’ya adanmış. Kral Yaksha Malla tarafından 1475 de yaptırılan tapınağın iki özelliği var; bir tanesi bu meydandaki en eski tapınak olması bir diğeri ise özellikle üst taraftaki pornografik oymalar. Gezdiğimiz zaman tapınağın genel fotoğrafını çekmişim ama o meşhur oymaların fotoğrafını çekmemişim. Yok yok! Bir daha Nepal’e gitmek şart oldu.

IMG_0028-001

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sidhi Lakshmi Tapınağı (Lohan Dega olarak da biliniyor) 17. Yüzyıl yapımı ve merdivenlerinde köpek, at, gergedan, ve aslan yüzlü insan ve deve heykelleri var.

IMG_9983

IMG_0004Daha sonra sağlı solu dükkanlar ve dar sokaklardan geçerek Taumadhi meydanına geliyorsunuz. Burada kaçırmayacağınız en önemli yer Nyatapola Tapınağıdır. Burası 5 katlı ve 30 metre yüksekliği ile tüm Nepal tapınakları içinde en uzun boylu olanı ve tüm Katmandu vadisi içinde de en uzun boylu olan binadır. Bu tapınak 1702 yılında Kral Bhupatindra Malla nın hükümdarlığı sırasında yapılmış. Bu bina öyle sağlam temellere yapılmış ki, bu heybetine rağmen, 1934 deki depremden hasar görmemiş. Bu alanda önce bu binaya çıkıp, alanın bir panoramasını aldık. Daha sonra da Cafe Nyatapola da Kral yoğurdu yedik. Bu yoğurt mayalanma sırasında şeker katılarak yapılıyor. Şekerli bir yoğurt yani.. Sonrasında ise serbest zaman verildi ve civardaki dükkanları gezip yürüyerek tekrar buluşma noktamıza gittik. Ben ve diğer arkadaşlar Bhaktapur’u çok sevdik..

IMG_0081-001

Daha sonra aracımıza binerek günü bir başka aktivitesine doğru yola çıktık; Pashupatinath Tapınağı gezisi. Burası kutsal Bagmati Nehri kıyısında kurulu olan bir Hindu tapınağı. Hindu ve Budist inanışta Ana tanrı Brahma’nın 3 fiziksel ifadesi var; Brahma (Yaratıcı), Vişnu (Koruyucu), Şiva (Yokedici ve yeniden yaratıcı). Bu tapınak Şiva’ya adanmış. Ancak Nepal’de başka herhangi bir tapınakta Şiva’nın yok edici Bhairab haline yani öfkeli ve kızgın şekline ibadet edilirken bu tapınakta Şiva’nın hayvan haline (Pashupati) ayin yapılıyormuş.

Hinduizme inanan her Nepal’li  burada yakılmak istermiş. Tabii ki burada da Hindular dışındakilerin tapınağa girmeleri yasak.

IMG_0075

Biz aracımızdan inip sağlı sollu satıcılar arasından yürüyerek tapınağa doğru yürüdük. Nepal de bugüne kadar bazı yerlerde gördüğüm uzun bambulardan yapılmış salıncaklar burada da var. Çocuklar salıncakta sallanabilmek için birbirleri ile yarışıyorlar. Bir de onları fotoğraflamaya çalışınca kavga iyice büyüdü. Her zaman ki gibi güçlü olan kazandı ve kız çocukları ile kendinden daha küçük olan çocuklara üstünlük sağlayan 10-15 yaş arası bir çocuk salıncağa kuruldu. Çıktığı yükseklik inanılır gibi değil. Bizdeki salıncaklar, bu bambudan salıncaklar yanında oyuncak gibi kalıyor..

IMG_0084-001

Daha sonra ölülerin yakıldığı (krematizasyon) Ghatları gördük. İki tanesinde ölü yakma işlemi bitmeye yakın. Ortalıkta bir koku var, insanı başta rahatsız ediyor. Hindistan’da da Ganj nehri kıyısında kurulu Ghatlarda ölü yakma işlemini görmüştüm ama bu kadar yakından görmemiştim. Hele var olan bir köprü üstüne çıktığınızda olayın tamamen içine dahil olabiliyorsunuz. Bu kadar da yaklaşmak insanı çok etkileyebiliyor. Hindu inanışında ölülerin yakılması gerçekleşmeden ölülerin ruhunun huzura kavuşması gerçekleşmiyor inancı hakim. Bu nedenle bu işlem ölünün yakınları için çok önemli. Bu işlem sırasında ölünün erkek çocukları, ölünün başında bekliyorlar. Saçlarını kazıtıyorlar ve sadece tepede bir tutam saç bırakıyorlar. Yakma işlemi yaklaşık 3 saat kadar sürüyor ve bu Ghatlar 24 saat boyunca çalışıyorlar. Bu arada yeni bir ölü getirdiler. Gördüğümüz kadarı ile önce nehrin sularında yıkamaya benzer bir işlem yapıyorlar. Kadifeçiçekleri (marigold) ölünün üstüne serpiliyor. Yakma işlemi sonrası küller ve arta kalanlar nehre serpiliyor. Beni esas etkileyen ise başka bir olay oldu; Nehre girmiş olan ve ellerinde kürekleri olan iki adamın ne  yaptığını önce anlamadık. Rehbere sorduğumuzda içimi yakan bir yanıt aldık; “Bu adamlar ölünün nehre serpilen yakma işleminden arta kalanları arasında altın diş arıyorlar” dedi. Ne düşüneceğimi bilemedim…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tapınağın karşı tarafında ise içlerinde Lingam ların bulunduğu küçük türbeler var ve bir hizaya dizilmiş şekilde bulunuyorlar. Etrafta çok sayıda maymun var ve bu maymunlarla yine etrafta çok sayıda bulunan köpekler arasında alan kapma mücadelesi oluyor. Etraftaki Sadular ise para karşılığı fotoğraf çektirme peşindeler..

Bu ziyaretimizi de gerçekleştirdikten sonra bize Günseli hanımın bir sürprizi daha oldu. Eskiden Nepal Kraliyet ahırı olan ancak günümüzde restorasyon sonrasında dükkanların ve lokantaların bulunduğu Baber Mahal denen bir yere götürdü bizi. Burada Baithak adlı bir lokantada hem bir gösteri izleyeceğiz ve hem de tipik Nepal yemeklerinden tadacağız.  Lokantaya gideceğimiz saat için daha vaktimiz olduğundan hem bu ilginç yeri gezdik ve hem de burada bulunan Chez Caroline Salon de Cafe  Zencefilli, yaseminli doğal bitkilerden bir çay içtik. Nefisti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Restorana geçip bize ayırtılan yere oturduk. Ortam çok güzeldi. Hem yemekler yendi, hem de danslar seyredildi. Tabii ki sonunda bizde piste fırladık. Tam kahvelerimizi içerken, elektrikler kesilmesin mi? Nepal de elektrik kesintisi çok olağan bir durummuş. Bizim için “haydi kalkın, otelinize gidip yatın” dediler sanki.. Ama itiraz edecek halimizde yoktu, gün çok yoğun geçti. Gezilerde severim bu türden yoğun geçen günleri. Bunun için burada değil miyiz zaten?

Yarın Bhutan’a geçeceğiz. Hem de özel bir uçakla, Himalayaları seyrede seyrede gideceğiz. Ancak daha önce de dediğim gibi, ben uçağa binene kadar inanamayacağım.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 22.11.2011 Saat 22:46

Gözden geçirilmiş son yayın 01.04.2015 Saat 00:18

IMG_0240-001

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 4. Gün; Pokhara

IMG_9540

Sabah saat 05:00’ e yakın uyandırma servisi tarafından uyandırıldık. Güneşin yaklaşık doğma saati olan 06:00 civarında Sarangot Tepesinde olmamız gerekiyor. İsteyenler bu tepeye götürülüp, orada Annapurna Dağ Serisi üstüne düşen güneşin ilk ışıklarını gözleyecekler. Bazılarımız otelde mışıl mışıl uyurken, ben dahil, bir grup katılımcı sabahın bu ayazında yollara düştük.

815460

Bir parantez daha açalım; Gittiğimiz kasım ayı bu bölgelere ziyaret için en uygun hava şartlarına sahip olan dönem. Havanın pırıl pırıl olması bekleniyor. Gündüz ve gece arasında çok ısı farkı var. Bu nedenle insan ne giyeceğini şaşırıyor. Ama sizin bilmeniz gereken, kat kat giyinebilip çıkartacağınız türden giysileri yanınızda taşımanız gerektiğidir.

Otelin bahçesi bu ışıkta bile gerçekten güzel gözüküyor. Sal görevlisi ile karşılıklı “namaste” leşip, salla karşı kıyıya geçtik. Görevlinin salı çektiği ve her hareketle dingin suya çarpan ipin çıkarttığı ses, bu sessizlikte, davula vuran tokmak sesi gibi geliyor insana. Sonunda bizi bekleyen minibüse atlayıp, gecesini yaşadığımız ancak henüz gün ışığında göremediğimiz Pokhara sokaklarında yol almaya başladık. Sarangot Tepesi yaklaşık olarak yarım saatlik uzaklıkta. Sarangot 1592 metre yükseklikte bulunan ve Himalayaların gölgesinde kalmış bir köy.  Bazıları Pokhara içinden 4 saatlik bir yürüyüşle buraya ulaşıp aynı aktiviteyi yapabiliyorlarmış. Sarangot Tepesinden Annapurna Dağ Serisi üzerine düşen güneş ışınlarının, dağları mor-pembe renkten, altın sarısı renge dönüştürmesi izleniyor. Batıdan doğuya doğru 8167 mt yükseklikte Dhaulagiri, tam bir piramit görünümünde olan ve 6997 mt yüksekliğe sahip Machhapuchare ve 7937 mt yükseklikle Annapurna II Tepeleri açık bir havada Sarangot Tepesinden göreceğiniz Himalaya Dağlarının en yüksek tepelerinden birkaçı oluyor. Bunlar içinden Machhapuchare “balık kuyruğu (fish tail)” anlamına geliyor ve Fewa Gölü üzerine yansıyan karlı tepelerinin çok güzel fotoğraflarını gördüm. Bu tepe Nepal’de tırmanılması yasaklı olan tek yer olarak kalmış. Bakalım bizde Sarangot Tepesinden aynı görüntüyü alabilecek miyiz?

Aracımız Sarangot Tepesine yakın noktaya kadar çıkartıp bizi bıraktı. Buradan itibaren yaklaşık 5 dakika kadar yürüdük. Sonunda tepeye vardık ama tepede en güzel yerler kapılmış bile. Bu adamlar ve kadınlar burada mı yattılar nedir?

Ben de kendimce olabilecek en iyi noktaya yerleştim ve üçayağı (tripod) kurdum. Yalnız bir sorun var ki benim kurduğum üçayak, yanımdaki Japon’un kurduğu üçayak yanında pigmelerin boyu gibi kaldı. “En kısa zamanda yeni bir üçayak alınacak” dedim içimden. Bir taraftan da birkaç poz fotoğraf alıp, üçayağı tekrar söktüm. Japon zaten içinden kıs kıs gülüyor, daha da fazla Şarlo muamelesi görmenin anlamı yok..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yalnız hava kapalı ve bulutlardan değil güneş, dağlar bile adam akıllı görünmüyor. Tepede bir sağa bir sola gidip, bulutların açılması için dua ediyorum ama yok, olmayacak gibi duruyor. Sonunda benim Japon rakipte umudu kesti üç ayağı toplayıp benim pozisyona geldi.. Allahın sopası yok işte, seni gidi Japon seni..

Buradan alınabilecek fotoğrafları alıp, bir de satıcıdan Sarangot Tepesinden Annapurna görüntülü poster satın aldım. Daha sonra aşağıya, aracımıza doğru yola düştük. Yolda bir yerlinin poz vermesi ile teselli buldum. Otelde kalıp, uykuya devam edenler amma sevinecekler!

IMG_9181

Otele döndüğümüzde ortalık iyice aydınlanmıştı. Odadan Naime’yi de alıp, bahçede kısa bir yürüyüş yaptık. Hem otel, hem de bahçesi müthiş. Kahvaltı salonuna gittiğimizde, bir yan masadan Türkçe sözler gelince kafalarımız o yöne doğru döndü. Dünya ne küçük; iki sevgili arkadaşım ve Yoga grubu da oraya gelmişler. Birbirimizi sevgi ile kucakladık. Orada 4 gece kalacaklarmış, bizim o şansımız yok. Gidecek çok yer var daha..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrası ekip de toparlandı ve hep birlikte Fewa Gölünde sandalla gezintiye çıktık. Bu kadar rahatlatıcı gezi olamaz. Dağlar suya yansımış, tek bir dalga yok. Zaman zaman olan konuşmalarımız olmasa, sadece suya girip çıkan kürek sesleri duyuluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9372-001Bir süre sonra göl ortasındaki Bahari Tapınağına geldik ve sandallardan inip adaya çıktık. Burası bir Hindu tapınağı ve Tanrıça Ajima’ya adanmış.

IMG_9360-001

Burayı da gezdikten sonra tekrar sandallara binip, karşı kıyıya, dün gece yemek yediğimiz Boomerang Restoranta gittik. Burasının harika bir bahçesi var ve çok geniş. Etrafta çiçekler en güzel görüntüleri içindeler. Kelebekler durur mu? Onlar da her bir çiçeğin tadına bakıyor. Kelebek olur da ben durur mu? Düştüm birinin peşine, bir aşağı bir yukarı fotoğraflamaya çalıştım. Kahvelerimizi burada içip, Pokhara sokak ve dükkanlarını dolaşa dolaşa otelimize geri dönmeye karar verdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otele döndüğümüz zaman bizi üç adam karşıladı. Bunlardan bir tanesi Pokhara Belediye Başkanı imiş. Bir diğeri dış ilişkiler görevlisi, birisi de şoförleri.. Günseli hanımı ziyarete gelmişler, bu arada biz de tanışmış olduk. Bize hediye olarak üzerlerinde dualar olan atkılar taktılar. Meğerse Pokhara Belediyesi ile Adalar Belediyesi Günseli hanımın tanıştırması ve iki tarafında belediye başkanlarının istemeleri ile kardeş belediye olmuşlar. Bizim için ilginç bir deneyimdi ama Bhutan’da tanışacağımız daha üst düzey görevliler yanında bunlar biraz sönük kaldılar.. Önceleri bir gezi de bu tanışmaları yadırgamıştım ama şimdi bu tanışmaların aslında birer şans ve ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Bizim yöneticilerin yaklaşımları ile onlarınkini karşılaştırma fırsatı yakalamış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bahçe içini son bir kez daha gezip, tekrar yola düştük. Pokhara, Nepal gezisi yapanların kaçırmaması gereken bir yer. Ben burada da bir gece daha kalıp küçük yürüyüşler yapmak isterdim. Örneğin Dünya Barış Pagodası’na 2 saatlik bir yürüyüşle çıkmak ve oradan manzaraya bakmak isterdim. Burada çok güzel yürüyüş parkurları var. Nepal’e tekrar gitmek için bir sebep daha…

Hedefimiz önce 210 km ötedeki Katmandu, daha sonra da 35 km ötede olan Nagarkot’a gitmek. Nagarkot, Dhulikhel ve Kakani den sonra Himalayaların gözlenebileceği en uygun yer. Bu nedenle tercih ediliyor. Ekim ve Mart ayları arasında kaldığınız otelden bile çok güzel Himalaya manzaraları alabilirsiniz diyor kitap.. Bakalım Sarangot Tepesinde yüzünü saklayan Himalayalar, Nagarkot’ta bize cömert davranacak mı?

Katmandu’ya dönerken karayolunu değil, havayolunu kullanacağız. Hemen yakında bulunan havaalanına gidip Buddha Air’e ait uçak ile Katmandu’ya doğru yola çıktık ve 1 saatlik uçuş sonrası Katmandu’ya vardık. Katmandu’da iç hat uçuşlarında bavullarınızı açığa, çıkışa yakın bir yere bırakıyorlar. Bavulları almak için illa ki bagaj numaranızı göstermelisiniz.

Daha sonra ise aracımızla 35 km ötede bulunan Nagarkot’a doğru yola çıktık. Güzel manzaralı bir yolculuktan sonra Otelimize vardık. Otelimiz Club Himalaya Resort ve çok güzel bir otel. Kaldığımız otelin odalarının kapılarında Himalayaların önemli tepe isimleri ve yükseklikleri var. Güzel bir akşam yemeği sonrası otelin mini diskosuna gittik. Her zaman ki gibi, Günseli hanıma tanıdık olan otel sahibinden gelen beyaz ve kırmızı şarap eşliğinde müzik dinledik.

IMG_9598

Gecenin sonuna doğru bir kötü, bir iyi haberi aldık. Bir sonraki gün Bhuthan’a geçmek için kullanacağımız Druk Air’e ait uçakta yerimiz yoktu.. Önce şok oldum diyebilirim. Bir açıklama yapmam gerek; Bhutan ilginç bir ülke. Burada sadece bir havalimanı var ve sadece bir uçak şirketinin çalışmasına izin var. Kendi havayolları şirketi olan Druk Air’in uçakları yaklaşık olarak 100 civarı yolcu taşıyormuş. Ülkeye turistik amaçla gidecekseniz ya ülkenizden ya da oradan yerel bir acente ile anlaşma yapmanız gerekiyor. Kendi başınıza gitmeniz çok zor. Uçak bileti alınmadan da otel rezervasyonu olmuyormuş. Otel ücretleri onların merkez bankalarına gönderiliyor ve onlar sizin otelinizi belirliyor. Yani belki istediğiniz otelde de kalamıyorsunuz. Adet böyle, belki ileri de değişecek. Bizim ilk anlaştığımız tur şirketi de uçak yüzünden Bhutan turunu iptal ettiğini söyledi ve paralarımızı yatırdığımız halde geri verdi. Sonuçta kötü haber Bhutan’a uçakta yerimiz yok. Hayde! Dediğinizi duyuyorum ama bekleyin bakalım iyi haber; Bhutan’a özel uçakla gidiyormuşuz… Ben oralara gitmeden önce araştırmış ve Himalayalar üstünde böyle bir turun 150-200 USD arası olduğunu okumuştum. Şirket için maddi açıdan kötü ancak böyle bir sorun karşısında gösterdiği iyi bir refleksle müşteri gözünde yaratıkları olumlu bir imajla sorun çözülmüş gözüküyordu. Ben bu turun programında en çok bu kısmı zincirin zayıf halkası olarak gördüm ve korktuğumda başıma geldi. Ancak çoğu şirketin yapmayacağını bildiğim bir şekilde sorunu hallettiler gibi. Gibi diyorum çünkü Bhutan topraklarına ayak basmadan inanamayacağım..

Güne Himalayaları göremeyerek kötü başladık, akşam da bu haberi aldık.  Sabah ola, hayır ola bakalım. Belki de Himalayaları yerden ve tepelerden göremeyince uçaktan görmek kısmet olacak.

Hey Allahım! Şu garip gezgini neden doğrudan değil de dolaylı yoldan sevindiriyorsun….

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İlk yazım tarihi 20.11.2011 Saat 15:00

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 26.03.2015

Nepal-Bhutan Gezi Anıları- 3. Gün; Chitwan-Pokhara

IMG_8810

Gecenin bir vaktinde dışarıdan gelen seslerle uyandığımı hatırlıyorum. Ormanda olduğumuzu hatırlayıp tekrar uykuya dalmışım.

IMG_8455Sabaha verilen saatte kalktık ve doğruca kahvaltıya gittik. Peyniri, balı bulunan güzel bir sofrada kahvaltımızı ettikten sonra fillerin sırtında mini bir gezintiye çıkmak için, fil iskelesine doğru yürüdük. Aslında burada 2 gece 3 gün kalınan programlarda yapılan aktivitelerle, bizim kaldığımız gibi, 1 gece 2 günlük aktiviteler farklı. Ama biz hem az kalıp, hem de tüm aktiviteleri yaptık. Burada Günseli-Barış Malkoç’un haklarını bir kez daha teslim etmeliyim. Özellikle Günseli hanım buralarda öyle bir imaj yaratmış ki, sanki kırk yıllık arkadaş ve doğma büyüme Nepal’li. Anladığım kadarı ile onlar sayesinde biz hem orman da yürüyüşü, hem fil eğitimini, hem fil sırtında ormanda safariyi ve hem de kano gezisini kısa program içinde de olsa yapmış olduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her bir filin sırtına 4’er kişi olacak şekilde bindik. Bir de sürücü var, etti beş kişi. Bu kadar ağırlık, bu hayvana vızıltı gibi geliyor. Filin sırtında, altımdaki hayvanın verdiği güveni, gücünü hissetmenizi çok isterdim. O cüssesi ile ne kadar çevik bir hayvan, inanılır gibi değil.

IMG_8591

Sonradan aramıza katılan 2 gezginle birlikte, toplam 15 kişi 4 filin sırtında ormanın iyice içlerine doğru, sabahın 06:30’unda hareket ettik. Naime ve ben ayrı ayrı fillerin sırtındayız ki, birbirimizin fotoğrafını çekebilelim. Plan buydu ama filin sırtındaki sallanmayı hesaba katamadık. Şöyle havalı havalı, fil sırtında fotoğrafımız az. Aslında geziden en büyük beklentimiz tek boynuzlu gergedanı görebilmek ve tabii ki benim için de onu fotoğraflayabilmek. Benim bindiğim fil, bir numaralı fil ve  hiç biri onu geçmeye çalışmıyor. Galiba lider o. Bir süre sonra, bir gergedanın ayak izine rastladık ve yönü de nehre doğruydu. Biz de peşinden nehre doğru yönümüzü kırdık. Bu arada birkaç kez nehri geçmek zorunda kaldık. Ayak izleri var ama gergedanın kendisi yok. Bir ara bizim lider amca daldı ormanın içine. Aman Allahım! Bu adam fili gömdü çalılıklara diye düşünmeye kalmadı. Ayakları ile bir takım hareketler çekip, bazı sözler söyledi. Bizim fil başladı ormanı dağıtmaya. Sağında solunda ne varsa kırıp, çiğneyip yol açıyor. İster inanın ister inanmayın bize dümdüz bir yol açtı. “Son model bir Mercedes’im olacağına, böyle bir film olsun” dedim içimden…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir önce gün verilen eğitimde, Fil sürücüsünün file komutlarını ya sözlerle, ya filin kulağının arkasına dayadığı ayaklarının çeşitli hareketleri ile ya da ucunda kancası olan bir sopa aracılığı ile ilettiğini  anlatmışlardı. Afrika fillerinin eğitimlerinin, Asya Fillerine göre daha zor olduğunu da öğrendik.

IMG_8629

Bu arada diğer fillerin sürücüleri uyanık çıktı. Bizim fil sürücüsü ne kadar gergedan göstereceğim diye yırtınıyorsa, diğerleri o kadar “bitse de gitsek” havasında. Sağda solda ibis kuşlarını, bol renkli kuşları görüyoruz ama Gergedan dan haber yok. İzi var kendisi yok. Bu arada bir ara bizim adam fili suyun en derin yerine soktu. Filin hortumu yukarıda, ayaklar suya neredeyse değecek. Biraz heyecan olduk. Yapacak bir şey yok zevk almaya bakıyoruz ve alıyoruz da.

IMG_8695

Tekrar ormanın derinliklerine doğru yöneldik. Bizim ki inat etti, gösterecek bir şeyler. “Aslanım benim, Bengal Kaplanından vazgeçtim, bul şu tek boynuzlu gergedanı” diyorum içimden. Diğerleri iyice açıkta kaldılar. Sonunda bir şeyler gözüktü ama gergedan değiller. Bunlar Benekli Geyikler. Onlar da “Ooo! Ümit beyler gelmişler. Bir fotoğraf çektirelim, ayıp olur” demiyorlar. Biz yaklaşıyoruz, onlar “vın” kaçıyorlar. Sonunda çıkarttım benim bazuka gibi 70-200 lensi uzaktan fotoğrafladım. Sonunda fotoğraf karemin içine hapsetmeyi başardım onları..

IMG_8700

Artık neredeyse 2,5 saat oldu. Allahı var bizim fil sürücüsü çok çabaladı. Kısmette Tek boynuzluyu görememek de varmış. Hala ormanın derinlerinden gidiyoruz, önümüzden bir tavus kuşu sürüsü havalandı ama gafil avlandım, hazırlık yapana kadar kaçırdık. Saygısızlar!

Sonunda fil iskelesine yanaştık ve fillerden indik. Bizim sürücünün bana bir bakışı vardı ki sormayın. “Kusura bakma, olmadı” der gibi. Ama ben takdir ediyorum adamı, iyi bir bahşişi de kaptı, helal olsun. Şimdiye kadar çeşitli gezilerde 3 kez file bindik ama en etkileyici olanıydı.

IMG_8790

Filden iner inmez jeeplere bindirildik. Nehirde kano ile bir gezinti yapacağız. Nehir kenarında bizi bekleyen ince uzun kanolara bindik. Yerden 10 cm kalkık taburelere oturduk. Bu teknede biraz dikkat edilirse sıkıntısız, keyifli bir gezi oluyor. Ama ani hareketlerde devrilme olasılılığı var. Buralarda yoktur diye düşünüyorum ama ilerlerde buraya özel 2 cins timsahın varlığından haberim var. Hiçte sevmem bu hayvanları…

Yarım saati bulan bir nehir gezisi yaptık. Suların şırıltısı altında medeniyete ait hiçbir sesi içermeyen ortam, insanı çok dinlendiriyor. Bu geziye biraz daha devam edebilirdim ama daha yol var..

Sonunda nehrin aşağısında bizi bekleyen jeeplere tekrar bindik. Artık tesise dönüyoruz. Bizim araç yine birinci araç. Orada bir park görevlisi bizimle birlikte geliyordu ve bana dönüp sordu “Nasıl güzel miydi?” dedi. Bende “Şahaneydi. Ama bir Rhino (gergedan) gösteremediniz bana” dedim. Ağzımdan bu laflar çıktı ama biraz evvel gergedanın ayak izlerini, taze dışkılarını takip eden fil sürücüsünü hatırıma getirince de birazcık utandım. Adamın yanıtını hiç unutmayacağım “Biliyoruz ve hala size göstermek için parkta görevlilerle ilişki içindeyiz” Şaşırdım ama bir kez daha takdir ettim adamları. Bu arada beklenen telsiz haberi de gelmesin mi? Ormanda bir çift gergedan bizi bekliyormuş. Kırdık direksiyonları verilen koordinata. Bizi orada fil sırtında park görevlisi bekliyordu. Yürüme ile 2 dakika mesafede olduklarını söyledi. Bizde bir heyecan daldık ormana, bu sefer yürüyerek. İki dakikayı biraz aştık, hala yoklar. Eh! Bu gergedanlarda bizi bekleyecek değiller ya. Ama pes etmek yok, 10 dakika kadar daha derine doğru bir yürüyüş sonrasına işte karşımızdalar! O ne heybet, o ne güzellik. Bizi görünce biraz ürktüler. Onlar ürküp, ayağa kalkınca biz donduk. Tabii ki korkudan! Ama yine filin gücü çıktı karşımıza. Yanımızda gelen fil, yavru bir fil. Onun arkasına geçirdiler bizi. Gergedanlar filin varlığının verdiği rahatlıktan mı yoksa verdiği korkudan mı pek saldırıya geçmezlermiş. Bizim bindiğimiz orman deviren fil yanımızda olsa, bunlardan hiç korkmayacağım ama bu da küçücük bir fil. Onbeş kişi dizildik filin ardına, hepimiz sığmıyoruz bile.  Ama o küçük fil bile gergedanları sakinleştirdi. Hepimiz o küçük filin arkasında, gergedanları izlemeye başladık. Bana filden güven geldi ya zaman zaman daha da yaklaşıp fotoğraf bile çekmeye başladım.  Bastım deklanjöre; Vay anam vay! Keyfe bak.. Dünyada sayı ile bilinen gergedanlardan iki tanesi karşımda duruyor.. Bu ne güzel bir duygu böyle.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra gergedanlarımızı kendi dünyalarında bırakıp araçlarımıza döndük. Bizim araçtaki görevlinin hararetle elini sıktım ve teşekkür ettim.

Araçta bazı arkadaşların ciltlerine sülüklerin yapıştığını fark ettik. Biz gergedan fotoğraflayacağız derken onlar bizim kanları götürüyorlarmış. Benim üzerimde böcek kovan bir giysi vardı, tam da bu işler için almıştım. Ondan mıdır  yoksa kanımızı beğendiremedik nedir? bende zayiat yok.

IMG_8850

Tesise döndük. Odamıza gidip bavullarımızı topladık. Bu güzel tesise veda edip, tekrar ağır arazi araçları ile parkın başlangıcına döndük. Benim ve benim gibi diğer arkadaşların da gönlü bu parkta kaldı. Burada en az 2 gece kalmak gerekir. Bir defa daha gitmek istiyorum..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Chitwan’dan sonraki hedef Pokhara. Aradaki mesafe 160 km ama yollar dar ve işlek olunca yine 5 saati bulan bir yolcuğumuz oldu. Aslında Pokhara da gölde tekne gezisi yapıp güneşin batışını izleyecektik. Ama hem kapalı hava ve hem de geç kalmamız, bu aktiviteyi iptal ettirdi. Neyse ben Chitwan’daki parktaki aktiviteyi tercih ederdim, iyi ki onu yapmışız.. Zamanında gitsek bile hava yüzünden güneş filan göremeyecektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda Pokhara’ya vardık.   Nepal’in ikinci büyük gölü Fewa Gölü (Phawe Tal lake) kenarına kurulu olan Pokhara, Himalayaların Annapurna serisi üzerinde yapılan yürüyüşleri ile çok turist çekiyor. Machapuchare Dağının gölün dingin suları üzerine yansıması çok meşhur bir görüntü.  Burada kalacağımız yer de çok güzel; Bir adanın ortasındaki Fish Tail Lodge adlı bir yerde kalıyoruz. Ancak salla geçiş oluyor. Belli ki burası da bize çok güzel gelecek.

IMG_9083

Akşam yemeğini otelde yemedik. Boomerang adlı bir restorana gittik. Burada hem yemek yiyip ve hem de dans gösterileri izledik. Çok güzel bir ortamdı. Pür neşe otele döndük. Sabaha yine yoğun bir program var. Erkenden kalkıp Sarangot Tepesinden güneşin doğuşunu ve Annapurna dağ serisini izleyeceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gezekalın,

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 19.11. 2011 saat 13:17

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 24.03.2015 Saat 21:49