• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.232 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 5. Gün-Masai Mara Rezerv Bölgesi

IMG_8309

_46378128_kenya_mau01_466Masai Mara Rezerv Bölgesi Kenya’nın en geniş rezerv bölgesi olup, Tanzanya sınırları içerisinde yer alan Serengeti Ulusal Parkı ile devamiyeti var. Her yıl Temmuz-Eylül ayları arasında, Serengeti’den yaklaşık 2 milyon hayvanın buraya göçü oluyor. Göç eden hayvanların, 395 Km uzunlukta olan ve dağlardan doğup, Viktoria Gölüne boşalan Mara Nehrinden geçişleri sırasında timsahlar tarafından avlanmasını eminim çoğu kişi belgesellerden izlemiştir.

Masai Mara’da yerel dilde ‘Benekli Bölge’ anlamına gelir. Benekli bölge adı sadece Leopar, Çita ve Sırtlan gibi hayvanların derilerindeki beneklerinden değil aynı zamanda göz alabildiğine düz otlak alanlar arasına serpiştirilmiş gibi duran akasya ağaçları, tepeler ve su kenarlarındaki vaha gibi ağaçlık alanları da anlatmak için verilmiş olsa gerek. Masai Mara Rezerv Bölgesi yaklaşık 1500 km²’lik bir bölgeyi kaplıyor. Masai Mara Büyük Kedigillerin en çok bulunduğu bir alan. Gerçi biz Kenya da geçirdiğimiz şu ana kadar geçen zaman diliminde değil Aslan, Leopar, Çita gibi büyük kedigiller, küçüklerini bile göremedik.

Bu sefer erken kalkmadık. Bir gün önce yoldaki eziyet bizi biraz geç yola çıkmaya itti. Kaldığımız otel (lodge) Rezerv alanı içinde bulunuyor. Masai Mara Rezerv alanı içinde çok sayıda rota var. Biz bugünün tamamını burayı gezmeye ayırdık yani öğle yemeği için bile dönmeyeceğiz. Kutular içine konmuş olan sandviç tarzı öğle yemeğimiz alıp safarimize başladık.

IMG_8089

Safariye geç (saat 09:00) başlamış olduk. Doğrusu burada kabahat bizde oldu, çünkü biraz geç başlayalım diye Teoman’a baskıyı biz yaptık. Ancak aklınızda olsun, ne kadar yorgun olursanız olun ve nerede safariye çıkacaksanız çıkın, mutlaka erkenden başlayın. Çünkü etoburlar işlerini sabah erkenden bitiriveriyorlar ve daha sonrasında dinlenmek için ağaçlık bir alan arayıp, orada dinlenmeye başlıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şansımıza turun daha ilk saatlerinde beslenme işini halletmiş ve ağaçlık bir alan arayan bir çift çitaya rastladık. Karınları şiş ve yanaklarında yeni yedikleri avın kanları olduğu bir halde çevresini saran jeeplere hiç aldırmadan ağır ve kendinden emin adımlarla ağaçlık bir alan arıyorlardı. Biraz ilerde avladıkları hayvandan geri kalanları yemeğe çalışan akbaba sürüsü dikkatimizi çekti. Aslan, Leopar, Çita gibi hayvanlar, avladıkları hayvanların sadece but, karaciğer ve kalp tarzı yerlerini yiyip, gerisini bırakırlarmış. Ama kalan av doğada hiç ziyan olmuyor. Akbabalar ve sırtlanlar tüm iç organlarını yiyip geriye sadece deri, kafatası ve toynaklarını bırakıyorlar. Civarda bol miktarda kafatası görülüyor zaten. Daha da arta kalanlar ise böceklerin işi. Yani doğada canlılar sadece ihtiyaçları kadar avlanıyorlar ve hiçbir parçada ziyan edilmiyor. Zevkine ve ihtiyaç fazlası hayvan öldürme biz insanlara mahsus galiba.

IMG_8183

Hayvanlar içinde en hızlısı Çitalar ve saatte 115 km hıza, çok kısa bir zaman dilimi içinde ulaşabiliyorlar. Anatomileri diğer kedigillerden farklı; Kafaları vücutlarına göre küçük kalıyor ve gövdeleri de daha yüksekte. Yüzlerindeki siyah çizgiler ve kafasının küçük olması ile benim gibi acemi safariciler bile, Çitalarla, Leoparların ayrımını yapabilirler. Çitayı gezi boyunca hemen her gün görebildik. Ertesi gün şansımıza bir anne çita ve 4 yavrusunu fotoğraflamayı bile başardık. Ama ne ilginçtir ki, Çita büyük beşler arasında yok. Yani Hala Leopar ve Aslan fotoğraflamak gibi bir eksiğimiz var. IMG_8248

Burada Safari yapan jeep sayısı gezdiğimiz diğer iki yere göre çok daha fazla. Aslan, leopar veya çita gibi hayvanlar bir jeep tarafından görülünce bir anda tüm jeepler oraya doğru yöneliyor. Bazen şoförler telsizle haber veriyor, bazen de safariye katılanlar jeeplerin toplandığı yeri görünce, “bir olay var” diyerek hemen oraya doğru yöneliyorlar.

Masai Mara’nın göz alabildiğine düzlük alanlarında on binlerce wildebeest, zebra ve gazel dolaşıyor. Biz oraya gelmeden önceki hafta Serengeti’den büyük bir parti hayvan göçü olmuş. Bu hayvanlar o zorlu geçişten sonra hak ettikleri otlara kavuşmuş ve özgürce karınlarını doyuruyorlar.

Uzunca bir süre aslan ve leopar peşinde dolaştık. Gelgelelim ortalıkta hiçbirisi yok. Bir ara bir haber geldi “ Aslan var” diye. Bizden önce onu keşfetmiş ve en iyi görüş noktasını kapmış olan jeep kümesine doğru yöneldik ama aslanın sadece gözlerini çalılar arkasından görebildik diyebilirim.

IMG_8212

IMG_8225Sonrasında bir havaalanına geldik. Evet, yanlış duymadınız! Pırpır dediğimiz küçük uçakların inebildiği düz bir alan var burada. İsterseniz Nairobi’den buraya ya da tersi yönde, yaklaşık 250 USD karşılığı ulaşabiliyorsunuz. Bir diğer aktivite de uçakla Masai Mara üzerinden uçup hayvanları gözlemek. Bu aktivite için 450 USD istendiği söylendi ama bu rakam çok uçuk geldiğinden yapmadık.

Daha sonraki rotamız ise Tanzanya-Kenya sınırına gitmek oldu. Burada sadece bir sınır taşı var. Taşın üzerinde Tanzanya’yı gösteren “T” harfi ve Kenya’yı gösteren “K” harfi var. Bir taraf Serengeti, bir taraf Masai Mara. Bol bol fotoğraf aldık.

IMG_8297

Bir sonraki durağımız ise Mara Nehri oldu. Mara nehrinde bizleri askerler karşıladı. Araçlardan inip, bize verilen asker eşliğinde nehir kıyısınca yürümeye başladık. Nehirde hipopotam aileleri var. Bir erkek hipopotam, dişileri ve genç hipopotamlar 8-10 arası değişen sayılarla aileler oluşturuyorlar. Bazen bu sayı 30 ları bulabilirmiş. Heybetli bir hipopotam 3 ton ağırlığını bulabiliyormuş. Bu ağırlığına rağmen de çok hızlı hareket edebiliyorlarmış. İnsanlar için en tehlikeli olanlar ise timsahlardan ziyade hipopotomlar oluyorlarmış. Dişiler için savaşan erkekler arasında da ciddi yaralanmalar veya ölümler olabiliyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nehir kenarında tembel tembel yatan bir timsah, yeni bir hayvan göçünü bekliyor. Bu göç sırasında 3000 e yakın ot obur hayvan timsahlara yem oluyor ama ocak şubat ayında dünyaya gelen 400000 kadar ot obur yanında bu rakam çok küçük değil mi? Daha önce yazdığım gibi geçen hafta bir grup wildebeest göçü olmuş ve timsahlar avlayacaklarını avladıktan sonra, sağ salim nehri geçen Wildebeestler Masai Mara otlaklarında yayılıyorlar. Bir grup daha göç için karşı tarafta birikiyormuş ve 1-2 haftaya kadar da bir göç olacakmış ancak bekleyecek zamanımız da yok.

IMG_8385

Artık öğle saatlerini bulunca yemek yemek için bir yere gittik. En çok sevdiğimiz yerlerden birisi de burası oldu. Burada kutularımızda bulunan yiyecekleri çıkartıp, yemeklerimizi yedik. Arsız Starling kuşları, tepemizdeki ağaçlarda bizden kalacak kendi yemek paylarını bekliyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası eksik olan kedigiller arayışımız devam etti. Ama sabah gördüğümüz dışında aslan filan yok ortalıkta. Şansımız yok.

IMG_8285

Bu arada en büyük zürafa topluluğunu gördük. Ondan fazla zürafa ağaçların tazecik en üst yapraklarını yemekle meşguldü. Onların fotoğraflarını çekmek için durduğumuzda çok ilginç bir olaya şahit olduk. Üç zürafanın bulunduğu bir zürafa grubundan 2 tanesi, birbirlerine boynuzları ile vuruyorlardı. Önce anlamadık ama sonradan bize söylendiği üzere iki tane erkek zürafa arkada kendilerini izleyen dişi zürafa için birbirleri ile dövüşüyorlarmış. Zürafaların boynuzları ile dövüşmelerini izlemek çok ilginç oldu. Ah Dişiler! Size kendimizi beğendirmek için, biz erkekler, neler yapıyoruz !

Artık güneş batmaya başladı ve saat 18:00 oldu. Parkın terk edilmesi gerekiyor. Kaldığımız tesise vardığımız zaman bizimkiler tesisin alt tarafında gördükleri işlemeli kumaşları görmek için Masai satıcılarına yönlenirlerken ben doğrudan odaya gittim. Toz toprak içindeyim, duş almam lazım.

Kızlar döndükleri zaman bir sürü güzel hediyelikle döndüklerini gördüm. Keşke ben de gitseydim!

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 04.09.2012 Saat 16:49

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 08.02.2015 saat 19:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 4. Gün-Nakuru Gölü Rezerv Alanı

IMG_8039

IMG_8054Gezilerde adet haline getirdiğim ve çok yorgun değilsem veya çok erken yola çıkmayacaksak yapmaya çalıştığım gibi sabah erkenden kaldığımız yerin bahçesini keşfe çıktım. Bahçenin en bol kuş olan yeri, havuz çevresindeki ağaçlardı. Buradan güzel kuş fotoğrafları aldım. Özellikle Dokumacı Kuşları pek bir faaller. Dokumacı Kuşlarının erkek olanları yuvalarına taşıdıkları çalı çırpılarla yuvalarının dış kısmını adlarına yakışır şekilde dokurlarken, dişi olanları iç kısma sıva yapıyorlar. Sıkı ve tam da damağımıza uygun bir kahvaltıdan sonra Nakuru Rezerv Alanını yeniden gezmek için yola düştük. Parkın girişini biraz geçince Babun ailelerini gördük. Daha sonra göl kenarında yol boyu yavaş yavaş yol aldık. Sarı Gagalı Leylekler, Balıkçıllar, İbis Kuşları, Afrika Balık Kartalı, Mısır Yaban Ördekleri benim tanıyabildiğim kuşlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nakuru Gölü Rezerv Alanı kuş çeşitliliği bakımından zengin bir yer. Burada 400’den fazla kuş türü varmış. Bunun dışında İmpalalar, Thomson Gazelleri ve Grant’s Gazeller buradaki yeşilliklerde bol miktarda varlar.

IMG_7290

Yalnız bizim jeepin şoförü Jimmy ile başımız dertte. Adama arabayı durdurtmakta bir problem, kaldırtmakta.. Tam fotoğraflık bir olay görüyoruz ve hep bir ağızdan bağırıyoruz; “Dur Jimmy!”. Oooo! Jimmy durana kadar ne ışık uygun olarak kalıyor, ne de hayvanın bizi heyecanlandıran görünüşü. Bir de durmadan radyo dinleme merakı var. Cin gibi, gözler fıldır fıldır.. İstese çalı arkasındaki Aslanı görüyor ama gelgelelim Jimmy de yeni gelenlere bir şeyler gösterme merakı azalmış. Allahtan Teoman durumun farkında; Bir bizim arabada bir diğer arabada. Tatlı sert fırçasını basıyor Jimmy’e. Ama bir süre sonra eski tas eski hamam.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aslında Safarilerde kesinlikle araç dışına çıkılmıyor. Ama Nakuru Gölü kıyısında Flamingolara daha yaklaşabilmek amacı ile kısa bir yürüyüşe izin veriliyor. Bizde göl kıyısında araçtan indik ve kısa bir yürüyüşle Flamingoları fotoğraflamak için, onlara yaklaşmaya çalıştık. Ama hala çok uzaktalar. Lenslerimizin yettiği kadar onları görüntülemeye çalıştık. Bir dönem Flamingoların sayısı çok azalmış ama son zamanlardaki göl sularında düzelmelerin olması ile yeniden bolca gelmeye başlamışlar. Bazen Flamingoların sayısı milyonları buluyormuş.

IMG_7753

Flamingoları gözlemledikten sonra araçlara binerek tüm Nakuru Gölü alanının panoramasını almak üzere bir tepeye doğru gittik. Buradan manzara gerçekten çok güzel. Bu arada tepede bizden başka, çok sayıda Kenyalı çocukta var. İşin aslı, o gün Kenya’da okullar tatilmiş ve çocukları da toplayıp Nakuru Gölüne geziye getirmişler. Kuzey Rift Vadisinden geliyorlarmış. Benim yeğen Dilara, Kenyalı çocukların çok dikkatini çekti. Herkes birbirine güzel güzel bakıyor. Bu arada Kenyalı çocuklardan biri Dilara ile fotoğraf çektirmek istedi. Vay anam vay! Arkası bir geldi! Herkes birbiri ile fotoğraf çektiriyor..Ben de onların fotoğraflarını çekiyorum. Bir ara dikkat ettim benimle fotoğraf çektiren yok! Ben de ortama bağırdım; “Benimle fotoğraf çektirmek isteyen yok mu?” Arkamdan bir ses geldi;”Ben çektiririm”. Dönüp bakınca sonradan okulun müdiresi olduğunu öğrendiğim yaşlıca bir bayanı gördüm. Eh! Bize kısmette bu imiş deyip pozları verdik. Sonra karşılıklı adresler alındı-verildi. Farklı kültürlerin birbirleri ile teması olmadan iyi bir gezi yapmış olamazsınız..

IMG_0954

Öğle yemeğini yemek için tekrar aynı otele döndük ve sonrasında gezinin en önemli bölümü olan Masai Mara’ya doğru yola çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bulunduğumuz noktadan gideceğimiz noktaya uzaklık yaklaşık olarak 340 km kadar. Bu yolun son 100 km’si ise tam bir rezalet gerçekten. Bu 100 km’yi yaklaşık olarak 2 saatte ancak geçebildik ve saat 20:30 civarı ancak tesise varabildik. Kaldığımız yerin adı Mara Sopa Lodge. Bir gece önce kaldığımız yere göre daha az lüks bir yer ama safaride de lüks ararsak biraz ayıp olur. Yine de çok güzel bir yerdi. Yarın sabaha başlayacak olan safaride şimdiye kadar göremediğimiz aslan ve leoparı görmek dilekleri ile uykuya daldık.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 01.09.2012 Saat 23:26

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 07.02.2015 Saat 01:03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 3. Gün-Nakuru Gölü Rezerv Alanı

IMG_6997

IMG_6931Amboseli Parkı gezimizden sonra Rift Vadisinin sodalı göllerinden bir tanesi olan Nakuru Gölü Rezerv alanına doğru erkenden yola çıktık. Yolumuz uzun, tam 384 km ve 6-7 saat kadar sürecek. Öğle saatleri civarı Nairobi’de olup, burada öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Tüm seyahatimiz boyunca, Masai Mara’da kalacağımız yere giden 100 km’lik rezalet bir yol haricinde, yollardan memnun kaldık diyebilirim. Bu nedenle bugünkü yol uzun olsa da, asfalt ve güzel bir yoldu. Hindistan ve Çin bu ülkeye büyük yatırımlar yapıyorlar. Hatta buradaki otellerin önemli bir kısmını onlar yapmışlar ve bir güzel de işletiyorlar. Bu nedenle kaldığımız her otelde, Hint yemeklerine ait örnekleri günün tüm öğünlerinde, menü içinde görebiliyorsunuz.

Bizim hızlı şoförler sayesinde beklediğimizden de önce Nairobi’de olduk. Şehir içi trafik çok yoğun. Saat 12:00 den önce Nairobi’de olunca acıkmaya fırsat olmadı. Öğle yemeği programda, yerel bir lokantada diye yazılı. Ancak biz, Nairobi’de ilk gece kaldığımız otele gidince şaşırdık. Sevgili Teoman şoförlerle durumu görüşünce, neden orada olduğumuz anlaşıldı. Daha önce bahsettiğim gibi, Nairobi’de kaldığımız otelin binasının ilk 3 katı alışveriş merkezi ve burada iş yerleri ve lokantalar var. Biz burada “Pampa Grill” adlı bir et lokantasında yemek yiyecekmişiz. Etrafta mağazalar olunca, biz de daldık bazı hediyelik eşya dükkânlarına. Bu mağazalardaki hediyelikler, daha sonra rastlayacağımız yerlere göre çok da ucuz değil.

IMG_6945

Lokantaya geçtik ve yerlerimizi aldık. Bu lokantada sığır etinden, devekuşu ve timsah etine kadar çeşitli etler, şişlere dizili olarak tabaklarınıza parça parça servis ediliyor. Masada bulunan küçük bayrağı dik tuttuğunuz sürece masanıza et geliyor. Ne zaman ki bayrağı yatırıyorsunuz, o zaman servis bitiyor. Fena bir yer değildi, yeni tatları denedik. Ama bu tarz et lokantasının en iyi örneğini, turun son gecesi Nairobi’de başka bir yerde göreceğiz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Nairobi’de öğle yemeği sonrası tekrar yola çıktık. Bu sefer saat 16.00 civarında Nakuru Gölünde olmayı umuyoruz.

IMG_6996Nakuru Gölü, Nakuru kenti yakınında ve Rift Vadisinin en önemli göllerinden bir tanesi. 1961 yılında Ulusal Rezerv Alanı olarak koruma altına alınmış. 1750 Metre rakımda ve 188 km2’lik bir alanda bulunuyor. Bu gölün su seviyelerinde, 1990’lı yıllarda azalmalar olmuş. Neyse ki son yıllarda seviye tekrar yükselmiş. Bu göl sodalı suları içinde bulunan algler nedeni ile pembe flamingolar gibi çok sayıda kuş türünün tercih ettiği bir gölmüş. Pembe Flamingoların sayısı bazen milyonu buluyormuş. Ayrıca burada beyaz ve siyah gergedanları da görebileceğiz. Yani bizim foto safarinin 3. büyük hayvanı olan gergedanı da fotoğraf makinelerimizle avlayabileceğiz.

Aşağı yukarı tahminen verilen saatte Nakuru Gölü Rezerv Alanında olduk. Ama bu parkta saat 18.00 gibi kapandığından, doğrudan parka gittik. Parkın girişinde kayıt işlemlerini yaptıktan sonra gezimize başladık. Tüm yerler içinde en çok burayı sevdim diyebilirim. Ortalık irili ufaklı, rengarenk kuşlarla dolu. Daha ilk başlarda karşımıza gergedanlar çıktı. Yaşasın! Üçüncü büyüğü de avlamayı başardık..

IMG_7028

Gergedanların burada iki türü var; Beyaz ve Siyah gergedan. Hemen insanın aklına renklerine göre yapılan bir isimlendirme varmış gibi gelse de işin aslı öyle değil. Beyaz kelimesi yanlış bir anlaşılma nedeni ile kullanılmış. Aslında “geniş” anlamına gelen Almanca bir kelime, İngilizce “beyaz” kelimesi olan “white” gibi algılanınca, öylece kalmış bu gergedanın ismi. Beyaz ve siyah gergedan arasındaki en belirgin fark üst dudakları. Siyah gergedanın üst dudağı kanca gibi iken, beyaz gergedanın üst dudağı kare biçiminde ve geniş görünümde. Ben de orada iken çamurlara yeni bulanmış ve siyah gözükenlere siyah, gri renkte olanlara da beyaz demiştim. Ben yanıldım, siz sanal gezginler oraya giderseniz yanılmayın. IMG_7014

İlerledikçe gördüğümüz kuş sayısı artmaya başladı. Pelikanları avlanırken gördüm. Altı ila sekiz tanesi bir çember yapıyorlar sonra hep birlikte dalıp, balıkları veya artık ne avlıyorlarsa midelerine indiriyorlardı. İleri de, epey bir uzakta Pembe Flamingolar gözüküyordu. İstediğim kalitede bir fotoyu bu kadar uzaktan alabilmek çok zordu ve alamadım zaten. Bir dalda Beyaz Balık Kartalı gördüm. Bundan başka Bufalolar, Thomson Gazeller ve Zebralar görmeye alıştığımız hayvanlar oldular. Onlara yüz veren yok…

İki saatlik kısa bir tanışma safarisi ardından, kalacağımız Sarova Lion Hills Game Lodge’ a doğru yollandık. Burası çok güzel bir otel çıktı. Kaldığımız yerler iyi, yemekler ise mükemmel. Nefis bir bahçesi var. Herkes en çok bu Lodge’u sevdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hızlı bir duş ardından yemeğe gittik. Yemek öncesi Masai yerlilerinin bir dans gösterisi oldu. Sonrasında açık büfe şeklinde yemeklerimizi yedik. Tusker biralar açıldı. Tusker bira hemen her yerde 300 KES yani 3,5-4 TL. Otelin hediyelik eşya dükkanı ziyareti kaçınılmaz olarak yapıldı. Buradaki dükkan fiyatları beklemediğim kadar makul ve kaliteli. Buradan alışverişi yaptık. Ben her gittiğim yerden yaptığım gibi, Kenya yazan bir T-Shirt’ü kaptım.. Ben bir tane T Shirt almışsam, benim ekibi düşünün.. Battık!!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarın bu güzel gölü sabah gözü ile gezip, arkasından Masai Mara’ya doğru hareket edeceğiz.

Gezekalin..

Dr. Ümit Kuru

İlk Yayın tarihi 01.09.2012 Saat 00:17

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 03.02.2015 Saat 22:27

IMG_7175

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 2. Gün-Amboseli Ulusal Parkı

IMG_6812

Safari kelimesi İngilizceye 19. Yüzyılın sonlarında girmiş. Kelimenin orijinali Arapça seyahat anlamındaki “Safra”dan geliyor. Swahili dilinde seyahat etmek fiilinin karşılığı “kusafiri”, isim hali ise “Safari”. Her türlü seyahati anlatmak için kullanılmış. Bu kelimeyi bildiğimiz anlamda kullanan ilk kişi ise ünlü İngiliz kâşif Sir Richard Francis Burton.

IMG_6031

Safari deyince ilk olarak Kenya, Botswana, Zambia, Namibia, Uganda, Güney Afrika, Kongo ve Zimbabwe gibi ülkeler akla geliyor. Hindu askerlerin haki renkli, belden kemerli geleneksel giysileri ve özel şapkaları Safari için giyilirmiş. İşin içinde zevkine “Big-five-Büyük beşler” ‘in silahla öldürülmesi var ki, işte o kısım benim için kabul edilebilir gibi değil. Nepal ziyaretimizde gördüğümüz, İngiliz prens için Nepal Kralının hazırladığı safari partilerinin ve öldürülen hayvanların fotoğrafları hala aklımdan çıkmıyor. Yüzlerce hayvanı bir Safari partisinde öldürmüşler ve bu ölü hayvanlarla da fotoğraflar çektirmişlerdi. Bu hizmeti karşılığında Nepal Kralına Sir gibi bir unvan verilmiş. Ne yazık! Neyse ki günümüzde bu aktiviteler yok. Safariye artık elimizde fotoğraf makinelerimizle çıkıp, hayvan avlamayı, karelerimiz içine onların görüntülerini hapsederek yapıyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kenya’da 17 tane Ulusal Park (en bilinenleri Aberdare National Park, Amboseli National Park, Lake Nakuru National Park, Meru National Park, Mount Kenya National Park, Nairobi National Park, Tsavo East National Park ve Tsavo West National Park) 12 adet Ulusal Rezerv Alanı (en bilinenleri; Samburu National Reserve, Masai Mara National Reserve) mevcut. Biz gezimiz boyunca Amboseli Ulusal Parkı, Nakuru Gölü Ulusal Parkı ve Masai Mara Ulusal Rezerv Alanını ziyaret edeceğiz.

IMG_5950Sabaha serin ve bulutlu bir hava ile uyandık. Hâlbuki dün gece yemek sonrası bize ayrılan eve giderken sessizliğin sesini dinleyip, bir yandan da gökyüzündeki pırıl pırıl ve bana göz kırpan yıldızları seyretmiştim. Yarın için “hava güzel ve açık olacak ve Kilimanjaro tüm heybeti ve karlı tepesi ile bana poz verecek” demiştim. Hey hat! Ne gezer… Bu bulutlar, sanki bugün üstümüze yağmuru boşaltacaklarmış gibi duruyor. Tur firmasına “kardeşim programa yazmışsınız, hani Kilimanjaro’nun karlı tepesi? Paramı geri isterim, programa uymadınız!” da denmez ki…

Kahvaltı yapmadan jeeplere atladık. Safari için sabah çok erken başlamak çok önemli. Çünkü aslan, leopar gibi hayvanlar sabah erkenden avlanmaya başlıyorlar, sonrasında ise bir gölgelik bulup yatıyorlar. Bu park içinde de aslan varmış. Bu nedenle hem aslanı avlanırken görmek ve hem de Kilimanjaro Dağının bulutlanmadan önceki halini görmek amaçlarımız var. Ama hava zaten kapalı olunca, hiç olmazsa aslan görüp “büyük beşler” avımıza aslanı katmak istiyoruz.

Kaldığımız yer, Parkın giriş kapısına çok yakın. Bu nedenle ulaşmamız kolay oluyor. Parkın içinde yol almaya başladık. Sağda solda gazeller var ama onlar artık bizim için “vaka-i adiye” olmaya başladı galiba. Daha ikinci günden Thomson Gazellerine yüz vermiyoruz. Oysa dün adım başı aracı durdurup fotoğrafını çekmiştik.

IMG_6183

Bir süre gittikten sonra şoförümüz Jimmy bize sol tarafımızda Kilimanjaro dedi. “Hani? Nerede Jimmy efendi?” dedim içimden. Havada bir serin ki, titremeye başladım. Unutmadan bu mevsimde orasının sabahları ve geceleri serin oluyor, yanınıza polar gibi bir şey götürmeniz faydalı olur.

IMG_6184Kilimanjaro Dağı, deniz seviyesinden 5.895 metre yüksekte Afrika’nın masif bir dağı. Kilimanjaro sönmüş bir volkan. Tanzanya’nın kuzeydoğusunda bulunan bu dağ, Kibo zirvesiyle, Afrika kıtasının en yüksek dağıymış. 1987 yılında, kendine özgü tabiatı ile UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirası olarak ilan edilmiş. İlerleyen saatlerde bu dağı görebilmeyi umarak yola devam ediyoruz.

Amboseli Ulusal Parkı içinde aslan varmış ama leopar çok azmış. Yol boyunca filleri ve daha az olarak da bufaloları görüyoruz. Büyük beşlerden iki tanesi tamam! Filleri oldum olası sevmişimdir. Asya fillerine göre Afrika filleri daha saldırganlar ve ehlileştirilmeleri zormuş. Dişleri için bolca avlanan Afrika filleri, insanlara kızgın ve kırgınlar. Bu nedenle Laos ve Nepal’deki gibi onları sevmek pek mümkün değil. Sağları solları belli olmuyor. Bufallolar ise sanki hep saldıracaklarmış gibi bakışlar atıyorlar. Burada gergedan sayısı da az ama ortalıkta bol miktarda Wilde Beest‘ler (Keçi Görünümlü antiloplar-Gnu) mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 09:30 gibi ne aslanı ne de Kilimanjaronun karlı tepelerini göremeden otele geri döndük. Sıkı bir kahvaltı sonrası ikinci safarimize çıktık. Artık hava daha ısınmış durumda. Makinalarımız boyunlarımızda, hemen hepimiz jeepin içinde ayakta, ufku tarayıp aslan avındayız. Jimmy diğer jeeplerden ayrı bir yola girdi. Bu arada açıklayayım; Ulusal Park ve Rezerv alanları içinde, tabelalarla belirtilmiş çok sayıda yol var. Jeepler bu yolları takip etmek zorundalar. Yolların dışına çıkmak yasak. Herhangi bir jeep, bir ilginç olay veya büyük yırtıcıları görür görmez, hemen diğer jeepler yanı başında bitiveriyor. Yani bir aslan avını yerken veya yatarken, bir anda çevresinde 15-20 jeep oluveriyor. Bu namussuz hayvanlarda çevresinde insan varmış, onları izliyormuşuz, hiç umursamıyor! Yemelerine, uykularına ya da her ne iş yapıyorlarsa o işe devam ediyorlar. “Özel hayatıma ne giriyorsunuz arkadaş!” deyip bir kükrese,  hepimiz kaçacağız ya! O da ayrı bir konu…

IMG_6231

Bu ikinci safaride de yeni olarak orman tavuğu, devekuşu, domuz ve dönüş yolunda da bol miktarda babun gördük. Bu gezinin en ilginç kısmı ise Masai kabilesi insanlarının Ulusal Park içinden sığır sürülerini geçirmesine şahit olmaktı. Burası sanki bir  cennet.. İnsanı, vahşi hayvanı ve sığır sürüleri bir arada kardeş kardeş yaşıyor gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 14:00 gibi öğle yemeği için döndük.

IMG_6616

Öğleyin biraz dinlendikten sonra saat 16:00 gibi yeniden safarideyiz. Hayvan sayısı öğlene göre daha fazla. Bu sefer filler ve zürafalar geçit yapıyorlar. Taçlı Afrika Turnaları sürüler halindeler.. Ne de güzel hayvanlar bunlar. Bir gölette hipopotamları gördük ama başlarını pek sudan dışarı çıkartmaya niyetleri yok gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

En son aktivitemiz ise bir tepeye çıkıp, buradan Amboseli Ulusal Parkının panaromik görüntüsü almak oldu. Bulutlar, batmakta olan güneş ve bu güzel parkın panaromik görüntüsü unutulmayacak güzelliklerdi. Aslanı göremedik ama bu parkı çok sevdik. Bence Kenya safarisi için mutlaka programda olması gereken bir yer.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemekte herkes bir heyecan, yaşadıklarını ve gördüklerini, sanki hepimiz orada değilmiş gibi anlattı. Açtım Kenyalıların yerel bira markası olan Tusker’ı kaldırdım kadehimi havaya;”Şerefe” dedim yeni arkadaşlarıma, orada olmayanlarıma..

Ne şanslıyız.. Dünya gözü ile buraları da görmek nasip oldu..

Yarın Nakuru Gölü Rezerv Alanına gideceğiz ve orada safari yapıp geceleyeceğiz..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

30.08.2012 Saat 10:06

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 29.01.2015 Saat 01:43

Kenya’da Safari; Silahımız Fotoğraf Makinelerimizdi: 1. Gün-Amboseli Ulusal Parkı

IMG_5806

IMG_5793Kenya’da Safari konulu geziyi Koptur adlı firma ile yaptık. Daha önceden de bazı gezilerimizi yaptığımız bu firma bizim için test edilmiş ve onaylamış bir firmaydı. Tur rehberimiz sevgili Teoman’ı da daha önceki gezilerimizden tanıyoruz. Geriye tura katılan diğer gezginleri tanımak kaldı diyeceğim ama turda zaten toplam 11 kişiyiz ve bu 11 kişinin de yarısı bizden sayılır. Tur katılımcıları arasında İzzet Keribar ismini görünce heyecanlandım. Fotoğraflarını beğenerek izlediğim Teoman yanında bir de Büyük Ustanın varlığı sevindirici.

Kenya’nın başkenti Nairobi’ye THY doğrudan uçuyor. Bu bize zaman ve konfor kazandırdı. İstanbul-Nairobi arası kuş uçuşu 4800 km ve uçuş süresi 6,5 saati buluyor. Nairobi’ye varışımız gece saat 03:00 sıraları oldu. Vizeyi havaalanında alıyorsunuz. Karşılığı 50 USD ve 2 adet fotoğraf bulundurmak gerekiyor denmişti. Ancak artık havaalanında fotoğrafınızı çekip, bilgisayara aktardıklarından fotoğrafa filan gerek kalmıyor. Yani götürdüğümüz fotoları geri getirdik. Siz yine de yanınızda fotoğraf bulundurursunuz. Burası Afrika.

Bize yeşil pasaporta da vize olduğu söylenmişti ama meğerse yeşil pasaporta vize yokmuş. Bizim işlemi yapan memur bilerek veya bilmeyerek 50 USD aldıktan ve makbuzunu verdikten sonra vizeyi verdi. Ama diğer memuru bekleyen arkadaşların 50 USD’leri ceplerinde kaldı. Dakika bir, gol bir; Kaptırdık 100 USD’yi. Bunu sonradan öğrenince tur şirketine içimden kızmadım değil.

Kenya’ya geldik, artık bazı küçük bilgileri vermek zamanı geldi. Kenya, Hint Okyanusu’na kıyısı olan bir doğu Afrika ülkesi. Güneyde Tanzanya, batıda Uganda, kuzeybatıda Güney Sudan, kuzeyde Etiyopya ve doğuda Somali ile komşuluğu var. Başkenti Nairobi ve ülke nüfusu 45 milyon civarında (2014). Ülkenin yüzölçümü 580,000 km².

Tarihin çok eski dönemlerinden beri bölgede yerleşim olmuş. M.S. 1. yüzyılda Arap tüccarları Kenya sahillerine ticari ziyaretler yapmış, M.S. 8. yüzyılda Kenya sahillerindeki Arap ve Fars yerleşimleri giderek çoğalmış. Sömürgecilik döneminde Kenya’ya ilk ayak basan Avrupalılar Vasco da Gama’nın öncülüğünde Portekizliler olmuş. Portekizliler 1500’lü yılların başından itibaren bölgeye gelmiş. Özellikle sahil kısımlarının Osmanlı ile kısa bir el değiştirmesine rağmen Portekizliler 1730 yılına kadar bölgeyi kontrol etmişler. Ondokuzuncu yüzyıl başında İngilizlerin bölgede hâkimiyeti var. Ülke bağımsızlığını 1963 yılı sonunda elde etmiş. Jomo Kenyatta ilk Devlet Başkanları.

Ülkenin gelirleri arasında Safari turizminden elde edilen gelir önemli ve yılda yaklaşık 1.000.000 turist geliyormuş.

Ülkenin resmi dilleri Swahili ve İngilizce, para birimi ise Kenya Şilini (KES) ve 1 USD ile 91.6 KES (2014) alabiliyorsunuz. Çoğu otel ve alışveriş yerlerinde USD geçerli oluyor ama yerel halk pek USD ile alışveriş yapmak istemiyor.

IMG_5489

Havaalanından valizleri aldık, ilk para bozdurma işini yaptık ve bir araca dolup, yakındaki Panari Hotele doğru yola çıktık. Yollar gecenin bu saatinde bomboş. Otel ilginç bir yer, alt kısmında alışveriş merkezi ve lokantalar var. Güzel bir otel çıktı, odalar tertemiz ve sabah kahvaltısı da zengindi.

Sabah erken uyanma ve kahvaltı sonrası seyahat boyunca bizimle birlikte olacak olan Jimmy ve Shem adlı şoförlerin kullandığı iki adet jeeplere, altışar kişi olarak dağıldık. Nairobi için güvenli olmayan bir şehir deniyor. Zaten bu gezinin konusu içinde de Nairobi gezisi yok, sadece gelirken ve giderken uğrayacağız.

IMG_5196

Bugünkü hedefimiz Amboseli Ulusal Parkı. Amboseli, Nairobi’nin 140 km kadar güneyinde yer alan önemli bir park. Tanzanya’da yer alan Klimanjero Dağının en güzel görüntü verdiği yerlerden olan bu park 392 km²’lik bir alanı kaplıyor.

IMG_5182Nairobi’nin sabah trafiği Pazar günü olmasına rağmen yoğun. İki buçuk milyon insanın yaşadığı bu şehrin içinden geçip, kenar semtlerine geliyoruz. Burada pırıltılı ve yeni inşa edilen binalar yerlerini gerçek Kenya yaşamına bırakıyor. Derme çatma kulübelerden yapılma dükkanlar yol boyu sağlı sollu dizilmişler. Canlı bir ticaret var. Sonrasında, İngilizlerin inşası için İtalyan esir askerleri çalıştırdığı söylenen ve Rift Vadisinin doyumsuz manzaraları ile bir yola girdik. Burada Rift vadisine en tepeden bakan bir yerde mola verdik. Manzaranın keyfini çıkartmaya ve ışık pek iyi olmasa da fotoğraflamaya başladım ki bizim ekibin kaybolduğunu gördüm. Nerede olabilirler diye düşünmeye gerek yok! Hemen hediyelik eşya satan bir yol kenarı dükkana dalmışlar. Eh! “Bizde görelim bakalım ne varmış” diye daldım içeri. Ortalıkta bol miktarda tahta işi oymalar ve yerel manzaralarla boyanmış/baskılanmış tekstiller vardı. Dükkana girer girmez elinde kalem ve çoğunlukla eski bir gazete kağıdı parçası ile bir adam yanı başınızda bitiveriyor. “Jambo” (merhaba demek) ile başlayan selamlaşma sonrası “I will give for you best price” ile alışveriş başlıyor. Bir de elinize bir sepet verip, “önce beğendiklerini sepete doldur, sonra büyük indirim yapacağım” diyorlar. Bir parça beğendiniz ya! Onun fiyatı hiç söylenmiyor. Bu tarz alışverişi hiç sevmem.  Ama sesimi çıkartsam, biliyorum ilk günden saçım başım yolunacak, kestim sesimi. Bayanları izliyorum. Sonunda beklediğim gibi anormal bir fiyat çıktı ve sepeti olduğu gibi bırakıp, çıktık dükkandan. Hemen başından söyleyeyim; Eğer bir şeyler alacaksanız (ki mutlaka alın, çok güzel tahta oymalar ve batik, desenli tekstiller var) çok çarpıldığınız bir parça yoksa alışverişi otel mağazalarına, Nairobi de sonradan bahsedeceğim alışveriş merkezine saklayın bence. Aldığınız malın fiyatı bazı yerlerde bu yol üstü dükkanlarına göre çok daha uyguna geliyor. Eğer bu yerlerden alacaksanız da mutlaka söylediği fiyatın 1/3 ünü teklif edin en fazla yarısına almaya çalışın derim..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yola devam edip öğle saatlerini biraz geçkin şekilde konaklayacağımız yere geldik. Burası Kilima  Kamp adlı bir yer. Güzel gözüküyor. Birbirlerinden ayrık halde dizilmiş tek katlı yerlerde kalıyorsunuz. Evler geniş ve içi de güzel. Bizi kapıda Masai yerlisi kıyafetleri içinde biri karşıladı. Odalarımıza yerleşip, hemen yemeğe geçtik. Yemek yenen yer girişe yakın ve 3 tarafı açık. Etrafta rengarenk kanatları ile Super Starling kuşları uçuşuyor ve daha önce yemek yenmiş olan masalardaki tabaklardan paylarına düşenleri yiyorlar. Bu yerin tam ortasında dönen merdivenlerle çıkılan bir kule var. Eğer bu yerde kalacaksanız bu kuleye çıkıp buradan bölgenin panoramasını almayı unutmayın. Yemeğimi kısa kesip, kahvemi içtikten sonra (kahveleri çok güzel) elimde fotoğraf makinem ile ilk foto safarime bu otelin bahçesinde çıktım. Super Starling kuşlarını Etiyopya gezimde görmüştüm ama bu kadar yakından ve neredeyse elinizden yemek yiyecek kadar da arsız hallerine şahit olmamıştım. Onlarca fotoğraflarını çektim. Etrafta çok sayıda Çinli turist var. Ben kuşlarla uğraşıyorum, bir tane Çinli çocuk yanıma gelip “filler nerede” diye sordu. Hayde! “Lokantada fil ne arasın” diye düşünüyorum ki bir diğer Çinli benim yerime yanıt verdi; “İleride”. Bu sefer bende takıldım zıpır çocuğun peşine ve 50 metre sonra çitlerin hemen ötesinde filleri gördüm. Elektrikli tellerin ötesinde 5-6 fil, suni olarak yapılmış bir küçük göletten su içiyorlar. Üstelik civarda bol miktarda bir akbaba cinsi olan Marabu kuşları da var. Daha da öte de ise Afrika Akasya ağaçlarının gölgesinde gazeller otluyorlar. Afrika bana “hoş geldin” dedi..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5379Öğle sonrası saat 16:00 gibi jeeplerimize binip ilk safarimize başladık. Bindiğimiz araçların tavanları açıldı. Hepimiz bir heyecan ayağa kalkıp, kafayı çıkarttık dışarı. Şoförümüz bize Klimanjero Dağı diye bir yeri işaret etti ama bulutlardan Klimanjeronun karlı tepesini görebilene aşk olsun! Zaten Klimanjero için sabah saatleri en iyisi imiş. “Nasılsa bir de yarınımız var” diyerek onu görememeyi pek dert etmedim. Bu arada etrafta hayvanların sayısı bollaşmaya başladı. İlk gördüklerimiz kuyruklarını sürekli olarak bir sağa bir sola oynatan Thomson Gazelleri oldu. Ne de güzel hayvanlar! Onların hemen yanında zebraları görüyoruz. Hayatım boyunca doğal ortamında gördüğüm ilk Zürafalar karşımızda duruyor. Artık nerenin fotoğrafını çekeceğimi şaşırdım. Ve işte olanca heybetleri ile filler karşımızda duruyorlar! Bu arada ilk defa gördüğüm hayvanları da tanıyorum; başlarında birbirlerinden ayrık, belirgin tüyleri ile Sekreter Kuşları, Grand Gazelleri görüyoruz. İnsanı uzaktan bile çarpan Taçlı Afrika Turnalarını görünce ne yapacağımı şaşırdım. Çok ama çok güzel hayvanlar! Bir ara artık bilinen çok az sayıdaki Turnayı görmek için Muş’a gitmeyi düşündüğümü ve ciddi ciddi araştırdığım ancak istenen parayı duyunca vazgeçtiğim aklıma geliyor birden..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 18:00 gibi hava kararmaya başladı ve bizim de parktan çıkmamız gerekti. Ulusal parklarını giriş ve çıkış tek kapıdan oluyor ve zamanında çıkmak gerekiyor. Bugün, sonra yaşayacağımız günlerin bir fragmanıydı sanki…

Günün sonunda evlerimize dönüp, duşlarımızı aldık. Sonrası yemek ve günün kritik faslı oldu. Herkes mutlu.. İyi ki buralardayız ve daha da güzel parklarını ziyaret edeceğiz bu güzel ülkenin..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

28.08.2012 Saat 19:38

Gözden geçirilmiş yeniden yayın tarihi 27.01.2015 Saat 22:51

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.