• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.880 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Positano/Ravello/Amalfi/Salerno

IMG_1668

Sabah kahvaltıdan  sonra Positano’dan başlayıp Salerno’ya kadar sürecek olan olan Amalfi Kıyıları gezimize başladık. Yol, kağıt üzerinde 60 kilometre gözüküyor. Ama gelgelelim hep virajlı ve daracık yollardan gidiyorsunuz. Bazen sadece tek arabanın geçebileceği kadar dar yollarda beklemek gerekebiliyor. Bizim orada bulunduğumuz zaman dilimi bu yolculuk için uygundu ve yola da erken çıkınca yollar pek dert olmadı. Ama yazın bu yollar korkunç kalabalık oluyormuş. Ancak yollardaki manzaralar müthişti.

Positano’dan çıktıktan hemen sonra fotoğraf molası için otobüsü durdurduk. Positano’nun içinden pek bir şey anlaşılmıyor ama uzaktan bakınca burası çok güzel bir kasaba gözüküyor.

Google Haritalar - Google Chrome 14.05.2015 000948

Yol deniz boyu devam edecek ve önce Ravello’ya gideceğiz. Sonrasında Amalfi Kıyılarına adını veren Amalfi kasabasını göreceğiz. En son olarak Salerno’yu gezip Positano’ya dönüşü otobandan yapacağız. Tüm günün programı bu olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yol boyu dikkatimizi çekecek sıklıkta kaleler veya kuleler gördük. Kuleler birbirlerini görecek kadar yakın mesafelere kurulmuşlar. Bunlar, bir zamanlar bu kıyıların belalısı korsanların yaklaştığını iç kısımlara haber verme ve olabildiğince de savunma amaçlı yapılmışlar. Bir diğer gözlemimiz ise yol boyunca gördüğümüz limon bahçelerinin çokluğuydu. Buraları Avrupanın limon ihtiyacını karşılıyormuş. Fotoğraflamak için durduğumuz yerlerden birinde bir tezgahta gördüğümüz sfusatolardan (bir tür kalın kabuklu, tatlı ve iri limon) birine gözlük takılmıştı. Bir insan yüzü büyüklüğünde limon düşünebiliyor musunuz?

IMG_1691

Bir süre yol alınca önce Amalfi’ye vardık ama burada durmadan doğrudan Ravello’ya devam ettik. Gezinin ilk ziyaret yeri Amalfi’ye göre daha tepede kalan ve güzelliği ile 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan Ravello oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello 5. yüzyılda Barbar istilasından korunmak için kurulan bir yerleşim alanı. Dokuzuncu yüzyılda ise ticarette önemli olan Amalfi’ye rakip olacak kadar gelişmiş. Bu gelişimin nedeni ise buraya gelen ve bu şehirde işlenip boyanan yün ticaretiymiş. Amalfi ileri gelenleri bu gelişimi ve öne geçmeyi hazmedemeyince ani bir baskınla Ravello’nun tüm ileri gelenlerini ortadan kaldırmış. Bundan sonrada Ravello’da bir daha hiç eski gücüne kavuşamamış.

IMG_1727

Otobüsten indikten sonra ilk olarak Villa Rufolo‘yu ziyaret ettik. Ravello’da önemli iki tane villa var; Villa Cimbrone ve Villa Rufolo. Biz Anıl’ın önerisi ile Villa Rufolo’yu gezmeyi tercih ettik. Buraya giriş 7 EUR. Burası bir zamanlar Ravello’nun en zenginlerinden Nicola Rufolo tarafından 1270 yılında inşa ettirilmiş. Muhteşem bir bahçesi var ve buradan çok güzel bir manzara seyredebiliyorsunuz. Günümüzde bu bahçede zaman zaman konserler düzenleniyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Villa sonrasında Ravello Katedral’ini gezdik. Burası 1087 yılında yapılmış ve içindeki mermer vaiz kürsüleri ile meşhur.

Daha sonra Ravello’nun dar sokaklarına dağıldık ve kısa bir yürüyüş yaptık. Burada bulunan çini atelyöleri de çok güzel ürünler satıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ravello gezisi sonrasında Amalfi’ye indik.Amalfi 839-1200 yılları arasında Amalfi Düklüğü olarak bilinen ülkenin başkenti ve önemli bir ticaret şehriymiş. 12.yy’da Amalfi yerlileri, Araplarla olan sıkı ilişkileri sonucu onlardan kağıt yapmayı öğrenmişler ve kasabada kağıt fabrikaları kurulmuş. Ürettikleri kağıtları Avrupa’ ya yollamışlar ve böylece koyun derisinden üretilen parşömenin yerini kağıt almış. Bizans tarafından yönetilen kasabanın 10. Yy’ da kendine ait parası bile varmış. Adı da “Tari” imiş. Burada yetiştirilen ve adı “Sfusato Amalfitano” olan iri limonlar, “limoncello” adındaki meşhur likörün yapımında da kullanılıyor.

1920-30’lu yıllarda ise İngiliz asilzadelerinin gözdesi olan bir tatil beldesi olarak ünlenmiş. Bugün dahi güzelliği ile önemli bir turistik belde. Bu arada Amalfi’nin de UNESCO Dünya Kültür Mirası listesi içinde olduğunu söyleyelim.

IMG_1860

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Amalfi ana mIMG_1862eydanı, Piazza Duomo, her daim kalabalık. Meydanda şehrin koruyucu azizi Aziz Andrea (Andrew) heykeli var. Meydanda ilk dikkatinizi çeken yapı, yapımına 9. yüzyılda başlanan ve sonraları pek çok kez onarılan St. Andrea Katedrali. kente hakim durumda. Katedralin görkemli bronz kapıları 1065’te Konstantinopolis’te (İstanbul) yapılmış, çan kulesi ise 1180-1276 arasında tamamlanmış. Önce katedralin merdivenlerini adımlayarak katedralin içini gezdik. Katedralin içinde ilk olarak kıymetli din motifli eşyaların saklandığı bir bölüm gezildi. Daha sonra ise Katedrali gezdik. Tavan işlemeleri ve altarı çok güzeldi. Aziz Andrea, Hz İsa’nın haç şeklinde çarmıhı aksine çapraz bir çarmıha asılı olarak betimleniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonra ise meydan boyu yürüyerek Amalfi sokaklarını gezdik. Bu küçük şehir insanda güzel bir his yaratıyor. Sevdik bu şehri. En son vakitleri meydanda bir şeyler içerek geçirdik ve Salerno’ya doğru yola çıktık.

IMG_1913

Salerno bir Roma kolonisi olarak MÖ 197’de kurulmuş. Şehri gezerken kapıldığım ilk izlenim Ravello veya Amalfi’den sonra burasının sevimsiz bir yer olduğuydu.

IMG_1922

IMG_1928Salerno’nun tarihsel önemi, Avrupa’nın ilk tıp okulunun merkezi olmasından geliyor. Ün kazandığı 11. ve 12. yüzyıllarda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’dan öğrencilerin akın ettiği okul, günümüzde de öğretimini sürdürüyor.II. Dünya Savaşı sırasında Müttefikler’in Güney İtalya’ya yaptıkları üç çıkarmanın en önemlisi 9 Eylül 1943’te Salerno koyunda gerçekleşti.

Kentin başlıca anıtı 1076-85 arasında Roberto Guiscardo tarafından yeniden inşa edilen San Matteo Katedrali. Efsaneye göre cesedi 10. yüzyılda Salerno’ya getirilen Aziz Matta’nın mezarı, katedralin altında.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Salerno sonrasında otobana çıkarak Positano’ya akşam saatlerinde vardık. Bu güzel günün ardından, Positano’ya özel bir gece ile veda etmek istedik. Akşam yemeğini grupça yiyebileceğimiz bir restoran aradık. Bu arada sahile kadar yürüyerek şehrin tadını son kez çıkardık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek için Ristorante Max adlı bir yeri gözümüze kestirdik. Bu restoranın içi sanki müze gibiydi. Yemekleri de müthişti doğrusu. Ancak fiyatı epey bir kazıktı.

Evet Sevgili Sanal Gezginler…

Bir bölüm daha tamam. Yarın Selanik’e gidiyoruz. 19 Mayıs’ta Atatürk’ün evi önünde harmandalı oynamaya niyetim var. Yani yazıya bir süre ara vereceğiz.. Kimbilir belki Selanik’ten yeni bir yazı konusu ile döneriz..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

15.05.2015 Saat 01:49

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Capri/Positano

IMG_1411-001

Capri Adası aktivitesi bol olan bir ada. Yazın deniz için kalabalıklaşan adanın aslında keşfedilmesi gereken çok yeri var. Kaldığımız otelin lobisinden aldığımız Capri Haritasında 4 tane rota işaretlenmiş ve gayet güzel bir şekilde güzergah tarif edilmiş. Bunlardan bir tanesi Anacapri ki biz buraya zaten bugün tur programı içinde gideceğiz. Bir diğer güzergah adada yazlık villaları bulunan Roma İmparatoru Tiberius’un en büyük ve en muhteşem villası olan Villa Jovis’e ve Tiberius Dağına giden rota. İmparator Tiberius burayı MÖ 1. yüzyılda yaptırmış. Üçüncüsü dün yapmaya çalıştığımız ama yolu kapalı olduğu için Krupp Merdivenlerini takip ederek Marina Piccola’ya (Küçük Liman) ulaşamadığımız rota. Sonucu olan ise bir doğa harikası olan Arco Naturale, Pizzolungo, Tragara’ya giden rota ki en uzun olanı bu. Bizim bugün yapacağımız Anacapri turu saat 10 civarı başlayacak. Bu nedenle biz erken kalkıp gidiş dönüş 1 saat kadar sürecek olan Arco Naturale‘ye kadar bir yürüyüş yapalım istedik.

IMG_1285

Sabah kahvaltı sonrası Umberto 1 meydanını ve dün gece yemek yediğimiz lokantanın önünden geçerek Arco Naturale’ye doğru yürüdük. Bu kısımlar adanın daha sakin olan kısımları. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş sonrası hedefe vardık. Bence bu rotayı, en azından bu kısmını yapmalısınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yürüyüş sonrasında Anacapri’ye gitmek için grupla bir araya geldik. Buradan Anacapri’ye gidiş için ya minibüs ya da taksi kullanmanız gerekiyor. Biz bir grup arkadaş taksi ile çıktık. Taksi 20 EUR’ya gidiyor.

IMG_1313

“Ana” ön eki antik Yunanca’da “yukarı” anlamına geliyor. “Anacapri” (Yukarı Capri), Capri’den 150 metre daha yüksekte. Anacapri’de önce Villa San Michele’in önünden geçerek adayı yukarıdan gören bir seyir terasına gittik. Buradan baktığınızda  karşıda Ischia Adası, Vezüv Yanardağı, Capri Büyük Liman ve tabii ki Capri’nin muhteşem manzarası insanı büyülüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1396-002

Grupla bu toplu kısa gezi sonrasında 2 saate yakın serbest zaman verildi. Biz bir grup arkadaşla teleferikle Anacapri’nin de tepesine, Monte Solaro (Solaro Dağı)’ya çıktık. Teleferik dediğimiz tek kişilik ve açık bir teleferik. Gidiş-dönüş 10 EUR vermeniz gerekiyor. Anacapri’den de 590 mt daha yükseğe çıkıyorsunuz. Yaklaşık 15 dakika sürüyor. Buraya çıkarken üstünüze sıcak tutacak bir şeyler alsanız iyi olur. Teleferikle çıkarken ve tepe serin olabiliyor. Tepeye çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Buradan adanın iki tarafının manzarası da muhteşem. Tepede bir de kafeterya var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Teleferikle Anacapri’ye tekrar döndük. Bir sonraki hedefimiz Villa San Michele’i gezmek. Bu villa İsveçli doktor ve yazar  Axel Munthe’ye aitmiş ve sonradan müzeye çevrilmiş. Bahçesi çok güzel. Hem ev ve hem de bahçe çok sayıda antikaya ev sahipliği yapıyor. Bahçenin uç kısmında antik Mısır’dan küçük bir sfenks de var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri’de,belki de yaşantım boyunca yediğim ve yiyebileceğim en kötü pizzayı öğle yemeğinde yedikten sonra Positano’ya gitmek için feribota bineceğimiz limana geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anacapri NA - Google Haritalar - Google Chrome 12.05.2015 232728

Capri Adası’ndan gece konaklayacağımız Positano’ya feribotla geçiş 40 dakika sürüyor. Bu yolculukta kaçırmamanız gereken Galli Adaları. Sirenusas olarak da bilinen bu küçük adacıklarda, güzel sesleri ile denizcileri etkileyen ve kayalıklara çarpıp kaza yapmalarına neden olan Siren adı verilen, gövdesi kuş başı insan olan yaratıklar yaşarmışlar. Mitolojik kahramanların bir tanesi lir, bir tanesi flüt çalar ve sonuncusu da şarkı söylermiş. Hikaye bu tabii ki. Bir dönem bu adaların sahibi Rus balet Nurayev imiş.

IMG_1573

Bu güzel yolculuk sonrasında Positano kıyılarına ayak bastık. Positano 1950’lere kadar küçücük bir balıkçı köyü iken John Steinbeck tarafından yazılan bir yazı ile meşhur olmuş. Çok sayıda turist alan bir yere dönüşmüş. Burası evlerinin tepelere doğru yerleşimi ile karakterize olduğundan vertikal şehir de deniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano gezimize Santa Maria Assunta Kilisesi ile başladık. Kubbesi Majolika denen İtalyan çinisi ile kaplı bu kilisenin içinde siyah Madonna ikonu var. Bizans döneminden kalma bu ikonu görmek şansımız olmadı. Kilisenin içine girdiğimiz halde ikonun ön tarafı örtülmüştü, göremedik. Bu ikonun bir de hikayesi var. Bu hikayeye göre Bizans’tan bu ikonu çalan korsanlar Akdeniz’de seyahat ederlerken, Positano açıklarında korkunç bir fırtınaya yakalanırlar. Ölümü bekleyen korsanlar gökten bir ses duyarlar; “Posa, Posa ! (Bırak, bırak!). Onlarda ikonu denize bırakırlar ve ikon Positano sahiline sürüklenir. Fırtına aniden durur. Bu da başka bir hikaye işte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada dolaşırken ilk dikkatimi çeken, Capri Adası’nda olduğu gibi her yerin limon ağaçları ile dolu olmasıydı. Hele bir de  Sfusato denen bir limon çeşidi var ki  kocaman görünümde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Positano içinde kısa bir yürüyüş sonrası otelimize gittik. Positano’da kaldığımız otelin ismi Hotel Royal Domina Viale Pasitea. Burası tepede bir hotel. Merkeze inmeniz için minibüse binmeniz ya da 400 merdiveni inmeniz gerekiyor.

Akşam yemeği için şehre inmeye üşendik ve otel yakınında bir yer aradık. Saraceno d’oro adlı bir restoranda yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarna muhteşemdi.

Bu gecelik bu kadar..

Yarın Amalfi Kıyıları gezimize devam…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

13.05.2015 Saat 00:50

Baharın Tadı Bir Başkadır Yurdumda…Ağva/Sarıkavak Köyü Şakayık Festivali

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu hafta sonu bir grup arkadaşla birlikte Ağva’ya gittik. Yaklaşık 2 hafta kadar önce İtalya’ya hem bahar ve hem de tarih içeren bir gezi yaptıysak da oralarda baharı pek yaşadığımızı sanmıyorum. Klasik olarak her sene bu aylarda yaptığımız İsparta ve Göller Bölgesi bahar gezimiz için iznimiz kalmadığından biz de hafta sonu için yakınlara kaçalım dedik. Ne iyi yapmışız! Korkunç bir enerji ile döndük evimize.

IMG_3645

Ağva’da Tartaruga Motel (http://tartarugamotel.com/) artık “bizim ev” diye düşündüğümüz mekan oldu. Sevgili Levent Fahri Güneş ve eşi bize orasını ev olarak kabul ettirdiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

9 Mayıs Cumartesi günü 10 arkadaş ve bir de küçük gezgin Gökhan ile Şile’de, Saklıgöl’de buluştuk. Amacımız burada kahvaltı ve sonrasında göl çevresinde kısa bir yürüyüş yapmak. Asıl hedef ise Ağva. Saklıgöl’deki tesisin kalabalıklığı ve fiyatların da bu yıl biraz daha katmerlenmesi, bana bir daha burada kahvaltı yapmama kararı aldırdı. Ama Göl çevresindeki yürüyüş vazgeçilemeyecek kadar güzel oluyor. Bu nedenle kahvaltı için başka bir mekan bulun ya da kalabalık ve gürültü kirliliğini göze alarak burayı kullanın. Her nerede kahvaltı yaparsanız yapın ama yürüyüşü burada yapmayı ihmal etmeyin. Saklıgöl’de parkurun uzunluğu 17 km’yi bulabiliyor ama biz gölün çevresini içine alacak şekilde yaklaşık 2 km kadarlık yürüyüş yaptık. Yol boyu sarılı, kırmızılı, beyazlı, morlu çiçekler insanı mest ediyor. Ağaçların yeşil rengi ise huzur kaynağı oluyor. Bol bol fotoğraf karesi aldım tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu aktivite sonrası Şile’den çıkıp sahil yolunu takip ederek Ağva’da Tartaruga Motele vardık. Bizi karşılayan motel sahipleri sevgili Levent ve eşi Günay ile kucaklaşıp motelin dere kenarındaki masalarında biralarımızı yudumladık. Levent’in tesis te tavşandan, ördeğe kadar var olan hayvan çeşitliliğine kuzuda eklenmiş. Bir de afacan köpek yavrusu Robin’le yeni tanıştık. Bu yeni köpeğin cinsini sorduğumda Levent’den gelen yanıta bayıldım; “Kendileri safkan sokak köpeği oluyor doktorum”.

IMG_3687

Bira ve çay faslından sonra Göksu deresinde tekne turuna çıktık ve derenin denize kavuştuğu yere kadar gittik. Dere boyu güneşin son sıcaklığından faydalanmaya çalışan kaplumbağaları fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Dere gezisi sonrasında motelin önünden geçen stabilize yolda kısa bir yürüyüş yaptık. Yolda bir tarla içinde gördüğüm orkideleri fotoğraflamaya doyamadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günay’ın leziz meze ve yemekleri, Levent’in sazı ve şarkıları bize nefis bir akşam geçirtti. Rakınında verdiği cesaretle şarkılara katıldık, sirtaki ve zeybek oynadık.

Tüm gece susmadıklarını tahmin ettiğim kuş sesleri arasında uyanıp kahvaltımızı ettik. Kahvaltı sonrasında Levent bana “Sarıkavak Köyünde şakayık festivali varmış, gitmek ister misiniz” diye sordu. Şakayık çiceğini doğada sadece bir defa Sazlıbosna taraflarında görmüştüm. O da tek bir çalı şeklindeydi. Gördüğüm zaman hayran  kaldığım bu çiçeğin festivalini izlemek bizim için kaçırılamayacak bir fırsattı.

IMG_3758

Festivali izlemek üzere Ağva’dan yola çıkıp İstanbul yönüne, Teke Köyünü doğru yola düştük. Teke Köyünü geçip Sarıkavak adlı köye vardık. Köy alanının 3 yanına U şeklinde sandalyaler dizilmiş, bizim gibi misafirler ve köy halkı oturuyor. Karşıya konmuş masada ise , biraz sonra sonuçlanacak “en iyi börek” yarışmasının jürisi var. En arkada ise börek, tatlı, köy ekmeği, yumurta gibi çeşitli ürünleri satan köylülerin tezgahları var. Köy gibi köy alanı ve panayırına uymayan tek şey hopörlerden bangır bangır çalan pop şarkısı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bu alanda hiç oyalanmadan doğrudan şakayıklara yöneldik. Köy konağının solundaki yoldan ormanlık alana doğru giderken şakayıklar gözükmeye başladılar. Ormana içine girince de hayatımda görmediğim ve belki de göremeyeceğim kadar şakayıkla karşılaştık. Orman yakınında evi olan bir hanıma “Bu şakayıkları siz mi diktiniz?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt “Hayır. Onlar zaten vardılar. Biz koruyoruz.” yanıtını aldık. Ne güzel bir yanıttı bu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3907

Şakayıkların bittiği alandan yukarıya yürüdükçe kekik kokuları arasında papatyalar ve gözü yoran bir yeşillikle karşılaştık. Bu köyde 1 saati bulan bir gezimiz oldu. Sonra da yakında bulunan şelaleye gittik. Buna şelale demek pek uygun olmasa gerek. Belki şelalecik demek doğru olur. Ama buraya giden yol o kadar güzel ki şelale küçük olmuş ne gam!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağva gezimizi her zamanki gibi Yenice köyünde Tadım Boşnak Mantıcısında sonlandırdık.

IMG_3915

Evet Sanal Gezgin dostlarım. Bu yazı belki 1 hafta daha açmış halde kalacak olan şakayıkların varlığından sizleri haberdar etmek amacı ile yazılmıştır. Belki siz de Ağva’ya doğru bir gece de olsa kaçamağa gidip, Sarıkavak Köyünde şakayıkların güzelliğine şahitlik etmek, papatyalar arasında yatıp yuvarlanmak ve en büyük sanatçı doğanın renk verdiği kır çiçeklerini fotoğraflamak istersiniz..

Ne dersiniz? Baştan çıkartabildim mi sizleri?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.05.2015 Saat 00:33

IMG_3827

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Napoli-Capri

IMG_1240

Napoli’de kaldığımız otel, şehrin merkezinde sayılabilecek bir konumda olan Renaissance Naples Hotel Mediterraneo’ydu. Kahvaltı otelin,  bir tarafı Vezüv Yanardağı ve deniz diğer tarafı ise Castel Sant’Elmo manzaralı terasında yapıldı.1280 metre yüksekliğinde  ve Avrupa ana karasındaki son yüz yıl içinde aktivite gösteren tek aktif yanardağ olan Vezüv, düne göre daha berrak bir görüntü veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_1422 (1)

(Not:Yukarıdaki fotoğraf pilot olan arkadaşım Elbruz Çoşkun tarafından çekilmiştir. Vezüv’ün haşmetini çok güzel gösteren bu fotoğrafı yazımda kullanmam için veren güzel kardeşime teşekkür ederim)

Gezi ekibimiz istenen saatte kahvaltısını bitirmiş olarak otel lobisinde buluştu. Sabah erken saatte başlayacak ve 2 saat kadar sürecek olan Napoli eski şehir merkezi turumuz olacak. Bu gezi bizim programdaki ilk Dünya Kültür Mirası Listesi ziyaret yeri olacağından heyecanım bir başka.

IMG_1009

Vakit kazanmak ve daha az yorulmak amacı ile otelimize yakın Toledo metro durağına kadar yürüyüp oradan Napoli eski şehir merkezine gitmeyi daha uygun gören Anıl hanımın önderliğinde yürüyüşe başladık. Metroya binip bir durak sonra Dante İstasyonunda indik. Bu arada hemen söylemeliyim ki metronun içi çok güzel ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Napoli eski şehir merkezi dünyadaki en büyük eski tarihi şehir merkezlerinden kabul ediliyor. Bu şehrin insanları 448 adet tarihi ve anıtsal kiliseye sahip olmaları ile övünç duyuyorlar. Bu sayı dünyanın en yüksek sayısı olarak biliniyor. MÖ 470 yılında bu bölgeye gelen Yunanlılar kurdukları bu şehire Neapolis (Yeni Şehir) adını vermişler. Neapolis zamanla Napoli olmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piazza Dante’den geçip Via Port’Alba kapısından eski şehire girdik. Via Tribunali yolunu takip ederek şehrin en önemli yerlerinden olan Duomo’ya doğru yürüyüşe başladık. Sabahın erken sayılabilecek bir saatinde sokaklar boş sayılır ve bizden başka turist pek gözükmüyor. Yani şanslıyız. Aslında kalabalık zamanda bu dar sokaklarda gezmek insana eziyet olabilir.

IMG_1023

1995 Yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine giren Napoli Tarihi Şehir Merkezi’nde sokaklar hala ilk kurulduğu günkü gibi birbirini dik kesen, daracık sokaklar şeklinde duruyorlar. Tabii ki Yunan hakimiyetinde olduğu günlerden pek bir şey yok. Roma dönemine ait ise biraz daha fazla sayıda eser görebiliyorsunuz.

taralli-ricettaSağa sola baka baka San Lorenzo Maggiore ve hemen karşısındaki San Paolo Maggiore Kiliselerinin bulunduğu meydana geldik. Bu arada, Anıl’ın uyarması ile, yolda bir pastaneden Taralli adlı bir yiyeceklerinden de aldık ve denedik. İlginç bir kurabiye idi. İnsanı bayağı tok tutuyor. Sonradan öğrendiğime göre yapım aşamasında un içine beyaz şarap da katılıyormuş

San Lorenzo Maggiore Kilisesi’nin bulunduğu meydana daha sonra geri dönmek üzere Duomo’ya, Ana Katadrele, doğru yürümeye devam ettik.

IMG_1084

Napoli Duomo’su Saint Januarius ya da İtalyanların söylediği şekli ile San Gennaro’ya adanmış bir roman Katolik Katedrali. Aziz Gennaro aynı zamanda Napoli şehrinin koruyucu azizi. Bu Azize ait olduğu kabul edilen ve bir ampul içinde korunan kan pıhtısının, senenin belli günlerinde çıkartılıp sıvı hale gelmesine şahit olunurmuş. Biz bunu göremedik tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

13. Yüzyılda yapımına başlanan Katedral sonradan bitirilmiş. İçeride bir bölüm tadilatdaydı. Tavan işciliği çok etkileyiciydi.

Daha sonra tekrar San Lorenzo Maggiore Kilisesi’nin bulunduğu meydana geldik. Burada yarım saatlik serbest zaman verdik. İsteyen San Lorenzo Maggiore Kilisesi’ni, isteyen bu kilisenin altında bulunan Roma kalıntılarının çok güzel restore edildiği arkeolojik alanı ve isteyen de Via San Gregorio Armeno sokağında, Pastore adlı küçük heykelciklerin satıldığı dükkanları gezdi. Tabii ki yürümek istemeyenlerimiz içinde meydandaki kafe dükkanlarından birinde kahve içmek alternatifi vardı. Bendeniz bu aktivitelerin tümünü, bir grup arkadaşla birlikte yaptı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Lorenzo Maggiore Kilisesi altındaki Roma kalıntıları çok ilginçti. İçeri girişi 5 EUR karşılığında yapabiliyorsunuz ve bir avluyu takip ederek, merdivenlerle aşağıya iniyorsunuz. Şehrin altında bir başka canlı şehir duruyor hissini yaşayacaksınız. Bu aktiviteyi mutlaka yapın derim. Küçük bir tur olsa bile o dönem Napoli’deki Roma yaşamı hakkında bilgi veriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Lorenzo Maggiore Kilisesi içine de bir baktım ama Duomo’dan sonra pek bir yavan geldi. Bunun yerine hemen karşıdaki San Paolo Maggiore Kilisesi ve  küçük heykelcikler satan dükkanların bulunduğu sokaktaki San Gregorio Armeno Kilisesi daha güzel geldi bana. Sonuncu kilise aslında Roma tapınağı üzerine inşa edilmiş ve içi çok güzel olan bir kiliseydi. Bu küçük kilisede ayin vardı, fotoğraf çekemedim ama buraya yolu düşen içini bir gezsin derim. San Paolo Maggiore Kilisesi’de aslında bir tapınak üzerine 8. yüzyılda inşa edilmiş. Onun içi daha sadeydi.

IMG_1118

imagesSan Gregorio Armeno sokağındaki dükkanları da hızlıca gezip, meydandaki toplanma yerimizde buluştuk. Dönüş yolunda da pis boğazlığımız tuttu ve bu sefer de Sfogliatelle adlı tatlı bir hamur işi yedik. İçinde ricotta peyniri var ve limonumsu bir tat da alıyorsunuz. Tavsiye ederim.

Napoli Tarihi Merkez kısmı çok güzeldi. Keşke daha uzun gezebilseydik ancak program yoğun, yollar bizi bekliyor. Kalabalıklaşmaya başlayan dar sokaklardan geçip Dante Meydanına geri döndük. Buradan da kaldığımız otele doğru yürüdük

IMG_1128

Napoli’ye veda ederek Capri Adası’na geçmek için limana geldik. Napoli-Capri Adası hızlı feribotlarla 45-50 dakika kadar sürüyor. 
IMG_1132
Capri Adası çok güzel bir görüntü ile karşılıyor insanı. Küçük Limanda valizlerimizi otele çıkaracak taşıyıcılara teslim edip kısa bir tur attık. Burası aslında mevsim dışı olmasına rağmen kalabalık. Mevsiminde yaşanan kalabalığı düşünemiyorum bile.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Daha sonra fünikülere binip otelimizin bulunduğu Capri merkeze çıktık. Hemen otelimize yerleşip şehir turuna başladık. Bu arada karında ziller çalmaya başlayınca şarküterimsi bir dükkana girip kendimize bir sandviç hazırlattık. Aklınızda olsun şarküterilerin hemen hepsinde bu türden fastfood türü yiyecekler hazırlatabilirsiniz. Doymanın en ucuz yolu bu İtalya’da. Daha sonra daracık sokaklar arasında Capri turumuza başladık.
720px-Capri_sights

Capri, Sorrentine Yarımadası açıklarında, Napoli körfezinin güneyinde kalan İtalyan adası. Roma Cumhuriyeti döneminden beri sayfiye yeri olarak kullanılmış. Marina Piccola ve Marina Grande (adanın ana limanı) adında bitişik iki limanı var. Bizim kaldığımız yer dışında araçla ulaşabileceğiniz Anacapri diğer önemli ziyaret yerlerinden.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Capri’nin tertemiz ve daracık sokaklarından ve Cartusian Manastırı önünden geçip Giardini di Augusto (Augustus Bahçeleri)’ne ulaştık. Burada manzara müthişti.

IMG_1198

Bulunduğumuz mekandan seyrine daldığımız Akdenizin mavi sularının  güzelliğinden midir, yorgunluktan mıdır bilemem ama burada uzunca bir süre zaman geçirdik.

Bu bahçenin içinden başlayan ve küçük limana kadar giden çok güzel bir yol gözüküyor buradan. Burası Krupp yolu. Bu yolu inerek, küçük limana gitmeyi aklıma koymuştum ama bu mevsimde taş kopmaları olabildiğinden yol kapalıymış. Gidemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Capri meydana dönüp oradaki kafelerden birinde bir şeyler içip otele döndük.

Akşam ise yemek için tekrar çıktık ve Damore Capri Restorant adlı bir yerde yemek yedik. Burada yediğimiz limonlu makarnayı herkes çok beğendi. Bir de 27 EUR’ya bir şarap açtırdık. Gece ışığında Capri sokaklarını arşınlayıp otelde odalarımıza çekildik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım..

Uzun bir gezi gününü anlatması da uzun sürüyor. Sabrınıza sığınıyorum

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

07.05.2015 Saat 01:35

 

Baharı İtalya’da Tarihin İzlerinde Yaşamak-Napoli

IMG_0874

İtalya gezginleri olarak sabahın erken bir saatinde havaalanında buluştuk. Uçak zamanında körükten ayrılsa da havalanmak için 40 dakika geçmesi gerekti. İstanbul-Napoli arası THY ile doğrudan uçuluyor. Kuş uçuşu 1220 km ve uçuş süresi ise 2 saat 10 dakika kadar tutuyor.

Napoli havalimanından çıkışımız sonrasında bizi çıkışta bekleyen rehberimiz sevgili Anıl Ergün’le buluştuk. Otobüsümüzle Napoli şehir turuna başladık.

İtalya’nın Roma ve Milano’dan sonra bir milyon civarı nüfusu ile 3. büyük kenti olan Napoli, Campania Eyaleti başkenti. 2800 Yıllık geçmişi ile sadece İtalya’nın değil ama Avrupa’nın da en eski şehirlerinden bir tanesi. 1285–1816 tarihleri arasında özerk bir devlet olan Napoli Krallığı’nın başkentliğini de yapmış. 720 hektarlık Napoli eski tarihsel şehir merkezi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunmakta. Sizin anlayacağınız geziye çok önemli kentten başlıyoruz.

IMG_0774

IMG_0780Napoli’ye girmeden hemen önce şehrin panoramik görüntüsünü alacağımız bir tepede durduk. Durduğumuz yerden Vezüv Dağını, Ischia ve Procida Adalarını görecek şekilde tüm Napoli Körfezi ve şehrini görmemiz gerekirdi. Ancak havanın puslu olması özellikle Pompei Şehri katili Vezüv Yanardağını görmemizi engelledi. Yine de tüm körfez ve şehrin bir kısmı iyi görüntü verdi ve “Ben güzel bir şehrim” dedi bize.  IMG_0783

Daha sonra şehrin ana meydanlarından olan Piazza del Plebiscito‘ya gittik. Buradaki meydanda hemen arkamızda tadilat gören Kraliyet Sarayı ve karşımızda ise  San Francesco di Paola Kilisesi var

IMG_0796-001

Plebiscito “referandum” anlamına geliyor. Plebiscito Meydanı, 1863 yılında Napoli Krallığının Birleşik İtalya’ya katılma kararının burada alınmasına izafen verilmiş bir isim. 19. Yüzyılın başlarında Bourbon Hanedanlığı tarafından yönetilen ülkeyi Napolyon ele geçirmiş. Napolyan’da yönetimi akrabası olan Joachim Murat’a teslim etmiş. O da Napolyon’a hediye olarak bugünkü San Francesco di Paola Kilisesi’ni sarayın devamı olan bir kompleks olarak inşa ettirmiş. Ancak Napolyon daha bu sarayı göremeden yönetim tekrar Bourbon’lara geçmiş. Onlarda yeni yapılan saray kısmını kiliseye çevirip bir dönem bu civarda yaşamış olan Aziz Francesco’ya adamışlar (San Francesco di Paola Kilisesi). Bu kilise Roma’daki Pantheon’a benziyor.

IMG_0801

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yüzünüzü San Francesco di Paola Kilisesine verdiğinizde sağınızda kalan bina Palazzo della Prefettura. Bir dönem Kraliyet Sarayı bahçesinde misafirleri ağırlamak için Kral 1. Ferdinand tarafından yapılan bu küçük sarayın alana girerken ki ilk katı Caffe Gambrinus adlı bir kafeye dönüştürülmüş. 1860’lı yıllardan beri kafe olarak hizmet vermiş olan bu tarihi mekanın içi çeşitli sanatçılartarafından dekore edilmiş. Napoli’ye gelip de burada bir tatlı-dondurma yemeden ve bu güzel mekanın kahvelerinden içmeden ama daha önemlisi içini bir müze gezermiş gibi gezmeden sakın gelmeyin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 Bu alanı gezdikten sonra açlığımızın artık tavan yaptığını anladık. Hele bir de Caffe Gambrinus’daki tatlıları gördükten sonra bizi tutabilene aşk olsun! Hemen yakındaki ayak üstü pizza yapan bir dükkana girdik. Girdik ama gel de bizim ülkenin eli tez satıcılarını arama burada! Adamlar hiç bir şekilde sıkıntıya gelemiyorlar. Bir bağırış, bir çağırış arasında kaptık bir dilim pizzayı, köşede yedik. Sonradan başka bir italyan şehrinde gördüğüm bir yazı aslında buradaki beklentilerimize ince ayar veriyordu “Keep calm. You are in Italy” “Sakin olun, İtalya’dasınız”

Bu arada bazı ipuçları vermem lazım sizlere. Özellikle Napoli ve Amalfi Kıyılarında gezdiğimiz her yerde, yemek yediğimiz her kafe ve restoranda oturma parası denen bir parayı vermek zorunda kalıyorsunuz. Bu paranın miktarı genellikle 2 Euro olsa da 4 Euro olduğu yerler de oldu. Otellerin tamamında sizden aldıkları 2-3 Euro şehir vergisi de söz konusu tabii ki. Sizin anlayacağınız İtalyanlar turisti affetmiyorlar.

IMG_0819

Sonra Galleria Umberto 1‘in içini gezdik. Burası her zaman halka açık bir alışveriş merkezi olmuş. 1887-1891 Yılları arasında inşa edilmiş olan bu bina San Carlo Opera binasının  çapraz karşısında bulunuyor. Binanın içinde alışveriş için dükkanlar ve kafeler var. Bina, Milano’daki Galleria Vittorio Emanuele II örnek alınarak yapılmış ve binanın yapıldığı dönemdeki İtalyan kralın ismini taşıyor. Bu arada San Carlo Opera binasını ancak dışarıdan görebildiğimizi söylemem lazım. Avrupanın en iyi akustiğine sahip binalarından bir tanesinin içini gezmeye zaman olmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0839

Bir sonraki hedefimiz, denize doğru yürüyüp Castel dell’Ovo‘yu ziyaret etmek. Napoli içindeki 3 kaleden biri olan bu kale aslında Megaride adli bir ada üstünde kurulmuş ve kalelerin en eski olanıymış. Milattan önce 6. yüzyılda Yunanlılar ilk olarak buraya yerleşip bu kaleyi kurmuşlar. Milattan  sonra 5 yüzyıl ortalarında Romalılar buraya bugünkü kaleyi inşa etmişler. Romanın son imparatoru Romulus Augustulus bu kaleye sürgüne gönderilmiş. Bu kaleye yumurta kalesi anlamında  Castel dell’Ovo denmesinin nedeni bir efsane. Büyü ve kehanetleri ile meşhur Romalı ozan Virgil, bu kalenin inşası sırasında sihirli bir yumurtayı kalenin temellerine yerleştirmiş ve eğer bu yumurta kırılırsa Napoli’nin başına felaketler geleceğinden bahsetmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kale ile işimizi bitirdikten sonra bir diğer kale olan Castel Sant’Elmo’ya  gittik. Buraya gitmek için önce Toledo Caddesi üzerindeki Central foniküler durağına kadar gitmeniz gerekiyor. Napoli’deki foniküler sistemin geçmişi 1889’lara kadar gidiyor ve dünyanın en eskilerinden sayılıyor. Yaklaşık 5 dakika süren bir yoculuk sonrasında diğer istasyonda inip Castel Sant’Elmo’ya doğru yürüdük. Yolda bir İtalyan grubun söylediği Santa Lucia adlı şarkıya eşlik edenlerimiz bile oldu.

IMG_0889

IMG_0892-001Castel Sant’Elmo’ya surlarına vardığımızda kale ziyareti yapmak hiç içimizden gelmedi. Bunun yerine hemen karşıda bulunan ve sabah bize yüzünü göstermeyen Vezüv Yanardağı manzaralı bir kafede oturmak daha cazip duruyordu. Biz de tercihimizi bu yönde kullandık. İyi de ettik. Hem Napoli’nin panoroması ve hem de Vezüv Yanardağına karşı kahvelerimizi yudumlamak iyi geldi doğrusu.

Castel Sant’Elmo ortaçağ kalelerinden ve yapımı 1275 yıllarına kadar gidiyor. Eskiden kalenin kuruluduğu yerde bir kilise varmış. Napoli’deki diğer kale ise Castel Nuovo.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_0884Bu gezi sonrasında akşam yemeğini yemeyi planladığımız Santa Lucia’ya doğru sahilden yürüyüşe geçtik. Ama yol üzerinde Galleria Umberto 1 içindeki Mary adlı bir pastaneden Baba tatlısı yemeyi de ihmal etmedik. Bu alkol katkılı tatlının içinde farklı şeyler olabiliyor. Beğendim. Tavsiye ederim.

Yol boyu yavaş bir tempoda yürüyerek şarkılara konu olmuş Santa Lucia bölgesine ulaştık. Castel Nuovo bir yanda, limana demirli yatlar bir yanda bir güzel akşam yemeği yedik. Yemek sonrası şehir merkezinde bulunan otelimize yürüken yolda Caffe Gambrinus’a uğrayıp kahvelermizi yudumlayarak günün muhasebesini yaptık. Otele vardığımızda ise ayaklarda tatlı bir sızı vardı.

Ne dersiniz? Gezi güzel başladı değil mi?

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

02.05.2015 Saat 01:03

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

http://www.mappery.com/naples-tourist-map