
Sabah erken saatlerde korkunç bir sallanma ile uyandık. Yataktan kalkıp ne olduğunu anlamak yanlışını yaptık. Tekne öyle bir sallanıyordu ki ayakta durmak mümkün olmadı. Bulantı başlayınca gerisinin geleceğini anladık ve tekrar yatağa geri döndük. Dün geceden fırtınanın geleceğini raporlardan öğrenen İsmail kaptan, fırtınanın öğlen daha da artacağını ön görüp, Kos Adasını erkenden terk etmenin daha iyi olacağını düşünmüş ve limandan hareket etmişti. Demir toplarken de yandan büyük dalgalara maruz kalmış, teknemiz 40 metre boyunda sınıfının en büyük teknesi olmasına rağmen, ceviz kabuğu gibi sallanıp durmuştuk. Limandan uzaklaşıp, Leros Adasına doğru dalgaları arkamıza alıp yola düştüğümüzde sallantı kabul edilebilir boyuta gelmişti. Bir de teknemiz küçük olup da Rodos tarafına doğru yolumuz olsaydı durum fenaydı. İsmail kaptan “erken çıkmasaydık ve öğlene kalsaydık biz bugün Leros’a gidemezdik” dedi.

Kahvaltımızı teknede yaptıktan sonra düne göre erken sayılacak bir saatte Leros Adasında Aghia (Agia) Marina limanına vardık. Fırtınalı havada yol 60 km’lik yol 3 saat sürdü.
55 km²’lik alanı olan bu yeşil adanın 2011 sayımına göre yaz kış yaşayan nüfusu 8000 civarında. Mitolojik olarak adanın önemi Tanrıca Artemis’in adası olması. Yerleşim çok eski zamanlardan beri var. Adanın yüksek bir tepesine kurulu Bizans stili Panagia Kalesi hemen göze çarpıyor ama benim en çok dikkatimi çeken beyaz badanalı renkli çerçeveli evleri oldu. Bu limandan görünüş adanın tipik bir Yunan Adası olduğuydu.
Tekne ile hangi Yunan Adasına giderseniz gidin mutlaka evrakları ve pasaportları kontrol ediyorlar. Bir defa Yunanistan’a giriş yapınca, diğer adalarda kişileri görmüyorlar ama pasaportlar mutlaka gümrük görevlilerine gidiyor. Bu işlemler yapılırken biz araba kiraladık. Burada mutlaka araç kiralamanız gerekiyor. Gerçi belediyeye ait otobüsler de var ama bizim gibi sadece 1 günü olanlar için zaman önemli.

İlk olarak adanın batısında Gourna sahiline gittik. Burası adanın merkezi olan Platanos’a göre 7 km Batıda. Adanın en güzel ve en uzun kumsallarından bir tanesi. Aghia Marina tarafında bolca olan dalgaların burada olmamasını umuyoruz ama hayal kırıklığını da Gourna’ya varır varmaz yaşıyoruz. Deniz girilecek gibi değil, zaten sahil de bir kişi dışında bomboş.
Vakit yemek vakti olunca sahilde gözümüze ilişen Gourna Fish Taverna and Restaurant adlı restorana daldık. Adının Fotis olduğunu öğrendiğimiz garsonun tatlı dili ve becerikliliği eşliğinde çok güzel ve lezzetli bir yemek yedik. Gourna’ya sadece bu restoran ve Fotis için bile gidilir. Yemek sonrasında Fotis’den poyrazın estiği bu rüzgarda denize girilebilecek plajlar hakkında görüş aldık. Bize adanın Kuzey Doğusunda Blefoutis Plajını önerdi. Sonradan çok doğru bir öneri olduğunu görüp, Fotis’in gıyabında ona bir kez daha teşekkür edecektik.

Gourna’da yemekten sonra daha önceden tespit ettiğim ve ne olursa olsun görmeyi kafaya koyduğum Agios Isidoros Şapeline gittik. Burası Gourna’ya yakın, Kokali bölgesinde. Kıyıya 50 metrelik bir dar yol ile bağlanmış ve bir kaya üzerine inşa edilmiş bu küçük şapel çok güzel görüntüler verdi. Buradan gün batımı da çok güzel olurmuş ama o kadar vaktimiz yok.

Bu şapeli gezdikten sonra arabamızla adanın Kuzeyine doğru yöneldik. Partheni üzerinden Blefoutis Plajına ulaştık.
Fortis haklı çıktı, nefis pırıl pırıl bir deniz vardı. Burada denize girerken arkadaki küçük kafeden frappelerimizi içtik.
Daha sonra Aghia Marina’ya doğru dönüşe geçtik. Yolumuz üzerinde olan plajlara uğramayı ihmal etmedik. Alinda Plajı da güzel görünmekle birlikte birinci tercihim Blefoutis Plajıdır.
Aghia Marina içinden geçerek buradan Platanos ve Pandeli yerleşim yerlerine gittik. Aslında birbirlerinden ayrı yerleşim birimleri olan Platanos, Pandeli ve Aghia Marina zamanla birbirleri ile birleşmişler. Yürüme mesafesi kadar birbirlerine yakınlar.
Platanos İtalyan mimari tarzı evlerin örnekleri ile dolu. Arabamızı park edip bu evler arasında yürüdük. Daha sonra ise 300 metre yükseklikteki Apityki Tepesine kurulu olan Leros Kalesi (Panagia Kalesi de deniyor) ve onun yamaçlarında gözüken yel değirmenlerini tam karşıdan gören bir alandan fotoğrafladık. Bu kale Bizans döneminden kalma. Palatanos içinden dar sokaklar arasından geçerek kaleye çıkmak mümkün ama biz bunu yapamadık.
Yapılabilecek kadarını yaptığımıza inandığım Leros Adası küçük turumuzu kiralık arabamızı teslim ettikten sonra Agia Marina’da yürüyerek devam ettirdim.

Aghia Marina sahili kafeler ve restoranlarla dolu. Gün batımında burası da çok hoş oluyor.
Sahil boyu yürüyerek meşhur Mylos Restoranın terasına girdim. Kaleden gün batımının güzel olduğu söylenir ama buradan, arkadan gelen güneş ışıklarının düştüğü kalenin görüntüsü ve restoranın önünde, denizin içindeki yel değirmeninin görüntüsü de müthişti.

1930’lar yapımı Aghia (Agia) Marina Kilisesi de limandan 100 metre sonra karşınıza çıkıyor.
Adanın gezemediğim bölümlerinden Laki derin denizi nedeni ile İtalyanlar tarafından önemli bir liman olarak görülüp planlı bir şehir olarak inşa edilmiş bir bölüm. Neoklasik binalarla dolu.

Agia Marina’nın plajı güzel. Vromolithos, Xirokambos Plajları, Leros Adasını diğer önemli plajları.
On İki Adaların Kuzeyinde bulunanlarına yaptığımız gezide bir adayı, Leros Adasını da gezebildiğimiz kadarı ile sizlerle paylaştım. Leros Adasını ben çok sevdim. Umarım sizin de bizim de yollarımız bir kez daha bu adaya düşer ve daha uzun süre kalabiliriz.
Gezekalın dostlar…
Dr Ümit Kuru
23.06.2016 Saat 01:32



1522 yılından itibaren Osmanlı topraklarına katılan On iki Adalar topluluğu, 1912 yılında İtalyanlara terk edilene kadar da öyle kaldılar. Aslında “On iki Adalar” tabiri 8. yüzyılda Bizans dönemi kaynaklarında geçmekle birlikte burada kastedilen antik Yunan’ın kutsal adası “Delos”un etrafındaki adalardı. Bir kaynakta okuduğuma göre “On iki Adalar” ismi Osmanlının bu adalarda gayrimüslimlere uyguladığı yönetim şeklinden geliyor. On İkili denen bu sisteme göre; Her on hane birer temsilci çıkarır, bu temsilciler de aralarından bölgeyi yönetecek “12 kişilik bir ihtiyar heyeti” seçermiş. Bu yönetim şekli nedeni ile adalara da bu isim verilmiş ve Yunancaya bu şekilde geçmiş. Hangisi doğrudur tam emin olamadım ama yazan bunlar.


Resmi işlemler sonrasında Kos Ada turumuza başladık. Bu arada akşama buzukia çalınan bir taverna ayarlamak için önceden tespit edilen Kalymnos Taverna sahipleri ile görüşmeye gittik. Taverna tam bir aile işletmesi. Mekan sahibi Eleni ile bol mezeli, kalamarlı, balıklı ve uzolu canlı müzik karşılığı olarak 20 EUR’ya anlaştık. Akşam iyi eğleneceğimiz, mekan ve sahiplerinin yaklaşımından daha bu saatlerden belli oldu.


Gezekalın takipçilerinin çoğu bilirler ama ben tekrarlamış olayım. Ben bir tıp doktoruyum. Tıp öğrencileri, Tıp Fakültelerinden mezun oldukları zaman Hipokrat yemini ederek mesleğe atılırlar ve ben de bu yemini ettim. Kos Adası doğumlu Hipokrat’ın zamanında hekimlik babadan oğula geçermiş. Genç hekimler loncaya alınırken, günümüzde de geçerli olan fakat bazı değişikliklerin yer aldığı, ünlü “Hipokrat yeminini” ederlermiş. Eski Hipokrat yemininde tıp tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adına yemin edilirken, yeni yeminde kutsal inançlar üzerine yemin edilmektedir.



Ege Denizi’nde Yunanistan’a ait olan bir grup adaya, On İki Adalar (Dodecanese İslands), ismi veriliyor. “Dodeca” Yunanca “On iki” anlamına geliyor. “Nisi” ise “ada” anlamında. Aslında On iki Adalar ile 15 tanesi büyük, 150 tanesi ise küçük olan adalar topluluğunu anlamak gerekiyor. Yani sadece 12 ada varlığını düşünmek yanlış olacaktır. Bu adalar topluluğundan sadece 26 tanesinde yerleşim var. 
Geziyi gerçekleştirdiğimiz tekne, gemi sınıfında sayılacak kadar büyüktü. Barbaros Yatçılık’a ait B&B adlı 40 metre boyunda ve 16 kabinli gulet sınıfı tekne ile gezimizi yaptık. 2015 yılında modernize edilmiş tekne, her türlü ihtiyacımızı karşılayabildi. Grup liderimiz Yasemin Barış daha önceki Yunan Adaları gezilerinden tecrübeleri ile güzel bir program hazırlamış. Tekne kaptanımız İsmail Özgül ve 7 kişilik tekne ekibi grubu sabırla gezi grubuna hizmet verdiler, kendilerinden herkes memnun kaldı.
Gezinin benim açımdan eksikliklikleri yok değildi. Örneğin Bodrum limandan geç çıkınca, bir de gümrük işleri uzun sürünce Kos Adası’nı tam olarak gezemedik. Ertesi gün fırtına yüzünden Kos Adası’nı erken terk etmek zorunda kalınca Kos Adası’nın hakkını veremedik. Gezi amacı deniz tatili olunca, aslında beklentiyi düşük tutmam gerektiğini biliyordum. Bu yazı dizisi bundan sonra bu adalara yapacağım geziler için bir ön araştırma yazısı olacak. Yani adaların görmediğim yerlerine de bu yazıda değineceğim. Takip ederken bu yönü ile okursanız sevinirim. Sizin anlayacağınız bu adaların bazılarına birkaç gün sürecek yeni gezilerim olacak.











Bir başka denememizi ise bir suşi barda yaptık. Suşi’yi gezi boyunca çok yerde yedik ama en lezzetlisi burada , suşi barda, yediğimiz oldu. Burada oturarak yemelisiniz. Çok keyifli. Önünüzden kayıp akan bir bant üzerinde, tabaklar içinde suşiler var. Yani çeşit çeşit suşiler, önünüzden geçit yapıyorlar. Üzerlerinde ne olduğu ve fiyatları yazılı. Aynı fiyat için, aynı renk ve biçimde tabaklar var. Siz yemek sonunda hangi tabaktan kaç tane yemişseniz hesabınız ona göre çıkartılıyor. Yemek sonunda masanızda bulunan bir musluktan yeşil çay doldurup içebiliyorsunuz. Doutonbori’de bir suşi barda, suşi yemeyi bir gezi aktivitesi olarak görün ve mutlaka yapın derim.