• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.849 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Leros Adası

IMG_9050.JPG

Sabah erken saatlerde korkunç bir sallanma ile uyandık. Yataktan kalkıp ne olduğunu anlamak yanlışını yaptık. Tekne öyle bir sallanıyordu ki ayakta durmak mümkün olmadı. Bulantı başlayınca gerisinin geleceğini anladık ve tekrar yatağa geri döndük. Dün geceden fırtınanın geleceğini raporlardan öğrenen  İsmail kaptan, fırtınanın öğlen daha da artacağını ön görüp, Kos Adasını erkenden terk etmenin daha iyi olacağını düşünmüş ve limandan hareket etmişti. Demir toplarken de yandan büyük dalgalara maruz kalmış, teknemiz 40 metre boyunda sınıfının en büyük teknesi olmasına rağmen, ceviz kabuğu gibi sallanıp durmuştuk. Limandan uzaklaşıp, Leros Adasına doğru dalgaları arkamıza alıp yola düştüğümüzde sallantı kabul edilebilir boyuta gelmişti. Bir de teknemiz küçük olup da Rodos tarafına doğru yolumuz olsaydı durum fenaydı. İsmail kaptan “erken çıkmasaydık ve öğlene kalsaydık biz bugün Leros’a gidemezdik” dedi. 

adsız

Kahvaltımızı teknede yaptıktan sonra düne göre erken sayılacak bir saatte Leros Adasında Aghia (Agia) Marina limanına vardık. Fırtınalı havada yol 60 km’lik yol 3 saat sürdü. 

55 km²’lik alanı olan bu yeşil adanın 2011 sayımına göre yaz kış yaşayan nüfusu 8000 civarında. Mitolojik olarak adanın önemi Tanrıca Artemis’in adası olması. Yerleşim çok eski zamanlardan beri var. Adanın yüksek bir tepesine kurulu Bizans stili Panagia Kalesi hemen göze çarpıyor ama benim en çok dikkatimi çeken beyaz badanalı renkli çerçeveli evleri oldu. Bu limandan görünüş adanın tipik bir Yunan Adası olduğuydu.

Tekne ile hangi Yunan Adasına giderseniz gidin mutlaka evrakları ve pasaportları kontrol ediyorlar. Bir defa Yunanistan’a giriş yapınca, diğer adalarda kişileri görmüyorlar ama pasaportlar mutlaka gümrük görevlilerine gidiyor. Bu işlemler yapılırken biz araba kiraladık. Burada mutlaka araç kiralamanız gerekiyor. Gerçi belediyeye ait otobüsler de var ama bizim gibi sadece 1 günü olanlar için zaman önemli. 

IMG_9010.JPG

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


IMG_9033İlk olarak adanın batısında Gourna sahiline gittik. Burası adanın merkezi olan Platanos’a göre 7 km Batıda. Adanın en güzel ve en uzun kumsallarından bir tanesi. Aghia Marina tarafında bolca olan dalgaların burada olmamasını umuyoruz ama hayal kırıklığını da Gourna’ya varır varmaz yaşıyoruz. Deniz girilecek gibi değil, zaten sahil de bir kişi dışında bomboş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9026Vakit yemek vakti olunca sahilde gözümüze ilişen  Gourna Fish Taverna and Restaurant adlı restorana daldık. Adının Fotis olduğunu öğrendiğimiz garsonun tatlı dili ve becerikliliği eşliğinde çok güzel ve lezzetli bir yemek yedik. Gourna’ya sadece bu restoran ve Fotis için bile gidilir. Yemek sonrasında Fotis’den poyrazın estiği bu rüzgarda denize girilebilecek plajlar hakkında görüş aldık. Bize adanın Kuzey Doğusunda Blefoutis Plajını önerdi. Sonradan çok doğru bir öneri olduğunu görüp, Fotis’in gıyabında ona bir kez daha teşekkür edecektik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9049.JPG

IMG_9058Gourna’da yemekten sonra daha önceden tespit ettiğim ve ne olursa olsun görmeyi kafaya koyduğum Agios Isidoros Şapeline gittik. Burası Gourna’ya yakın, Kokali bölgesinde. Kıyıya 50 metrelik bir dar yol ile bağlanmış ve bir kaya üzerine inşa edilmiş bu küçük şapel çok güzel görüntüler verdi. Buradan gün batımı da çok güzel olurmuş ama o kadar vaktimiz yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu şapeli gezdikten sonra arabamızla adanın Kuzeyine doğru yöneldik. Partheni üzerinden Blefoutis Plajına ulaştık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Fortis haklı çıktı, nefis pırıl pırıl bir deniz vardı. Burada denize girerken arkadaki küçük kafeden frappelerimizi içtik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra Aghia Marina’ya doğru dönüşe geçtik. Yolumuz üzerinde olan plajlara uğramayı ihmal etmedik. Alinda Plajı da güzel görünmekle birlikte birinci tercihim Blefoutis Plajıdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9147.JPGAghia Marina içinden geçerek buradan Platanos ve Pandeli yerleşim yerlerine gittik. Aslında birbirlerinden ayrı yerleşim birimleri olan Platanos, Pandeli ve Aghia Marina zamanla birbirleri ile birleşmişler. Yürüme mesafesi kadar birbirlerine yakınlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9120Platanos İtalyan mimari tarzı evlerin örnekleri ile dolu. Arabamızı park edip bu evler arasında yürüdük. Daha sonra ise 300 metre yükseklikteki Apityki Tepesine kurulu olan Leros Kalesi (Panagia Kalesi de deniyor) ve onun yamaçlarında gözüken yel değirmenlerini tam karşıdan gören bir alandan fotoğrafladık. Bu kale Bizans döneminden kalma. Palatanos içinden dar sokaklar arasından geçerek kaleye çıkmak mümkün ama biz bunu yapamadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yapılabilecek kadarını yaptığımıza inandığım Leros Adası küçük turumuzu kiralık arabamızı teslim ettikten sonra Agia Marina’da yürüyerek devam ettirdim.

IMG_9151.JPG

Aghia Marina sahili kafeler ve restoranlarla dolu. Gün batımında burası da çok hoş oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahil boyu yürüyerek meşhur Mylos Restoranın terasına girdim. Kaleden gün batımının güzel olduğu söylenir ama buradan, arkadan gelen güneş ışıklarının düştüğü kalenin görüntüsü ve restoranın önünde, denizin içindeki yel değirmeninin görüntüsü de müthişti. 

P6140280.JPG

1930’lar yapımı Aghia (Agia) Marina Kilisesi de limandan 100 metre sonra karşınıza çıkıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Adanın gezemediğim bölümlerinden Laki derin denizi nedeni ile İtalyanlar tarafından önemli bir liman olarak görülüp planlı bir şehir olarak inşa edilmiş bir bölüm. Neoklasik binalarla dolu.

IMG_9199.JPG

 Agia Marina’nın plajı güzel. Vromolithos, Xirokambos Plajları, Leros Adasını diğer önemli plajları.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

On İki Adaların Kuzeyinde bulunanlarına yaptığımız gezide bir adayı, Leros Adasını da gezebildiğimiz kadarı ile sizlerle paylaştım. Leros Adasını ben çok sevdim. Umarım sizin de bizim de yollarımız bir kez daha bu adaya düşer ve daha uzun süre kalabiliriz.

Gezekalın dostlar…

Dr Ümit Kuru

23.06.2016 Saat 01:32

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Kos Adası

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

dodecanese1522 yılından itibaren Osmanlı topraklarına katılan On iki Adalar topluluğu, 1912 yılında İtalyanlara terk edilene kadar da öyle kaldılar. Aslında “On iki Adalar” tabiri 8. yüzyılda Bizans dönemi kaynaklarında geçmekle birlikte burada kastedilen antik Yunan’ın kutsal adası “Delos”un etrafındaki adalardı. Bir kaynakta okuduğuma göre “On iki Adalar” ismi Osmanlının bu adalarda gayrimüslimlere uyguladığı  yönetim şeklinden geliyor. On İkili denen bu sisteme göre; Her on hane birer temsilci çıkarır, bu temsilciler de aralarından bölgeyi yönetecek “12 kişilik bir ihtiyar heyeti” seçermiş. Bu yönetim şekli nedeni ile adalara da bu isim verilmiş ve Yunancaya bu şekilde geçmiş. Hangisi doğrudur tam emin olamadım ama yazan bunlar.

Programımıza göre 1 gece Bodrum limanda bağlı teknemizde konaklayıp ertesi gün On iki Adaların Kuzeyinde kalanlarına doğru yola çıkacağız.

PictureSupplier

Ülkemize daha yakın ama Yunanistan’a ait olan On İki Adalardan Kuzeyde kalan 5 tanesine olan yolculuğumuzda ilk uğrayacağımız ada Kos Adası ya da bizim adlandırdığımız haliyle İstanköy olacak. Sonra sırası ile Leros, Patmos, Lipsi ve Kalimnos Adalarını gezip, 1 haftanın sonunda da ülkeye geri döneceğiz.

IMG_8792.JPG

Bodrum’dan Kos Adasına düzenli olarak feribot seferleri var. Saatleri ve sefer sayısı mevsime göre değişiyor. Günü birlik gidiş geliş aynı gün veya farklı günlerde oluşuna bağlı olarak 19-30 EUR olarak belirlenmiş. Aracınızla giderseniz 75 EUR daha vermelisiniz. Orada araç kiralamak ortalama 30 EUR civarında oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Grubumuzun tümü toplanıp, grup dışından da ilave olan 3 kişi aramıza katılınca teknemiz Bodrum limanından demir aldı. Ancak doğrudan Bodrum Gümrük binasına gidemedik. Evrak işleri Suriyeli mülteciler sorunu yüzünden zorlaştırılmış. Bu nedenle önce evraklarımız teslim edildi, haber gelince gümrüğe gidip yüz yüze görüşülecek ve Yunanistan’a çıkış yapacağız. Eskiden adalardan alınan vizeler de kaldırılmış. Vizenizi konsolosluklardan almanız gerekiyor. Biz bu işlemler yapılırken beklemek yerine tekne ile yüzmeye götürüldük. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Öğle yemeğimizi tekne de aldık ve gümrüğe çağrılınca son işlemler için oraya gittik. Bu işlerin bitmesi saat 15:00’leri buldu. Bodrum’un karşısında, limandan 12 mil uzakta Kos Adası’na ulaşmak ve orada tekneyi limana bağlamak ise yaklaşık 2 saati buldu. Tekneden hemen ayrılamadık, orada da evrak işlerimiz oldu. Pasaportlarımızı resmi işlemler için ofise götürdüler ama bizi görecek olan polis teknemize geldi ve herkesi teknede tek tek gördü.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAResmi işlemler sonrasında Kos Ada turumuza başladık. Bu arada akşama buzukia çalınan bir taverna ayarlamak için önceden tespit edilen Kalymnos Taverna sahipleri ile görüşmeye gittik. Taverna tam bir aile işletmesi. Mekan sahibi Eleni ile bol mezeli, kalamarlı, balıklı ve uzolu canlı müzik karşılığı olarak 20 EUR’ya anlaştık. Akşam iyi eğleneceğimiz, mekan ve sahiplerinin yaklaşımından daha bu saatlerden belli oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

kos-city-map.jpg

Sıra kısa zamanda mümkün oldukça bol yer görmeyi amaçlayarak Kos Adasını gezmeye geldi. Kos Adasına ilk yerleşim milat öncesine kadar gidiyor. Yani bu adayı sadece denizi için tercih etmek haksızlık olacaktır. Ada merkezi bile tarih eserlerle dolu. Gece Kos merkezini yürüyerek gezeceğimizi varsayıp, merkez dışı görülecek yerlere gittik. Her 4 kişi için araç kiraladık.

clip_image002_ezg_134

Asklepion’un zamanındaki görünümünün varsayımsal çizimi http://www.istankoy.org/documents/72.html

İlk durağımız Asklepion oldu. Şehir merkezine 5 km uzaklıkta bulunan Asklepion, şehre hakim bir tepe üzerinde, sağlık tanrısı Asklepios’a adanan bir eski çağ hastanesi. MÖ 357’de inşa edilmiş. Burası Asklepios’un (Tıp Tanrısı) soyundan geldiklerine inanılan ve kendilerine Asklepiad denen hekimlerin ana mabedi.  Mabet, MS 6. yüzyılda, hem bir depremle hemde Anadolu’dan gelip adayı tahrip eden göçebeler tarafından tamamen ortadan kaldırılmış. St. John Şövalyeleri de harabeleri taş ocağı olarak kullanmışlar.

IMG_8892.JPG

Mabet birkaç farklı terastan oluşuyor. Roma banyoları en alt katta. Ortadaki duvara yakın bir çeşme var. Burada ayrıca hastalara muhtelif kürler uygulanan, içlerinde sürekli demir oksitli ve kükürtlü kaynak sularının aktığı küçük banyolar bulunmaktaymış. Orta terasta tapınaklar bulunurmuş.  En üst teras kutsal ağaçların mekanı olarak ayrılmış. Bir zamanlar en üst terasın üzerinde en büyük Asklepios tapınağı bulunmaktaymış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

hipokratGezekalın takipçilerinin çoğu bilirler ama ben tekrarlamış olayım. Ben bir tıp doktoruyum. Tıp öğrencileri, Tıp Fakültelerinden mezun oldukları zaman Hipokrat yemini ederek mesleğe atılırlar ve ben de bu yemini ettim. Kos Adası doğumlu Hipokrat’ın zamanında hekimlik babadan oğula geçermiş. Genç hekimler loncaya alınırken, günümüzde de geçerli olan fakat bazı değişikliklerin yer aldığı, ünlü “Hipokrat yeminini” ederlermiş. Eski Hipokrat yemininde tıp tanrısı olarak kabul edilen Asklepios adına yemin edilirken, yeni yeminde kutsal inançlar üzerine yemin edilmektedir.

Kos Adasında MÖ 460’da doğmuş olan Hipokrat, tıbbın babası olarak anılan İyon bir hekim. Hekim olan babası tarafından yetiştirilip birçok yerde hekimlik yapmış. Anadolu’nun kuzey illerini gezdikten sonra Kos (İstanköy) Adasına dönerek hekimliğini sürdürmüş. MÖ 357 yılında da Larissa’da ölmüş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Antik İyonya’da bilimsel gelişme ve felsefe ile sımsıkı bağı olan hekimlik gözdeydi. Bu gelişme Hipokrat ile doruğa ulaşmış. Hipokrat hastalıkların büyü ya da tanrılar nedeni ile değil doğal sebeplerle olduğuna inanırdı. Hekimliğini de zamanı için ileri sayılacak yöntemler ve gözlemlere göre uygulamış. Bu anlamda da kendisi modern tıbbın babası sayılıyor. Bu nedenle bu ünlü hekimin doğduğu adada, kendisinin öğretileri ile ilişkilendirilen antik çağın tıp okulu olan Asklepionu kısacık da olsa gezmek bizim için şarttı. Hava kararmaya yakın ve daha da gezilecek yerler olduğundan arkadaşlardan 15 dakikalığına da olsa izin alıp, girişi  8 EUR olan Asklepion’u gezdik. Koştura koştura bir gezi oldu ama gezdiğim kadarı bile bizi mutlu etti. Kos Adasına gittiğinizde modern tıbbın ilk uygulamalarının yapıldığı Asklepion’u gezmeden gelmeyin derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra arabalara atlayıp diğer bir ziyaret yeri olan Zia Köyüne doğru yola çıktık.  Küçük şirin bir köy olan Zia, Kos Limanının 17 km güneydoğusunda yer alıyor. Zia Köyü, eşsiz manzarası ile turistleri kendine çekiyor. Gün batımı meşhurmuş ama havada bulutlanma nedeni ile gün batımına denk gelemedik. Esen sert rüzgar ise aslında ertesi sabah yakalanacağımız fırtınanın habercisiymiş, o an anlayamadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köy muhteşem bir dağ manzarasının yanı sıra geleneksel Yunan yemeklerinin yapıldığı küçük restoranlara ve tavernalara sahip, dizi dizi de hediyelik eşya satan dükkanlar var. Kaynaklar köye gelmeden önce Dikeos Dağı’nın eteklerinde inşa edilmiş üç adet kilisenin de görülmeye değer olduğunu yazsa da, zaman kısıtlığı bizim bu tavsiyeyi yerine getirmemize izin vermedi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Zia Köyü gezisi sonrasında tekneye dönüp akşam yemeği yiyip, Yunan müzikleri dinleyeceğimiz Kalymnos Taverna’ya doğru yollara düştük. Taverna limana yürüme mesafesinde. Yol üstünde Neratzia Kalesi ve onu şehre bağlayan Foinikes Caddesi üzerine yapılmış, hala ayakta duran köprü altından geçtik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Neratzia Kalesi, (Şövalyeler Kalesi olarak da biliniyor) Kos Limanının girişinde bulunmakta. Kale, Rodos ve Bodrum Kaleleri ile birlikte şövalyelerin Osmanlılara karşı en önemli savunma kaleleri arasındaymış.

P6130150.JPG

Kaleyi geçince iç limana geliyorsunuz. Artık iyice kararmış olan havada kale ve iç liman çok güzel gözüküyor. Gündüz buraları yeteri kadar göremediğimize bir kez daha üzülüyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kıyı sonuna kadar gittikten sonra sola dönen caddeyi takip edince çok sayıda taverna bulunan Averof Caddesine geliyorsunuz. Kalymnos  Traditional Fish Taverna bu cadde üzerinde sağda kalıyor. Çok sevimli ve bir kısmı denize bakan bir taverna. Daha girişte sıcak bir şekilde karşılandık. Burası bir aile işletmesi. Anne, kız, damat herkes çalışıyor. Fötr şapkası ile garson Dimitri bir başka alem. Gece boyu beraber eğlendik diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buzukiayı duyup gelen Yunanlılarla birlikte yedik içtik, sirtaki, zeybetiko, kasap havaları oynadık. Kos Adasına gelen herkese bu mekanı tavsiye ederim. Buzukia olup olmadığını öğrenip öyle gidin. Yemekler, mezeler çok güzel ve boldu. Hepimiz çok eğlendik.

https://www.facebook.com/kalymnos.taverna/videos/258994914466593/

Taverna sonrasında tekneye doğru yürürken bu sefer merkeze giden yoldan yürüdük. Barlar sokağına geldik. O güzelim Yunan gecesi ve müziği sonrasında bu gürültülü tekno müziğin olduğu sokaktan kendimizi zor attık.

P6140234.JPG

Adada gündüz gözü ile göremediğimiz ama bu adaya gelince olmazsa olmaz aktivitelerden bir tanesi Hipokrat Ağacını gece de olsa ziyaret etmeyi unutmadık. Efsaneye göre çapı 12 metreyi bulan bu çınar ağacı altında Hipokrat öğrencilerine ders verirmiş. Ancak bu ağacın 2400 yıl önce yaşamış olan Hipokrat zamanındaki çınar ağacı olmasına imkan yok. Çünkü ağacın yaşı ancak 500 yıl! Efsanede adı geçen çınar ağacının bir başkası olması gerekiyor. Biz 1776 yılında yapılan Gazi Hasan Paşa Camisi önündeki bu ağacı ancak gece görebildik. Ağacın hemen önünde bir Osmanlı çeşmesi de var. Ağacın gövdesinde ise derin bir oyuk var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kos Adası İtalyan işgali altındayken 1933 yılında şiddetli bir deprem ile ağır hasar gördü. Özellikle merkezde yıkılan binalar yerine İtalyanlar tarzlarına uygun yeni binalar inşa ettiler. Hipokrat Ağacından devam ederseniz karşınıza bu tarz eski binaların bulunduğu bir meydan çıkıyor. Bizden başka hiç insanın olmadığı bu alanda boş sandalyelere oturup gecenin sessizliğini dinleyerek günün sonunu getirdik.

P6140240.JPG

Sonrada teknemize dönüp derin bir uykuya çekildik.

Kos Adasında yapmanız gereken ama bizim yapamadığımız aktivitelerden de bahsetmek lazım. Bir kere Arkeoloji Müzesini, şehir merkezindeki Casa Romana’yı (Roma Evi), Neratzia Kalesinin içini, Pyli Köyünü görmek ve merkezdeki sokaklarda daha uzun süre gezmek isterdim. Kos Adasının plajları da çok güzel. Teorik olarak bahsetsem de Mastichari, Tigaki, Kefalos, Lambi, Therma, Marmari, Agios Stefanos  Lagada Plajları güzel gözüküyor. Özellike yüzmek için masa başında gözüme kestirdiklerim koyu renkte olanlar.

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım…On İki Adaların Kuzey bölümü gezimizin ilk gün hikayesi budur. Gelecek hikayelerim daha çok yaşanmışlıkları anlatacak sizlere..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

22.06.2016 Saat 01:58 

On İki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Giriş

P6140303.JPG

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEge Denizi’nde Yunanistan’a ait olan bir grup adaya, On İki Adalar (Dodecanese İslands), ismi veriliyor. “Dodeca” Yunanca “On iki” anlamına geliyor. “Nisi” ise “ada” anlamında. Aslında On iki Adalar ile 15 tanesi büyük, 150 tanesi ise küçük olan adalar topluluğunu anlamak gerekiyor. Yani sadece 12 ada varlığını düşünmek yanlış olacaktır. Bu adalar topluluğundan sadece 26 tanesinde yerleşim var. 

12-19 Haziran tarihleri arasında, gönüllü doğaseverlerin bir araya gelip dernekleştiği YUDOSK’un bir aktivitesi olarak, On iki Adaların  Kuzey bölümüne mavi yolculuk yaptık. Bodrum çıkışlı ve sırası ile Kos, Leros, Patmos, Lipsi ve Kalimnos Adalarını, 30 kadar güzel insanla ziyaret ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir teknede ortak bir yaşamı paylaşmak kolay değildir. Hele de 30 kişi iseniz. Büyük çoğunluğunu YUDOSK’un yürüyüş ve diğer aktivilerinden tanısam da, kalabalık bir grupla, bir tekne içinde mavi yolculuk fikri başlangıçta beni ürkütmedi değil. Ancak hem eski ve hem de grupta yeni tanıdığım arkadaşlarla mükemmel bir hafta geçirdik. Bol bol yüzdük, ada insanları ile temasta bulunduk, güzel yemeklerinden tattık ve fırsat buldukça da tavernalarında dans ettik.

IMG_9048.JPG

IMG_9190Geziyi gerçekleştirdiğimiz tekne, gemi sınıfında sayılacak kadar büyüktü. Barbaros Yatçılık’a ait B&B adlı 40 metre boyunda ve 16 kabinli gulet sınıfı tekne ile gezimizi yaptık. 2015 yılında modernize edilmiş tekne, her türlü ihtiyacımızı karşılayabildi. Grup liderimiz Yasemin Barış daha önceki Yunan Adaları gezilerinden tecrübeleri ile güzel bir program hazırlamış. Tekne kaptanımız İsmail Özgül ve 7 kişilik tekne ekibi grubu sabırla gezi grubuna hizmet verdiler, kendilerinden herkes memnun kaldı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9474Gezinin benim açımdan eksikliklikleri yok değildi. Örneğin Bodrum limandan geç çıkınca, bir de gümrük işleri uzun sürünce Kos Adası’nı tam olarak gezemedik. Ertesi gün fırtına yüzünden Kos Adası’nı erken terk etmek zorunda kalınca Kos Adası’nın hakkını veremedik. Gezi amacı deniz tatili olunca, aslında beklentiyi düşük tutmam gerektiğini biliyordum. Bu yazı dizisi bundan sonra bu adalara yapacağım geziler için bir ön araştırma yazısı olacak. Yani adaların görmediğim yerlerine de bu yazıda değineceğim. Takip ederken bu yönü ile okursanız sevinirim. Sizin anlayacağınız bu adaların bazılarına birkaç gün sürecek yeni gezilerim olacak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Haydi bakalım buyurun Oniki Adalar Kuzey Turuna…

IMG_9791

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

20.6.2016 Saat 01:50

UNESCO Dünya Mirası Listesinde Japonya

Japonya’nın UNESCO Dünya Mirası Listesinde toplam olarak 19 eseri bulunmakta. Biz gezimizde bu eserlerden 7 tanesini gezdik.

Aşağıda Japonya’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi içindeki eser ve yerleri toplu halde bulunuyor. Bunlar hakkında internetten bulduğum, küçük tanıtım videoları da ekledim. Böylece seyahat planlamanız öncesi fikir sahibi olabilirsiniz. Altı çizili mavi yazılar ise benim ziyaret edip de, daha önce yazısını ayrıntılı olarak yazdığım yerlere olan bağlantıyı gösteriyor. Parantez içinde rakamlar ise o eserin listeye alınma zamanını gösteriyor.

Japonya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Eserleri 

Bu liste içinde Japonya’nın 14 eseri var;

  • Horyu-ji Bölgesinde Budist Anıtları  (1993)

Japonya’nın listeye alınan ilk Dünya  Kültür Mirası eseridir. Nara Prefaktöryal bölgesi içinde yaklaşık 48 Budist anıtı var. Bunlardan birkaçı 7.-8. yüzyıldan kalma ve bu onları dünyada hala ayakta olan en eski tahta binalar yapıyor. Bu yapıların tarihsel önemi sadece eski olmaları değil. Aynı zamanda Kore yoluyla  Japonya’ya gelen  Budizmin ve beraberinde Budist Tapınaklarının, Çin tarzı yapı şekillerinin Japon kültürüne adapte edilmelerini göstermeleri yönünden de önemi var.

 

  • Fujisan; Kutsal  ve Sanata ilham Veren  Yer (2013)

Fujisan yakın sayılabilecek tarihte listeye girmiş bir yer. Fuji Dağı, hem yüzyıllardır Japon sanatçıların ilham kaynağı olan her zaman karlı, konik tepesi ve çevresindeki doğal güzelliklerinden kaynaklanan  estetik görünümü ile ve hem de çok eski zamanlardan gelen ve Japon halkınca kabul görmüş dini kutsiyet  taşıyan  özelliği ile UNESCO listesinde yer almış. Fujisan’ı ziyaret ettik ve daha önceki bir yazımda Fujisan’ı anlatmıştım.

 

 

  • Gusuku Kaleleri ve Ryukyu Krallığı’na ait Eserler  (2000)

Ryukyu Krallığı  Japonya’ya ait Doğu Çin Denizi ile Büyük Okyanus arasında sınır oluşturan takımadalarda, 12-17. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş bağımsız bir krallık. Bu krallığa ait kale (Gsuku şato anlamına geliyor) ve beraberindeki yapılar UNESCO Dünya Kültür Mirası içindeler.

 

  • Himeji-jo (1993)

Himeji-jo, 17. yüzyıl Japon kaleleri için ayakta kalan çok iyi bir örnek eser. Zamanına göre çok yüksek düzeyde bir savunma ve korunma yöntemleri/silahları ile donatılmış,  83 binalık bir kompleks. Beyaz renkli kale, ahşabın, estetik ve zamanına göre ileri bir teknoloji ile harmanlanmış bir baş yapıtı.

 

  • Hiraizumi – Budist Saf Toprakları temsil eden tapınak, bahçe ve arkeololojik alanlar. (2011)

Hiraizumi, Japonya’nın Kuzey Doğusunda,  Tohoku bölgesinde, Iwate vilayetinde küçük bir kasaba. Budist Saf toprakları temsil eden Hiraizumi,  tapınaklar, bahçeler ve arkeolojik beş siteyi kapsar. Hiraizumi, Japonya’nın Kuzeyinin merkez yönetimine ev sahipliği yaptığından burada 11-12. yüzyıllardan kalma yönetim binaları da bulunuyor. Krallık, Budizmin Saf Toprakları kavramı  üzerine kurulmuş. Bu nedenle de Budistlerin, ölüm sonrası Buddha’nın Saf Toprakları anlayaşından hareketle düzenlenmiş bahçe ve tapınaklar bölgesidir.

 

  • Hiroshima Barış Anıtı (Genbaku Dome) (1996)

Hiroşima’ya 6 Ağustos 1945 yılında atılan atom bombasının yıkıcı gücünü hatırlatması ve insanlığın barış içinde yaşaması umudunun bir sembolü olarak, bombanın atılması sonrasındaki hali ile korunan bir anıt. Bu konudan daha önceki bir yazımda Hiroşima başlığı bahsetmiştim.

 

  •  Eski Kyoto’nun Tarihi Binaları (Kyoto, Uji ve Otsu Şehirleri) (1994)

Çin eski başkentleri model alınarak inşa edilen Kyoto, 19. yüzyılın ortalarına kadar Japonya İmparatorluk başkentiydi. 1000 yıllık bir birikimi ile Kyoto, Japonya’nın, özellikle dini yapıları olmak üzere, ahşap mimarinin gelişiminin ve tüm dünyadan örnekleri ile bahçe düzenlemesinin önemli bir örneği olması ile listeye girmiş bir kent. Kyoto başlığı altında konuyu daha önce yazmıştım.

 

  • Eski  Nara Tarihi Kalıntıları (1998)

710-784 yılları arasında başkentlik yapmış olan Nara, bu dönem içinde yönetimin şehire kazandırdığı eserlerden dolayı zenginleşmiş. Şehir 8. yüzyıla ait imparatorluk saray kalıntıları, Şinto mabetleri ve Budist tapınaklarına ev sahipliği yapıyor. Konu hakkında geniş yazım Nara başlığı altında bulunuyor.

 

  •  Shirakawa-go ve Gokayama’nın tarihi evleri (1995)

Gassho-stili dedikleri evlerde, dağlık bir bölgede ve uzun zaman dünyanın geri kalanından izole bir şekilde yaşayan ve dut ağacı ve ipek böcekçiliği yetiştiriciliğinden geçimini kazanan insanların köyleridir Shirakawa-go ve Gokayama. Dua eder pozisyonda damlı evleri Japonya’da türünün tek örneğidir. Bu güzel köyü de gezimizde görme şansımız oldu ve bu konuyu  Shirakawa-go başlıklı yazımda anlatmıştım.

 

  • Itsukushima Şinto Mabedi (1996)

Seto İç Denizindeki Itsukushima Adası, çok erken zamanlardan beri Şintoizmin kutsal yeri sayılmıştır. Buradaki ilk Şinto mabedi 6. yüzyılda yapılmış. Şimdiki mabet ise 12. yüzyıldan kalma ve sonradan ilave edilen binalar birbirleri ile büyük uyum içindeler. Bunların yapımı teknik beceri gerektiriyor. Deniz ve dağ arasındaki mabetler renk ve şekil olarak kontrastlar gösterirlerken doğanın güzelliği ile insan yaratıcılığı birbirlerini tamamlamış. Bu güzel yeri de gezimizde ziyaret etme şansımız oldu ve Myajima Adası başlık yazımda konuyu anlatmıştım.

 

  • Iwami Ginzan Gümüş Madeni ve onun Kültürel alanı  (2007)

Honshu Adası’nın Güney-Batısında nehrin açtığı derin  vadilerle kesilmiş dağlık alanda 16-20. yüzyıllar arasında işletilmiş gümüş madenleri de UNESCO Kültür Mirası Listesine girmiştir. Burada maden ocakları, eritme ve arıtma bölümleri ile madeni limana ulaştırma yolları bulunuyor. Maden buradaki limanlardan Kore ve Çin’e yollanıyormuş. Bu madenler Japonya’nın ekonomisi için çok önemli rol oynamışlar. Şimdi maden alanı yoğun bir ormanlık alan haline gelmiş. Bu alanda kaleler, mabetler, sahile ulaşım yolları ve işlenmiş madenin gemilere yüklendiği 3 adet liman kenti var..

 

  • Kii Sıradağları Kutsal Alan ve Hacı Yolları (2004)

Pasifik Okyanusuna bakan Kii Dağlarının yoğun ormanları içinden geçen 3 kutsal alan-Yoshino ve Omine, Kumano Sanzan, Koyasan- haç yolları ile eski başkentler Nara ve Kyoto’ya bağlanıyordu. Bu alan ve ormanlık yollar çok iyi belirlenmiş ve 1200 yıldır kullanılan hacı yolları. Yılda 15 milyon civarı turist alan bu bölge hem doğa harikası ve hem de yol üstü mabetleri barındırıyor.

 

  • Nikko Mabet ve Tapınakları (1999)

Nikko ve beraberindeki doğa yüzyıllardır kutsal bir alan kabul ediliyor ve buradaki yapı ve ahşap işçiliğindeki incelik sanat şaheseri. Bu yapılar Tokugawa Şogunları tarihi ile yakından ilgili. Biz gezimizde bu alanı gezme ayrıcalığını yaşadık ve Nikko başlığında bu konu ile ilgili ayrıntılı bir yazı yazmıştım.

 

  • Japonya’nın Meiji Dönemi Endüstriel devrim alanları: Demir-Çelik, gemi yapımı ve kömür madenciliği  (2015)

Çok zorlama bir UNESCO Kültür Mirası Listesi başlığı  benim için ama  Feodal dönemin Japonyası’nın yıkılıp, Meiji döneminde batı endüstrisinin ülkeye adaptasyonunu göstermesi nedeni ile listeye alınmış.

 

  • Tomioka İpek Fabrikası ve ilgili alanları  (2014)

Yine Meiji Dönemi endüstrileşme çabalarını ve arzularını gösteren bir yer olması nedeni ile listeye alınmış bir yer. Tokyo’nun Kuzey-Batısında Gunma Prefaktoryal bölgesinde geç 19-erken 20. yüzyıl başlarında kurulmuş bir ipek fabrikası. Bu fabrika ürünleri özellikle Avrupa ve Amerika olmak üzere ihraç edilmiş.

Japonya’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası Eserleri 

İ (4)

  • Ogasawara Adaları (2011)

Ogasawara  Adaları denince, 3 grup halinde toplamda 7939 hektar alanı kaplayan otuzdan fazla adayı anlamak gerekiyor. Adalar, sundukları doğal güzellikler yanında bir yarasa türü olan ve yok olma tehlikesi altındaki Bonin Flying Fox ve 195 tehlike altındaki kuş türüne de ev sahipliği yapması ile önemliler. Ogasawara Adaları, bunun dışında da birçok endemik bitki türüne de evsahipliği yapmaları yönünden Dünya Doğa Mirası Listesi içinde  bulunuyor.

 

  • Shirakami-Sanchi (1993)

Burası ormanlık bir alan. Eskiden Kuzey Japonya’nın tüm dağ sırtları ve tepelerinde özel bir tür Japon Kayın ağacı (Siebold’s beech trees)  bulunurmuş. Şimdilerde ise sadece Kuzey Honshu’nun dağları,bu  Japon Kayın ağacının doğal ortamı kalmış ve bu nedenle bu orman listeye girmiş. 

 

  • Shiretoko (2005)

Shiretoko Yarımadası, Japonya’nın en kuzeydeki adası olan Hokkaido Adası’nın Kuzey-Doğusunda yer alıyor.  Halk dilinde dünyanın sonu anlamındadır. Yarımadanın doğu tarafında Rusya’nın Kunaşir adası görülüyor. İyi korunmuş çevre (Siretoko milli parkı) sayesinde 2005 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmiştir. Yarımadanın uzunluğu 70 km, genişliği 25 km, alanı ise 1,230 km²’dir.

 

  • Yakushima (1993)

Japonya’nın Kagoşima ili sınırları içinde yer alan Kyūshū’nün güneyinde bulunan subtropikal bir adadır. Japonya’nın bilinen en yaşlı ağaçları buradadır. 1000 yıldan daha yaşlı olduğu düşünülen bu ağaçlara Yakushima Adası ve Japonca sedir ağacı anlamına gelen “sugi” kelimelerinin kombine edilmesinden “yakusagi” deniyor. En yaşlı ağacın 7000 yaşı üzerinde olduğu düşünülüyor. Eksik kaldığına, göremediğimize, en çok üzüldüğüm alanda burası oldu.

Sakura Zamanı Japonya: Osaka

 

IMG_8509-001.JPG

Gecelediğimiz Kobe şehri ile Osaka arası yaklaşık 35 km. Kobe’den Osaka’ya yolculuğumuzu otobüs ile yaptık.  

2.5 milyon nüfusu ile Osaka, Japonya’nın 3 büyük ve önemli liman şehri. Uzun yıllardır  ve hala ekonominin kalbi durumunda. Daha önce Naniwa ismi ile bilinen Osaka, bir dönem Japonya’nın başkentliğini yapmış. 16. yüzyılda Toyotomi Hideyoshi kalesini bu şehirde kurmuş. Tokugawa Ieyasu, Hideyoshi’nin ölümünden sonra onun egemenliğine son verince başkenti de bu kentten taşımış. 

Osaka hakkında ilk izlenimlerim göz alabildiğine uzanan limanları oldu. Ticaretin canlılığının en önemli göstergesi olan limanlarda hareketlilik ve yük gemisinin sayısının fazlalığı göze çarpıyor. Japonya’nın çoğu marka şirketlerinin ana üretim yeri, fabrikalar, bu şehirdeymiş.  

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_8505.JPG

Osaka’da ilk ziyaret yerimiz Osaka Kalesi oldu. Otobüs parkı Osaka Kalesinin Güney tarafında. Bu kısımdan yürüyerek Osaka Uluslararası Barış Merkezi, Müzik Holü ve sakura ağacı dahil bol ağaçlık bir alanı geçip, kalenin birkaç kapısından birisi olan, Tamatsukuri-guchi Kapısından kaleye giriş yaptık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

1496 yılında yüksek rütbeli bir rahip, bugünkü kalenin olduğu yer yakınlarında bir tapınak yaptırmış. Daha sonra bu tapınak çok büyütülmüş ve Ishiyama Honganji adı ile anılmış. 1580 yıllarında Oda Nobunaga adlı Şoguna teslim olana kadar, bu tapınak  büyük bir siyasi güç kazanmış. Daha sonra yönetimi ele geçiren Toyotomi Hideyoshi  1583 yılında tapınağı kale haline dönüştürmüş ve ülke yönetimini buradan yapmış. O zamanlar bu kale tüm Japonya’nın en büyük kalesiymiş. Toyotomi’nin ölümünden sonra, 1615 yılında, Tokugawa birliklerinin saldırıları ile kale harap hale gelmiş. Sonradan bazı yeniden yapım çalışmaları yapılsa da kale eski ihtişamına bir daha dönememiş. Kale kulesinin bugünkü betonarme yapısı 1931 yılından sonra yapılmış. İkinci Dünya Savaşında kale hava saldırılarından büyük ölçüde korunmuş. 1997’de ise büyük bir tadilat yapılmış.

IMG_8527.JPG

Osaka Kalesi’nin ana kulesi 1 km²’lik bir alana kurulu. Japonlara ait bir yapı tarzı ile (Burdock piling-Dulavrat otuna benzetilen şekilde yapım tarzı) doldurulmuş bir alana yapılan binalar, çevresinde kesme taşlardan surlar ve onların çevresinde de hendeklerle korunaklı hale getirilmiş. Merkezdeki kale dışarıdan 5, içeriden ise 8 katlı ve saldırılara karşı savunması kolay olsun diye uzun bir kaya üstüne inşa edilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kalenin dışı eski hali ile gözükse de, içi çok modernize edilmiş. İçeride asansör bile var. Kule içinde, her katında ayrı bir tema olacak şekilde, kale tarihi ve Japonya’yı birleştiren Toyotomi Hideyoshi hakkında bilgilendirici sergi ve görseller var. Kale kulesinden Osaka Panoraması da çok güzel gözüküyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tüm Osaka Kalesi Parkı yaklaşık 2 km²’lik bir alanı kaplıyor. Kale içi gezisi sonrasında kalenin Sakura Kapısından çıkarak Hokoku Mabedinin bulunduğa alana geldik. 

IMG_8565.JPG

Hokoku Mabedi, Toyotomi Hideyoshi adına yapılmış bir şinto mabedi. Bu mabet önünde shamisen çalan bir adamın performansını izledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonunda parkın içinden geçerek verilen buluşma saatinde otobüs parkına döndük ve Osaka Kalesi gezimizi bitirdik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_8672.JPG

Osaka’da bir diğer gezi yerimiz olan Shitennoji Tapınağı 6. yüzyılda yapılmış ve Japonya’nın en eski tapınaklarından bir tanesi. 4 imparator veya 4 kral tanrı tapınağı anlamında. Budizmin Japonya’da gelişmesini destekleyen Prens Shotoku tarafından yaptırılmış. Tapınak tarihte birkaç kez yanmış olsa bile her defasında orijinal haline sadık kalınarak yeniden yapılmış.  Bu tapınağın Gokuraku-jodo Bahçesi, Amida Budha’nın Batı Cenneti tanımlamasından hareketle düzenlenmiş. Biz bu tapınağın bahçesini gezmemişiz. Belki ziyarete kapalıydı. Nasıl atlamışım anlamadım! Fotoğrafları çok güzel gözüküyor. Siz bu satırları okuyup Shitennoji Tapınağına gidenler sakın bu bahçeyi kaçırmayın derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Artık Japonya gezimizin son günü ve Japonya’da son anlarımızı yaşıyoruz. Son olarak ziyaretimizi adet olduğu üzere alışveriş merkezine yaptık. Doutonbori (Dōtonbori) Caddesi, Osaka’nın Namba bölgesinde, Dōtonboribashi Köprüsünden, Nipponbashi Köprüsüne kadar Dōtonbori Kanalı boyunca uzanıyor. Yasui Dōton adlı bir girişimci 1612 yılında  Doğu’dan Batı’ya doğru akan Umezu Nehri ile, Kuzey’den Güney’e akan Yokobori Nehri arasını bir kanalla birleştirip ticaret alanını genişletmek için girişimde bulunmuş. Ancak bu projenin tamamlanması ona değil kuzenlerine nasip olmuş. Osaka’nın yönetimi de bu kanala projenin ilk sahibinin ismini vermiş.

IMG_8684.JPG

Dōtonbori, turistlerin yoğun ilgisini çeken bir yer. Tarihsel olarak tiyatro bölgesi olan Dōtonbori’nin Tiyatroları, 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanmış. Günümüzde gece yaşamı ve eğlence merkezi olarak insanları çekiyor. Dev boyutlarda bol ışıklı tabelaları ve eksantrik atmosferi caddeyi cazip kılıyor.

IMG_8676

Burada önce hep beraber cadde boyunca yürüdük ve ortamı bir tanıdık. Sonrada Shinsaibashi Alışveriş Çarşısında dükkanlara daldık. Yapanlar son alışverişlerini yaptılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

gyoza

Gyoza

Caddenin en önemli özelliklerinden bir tanesi cadde boyunca çok sayıda yiyecek içecek dükkan ve kafelerinin bulunması. Gezimizi güzelleştiren rehberimiz sevgili Huriye bize yol boyunca bu caddede bulunan ve daha önce denemediğimiz bazı Japon yiyeceklerini ve bunların en iyi örneklerinin bulunduğu dükkanları gösterdi. Biz de serbest zamanımızda bunları azar azar da olsa denemeye karar verdik. Bu dükkanlar daha çok,  alıp beraberinizde götürebileceğiniz dükkanlardı. İsterseniz oturup yeme şansınız da var tabii ki. Bu dükkanlardan bir tanesi “Gyoza” satan bir dükkandı. Gyoza aslında bizim bildiğimiz mantı. Daha büyük ve üçgen şeklinde sarılmış olanı. Çok lezzetliydi. Adam başı bir tane derken 2-3 adet götürdük.

IMG_8686-001.JPG

IMG_8691-002Bir başka denememizi ise bir suşi barda yaptık. Suşi’yi gezi boyunca çok yerde yedik ama en lezzetlisi burada , suşi barda, yediğimiz oldu. Burada oturarak yemelisiniz. Çok keyifli. Önünüzden kayıp akan bir bant üzerinde, tabaklar içinde suşiler var. Yani çeşit çeşit suşiler, önünüzden geçit yapıyorlar. Üzerlerinde ne olduğu ve fiyatları yazılı. Aynı fiyat için, aynı renk ve biçimde tabaklar var. Siz yemek sonunda hangi tabaktan kaç tane yemişseniz hesabınız ona göre çıkartılıyor. Yemek sonunda masanızda bulunan bir musluktan yeşil çay doldurup içebiliyorsunuz. Doutonbori’de bir suşi barda, suşi yemeyi bir gezi aktivitesi olarak görün ve mutlaka yapın derim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Suşi barda aslında iyice doyduk ama sırf söylendi ve tatmak gerekir diye “Tako” denen içi kıymalı, dilimlenmiş ahtapot eti parçalı veya sebzeli olabilen hamur işini de tattık. Bu Japonların ayaküstü aldıkları ve sevdikleri türden bir yemekmiş ama bana pek  de hoş gelmedi. Belki de biraz önce yediğimiz suşilerin lezzeti üzerine yavan gelmiştir, bilemiyorum.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dōtonbori’de “artık bir kafeye oturmanın ve son saatlerin keyfini çıkartmanın zamanıdır” diyerek gözümüze kestirdiğimiz Honolulu Cafe adlı bir kafeye girdik. Buranın arka bölümü kanala bakıyor. Ön masalarda yer bulamasak da, boş bulduğumuz bir masaya oturduk ve keyfimizi yaptık. Kanaldan zaman zaman gezi tekneleri geçiyor. Bu kafe bulunduğumuz yerin havasını çok güzel hissetmenizi sağlıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dōtonbori’den ayrılma zamanımız yaklaştığından buluşma yerine kadar tekrar bir yürüyüşe geçtik. Son fotolarımızı da aldık. Yürürken bir de “Melon Pan” arası dondurma alıp otobüste grupla bir araya geldik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Sanal Gezgin Arkadaşlarım…

Bu aldığımız kareler ve yediğimiz son yemekler aslında Japonya gezimizin de sonuydu. Dolu dolu ve her anı bir başka güzel bir gezi oldu.

Benim eski yazılarımı takip edenler bilirler; ben sadece gezi yazımın girişinde ve eğer memnun kalmışsam, gezi yaptığımız firmaya teşekkür eder ve daha da bahsetmem. Okuyucunun bu konuda etki altında kalmasını ve yazımın tarafsızlığının bozulmasını istemem. Ancak bir ilki yapmak zorunda hissediyorum kendimi ve yazı sonunda da teşekkür etmek istiyorum.

İlk teşekkür bu gezimizi gerçekleştiren Nar Gezi’den sevgili Aykut Semerci’ye. Bu gezi programı bazı yönlerden bir grup için yapılanlara göre benzersizdi. Standart dışı bir Japonya programını gerçekleştirdiği ve hiç aksama olmadığı için kendisine ve firmasına teşekkür ederim.

Bir başka teşekkürü ise 2 kişi hak ediyor; Bunlardan bir tanesi rehberimiz sevgili Huriye Yılmaz. Hem yıllarca Japonya’da aldığı  dil eğitimi ve hem de orada yaşamanın ona kazandırdığı tecrübeleri bize gezimiz boyunca aktardı ve yerel acente ile sorun yaşamadan geziyi tamamlattı. Sonuncu kişi ise perde arkasında olan ama gezinin bu kadar güzel ve aksamadan gerçekleşmesinin mimarlarından olan sevgili doktor meslektaşım, Turqiem Tours’dan Oğuz Erdal. Hem Huriye ve hem de Oğuz bu gezi yazısını her yayınlamamdan sonra didik didik etmişler ve yanlışlarımı ve eksiklerimi düzelttirmişlerdir. Övünerek söylemem lazım ki bu Japonya gezi yazısı siz okuyucuların rastlayabileceği en doğru ve doyurucu olan Japonya gezi yazısıdır. Bu böyle biline….

Gezekalın, sağlıklı kalın…

Dr Ümit Kuru

29.05.2016 Saat 17:58