• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.849 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

İzlanda Dipnotları: İzlanda’ya Gitmeden Önce Genel Bilgiler

 

“Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır,
Yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç,
Kimsenin bilmediği topluluklar vardır derin denizlerde,
Tınısında da müzik,
İnsanları sevmiyorum diyemem,
Ama doğayı daha fazla..”

Lord Byron

Neden İzlanda?

İngiliz romantik Şair Lord Byron’ın doğa sevgisini anlatan yukarıdaki şiirinde kendinizden bir şeyler buluyorsanız, İzlanda’yı gezmek tam da size göre  olmalı. Volkanlar, gayzerler, fiyortlar, buzullar, jeotermal sular, lav ovaları, krater gölleri ve irili ufaklı yüzlerce çağlayanlarla akarsular İzlanda’nın doğal güzellikleri arasında.

Iceland_Skogar_orig-copy.jpg

Savaşmak istemeyen ana kıtadan kaçıp gelen Vikinglerin kurduğu ateş ve buzdan bir ülke burası. İzlanda denince akla Kuzey Kutbuna yakınlığı ve adanın neredeyse volkanlardan ibaret olması geliyor. İzlanda hem Avrasya ve Kuzey Amerika levhaları arasındaki açılma bölgesinde oluşmuş bir yarığın (rift) ve hem de “sıcak nokta” denen bir hattın üzerinde yer alıyor. Bunun anlamı; Konumu nedeni ile İzlanda volkanik faaliyetlerin tam da merkezinde yer alıyor ve bunların bir kısmı halen aktif. Doğanın gücü adayı halen şekillendiriyor. Bu da adayı benzersiz kılıyor. Yani Atlas Okyanusunun volkanik adası İzlanda; aktif yanardağları, buharlarla süslü sıcacık jeotermal havuzları, dünya mirası niteliğindeki olağanüstü manzaralarıyla keşfedilmeyi bekliyor.

İzlanda Genel Bilgileri

İzlanda, Atlas Okyanusu’nun kuzeyinde Grönland‘ın güneydoğusu ile İskandinavya ve Britanya Adası’nın kuzeybatısında yer alan bir ada ve Avrupa ülkesi. Avrupa’dan ziyade Grönland’a yakın (350 km). 103000 km²’lik bir yüzölçümde, 350.000’e yakın nüfusu var. Kilometrekareye düşen 3 insanla, Avrupa’da nüfus yoğunluğu en az olan ülke. Nüfusun üçte ikisi, dünyanın en kuzeydeki başkenti olan Reykjavík ve onu çevreleyen güneydoğu bölgesinde yaşıyor. Dünyanın en büyük 18. ve Avrupa Kıtası’nın da İngiltere’den sonra en büyük 2. adası oluyor. Yeşili fakir, ülke topraklarının %67’si tundralarla, %15’i buzullarla ve göllerle kaplı.

Adadaki volkanların sayısı 200’ü buluyor. Volkanların en önemlisi 1490 metre yüksekliğindeki Heklâ Volkanı. Geçmişteki yanardağ püskürmeleri sonucu ortaya çıkan lav ovaları üzerinde yer yer jökull adı verilen buz kubbeleri yer alıyor. Bunların en büyüğü olan Vatnajökull, 8.500 km2‘yi bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzulu. İzlanda’da çok sayıda krater gölü var ve bunlardan En önemlisi olan þingvallavatn (Thingvallavatn okunuyor) Gölü .

Para birimi İzlanda Crona‘sı (kr) ve 1 USD=122.5 Crona ve 1 Türk Lirası, 42 İzlanda Cronası ediyor. Benim için ülke pahalılığının kriterleri olan bazı yiyecek ve içecek ortalama fiyatlarına bakacak olursak;  1,5 litre su 226 kr (2 USD), restoranda 0,33 litre su 225 kr, orta boy şişede şarap 2500 kr (20 USD), yerli bira (0,5 lt şişe) 340 kr (2,8 USD), restoranda yerli bira (0,5 lt şişe) 1000 kr (8,4 USD), ithal bira (0,33 lt) 328 kr (2,6 USD), Marlboro sigara paket 1250 kr (10 USD), pahalı olmayan restoranda yemek 2000 kr (16 USD), orta düzey bir restoranda 2 kişilik yemek (3 çeşit) 12000 kr (97 USD), Mc Donalds da hamburger 1500 kr (12,5 USD). Görüldüğü gibi İzlanda pahalı sayılabilecek bir ülke.

İzlanda Tarihi

İlk olarak İsveçli kaşif, Viking, Gardar Svavarsson, İS 870 yılında bu toprakların etrafını dolaşıp bir ada olduğunu tespit ediyor ve kışı burada geçiriyor. Dönüş zamanı geldiğinde biri kadın iki köle, dönmemeye karar vererek Husavik yakınlarına kaçıyor ve adada ilk çiftliği kuruyor. Birkaç sene sonra ise Ingolfur Arnarson şimdiki Reykjavik’e yerleşiyor ve peşinden gelen çok sayıda göçmen ile adada kalıcı ilk kasabayı kuruyor. Bundan birkaç asır öncesinden Kelt keşişlerin adada bir süre yaşadığına dair izler bulunsa da kalıcı olmadıkları için İzlanda tarihine bir etkileri olmuyor.
İzlandalı Vikingler kendilerini idare edememişler ve önce Norveç’in, sonra da yaklaşık 500 sene Danimarka’nın yönetimi altında kalmışlar. 1904 yılında önce özerklik ve sonra da İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle bağımsızlıklarını  ilan etmişler. Şu an ki yönetim biçimi parlamenter Cumhuriyet.

İzlanda İklimi ve Gezi İçin Uygun Zamanlar

“Havayı beğenmiyorsan beş dakika beklemen yeterli”. İzlandalılar arasında sık olarak kullanılan bu deyim, İzlanda havasının ne kadar değişken olabileceğinin bir delili aslında. Kutup kuşağına yakın olmasına rağmen İzlanda, Gulf Stream akıntısının etkisinde kalıyor ve genelde adada yazlar nemli ve serin, kışlar ise oldukça yumuşak geçiyor.  İstatistiki olarak, Başkent Reykjavik’in her yıl kar altında olduğu gün sayısı ortalaması sadece 50. Dünya’nın en kuzeydeki başkenti için bu oldukça düşük bir sayı.

Burada güneşi görseniz bile aslında ısınmıyorsunuz. Yaz aylarında dahi kısa kollu ile gezmek biraz hayal gibi.  Yani “Kötü hava yoktur, havaya uygun olmayan giyim vardır” kuralını burada sıkı uygulamak lazım.

İzlanda ziyaretinizi neden yaptığınıza bağlı olarak gideceğiniz dönemi seçiyorsunuz. Örneğin “Aurora Borealis, ya da bilinen adıyla “Kuzey Işıkları’nı” görme amacı ile gidecekseniz, kış aylarını yani eylül-mart aylarını tercih edeceksiniz. Bu dönemlerde Kuzey Işıklarını görme ihtimaliniz çok daha yüksek. Tabii ki dondurucu soğuğu dikkate alacaksınız. Kışın en kış olduğu zamanda bile gitseniz Kuzey Işıklarını göremiyebiliyormuşssunuz. Kuzey ışıklarını net bir şekilde görmeniz için bir arada bulunması gereken kriterler şunlarmış;

-Yağışsız ve bulutsuz bir hava,

-Karanlık, mümkün olduğunca şehirden uzak bir ortam,

Bu koşullar bir araya geldiği takdirde, birazda şansınız varsa Kuzey Işıklarının gökyüzündeki dansını izleyebilirsiniz.  Japonya gezisinde kiraz çiçeklerinin açma durumunu gösteren siteler vardı. Kuzey ışıklarının aktiflik derecesini takip edebileceğiniz ve ona göre hareket edebileceğiniz resmi bir internet sitesi var: http://en.vedur.is/weather/forecasts/aurora/ Bunu takip etmek mantıklı olabilir. Reykjavik yakınlarında ve adanın tam ucunda, okyanusa bakan oldukça karanlık bir nokta olan  Grotta yakınlarındaki deniz fenerinin yakınları, Kuzey Işıklarını kolayca izleyebileceğiniz bir yer olabilirmiş. Reykjavik dışındaki noktalarda kuzey ışıklarına denk gelebilme ihtimaliniz daha da yüksekmiş. Kuzey ışıklarının genel olarak en iyi görüldüğü saatlerin 22:30-3:00 arası olduğu söyleniyor, aklınızda bulunsun.

İzlanda’da bahar mevsimi mayıs ayından sonra başlıyor. Yaz ayları İzlanda için yılın en turistik dönemi. İzlanda’yı daha iyi hava şartlarında gezmek ve doğayı daha iyi hava koşullarında keşfetmek isterseniz temmuz-ağustos aylarını tercih edeceksiniz. Fakat bu dönemin ülkenin en pahalı ve kalabalık dönemlerinden biri olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bu dönemde bol bol günışığı (bol derken neredeyse 24 saatten bahsediyoruz) ve ortalama 13 derece civarında bir sıcaklık hakim.

İzlanda’da Ne Giyilir?

Hava koşulları genellikle daha önce karşılaşmadığınız cinsten olacaktır. Bu noktada hangi mevsimde giderseniz gidin yapmanız gereken şey çok acil bir outdoor mağazasına uğramak. Bir kere mutlaka su ve rüzgar geçirmez bir monta sahip olmak lazım. Su geçirmez, ayak bileğini sarar ve doğa yürüyüşlerine uygun bir tane ayakkabının yanınızda bulunması doğru olur. Termal çorap ve termal içlik de doğru tercihler olur. Şelalerden sıçrayan sular nedeni ile fotoğraf makinalarınızın ve sizin ıslanma durumu oluyor. Bu nedenle ince bir yağmurluk yanınızda bulunsa iyi olur.  İzlanda’ya yaz aylarında bile gitseniz yanınızda mutlaka eldiven ve bere bulundurun. Özellikle balina gözleme gibi tekne aktivitesinde çok gerekli oluyor. Tezat gibi gelse de ve belki de hayatınızın en soğuk tatilini gerçekleştirecek olsanızda  bavulunuzdan mayoyu eksik etmeyin. Blue Lagoon dahil çok sayıda termal kaplıcaya girmek isteyeceksiniz.

İzlanda Dili ve Sık Kullanılan Kelimeler;

İzlandaca, eski Norveç dilinden kaynak alan bir dil ve eski halinden günümüze pek bir değişime uğramamış.İzlandalılar geleneklerine ve dillerine son derece bağlılar. İzlandaca bazı harfler bize çok yabancı ve haliyle nasıl okunacağını da bilmiyoruz. Bunlardan karşılaşacağınız bazıları şunlar;

ð / ð  harfi “th“şeklinde ve “dı” olarak okunmalı.

þ / þ harfi “th“şeklinde ve “ti” olarak okunmalı.

á       harfi  “a” şeklinde ama uzatmalı bir “a” olarak okunmalı  (İngilizcede  “how” okunuşunda çıkan “a” sesi gibi).

é      harfi  “e” şeklinde ama uzatmalı bir “e” olarak okunmalı  (İngilizcede  ” yet” okunuşunda çıkan “e” sesi gibi).

í veya ý  harfi  “i” şeklinde ama İngilizcede  “been” okunuşunda çıkan kısa “i” sesi gibi.

ó harfi  “o” şeklinde.

ú harfi “u” şeklinde ( İngilizcede  “fool” kelimesinin okunuşunda çıkan “u” sesi gibi.

İzlandaca işinize yarayabilecek bazı kelime ve cümleler ise şunlar olabilir;

Günaydın  Góðan dag

İyi akşamlar  Gott kvöld

İyi  geceler Góða nótt

Alah’a ısmarladık  Bless

Evet  Já

Hayır  Nei

Teşekkür ederim  Takk

Çok teşekkür ederim  Takk fyrir

Evet, teşekkür ederim  Já takk

Hayır, teşekkür ederim Nei takk

Şerefe!  Skál!

Ücreti ne kadar?  Hvað kostar þetta?

Afedersiniz!  Afsakið

Açık  Opið

Kapalı  Lokað

Tehlike  Hætta

Yasak  Bannað

Polis  Lögreglan

Hastane  Sjúkrahús

Doktor  Læknir

Sıfır Núll  

Bir Einn 

İki Tveir  

Üç  þrír

Dört Fjórir

Beş Fimm

Altı Sex

Yedi Sjö

Sekiz átta

Dokuz Níu

On Tíu

On bir Ellefu

On iki Tólf

On üç þrettán

On dört Fjórtán

On beş Fimmtán

On altı Sextán

On yedi Sautján

On sekiz átján

On dokuz Nítján

Yirmi Tuttugu

Otuz þrjátíu

Kırk Fjörutíu

Elli Fimmtíu

Altmış Sextíu

Yetmiş Sjötíu

Seksen áttatíu

Doksan Níutíu

Yüz Hundrað

Bin þúsund

Menü Matseðill

Çorba Súpa

Ekmek Brauð

Et Kjöt

Koyun Lambakjöt

Dana Nautakjöt

Domuz Svínakjöt

Tavuk Kjúklingur

Balık yemeği Fiskréttir

Balık Fiskur

Çay Te

Kahve Kaffi

Süt Mjólk

Bira Bjór

Beyaz Şarap Hvítvín

Kırmızı Şarap Rauðvín

Su Vatn

Son Söz

Atatürk23 Temmuz da yani 1 hafta sonra, İstanbul çıkışlı İzlanda gezimiz olacak. Doğrusu bu ya! Yaşamım da ülkemin en kötü günlerine şahit oluyorum. Darbelerin akıllısı ve haklısı yoktur ama en aptalı ve en acımasızlarından birini yaşıyoruz bu günlerde. İnsanlar öldü, neden orada olduğunu bilmeyen askerlerden linç edilenler oldu. Ülke insanı tedirgin. Ülkenin ayrışmayı, ayrıştırılmayı bir kenara bırakmaya ve sakinleşmeye ihtiyacı var. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh”‘a ihtiyacı var. Herkes için evrensel hukuka, demokrasiye ve insanca yaşamaya ihtiyaç var.

Bir yere kıpırdayasımız yok aslında ama bir taraftan da 1 haftalığına İzlanda gezine çıkmak da iyi gelecek gergin ve gezgin ruhuma. İnşallah gidebiliriz.

Bu kez farklı bir şey yapmak istedim; Gezi öncesi çalışmalarımı sizlerle paylaşmak istedim. Yani teoride İzlanda gezisi yazdım, dönünce bölüm bölüm gezi yazıma küçük notlarımı da eklerim.

Gezekalın, dostça ve barış içinde kalın…

19.07.2016 Saat 01:18 

Kaynaklar

http://oitheblog.com/2015/10/04/izlanda-gezi-rehberi-bir-turistin-bilmesi-gerekenler/
http://wikitravel.org/en/Icelandic_phrasebook
http://en.vedur.is/weather/forecasts/aurora/
http://www.atlasdergisi.com/kesfet/gezi/yanardaglar-adasi-izlanda.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Iceland
http://www.atlasdergisi.com/kesfet/doga-cografya/ates-ve-buz-adasi.html

İzlanda Dipnotları:İzlanda’nın Türk’e Düşmanlığının Kaynağı

tumblr_inline_o5gwpwjN1F1rtdfb6_400.jpgİzlanda ile ilişkilerimizin ilk olarak 1627 yılına dayandığını biliyor musunuz?

İzlandaca da “Tyrkjaranid” diye bir kavram var.  Anlamını biliyor musunuz?

Peki son sorum; İzlanda’da 1970’li yıllara kadar, 350 yıl boyunca, Türk öldürmenin suç olmadığını biliyor muydunuz?

Ben yukarıdaki sorularımın hiç birisinin yanıtı bilmiyordum doğrusu. İzlanda’ya önümüzdeki günlerde yapacağımız seyahatimizi neden aktarmalı olarak yapacağımızı, neden doğrudan THY’nin uçuşunun olmadığını merak etmedim değil. Herhalde ticari olarak uygun değildir demiştim.  Ancak İzlanda’nın ülkemizde Büyükelçiliğnin bile olamadığını ve vize işlemlerinin neden Danimarka üzerinden olduğunu bir türlü anlamamıştım. İzlanda seyahati öncesi araştırma yaparken ve Doğu İzlanda’yı araştırırken, 1627 yılında yaşananları öğrenince her şey yerli yerine oturdu diyebilirim. Tazesi tazesine de bilgileri izleyenlerle paylaşmak istedim.

Efendim! Bütün olay 1627 yılında Küçük Murat Reis adlı bir denizcinin İzlanda’nın Doğu kıyılarına sefer yapması ile başlıyor. Gerçekte adı Jan Janszoon van Haerlem olan Murat Reis, aslında Hollandalı. Hollanda’da Haarlem’de doğmuş. Tam bir serseri ve rezil bir adam olan Jan Janszoon, otuzlu yaşlarda Hollanda krallığı adına korsanlık yapmaya başlamış. Zamanla resmi korsanlık kazancı ona yetmemiş, yarı zamanlı Hollanda’ya, yarı zamanlı da kendine çalışmış. Saldırdığı gemilerin ait olduğu ülkelere göre kendi gemisine kimi zaman Hollanda bayrağı çekmiş, kimi zaman Osmanlı bayrağı.

Bu arkadaşın kaderi Kanarya Adaları civarında haydutluk ederken, Osmanlı’nın nüfuz bölgesinde üslenen ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından teşvik edilen Fas-Cezayir korsanlarına esir düşünce değişmiş. Müslüman olmuş, adını Murat Reis koymuşlar. Daha evvel yaşamış meşhur bir Murat Reis zaten var olduğundan, bizimkine Küçük Murat Reis denmiş.

Bu arkadaş bir süre Osmanlıya bağlı Cezayir-Fas limanlarından kalkıp korsanlık yapsa da, Osmanlı bazı Avrupa ülkeleri ile korsanlık yapmayacağına dair anlaşmaya varınca kazancı gerilemiş. Kendine bu dönemde başka yollar ararken, Murat Reis’e kader  bir kez daha gülmüş.

İspanya’dan göç etmeye zorlanan Moriskolar, bugünkü Fas ve Cezayir topraklarına göç etmek zorunda kaldılar. Moriskolar, 1500’lerde Endülüs tamamen yok edildikten sonra Müslümanların ve Yahudilerin İber yarımadasından sürülmesi üzerine, vatanları İspanya ve Portekiz’den ayrılmamak için Hristiyanlığa dönen Müslümanlardır. Daha sonraları bu unvan, Katolik olarak bilinen fakat gizlice Müslümanlığı yaşamaya devam ettiğinden şüphelenilenlere karşı kötüleyici bir anlamda kullanılmaya başlandı ve 1609-1614 süresince şüphelenilen bütün Moriskolar, İberya’dan sürgün edildi. İşte bu Moriskolar’ın, bugünkü Fas sınırları içindeki Bou Regreg Nehri ağzına kurdukları şehri bizim Murat Reis ve korsanları yönetmeye başladı ve burası kısa süreliğine de olsa bağımsız bir şehir devlet oldu. Adı Sale Cumhuriyeti olan bu devletin başına da Murat Reis seçildi. Tabii ki ana gelir kaynağı da korsanlıktan elde edilen yağma malları ve kölelerdi. Kendi devleti de olan Murat Reis, korsanlık faaliyetlerini iyice arttırmaya başladı. Kendi ülkesinden Moriskolar ve Avrupalı bazı meslektaşı korsanlarla birlikte Kuzeye, İngiltere, Danimarka ve Norveç kıyılarına korsanlığa gitti, yağmaladı, köleler getirdi.

Şimdi gelelim asıl konumuza; Aslı Jan Janszoon, bize dokunan kısmı Küçük Murat Reis olan bu korsan,  12’si kadırga olan 15 parçalık bir filo ile 1627 yılında İzlanda’ya bir sefer yapmış. 20 Haziran 1627 tarihinde İzlanda açıklarında demirlemiş. Bu bölgede 16 Temmuz tarihine kadar 26 gün kalmış. Lundy Adasını kontrol altında tutmuş, 400 esir ve büyük bir ganimetle Cezayir’e geri dönmüş. Bazı kaynaklarda kahramanlık olarak anlatılsa da, İzlanda kaynakları olayı işkence ve eziyet olarak anlatıyor. Hikayeyi birinci ağızdan anlatan ise kendisi de, ailesi ile birlikte esir düşen ama sonradan Danimarka Kralının fidye ödemesi ile kurtulan rahip Ólafur Egilsson. Ólafur bir yıl sonra İzlanda’ya döndüğünde yaşadıklarını anlatan bir kitap yazıyor. Olafur’un karısı ise bir Cezayir’liye cariye olarak satılmış. Çocukları ise İzlanda’ya hiç dönememişler. Gerçek ismi Gudrídur Símonardóttir olan eşi İzlanda’ya 10 yıl sonra dönebilmiş. Bu sırada kocası Olafur ölmüş. Gudrídur ülkesine döndükten sonra ana dilini ve Hristiyan yaşam biçimini öğrenmesi için Danimarka’ya gönderilmiş. Oradaki öğretmenlerinden birisi olan İzlandalı din bilimi öğrencisi Hallgrímur Pétursson ile evlenip beraber İzlanda’ya dönmüşler. izlanda’ya döndükten sonra rahip olan Pétursson, İzlandanin en değerli şairlerinden birisi olmuş. Günümüzde Reykjavik’in en önemli kiliselerinden birisi olan Hallgrímskirkja Kilisesi ismini ondan almış.

Bu olay İzlanda’lılar üzerinde yıllar süren bir Türk düşmanlığı yaratmış. Olay romanlara tiyatro eserlerine konu olmuş. Tyrkjaranid” deyimi İzlandacaya yerleşmiş. Bu kelimenin anlamı kabaca “İnsan çalan Türk” demek. 350 yıl süre ile İzlanda’da Türk öldürmek kanunsuz bir davranış olarak görülmemiş. 1970’lere kadar kanun gereği hiç Türk öldürüldü mü bilmiyorum? Ama artık bu kanun yürürlükte değil, Şükürler olsun ki.

Adam Türk değil, Hollandalı! Korsanlıktan elde ettikleri hep kendine gitmiş, Osmanlıya, daha da önemlisi Türk’e  kötü imaj dışında bir faydası olmamış. Korsan grubunun en azından çoğu Türk değil, Morisko ve Avrupalı ama maliyeti bize!

23 Temmuz’da İzlanda’da olacağız. Hayalim bu güzel, doğa harikası ülkeden güzel anılarla ve güzel bir gezi yazısı ile dönebilmek. Kim bilir belki kötü Türk imajının değişmesine de bir katkımız olur..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

05.07.2016 Saat :01:18

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Kalymnos Adası

 

IMG_9791-001.JPG

Kalymnos Adası, Bodrum’a 26 km uzaklıkta yaklaşık 16000 kişinin yaşadığı, 110 km² büyüklüğünde bir ada. Dodecanese Adaları içinde büyüklük sıralamasında 3. sırada bulunuyor. Kalymnos Adası denince akla hemen sünger avcılığı geliyor. Evlerde kullanılan süngerlerin suni sünger olmadığı dönemlerde, temizlik malzemesi olarak denizden çıkartılan süngerler kullanılırdı. Bu adada çokça çıkartılan sünger, ada halkının önemli bir gelir kaynağıymış. 1986 yılında bu süngerleri etkileyen bir virüs sonucunda süngerler hastalanmışlar ve çok azalmışlar. Ada halkı o dönemde bu olaydan çok zarar görmüş.

Sünger deniz dibinden toplandıktan sonra tekneye yığılarak çiğnenirmiş. İskeletleri dışında kalan dokularının çürüyüp ayrışması için asılarak uzunca bir süre bekletilen süngerler, daha sonra dövülüp yıkanır ve iyice temizlenerek kurumaya bırakılırmış. Neyse ki doğal süngerlerin yerini büyük ölçüde yapay süngerler almış da bu hayvanlar yok olup gitmekten kurtulmuşlar. Deniz süngerleri omurgasız hayvanlar. Deniz süngerlerinin kas, sinir, ağız,sindirim boşluğu ve kalp gibi herhangi bir organı oluşmamış. Hayvan diyoruz ama süngerlerin deniz dibindeki görüntüsü aslında bir bitkiyi andırıyor. Deniz dibini fotoğraflarken, kayalara asılı olan siyah renkli ve şekli süngeri andıran parçalara sünger demiştim ama tüp gibi ve sarı renkli olanların sünger olduğunu ancak bu yazı için araştırma yaparken öğrendim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yine konuyu araştırırken bulduğum ve bana çok ilginç gelen aşağıda linki verilen videoyu izlemenizi öneririm. 

https://www.youtube.com/watch?v=m8a0oNsDEx8

Son zamanlarda Kalymnos Adasında turizm hareketliliği artmış. Ancak en yoğun dönemde bile adanın güzel sahilleri kalabalık olmuyormuş. Biz de gittiğimizde çok büyük turist kalabalıkları göremedik. Turizm hareketliliği az olduğu için Kalymnos adası hala çok otantik ve orada yaşayanlar hala çok dost canlısı gibiler. Ada dağlık olduğundan kaya tırmanışı gibi aktiviteler turist çekmede kullanılıyormuş. Tarihi bakımdan pek bir eser yok ama kumsallarının bazı fotoğraflarını gördüm ki, gezemediğimize ve bu sahillerde yüzemediğime çok üzüldüm. Gerçi bu benim için bu adaya yeniden gitmek ve daha uzun süre kalmak için bir neden olacaktır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi Adasından demir alıp, 3 saat kadar sürecek olan Kalymnos Adası seyahatimize başladık. Bindiğimiz teknenin bir aktivitesi olduğunu düşündüğüm şekli ile herkes kaptan gömleği ve şapkası giyerek tekne dümenine geçip poz verdi. Denizde sıra sıra yelkenliler seyir halindeler. Leros Adası önünden geçtik ve Kalymnos Adasının bir ucunda yüzme molası verdik. Deniz harika, su altı ise yine müthiş…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Görünüşü güzel ama eti lezzetli olmayan çitari (sarpan) balıklarını fotoğraflamak için takip ederken su altında yassı ve ağır ağır hareket eden bir canlı gördüm. Önce ahtapota benzettim ama yine de tam olarak ne olduğunu anlayamadım ve itiraf edeyim biraz da korktum! Merakım ve fotoğraflama arzum, korkuma galip gelince takip etmeye başladım. Yakından bakınca da bunun bir mürekkep balığı olduğunu anladım. Ne şanslıyım! Doğal ortamında bir mürekkep balığını fotoğraflamayı başardım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Deniz molası ve öğle yemeği sonrasında teknemiz Kalymnos Adasının ana limanına doğru demir aldı ve bir süre sonra da, aynı zamanda adanın merkezi olan, Pothia Limanına girdi. Adalar Osmanlıların idaresi altındayken, ada isimlerine Türkçe karşılık bulma çabasına gidildiğinden, bu adaya Kilimli (Kelemez olarak da biliniyor) Adası denmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vakit akşamüstü olunca Kalymnos’u gezecek çok az vaktimiz kaldı. Agios Savvas Manastırında gün batımını seyretmeye gitmek için taksiler kiralandı. Ancak manastıra gezi öncesinde şehri yürüyerek gezmek istedik. Bu nedenle grup yarım saat sonra, kiraladığımız taksilere binmek ve manastıra çıkmak amacıyla, tekne önünde buluşmak üzere  şehre dağıldı. 

1861 yapım tarihli Metamorfoseos Sotiros Christou Katedraline kadar sokak aralarında yürüdük. Bu adada binalarda, özellikle sahilde olanlarında, İtalyan tarzı  göze çarpıyor. İtalyanlar, yönetiminde oldukları dönemde adaları hiç terk etmeyecekmiş gibi kendi zevklerine göre binalarla donatmışlar. Kiklad tarzı evler, en azından gezdiğimiz Pothia’da az sayıda. Sahil boyu, alışık olduğumuz üzere restoran ve kafeler dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9929Koştur koştur şehir gezmesi sonrasında tekne önünde bekleyen taksilere, herbirinde 4’er kişi olacak şekilde bindik ve Agios Savvas Manastırına doğru yollara düştük. Manastıra adını veren Aziz Savvas yakın tarihli bir aziz ve adanın koruyucu azizi kabul ediliyor. Bu ada ile ilgili önemli bir not ise, ada kiliselerinin Yunan Ortodoks Patrikhanesine değil de, İstanbul Fener Rum Patrikhanesine bağlı olması. Doğrusu beni burada esas etkileyen terastan görülen şehir ve ada manzarası. Aşağıda Pothia ve geriye doğru uzanan vadi görüntüsü çok etkileyici. Gün batımında burada olmak size iyi gelecektir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gün ışıkları yerini, gece şehir ışıklarına bırakınca tekneye geri döndük. Aslında adanın pek bir yerini gezemedik. Örneğin Pothia’dan 11 km Kuzey Doğudaki Vathi’yi çok görmek isterdim. Fotoğrafları çok güzel gözüküyor. 

Adanın Masouri ve Vlichadia Köyleri ise çok güzel gözüken sahillere sahip. Myrties, Palionisos, Linaria, Emboria Plajlarının internette gördüğüm fotoğrafları çok cezbedici. Ada ile ilgili bir başka güzel kaynak aşağıdaki site linkinde. Size de, bana da bir dahaki sefer için hazır kaynak olsun.

http://www.mysteriousgreece.com/travel-guides/islands/dodecanese/kalymnos/

Neyse! Dedim ya! Bu eksik görmeler, yapamamalar ve tadamamalar tekrar bu adaya gelmek için nedenlerim olsun…

O akşam Türkiye-İspanya maçı vardı. Teknede acele ile akşam yemeğini yiyip, sahildeki cafelerden bir tanesine maç izlemek için gittik. Hezimete uğradık tabii ki. Gerçi bu bile adanın verdiği keyfi eksiltemedi…

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

27.06.2016 Saat 11:03

 

 

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Lipsi Adası

IMG_9388.JPG

IMG_9381Patmos Adasında erken uyandık ve hanımla küçük bir yürüyüş yaptık. Ada halkı hala uykuda. Dün gece geç saatlere kadar açık olan kafe ve restoranlar kapalı. Adada derin bir sessizlik var. Patmos Adasının gece hareketliliği, diğer gezdiğimiz adalara göre az sayılacak düzeyde. Adanın kutsal kabul edilmesinden midir? Bilemedim! Sakinliği ve kristal berraklığı ile denizin çağrısına daha fazla dayanamayan Naime, Meltemi adlı kafenin önündeki sahilden denize girdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tekneye dönüp kahvaltımızı yaptıktan sonra Lipsi Adasına doğru demir alıp yola çıktık. İsmail kaptan bizi bugün yüzmeye doyuracak gibi duruyor. Dört yerde demir atıp yüzeceğiz. Lipsi Adası çok küçük ve yerleşim yeri az bir ada. Gezilecek pek bir yeri yok. Bu nedenle oraya ancak akşamüstü gitmeye niyetli.

IMG_9412.JPG

İlk durağımız Patmos Adasının Kuzey Batı ucunda yer alan Nekrothalassa adlı bir sahil oldu. Denizi de, deniz altı hareketliliği de çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada uzun bir yüzme sonrasında yolumuz üzerindeki bir başka adaya uğradık ve denize girdik. Burası Arki Adası. Burada su problemi yüzünden hiçbir zaman büyük yerleşim olmamış. Burada da deniz ve su altı çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akri Adasında hem öğle yemeği ve hem de uzun bir yüzme molamız oldu. Sonraki durağımız ise İsmail kaptanın bize beyaz ada diye söylediği yerdi. Pırıl pırıl, ismine yakışır beyazlıkta bir denizi vardı. Aslında bunlar Lipsi Adası çevresinde bulunan küçük ada ve kayalıklar. Lipsi çevresinde 24 adet küçük ada bulunuyor.

IMG_9477.JPG

Burada yüzmeyi kısa tuttuk. Arki Adasında tekneye çıkarken küçük bir kaza geçirip ayağımı yaralayınca bu güzelim denizde yüzme şansım olamadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9634.JPG

Lipsi öncesi son durağımız ise İsmail Kaptanın mağaralar dediği bir yer. Zamanın su ve rüzgar aracılığı ile kayalar üzerinde ortaya çıkardığı mağaraların görselliği çok güzeldi. Botla her defasında 8 kişi olacak şekilde mağaralar içinde ve çevresinde tur attık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Dolu dolu yüzme ile geçen günün ardından Lipsi Adasına doğru yola çıktık.

IMG_9656.JPG

Lipsi Adası  Leros adasının kuzeyinde ve Patmos Adasının doğusunda yer alıyor.  16 km² yüz ölçümü ve yaklaşık 700 kişilik bir nüfusu var. Küçücük, sakin, sevecen insanları olan bir ada burası. Adanın büyüklüğü her yere yürüyerek gidebilmeniz için uygun. Zaten ada halkı da liman çevresine yerleşmiş. Limanın arkasında beyaz badanalı ve mavi panjurlu tipik ada evleri var. Kasabanın merkezinde mavi kubbeli ve iki çan kulesi bulunan Ag. Ioannis Theologos (St. John the Theologician) Kilisesi adanın tek büyük binası.

Tekne limana yanaşır yanaşmaz bu şirin adanın liman ve dar sokakları arasında yürüyüşümüze başladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yürüyüşümüz sırasında ev yapımı reçellerini satan bir aile ile küçük bir muhabbetimiz olunca evin hanımı bizi evin içine davet etti ve tam 102 yaşında olan annesi büyük annesi ile tanıştırdı. Bu yaşlı kadının gözleri görmüyor ama aklı halimizi hatırımızı soracak kadar yerinde.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi’nin dar sokaklarını uzun bir süre dolaştık. Burası gerçekten görülmesi gereken yerler arasında olmalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sahilde çok sayıda restoran var. Adaya özgü “pouggi” adlı tatlı var. Bunu tatmadan adayı terk etmemelisiniz. Bunu çeşitli şekillerde yapıyorlar. Kuru ve üstünde pudra şekerli hali kavala kurabiyesine benziyor ama burada yediğim ondan daha lezzetliydi. Tatlının “dipla” denen hali ise kızgın yağ ve çatal yardımı ile şekillendirilen biçimi. Mutlaka denemelisiniz. Limanın solunda bir pastahane var. 24 saat açık olan bu yerde hem dondurma ve hem de bu tatlıları yeme şansını kaçırmayın derim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemeği teknede yedik ama şimdi bu satırları yazarken pişman olduğumu hissediyorum. Adada çok sayıda yer arasında Nick ve Louli‘nin yerinde yemeği yemeliydik. Nick’in yeri bizim İsmail kaptanın tavsiye ettiği yer. Müzik canlı olmasa da her zaman kulağa hoş gelen müzik çalınıyor. Geceyi Nick’in yerinde yemek yiyen mürettebatı izleyip oynayarak sonlandırdık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Lipsi Adasını, bu tura çıkana kadar hiç duymamıştım. Ama göreceksiniz bu küçük ada hem kendisi ve hem de yakınında bulunan ve yüzme için çok uygun olan diğer adacıklar için bol bol turist çekecektir. Özgün halini kaybetmeden görmek de fayda var. 

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

25.06.2016 Saat 12:58 

On iki Adaların Kuzeyine Mavi Tur: Patmos Adası

IMG_9351.JPGpatmosmap.jpgSabah Leros Adasından ayrılıp Patmos Adası’na doğru yöneldik. İki ada arası 50 km kadar. Gezisini yaptığımız Kuzey On iki Adaların en kuzeyinde yer alan Patmos ya da Türkçe adı ile Batnaz Adası,  yaklaşık 3.000 nüfus,  34.6 km² yüz ölçüme sahip küçücük bir ada. 

Kendi küçük ama bu adada bulunan dini eserler ve bu adada yaşamış olan İlahiyatçı John (John the Theologian) nedenleri ile Hristiyan dünyası için anlamı çok büyük olan Patmos Adası bizim gezinin üçüncü durak yeri oldu.

Olaylar benim açımdan karışık ama anladığımı aktarayım; İlahiyatçı John, Patmos’da yaşamış ve Hz İsa’yı görüp, ondan vahiyler alan Hristiyan bir din adamı. Hristiyan inancına sahip olan insanların Kutsal Kitabı, Eski Ahit (Antlaşma) ve Yeni Ahit’i (Antlaşma)  kapsayan kitaptır. Eski Ahit, Tevrattaki kutsal metinlere benzer bölümdür. Yeni Antlaşma ya da yaygın bilinen adı ile Yeni Ahit,  Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılmış olduğuna inanılan İncillerinde içinde olduğu 27 bölümden oluşan bölümü kasteder. Bunlar Hz İsa’nın yaşamını farklı yönlerden ele alırlar. İncil sözcüğü bazen Yeni Ahit anlamında da kullanılıyor. Yukarıda bahsedilen 4 incil kısmı Yeni Ahit’in ilk dört bölümü oluyor.  İsa’nın sağlığında ve/veya ölümünden sonra Havariler, Hristiyan din adamları ve alimleri tarafından yazılan mektuplar ve kutsal metinler ise  Yeni Ahit’in sonraki bölümlerini oluşturuyor. Özgün metinlerin çoğu MS 45 ile MS 140 yılları arasında yazılmış.05patmos (1)

İncillerden dördüncüsünü yazan Havari John (Yuhanna) ile Yeni Ahit’in bölümlerinden biri olan Apokalips’in (Vahiy Kitabı ya da Esinleme Kitabı) yazarı olan İlahayatcı  John’un aynı John olup olmadığı bilinmemekle birlikte, Apokalips‘in yazarının Patmoslu İlahiyatcı John olduğu kesin kabul görüyor. Apokalips, Patmos Adası’nda yazılan, insanlığın geleceğinden sembolik anlatımlarla söz eden bir dini metin.

Egenin Güneyinde bulunan adalar, bir zamanlar Hristiyanlığın erken dönemlerinde Romalılardan sürgün yiyen din adamlarının gönderildiği adalarmış. İşte bugün gezeceğimiz Patmos da bu 3 adadan bir tanesiymiş. İlahiyatcı John bu adaya sürgün edilmiş ve kendisine vahiy bu adada gelmiş ve dinen kutsal kabul edilen eserlerini de burada yazmış. Bu nedenle de bu ada, Hıristiyanların, ziyareti haç kabul ettiği yerler arasında girmiş. Zaten Hristiyan dünyasında Patmos “Kutsal Ada” olarak kabul görüyor. Unutmadan yazalım ki Patmos Adası, Yunanistan’da bulunan 18 tane UNESCO Dünya Kültür Miras listesi içindeki eserlerden bir tanesi olarak listede bulunuyor. Yani bu küçük gezimize bile bir UNESCO Dünya Mirası eseri sokmayı başarmışız.

IMG_9224.JPG

Patmos Adasında Skala adlı limana (Skala Yunancada İskele demek) 11 civarında demirledik. Olağan işlemler sonrasında hemen liman karşısında bulunan araba kiralama şirketine gidip aracımızı kiraladık. Araç kiralama için günlük 30 EUR verdık. Şirket sahibi bize bir ada haritası verip gideceğimiz yerler hakkında fikir verdi. 

IMG_9268.JPG

Dörder kişi bir arabada, 2 araba peşpeşe önce adanın Skala ve Chora bölgeleri arasında bulunan İlahiyatçı John’a vahiy inen Vahiy Mağarası’na (The Cave of the Apocalypse) sonra da, Skala’dan 3.7 km ötedeki Aziz John Manastırı’na gideceğiz. Bu iki yer 1999 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağaraya giriş 2 EUR kadardı. Burada rahipler yaşıyorlar. Mağara basit, küçük ama dini yerlerin mistik havasını alabileceğiniz bir yer. MS 95 yılında, Aziz John bu mağarada yaşamış ve vahiyleri almış, öğrencisi Prochoros yazıya dökmüş. Aziz John’un, her gece başını koyduğu söylenen yer; gümüş bir halka ile belirlenmiş. Masası olduğu söylenen basit bir düz taş çıkıntı var. Mağara içinde fotoğraf çekmek yasak . Fotoğraf çekemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mağara gezimiz sonrasında Aziz John Manastırı‘na doğru yola çıktık. Aracımızı boş bir yere park edip dik yokuşu yürüdük. Bu yokuş yolda lüks butikler ve çeşit çeşit ikona benzeri biblo ve diğer hediyelik eşyalar satan dükkanlar var.

IMG_9295.JPG

Manastır sanki bir kale gibi. 1088 yılında Bizans İmparatoru Alexios I Komnenos, Patmos Adasını asker-rahip John Christodoulos’a verdi. O da bugünkü manastırın büyük bölümünü 3 yıl içinde tamamlattı. Manastır o zamandan beri sahip olduğu kıymetli belge, yazma, ikona ve diğer hazineler nedeni ile kale gibi yüksek surlar, dar geçitler şeklinde inşa edilmiş. Bu sayede adaya saldıran korsan ve Selçuklu Türklerinden korunma sağlanmış. Bu manastır yapılırken Christodoulos özellikle manastır inşasında çalışanların, manastır yakınında yerleşmelerini istemiş ve manastır civarında bulunan evlerin temeli o zamana dayanıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Manastır içine girince dar koridorlardan geçiliyor ve manastıra geliyorsunuz. Avlu, tüneller, arklar ve küçük şapeller içinde bir manastır burası. Manastır içindeki freskler ve ikonalar çok kıymetli. İçeride foto çekmek yasak ama doğrusu etrafta kimse olmayınca yasağı deldim ve fotoğraf çektim. Tabii ki flaşsız olarak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra rahiplerin kaldığı yukarı bölümlere çıktık. Küçük odalar yan yana yerleştirilmiş. Gezimizin bu kısmı yolumuzu kaybedince yanlışlıkla oldu. Müzeye giden yolu ararken bir anda bu bölümde bulduk kendimizi. Normalde yasak gibi duruyor. Teras kısmından ise adanın nefis bir manzarası var. 

IMG_9321.JPG

Manastırın Hristiyanlık için çok zengin bir kütüphanesi ve önemli eserlerin sergilendiği müzesi var. Kütüphane, bir zamanlar, Bizans dünyasının en büyük kitaplıklarından biriymiş. Süslenmiş, eski Hristiyan el yazmaları ve İncillerden oluşan çok sayıda kitap, İstanbul’un düşüşünden önce kaçırılmış. Halen faaliyetlerini sürdüren kütüphane, yalnızca bilim adamlarına açık ve burada araştırma yapabilmek için önceden yazılı izin almak gerekiyormuş. Kütüphanedeki 330 yazmadan (ki 267 tanesi parşömen üzerine yazılı) 82 tanesi Yeni Ahit’e ait el yazmaları. Müze içinde de fotoğraf çekmek yasaktı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ayrıca Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Thomas’ın kafatası da burada saklanıyor. Müzenin en kıymetli eseri 11. yüzyıldan kalma Agios Nikolaos’un mozaik ikonu. On ikinci yüzyıldan kalma, çeşit çeşit ikon, gümüş altar parçaları ve mücevherli cüppeler görülmeye değer güzellikte.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Müze gezisi sonrasında, gelirken yolda gördüğüm, yel değirmenlerini görmeye gittik. Fotoğraf alıp yollara düştük. Artık hedefimiz iyi bir plajda denize girmek.

P6150400.JPG

OLYMPUS DIGITAL CAMERASkala’ya geri döndük. Yunanistan’ın küçük ama zengin adası Patmos kolay insan beğenmeyen bir ada gibi duruyor. Turiste doymuş gibiler. Ada insanlarına yakışmayan şekilde, turiste karşı diğer adalardan biraz daha soğuklar sanki. Adada evlerin mimarisi tipik olarak kübik formlarda. İki katlı, birbirleri ile sırt sırta vermiş haldeler. Türkuaz veya su yeşili gibi doğal renklere boyanan kepenkleri ve panjurları, iç içe geçen avluları ile taş evler “kikladik” denen stilin iyi örnekleri kabul ediliyor. Yani Patmos bu tip evlerle dolu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 IMG_9359.JPG

Aslında plajları hızlıca gezip, en iyilerinde denize girecektik. Agriolivado Plajı en yakın olandı ve ilk olarak ona gittik. Gel gelelim plajı görür görmez burada kalmaya karar verdik. İlk iş olarak kıyıdaki restoranlardan birisinde yemek yedik. Bu restoran adalar içinde yemek yediğimiz en kötü yerdi. Yavaş ve samimiyetten uzak çalışanları vardı. Porsiyonları ise her adada olduğu gibi çok boldu. Bu nedenle bir porsiyonu iki kişi bölüşecek gibi ısmarlayın. Bizim gibi kişi başına bir porsiyon et yemeği söylerseniz mezelerle birlikte bitirmek mümkün olmuyor. Agriolivado Plajının denizi muhteşem. Şemsiye ve şezlong içing adam başı 5 EUR kadar para isteniyor. 

Ben ve bir grup arkadaş civardaki diğer plajlar hakkında fikir sahibi olmak istedik. Tek arabaya doluşup önce Kambos Plajına gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kambos Plajı, adanın daha Kuzeyine doğru. Agriolivado Plajına yakın sayılır. Daha sessiz ve daha az kalabalık bir plaj. Kambos Plajından sonra ise Vaghia plajını gördük.

IMG_9368.JPG

Vaghia Plajı daha da sakin, sanki biraz daha az sevimli gibi. Tesisi yok. Ancak denizi buranın da çok güzeldi.

Araba kiraladığımız şirketin sahibine “hangi plajı en çok tavsiye edersin?” diye sorduğumda hiç düşünmeden “Lambi Plajı”‘nın ismini vermişti. Bu plajın en önemli özelliği kumsalında bulunan renkli, bol desenli çakıl taşları. Gerçekten çok güzel taşlar var sahilde. Taş almak yasak tabelası olacak kadar güzel taşlar bunlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ben ince kumlu sahil ve denizi pek sevmem. Su altını fotoğraflama hobim nedeni ile taşlık, kayalık ve berrak deniz daha çok ilgimi çekiyor. Burada denizi ve kumsalı tam istediğim gibi görünce dayanamadım, denize girdim. 

IMG_9375.JPG

Sualtındaki hareketliliğinde fotoğraflarını çektim. Kumsalda tesisler var. Daha sevimli tesis bunlar. Bence bu plaj görülmeden ve denizinde yüzülmeden Patmos Adası terk edilmemeli.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saat 19:00 civarı Skala’ya döndük. Akşam yemeğini teknede yedik. 

P6150469.JPG

Ama Skala’da gece yürüyüşüne çıktık. Sahilde kafe ve restoranlar bolca var.

P6160487.JPG

Patmos Adasına da İtalyan eli değmiş. Ulusal Banka, Postane gibi binalar gece çok güzel görünüyorlar. Dodoni adlı bir dondurmacıda dondurma yedik. Tavsiye ederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet benim güzel Dostlarım..

Patmos Adası ile ilgili sizlere aktarabileceklerim bunlar. Bu güzel adaların kristal berraklığında sularında yüzmeniz, dar sokaklarını adımlamanız, kiklad tarzı evleri arasında gezmeniz ve kulağınıza gelen zeybetiko müziği eşliğinde mezelerini tatmanız dileklerimle..

Gezekalın…

Dr Ümit Kuru

24.06.2016 Saat 10:48