Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI: Taht-ı Süleyman / Zencan

Tebriz’de geçirdiğimiz bir tam gezi gününden sonra, İran’da girdileri ile çıktıları ile, yaklaşık 4500 km sürecek olan karayolu yolculuğumuza başladık. Gezinin özellikle Tebriz’den Şiraz’a olan ilk beş günü, erken kalkmalar ve yola düşmeler, soğuktan sıcağa doğru olan iklim değişmeleri, uzun otobüs yolculukları ile bizi yordu. Eğer siz de Tebriz’den Tahran’a bu rotayı takip edecekseniz bu yorucu, zorlu ancak manzarası güzel yolculuklara hazır olun.

Bugün yolcuğumuz Tebriz’den Zencan taraflarına doğru olacak. Aslında programa göre aynı güne iki önemli eseri, iki önemli UNESCO Dünya Kültür Mirası eserini sığdırma amacımız vardı; Bir tanesi Taht-ı Süleyman (Takht-e Soleyman), diğeri ise Sultaniye’de Olcaytu Türbesi. Ama Tebriz’den Taht-ı Süleyman’a kadar 324 km’yi bulan ve yaklaşık 5,5 saat süren yol olunca ve oradan da Zencan’a 150 km yolumuz olunca rehberlerimiz doğru olarak Olcaytu Türbesi’ni ertesi gün sabaha bıraktılar.

Yolumuz kilometre olarak aslında az gözükse de İran’da, Tahran civarı dışında, yollar çok da düzgün değil. İran’da her bir eyalete giriş ve çıkışta turist otobüsleri mutlaka yol kenarında sadece bu işlere bakan polislere kayıt olmak zorundalar. Bu da dur-kalklarla gecikmelere neden olabiliyor. Yolumuz Batı Azerbaycan Eyaletinden, Zencan Eyaletine doğru olacak. Kürdistan Eyaletinin ise sınırlarında dolaşacağız. Bildiğimiz ve alıştığımız tarzda yol kenarı dinlenme tesisini İran’ın bu bölümünde bulmak zor. Kıssadan hisse İran’da otobüs yolculuklarında acil durumlar için yanınızda atıştırmalıklar hazır bulunsun derim.

Biz Taht-ı Süleyman’a doğru olan yolculuğumuzda öğle yemeğini, Taht-ı Süleyman’a yakın ve Süleyman Zindanı Dağını karşıdan gören, köy diyeceğimiz bir yerde, yer sofrasında yedik. İran’da nerede ve hangi şartlarda yemek yerseniz yiyin memnun kalacaksınız.

Bu arada Süleyman Zindanı Dağı, Taht-ı Süleyman’ın 3 km batısında yer alan, içi boş koni şeklindeki dağın adı. Burası Sasani döneminde Zerdüşt rahipler için kurban ve ibadet yeriymiş. Muhtemelen iki bin yıl önce, bugün boş olan ve tepenin ağzında yer alan külahın içi suyla doluymuş. Ancak zamanla çökelmeler sonucu gölde su kaybolmuş, kurumuş ama koni şekli korunmuş. MÖ 830-660 yılları arası Zerdüştlerin ibadet ettiği bu yer, Sasaniler zamanında Taht-ı Süleyman’a taşınmış. Yerel inanışa göre Süleyman’ın bu dağda emirlerine uymayan devleri hapsettiğine inanılıyor.

AHAMENİŞ BAYRAĞI

Tarihte Pers topraklarından 4 büyük imparatorluk çıkmış; Medler, Ahamenişler (ya da Ahameniler), Partlar (ya da Arşaklılar) ve Sasaniler. Bugün ziyaret edeceğimiz Taht-ı Süleyman özellikle Sasaniler ve sonrasında da İlhanlılar zamanında kutsiyet atfedilen çok önemli bir yerleşim yeri olmuş. Tek gezi yeri anlatılacağından araya Sasaniler ve Zerdüştlük ilgili kısa bir bilgilendirme yazısı sokmak iyi olacaktır. Böylece gezdiğimiz yerin önemini, bir zamanlar bu alanda yaşamış insanlar için anlamını iyice anlayabilme şansımız olacaktır

SASANİ BAYRAĞI

Partlar kendilerini hem Yunan ve hem de Ahamenişlerin soyundan görmüşler ve en güçlü zamanlarında günümüz İran’ın tamamı, Irak, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Tacikistan, Pakistan ve Afganistan’ı yönetmişler. Persis Eyaletinin Satrabı olan I. Erdeşir (Ardashir),  son gerçek Part Kralına karşı isyan bayrağını açıp onu öldürerek Partların sonunu getirmiş. Böylece tarih sahnesinde yaklaşık 500 yıl kalacak olan Sasaniler dönemi başlamış. Sasani dönemi, İran tarihinin en önemli ve etkili dönemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Birçok yönüyle Sasani dönemi, Pers medeniyetinin en önemli başarılarına tanıklık etmiş ve İran’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve İslamlaşmasından önceki son büyük İran İmparatorluğu olmuş.  Sasani ismi, birinci Erdeşir’in (Ardashir) baba tarafından dedesi olan Sasan (Zazan)’dan geliyor. Sasan, Anahita Tapınağı’nın baş rahibiymiş. Partları yenip başkentleri Tizpon’da taç giyerek kendini Şehinşah (Krallar Kralı-Şahlar Şahı) ilan eden Erdeşir de Tanrıça Anahita’yı takip eden rahipler soyundan geliyormuş. Sasanilerin, özellikle büyük kralları 1. Erdeşir ve 1. Şapur’la belirgin olarak ortaya çıkan, farklı dini inançlara karşı saygı duyma, tolerans gösterme gibi bir özellikleri var. Gerçi sonradan gelen Sasani Kralları zaman zaman bu davranıştan vazgeçseler de genelde 1979 devrimine kadar Pers topraklarında devam eden dini hoşgörünün kaynağı Ahamenişler, Sasaniler dönemine kadar gidiyor. Bu nedenle baskı gören Hristiyanlar, Yahudiler Sasani topraklarında özgürce yaşamışlar. Zerdüştlük inancının egemen olduğu Sasaniler arasında Maniheizm, Zurvanizm gibi Zerdüştcülüğün alt mezhepleri kabul edilebilecek yeni inanışlarda hayat bulabilmiş.

Faravahar

Günümüzden 3500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan, yaklaşık MÖ 6. yüzyıldan, MS 7. yüzyıla kadar 3 büyük Pers İmparatorluğu’nun dini olan Zerdüştçülük, (Zerdüştilik ya da Mecusilik) dünyanın en eski tek tanrıcı vahiy dini olarak kabul ediliyor. İçinde iyi ve kötünün sürekli savaşım hali (dualist) ve dünyanın sonunun olduğuna (kıyamet günü) dair (eskatolojik) inanışların ilk örneklerini barındıran Zerdüştçülüğün kutsal kitabı Avesta, tanrısı Ahura Mazda, Peygamberi ise Zerdüşt Espantaman‘dır.

Eski çağlardan beri evrenin 4 elementten meydana geldiğine inanılır; Toprak, hava, su ve ateş. İnsanlar su ve ateşe olan saygılarını onların koruyucusu olarak tanrıça-tanrılar atfederek ya da tapınaklar inşa ederek göstermişler. Gezeceğimiz yer olan Taht-ı Süleyman’ın yeri Persler tarafından boşuna seçilmemiş. Persler, suya olan saygılarından dolayı volkanik aktivitelerin oluşturduğu bu höyük üzerine, kalsiyumdan zengin kaynak suların beslediği gölet çevresine yerleşmişler. Su, savaş ve bereket tanrıçası Anahita için tapınak yapmışlar. İran’daki en önemli üç Zerdüşt Tapınağından biri olan, kraliyet ve seçkin askerlerin kullandığı Azergushnasp (veya Adur Gushnasp) Tapınağı ateşe olan saygılarından yapılmış.

Taht-ı Süleyman’ı surlar içinde, küçük bir göl çevresinde kurulu, sıradan antik bir yerleşim alanı olarak görmemek lazım. Burası aslında bu topraklarda dini inanışların gelişimi-değişimini görmek için açık hava müzesi gibi.

Taht-ı Süleyman ismi bölgeye İslamı ilk taşıyan Araplar tarafından verilmiştir. Müslümanlar bu bölge yakınlarında Süleyman Peygamber’in tahtının bulunduğuna inanıyorlar. Tabii ki yapılan kazılarda buna ait herhangi bir bulgu yok. Taht-ı Süleyman adını almadan önce yörenin  tarihsel adı Shīz olarak biliniyor.

Oval surlarla çevrili olan alanın 3 kapısı var. Alana Güney kapısından giriş yapılıyor. Tabii ki burası ilk zamanlarda surlarla çevrili değilmiş. Önceleri tuğla ile çevrili olan iç surlara, taştan dış surlar eklenmiş. Taht-ı Süleyman’da ilk yerleşimin izleri MÖ 5. yüzyıla kadar tarihlendirilmiş. Yani burası Sasanilerden önce, en azından Ahamenişler için de kutsal bir alan ve yerleşim yeri olmuş. Gölet koyu yeşil renkte. 80 metreye, 120 metre boyutlarında olan gölet, zamanında tarımsal sulama için de kullanılmış. Göletin ortalama derinliği 79 metre ama en derin yeri 120 metreyi buluyor. Buradan çıkan suyun sıcaklığı 21 C ve yıl boyu sabit bir sıcaklıkta kalıyormuş.

Alanın büyük bir dini önem kazanması Sasanilerin erken dönemlerinde gerçekleşiyor. Alanın Kuzey kapısına yakın, merkezde bulunan çok odalı ve ortadaki ateşgedeye ev sahipliği yapan Azergushnasp Tapınağı kalıntıları bulunuyor.

Orijinali kerpiçten yapılmış tapınak, zamanla tuğladan duvarlarla örülmüş. Azergushnasp Tapınağının Doğu ve Batı tarafında iki tapınak daha var; Doğu tarafında olan Tanrıça Anahita için yapılmış olan tapınak ve Batı tarafında ise bir koridorla biten ve muhtemelen kraliyet ailesi için ayrılmış tapınak bulunuyor.

MS 623 yılında Bizans orduları tapınağı yağmalamışlar ve ağır zararlar vermişler. Sonra da İslam orduları alana gelmişler. Bu dönemde de Zerdüşt halkın bu alanda tapınmaları devam etmiş. 13. Yüzyılda İlhanlıların bölgede hakimiyeti başlamış ve adı bu sefer Soqurloq olarak anılmaya başlamış.

İlhanlılar, İslam öncesi yapıların birçoğunu yeniden kullanmalarına ve yenilemelerine rağmen, büyük ölçüde alanın Güney kısmını kaplayan gölün etrafına yeni binalar inşa etmişler. Burayı, göçebe Moğol kabile hayatından, yerleşik düzene geçmek ve Pers kültürü ile kendi kültürlerini harmanlamak için kullanmışlar. Yazlık saray, cami ve hamam yapmışlar.

Taht-ı Süleyman 2003 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Alanda bazı bölümler restorasyonda olduğundan gezemedik. Ancak gezdiğimiz alanlara bile doyamadık diyebilirim.

Taht-ı Süleyman gezisi sonrasında Zencan’a doğru yola çıktık. Yaklaşık 150 km yol yaparak Zencan’a ulaştığımızda hava kararmıştı. Ancak Zencan’da Rakhtshooy Khaneh adlı bir yeri gezmemiz gerekiyordu ve otele uğramadan doğrudan buraya gidildi.

Burası aslında tarihi bir çamaşırhane. Burayı Ekber ve İsmail adında iki kardeş, 20. yüzyıl başında inşa etmiş. Burayı kışları çok sert geçen Zencan kadınlarının rahatça çamaşır yıkamaları için yapmışlar. İlk bakışta burası bir hamam gibi gözükse de çamaşırhane dışında bir fonksiyonu olmamış. Kadınlar elbise, halı, mutfak eşyaları ve diğer benzer nesneleri yıkarlarmış. Burası artık bir çamaşırhane fonksiyonu görmüyor ve antropoloji müzesine dönüştürülmüş. Bu müzede Zencan geleneksel kıyafetleri ve takıları içinde kadınların balmumu heykellerini ve yıkama aletlerini görebilirsiniz.

Uzun bir gezi gününün akşamında İran’ın kebaplarını midemize indirdikten sonra otelimize yerleştik. İran gezimize Zencan-Kirmanşah hattında devam edeceğiz.

Gezekalın

08.06.2022