Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI:Şiraz (devam)

Şiraz gezimize devam ediyoruz. Geçen yazımda Şiraz’ı kendine başkent seçen Zend Hanedanı’ndan Kerim Han’ın ve ondan daha uzun süre yönetimde kalan Kaçar Hanedanlarının Şiraz’a olan katkılarından bahsetmiştim. Bugün gezeceğimiz Şiraz Kapalı Çarşısı (Bazaar-ı Vekil) ve Vekil Camisi Kerim Han döneminden kalma. Bu nedenle yeri gelmişken Zend Hanedanı’ndan burada kısaca bahsedelim.

KAÇAR HANEDAN BAYRAĞI

Bu konuya da girmeden önce 1979 yılı İran İslam Devrimi öncesi, İran hanedanları bayraklarına değinmek istiyorum. Bunun nedeni, özellikle Şiraz’da daha çok dikkatinizi çekecek şekilde, bina cephelerine kazınan veya çizilen aslan ve güneş figürleri. Bahçeler olsun, tarihi binalar olsun, binaların görünen yerlerinde önde bir aslan ve arkada güneş motifinin olduğu kabartmalar veya çizimler göreceksiniz. Geçen yazımda anlattığım Narenjastan Ghavam Bahçe Kompleksi ana binasının tam tepesinde bunu çok belirgin olarak görüyorsunuz. Aslan ve güneş motifi Ortadoğu’ya 12. yüzyıldan önce Türk ve Moğol bayrakları, sikkeleri ile gelmiş. Aslan, mitolojik bir güç ve erkeklik sembolü, güneş kozmosun düzenini kontrol eden eski bir tanrı olan Mithra’nın bir tezahürü. Pers Aslanı önceleri bayraklarda yerde yatarken, güneşin yüzü insan şeklinde tasvir edilmiş. Sonra Safeviler zamanında aslan ayakta durur hale gelmiş. Zend Döneminde ayakta duran aslanın sağ patisine bir kılıç kondurmuşlar. Güneş yine arkada. Kaçarlar buna bir de kendi kraliyet taçlarını eklemişler. Pehlevi döneminde ise taç değişmiş ama patisinde kılıç tutan aslan ve güneş değişmemiş. Devrim sonrası ise bayraklardan aslan ve güneş kaldırılmış.

Kerim Han tarafından kurulan Zend Hanedanı Şiraz’a çok eser katmış. Kerim Han’dan hem ilginç bir lider olması ve hem de Şiraz’a olan katkılarından dolayı biraz bahsetmek gerekiyor. Kendisi Zağros Dağlarında yaşayan Kürt bir kabilenin reisi iken, Afşarlar’dan Nadir Şah’ın emrinde ordusu ile savaşmış. Nadir Şah’ın ölümü sonrasında taht için ortalık kan gövdeyi götürürken, bir diğer ileri gelenle birlikte aradan sıyrılıp yönetimi ele almışlar. Durumu meşru kılmak için de son Safevi Kralı torununu kukla kral olarak başa geçirmişler. Kerim Han ordu başına geçmiş. Bir süre sonra Kerim Han, hem kukla kralı ve hem de beraberce hareket ettikleri diğer ortağının yönetime olan katkılarına son verip tek başına Zend Hanedanlığını kurmuş. Zend Hanedanlığı 1751-1794 gibi çok kısa bir süreliğine İran topraklarını yönetmiş.

Kerim Han Zend

Kerim Han, kendisine “Şah” unvanı verilmesini kabul etmemiş. “Naip” (Vekil) unvanını “Şah” yerine tercih eden Kerim Han, kendisini “Halkın avukatı” (Vakil Ol Ra’aya) olarak da kabul ettirmiş. Kerim Han’ı İran’daki İslam Devrimini yapanlar bile sevmişler ve eskiye ait olan hangi şah, han, kral ismi varsa sokaklardan adları silinirken, bir tek Kerim Han ve sülalesinin adı Şiraz cadde ve sokak ismi olarak silinmeden bırakılmış. Okuduklarımdan Kerim Han’ın sevmediğim tek tarafı dış politikada İngilizlerin İran topraklarında liman işletmelerine izin vermesi, İngiliz Doğu Hindistan Şirketine imtiyazlar vermesi oldu. Tabii ki, olayları o zamanın şartları açısından değerlendirmek gerekir. İngilizlere izin ve imtiyazlar vererek Safevi dönemi ticaretini canlandırmaya niyetlenmiş. Ama İngiliz bu (günümüzün tüm emperyalist ülkeleri gibi)! Girdi mi, çıkmak bilmez. Sonra ki yıllarda İran’a bela olmuşlar. Bu da ayrı bir yazı konusu.

Vekil Cami 1751-1773 yılları arasında Kerim Han döneminde yaptırılmış. Caminin 3 adet eyvanlı kapısı var. Camiye giriş kapısı, cami içinin güzelliği hakkında fikir veriyor. Mukarnaslarla süslü, çiçek motifli çinilerle kaplı, 8 metre uzunluğunda iki kanatlı büyük kapıdan içeriye giriyorsunuz.

İçeride geniş bir avlu, ortasında havuz, kuzey (Tagh-e Morvarid-İnci Kemer)  ve güneyde iki adet eyvan bulunuyor.

Eyvanlar o zamanların modası olan 7 renkli (hafta rang) çinilerle süslenmiş. Kapalı alan (Şebistan) ibadet yerinde akantus yaprağı başlıklarla sonlanan 48 adet spiral sütun bulunuyor. Minber masif yeşil mermerden yapılmış. Kaçarlar döneminde ise cami çeşitli restorasyonlar geçirmiş.

İran, tarihi İpek ve Baharat Yolları üzerinde olunca tarihi kapalı çarşılarının sayısı da hayli fazla. Tebriz, Tahran, İsfahan, Şiraz’daki çarşılar en bilinenleri. Şiraz Vekil Çarşısı belki en büyük ve en eski olan pazar değil ama kesin olarak en güzel olanlarından.

Şiraz Vekil Çarşısı, Kerim Han döneminin eseri. 1770-1774 yılları arasına tarihleniyor. Ancak aslında burada 11. yüzyıl Büveyhi Hanedanından kalma başka bir çarşı varmış. Kerim Han bu var olanı çarşıyı genişletip yenilemiş. Çarşı, kuzeydoğudan güneybatıya doğru uzanıyor. Birbirine dik haç planına sahip. Bu haçın her kolunda benzer sınıftan ürünleri satan dükkanlar topluluğu bulunurmuş. Bunlara “arasta” (rasteh) deniyor. Güneydeki arasta manifaturacı tüccarlar (Bazzazan), kuzeydeki arasta şapkacı (Kolahdouzan) tüccarların dükkanlarına ayrılmış. Doğu arasta dükkanlarında iplik, dantel ve şeritler (Allaqebandan) satmışlar. Sadak (ok ve yay koymaya yarayan torba) ve kılıç satan dükkanlar ise Batı arastasında (Tarkeshduzan) toplanmışlar.

Arasta düzeni hemen tüm eski kapalı çarşılarda var. Günümüzde ise artık pek bu düzen yok. Ama kapalı çarşının arastalarının adları hala korunuyor. Halıcı, kumaşçı, bakır işleri objeler ve baharat satan dükkanları bolca görüyorsunuz. Burada bir halıcı dükkanı içinde baş köşede asılı Atatürk portresi görmek bizi gururlandırdı.

Çarşının görkemli tonozlu tuğla tavanları, koridorların birbirleri ile kesiştiği yerlerde kemerli genişçe alanlar var. Yer yer avlular var ve biz onlardan bir tanesinde çay-kahve içtik. Zamanında Şiraz dışından gelen tüccarların konaklamaları için kervansaraylar da kapalı çarşıya entegre edilmiş.

Biz İran gezimizin ilk 6 günü içinde hiç para harcama fırsatını yakalayamadık. Yoğun bir yol trafiği ve gezi programı buna müsaade etmedi. Yeme içme tura dahil olunca da hiç para harcamadık. Şiraz ilk para harcadığımız yer olurken ve ilk alışverişi de yolda gördüğümüz bir baharatçıdan yaptık. İran yemeklerinin yanında genellikle pilav ve pilav içinde de illa ki zereşk (İran üzümü) kurusu katılmış oluyor. İlk olarak bu baharatı aldık. Ayranların içine nane atıldığını ilk olarak İran’da gördüm. Ayrana müthiş bir tat veriyor. Bu nedenle çeşit çeşit nane de aldık. En ucuz baharat alışverişini de Şiraz’daki sokak baharatçısından yapmışız. Safran, kumkat, limon kurusu, zerdeçal diğer aldıklarımız oldu.

Şiraz Kapalı Çarşısı bizim İran’da ilk alışveriş fırsatı yakaladığımız yer oldu. Şunu söylemem lazım ki İran halkı kadar sevecen, içten ve güler yüzlü bir halk görmedim. Komşuluğun ve Türk-Müslüman olmanın da artı tarafları ile İran insanı ile çok güzel ilişkilerimiz oldu. Ama iş İran’lı tüccarlara ve alışverişe gelince aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Pazarlık yok ve eğer etikette yazan Farsça rakamlara ve İran para sistemine aşikar değilseniz kazıklanma olasılığınız var. Tüm tüccarları aynı sınıfa sokamayız tabi ki. İran artık gezmenin eskisi kadar ucuz olmadığı memleket sınıfına girdi. Gerçi bunun esas nedeni bizim paramızın pul olması. Alışverişlerde dolar da kabul ediyorlar. Euro ile alışveriş olmadı. Kurları, bizim para gibi, günlük değişip duruyor. Bize “alışverişi İsfahan Çarşısına saklayın” dediler ama benim tavsiyem beğendiğiniz bir şey gördüğünüz de oradan alın. Bazı şehirlere özel satın alınacak mallar var. Örneğin halı niyetiniz varsa ve dönüş yolundaysanız Tebriz, eğer baskı örtü alacaksanız Şiraz, şekerleme türü hediyelikler, baharat, minyatür, kalem işleri, çerçeve, bakır objeler gibi şeyler almayı düşünürseniz İsfahan, baharat için Şiraz, Tahran pazarları düşünülebilir. Şiraz bana, İsfahan’a göre daha ucuz geldi ama İsfahan Kapalı Çarşısında çok fazla dükkan bulacaksınız.

Vekil Camisi, Vekil Kapalı Çarşısı birbirlerine yakın yerler. Bir de yakında hamam varmış ama biz gezemedik. Tuğla renkli ve kısa katlı evlerle dolu Şiraz sokaklarını gezmek insana zamanı unutturuyor. Şiraz’da öğle yemeğini Parhami Traditional House adlı bir yerde yedik.

Yemek sonrasında gezimize Sa’di Şirazi’nin türbesini ziyaret ederek başladık. Önemli bir İranlı şair ve nesir yazarı olan Sa’di Şirazi (1210-1292), yazılarının kalitesi, sosyal ve ahlaki düşüncelerinin derinliği ile tanınır. Fars edebiyatının en büyük şairlerindendir. Medrese eğitimi almış ve hayatının büyük bir kısmını seyahatle geçirmiş. Birçok şair, edip, mutasavvıf ve din alimleriyle tanışmış, onlarla sohbet etmiş.

En önemli eserleri Gülistan (Gül Bahçesi) ve Bostan (Meyve Bahçesi). Saʻdî Şirazi yazılarında iyiliği över, onu öğütler, kötülüğü yerer ve ondan sakındırmaya özen gösterir.

Sa’di dünya görüşünü şekillendiren ve geliştiren zorunlu seyahatler sonrası Şiraz’a döner. Ölümü de orada olur. Mezarı, şimdi türbesinin olduğu yere yapılır. 13. yüzyılda yapılan mezarı 17.yüzyılda yıkılır. Kerim Han kendi iktidarı döneminde bu mezarı yeniden yaptırır. Sa’di Türbesinin şimdiki hali, 1950-1952 arası Pehlevi döneminde, İsfahan’daki Cehel Sütun (Chehel Sotoun-Kırk Sütun) örnek alınarak yapılmış.

Sa’di şiirleri ile de biliniyor. Bu bölümü Birleşmiş Milletler Binası girişinde bir İran halısı üstüne işlenmiş “Ben i Adem” adlı Şiraz’lı Sa’di şiirini paylaşarak bitirelim;

Tüm insanlar tek bir çerçevenin üyeleridir,
çünkü hepsi başlangıçta aynı özden geldi.
Zaman bir uzvu ağrıya uğrattığında,
diğer uzuvlar dinlenme halinde kalamaz.
Başkalarının sefaletini hissetmiyorsan
Bir insan senin için isim değildi
r

Gezekalın

30.06.2022