• Arşivler

  • Diğer 530 takipçiye katılın

  • Mart 2013 den beri

    • 262.862 ziyaretçi
  • Temmuz 2022
    P S Ç P C C P
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    25262728293031

Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI:Kirmanşah’dan Ahvaz’a

İran gezimizin en uzun otobüs yolculuğunu yaptığımız günlerinden bir tanesini gerçekleştireceğiz. Geceleme yaptığımız Kirmanşah yakınlarında, Tak-ı Bostan (Taq-e Bostan) ve Dünya Kültür Miras Listesinde yer alan Bisütun gezi alanlarını ziyaret ederek, Hürremabad’da öğle yemeği molası verip sonrasında Ahvaz’a devam edeceğiz. İran’ın bu bölgesinde yollar çok iyi değil.

Büyük çoğunluğunu Kürt nüfusun oluşturduğu ve Irak sınırına yakın Kirmanşah, tarihin eski devirlerinden beri yerleşim yeri olmuş. Önemli bir merkez olması ise Sasaniler dönemine uzanıyor. Kirman Selçuklularının merkezi olmuş olan Kirmanşah, gördüğüm kadarı ile Selçuklu eserleri bakımından zengin bir bölge değil. Selçuklular ve Moğollar gibi İran topraklarında bir dönem hüküm süren devletler, beraberlerinde getirdikleri kendi kültürlerini hakim kılmak yerine, Fars Kültürüne ve idari yapısına kendi kültürlerini ve idari yapılarını adapte etmeyi seçmişler. Yüzyılların devlet yönetme geleneği ve yazılı edebiyatı olan Fars topraklarında başka türlüsü becerilemezdi herhalde. Sasani dönemi anıtlarının yoğunluğu açısından Kirmanşah dikkate değer bir bölge. Kirmanşah içini gezmekten ziyade çevresinde bulunan Taq-e Bostan ve Bisütun gibi yerlere vakit ayırmanız daha doğru olacaktır.

Tak-ı Bostan (Taq-e Bostan) denince MS 4. yüzyılda, Sasani İmparatorluğu döneminde büyük kayalara kabartmaların oyulduğu arkeolojik bir alandan bahsediyoruz. İran’da, Zağros Dağları kayalarına oyulmuş ve günümüze ulaşan Sasani Dönemine ait 30’a yakın kaya kabartma arkeolojik alanı bulunuyor. Bizim orada olduğumuz zaman hava kapalı, soğuk ve yağdım yağacak durumundaydı. Yaklaşık 10 km’lik bir sürüş sonrasında Kirmanşah’da kaldığımız otelden Tak-ı Bostan’a vardık. Alana ilk vardığınızda çevrenin güzelliğinden etkilenmemeniz mümkün değil. Kaynak suların meydana getirdiği bir havuz, hemen arkasında ise kayalara oyulmuş olan kabartmalar ve onların suya düşen akisleri. Sasani Kralları tarihi İpek Yolu’nun kervan geçiş noktası ve kamp alanı boyunca kaya kabartmaları için güzel bir ortam seçmişler. Bu krallar Tak-ı Bostan’da, önceden Bisütun’da yapılmış Ahameniş ve Part Krallarının kabartmalarına nispet yaparcasına daha güzel bir alan seçmişler, daha ince bir işçilik kullanmışlar.

Kabartmalarla aranızda olan su dolu hendek ve gün ışığının durumuna göre yetersiz ışık ortamı küçük kabartmaların ve aslında var olan başka ayrıntıların fark edilmesine engel olabiliyor. Alanda iki adet kemerli biri büyük, biri küçük mağara içinde, bir de mağara içinde olmayan ve düz kaya üzerine oyulmuş 3 adet kabartmalı alan var.

İki mağaradan daha büyük olanı (9 metre yüksekliğinde, 7,5 metre genişliğinde ve 6,5 metre derinliğinde), dikkat çekici şekilde zengin ve karmaşık tasvirlere sahip. Arka duvara bir taç giyme töreni hikaye edilmiş. Bu taç giyen kralın Sasani Kralı 2. Hüsrev olduğu düşünülüyor. Bu Hüsrev’den aşağıda bahsedeceğiz biraz. Kralın bir tarafında Tanrı Ahura Mazda, diğer tarafında ise Su Tanrıçası Anahita bulunuyor ve krala Zerdüşt Dini simgesi olan Faravahar’ı veriyorlar. Bu kabartmanın altında ise hem kendisi ve hem de en sevdiği atı olan Şebdiz’in üstünde zırhlar içerisinde ve elinde mızraklı hali ile Hüsrev tasvir edilmiş diye düşünülüyor. Sasaniler’in askeri güçleri içinde zırhlı atlar ve zırhlı süvarilerin ayrı bir önemi varmış.

Aynı yerde yan taraflardaki kayalara ise av sahneleri tasvir edilmiş. Avcılık İran Krallarının en gözde etkinliklerinden biri olduğundan av sahnelerini de genellikle taç giyme sahnelerinin yanında tasvir etmişler. Bu kemerli yapının sağ ve sol duvarlarında hem geyik ve hem de yaban domuzu avı sahnelenmiş. Rölyeflerde Hüsrev bir taraftan avlanırken, bir taraftan da kadın çalgıcılar ellerinde çalgıları ile ortamı şenlendiriyorlar. Bu sahneleri elinizde dürbün ya da fotoğraf makinesinin tele objektifi varsa açıkça görebiliyorsunuz.

Bu ortama uymayan tek kabartma Kaçar Hanedanı’ndan Muhammed Ali Kaçar’ın yaptırdığı kendisi ve oğullarını tasvir eden renkli kabartmalar. Ne gerek duymuşlarsa kendilerini Sasani Kralları arasına koymuşlar. Yukarıdaki fotoğrafımda sol duvarda renkli kabartmalardan ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Daha küçük mağara içinde ise MS 4. yüzyıl ortalarına tarihlenen Sasani Kralları baba 2. Şapur ve 3. Şapur’un oymaları var. Bir dönem gerileme devrine giren ve içerideki isyanları önleyemeyen Sasanilerin kaderi, anne karnında iken kral ilan edilen 2. Şapur’un yönetimi ele alması ile değişmiş. Yeniden şaşalı günlere geçilmiş, devletin sınırları eskiye yakın alanlara çekilmiş. 2. Şapur’dan sonra onun yerine üvey kardeşi 2. Ardeşir sonra da 3. Şapur tahta geçmiş. Bu konuya girmemin nedeni mağara içinde tasvir edilen sağdaki 2. Şapur konusunda tarihçilerin hiç bir tereddüdü yokken, solda bulunan 3. Şapur’un kabartmasının aslında 2. Ardeşir’e ait olduğu, sonradan tahta geçen 3. Şapur’un yazıtı ve tasviri kendi ismine ve şekline çevirttiği iddialarıdır. Bu davranış ile 3. Şapur tahtın aslında, babası 2. Şapur öldükten sonra tahta geçen amcası 2. Ardeşir’in değil, kendi hakkı olduğunu iddia etmiş diyenler var. 1700 yıl önce olanları tam olarak bilmek mümkün değil tabii ki.

Sadece kaya yüzeyine oyulmuş olan ve alandaki en eski kabartma, 2. Ardeşir’in taç giyme töreni kabartması. Burada ortada olan 2. Ardeşir, karşıdan bakılınca solda olan ve kendisine yüzüğü veren Ahura Mazda ve sağda olan ve elinde bir demetle anlaşmalara şahitlik eden Tanrı Mitra tasvir edilmiş. Burada en önemli ayrıntı Ardeşir ile Ahura Mazda’nın ayaklarının altında yatan ve savaşta yendiği Roma İmparatoru Julianus Apostata‘nın aşağılanarak kabartmaya oyulması.

Alanda son karelerimizi alıp, günün diğer gezi yeri olan 35 km ötedeki Bisütun Arkeolojik Alanına doğru yola çıktık. Biz otobüsle yol alırken size biraz Firdevsi’nin Şahnamesi’nden bahsedelim.

İran’ın millî destanı ve Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biri kabul edilen Şahname (ya da Şehname), bütün dünya klasikleri arasında da eşsiz bir yere sahiptir. Bu mesnevinin yazarı olan Firdevsi eseri 980 (ya da 990) yılında yazmaya başlamış. İlk insanın yaratılışından başlayarak, İran’da Araplar’ın egemen olduğu döneme kadar geçen zaman sürecindeki İran’ın destansı tarihiyle, gerçek bilgileri harmanlayarak eserini bölümler halinde yazmış. Fars edebiyatında en çok taklit edilen eserlerden biri Firdevsi’nin Şahname’si olmuş. “Firdevsi ve Şahname’sinin burada ne işi var?” diye soracak olursanız size “Hüsrev (Ferhat) ile Şirin hikayelerinden ötürü” derim. Firdevsi Şahname’sinde sadece savaşları destanlaştırmamış ama aşk hikayelerini de az da olsa eserin içine katmış. Hüsrev ve Şirin konusu, edebiyatta ilk defa 10. yüzyılda Firdevsi’nin Şahname’sinde siyasî mücadeleler esas olmak üzere yer almışsa da ona asıl şeklini vererek başlı başına klasik bir konu haline gelmesini sağlayan Nizâmî-i Gencevî olmuş. Onun mesnevi tarzında ölümsüzleştirdiği bu macera kendisinden sonra yüzyıllar boyunca 50’den fazla şair tarafından işlenmiş. Hikaye Türkiye’de, Azerbaycan’da Ermenistan’da bazen kahramanı, bazen konumu ve hikaye edilişi farklı olarak anlatılmış. Orijinal hikayede, Ferhat’ın dağı delerek su yolu açma öyküsünün geçtiği yer Bisütun Dağı.

İşte biz bugün aynı adı taşıyan Bisütun (Behistun ya da Bisotun diye de bulabilirsiniz) Arkeolojik Sit Alanı‘nı gezeceğiz.

Burası aslında Medlerin Başkenti Ekbatana ile Babil arasında ticaret yolu üzerindeki önemli yerleşim yeri idi. Burayı sadece Büyük Darius’un Kabartma ve Yazıtının bulunduğu yer olarak görmemek lazım. Bölgeye giderken göreceğiniz Sasani temelleri üzerinde yapılan taş köprü, Ahamenişlerden sonra hüküm süren Seleukoslar (Selevkos), Partlar ve Sasanilere ait kalıntıların da bulunduğu geniş bir arkeolojik alan burası. Dahası bu alanda Paleolitik dönemden kalma mağara bile var. Alanı gezmek için 2-4 saat kadar zaman ayırmak ve önceden hazırlıklı olduğunuz bilgi ile ve neye baktığınızı bilerek gezmeniz gerekiyor. Bizim gibi sabahın en erken saatinde yola çıksanız bile, gün içinde gidilecek yol uzun olunca bazı yerleri görmeden alanı terk etmeniz gerekecektir. Belki Kirmanşah’da bir gece daha konaklamak iyi olabilirdi.

2006 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınan Bisütun Arkeolojik Alanı’nın ana parçası Büyük Darius’un Kabartması ve Yazıtı. Maalesef biz ziyaret ederken bu kabartma tadilat nedeni ile iskeleler arkasında kalmıştı. Bu kabartmayı görmek için epey geriden ve fotoğraf makinanızın en kuvvetli teleobjektifi ile çekim yapmak gerekiyor. Aşağıdaki fotoğraflardan soldaki, alanda bulunan bilgilendirme tabelasından aldığım çizim fotoğrafı, sağdaki ise benim çekmeye çalıştığım iskeleler arkasındaki kabartmanın fotoğrafı. Çizim üzerinden çektiğim fotoğrafa bakarsanız olayı daha iyi anlamlandırabilirsiniz.

Rölyefin en solunda Kral Darius, yay taşıyıcısı Intaphrenes ve mızrak taşıyıcısı Gobryas (Darius’un sadık yardımcıları, müttefikleri) tasvir ediliyor. Darius, boyunları bağlı, fethedilen halkların dokuz temsilcisine bakıyor. İlginç bir ayrıntı en sondaki 2 figürün sonradan eklenmesi. Metin yazıldığında 7 isyancı halk anlatılmış ama Darius sonradan 2 düşmanı daha ortadan kaldırmış. Bu 2 düşman figürlere sonradan eklenmiş. Ağır hasar görmüş onuncu figür, kralın ayaklarının altında uzanıyor. Bu kişi Ahameniş Hanedanına ait tahtı çalan büyücü Gaumata’yı temsil ediyor. Bu on üç kişinin üzerinde yüce tanrı Ahuramazda’nın sembolü Faravahar var. Anıt ve yazıt bittiğinde kimsenin yazıları kurcalamaması için yazıtın altındaki çıkıntı kaldırılmış. Bu da anıtın ve yazıtın (yazıların okunma imkanını ortadan kaldırsa da) günümüze kadar ulaşmasını sağlamış. Büyük İskender, İran’ı aldıktan sonra bölgeyi ziyaret etmiş.

Bu kabartma ve yazıtın yapım tarihi MÖ 520 yıllarına tarihleniyor. Ünlü Bisütun Yazıtı, yerden yaklaşık 100 metre yükseklikte bir uçurumun üzerine kazınmış. 15 metre yükseklikte, 25 metre genişlikte bu anıtta Büyük Darius bize yüce tanrı Ahuramazda’nın, Gaumata adlı bir gaspçıyı tahttan indirmek için onu nasıl seçtiğini , çeşitli isyanları bastırmak için nasıl yola çıktığını ve yabancı düşmanlarını nasıl yendiğini anlatıyor. Hem de bu anlatımı Elam, Babil ve Fars dillerinde olmak üzere 3 dilde yapıyor. İyi ki de böyle yapıyor.

19. yüzyılın ortalarında bir İngiliz subayı olan Sir Henry Rawlinson, yazıtı kopyalayıp tercüme edebilmiş. Rawlinson’un çalışması, bu dillerin gelecekteki çalışmalarında etkili olmuş. Mısır hiyerogliflerinin çözülmesi de 3 dilde yazılmış olan Rozetta Taşındaki dillerden birisi olan Antik Yunanca yazısı sayesinde olduğundan, birçok kişi Bisütun Yazıtı’nı, Rosetta Taşına benzetiyor.

Alandaki bir diğer kabartma ise Seleukoslar Döneminden kalma Herkül Kabartması. Herkül bir aslan postuna yaslanmış olarak tasvir ediliyor. Yanında oklarla dolu torbası ve bir zeytin ağacı var. Yazıta göre anıt MÖ 139 yılında 2. Demetrius Nikator’un, Part Kralı Mithradathes I’e karşı kazandığı zaferi anmak için oyulmuş. 1958’de bulunan heykelin başı çalınmış. Gördüğümüz baş, orijinal olmayan bir parça.

Darius Yazıtı ve Kabartmasının altında, sağ tarafta bir başka kabartma daha var; Part Kaya Kabartmaları. Bu kabartma, Darius Kabartması kadar iyi durumda değil ve hatta kabartmanın ortasında mihrab şeklinde oyulmuş ve içinde yazılar olan bir başka yazıt ve kabartma var. Bu kısım 12. yüzyılda Safeviler’den Kral Süleyman’ın veziri olan Şeyh Ali Han Zanganeh tarafından yapılmış. Yani yüzyıllarca önce yapılan Part Kabartmaları arasına bir tür korsan kabartma koydurmuş. Part kabartmaları ise MÖ 100 yıllar civarından. Solda 2. Mitradates, sağda ise II. Gotarzes Kabartmaları .

Roma askeri saldırıları ile zayıflayan Partlar, Sasaniler tarafından devrildiler. Bistun’a (Behistun) gelmeden gördüğümüz köprüyü Sasaniler inşa ettiler. Birkaç kez yeniden inşa edilen taş köprünün sadece temelleri için Sasani Dönemi’nden diyebiliriz. Bisütun’un yeni başa geçmiş hükümdarların kendilerini göstermek istediği önemli bir yer olduğu anlaşılıyor. Şirin ve Ferhat ile Şirin’in kocası Sasani kralı II . Hüsrev’in yaşadığı üzücü hikayenin Bisütun’da geçmesi de boşuna değil.


Tak-ı Bostan’da kaya kabartması ile yetinmeyen Hüsrev, Bisütun’da da kendisini ölümsüzleştirecek eserler yaptırmak istemiş. Alanda bulunan bitmemiş bir saray ve bitmemiş bir kabartma onun bu isteğinin izleri. Darius Yazıtı’nın batısında kalan 200 metre uzunluğunda düzleştirilmiş kaya, Tarāsh-e Farhād, eğer bitirilebilseydi belki de alanın en muhteşem kabartması olacaktı. Yazıyı yazarken “Acaba Firdevsi Şahname’sinde Ferhat’ın imkansız aşkı Şirin için yaptığı kazıyı, Hüsrev’in gerçekleşmemiş ve bitmemiş kabartmasına gönderme olarak mı eserine aldı?” diye düşünmedim değil. Alanda bir de Part Kralı Vologases’in küçük bir rölyefi de var.

Alanın ilerisinde Safeviler döneminden kalma kervansaray var. Ama hem uzun yol nedeni ile kısıtlı zaman ve hem de tepeye çıkan güneşin sıcağı nedeni ile buraya gitmedik. Yolumuz üzerinde, günümüzde artık otele dönüştürülen kervansarayı uzaktan gördük.

Gezi sonrasında Kirmanşah Eyaletini terk edip Luristan Eyaleti sınırları içinde Hürremabad’da öğle yemeği molası verdik. Burada Aryo Barzan Restoranda adlı bir yerde yemeğimizi yedik. Yerel halkında pek rağbet ettiği bir yerdi. Yola devamla Huzistan Eyaletine girdik. Uzun yol ve zamanla artık eski çekiciliğini yitiren Zağros Dağları manzarasının sıkkınlığını, otobüste seyrettiğimiz İranlı yönetmen Cafer Penahi’nin Taksi Tahran adlı filmini izleyerek üzerimizden attık. Üzülerek söyleyeyim ki İran sinemasını ben bu gezide tanıdım. Abbas Kiyarüstemi’nin Kirazın Tadı filmini dönünce izlemek için notlarıma almışım.

Huzistan Eyaletinin başkenti olan Ahvaz’da konaklama yapacağımız otele vardığımızda havayı karartmıştık. Ahvaz’da iki gece konaklama yaptık. Uzun yollar, gezi yerlerinde koşuşturmalar ve tek gecelik konaklamalardan sonra bir nefes almaca oldu bizim için.

Gezekalın

17.06.2022

Tüm Çekincelerinizi Bir Kenara Bırakın! İRAN GEZİ YAZISI: Taht-ı Süleyman / Zencan

Tebriz’de geçirdiğimiz bir tam gezi gününden sonra, İran’da girdileri ile çıktıları ile, yaklaşık 4500 km sürecek olan karayolu yolculuğumuza başladık. Gezinin özellikle Tebriz’den Şiraz’a olan ilk beş günü, erken kalkmalar ve yola düşmeler, soğuktan sıcağa doğru olan iklim değişmeleri, uzun otobüs yolculukları ile bizi yordu. Eğer siz de Tebriz’den Tahran’a bu rotayı takip edecekseniz bu yorucu, zorlu ancak manzarası güzel yolculuklara hazır olun.

Bugün yolcuğumuz Tebriz’den Zencan taraflarına doğru olacak. Aslında programa göre aynı güne iki önemli eseri, iki önemli UNESCO Dünya Kültür Mirası eserini sığdırma amacımız vardı; Bir tanesi Taht-ı Süleyman (Takht-e Soleyman), diğeri ise Sultaniye’de Olcaytu Türbesi. Ama Tebriz’den Taht-ı Süleyman’a kadar 324 km’yi bulan ve yaklaşık 5,5 saat süren yol olunca ve oradan da Zencan’a 150 km yolumuz olunca rehberlerimiz doğru olarak Olcaytu Türbesi’ni ertesi gün sabaha bıraktılar.

Yolumuz kilometre olarak aslında az gözükse de İran’da, Tahran civarı dışında, yollar çok da düzgün değil. İran’da her bir eyalete giriş ve çıkışta turist otobüsleri mutlaka yol kenarında sadece bu işlere bakan polislere kayıt olmak zorundalar. Bu da dur-kalklarla gecikmelere neden olabiliyor. Yolumuz Batı Azerbaycan Eyaletinden, Zencan Eyaletine doğru olacak. Kürdistan Eyaletinin ise sınırlarında dolaşacağız. Bildiğimiz ve alıştığımız tarzda yol kenarı dinlenme tesisini İran’ın bu bölümünde bulmak zor. Kıssadan hisse İran’da otobüs yolculuklarında acil durumlar için yanınızda atıştırmalıklar hazır bulunsun derim.

Biz Taht-ı Süleyman’a doğru olan yolculuğumuzda öğle yemeğini, Taht-ı Süleyman’a yakın ve Süleyman Zindanı Dağını karşıdan gören, köy diyeceğimiz bir yerde, yer sofrasında yedik. İran’da nerede ve hangi şartlarda yemek yerseniz yiyin memnun kalacaksınız.

Bu arada Süleyman Zindanı Dağı, Taht-ı Süleyman’ın 3 km batısında yer alan, içi boş koni şeklindeki dağın adı. Burası Sasani döneminde Zerdüşt rahipler için kurban ve ibadet yeriymiş. Muhtemelen iki bin yıl önce, bugün boş olan ve tepenin ağzında yer alan külahın içi suyla doluymuş. Ancak zamanla çökelmeler sonucu gölde su kaybolmuş, kurumuş ama koni şekli korunmuş. MÖ 830-660 yılları arası Zerdüştlerin ibadet ettiği bu yer, Sasaniler zamanında Taht-ı Süleyman’a taşınmış. Yerel inanışa göre Süleyman’ın bu dağda emirlerine uymayan devleri hapsettiğine inanılıyor.

AHAMENİŞ BAYRAĞI

Tarihte Pers topraklarından 4 büyük imparatorluk çıkmış; Medler, Ahamenişler (ya da Ahameniler), Partlar (ya da Arşaklılar) ve Sasaniler. Bugün ziyaret edeceğimiz Taht-ı Süleyman özellikle Sasaniler ve sonrasında da İlhanlılar zamanında kutsiyet atfedilen çok önemli bir yerleşim yeri olmuş. Tek gezi yeri anlatılacağından araya Sasaniler ve Zerdüştlük ilgili kısa bir bilgilendirme yazısı sokmak iyi olacaktır. Böylece gezdiğimiz yerin önemini, bir zamanlar bu alanda yaşamış insanlar için anlamını iyice anlayabilme şansımız olacaktır

SASANİ BAYRAĞI

Partlar kendilerini hem Yunan ve hem de Ahamenişlerin soyundan görmüşler ve en güçlü zamanlarında günümüz İran’ın tamamı, Irak, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan, Tacikistan, Pakistan ve Afganistan’ı yönetmişler. Persis Eyaletinin Satrabı olan I. Erdeşir (Ardashir),  son gerçek Part Kralına karşı isyan bayrağını açıp onu öldürerek Partların sonunu getirmiş. Böylece tarih sahnesinde yaklaşık 500 yıl kalacak olan Sasaniler dönemi başlamış. Sasani dönemi, İran tarihinin en önemli ve etkili dönemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Birçok yönüyle Sasani dönemi, Pers medeniyetinin en önemli başarılarına tanıklık etmiş ve İran’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve İslamlaşmasından önceki son büyük İran İmparatorluğu olmuş.  Sasani ismi, birinci Erdeşir’in (Ardashir) baba tarafından dedesi olan Sasan (Zazan)’dan geliyor. Sasan, Anahita Tapınağı’nın baş rahibiymiş. Partları yenip başkentleri Tizpon’da taç giyerek kendini Şehinşah (Krallar Kralı-Şahlar Şahı) ilan eden Erdeşir de Tanrıça Anahita’yı takip eden rahipler soyundan geliyormuş. Sasanilerin, özellikle büyük kralları 1. Erdeşir ve 1. Şapur’la belirgin olarak ortaya çıkan, farklı dini inançlara karşı saygı duyma, tolerans gösterme gibi bir özellikleri var. Gerçi sonradan gelen Sasani Kralları zaman zaman bu davranıştan vazgeçseler de genelde 1979 devrimine kadar Pers topraklarında devam eden dini hoşgörünün kaynağı Ahamenişler, Sasaniler dönemine kadar gidiyor. Bu nedenle baskı gören Hristiyanlar, Yahudiler Sasani topraklarında özgürce yaşamışlar. Zerdüştlük inancının egemen olduğu Sasaniler arasında Maniheizm, Zurvanizm gibi Zerdüştcülüğün alt mezhepleri kabul edilebilecek yeni inanışlarda hayat bulabilmiş.

Faravahar

Günümüzden 3500 yıl önce Zerdüşt tarafından İran’da kurulan, yaklaşık MÖ 6. yüzyıldan, MS 7. yüzyıla kadar 3 büyük Pers İmparatorluğu’nun dini olan Zerdüştçülük, (Zerdüştilik ya da Mecusilik) dünyanın en eski tek tanrıcı vahiy dini olarak kabul ediliyor. İçinde iyi ve kötünün sürekli savaşım hali (dualist) ve dünyanın sonunun olduğuna (kıyamet günü) dair (eskatolojik) inanışların ilk örneklerini barındıran Zerdüştçülüğün kutsal kitabı Avesta, tanrısı Ahura Mazda, Peygamberi ise Zerdüşt Espantaman‘dır.

Eski çağlardan beri evrenin 4 elementten meydana geldiğine inanılır; Toprak, hava, su ve ateş. İnsanlar su ve ateşe olan saygılarını onların koruyucusu olarak tanrıça-tanrılar atfederek ya da tapınaklar inşa ederek göstermişler. Gezeceğimiz yer olan Taht-ı Süleyman’ın yeri Persler tarafından boşuna seçilmemiş. Persler, suya olan saygılarından dolayı volkanik aktivitelerin oluşturduğu bu höyük üzerine, kalsiyumdan zengin kaynak suların beslediği gölet çevresine yerleşmişler. Su, savaş ve bereket tanrıçası Anahita için tapınak yapmışlar. İran’daki en önemli üç Zerdüşt Tapınağından biri olan, kraliyet ve seçkin askerlerin kullandığı Azergushnasp (veya Adur Gushnasp) Tapınağı ateşe olan saygılarından yapılmış.

Taht-ı Süleyman’ı surlar içinde, küçük bir göl çevresinde kurulu, sıradan antik bir yerleşim alanı olarak görmemek lazım. Burası aslında bu topraklarda dini inanışların gelişimi-değişimini görmek için açık hava müzesi gibi.

Taht-ı Süleyman ismi bölgeye İslamı ilk taşıyan Araplar tarafından verilmiştir. Müslümanlar bu bölge yakınlarında Süleyman Peygamber’in tahtının bulunduğuna inanıyorlar. Tabii ki yapılan kazılarda buna ait herhangi bir bulgu yok. Taht-ı Süleyman adını almadan önce yörenin  tarihsel adı Shīz olarak biliniyor.

Oval surlarla çevrili olan alanın 3 kapısı var. Alana Güney kapısından giriş yapılıyor. Tabii ki burası ilk zamanlarda surlarla çevrili değilmiş. Önceleri tuğla ile çevrili olan iç surlara, taştan dış surlar eklenmiş. Taht-ı Süleyman’da ilk yerleşimin izleri MÖ 5. yüzyıla kadar tarihlendirilmiş. Yani burası Sasanilerden önce, en azından Ahamenişler için de kutsal bir alan ve yerleşim yeri olmuş. Gölet koyu yeşil renkte. 80 metreye, 120 metre boyutlarında olan gölet, zamanında tarımsal sulama için de kullanılmış. Göletin ortalama derinliği 79 metre ama en derin yeri 120 metreyi buluyor. Buradan çıkan suyun sıcaklığı 21 C ve yıl boyu sabit bir sıcaklıkta kalıyormuş.

Alanın büyük bir dini önem kazanması Sasanilerin erken dönemlerinde gerçekleşiyor. Alanın Kuzey kapısına yakın, merkezde bulunan çok odalı ve ortadaki ateşgedeye ev sahipliği yapan Azergushnasp Tapınağı kalıntıları bulunuyor.

Orijinali kerpiçten yapılmış tapınak, zamanla tuğladan duvarlarla örülmüş. Azergushnasp Tapınağının Doğu ve Batı tarafında iki tapınak daha var; Doğu tarafında olan Tanrıça Anahita için yapılmış olan tapınak ve Batı tarafında ise bir koridorla biten ve muhtemelen kraliyet ailesi için ayrılmış tapınak bulunuyor.

MS 623 yılında Bizans orduları tapınağı yağmalamışlar ve ağır zararlar vermişler. Sonra da İslam orduları alana gelmişler. Bu dönemde de Zerdüşt halkın bu alanda tapınmaları devam etmiş. 13. Yüzyılda İlhanlıların bölgede hakimiyeti başlamış ve adı bu sefer Soqurloq olarak anılmaya başlamış.

İlhanlılar, İslam öncesi yapıların birçoğunu yeniden kullanmalarına ve yenilemelerine rağmen, büyük ölçüde alanın Güney kısmını kaplayan gölün etrafına yeni binalar inşa etmişler. Burayı, göçebe Moğol kabile hayatından, yerleşik düzene geçmek ve Pers kültürü ile kendi kültürlerini harmanlamak için kullanmışlar. Yazlık saray, cami ve hamam yapmışlar.

Taht-ı Süleyman 2003 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Alanda bazı bölümler restorasyonda olduğundan gezemedik. Ancak gezdiğimiz alanlara bile doyamadık diyebilirim.

Taht-ı Süleyman gezisi sonrasında Zencan’a doğru yola çıktık. Yaklaşık 150 km yol yaparak Zencan’a ulaştığımızda hava kararmıştı. Ancak Zencan’da Rakhtshooy Khaneh adlı bir yeri gezmemiz gerekiyordu ve otele uğramadan doğrudan buraya gidildi.

Burası aslında tarihi bir çamaşırhane. Burayı Ekber ve İsmail adında iki kardeş, 20. yüzyıl başında inşa etmiş. Burayı kışları çok sert geçen Zencan kadınlarının rahatça çamaşır yıkamaları için yapmışlar. İlk bakışta burası bir hamam gibi gözükse de çamaşırhane dışında bir fonksiyonu olmamış. Kadınlar elbise, halı, mutfak eşyaları ve diğer benzer nesneleri yıkarlarmış. Burası artık bir çamaşırhane fonksiyonu görmüyor ve antropoloji müzesine dönüştürülmüş. Bu müzede Zencan geleneksel kıyafetleri ve takıları içinde kadınların balmumu heykellerini ve yıkama aletlerini görebilirsiniz.

Uzun bir gezi gününün akşamında İran’ın kebaplarını midemize indirdikten sonra otelimize yerleştik. İran gezimize Zencan-Kirmanşah hattında devam edeceğiz.

Gezekalın

08.06.2022