Noroc Romanya: Karpat Ormanlarına Buharlı Trenle Yolculuk

P6140013-001.JPG

Trenle yolculuk etmeyi severim. Ziyaret ettiğim ülkede, bölgeyi tanıtan ve bölge için özel tren turları varsa kaçırmamaya çalışırım. Trenin raylarda giderken çıkarttığı ve insanı rahatlatan o sesi duyarken, hele de manzara güzel, özel ve doğanın da içindeysem değmeyin keyfime!

Mocăniță aslında “dar hatlı demiryolu” anlamına geliyor. Kelime anlamı olarak Romence “çoban-dağda yaşayan insan” anlamına gelen Mocăn‘dan türeyen bir deyim. Bu deyimi, özellikle Romanya’nın Transilvanya, Maramureş ve Bucovina’nın dağlık, ormanlık bölgelerinde dar ray hatlı ve buharlı lokomotiflerin çektiği trenlerden bahsederken duyacaksınız.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu trenler özellikle ormanlık alandan elde edilen keresteleri taşımak amacıyla kullanılmış.  1930’lu yıllardan önce Maramureş Bölgesinde bu kereste taşımacılığı nehirler vasıtasıyla yapılırmış. Kesilen ağaçlar kütükler halinde nehirlere bırakılır ve suyun akışı boyunca bu kütükler hedef alana yollanırmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu olay suyun debisi, yağmurların az ya da çok yağması, su yataklarının donması gibi tamamen doğanın kontrolünde olduğundan bundan kurtulmak istenmiş. 1935 yılından itibaren ormanlık-dağlık alana döşenen ray hatları ve buharlı lokomotiflerin çektiği tren aracılı  kereste taşımacılığına geçilmiş. Tabii ki zamanla buharlı lokomotiflerin yerini, güçlü dizel lokomotifler almış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İşte Vișeu de Sus şehrinden,  Comanu‘ya kadar olan tren hattı, Ukranya sınırına yakın Karpat Dağları Ormanlarından kereste taşımak için kurulmuş bir tren yolu. Toplam uzunluğu 43 km. Bir zamanlar sadece Romanya’da değil ama tüm Avrupa’da yol geçmez ormanlık alanlardan keresteyi taşımak için dar ray aralıklı hatlarda çalışan buharlı lokomotifli trenler kullanılırmış. Ama günümüzde bu hatlar ve buharlı trenler birer birer kapanmışlar. İşte Avrupa’daki bu hatlardan halen açık olarak kalan tek hat, Romanya’daki bu hat. Halen kereste naklinde kullanılıyor ve yolcu taşıma kısmı sadece ilkbahardan sonbahara ve turistik amaçla yapılıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yolun 22 km kadarlık bölümü günümüzde belirli zamanlarda turistik amaçla kullanılıyor. Turist sayısına göre tren seferlerinin sayısı artıyor ama genelde 2 sefer mutlaka yapılıyor. Bunun dışında halen kereste taşımacılığı da bu yolla yapılıyor. Turist trenlerini mutlaka buharlı lokomotifler çekiyor. Sizin anlayacağınız Romanya’da Vișeu de Sus’dan kalkan dar ray hatlı, buharlı lokomotifin çektiği tren seferleri size yaklaşık 100 yıllık bir nostaljiyi, Karpat Dağları Ormanları ve hemen yanınızdan akan nehir manzarası eşliğinde yaşamanızı sağlıyor.

IMG_1375-001

Tren Vaser Vadisi  boyunca ilerliyor. Bir ya da iki kez, 15-30 dakika kadar durup, yolculuğun yaklaşık 22. km’lerinde, Paltin denen bir mevkide, 2 saate yakın yemek molası veriyor. İsteyen yemeğini kendi getiriyor, isteyen orada bulunan tesisten satın alabiliyor. Sıra uzun olabiliyor, size tavsiyem kendi yemeğinizi yanınızda getirin.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buharlı Lokomotifin çektiği bu trenlerin son iki vagonu açık vagonlar. Yani sadece üst taraftan kapalı, diğer taraflar ise açık. Diğer vagonların ise sadece camları açılıyor. Bilet alıyorsunuz ama yer filan belli değil.

Bu nedenle bu trende “erken gelen oturur” prensibi geçerli. Eğer buharlı lokomotifin bacasından çıkan dumana bağlı isi dert etmeyecekseniz ve “açık havada bol bol manzara göreyim, fotoğraf çekeyim” derseniz, açık vagonlardan yer kapmaya bakın. Bu vagonların da sol tarafına oturmaya çalışın. En arka vagonun, soldaki en arka tekli sırası tren görevlisinin yeri. Buraya erken gidip oturursanız, kalkmak zorunda kalacaksınız. Buna dikkat edin derim.

Saatte yaklaşık 10 km kadar hızla kıvrıla kıvrıla, tünel ve köprülerden geçerek doyumsuz bir orman ve yanı başımızdan akan Vişeu Nehrini takip ederek güzel bir gezi yaptık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Normalde başka bir araçla ulaşamayacağınız Karpat Dağları Ormanlarının eşsiz manzarası içinde, nostaljik buharlı trenle seyahat etmenin keyfini ve güzelliğini hepinize tavsiye ederim.

Gezekalın sevgili dostlar…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6140516-001.JPG

Dr Ümit Kuru

27.07.2019 Saat 11:30

Noroc Romanya: Geleneksel Maramureş

Romanya’nın Maramureş Bölgesine yaptığımız gezinin her anı çok güzel ve özeldi. Bundan önceki Maramureş’e ait iki bölümü, Ahşap Kiliselere ve Sapanta Neşeli Mezarlığa ayırmıştım. Son Maramureş bölümünü ise doğası, kültürü ve şahit olduğum gelenekleri ile Maramureş olarak yazmayı uygun gördüm.

P6120018.JPG

Maramureş’in bende en çok iz bırakan sahnelerinden birisi de Maramureş’de yol boyu gördüğüm saman balyaları oldu. Ortada, temel olarak kullanılan bir sopa ve ona bağlanan ve çadır haline getirilen diğer sopalarla yapılan bir çatı üstüne saman balyalarını diziyorlar. Yumurta şekline getirilip, kurumaya bırakılan bu saman balyalarının boyu 3-3.5 metreye kadar ulaşabiliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Saman yığınlarının bu hale getirilmesi çok ama çok zahmetli bir iş, öyle göründüğü gibi kolay değil! Saman yığınlarına o şekli vermek ve yıkılmadan bir arada tutmak için, düzenli olarak çatı çevresinde döne döne samanları üst üste yığmak gerekiyor. Bunun için de mutlaka iki kişi çalışıyorlar. Çatının üstünde bulunan kişi, alttan samanları ileten kişinin verdiklerini düzenli olarak yerleştirmek zorunda. Bu iş güneş altında saatlerce sürüyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Üç saman yığını ile bir koyunun, beş saman yığını ile de bir ineğin yıllık  saman ihtiyacının karşılanabildiğini söylüyorlar.

P6130476-001.jpg

Beni saman yığınlarının düzenlenmesindeki estetik ve görsellik en çok etkiledi ama aslında Maramureş’in en önemli özelliği evlerin anıtsal diyebileceğim kadar güzel olan giriş kapıları. Dışarıdan bahçeye girişte, zengin evlerinde çift giriş, orta hallilerin evlerinde ise tek girişe sahip  büyük ahşap kapılar tam bir sanat eseri. Ortadaki iki yana açılır büyük kapı ise hayvanlar ve yük arabaları geçeceği zaman açılıyor. Kapılar büyüklüğüne göre 3-6 sütunlu oluyormuş. Sütunların üstüne ahşap kiremitli bir dam konuyor.

Kapılar, sadece bu işlerle uğraşan ahşap oymacıların eserleri. Bazıları yüzlerce yıllık ama yeni yapılan bazı evlerde de ev sahipleri geleneğe uyarak kapıları eski tarzda yaptırıyorlar.

Ahşap kapı geleneği Maramureş’de Hristiyanlık dönemi öncesinden beri var. Zaten kapılara işlenen bazı motifler de bunun göstergesi. Bu kapılar her zaman sadece soyluluğun ve zenginliğin göstergesi olmuş. Kapı ne kadar büyük ve gösterişli, oymaları ne kadar fazla ise o kadar zenginlik gösterirmiş. Fakirlerin evleri ise sadece çitle çevrili olurmuş. Bugün de bu ahşap ve oymalı kapı geleneği yaşatılıyor. Yine eski zamanlardaki gibi sadece zenginler büyük olanlarından yaptırabiliyor. İyi bir kapının bugün maliyeti 15-20000 EUR’lara kadar çıkabiliyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meşe ağacı kullanılan ahşap kapılarda değişmez motiflerden halat ve güneşi temsil eden rozet motiflerinin anlamlarını, ahşap kiliseleri anlatırken açıklamıştım. Bunun dışında değişik motifler de kapılara işlenmiş.

IMG_5975Yaşam ağacı motifi yaşamı, yılan motifi evin korunmasını, kurt dişi  gücü ve evin kötülüklere karşı korunmasını sembolize ediyormuş. Bunun dışında bazı kapılarda horoz ve yanda olduğu gibi Aziz kabartmaları da gördüm.

Maramureş’de konaklamamızı Breb Köyü’nde bir pansiyonda yaptık. Evin kendisi zaten Maramureş’in klasik ahşap evlerine iyi bir örnekti. Bu ortamda 2 gece de olsa yaşamak çok güzel bir deneyimdi. Ev sahiplerinin konukseverliliği ve yemeklerin güzelliği ise işin bonusu oldu.

Breb Köyü bu ahşap kapılar bakımından zengin. Barsana ve Oncesti Köylerinde daha güzel örneklerin var olduğu kaynaklarda geçiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Oncesti’yi görmedim ama Barsana’yı ziyaret ettim. Evet, gerçekten daha fazla tipik ev var ama Breb Köyündeki yeşillik sanki Barsana’da yok. Barsana’dakileri görmeli ama Breb Köyünde konaklamalı diye düşünüyorum. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evlerin dış kapısı kadar, evlerin kendilerinde de gelenekler devam ettirilmeye çalışılıyor. Örneğin evlerin kapılarına asılan emaye tencere kaplar, evde gelinlik çağında genç kız var demekmiş. Bizim kaldığımız pansiyonda da bolca emaye asılıydı.

IMG_6066.JPG

Odalarda el işi örtüler bolca kullanılıyor. Bir zamanlar bizde de olan dokuma tezgahları burada da zamanında kullanılmış. Halen bazı tezgahlar dokuma işini devam ettiriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_6092

Aşağı yukarı her ev kendi içkisini yapıyor.  Erik, armut, elma gibi meyvelerden eski usul damıtma cihazları kullanarak yaptıkları ve alkol oranı hayli yüksek olan içkileri yemek öncesi aperitif olarak küçük kadehlerle içiyorlar. En çok Țuică (tzuikh diye okunuyor) adını verdikleri ve erikten yaptıkları içkiyi tüketiyorlar. Bunu iki defa distile ettikleri zaman adına  Horinca deniyor

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu ev yapımı içkilerin özel bir de şişesi oluyor galiba. Ev yapımı kanyakların hep aynı türden şişelerde getirildiğini gördüm. Hem kaldığımız evde ve hem de Barsana Köyü ziyaretimizde gittiğimiz evde bize hem içki damıtma aletlerini gezdirdiler ve hem de içkilerinden tattırdılar. Tahmin edeceğiniz gibi bir hayli keskin tatları var.  Kaldığımız pansiyonda her akşam yemek öncesi Țuică ikram ettiler. Ama Romanya’da içtiğim en güzel ev yapımı içki Bucovina Bölgesinde içtiğim, Bayan Elena Coca’nın yaptığı kimyon likörüydü. Yeri gelince bahsederim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bazı evlerde ağaç kütüklerinden yapılmış ve çamaşır makinesi niyetine kullanılan tezgahlar bulunuyor. Aslında çamaşır makinesinin atası olan bu ahşap düzeneği, güç kaynağının akan su, merdanesinin ise ahşap olduğu bir düzenek olarak düşünebilirsiniz. Yüzyıllar öncesinden gelen bir çamaşır makinesi yani. Akan bir su yardımı ile döndürülen bir değirmen, kütüklerden yapılma merdane gibi bir sistemi çeviriyor ve bunun arasına konmuş halı gibi büyük hacimli eşyalar su yardımı ile döve döve yıkanıyor, Sistemin dışarıya yapılmış başka bir düzeneği içinde de küçük çamaşırlar yıkanıyor. Bu kocaman düzenek haliyle her evde bulunmuyor. Bu çamaşır makinesi bulunan evler, geçmişte ücreti karşılığı bu hizmeti köyün diğer sakinleri için de vermişler. Bu düzenekte hem halı, post, keçe gibi büyük hacimli eşyalar ve hem de diğer çamaşırlar yıkanabilmekte. Hala da iş görebiliyor.

Gelelim Romen halkına…Aslında ne hikmetse bizde Roman, Romen kelimeleri denince çoğunlukla aklımıza çingeneler geliyor. Bu akla gelme sadece bizde değil, tüm Avrupa ülkeleri halklarında da var. Ancak Rumenlerin, çingenelerle hiç alakası yok. Rumenler, kendilerinin çingenelerle karıştırılmasına bozuluyorlar.

IMG_20190613_183014

Avrupa’da her ülkede olduğu gibi çingeneler de bir halk grubu olarak varlar. Ama Romanya halkının küçük bir azınlığını çingeneler oluşturuyor ve esas büyük halk grubu, ataları Daçyalılarla karışmış Romalılar yani Romanlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Benim tanıştığım tüm Romanya insanları harikaydı. Çabucak kaynaşabiliyorsunuz. Maramureş Bölgesi insanları ise daha bir sıcak ve samimilerdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kadınların giysileri bol renkli, güllü dallı bol etekler, baskı desenli kabarık kollu bluzlar ve illa ki eşarp şeklinde oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Erkekler “clopuri” denen hasırdan huni gibi garip şekilli şapkaları giyiyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemekler ise çok lezzetli. Lahana dolmasına “sarma” diyorlar. Pansiyon sahibinin eşinin sarmaları, annemin sarması kadar lezzetliydi. Osmanlının bu topraklara hediyesi midir? Bilemiyorum. Gulaş ise nefis bir yemekti. Yani Maramureş yemekleri tam damak tadımıza uygun.

IMG_5695.JPG

Maramureş doğasına gelince, bu bölge tam bir cennet. Dağlar ve derin vadiler size her zaman huzur verecektir. Gittiğimiz dönemin özelliği olarak da her yer yemyeşil ve kır çiçekleri doluydu. Yol kenarlarında bol bol mola verip, yeşile daldık ve fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet Sevgili Sanal Gezgin arkadaşlarım bu yazı Maramureş hakkında son yazım oldu.  Bundan sonra Bucovina Bölgesi‘ni hikaye edeceğim. Romanya’da gezinin feda edebileceğim hiç bir günü yoktu. Ama Maramureş günleri hepsinden daha güzeldi diyebilirim. Benim için doğa, saman balyaları, farklı bir kültür, farklı bir mimari ve güzel insanlarla dolu, yani içinde ne ararsan var diyebileceğim bir bölümdü.

P6130065.JPG

Ve rehberimiz, şoförümüz, bu güzel ve zor gezi programımızı aksatmadan gerçekleştiren sevgili dostumuz George… Amatör ruhlu, profesyonel insanları hep sevmiş ve takdir etmişimdir. Romen insanlarına bu kadar dokunmamız ve tanımamız onun sayesindedir. Sabırla her isteğimizi yerine getirdiği ve çok sevdiği ülkesini bize en doğru ve güzel şekilde tanıttığı, onu bizle paylaştığı için ne kadar teşekkür etsek azdır.  Bir kez daha teşekkür ederiz ona ve şirketine.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

25.07.2019 Saat 21:53

 

Noroc Romanya: Dünyanın En Neşeli Mezarlığı: Săpânța Merry Cemetery

IMG_62731.jpg

Mezarlıkta hiç güldüğünüz oldu mu? Ya da bir mezarlığın tüm mezar taşlarına bakmaya çalıştığınız ?

IMG_6274.jpg

Allah affetsin ki , Romanya’da Maramureş Bölgesinde Săpânța adlı bir kasabanın mezarlığını ben neşe içinde gezdim. Ama kusur bende değil ki, mezarlığın adı bile sıra dışı ve neredeyse neşelenmezsen bu mezarlıkta gömülü olanların ruhları üzülecek. Bu sıra dışı mezarlığın adı Săpânța Neşeli Mezarlık

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ne demek istediğimi yukarıdaki meşe ağacından yapılma, Spanta Mavisi denen özel bir renkte boyalı ahşap bir haç üzerine yazılı bir hikayenin Türkçesini aktararak anlatmaya çalışayım. Unutmayın ki bu kitabe 1969 yılında ölmüş ve buraya gömülmüş yaşlı bir kadının mezarının başına dikilmiş. Bu mezar başı kitabede diyor ki;

P6130557-002.JPGBu ağır haçın altında
Benim zavallı kaynanam yatıyor
Eğer üç gün daha yaşasaydı
Burada ben yatacaktım ve bu haçı o okuyacaktı
Siz, buradan geçenler
Lütfen onu uyandırma çabalarında bulunmayın.
Çünkü eğer o eve geri dönerse
Beni daha çok eleştirecektir.
Ancak ben tabii ki terbiyemi takınacağım
Böylece o mezardan geri dönmeyecektir.
Yerinde kal benim sevgili kaynanacığım.

Stan-Ioan-PatrasSpanta Neşeli Mezarlığı, başlangıç hikayesini ve bu mezarlığın bu kadar popüler hale gelmesini Stan Ioan Patras adlı bir ahşap heykeltıraşına borçlu. Aslında Stan, Maramureş Bölgesinde geleneksel olan bir işe devam etmek istemiş. Maramureş Bölgesinin ahşap kiliselerinden bir önceki yazımda ayrıntıları ile bahsederken, bu kiliselerin bahçelerindeki mezarların başlarında bulunan ahşap haçlardan kitabelere dikkat çekmiştim. (https://gezekalin.com/2019/07/23/noroc-romanya-maramures-ahsap-kiliseler/). Patras 14 yaşından başlayarak meşe ağacından, oyma mezar başı haçlar yapıyordu. Zaman içinde bunları Săpânța Mavisi denen özel mavi bir renkte boyamaya, bunlara ölen ile ilgili hikayeler oymaya, şiirler eklemeye başladı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İlk mezar kitabesini yaptığı 1934 yılından, 1977 yılında ölene kadar tam 700 adet mezar kitabesi oymuş. Patras öldükten sonra onun işini, çırağı  Dumitru Pop devam ettiriyor. Bu mezarlığı gezen bir Fransız turistin ağzından çıkan “Burası ne kadar neşeli bir mezarlık” sözü mezarlığın adını ortaya çıkartmış; Săpânța Neşeli Mezarlığı. Bu mezarlık artık hem tüm dünyaca meşhur ve Romanya gezi programlarına mutlaka eklenen bir ziyaret yeri ve hem de istendiği gibi neşe içinde her gün binlerce insanın ziyaret ettiği bir yer olmuş. Yöre insanı için bir gelir kaynağı olması ise işin diğer yanı.

IMG_6248.JPG

Stan Ioan Patras’ın hikayeleri ölen insanın nasıl öldüğü, nasıl yaşadığı, ne iş yaptığı gibi mezar sahibine ait gerçeklikle ilgili olan hikayeler. Örneğin yukarıdaki kitabeye bakarak mezar sahibinin trafik kazasında ölen bir çocuğa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. İşin ilginci mezarlıkta kaza ile ilgili çok sayıda hikaye çizilmiş ya da oyulmuş. Bundan anladığım Romanya’da trafik kazasında ölen çok oluyor. Aşağıdaki örneklerden soldakinin yaşamında bir doktor olduğunu, sağdakinin ise suda boğularak öldüğünü anlıyoruz.

Yazılan metinler ise kimi zaman trajik bir metin, kimi zaman da kaynana mezarında olduğu gibi hiciv içeren şiirler oluyor. Örneğin yaşamı boyunca çok içmiş ve bu yüzden eşi tarafından terk edilmiş birisinin kitabesinde şunlar yazabiliyor;

Burada istirahat eden ben, 
Stefandır benim adım. 
Yaşadığım sürece içki içmeyi sevdim
Karım beni terk ettiğinde
Üzgün olduğum için içtim. 
Sonra mutlu olmak için  
Daha çok içtim
Karımın beni terk ettiğinden
Daha kötü değildi.
Çünkü arkadaşlarımla içiyordum  
Çok fazla içtim
Ve şimdi hala çok susuyorum
İşte bunun için beni ziyarete gelen  
                                                                         Buraya bir şişe şarap bıraksın…

Aslında bu mezarlığın Maramureş Bölgesinden kaynaklanan bir felsefesi var. Buna göre ölüm önemli değildir ve ölen sadece bedendir. Bu nedenle örneğin mezar taşlarında “1945 yılında öldü” yazmıyor. Bunun yerine “1945 yılına kadar yaşadı” yazıyorlar. Beden kaybolsa ve o yılda ölse bile, ruhun yaşamı devam ediyor. Ne yaşamışsanız, osunuzdur.  Bu felsefe, bu topraklarda Daçyalılardan beri olan bir felsefe.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mavi rengin seçilmesinin de bir anlamı var. Săpânța Mavisi cenneti, gök yüzünü temsil ediyor; “Asıl mezar taşımız gökyüzüdür, ruhlarımız yaşamaya gökyüzü altında devam ediyor.” Sivri ve uzun kitabelerin seçilmesi ise Tanrıya daha yakın olma isteğinden kaynaklanıyor. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

George’un rehberliğinde ve anlatımında bu neşeli mezarlığı gezdim. Sonrasında bu renk cümbüşü ardına gizli felsefeyi hissederek kendime ait gezi zamanını daha da uzattım ve iki saate yakın bu mezarlıkta gezdim. Çoğunlukla güldüm, çocuk mezarları gibi bazı mezarların başında ise hüzünlendim. Geziyi, mezarlığın fikir babası ve yaratıcısı Stan Ioan Patras’ın mezarı başında bitirdim.

Patras’ın mezar kitabesi ise şöyleydi;

Küçük bir çocuk olduğum zaman bile, 
Stan Ion Patras diye çağrıldım
Yolunda giderken beni bir dinle
Sana söyleyeceklerim de yalan yoktur
Yaşadığım tüm günler boyunca
İsteğimle kimseye zarar vermedim
Tanıdığım hiç bir insana
İyilikten başka bir şey yapmadım
Dağınık dünyam için hüzünlen
Onun içinde yaşamak çok zordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Săpânța Neşeli Mezarlığı ile ilgili bu yazıyı yazarken Bitlis’in Ahlat ilçesinde o muhteşem Selçuklu mezar taşlarını gezdiğim günler aklıma geldi. Belki burası kadar neşesi yoktu ama o bakımsız, ilgisiz  ve doğanın insafına bırakılmış haline rağmen ne muazzam ne asil eserlerdi onlar!

Evet sevgili Sanal Gezgin dostlarım; “Sadece mezarlık” demeyin neşelisi de olabiliyor. Sadece “neşe“, sadece “renk” demeyin, bir felsefesi, bir geleneğin devamı da olabiliyor.. “Bu ne delilik” demeyin, delilik bazen bir bölgenin gelir kapısı oluyor..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

24.07.2019 saat 01:11

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Noroc Romanya: Maramureş-Ahşap Kiliseler

IMG_5908.JPG

Romanya’nın Kuzey Batı bölgesi Maramureş diye adlandırılıyor. Bu bölge sadece Romanya için değil, Avrupa için bile özel bir bölge sayılıyor. Biz Romanya gezimiz sırasında 2 gece Breb Köyünde konaklayıp, Maramureş Bölgesini gezmeye çalıştık. Doğası, devam ettirilen gelenekleri, uzun sivri minareli ahşap kiliseleri ve o müthiş ahşap oyma sanatı ile  gerçekten çok özel bir bölgeyi gezdik, sizinle de bu sayfada gezimizi paylaşacağım.

romania-regions-map.jpg

Maramureş bence fotoğraf tutkunu birisi için tam bir cennet. Öbek öbek saman balyaları, o balyaları dizmek için yöre insanlarının saatlerce verdikleri çaba, sivri uçlu kuleleri ile ahşap kiliseler ve her biri sanat şaheseri olan ahşap kapılar ve çitler. Sadece bu bölge için bile Romanya gezi planı yapılabilir.

Bölge hala çok ağaçlık bir bölge. Ağacın bol olması, bölge insanın yüzyıllardır geleneksel ahşap oymacılığında doruk noktalara çıkmalarına neden olmuş. Ahşap dam saçakları, pencerelerin oymalı ahşap kenarları, evlerin ahşap girişleri, ahşap avizeler, ahşap kilise ve hatta ahşaptan mezar başları. Bunların hepsi birer usta işi. Ben yazımda Maramureş’i bölümler halinde anlatacağım; Birinci bölümün konusu ahşap kiliseler olacak.

IMG_5714

Maramureş’in ahşaptan sivri uçlu uzun çan kuleleri, ahşap damı ile Romanya stili Gotik tarz diye adlandırılan ahşap kiliseleri, Romanya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki eserleri arasında yer alıyorlar. Hemen hemen her köy içinde küçüklü büyüklü olarak 1500’den fazla, ahşap kilise bulunuyor. Surdeşti, Plopis, Rogoz, Ieud, Poeinile, Izei, Barsana, Budeşti ve Deseşti‘de bulunanları ise en iyi ahşap kilise örneklerinden sayılıyorlar ve UNESCO Listesi içinde de bu kiliseler yer alıyorlar. Bazıları 400-500 yıllık olan bu kiliselerden önemli bir kısmını ziyaret etme şansını bulduk.

IMG_5756

Ahşap kiliselerin yapımında karaağaç ya da meşe ağacı kullanılmış. Kiliselerin içine bölge sanatçıları tarafından İncil’den sahneler resmedilmiş. Gördüklerimiz genellikle aynı sahnelerdi; Adem ve Havva’nın cennetten kovulması, şeytanın bulunduğu cehennemde cezalandırma sahneleri ve Cebrail-Mikail gibi Baş Meleklerin insanları cehennemden kurtarma çabaları, Hristiyanlığın ilk yıllarındaki inananların çektikleri işkenceler, Hz İsa’nın çarmıha gerilmesi, göğe yükselmesi ve azizlerin resimleri neredeyse her kilisede işlemiş konular. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ahşap kiliselerden ilk olarak Targu Lapuş yakınlarındaki Rogoz Köyü Ahşap Kilisesini ziyaret ettik. Aynen bazı müstahkem kiliselerde olduğu gibi, ahşap kiliselerin de kapıları kilitli olabiliyor. Yani ziyarete gittiğinizde bazılarında sizi gezdirecek kimseler bulamayabilirsiniz. Bu durumda bunların papazlarına ya da bir görevliye ulaşmak gerekebiliyor. Sevgili George ahşap kiliseye varmadan önce, kilise rahiplerine telefonla önceden ulaştığından biz hiç kapıdan geri dönmedik.  Demem o ki eğer kapı pencere kilitli bir ahşap kilise bulursanız yöre insanına kilise papazını sorun. Yakınlarda olduklarından hemen gelip kilitli kapıları açıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rogoz Tahta Kilisesi Baş Melekler Cebrail ve Mikail‘e ithaf edilmiş ve 17. yüzyıl ortalarında yapılmış. Bu kilise Tatarların istilası sonrasında eski kilise yerine karaağaçtan yapılmış. Kuleyi ve ahşap damı taşıyan kirişler at başı şeklinde ve  bu at başları dostluğu, sevgiyi gösterir şekilde boyun boyuna yaslanmışlar. Bu yapı hemen tüm ahşap kiliselerde bulunuyor.

Kiliselerin arka ya da yan taraflarında upuzun bir masa ve iki sırada oturma yeri bulunuyor. Bu masaya “Atalar Masası” deniyor. Burada köy halkı ayin sonrası toplaşıp sosyal konuları konuşurmuş.

Ahşap kiliselerde olsun, Maramureş’de bulunan bina girişinde büyük kapılarda olsun,  halat ve rozet (güneşin sembolü) motifleri ahşaba oyulmuş. Burada halat motifi cennet ve dünya arasındaki bağı (ya da sonsuzluğu), rozet ise yaşam ve aydınlanma için ataların sevgisini temsil ediyor. Rogoz Ahşap Kilisesinde halat motifi kiliseyi çevrelerken, rozet motifi haça yerleştirilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ahşap Kiliselerin içinde iki bölüm var. Hem ana kapı hem de ikinci kapı, girerken boy eğmenizi gerektirecek kadar kısa yapılmış. Ana girişten sonraki bölüm (narthex) penceresiz ve bu bölüm kadınlar içinmiş. Burada da ahşap duvara çizilmiş resimler var ve sol yanda Tatarların istilası resmedilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İkinci kapıdan sonra ise ana bölüm (nef) geliyor. Burada bir de balkon denebilecek  merdivenle çıkılan başka bir bölüm daha var. Daha önceden de dediğim gibi duvarlar çizimlerle dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5738.jpg

Bu kilisenin avizesi de çok ilginç ve o da ahşaptan yapılmış. Ahşap avize yaşam ağacını ve onun dünya ile cennet arasındaki bağını temsil ediyormuş.

Surdeşti Ahşap Kilisesi ise UNESCO Listesi içinde olan ahşap kiliselerin ikinci örneği olarak aynı gün gezildi. 1776 yapım tarihli bu tahta kilise uzun kulesi ile diğerlerinden ayrılıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

54 metrelik kuleye, kilisenin de boyu eklenince toplamda 72 metrelik bir uzunluğa erişiliyor ki bu yükseklik ona en yüksek ahşap kilise unvanını kazandırıyor. Aslında Barsana‘daki ahşap kilisenin kulesi 57 metre ve kule olarak en uzunu sayılıyor. Kilisenin yerden toplam uzunluğu göz önüne alındığında Surdeşti en uzunu kabul ediliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kilise de, yukarıdaki kilisenin ayrıntıları ile anlattığım özelliklerini gösteriyor ama Rogoz Ahşap Kilisesine göre yapım tarihi daha yakın (18. yüzyıl). Kilise önünde bulunan mezarlık ilginç. Burası faal bir kilise, içinde çeşitli el işi süslemeler mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5862.jpg

O gün konakladığımız Breb Köyü içindeki Breb Ahşap Kilisesi belki UNESCO listesi içinde olmayan kiliselerden bir tanesiydi ama bana sorarsanız gördüklerim içinde en sevimlisiydi. Bir kere diğerlerine göre daha sakin ve yeşillikler içindeydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin dış kapısı müthişti, halat ve rozet motifleri burada da gözüküyordu. Breb Köyü Ahşap Kilisesinin bazı bölümlerinin yapım tarihi 1530’lu yıllara gitse de asıl yapı 1622 yılından kalma. Romanya’daki en eski ahşap kiliselerden bir tanesi ve hatta kulesi en eski olanı. Benim en favori ahşap kilisem bu oldu doğrusu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ertesi gün gezdiğimiz Budeşti Köyü’nde biri Ortodoks diğeri Greek-Katolik olmak üzere iki cemaat var. Bu cemaatlerden Aşağı Budeşti‘de (Budeşti Josani) oturanların kilisesi olan ahşap kilise, Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olanı.

IMG_6033.JPG

Biliyorum bazılarınız “Arkadaş! Bunların hepsi aynı. Birini gezsen, hepsini gezmiş olursun. Gerek yok hepsini gezmeye!” diyecektir. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Vaktiniz kısıtlı ise aralarından en iyi bir örneği seçer ve yolunuza devam edersiniz tabii ki.. Ama hepsinin ayrıntıda bazı farklılıkları var. Örneğin 1643 tarihli Budeşti Ahşap Kilisesi ölçütleri en büyük olanlarından bir tanesi olmasının yanında farklı bir çatı ve kule mimarisine sahip.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çatısı çift katmanlı, çan kulesi ise dört tane minik kule ile süslenmiş. İçinde yine aynı şekilde iki bölüm var, resimlerde aşağı yukarı aynı konular işlenmiş. İçeride nef bölümünde sergilenen bir Meryem Ana ikonu çok eski olması ile kıymetli ve bir de köylünün bir kütüğü balta ile ikiye bölmesi sırasında ortaya çıkan haç, mucizevi bir simge olarak sergileniyor. Beni sonuncu mucize pek ikna etmese de fotoğraflamadan duramadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kiliseyi bize bir bayan görevli açtı. Gezimiz sırasında bize eşlik eden minik kızı kendi dünyasında, gezimize ayrı bir renk kattı.

P6130137.jpg

Barsana Köyü tarihte çok eski zamanlardan beri kayıtlı ve burada14. yüzyılda bir kilise mevcutmuş. Barsana Manastırı aslında bugünkü yerinden daha farklı bir yerdeyken Tatarların saldırısı ile yakılmış ve yıkılmış. Yerine 18. yüzyılda yapılan kilise daha sonra bulunduğu tepeden, şimdiki yerine taşınmış. Bu nedenle halk arasında bu eski kiliseye  “yürüyen kilise” deniyormuş.

IMG_6225.JPG

Barsana Manastırı bir kompleks ve Romenler için kutsal bir haç yeri. Barsana Manastırı’nda bulunan ve bu alana taşınan iki katlı eski ahşap kilise UNESCO Listesi içinde yer alıyor. Bu nedenle alanı gezerken daha yeni olan kilise ve müze alanlarını gezerek, eski ahşap kiliseyi gözden kaçırmayın. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alanda bulunan eski kilise yanında, 1993 yılında yapılan yeni bir kilise daha var ki 57 metre kule yüksekliği ile Avrupa’nın en yüksek ahşap kulesi unvanını kazanmış. Bu kilise de eski stille yapılmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Deseşti Ahşap Kilisesi’de en beğendiklerim arasında oldu. Yeşillikler içerisinde, ön tarafında mezarlık olan 18. yüzyıldan kalma bir ahşap kilise burası.

P6130612.JPG

Bu ahşap kilise içindeki boyamalar çok önemli görülüyor. 1780 yılından ve önemli kabul edilen çizimlerden birisinde sadece Katolikler değil, o zaman için düşman görülen, Yahudiler, Türkler, Tatarlar ve Almanlar da cennet yolunda gösterilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazı ile Romanya’nın Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki ahşap kiliselerini tanıtmaya çalıştım. Konu sıkıcı ama insanların inanç ve tapınma duyguları ile yüzyıllar boyunca öğrenerek ortaya çıkarttıkları mimarı yapılara kattıkları estetik ve benzersizlik takdir edilesi değil mi sizce de?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

23.07.2019 Saat 17:00

 

 

Noroc Romanya: Corvin Kalesi-Alba Lulia-Cluj Napoca

IMG_5324

Bugünkü Romanya gezimize Corvin Kalesi ile başlıyoruz. Corvin Kalesi’nin tek adı da bu değil; Kaynaklarda Romanya’nın Yedi Harikasından birisi olarak bilinen Gotik mimarinin şaheseri bu kaleyi Hunyadi ya da  Hunedoara Kalesi diye de bulabilirsiniz. Romanya’ya turistik bir gezi yapanlar hemen Kont Drakula karakterinin kalesi olan Bran Kalesini ön plana çıkartırlar ama bence Romanya’daki ortaçağdan kalma en iyi kale örneği Corvin Kalesi’dir.  Masallardaki, filmlerdeki gibi bir kale burası. 

(Meraklısına Dip Not: Romanya’nın 7 Harikası olarak kabul edilen eserler; Bran kalesi, Corvin Kalesi, Spanta Neşeli Mezarlığı (Merry Cemetery of Sapanta), Peleş Kalesi, Transfagaraşan Yolu, Turda Tuz Madeni, Voronet Manastırı)

Hünyadi soyadını taşıyan tarihsel karakterler “Türkleri Avrupa yolunda engellemiş, geciktirmiş karakterler olarak kabul edilirler”; Hünyadi Yanoş’un babası Voyk Macarca Voicu), Hünyadi Yanoş ve onun oğlu Matthias Corvinus (Macarca Mátyás) bu ailenin babadan oğula artan iyi komutan ve yöneticileri sayılıyorlar. Bu yakadan Osmanlının belalısı, diğer yakadan büyük kahraman Mihai Viteazul (Büyük Michael) var ki o bu aileden değil. Onu da Alba Lulia şehrini gezerken anlatacağım. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Romenler önce soyadlarını sonra da adlarını kullanırlarmış. Bizim tarihimizde Hünyadi Yanoş (Macarca János, Romence Ioan) diye bildiğimiz karakterin babasına, yani Voyk’a, komutan olarak başarılarından ötürü Macar Kralının Hünyadi (Hunyad) Kalesini ve bölgenin yöneticiliğini bahşetmesi ile aileye Hünyadi  (Hunyad) soyadı geliyor. Soyadı başta, adı sonda olunca da Hünyadi Yanoş ortaya çıkıyor. Hünyadi Yanoş babasının yerine tahta geçince kale iyileştiriliyor ve onun oğlu Matthias Corvinus zamanındaki eklemelerle kale iyice genişletiliyor. Corvinus’dan sonra, 1725 yılında Habsburg Ailesinin eline geçmesine kadar, 22 tane Transilvanya Prensi kalenin sahibi oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaleye en son eklentileri 1618’de yapmışlar ve kale şu anki görünümüne kavuşmuş. Kale zamanında tüm Avrupa’nın en güzel ve en büyük kalesi olma özelliğini taşıyor. Şimdi artık bir müze olarak korunuyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kaleye, tahta köprü geçilip ana kule kapıdan giriliyor. Girişten hemen sonra karşınıza ilk çıkan yer mahkumların kaldığı ve işkence yapılan bölüm oluyor. Corvin Kalesinin bir ilginç yanı da Kazıklı Voyvoda’nın bu kalede 7 yıl hapis edilmesi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hünyadi Yanoş’un ailesi için seçtiği flama, ağzında yüzük olan bir kuzgun. Şövalyeler Salonunda (Knight’s Hall) asılı olan flamalardan bir tanesinde ay yıldız olması ilginç geldi.

P6110031-001.JPG

Corvin Kalesinin en etkileyici bölümleri Şövalyeler Salonu (Knight’s Hall), Matei Salonu ve Rönesans Merdivenli Locası. Bizim için etkileyici bir başka bölüm ise kuyusu. Ama ortaçağ kalelerinin en çarpıcı tarafı dışarıdan görülen kısmı. Peleş Kalesinde gördüğümüz iç mekan zenginliği, haliyle bu kalede yok.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Matthias’ın olduğu söylenen oda da yatak ve çağın elbiseleri gibi bazı düzenlemeler yapılmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gelelim sarayın kuyusunun hikayesine; Hünyadi Yanoş esir alınan 3 Osmanlı askerine saray içinde bir kuyu açmalarını ve eğer su bulurlarsa onları azad edeceklerine dair söz verir. 

P6110045.jpg

Bu üç esir asker tam 15 yıl boyunca kendilerine gösterilen kale köşesinde kuyu kazarlar ve sonunda da suyu bulurlar. Ancak su bulunmadan Hünyadi Yanoş ölür. Karısı Erzsébet kocası Hünyadi Yanoş’un esirlere verdiği sözü yerine getirmez ve onları ölüme mahkum eder. Bu esirlere idamları öncesi son sözleri sorulduğunda ise söyledikleri söz; “Artık suyunuz var ama ruhunuz yok” olur. Bu sözü bizim yazılı kaynaklarda da buldum ama sözü rehberimiz George’un ağzından duymak bir nevi teyit oldu benim için.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6110043.jpg

Kuyunun olduğu yerde, bir köşede Osmanlının kullandığı harflerle yazılı bir metin de var ve bu metinde kuyu yapanlardan birisinin adının Hasan olduğu yazıyormuş. Bu yazı hikayenin doğruluğunu destekler nitelikte. Kuyunun bulunduğu  yere yakın mahkumlar için kullanılan bir çukur var. Ölüm cezası alan mahkumlar aç ayı ya da kurtların bulunduğu bu çukura atılarak cezalandırılırlarmış. Bu gezi sonrası Transilvanya Voyvodalarının fazlaca zalim olduklarını kabul ettim.

P6110061.jpg

Corvin Kalesi gezisi sonrası Alba Lulia Sitadel’e doğru yola düştük. Yolda artık Maramures’e giriş kabul ettiğim saman yığınlarına rastlamaya başladık.

P6110073.JPG

Alba Lulia Sitadel Romanya tarihinde her daim önemli olmuş bir Transilvanya şehri. Bir dönem Transilvanya’nın başkentliğini de yapmış. Bu şehir Romanya çiftçilerinin özgürlük ve hakları için isyan ettikleri 1785 Köylü İsyanı ile adalet ve özgürlüğün, 1 Aralık 1918 yılında Transilvanya’nın, Wallachia ve Moldova ile birlikte tek ulus haline gelmesinin kararı alınıp, deklare edildiği şehir olarak ulusal birliğin sembolü kabul ediliyor.

P6110088.JPG

Daha önce gördüğümüz Braşov, Sibiu gibi renkli ve tipik Sakson şehri değil, hatta bana biraz soğuk bir şehir gibi geldi. Ana yol boyu dizilen heykellerle sıcak hale getirilmeye çalışılmış sanki.  Ancak yukarıdaki özellikleri için bile uğranıp geçilesi bir Romanya şehri ve biz de öyle yaptık zaten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alba Lulia’da, Transilvanya’daki en eski ve en değerli Roman Katolik Katedrali bulunuyor. Meşhur Hünyadi Yanoş’un mezarı da bu kilise içinde bulunuyor.

P6110119.JPG

Eski şehirde ulusal kahramanlardan, önemli tarihi kişiliklere kadar çok sayıda heykel bulunuyor. En görkemli olan heykel ise at sırtında tüm heybeti ile Romenlerin Mihai Viteazul’ü bizim Büyük Michael diye bildiğimiz efsanevi Wallachia Voyvodası’nın heykeli. Büyük Michael, Osmanlı Padişahından aldığı icazet ile Wallachia Voyvodası olduktan sonra Osmanlı’ya baş kaldırmış ve hem Osmanlı ve hem de diğer Romen Voyvodalarla savaşarak topraklarını genişletmiş. 1599 yılında Transilvanya, Wallachia ve Moldova topraklarını tekeline alarak tarihte ilk kez, kısa da sürse, Romanya’nın birliğini yine Alba Lulia’da ilan etmiş. 

P6110080-001.JPG

Alba Lulia Şehrine yukarıdan kuş bakışı bakacak olsak, eski şehri yıldız şeklinde bir sur sistemi içinde görürüz. Bugün bu surların tamamı yok. Eski şehrin aslında altı tane kapısı varmış ama bugün sadece 3 tanesi ayakta. Alba Lulia’nın tam göbeğine doğru çıkan yolun başındaki Barok tarzı ve 1700’lü yıllarda yapılmış 3 numaralı kapı en güzel kapıydı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Her gün saatler tam 12’yi vurduğunda temsili bir grup asker bu kapılarda törenle nöbet değişimine gidiyorlar. Biz de bu güzel törene denk geldik ve bol bol fotoğrafladık. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alba Lulia’da yeni sayılabilecek bir Ortodoks Katedral’de bulunuyor. Bu katedralde Kral Ferdinand ve Kraliçe Mary‘nin taç giyme törenleri yapılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

P6110192.JPG

Rimetea Köyü aslında programımızda olmayan bir köydü. George zamanla ne istediğimizi anladığından, Cluj Napoca yolu üzerinde bu köye uğrarsak çok seveceğimizi söyledi. Gerçekten de bu köyü çok sevdik. Alba Lulia’dan 50 km kadar sonra ulaşılan bu köy, günümüz bence en güzel olan ziyaret yeriydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyde yaşayanlarının çoğunluğu Macar olan ve beyaz renkte duvar, yeşil renkte pencereli tipik evleri ile çok sevdiğimiz bir yer oldu burası. 700-800 yıllık bir tarihe sahip köy 1870’de büyük bir yangın geçirmiş. Evlerin çoğu o tarih sonrası yeniden yapım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Transilvanya gezinize mutlaka eklemenizi tavsiye edeceğim, 2014 yılında Europa Nostra ödülüne sahip bu köyü sakın ihmal etmeyin. Köy içinde mutlaka küçük bir yürüyüş yapın. 

Köy içinden giden bir yol, biraz yürüyüşle, sizi tepelerden köye kuş bakışı görebileceğiniz bir alana götürecektir. Üşenmeyin yürüyün ve güzel manzaranın tadını çıkartın.

P6110171.JPG

Günümüzün bir başka durağı ise Turda Tuz Madeni (Salina Turda) gezisi oldu. Bu madenin tarihi çok eskilere kadar uzanıyor. Maden hakkında ilk kayıtlara 1271 yılında rastlanılıyor.IMG_20190611_153541

Maden 1932 yılına kadar işletilmiş. Sonradan peynir saklamak için bir depo ve savaş sırasında da bombalara karşı sığınak olarak kullanılmış. Günümüzde ise müze olarak geziliyor. Yalnız burada ilginç bir şey yapmışlar; Tuz madeninin 120 metreyi bulan dip kısmına bir lunapark inşa etmişler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir anfi, kayıkla gezilebilen bir küçük gölet ve lunapark sanki bu madene başka bir görüntü vermiş. Asansörler ya da 13-14 kat olarak kıvrıla kıvrıla  dönen merdivenle inilebilen bu madenin dibine lunapark, mini golf, masa tenisi alanları gibi faaliyetler sanki yakışmamış. Kim bilir zamanında kaç maden işçisinin canına mal olan bu maden, kendine yakışır şekilde bir müze olabilirdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Zamanındaki işlevine uygun olarak korunmuş madencilik faaliyetlerini gösterir bölümler sayısı bence yetersiz. Yine de Romanya’nın yedi harikası içinde yer alan bu müzeyi yeterli zamanınız varsa gezmeniz gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Turda Tuz Madeni gezisi sonrasında yaklaşık bir saatlik bir yolculukla Kloşvar‘a ( Cluj Napoca) ulaştık. Romanya gezimiz boyunca konakladığımız yerler içinde sadece burada eski şehirde kalamadık. 

IMG_5645.JPG

Kloşvar’da bir büyük şehir havası var. Bu havası da Romanya’nın Bükreş’ten sonra ikinci büyük şehir olmasından kaynaklanıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sibiu, Sighisoara, Braşov’da bulduğumuz sıcak havayı bu şehri turlarken hissedemedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski şehrin büyük caddelerinden gezdik ve Matthias Corvinus’un 1443 yılında doğduğun evin bulunduğu sokaktaki meydanda Bistro Viena adlı bir mekanda apfel strudel ve sacher torte yeyip, Ursus (Romen Lokal Birası) içerek günü tamamladık.

Sonraki yazı Romanya’nın en güzel bölgesi, Maramures ile ilgili olacak..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

18.07.2019 Saat 23:36

IMG_5662