Noroc Romanya: Dünyanın En Neşeli Mezarlığı: Săpânța Merry Cemetery

IMG_62731.jpg

Mezarlıkta hiç güldüğünüz oldu mu? Ya da bir mezarlığın tüm mezar taşlarına bakmaya çalıştığınız ?

IMG_6274.jpg

Allah affetsin ki , Romanya’da Maramureş Bölgesinde Săpânța adlı bir kasabanın mezarlığını ben neşe içinde gezdim. Ama kusur bende değil ki, mezarlığın adı bile sıra dışı ve neredeyse neşelenmezsen bu mezarlıkta gömülü olanların ruhları üzülecek. Bu sıra dışı mezarlığın adı Săpânța Neşeli Mezarlık

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Ne demek istediğimi yukarıdaki meşe ağacından yapılma, Spanta Mavisi denen özel bir renkte boyalı ahşap bir haç üzerine yazılı bir hikayenin Türkçesini aktararak anlatmaya çalışayım. Unutmayın ki bu kitabe 1969 yılında ölmüş ve buraya gömülmüş yaşlı bir kadının mezarının başına dikilmiş. Bu mezar başı kitabede diyor ki;

P6130557-002.JPGBu ağır haçın altında
Benim zavallı kaynanam yatıyor
Eğer üç gün daha yaşasaydı
Burada ben yatacaktım ve bu haçı o okuyacaktı
Siz, buradan geçenler
Lütfen onu uyandırma çabalarında bulunmayın.
Çünkü eğer o eve geri dönerse
Beni daha çok eleştirecektir.
Ancak ben tabii ki terbiyemi takınacağım
Böylece o mezardan geri dönmeyecektir.
Yerinde kal benim sevgili kaynanacığım.

Stan-Ioan-PatrasSpanta Neşeli Mezarlığı, başlangıç hikayesini ve bu mezarlığın bu kadar popüler hale gelmesini Stan Ioan Patras adlı bir ahşap heykeltıraşına borçlu. Aslında Stan, Maramureş Bölgesinde geleneksel olan bir işe devam etmek istemiş. Maramureş Bölgesinin ahşap kiliselerinden bir önceki yazımda ayrıntıları ile bahsederken, bu kiliselerin bahçelerindeki mezarların başlarında bulunan ahşap haçlardan kitabelere dikkat çekmiştim. (https://gezekalin.com/2019/07/23/noroc-romanya-maramures-ahsap-kiliseler/). Patras 14 yaşından başlayarak meşe ağacından, oyma mezar başı haçlar yapıyordu. Zaman içinde bunları Săpânța Mavisi denen özel mavi bir renkte boyamaya, bunlara ölen ile ilgili hikayeler oymaya, şiirler eklemeye başladı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İlk mezar kitabesini yaptığı 1934 yılından, 1977 yılında ölene kadar tam 700 adet mezar kitabesi oymuş. Patras öldükten sonra onun işini, çırağı  Dumitru Pop devam ettiriyor. Bu mezarlığı gezen bir Fransız turistin ağzından çıkan “Burası ne kadar neşeli bir mezarlık” sözü mezarlığın adını ortaya çıkartmış; Săpânța Neşeli Mezarlığı. Bu mezarlık artık hem tüm dünyaca meşhur ve Romanya gezi programlarına mutlaka eklenen bir ziyaret yeri ve hem de istendiği gibi neşe içinde her gün binlerce insanın ziyaret ettiği bir yer olmuş. Yöre insanı için bir gelir kaynağı olması ise işin diğer yanı.

IMG_6248.JPG

Stan Ioan Patras’ın hikayeleri ölen insanın nasıl öldüğü, nasıl yaşadığı, ne iş yaptığı gibi mezar sahibine ait gerçeklikle ilgili olan hikayeler. Örneğin yukarıdaki kitabeye bakarak mezar sahibinin trafik kazasında ölen bir çocuğa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. İşin ilginci mezarlıkta kaza ile ilgili çok sayıda hikaye çizilmiş ya da oyulmuş. Bundan anladığım Romanya’da trafik kazasında ölen çok oluyor. Aşağıdaki örneklerden soldakinin yaşamında bir doktor olduğunu, sağdakinin ise suda boğularak öldüğünü anlıyoruz.

Yazılan metinler ise kimi zaman trajik bir metin, kimi zaman da kaynana mezarında olduğu gibi hiciv içeren şiirler oluyor. Örneğin yaşamı boyunca çok içmiş ve bu yüzden eşi tarafından terk edilmiş birisinin kitabesinde şunlar yazabiliyor;

Burada istirahat eden ben, 
Stefandır benim adım. 
Yaşadığım sürece içki içmeyi sevdim
Karım beni terk ettiğinde
Üzgün olduğum için içtim. 
Sonra mutlu olmak için  
Daha çok içtim
Karımın beni terk ettiğinden
Daha kötü değildi.
Çünkü arkadaşlarımla içiyordum  
Çok fazla içtim
Ve şimdi hala çok susuyorum
İşte bunun için beni ziyarete gelen  
                                                                         Buraya bir şişe şarap bıraksın…

Aslında bu mezarlığın Maramureş Bölgesinden kaynaklanan bir felsefesi var. Buna göre ölüm önemli değildir ve ölen sadece bedendir. Bu nedenle örneğin mezar taşlarında “1945 yılında öldü” yazmıyor. Bunun yerine “1945 yılına kadar yaşadı” yazıyorlar. Beden kaybolsa ve o yılda ölse bile, ruhun yaşamı devam ediyor. Ne yaşamışsanız, osunuzdur.  Bu felsefe, bu topraklarda Daçyalılardan beri olan bir felsefe.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mavi rengin seçilmesinin de bir anlamı var. Săpânța Mavisi cenneti, gök yüzünü temsil ediyor; “Asıl mezar taşımız gökyüzüdür, ruhlarımız yaşamaya gökyüzü altında devam ediyor.” Sivri ve uzun kitabelerin seçilmesi ise Tanrıya daha yakın olma isteğinden kaynaklanıyor. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

George’un rehberliğinde ve anlatımında bu neşeli mezarlığı gezdim. Sonrasında bu renk cümbüşü ardına gizli felsefeyi hissederek kendime ait gezi zamanını daha da uzattım ve iki saate yakın bu mezarlıkta gezdim. Çoğunlukla güldüm, çocuk mezarları gibi bazı mezarların başında ise hüzünlendim. Geziyi, mezarlığın fikir babası ve yaratıcısı Stan Ioan Patras’ın mezarı başında bitirdim.

Patras’ın mezar kitabesi ise şöyleydi;

Küçük bir çocuk olduğum zaman bile, 
Stan Ion Patras diye çağrıldım
Yolunda giderken beni bir dinle
Sana söyleyeceklerim de yalan yoktur
Yaşadığım tüm günler boyunca
İsteğimle kimseye zarar vermedim
Tanıdığım hiç bir insana
İyilikten başka bir şey yapmadım
Dağınık dünyam için hüzünlen
Onun içinde yaşamak çok zordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Săpânța Neşeli Mezarlığı ile ilgili bu yazıyı yazarken Bitlis’in Ahlat ilçesinde o muhteşem Selçuklu mezar taşlarını gezdiğim günler aklıma geldi. Belki burası kadar neşesi yoktu ama o bakımsız, ilgisiz  ve doğanın insafına bırakılmış haline rağmen ne muazzam ne asil eserlerdi onlar!

Evet sevgili Sanal Gezgin dostlarım; “Sadece mezarlık” demeyin neşelisi de olabiliyor. Sadece “neşe“, sadece “renk” demeyin, bir felsefesi, bir geleneğin devamı da olabiliyor.. “Bu ne delilik” demeyin, delilik bazen bir bölgenin gelir kapısı oluyor..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

24.07.2019 saat 01:11

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Noroc Romanya: Maramureş-Ahşap Kiliseler

IMG_5908.JPG

Romanya’nın Kuzey Batı bölgesi Maramureş diye adlandırılıyor. Bu bölge sadece Romanya için değil, Avrupa için bile özel bir bölge sayılıyor. Biz Romanya gezimiz sırasında 2 gece Breb Köyünde konaklayıp, Maramureş Bölgesini gezmeye çalıştık. Doğası, devam ettirilen gelenekleri, uzun sivri minareli ahşap kiliseleri ve o müthiş ahşap oyma sanatı ile  gerçekten çok özel bir bölgeyi gezdik, sizinle de bu sayfada gezimizi paylaşacağım.

romania-regions-map.jpg

Maramureş bence fotoğraf tutkunu birisi için tam bir cennet. Öbek öbek saman balyaları, o balyaları dizmek için yöre insanlarının saatlerce verdikleri çaba, sivri uçlu kuleleri ile ahşap kiliseler ve her biri sanat şaheseri olan ahşap kapılar ve çitler. Sadece bu bölge için bile Romanya gezi planı yapılabilir.

Bölge hala çok ağaçlık bir bölge. Ağacın bol olması, bölge insanın yüzyıllardır geleneksel ahşap oymacılığında doruk noktalara çıkmalarına neden olmuş. Ahşap dam saçakları, pencerelerin oymalı ahşap kenarları, evlerin ahşap girişleri, ahşap avizeler, ahşap kilise ve hatta ahşaptan mezar başları. Bunların hepsi birer usta işi. Ben yazımda Maramureş’i bölümler halinde anlatacağım; Birinci bölümün konusu ahşap kiliseler olacak.

IMG_5714

Maramureş’in ahşaptan sivri uçlu uzun çan kuleleri, ahşap damı ile Romanya stili Gotik tarz diye adlandırılan ahşap kiliseleri, Romanya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki eserleri arasında yer alıyorlar. Hemen hemen her köy içinde küçüklü büyüklü olarak 1500’den fazla, ahşap kilise bulunuyor. Surdeşti, Plopis, Rogoz, Ieud, Poeinile, Izei, Barsana, Budeşti ve Deseşti‘de bulunanları ise en iyi ahşap kilise örneklerinden sayılıyorlar ve UNESCO Listesi içinde de bu kiliseler yer alıyorlar. Bazıları 400-500 yıllık olan bu kiliselerden önemli bir kısmını ziyaret etme şansını bulduk.

IMG_5756

Ahşap kiliselerin yapımında karaağaç ya da meşe ağacı kullanılmış. Kiliselerin içine bölge sanatçıları tarafından İncil’den sahneler resmedilmiş. Gördüklerimiz genellikle aynı sahnelerdi; Adem ve Havva’nın cennetten kovulması, şeytanın bulunduğu cehennemde cezalandırma sahneleri ve Cebrail-Mikail gibi Baş Meleklerin insanları cehennemden kurtarma çabaları, Hristiyanlığın ilk yıllarındaki inananların çektikleri işkenceler, Hz İsa’nın çarmıha gerilmesi, göğe yükselmesi ve azizlerin resimleri neredeyse her kilisede işlemiş konular. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ahşap kiliselerden ilk olarak Targu Lapuş yakınlarındaki Rogoz Köyü Ahşap Kilisesini ziyaret ettik. Aynen bazı müstahkem kiliselerde olduğu gibi, ahşap kiliselerin de kapıları kilitli olabiliyor. Yani ziyarete gittiğinizde bazılarında sizi gezdirecek kimseler bulamayabilirsiniz. Bu durumda bunların papazlarına ya da bir görevliye ulaşmak gerekebiliyor. Sevgili George ahşap kiliseye varmadan önce, kilise rahiplerine telefonla önceden ulaştığından biz hiç kapıdan geri dönmedik.  Demem o ki eğer kapı pencere kilitli bir ahşap kilise bulursanız yöre insanına kilise papazını sorun. Yakınlarda olduklarından hemen gelip kilitli kapıları açıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rogoz Tahta Kilisesi Baş Melekler Cebrail ve Mikail‘e ithaf edilmiş ve 17. yüzyıl ortalarında yapılmış. Bu kilise Tatarların istilası sonrasında eski kilise yerine karaağaçtan yapılmış. Kuleyi ve ahşap damı taşıyan kirişler at başı şeklinde ve  bu at başları dostluğu, sevgiyi gösterir şekilde boyun boyuna yaslanmışlar. Bu yapı hemen tüm ahşap kiliselerde bulunuyor.

Kiliselerin arka ya da yan taraflarında upuzun bir masa ve iki sırada oturma yeri bulunuyor. Bu masaya “Atalar Masası” deniyor. Burada köy halkı ayin sonrası toplaşıp sosyal konuları konuşurmuş.

Ahşap kiliselerde olsun, Maramureş’de bulunan bina girişinde büyük kapılarda olsun,  halat ve rozet (güneşin sembolü) motifleri ahşaba oyulmuş. Burada halat motifi cennet ve dünya arasındaki bağı (ya da sonsuzluğu), rozet ise yaşam ve aydınlanma için ataların sevgisini temsil ediyor. Rogoz Ahşap Kilisesinde halat motifi kiliseyi çevrelerken, rozet motifi haça yerleştirilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ahşap Kiliselerin içinde iki bölüm var. Hem ana kapı hem de ikinci kapı, girerken boy eğmenizi gerektirecek kadar kısa yapılmış. Ana girişten sonraki bölüm (narthex) penceresiz ve bu bölüm kadınlar içinmiş. Burada da ahşap duvara çizilmiş resimler var ve sol yanda Tatarların istilası resmedilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İkinci kapıdan sonra ise ana bölüm (nef) geliyor. Burada bir de balkon denebilecek  merdivenle çıkılan başka bir bölüm daha var. Daha önceden de dediğim gibi duvarlar çizimlerle dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5738.jpg

Bu kilisenin avizesi de çok ilginç ve o da ahşaptan yapılmış. Ahşap avize yaşam ağacını ve onun dünya ile cennet arasındaki bağını temsil ediyormuş.

Surdeşti Ahşap Kilisesi ise UNESCO Listesi içinde olan ahşap kiliselerin ikinci örneği olarak aynı gün gezildi. 1776 yapım tarihli bu tahta kilise uzun kulesi ile diğerlerinden ayrılıyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

54 metrelik kuleye, kilisenin de boyu eklenince toplamda 72 metrelik bir uzunluğa erişiliyor ki bu yükseklik ona en yüksek ahşap kilise unvanını kazandırıyor. Aslında Barsana‘daki ahşap kilisenin kulesi 57 metre ve kule olarak en uzunu sayılıyor. Kilisenin yerden toplam uzunluğu göz önüne alındığında Surdeşti en uzunu kabul ediliyor. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kilise de, yukarıdaki kilisenin ayrıntıları ile anlattığım özelliklerini gösteriyor ama Rogoz Ahşap Kilisesine göre yapım tarihi daha yakın (18. yüzyıl). Kilise önünde bulunan mezarlık ilginç. Burası faal bir kilise, içinde çeşitli el işi süslemeler mevcut.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_5862.jpg

O gün konakladığımız Breb Köyü içindeki Breb Ahşap Kilisesi belki UNESCO listesi içinde olmayan kiliselerden bir tanesiydi ama bana sorarsanız gördüklerim içinde en sevimlisiydi. Bir kere diğerlerine göre daha sakin ve yeşillikler içindeydi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kilisenin dış kapısı müthişti, halat ve rozet motifleri burada da gözüküyordu. Breb Köyü Ahşap Kilisesinin bazı bölümlerinin yapım tarihi 1530’lu yıllara gitse de asıl yapı 1622 yılından kalma. Romanya’daki en eski ahşap kiliselerden bir tanesi ve hatta kulesi en eski olanı. Benim en favori ahşap kilisem bu oldu doğrusu. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ertesi gün gezdiğimiz Budeşti Köyü’nde biri Ortodoks diğeri Greek-Katolik olmak üzere iki cemaat var. Bu cemaatlerden Aşağı Budeşti‘de (Budeşti Josani) oturanların kilisesi olan ahşap kilise, Dünya Kültür Mirası Listesi içinde olanı.

IMG_6033.JPG

Biliyorum bazılarınız “Arkadaş! Bunların hepsi aynı. Birini gezsen, hepsini gezmiş olursun. Gerek yok hepsini gezmeye!” diyecektir. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Vaktiniz kısıtlı ise aralarından en iyi bir örneği seçer ve yolunuza devam edersiniz tabii ki.. Ama hepsinin ayrıntıda bazı farklılıkları var. Örneğin 1643 tarihli Budeşti Ahşap Kilisesi ölçütleri en büyük olanlarından bir tanesi olmasının yanında farklı bir çatı ve kule mimarisine sahip.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çatısı çift katmanlı, çan kulesi ise dört tane minik kule ile süslenmiş. İçinde yine aynı şekilde iki bölüm var, resimlerde aşağı yukarı aynı konular işlenmiş. İçeride nef bölümünde sergilenen bir Meryem Ana ikonu çok eski olması ile kıymetli ve bir de köylünün bir kütüğü balta ile ikiye bölmesi sırasında ortaya çıkan haç, mucizevi bir simge olarak sergileniyor. Beni sonuncu mucize pek ikna etmese de fotoğraflamadan duramadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kiliseyi bize bir bayan görevli açtı. Gezimiz sırasında bize eşlik eden minik kızı kendi dünyasında, gezimize ayrı bir renk kattı.

P6130137.jpg

Barsana Köyü tarihte çok eski zamanlardan beri kayıtlı ve burada14. yüzyılda bir kilise mevcutmuş. Barsana Manastırı aslında bugünkü yerinden daha farklı bir yerdeyken Tatarların saldırısı ile yakılmış ve yıkılmış. Yerine 18. yüzyılda yapılan kilise daha sonra bulunduğu tepeden, şimdiki yerine taşınmış. Bu nedenle halk arasında bu eski kiliseye  “yürüyen kilise” deniyormuş.

IMG_6225.JPG

Barsana Manastırı bir kompleks ve Romenler için kutsal bir haç yeri. Barsana Manastırı’nda bulunan ve bu alana taşınan iki katlı eski ahşap kilise UNESCO Listesi içinde yer alıyor. Bu nedenle alanı gezerken daha yeni olan kilise ve müze alanlarını gezerek, eski ahşap kiliseyi gözden kaçırmayın. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Alanda bulunan eski kilise yanında, 1993 yılında yapılan yeni bir kilise daha var ki 57 metre kule yüksekliği ile Avrupa’nın en yüksek ahşap kulesi unvanını kazanmış. Bu kilise de eski stille yapılmış. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Deseşti Ahşap Kilisesi’de en beğendiklerim arasında oldu. Yeşillikler içerisinde, ön tarafında mezarlık olan 18. yüzyıldan kalma bir ahşap kilise burası.

P6130612.JPG

Bu ahşap kilise içindeki boyamalar çok önemli görülüyor. 1780 yılından ve önemli kabul edilen çizimlerden birisinde sadece Katolikler değil, o zaman için düşman görülen, Yahudiler, Türkler, Tatarlar ve Almanlar da cennet yolunda gösterilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu yazı ile Romanya’nın Dünya Kültür Mirası Listesi içindeki ahşap kiliselerini tanıtmaya çalıştım. Konu sıkıcı ama insanların inanç ve tapınma duyguları ile yüzyıllar boyunca öğrenerek ortaya çıkarttıkları mimarı yapılara kattıkları estetik ve benzersizlik takdir edilesi değil mi sizce de?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

23.07.2019 Saat 17:00