• Arşivler

  • Diğer 527 takipçiye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 267.133 ziyaretçi
  • Ağustos 2022
    P S Ç P C C P
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

Hızırlar ve Bilgeler Coğrafyasında-Barajlar Altında Bir Köy:Darıbükü

IMG_4650

Aslında her gezi yazımı gün ve gün olarak sırasıyla yazarım. Ama bu sefer farklı bir yol seçip, gezinin esas amacını oluşturan farkındalık yaratma kısmı ile, yani Kasımlar Barajı suları altında kalan Darıbükü Köyü ve mermer ocağı işletme izni verilen Çukurca Köyü ziyaretlerimizin yapıldığı 3. günden yazıya başlayacağım. Bu gün benim ve gezi grubu arkadaşlarımızın en çok etkilendiği, duygularımızın darmadağın olduğu gündü.

18318582_1186446081480858_207662276_o.jpg

Darıbükü Köyünde Enerji ihtiyacının karşılanması adına doğanın, doğadaki bitkisi-hayvanı ile yaşamı ve onunla yaşamayı öğrenmiş, kendini ona uydurmuş ve onun sayesinde üretimini yapmış olan yöre insanının yüzyıllardır süre giden yaşamının nasıl darmaduman edildiğini gördük. Öte yandan Çukurca Köyünde yaklaşık 100 hektarlık, jeolojik özelliği olan bir alanda mermer çıkartma için yapılan girişimleri takip ettik. Bu girişimlerin çevreye etki değerlendirme (ÇED) sürecine gelme aşamasını öğrenip umutsuzluğa kapıldık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Gezi izlenimleri öncesinde kısaca Yukarı Köprüçay Havzası ve Kasımlar Barajı hakkında biraz bilgi vermek, konuyu anlamak için gerekli galiba. Ancak hem gezi öncesi ve hem de gezi sonrası sizlere doğru bilgi verme adına bilgilenmeye çalışsam da ne yazsam eksik kalabileceğini, belki de yanlış olabileceğini baştan kabul etmeliyim. Bu nedenle, çoğunluğu konu hakkında yıllardır yazan sevgili Yusuf Yavuz’a ait, çeşitli yazı ve belgesellerinin linkini aşağıya verdim. Bunlardan da yararlanmanızı isterim.

InkedTam ekran yakalama 4.05.2017 233250_LI.jpg

Yukarı Köprüçay Havzası

Yukarı Köprüçay Havzası, Isparta’nın Sütçüler ilçesi sınırlarında kalan ve yaklaşık 60 kilometrelik bir vadi boyunca uzanıyor. Kuzeyde Aksu, güneyde Çukurca arasındaki bölgenin genel adı. Yani Köprülü Kanyonun kuzey bölgesi. Isparta’ya bağlı Aksu İlçesinin yaklaşık 8 km kuzeyinde yer alan Anamas Dağları’nın güney yamacından doğan küçük dereler, vadiler boyu ilerleyip Ayvalı Çayı adını alıyor. Kartoz Çayı ile birleşip Köprüçay adını alan akarsu, yol boyu diğer yer üstü ve altı sularını da kendisine katarak Antalya Serik yakınlarında Akdeniz’e dökülüyor. Köprüçay adı, Antalya sınırlarındaki tarihi köprüden geliyor. Köy ve belde olarak 26 yerleşimi kapsıyor. 

Türkiye Elektrik Üretimi - Enerji Atlası - Google Chrome 5.05.2017 230317.jpgTürkiye Elektrik Üretimi, üretimdeki paylarına göre sırasıyla doğalgaz, hidroelektrik (HES), taş kömürü ve linyit, ithal kömür, rüzgar, motorin ve fuel-oil gibi sıvı yakıtlar, jeotermal, biyogaz ve güneş enerjisi ile yapılıyor. Elektrik üretiminin %70’ini özel sektör karşılıyor. Devlet alım garantili yapılan Hidro Elektrik Santralleri, Türkiye’nin ihtiyacının yaklaşık %34’lük kısmını karşılıyor.

IMG_4400.JPG

Kasımlar Barajı ve HES  hikayesi ise tam Türkiye işi. Baraj, Türkiye’nin 54. büyük Hidroelektrik Santrali. Resmi olmayan rakamlara göre Türkiye’deki HES’lerin tamamı 27000 MWe (Megawatt elektrik) sağlıyor ve Kasımlar HES’in buna katkısı %0.1 civarında. Santral ilk planlanan yere değil, daha ekonomik diye daha aşağılara kurulmuş. Barajın bölgenin jeolojik yapısından kaynaklanan şekilde yeteri kadar verimli olamayacağına dair yazılar okudum. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı planı tamamlanmamış alanda hukuka aykırı biçimde inşaatı başlayan HES projesine ÇED olumlu kararı vermiş. Özel bir şirket tarafından inşa edilen Kasımlar Barajı ve HES projesinin kapsadığı alanın yaklaşık yüzde%70’i orman arazisi. Küçük bir bölümü de hazineye ait. Isparta ve Antalya’ya bağlı toplam 6 köyde yaklaşık bin parsel araziye baraj projesi için EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) tarafından el konulmuş. İşin ilginci kamulaştırmayı yapması gereken devlet, yöre halkı ile şirketi baş başa bırakmış ve kenardan seyretmiş. Yöre halkından, evlerini ve arazilerini ya verilen küçük bir bedele, ya da kendilerine yapılacak 50-60 metrekare yaşam alanlı TOKİ tarzı evlere razı olarak terk etmeleri istenmiş. Köylüye açıklamalar yapılmadan sadece köyün muhtarı ve ileri gelenleri ile muhatap olunarak konuşulmuş. Mülkiyeti ormana ait olan araziler ise baraj yapımı için bedelsiz olarak devredilmiş. On binlerce ağaç kesilmiş, 5000 kadar ağaç ise sular altında kalmış. Bu konuda ayrıntılı bilgilere aşağıda kaynaklar bölümündeki linklerden ulaşabilirsiniz. Yukarıdaki fotoğraflar Kasımlar Barajı öncesi ve su tutması sonrası Yusuf Yavuz’un çektiği fotoğraflar.

IMG_4317.JPG

Sabah Kasımlar Köyünde kaldığımız St Paul Yol Pansiyonunda güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra yollara düştük. Önce Kasımlar içinde küçük bir yürüyüş yaptık. Daha önce iki kez kaldığım bu köyde çok sevdiğim eski bir kahve vardı. Ogün kapalıymış. Güzelim kahvesini içemedik. Kasımlar’ı kısacık da olsa turladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Darıbükü’ne doğru yola koyulduk. Kasımlar ile Darıbükü arası 11 km kadar. Yol bir yerden sonra Köprüçay’a paralel olarak devam ediyor. Yol kenarları Karaçam ve Kızılçam ağaçları ile kaplı. Köprüçay iyice cılız akıyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Darıbükü’ne gelmeden önce Kasımlar Barajı Regülatörünün bulunduğu yerde mola verdik. Sevgili Yusuf bize barajın hikayesini orada anlattı. Bu hikayeyi sonradan Darıbükü’nde konuştuğumuz köylülerde doğruladılar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baraj 2011 yılında projelendirilmiş ve 2012 yılında da inşaatına başlanmış. Kasımlar Barajı, Kasımlar I, Kasımlar II ve Değirmenözü Hidroelektrik Santralleri Projenin tamamını oluşturuyor. Bu proje özel bir şirkete verilmiş. 49 yıllığına işletim hakkına sahip şirketin ürettiği elektriğe devlet alım garantisi vermiş. Bu projeden Manavgat’a kadar az çok her yöre ve yöre insanı etkilenmiş ve etkilenecek. Ancak en çok da bir zamanlar 85 haneli olan Darıbükü Köyü etkilenmiş. Başlangıçta “80 metre yükseklikte olacak, evler sular altında kalmayacak” dense de sonradan yükseklik 105 metreye çekilince evler, bağ bostan, köy camisi, okulu ve sağlık ocağı sular altında kalmış.

IMG_4411.JPG

Köylüye ait ev ve arazi “Acele Kamulaştırma” denen bir yöntemle kamulaştırılmış. Bu yöntem yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda uygulanan bir durum aslında. Köylü ne olduğunu anlayamadan şirketin dayattığı satın alma koşullarına razı olmak zorunda kalmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir yandan barajın dolmaya başlayan suları yüzünden yükselen su seviyesi ile yüzyıllardır devam eden bir yaşam tarzının değişmesinin yarattığı travma, bir yandan malını şirkete devretmediği zaman devletin takdir edeceği para ile zarara uğrayacağı iddialarının yarattığı korku ile bir kısım köy halkı malını şirkete satmış. Bir kısım köylü ise kamulaştırma istemeyerek eski evlerinin yerine ev yapılmasını istemiş ve kendilerine Hümmet, Arpa Düzü Mevkiinde depreme dayanıklı konut yapılmasını kabul etmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anlatılanları Yusuf Yavuz ağzından dinledikten sonra Darıbükü’ne, yeni yapılan konutlarda oturan köylülerle buluşmaya gittik. Yoldan geçen aracımızın ve karşı yönden gelen araçların toprak yoldan çıkarttığı toz bulutu çok yoğun. Köylüler bu toz bulutunu 5 yıldır çekiyorlarmış. Bir hekim olarak bu tozun, bu köyün çoğu yaşlı olan insanlarının, zaten var olan solunum problemlerini arttırmasını beklerim. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu arada bir konteyner önünden geçtik. Bize bunun köyün camisi olduğu söylendi. Önce inanamadık. Ama eski köyün camisi sular altında kalınca köylüye geçici olarak bu konteyner, cami olarak verilmiş. Geçici dense de uzun süredir köyün camisi bu konteyner olmuş.

IMG_4501

Bizi Darıbükü tabelasının altında köyün bir zamanlar kalaycısı olan Sefer Cengiz bey karşıladı. Onu da araca alıp aşağıya yeni yapılmış konutlar arasında bulunan evine gittik. Konutlar bildiğimiz TOKİ evleri. 360 mt² alana, 50 m² tabanlı iki katlı küçük konutlar yapılmış. Tahmin edeceğiniz gibi evin ahırı yok ve dolayısıyla bir zamanlar her evde en az birkaç tane küçük-büyük baş hayvan da pek kalmamış. Zaten köylünün hayvancılık yapmasını da pek istemiyorlarmış. Hemen her evin önünde bir tamirat var. Bazı bölümlere ev sahiplerinin kendileri, imkanları seviyesinde eklenti yapıp alan kazanmaya çalışıyorlar. Etraf sanki bir şantiye alanı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sefer bey ve eşi bizleri o küçük, onlar için pek eğreti duran evlerinde ağırladı. Önce yaşanan süreci birinci ağızdan yani olayların tam içinde olan kişilerden biri olarak ondan dinledik. Daha önce Yusuf beyden dinlediklerimizi, bir kez de onun ve eşinin ağzından duyduğumuzda daha çok üzüldük. Bir zamanlar yüzlerle diye söz ettiği keçileri, tavukları kalmamış. Evlerinin önlerinde, arkasında olan küçük ama kendilerine yetecek kadar ürün aldıkları bahçeleri de yok artık. Kalay atölyesi kalmadığı için buradan gelecek bir kazancı da yok artık Sefer dayının. Olsa da kime, ne yapıp gelir elde edecek! Köyde her evde olan dokuma tezgahları kalkalı çok olmuş ama olsa da burada, bu evde çok komik dururdu doğrusu. Adına devlet deyin, şirket deyi, sistem sanki bu insanlara “bu bölgeden gidin” diyor.

IMG_4463.JPG

Bu fakir ama gönülleri zengin insanlar bizlere hemen bir yer sofrası kurdular. Allah ne verdi ise paylaştılar bizlerle. Sunulan gönül yemeğini hepimiz aynı tencerelerden kaşıkladık. O sofra hepimize en lüks lokantadaki yemekten daha güzel, en özel insanlarımızla karşılıklı yediğimiz yemek ortamından daha samimi geldi. Bu bölgeye yöre halkı geçmişten beri “Hızırlar Diyarı” demiş. Onlara göre dışarıdan gelen her misafir insan kılığına girmiş Hızır olabilir. Bu nedenle misafir en iyi şekilde ağırlanmalı ve konuk edilmeli. Biz de o fakirhanede bu konukseverliği gördük, onlara dokunduk.

IMG_9169.JPG

Bir ara dışarı çıktığımda sonradan adının Hamit olduğunu öğrendiğim ve tek yanı felçli ve bastonla yürüyen köyün diğer bir sakini yanıma geldi ve oturdu. “Amca nereden geldin?” dedi. Ben de “İstanbul’dan, dert yükünüze ortak olmaya geldik” dedim. “O zaman gel sana evimi göstereyim. Bak dertlerimizi gör” dedi. 50 metre ötedeki evini gösterdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evin arka istinat duvarı yakın zamanda gelen sel nedeniyle çökmüş. Onu gösterdi. “Daha yapmadılar, paramda yok yaptıramıyorum” dedi. “Ne güzel yeni ev yapmışlar sana” dedim. “Yok” dedi, “Neresi güzel?” “Eski evimi gez, anlarsın farkı” dedi. Sefer dayıdan dinlediklerimi ilavelerle o da anlattı.

idam_yeni.jpg

Sıra, köyde bulunan 85 hanesinden 30 tanesinin sular altında kaldığı eski köy ziyaretine gelmişti. Yukarıdan sular altında kalmış ağaçlar ve evler ile eski Darıbükü köyünün görüntüsü, biraz evvel dinlediğimiz yaşanmışlık öyküsü ile daha da hüzün verici bir hal aldı. Yusuf bize, eski köye inmeden Türkiye’de ilk idam edilen kadın olan Fatmana’nın mezarının da sular altında kaldığı yeri gösterdi. Taylak lakaplı Ümmüşani adlı kadının kocası ile evlenebilmek uğruna, bu kadını öldüren 3 kadının öyküsü çok çarpıcı. Buna ait ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki linkinde bulabilirsiniz. Milli mücadele sonrası savaştan Darıbükü köyüne dönen erkeklerin sayısı bir elin parmakları kadarmış. Dul kalan kadınlardan 3 tanesi planlayarak ve muhtemelen Taylak kadının kocası ile de anlaşarak kadını öldürmüşler. Cesedi de Köprüçay’ın sularına bırakmışlar. Amaç kadının kocası ile aralarından bir kadının evlenmesiymiş. Ceset kıyıya vurunca cinayet ortaya çıkmış ve suçu tek başına üstlenen Fatmana 1931 yılında idam ile cezalandırılmış. Taylak kadının mezarı ise Köprüçay kenarına yapılmış. Bu mezar, baraj su tutunca sular altında kalmış. Yani yıllar sonra Taylak kadın tekrar Köprüçay’ın suları altında. Bu köyün her yeri geçmişte de, bugün de sanki dram öyküleri ile dolu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski köye ulaşmak bile büyük bir çaba gerektiriyor. Sular altında kalmamış birkaç evde yaşamaya devam edenlere eziyet olsa gerek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Köyün o eski, dokunsan yıkılacak gibi duran ama bir o kadar da sevimli, yeşillikler içindeki evleri, yukarıda gezdiğimiz evler yanında kesinlikle daha tercih edilebilir gözüküyor. Evler sanki, kendilerinden ayrılmış köylüye küskünler. Daracık sokaklarda yürüdük. Baraj sularına en yakın, ama suları altında henüz kalmamış son eve kadar gittik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bazı basamakları düşmüş merdivenlerinden eve çıktım. Evin kapısı bile sanki hayat dolu. Kapı girişi üstünde birkaç fotoğraf var. Bir tanesi aileye ait olsa gerek. Bir tanesi ise Emel Sayın’ın fotoğrafı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Baraj altında kalmış evleri ve ağaçları son kez  fotoğraflayarak Darıbükü’nden ayrılmak üzere aracımıza bindik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizi gelişte karşılayan Sefer dayı, gidişte de el sallayarak uğurladı.

P4300249.JPG

Buradan, bu güzel yaşlı ve hüzünlü insanlardan ayrılırken duygularımız karmakarışık. Günümüz enerji ihtiyacının, geçmişin izlerini ve yaşam tarzını ortadan kaldırdığı Darıbükü Köyü’nden, yaklaşık 100 hektarlık bir alanda mermer çıkartma amacı ile verilen izinin doğayı yok etmeye aday olduğu bir başka yere, Çukurca Köyü’ne doğru yola düştük. Yolda Kasımlar Barajından bırakılan can suyu denen cılız suyu da, baraja girmeden önce kendi halinde ve özgür iken  gürül gürül akan ve Köprüçayı besleyen küçük dereleri de gördük. İnsanoğlunun doğaya hakim olmadaki bencilliği korkunç  gerçekten.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Darıbükü Köyü ile Çukurca Köyü arası yaklaşık 35 km ve 1 saate yakın sürüyor. Yol boyu doğa o kadar güzel ki. Ardıç, Ahlat, Karaçam ve Kızılçam ağaçları içinden gidiyorsunuz. Bir de baharın gözü yoran yeşili, yolu daha da zevkli hale getiriyor.

IMG_4686.jpg

Çukurca Köyü halkı da, Darıbükü örneğinden hareketle mermer çıkartılmasına, madene pek hevesli değil. Yusuf Yavuz ve ekibinin çabaları sonucunda yakın zamanda çevre ile ilgili keşfe gelinmiş. Şimdilik durmuş işler ama yarın ne olacağı belli değil tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burası karstik yapıda taşların, zaman içinde rüzgar ve suyla şekillendiği çok özel bir yer. Bu mevsim yeşille birlikte her birini doğanın yonttuğu taşlar o kadar güzel görüntüler veriyor ki! Böyle bir alanı korumak, kollamak aslında tek amaç olmalı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çukurca Köyünde bu özel alanda uzun süre gezdik. Aslında buradan Beydilli Köyü adlı başka bir özel köye daha gidilebilir. Arkadaşlarımın da burayı görmelerini çok arzu ederdim. Biz geçen senelerde oraya ancak traktörle çıkabilmiştik. Aklınızda olsun, buralara kadar gelen gezgin, mutlaka Beydilli Köyünü de ziyaret etmeli. Beydilli Köyü masalsı bir yer. Aşağıdaki linkten buraya daha önce yaptığımız geziyi okuyabilirsiniz (https://gezekalin.com/2014/06/04/toroslarda-baharkasimlar-koyu-beydilli-koyu/)

Evet sanal Gezgin arkadaşlarım..

Farkındayım, bu yazı epey uzun oldu. Ama bu gezinin esas konusu günümüz modern yaşamın getirdikleri yanında bizlerden, yöre halkının yaşamlarından, gelenek ve göreneklerinden ve hatta gelecek nesillerden neler götürdükleri konusunda, Darıbükü Köyünden hareketle, bir fikir edinmek ve yerinde olayı görmekti. Bu aslında doğaya nasıl hoyrat davrandığımızın, doğa ile bütünleşmiş insan, hayvan ve bitki gibi canlıların nasıl etkilendiğinin paylaşılmasıydı.

Son olarak aşağıdaki tabelanın fotoğrafını paylaşmak istiyorum. Bu tabela Darıbükü’nde HES yakınındaydı. Burada ağacın bırakabilecek en güzel miras olduğu yazıyordu. O zaman soru şu olmalı: Bu söze inanıyor mu tüm insanlarımız ve ona göre davranıyor mu gerçekten?

IMG_4664.JPG

Gezekalın, doğayla kalın ve onu gerçekten koruyun..

Lütfen duyarlı olun…

Dr Ümit Kuru

09.05.2017 Saat 01:34

Kaynaklar:

http://www.atlasdergisi.com/gundem/trajikomik-bir-baraj-hikayesi.html
http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-uretimi/
https://www.evrensel.net/haber/104907/once-baraji-sonra-planini-yaptilar
http://odatv.com/bir-vadiyi-tarihten-silmenin-bedeli-kac-para-2704111200.html
http://odatv.com/hes-yapanlar-bu-ismi-hicbir-zaman-unutamayacak-0202121200.html
http://odatv.com/koyluler-bakanliga-dava-acti-muhtarlar-bakanlik-yaninda-yer-aldi-0701131200.html
http://odatv.com/o-proje-durmazsa-yok-olacak-1012151200.html
http://odatv.com/5-binden-fazla-agaci-bogdular-0206161200.html
http://odatv.com/once-hes-sonra-da-sel-vurdu-3006161200.html
http://odatv.com/hayalet-koyde-adalet-isyani-1907161200.html
http://odatv.com/hes-yuzunden-koyunun-sulara-gomulmesini-boyle-izledi-1810161200.html
http://odatv.com/analitik-isiktan-yoksun-iddialar-toplulugu-0701171200.html
http://odatv.com/acilan-yuzlerce-baraj-ve-hes-elektrik-krizine-neden-care-olamadi-0501171200.html
http://odatv.com/o-barajlar-calismiyor-0607151200.html
http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/daragacindaki-ilk-kadinin-82-yillik-sirri-haberi-63560

 

Toroslarda Bahar:Kasımlar Köyü-Beydilli Köyü

IMG_0857-001

Yazılı Kanyon, Adada Antik Kenti, Kasımlar Köyü, Kesme gibi Isparta ve çevresindeki yerleşimlerde, yollarda belli aralıklarla çizilmiş, üst üste kırmızılı/beyazlı çizgiler göreceksiniz. 2004 Yılında açılan 410 km’lik St Paul (aziz Paul) yolunun mucidi İngiliz Kate Clow (Kardelen Karlı) ve arkadaşları tarafından çizilmiş olan bu çizgilerin herbirinin bir anlamı var.  Kırmızılı/beyazlı paralel çizgiler doğru yolda olduğunuzu ve devam etmeniz gerektiğini, kırmızılı/beyazlı 4 adet paralel çizgi yol ayrımında olduğunuzu, ok şeklinde kırmızılı/beyazlı çizgi sola dönmeniz gerektiğini ve X şeklinde bir kırmızı çizgi ise yanlış yönde olduğunuzu bildiriyor.

200px-PaulusTarsus_LKANRW

St. Paul yolu, bir kolu Antalya Perge’den diğeri Aspendos’dan başlayıp Sütçüler yakınındaki Adada antik kentinde birleşerek Eğirdir Gölü üzerinden Isparta-Yalvaç’a kadar uzanan Türkiye’deki işaretlenmiş yürüyüş yollarından bir tanesi. Ne yazıktır ki bu yolun bir kısmı Kasımlar Barajının suları altında kalacakmış. İş işten geçmeden bu bölgeye gitmek için, alın size bir neden daha!

Aziz Paul (Pavlus), Pavlik Kiliselerin kurucusu Hıristiyan bir misyonermiş. İsa devrinin Yahudilerinden ve Roma vatandaşıdır. Tarsus doğumludur. Yeni Ahit’te ve Luka’nın kaleme aldığı İncil’de önemli bir yere sahiptir. Aziz Paul erken Hıristiyan kilisesine çok eziyet etmiş koyu bir dindarmış. Aziz Paul, Hıristiyan olmadan önce ilk Hıristiyanlara acımasız zulümler yaşatmış. Şam yolunda İsa’nın kendisine görünmesiyle cemaate (kiliseye) katılmış. Aziz Paul daha sonra Hıristiyanlık inancını yaymak için Anadolu’yu adım adım dolaşmış.

IMG_0760-002Bir gece önce gelip de sevgili Abdurrahman ve eşi Serpil Hanımın işlettikleri St Paul Pansiyonda (St Paul Pansiyon: Abdurrahman Kökdoğan tel=0537 251 50 32) akşam yemeğimizi yiyip, biraz sohbet edip, arkasından güzel bir uyku çekince sabah dinç kalktık. Kahvaltı sonrası önce Kasımlar Köyüne doğru bir yürüyüş yaptık. Önceleri belediye olan ancak nüfusu belediye olmaktan çıkartacak kadar azalınca köye dönüşen bu şirin beldeyi hepimiz çok seviyoruz. Sessiz, sakin ve yemyeşil bir köydür burası. Burada konaklama yaparak St Paul yolunun bazı bölümlerini yürüyerek gezebilirsiniz. Kasımlar Köyünün merkez meydanında bulunan kahveye oturup ada çayı içmeyi ihmal etmeyin.

 

IMG_0781

Bizim grubun bir kısmının geçen senelerden, buradan yapamadan dönmek zorunda olduğumuz bir aktiviteyi bugün daha kalabalık bir grupla yapacağız. Kasımlar’dan, Kesme’ye gideceğiz ve buradan da Çukurca Köyüne gidip oradan Beydilli Köyüne ulaşmaya çalışacağız. Normalde St Paul Yolunu yürüyerek yapanlar Kasımlar Köyünden, Kesme’den veya Çukurca Köyünden Beydilli’ye yürüyerek çıkıyorlar. En kısa yol olan Çukurca Köyünden Beydilli Köyüne mesafe 11 km ve yer yer neredeyse 45 derece eğimli bir yokuş çıkmak gerekiyor. Bu bizim grup için zor bir aktivite. Ancak ekip liderimiz Mehmet Kolege’nin girişimleri ile ziyaret etmeyi çok istediğimiz Beydilli Köyüne gitmeyi başardık. Kasımlar Köyünden geçen seferden tanıştığımız eski belediye başkanı Yusuf Karataş bey sayesinde Çukurca Köyü muhtarı Hasan Beye ulaştık. Onun sayesinde de bizim ekibi Beydilli Köyüne götürecek olan bir traktör ayarlamamız mümkün oldu. Çok rahatsız ve yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuk sonrasında da köye ulaştık. IMG_0845

Beydilli Köyü 2006 Yılında Isparta Valiliğince Eko-Kültür köyü olarak kabul edilmiş ve bu köyde biri köy konağı olmak üzere 8 ev restore edilmiş. Buraya gelenlerin konaklaması amaçlanmış. Ancak anladığım ve gördüğüm kadarı ile bu işin sonu gelmemiş. Köy 1250 metre rakımda.

Bu köy adını buraya zamanında yerleşen Beğdili boyu insanlarından alıyormuş. Begdili Boyu Oğuz Kağan Destanı’na göre Oğuzların 24 boyundan bir tanesiymiş. Beydili; başta Kaşgarlı Mahmutun Divanı Lügati Türk adlı eserinde olmak üzere birçok hatırı sayılır eserlerde ve arşiv kayıtlarında Begtili, Bagtıli, Beydilli olarak yer almaktaymış. Bugün komşularımız ülkelerin bazı bölgelerinde bu boy insanları ve hatta Beydilli isimli yerleşkeler varmış. Türkiye sınırları içinde de hemen hemen her bölgede olmak üzere 24 yerde irili ufaklı Beydilli adını taşıyan köy bulunuyormuş. Beydilli adı, Yöresel ve bölgesel şive ve lehçelerden kaynaklanan değişimlere uğramış ve Baydili, Badıllı, Badilli gibi isimlerle de yerleşim yerleri mevcutmuş.

IMG_0942

Biz Çukurca Köyüne varıp, Köy Muhtarı Hasan beyi bulduk. Hasan beyin bize ayarladığı bir arkadaşın traktörünün arkasına bağlı römorka hep beraber binip yolculuğa başladık. Kısa bir düzlük sonrası Aksu deresi üzerine inşa edilmiş köprüyü geçtik. İşte esas rahatsız eden yolculuk buradan sonra başladı. Biliyorum bu zahmetin sonunda bir güzellik yaşayacağız.

Köye vardıktan sonra traktörden indik ve yanımızda getirdiğimiz yiyecek malzemelerini boşalttık. Etrafımızdaki evlerin bu halde örneklerini daha önce hiç görmemiştim. Evler sanki bir örnek. Daha sonradan adlarının “hatıl” olduğunu öğreneceğimiz paralel tahtalar arasında dizilmiş ve sadece çamurla sıvanmış taşlardan oluşan ve evlerin dışına taşan ve “göçek” denen tahtalarla ilginç evlerle dolu çok şirin ve önemli bir köy burası. Burada su ve toprak kıtlığı nedeni ile bu tarzda “kuru duvar” denen şekilde evler inşa edilmiş. Evlerin hepsinin kapısı kıbleye bakarmış ve evlerin arka taraflarında, diğer komşu evin insanları rahatsız olmasın diye pencere açılmazmış. Evler iki katlıymış ve alt katta evin hayvanları ve üst katta ise o ev halkı yaşarmış. Bazı evlerde sundurma denen balkonlar olurmuş. Bu evlerin damına ise içeri yağmur gelmeyecek şekilde dizilmiş tahta damlar bulunuyor. Ben bu köye görür görmez aşık oldum diyebilirim.

Bizi köyde 4 kişi karşıladı. Bunlardan iki tanesi kızkardeş olan bayanlar, köyün imamı sevgili Mustafa bey ve kucağında onun güzel çocuğu muharrem ile bir de renkli kişiliğini ve pozitif elektriğini yansıtan Paşa dayı lakaplı  Nurullah Altıntaş’tı. Tüm gezi boyunca bu insanların sıcaklığı ve bu köyün evlerinin benzersizliği kadar bizi çok etkileyen bir şey olmadı.

Paşa bize köyü gezdirdi. Evleri hakkında ve Beydilli boyu insanları hakkında bilgiler verdi. Sonra hem yolun yıpratıcılığı ve hem de zil çalan karnımız nedeni ile nevaleyi açıp rahatça yiyebileceğimiz bir yer bakınırken köy imamı sevgili Mustafa Bey bizi kendi kaldığı evin bahçesine davet etti. Eskiden okul olan ama artık terk edilen ve ön kısmı da köyün imamına ev olarak verilen bir yerdeyiz. Serdik yere örtüleri, kestik kocaman karpuzumuzu, sevgili Mustafa beyin eşi bize bir güzel çay demledi. Köy yoğurIMG_0887tları geldi ve o nefis keçi peynirinden tattık. Sevgili Mustafa Bey ve Sevgili Paşa bize enfes bir gün yaşattılar. Göz ucu ile ekibe bakıyorum. Biraz evvel traktörde oflayan puflayan insanlar gitti. Yüzlerinin her santiminden neşe akan insanlar geldi. Köyün en küçüğü muharrem tüm afacanlığı ile dolaşıyor ortalıklarda.

Bu nefeslenme sonrası Paşa ve Mustafa bey önderliğinde köyü gezmeye başladık. Önce eski okulu, arkasından varlığı Roma’ya belki daha da eskiye giden köy kuyularını, sonrada evleri gezdik. Emin olun burası tam bir bacasız fabrika aslında. Her bir köşesi kıymetli, hiçbir köşesi gözden çıkarılamaz durumda. Bu evler için ve buranın eko turizme kazandırılması için bence çok ama çok az şey yapılmış.

Buraya doyamadım desem yeridir. Ama bir kısım arkadaşın yollara düşüp evlerine dönmesi gerekiyor. Bizde bu güzel köye ve bu güzel köyün güzel insanlarına veda edip, geldiğimiz gibi traktör arkasında römorka dolmuş halde Çukurca’ya döndük. Arkadaşlardan evlerine dönecek olanlarla vedalaştık. Biz ise Çukurca köyünde kahveye girip birer keyif çayı içtik ve Kasımlar Köyüne geri döndük.

Ne muhteşem bir gün oldu. Bu köyü lütfen ama lütfen gezmenin yollarını arayın. Ülkemin sorumluluk makamında olan yetkilileri sizlere de bir çift lafım var söylenecek; Bu köy, en azından, bu hali ile korunmazsa bu ülkenin geleceği olan çocuklarının iki elleri yakanızda olsun. Bu ülkenin turizm ile ilgili yerel-merkezi tüm yetkili ve etkili insanları; Lütfen daha fazla destek olalım ve geliştirelim Beydilli Köyünü ve insanlarını..

Çok şey mi istedim acaba?

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

 

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Toroslarda Bahar:Adada Antik Kenti, Tota Dağı, Kasımlar Köyü

 Gezi yazımın bu bölümünü vefatının 2. yılında olan sevgili Babama ve 1. yılını dolduran Gezi Parkı protestolarında hayatlarını kaybeden ve yaralananlara adıyorum.

Ümit Kuru

IMG_0641

Sabahın çok erken saatlerinde uyandım. Sabahın erken saatleri ve gün ışıklarının kaybolmaya başladığı zamanlar  fotoğraf için güzel zamanlardır. Yazılı Kanyon’da da bu şansı kullanmak istedim. Tesisten Yazılı Kanyon’a yürüyüş yaptım ve bol bol fotoğraf aldım. Gidiş-dönüş yaklaşık olarak 6 km kadar süren bir yürüyüş oldu. Tesise geri döndüğümde gezi ekibi uyanmış ve kahvaltı için hazırlanmışlardı.  Tesiste alınan güzel bir kahvaltı sonrasında yollara düştük. Ancak biz İstanbul grubu olarak dün geç vakit geldiğimizden, yapamadığımız Yazılı Kanyon yürüyüşünü aramızdan yapmak isteyenler çıkınca, bendeniz aynı gün ikinci kez Yazılı Kanyon yürüyüşü yapmış oldum. Olsun! Buraya hiç doyamıyorum ki…

Yazılı Kanyon sonrasinda Adada Antik Kentine doğru geziye başladık. Adada Antik Kenti  bugünkü İsparta ve Burdur illerinin tamamı ile Antalya ilinin kuzeyinde kalan bölgeyi içine alan Pisidia Bölgesi’nin antik kentlerinden birisi. İsparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak köyü yakınında. Çevresi çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece bölgenin değil Anadolu’nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmakta. Daha sonra bahsedeceğim Aziz Paul’de seyahatlerinde buradan geçmiş.

IMG_0526Adada Antik Kenti tarihi çok eski halklara kadar gitse de, bugün gördüğümüz kalıntılar Roma-Bizans döneminden kalma. Bu antik kenti gezmeye başlamadan önce kent girişinde aracınızı park edip, hiç bir zaman dolu görmediğim bekçi klubesinin arkasındaki banklara oturup aşağıda kalan güzel yola bakarak bir nefeslenmenizi tavsiye ederim. Adada Antik kentinde yaşamı,  Anadolu halklarından olan Luvi’ler  başlatmışlar. Luvi insanları civar kentlere korsan baskınlar düzenleyerek geçinirlermiş.  Kentte tabanı taş döşeli bir antik yol, Roma İmparatorluk Çağı Traianus Tapınağı, İmparatorlar Tapınağı, İmparatorlar ve Zeus Megistos -Serapis Tapınağı, forum, bazilika, akropol anıtsal çeşme, yönetici binası, açık hava toplantı yeri tiyatro ve mezar anıtı bulunmakta. Buralara kadar gelmişsseniz Adada Antik Kentini gezmeyi ihmal etmeyin derim.

Adada Antik Kentini gezdikten sonra Tota Dağına gitmek üzere yola çıktık. Tota Dağına gitmek için Yeniköy üzerinden Kasımlar köyüne doğru giden yolu takip etmelisiniz.Kasımlar’a kadar yaklaşık 16  km gidiyorsunuz. Bu yol daracık, stabilize ama ardıç ağaçları içinde çok güzel bir yol. Yolunuz üstünde Kızılova diye bir yer var. Burada civarda onlarca yılkı atı göreceksiniz. Aman! Kaçırmayın bu manzarayı. Geçen gittiğimde şiddetli yağmur ve tele lensi yanımda götürmediğim için hemen hiç fotoğrafım yoktu ama bu sene çok güzel kareler yakaladım. IMG_0651

Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına paralel giden Toroslar, Teke Yarımadası’ndan Suriye’ye, hatta iç kesimlere de uzayarak Irak sınırına varan, içinde birçok sıradağı da barındıran bir dağ zinciri.  Batı Toroslar denince Akdağlar, Bey Dağları, Katrancık Dağı, Geyik Dağları, Orta Toroslar denince  Akçalı Dağları, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağları ve Güneydoğu Toroslar denince de Nurhak Dağları, Malatya Dağları, Maden Dağları, Genç Dağları, Bitlis Dağları ilk olarak aklımıza gelmeliymiş. Ama Tota Dağı bu dağlar içinde ismen sayılmayı hak ediyor bence. Tota Dağı da Batı Toroslar içinde. Buradan karlı tepesi ile Dedegöl Dağları çok güzel gözüküyor. Tota Dağının benim için önemi Tulipa Julia ya da yaban lalesi denen IMG_0720laleyi ilk gördüğüm yer olmasıdır. Geçen defa çok az görmüştüm ama bu sene çok sayıda laleyi görme şansım oldu. Tota Dağında Soğuksu denen bir mevkide orman içi dinlenme tesisi var.  Yol kenarında ve sağ yanda kalıyor. Orayı kaçırmayın derim. Burada asırlık ardıç, gürgen gibi ağaçların içinde güzel bir piknik yapabilirsiniz. Daha sonra ise eğimli bir yokuştan çıkacağınız yürüyüş yolunu takip ederek karşıda bulunan Dedegöl Dağlarının çok güzel panoramalarına şahitlik edebilirsiniz. En yukarıda gözlem kulesi var diyorlar ama biz hiç oralara kadar yürümeyi başaramadık. Yol boyu kenarlarda bile laleleri görebilirsiniz ama tesisten ayrıldıktan ve yaklaşık 100 mt sonra yoldan sadece 5-10 mt kadar içeri girerseniz bu narin çiçeklerin tarlasını görebilirsiniz.

Bu dağların bir başka önemli öğesi de Apollo Kelebekleri. Burası için endemik olan kelebekleri görmeye meraklıları geliyormuş ama eminim burada yaşayanlar için bir şey ifade etmiyordur. Ben buraya 2 defa Tota Dağına geldiysem de, mevsimine denk gelmediğimden, göremedim Tota Dağının bu güzel varlığını. Ağustos ayı  gibi ortalıkta dolaşırlarmış. Gönlüm diyor ki bir de Ağustosta gel buralara! Apollo (Parnassius Apollo Toros Kelebekleri) Kelebeğini fotoğraf karelerimin içine hapsedeceğim diye uğraş dur…

IMG_0703Yaklaşık 1,5 saat süren bir yürüyüş sonrası Orman İçi dinlenme bölgesine geri gelip, aşağıda kalan arkadaşlarca hazırlanmış olan sofraya oturdum. Burada beni sürpriz de bekliyordu; Arkadaşlar benim yaş günümü unutmamışlar. Yaş günümü bu güzel yerde, lalelerin içinde ve asırlık ağaçların altında dostlarımla birlikte kutladık. Bu gezimizin planlayıcısı sevgili Mehmet Kolege hocam ve sevgili Muharrem Çoşkun hocamın sürprizleri devam etti; Bizim için Tekeler Zeybeği oynadılar 🙂 Hep söylerim; Bir gezinin mükemmeliğinde en önemli etken,  güzel bir gezi grubunun varlığıdır.

Tota Dağı gezimizi tamamlayınca bugünün son durağı olan Kasımlar Köyüne doğru hareket ettik.

Kasımlar Köyü artık yarına kalsın..

Gezekalın..

Dr. Ümit Kuru

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Toroslarda Bahar; Giriş yazısı

IMG_0413

Daha önce 2011 yılında İstanbul’dan Beyşehir’e doğru 5 gün süren bir gezi yapmış ve bu gezi ile Toroslar ve Göller Bölgesinde baharın doğada yaptıklarını gözlemleme şansı yakalamıştık (http://gezekalin.blogcu.com/bahari-karsilamak-istanbul-dan-beysehir-e-giris/10527276). Bu gezinin tadı damağımızda kalmış ve bölgenin geride kalan bir başka kısmını görebilmeyi, bir başka bahara saklamıştık. Bu sene yine bir Mayıs ayında, bu geziyi yapma şansını yakaladık.   IMG_0258

Gezi rotamızı İstanbul çıkışlı bir grup gezginin, Akşehir çıkışlı bir başka grup gezginle Yazılı Kanyon/Çandır’da buluşması şeklinde başlattık. Daha sonra ise gezimizi Adada Antik kenti, Tota Dağı ziyaretleri ve Kasımlar Köyünde konaklama ve civar yerleri gezme şeklinde devam ettirdik. Geçen defadan yapamadığımız Beydilli Köyü gezisini zor şartlar altında da olsa yaptık. Orada bu ülkenin, hala tertemiz kalmış Anadolu insanlarına sahip olduğunu gördük. Daha sonra Değirmenözü Köyünde, turizme yeni açılmaya çalışan bir ailenin yanında konaklama yaptık. Kendi kendine yetmeye çalışan insanlarımızın, bizi ağırlamak için gösterdiği çabaya şahit olduk. Bu yörelerde vahşi bir saldırı altında olan doğal suların, nehirlerin rotalarından nasıl çıkarıldığını gördük. Bazı yerlerde kurumuş dere yataklarını ve kesilmiş ağaçlarla kelleşen ormanlık arazileri gördük ve üzüldük. Köprülü Kanyonda konaklayarak rafting yaptık ve civarı gezdik. Türkuaz renkli Köprüçay boyunca civarı gezdik. Sonunda da Afyon Gazlıgöl’de kaplıcalarda yorgunluk atıp İstanbul’a, günlük hayatımıza döndük. Bol bol fotoğraf çektik, anılar biriktirdik ve adresler-isimler aldık. Vazife bilip, gezimizin hikayesini siz “Sanal Gezginler” le paylaşmak istedik.IMG_0558

Evet Meraklı gezginler.. Buyrun bakalım: “Toroslarda Bahar” gezi yazımıza..

Dr Ümit Kuru

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.