• Arşivler

  • Diğer 532 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 385.147 ziyaretçi
  • Mart 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  

Baharın Tadı Bir Başkadır Yurdumda…Ağva/Sarıkavak Köyü Şakayık Festivali

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu hafta sonu bir grup arkadaşla birlikte Ağva’ya gittik. Yaklaşık 2 hafta kadar önce İtalya’ya hem bahar ve hem de tarih içeren bir gezi yaptıysak da oralarda baharı pek yaşadığımızı sanmıyorum. Klasik olarak her sene bu aylarda yaptığımız İsparta ve Göller Bölgesi bahar gezimiz için iznimiz kalmadığından biz de hafta sonu için yakınlara kaçalım dedik. Ne iyi yapmışız! Korkunç bir enerji ile döndük evimize.

IMG_3645

Ağva’da Tartaruga Motel (http://tartarugamotel.com/) artık “bizim ev” diye düşündüğümüz mekan oldu. Sevgili Levent Fahri Güneş ve eşi bize orasını ev olarak kabul ettirdiler.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

9 Mayıs Cumartesi günü 10 arkadaş ve bir de küçük gezgin Gökhan ile Şile’de, Saklıgöl’de buluştuk. Amacımız burada kahvaltı ve sonrasında göl çevresinde kısa bir yürüyüş yapmak. Asıl hedef ise Ağva. Saklıgöl’deki tesisin kalabalıklığı ve fiyatların da bu yıl biraz daha katmerlenmesi, bana bir daha burada kahvaltı yapmama kararı aldırdı. Ama Göl çevresindeki yürüyüş vazgeçilemeyecek kadar güzel oluyor. Bu nedenle kahvaltı için başka bir mekan bulun ya da kalabalık ve gürültü kirliliğini göze alarak burayı kullanın. Her nerede kahvaltı yaparsanız yapın ama yürüyüşü burada yapmayı ihmal etmeyin. Saklıgöl’de parkurun uzunluğu 17 km’yi bulabiliyor ama biz gölün çevresini içine alacak şekilde yaklaşık 2 km kadarlık yürüyüş yaptık. Yol boyu sarılı, kırmızılı, beyazlı, morlu çiçekler insanı mest ediyor. Ağaçların yeşil rengi ise huzur kaynağı oluyor. Bol bol fotoğraf karesi aldım tabii ki.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu aktivite sonrası Şile’den çıkıp sahil yolunu takip ederek Ağva’da Tartaruga Motele vardık. Bizi karşılayan motel sahipleri sevgili Levent ve eşi Günay ile kucaklaşıp motelin dere kenarındaki masalarında biralarımızı yudumladık. Levent’in tesis te tavşandan, ördeğe kadar var olan hayvan çeşitliliğine kuzuda eklenmiş. Bir de afacan köpek yavrusu Robin’le yeni tanıştık. Bu yeni köpeğin cinsini sorduğumda Levent’den gelen yanıta bayıldım; “Kendileri safkan sokak köpeği oluyor doktorum”.

IMG_3687

Bira ve çay faslından sonra Göksu deresinde tekne turuna çıktık ve derenin denize kavuştuğu yere kadar gittik. Dere boyu güneşin son sıcaklığından faydalanmaya çalışan kaplumbağaları fotoğrafladık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Dere gezisi sonrasında motelin önünden geçen stabilize yolda kısa bir yürüyüş yaptık. Yolda bir tarla içinde gördüğüm orkideleri fotoğraflamaya doyamadım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Günay’ın leziz meze ve yemekleri, Levent’in sazı ve şarkıları bize nefis bir akşam geçirtti. Rakınında verdiği cesaretle şarkılara katıldık, sirtaki ve zeybek oynadık.

Tüm gece susmadıklarını tahmin ettiğim kuş sesleri arasında uyanıp kahvaltımızı ettik. Kahvaltı sonrasında Levent bana “Sarıkavak Köyünde şakayık festivali varmış, gitmek ister misiniz” diye sordu. Şakayık çiceğini doğada sadece bir defa Sazlıbosna taraflarında görmüştüm. O da tek bir çalı şeklindeydi. Gördüğüm zaman hayran  kaldığım bu çiçeğin festivalini izlemek bizim için kaçırılamayacak bir fırsattı.

IMG_3758

Festivali izlemek üzere Ağva’dan yola çıkıp İstanbul yönüne, Teke Köyünü doğru yola düştük. Teke Köyünü geçip Sarıkavak adlı köye vardık. Köy alanının 3 yanına U şeklinde sandalyaler dizilmiş, bizim gibi misafirler ve köy halkı oturuyor. Karşıya konmuş masada ise , biraz sonra sonuçlanacak “en iyi börek” yarışmasının jürisi var. En arkada ise börek, tatlı, köy ekmeği, yumurta gibi çeşitli ürünleri satan köylülerin tezgahları var. Köy gibi köy alanı ve panayırına uymayan tek şey hopörlerden bangır bangır çalan pop şarkısı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Biz bu alanda hiç oyalanmadan doğrudan şakayıklara yöneldik. Köy konağının solundaki yoldan ormanlık alana doğru giderken şakayıklar gözükmeye başladılar. Ormana içine girince de hayatımda görmediğim ve belki de göremeyeceğim kadar şakayıkla karşılaştık. Orman yakınında evi olan bir hanıma “Bu şakayıkları siz mi diktiniz?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt “Hayır. Onlar zaten vardılar. Biz koruyoruz.” yanıtını aldık. Ne güzel bir yanıttı bu!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_3907

Şakayıkların bittiği alandan yukarıya yürüdükçe kekik kokuları arasında papatyalar ve gözü yoran bir yeşillikle karşılaştık. Bu köyde 1 saati bulan bir gezimiz oldu. Sonra da yakında bulunan şelaleye gittik. Buna şelale demek pek uygun olmasa gerek. Belki şelalecik demek doğru olur. Ama buraya giden yol o kadar güzel ki şelale küçük olmuş ne gam!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ağva gezimizi her zamanki gibi Yenice köyünde Tadım Boşnak Mantıcısında sonlandırdık.

IMG_3915

Evet Sanal Gezgin dostlarım. Bu yazı belki 1 hafta daha açmış halde kalacak olan şakayıkların varlığından sizleri haberdar etmek amacı ile yazılmıştır. Belki siz de Ağva’ya doğru bir gece de olsa kaçamağa gidip, Sarıkavak Köyünde şakayıkların güzelliğine şahitlik etmek, papatyalar arasında yatıp yuvarlanmak ve en büyük sanatçı doğanın renk verdiği kır çiçeklerini fotoğraflamak istersiniz..

Ne dersiniz? Baştan çıkartabildim mi sizleri?

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

12.05.2015 Saat 00:33

IMG_3827

Gittim, Gördüm, Yedim…Kars’ın Lezzetleri

Kars’ın tarihten gelen kozmopolit yapısı, çok kültürlü geçmişi zengin bir mutfağa da sahip olmasına neden oluyor.

Kars ve civar yöresi gezimizde, bazıları bölgeye özel, yemekleri tatma şansını elde ettik. Şahsen ben Sim-Er Otelin mutfağından servis edilen yemekleri, dışarıda yediğimiz yöresel yemeklere göre daha çok beğendim. Otelde grubun konakladığı gecelerden ilk 2 akşam yemeğinde yöresel tatları deneme şansımız oldu. Ama biz İstanbulzedeler otelde sadece 1 gece o güzelim yöresel yemekleri tatma fırsatını yakaladık.

Gırar (Lebeni) Çorbası

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Nohut ve dövme (dibekte dövülerek kabuklarından ayrılan buğday) pişirildikten sonra (bazen kabak da katılabilirmiş) ayran dökülüp, hafif kaynatılıp, üstüne de nane ve çeşitli dağ otları katılarak yapılan bir çeşit çorba. Kürt yemeği olarak bilinirmiş. Bizim yediğimiz Gırar Çorbası örneğine aşotu ve dağdan toplanan bazı  otlar katılmıştı. Benim damak tadıma uygundu ve çok beğendim.

Piti

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piti, Azerbaycan mutfağına ve özellikle Kars mutfağına özgü yemek. Bazı yörelerde, özellikle Iğdır ve çevresinde Bozbaş olarak da anılıyor. Pitinin temel malzemeleri koyun eti, nohut ve lavaş. Yemeğin suyuna kendine özgü rengini veren ise zerdeçala benzeyen sarıkök adlı ot. Pitinin sunumu aşamasında kullanılan çömlek veya çukur tabakların altına lavaş döşeniyor. Bizim otelde yediğimiz de çok güzel bir örnekti. Mutlaka bardağı andırır bir kapta geliyor. Yemeğin en üstünde kuyruk yağı konmuştu. Önce çorba gibi suyunu kaşıkladık. Arkasından da kupa içindeki yemeği tabağa boşaltıp yedik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Helva (Umaç Helvası)

Kıtırlı bir helva türüydü. Ben sevdim doğrusu. Sabah kahvaltıda bile vardı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Üşenmedim bir de tarifini buldum. Belki yapan olur da yerim 🙂

Kaz eti

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Çok şey bekleyip de aradığım tadı bulmadığım bir yemek oldu.

http://www.altinkaz.com/sayfa_24_kars—ardahan-kazinin-ozelligi.html adresinden aldığım aşağıdaki bilgiyi olduğu gibi aktarıyorum;

“Kars ve Ardahan kazına tat veren 6 temel özellik vardır. Bunlar; yöredeki suların soğukluğu, bölgedeki minerallerin zenginliği, bin bir çeşit bitki örtüsü, tuzlamada kullanılan kaya tuzu ve havadaki ayazdır. 

Yaz bastırınca kazlar yaylaya çıkarılıyor, havalar soğuyup, yağmurlar düştüğünde yeniden köye indiriliyor. Bu dönem genellikle harman sonu olduğundan, kazlar başaklardan toprağa düşmüş tahıl taneleriyle iyice semizleşiyor. İlk kar yağdığında ise kesilip tüyleri ve içi alınıyor, bütün olarak tuzlanıp 10 gün (baskıya) salamuraya yatırılıyor. Ardından karda açık havada(ayazda), güneş ve rüzgâr görecek biçimde asılıp, 30 ile 60 gün süreyle kurutuluyor. Tuzlanıp bu yörenin ayazında kalan kaz pastırma halini alıyor.  Bu yöreye özgü nefis bir tat, Kars-Ardahan kazı.”

Biz Kaz Evi’nde kaz yemeğini yedik. Burada yemeği ya sadece kaz eti olarak ya da bulgur yanına kaz eti olarak istekte bulunabiliyorsunuz. Benim damak zevkime uygun bir et değildi. Sert bir et gibi geldi bana. Ama siz yine de deneyeceksiniz elbette.

Kete

Kete sadece Doğu Anadolu yöresinde değil, İç Anadolu’da da yapılan bir unlu yiyecek. İçinin hazırlanışı unun yağda kavrulması ile oluyor. Bana pek güzel gelmedi ama beyaz peynir ve çayla beraber fena değildi.

Lahana Dolması

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Lahana dolmasını Kaz Evi’nde denedik. Ben bu mekanda en çok dolmayı beğendim.

Kars Kaşarı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Taze inek sütünün peynir mayası ile mayalanmasının ardından elde edilen beyaz peynirin, kaynar suda haşlanması ve tecrübeli ustaların elinde yoğrulduktan sonra kalıplara dökülmesinin ardından kalıplardan çıkarılan kaşarlar, tuzlanarak özel serin odalarda bekletilir ve biraz eskidikten sonra torbalanarak soğuk hava depolarında eskimeye ve yıllanmaya bırakılır. Eskidikçe lezzeti daha çok artan Kars kaşarı, depodan çıkarıldığından kabuk bağlamış ve hafif küflenmiş şekilde piyasaya sürülür. Kars kaşarı yapılma işlemi sırasında, kalıplara dökmeden hemen önce Kaşarın boğumlanan kısmından  kaşarın büyüklüğüne göre ağırlığı değişen bir parça koparılır.Bu parçaya “Kaşar Göbeği”  denir, eğer bu tekrar Kaşar imalatına katılmayıp da piyasaya sürülmek için ayrılırsa buna da “Göbek” yada “Göbek Kaşar” denir.

Kars deyince akla kaşar ve gravyer peyniri gelmesi o kadar doğal ki..Ayırım yapmayacağım. Cadde boyu dükkanları gezin ve hangisi damak tadınıza uyarsa oradan kaşarlarınızı alın derim.

Bundan başka bir tür mantı olan Hangel, Haşıl ve daha başka yöreye özgün yemekleri de denemelisiniz..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

15.03.2015 Saat 23:00

Kars Gezi Yazısı

IMG_9392

İlk defa bir gezi yazısını yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Genellikle gezeceğim yerle ilgili hazırlık aşamasında dokümantasyon hazırlığımı iyi yapar ve gezi sırasında aldığım notlarla birleştirir, gezi dönüşü en kısa zaman içinde yazımı yazardım. Kars gezisi dönüşünde de gezi anılarımı yazarken Hasbey Köyü, Çıldır Gölü ve Ani Harabeleri yazılarını zevkle ve bir çırpıda yazabildim. Ancak gelgelim Kars yazısını yazmak bir türlü içimden gelmedi doğrusu. Hatta yazmayı da düşünmüyordum. Nedense Kars bende yazı yazma hevesi uyandırmadı. Bundan Kars’ın gezilmeye değer bir şehrimiz olmadığı izlenimi çıkartılmasın. Büyük olasılıkla, İstanbul’daki yoğun kar sebebi ile, bir gün gecikme ile bu şehre ayak basmamız ve programın Kars bölümünden olan kayıplar bende bu şehir hakkında yazı yazma ve siz Sanal Gezginlerle paylaşmaya değer bir izlenim bırakmadı. Bu akşam Kars fotoğraflarına bakarken bu düşüncemin yanlış olduğuna inandım ve gezimizin odağı olan Kars şehri ile ilgili bir şeyler yazmamamın, bu şehre haksızlık etmek anlamına geleceğini düşündüm.

IMG_9326

Halen içinde barındırdığı çeşitli alt kimliklerden insanları ile kozmopolit bir şehir olan Kars, Türkiye’nin en yüksek il merkezi durumunda (ortalama rakım 1768 metre). Tarihsel olarak Kars ili zamanında  Bagratlı Krallığı’na ve Cenub-u Garbi Kafkas Hükümeti’ne (Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti) başkentlik yapmış bir sınır şehridir. Bir kaynağa göre Kars adı, M.Ö. 130-127 tarihleri arasında Kafkas Dağlarının kuzeyinden gelen Bulgar Türkler‘inin Velentur boyunun Karsak Oymağı’ndan gelmektedir. Türkiye’de bundan daha eski Türkçe isim taşıyan bir şehrin daha olmadığı sanılmaktadır. Kars, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından 40 sene boyunca Rus egemenliği altında kalmıştır. Bu dönemde Ruslar Kars şehrini yeniden düzenlemişler. Bugünkü Yusufpaşa, Ortakapı ve Cumhuriyet mahallelerinin bulunduğu alanlara 1890 yıllarında Hollanda’dan getirilen mimar ve mühendislere ızgara planlı, birbirini kesen caddelerden oluşan yeni bir şehir kurdurmuşlar. Düzenli caddeleri, bu cadde ve sokaklara sağlı sollu dizilmiş Rus mimari tarzındaki binaları ile karla kaplı Kars Şehri, benim gezi öncesindeki Kars hayalimdi. Ancak bu yüksek beklentim çok da karşılandı diyemem. Eski binalara hoyratça davranılmış ve görebildiğim binalardan bir kısmı da kaderine terk edilmiş durumda.

IMG_9309Sabah erkenden Kars şehrini yürüyerek gezmeye başladık. Otelimiz Simer Hotel şehrin dışında gibi gözükse de aslında merkezi sayılır. Otelden çıkışta Kars Çayının üstüne kurulu köprülerden birini geçerek eski Rus binalarının ilk örneklerinden biri olan Cheltikov Konağını ziyaret ettik. 1894 yılında Rus Cheltikov ailesi için konak olarak yapılan söz konusu yapı Rus egemenliği döneminde opera binası olarak da kullanılmış. Bir dönem sağlıkçıların misafirhanesi olarak kullanılmış. Bugün ise otel olarak hizmet veriyor. Binanın içine de girdik. Bende bıraktığı izlenim bu binayı dışarıdan seyretmenin daha keyifli olduğuydu.

IMG_9318

Yola devamla restorasyon gören Tuncer Güvensoy Evi‘ni gördük. Burası Kars’da hem içi ve hem dışı aslına uygun olarak restore edilen ilk Baltık mimarisi örneği olarak biliniyor. “Bu evlerin ısıtılması bölgenin sert geçen ikliminde sorun olmuştur” diye düşünebilirsiniz. Ama zamanında bu problem için bazı ısıtma sistemleri kullanmışlar. Bunlardan bir tanesi “peç” adı verilen bir şömine sistemi. Peç, binanın içinde bulunan bir şömineden çıkan sıcak havanın binanın duvarları arasında kalan boşlukta dolaşarak binayı ısıtmasına verilen isim. Kars ve Sarıkamış’da bulunan bu tür binaların büyük çoğunluğunda bu sistem uygulanmış.

IMG_9323Tuncer Güvensoy Evine yüzünüzü verdiğinizde sağdaki sokakta biraz ileride, şimdilerde İsmet Paşa İlköğretim Okulu olarak hizmet veren bina 1886-1888 yılları arasında askeri bina olarak yapılmış. Bu binanın dış cephe ön yüzü ile yan yüzleri arasında o kadar fark var ki! Üzülmemek elde değil. Bir de sıfır estetikle tabela takmışlar binaya. IMG_9343

Kars Kalesine doğru yola devamla Ebul Hasan Harakani Türbe ve Evliya Camisine geldik. Ebul Hasan Harakani Türkmenistan’dan Anadolu’ya M.S.11.yüzyılda Selçuklu akınları sırasında gelmiş ve Bizans ordusu ile yapılan bir savaşta yaralanarak Kars’ta şehit olmuştur. 16. Yüzyıl sonlarında, Kars şehrinin yeniden imarında önemli rol oynan Lala Mustafa Paşa camiyi yaptırmış ve türbeyi de inşa ettirmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aynı alana yakın bir başka ziyaret yerimiz ise  Doğu’nun Ayasofya’sı diye nitelendirilen Havariler Kilisesi (Kümbet Cami).  Bu yapı bir Gürcü-Ermeni Kilisesi olsa da, bir ibadethaneden ziyade, Hristiyanlık için büyük bir kutsallığa sahip olan 12 Havariler´i anma münasebeti ile de yapılmış. 1064 Yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise, camiye dönüştürülerek Kümbet Cami adını almıştır. Bölge Rus hakimiyetine girince cami Rus Ortodoks Kilisesine çevrilmiş, 1918 yılında ise yeniden camiye çevrilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Eski ve yeni olmak üzere iki bölümden oluşan Kars il merkezinin eski Kars bölümü kuzeyde, tepeye kurulu kalenin içinde ve eteklerinde yer alıyor. Tepede, tüm Kars’a hakim konumda olan Kars Kalesine gelince eski Kars’ın merkezine de gelmiş oluyorsunuz.  Kale İçi Mahallesi dar ve eğri yollar boyunca düzensiz dizilmiş bakımsız evleriyle, sıkışık yapılar topluluğu gibi duruyor. Evler çoğunlukla yığma taş ve kerpiçten yapılmış. 1878 Rus işgali sonrasında bu kesim olduğu gibi bırakılmış ve Eski Kars’ın güneydoğusunda, buraya gelene kadar bir bölümünü gezdiğimiz, Taht Düzü denilen ovaya yeni bir garnizon kent oluşturulmuş.

Desktop

Kaleye girmeden hemen önce sevgili rehberimiz Reyhan Kars Çayı karşında bir tepeyi işaret etti. Bu tepede kısa bir zaman öncesine kadar İnsanlık Anıtı yükseliyordu.  7 Kasım 2005 tarihinde Kars Belediye Meclisi oy birliğiyle Ermenistan’daki Soykırım Anıtı’na karşı Sukapı Mahallesi’nde İnsanlık Anıtı yaptırılması kararını aldı ve  2006 yılında dönemin Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu ile heykeltıraş Mehmet Aksoy arasında sözleşme imzalandı. Mehmet Aksoy 24,5 metre uzunluğundaki heykelin yapımına başladı. O zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Sarıkamış şehitlerini anma törenleri için gittiği Kars’ta heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yaptığı İnsanlık Anıtı’nı “ucubeye” benzeterek anıtın “belediye tarafından yıkılacağını ve yerine park yapılacağını” söyledi. Bir zamanlar Belediye Meclisince oy birliği ile alınan kararla bir yığın para harcanarak yapılan anıt, olasılıkla daha fazla para harcanarak 14 Haziran 2011 günü yıkıldı. İnsanların kardeşliğine bir mesaj olabilecek olan bir anıt, bir çarpık düşünce sonucu yok edildi. Neresinden baksan trajedi, neresinden baksan dram!  Boş heykel alanını görünce ve olayın gelişimini bilince üzülmemek ve hayıflanmamak elde değil.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars Kalesine gelince; M.S. 1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzeddin’in emri ile Veziri Firuz Akay tarafından yaptırılmıştır. Kenti çevreleyen dış kale surları da 12. yy’da inşa edilmeye başlanmış. 1386 Tarihinde Kars şehrini ele geçiren Timur tarafından kale yıktırılmış. 1579 Yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanı ile Kars’a gelen Lala Mustafa Paşa tarafından kale ve dış cephe surları yeniden yaptırılmış. Kaleden şehrin panoraması gerçekten çok güzel gözüküyor. Burada bulunan kafeterya, çay molası için çok uygun bir yer.

Kale gezisi sonrasında Taş Köprü, Mazlumağa Hamamı, Topçuoğlu Hamamı, Muradiye Hamamını görüntüledik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Desktop1

Ortakapı Mahallesinde bulunan Fethiye Cami 19.yy sonlarında Ruslar tarafından Baltık Mimari tarzında kilise olarak yaptırılmış olup, bina Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra Kapalı Spor Salonu olarak kullanılmış. 1985 yılında ise camiye çevrilmiş. Bu bina Kars’ta en beğendiğimiz bina oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars’da sadece kısa zaman diliminde gezebildiğimiz yerleri sizlere anlattım. Yani Kars’da sadece bu kadar tarihi eser var demek yanlış olur. Aşağıdaki adresler Kars ile ilgili olarak beğendiğim ve bilgi verici adreslerdir;

http://www.karskulturturizm.gov.tr/TR,54867/gezilecek-yerler.html

http://www.karskulturturizm.gov.tr/

http://www.virtualani.org/

Meraklı gezginler için yardımı olacaktır.

“Kars deyince aklınıza ilk gelen kelime nedir?” diye sorsam herhalde Kars Kalesi ya da Fethiye Cami, Havariler Kilisesi demezdiniz. Kars deyince sizin gibi benim de aklıma ilk olarak kaşar peynir, gravyer peynir geliyor. Kars’da Atatürk ve Kazım Bey Caddeleri üzerinde çok sayıda dükkanda başta Kars kaşar, gravyer ve çeçil peyniri olmak üzere süt ürünleri ve bal bulabilirsiniz. Dükkanlarda tattırılan kaşar ve gravyerlerle neredeyse bir öğünü aradan çıkartabilirsiniz. “Almanızı tavsiye eder miyim?” diye sorduğunuzu işitir gibiyim! Tabii ki olabilir. Üstelik bedeli karşılığında kargo yapıp yolluyorlar da. “Hangi dükkan?” derseniz. Bence pek fark yok, hangisi damağınıza denk gelirse oradan alın derim.

Evet Sanal gezgin arkadaşlarım, Kars-Sarıkamış gezi hikayemizin sonu bu yazıdır. Sarıkamış kısmını yazmaya pek gerek yok. Genellikle kışın kayak yapmak amacı ile gelinen ve Kars ve çevresine pek de uğranılmadan geçilen Sarıkamış’da da Baltık Mimarisinin örnekleri var. Bunların bir kısmı askeri alan içinde kalmış ve ilk yapıldığı zamandaki amaca uygun şekilde askerin hizmetinde. Bence bu binalar, Kars’ta gördüklerim yanında daha iyi durumdalar. Buradan sadece fotoğrafları göstersem daha iyi olur. Birkaç saatlik gezilmiş Sarıkamış’ın yazısı zor olacaktır.

Yeni gezi yazılarında buluşmak üzere,

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

08.03.2015 Saat 23:12

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kars-Ani Harabeleri

IMG_9494

IMG_9422Ani Antik kentine girişi ana giriş kapısı olan Aslanlı Kapı‘dan yapıyorsunuz. Aslanlı kapının bulunduğu surların Doğu yanındaki burç üzerinde Selçuklu Sultanı Alparslan’ın şehri 1064 yılında fethetmesini belgeleyen 4 satırlık “Kufi İslâmî Kitabe” mevcut. Biletleri bu kapının bulunduğu yerden alıyorsunuz. Eğer müze kartınız varsa girişinizi bu kartı göstererek yapabilirsiniz. Antik şehri gezmek için ödeyeceğiniz para 6 TL.

IMG_9424Aslanlı Kapıdan sonra yürüyüş yolu sizi Ebul Menucehr Camisine kadar götürüyor. Bu yol boyunca  beyaz kar örtüsü altında “burada ben varım” dercesine dikkatinizi çekmeye çalışan eserler olarak Abukhamrents (Aziz Krikor) Kilisesi, Selçuklu Sarayı gözüküyor. Bu satırları yazarken bir yer dikkatimi çekti; Ana kapıdan giriş sonrası sağda, karlar altında kalan ve 4.yüzyılda yapıldığı sanılan Ateşgede. Ateşgede, ateşe tapanların üzerinde ateş yaktıkları bir tür sunak demek. Zerdüştlük dininde kutsal ateşin etrafında toplanılıp ibadet edilen yer. Anadolu’daki en eski Zerdüşt eseri burada, Ani Harabelerinde bulunuyor. Tüm semavi dinler öncesinde böyle bir sunağın Ani’de  varlığı, buralardan geçen medeniyetlerin önemli bir göstergesi olsa gerek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir zamanlar ticaret alanı olarak kullanılan sağlı sollu dükkanlar ve hamamın bulunduğu alanı geçtikten sonra Yıkık Minare ve Ebu’l Muammeran Külliyesi önünde bir süre durduk ve fotoğrafladık.

IMG_9496

Sonra ise 1072’de Şeddatoğulları’ndan Ebu Süca Manucehr tarafından yaptırılan Ebul Manucehr Camisini ziyaret ettik. Cami, Selçukluların Anadolu’da inşâ ettikleri ilk cami olarak biliniyor. Tavanlarında mozaik görünümlü renkli taşlar ve zengin motifli geometrik süslemeleriyle, Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden.

Bu caminin önünde ise muhteşem bir vadi manzarası var ve aşağıda akan Arpaçay’ın ötesi Ermenistan. Ermenistan’a ait gözetleme kulelerini görebiliyorsunuz. Nehir üstünde ise İpek Yolunu devam ettiren köprü gözüküyor.

IMG_9478

Bu cami sonrası ise Ani Katedraline geldik. Meryem Ana Katedrali (Fethiye Cami), çok sayıda yıkıntısı olan Ani kentinin en iyi korunmuş yapıları arasındadır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Katedralin Ani Kent merkezinde yapımına 1010 yılında 2. Sembat zamanında başlanılmış olup, 1. Gagik döneminde bitirilmiş. 1064 yılında Alpaslan’ın Ani’yi fethiyle birlikte bir süre cami olarak kullanılmış. 1319’da depremden hasar görmüş ve Mimar Tiridot tarafından onarılmış. Bu yapıyı gezerken sevgili rehberimiz Reyhan bize güzel bir sürpriz yaptı ve buraya yakışan bir melodi söyledi.

Yürüyüşümüze Tigran Honents ( Boyalı Kilise) Kilisesi’ne doğru devam ettik. Bu arada sağda Ermenistan topraklarında taş ocağı madenlerini gördük. Buradan çıkartılan taşlarla Ermenistan’da yeni bir Ani yaratılmak, yeni Kilise ve binalar için taş temin edilmek istenmiş. Ancak bu madende kullanılan patlayacıların Ani Antik Şehrine zararı olmuş. Yine de maden halen faaliyette.

IMG_9539-001

 

Halaskâr (Amenaprgiç) Kilisesi yol üzerindeki diğer bir kilise. 1957 yılında yıldırım düşmesi sonucu yarısı yıkılmış diğer yarısı ise eksiksiz ayakta kalmış.

Yolun bizi getirdiği yerin adı Tigran Honents Kilisesi. Bu kilise Ani’de en sağlam ve içinde freskleri nisbeten korunmuş olanı. Tigran Honents adlı bir tüccar tarafından 1215 yılında yaptırılmış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kilise gezimiz sonrasında çıkışa doğru yürümeye başladık. Ani kayalarının altta yumuşak tüf, üstte sert bazal oluşum taşıyan bir özelliği var. Bu nedenle kayalarda oda açmak kolay. Yol boyunca derin vadilerin duvarlarında mağaralar, odalar gördük. Bu odaların çeşitli işlevi varmış. Bazısı mezar, diğeri depo, başkası güvercinlik, başkaları ev, daha da başkası dinî yapılarmış. Bazen de, iç merdivenlerle bağlanmış, birkaç katlılarmış.

IMG_9604

 

Ani gezimizi son fotoğrafları alarak tamamladık. Bu şehri gezerken ” Burada hiç bir kazı yapılmamış!” gibi bir düşüncem vardı. Ancak 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşları’nda 40 yıl Ruslar’ın hakimiyetinde kalan bölgede St. Petersburg Çarlık Üniversitesi’nden Gürcü tarihçi ve dil bilimci Nikolai Marr yönetiminde 250 kişilik bir grup ile uzunca bir süre arkeolojik çalışmalar yapılmış ve bir de müze kurulmuş. Bölge Türklere devredilince de, 10000’e yakın, taşınabilir bütün eserler ve bir çok fresk Rusya’ya götürülmüş.

Ani, Hıristiyan-Ermeni inanışına göre kutsal sayılmakta. Şehirde, Selçuklu eserleriyle kiliseler, yan yana, hatta iç içe duruyor. Ermeni ve Gürcülere ait kiliseler ve Abbasiler döneminde yapılan cami, Zerdüşt inanışına ait Ateşgede çok az yerde olan bir çeşitliliği bu alanda sergiliyor. Ne yazık ki Ani Antik Kentinin bu çeşitliliğini tarih boyunca korumasını tüm insanlık olarak pek becerememişiz. Ani hızla yıkılıyor ve onu ayakta tutacak çalışmalar bence yeterli derecede değiller.

Yani siz Sanal Gezgin arkadaşlarım; Ani’ye, yaz ya da kış, ne zaman fırsat bulabilirseniz ziyaret imkanı yaratın derim. Ani iyice taş toprak haline gelmeden ve bir an evvel!

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

04.03.2015 Saat 23:55

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Kar Beyazı Altında Çıldır Gölü

IMG_9232

b-328319-çıldır_haritası19-22 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz Kars ve çevresi gezisinin heyecanla beklediğim bir başka bölümü Çıldır Gölü gezisiydi. İstanbul’u esir alan yoğun kar, İstanbul’dan Kars’a olan uçak yolculuğumuzun bir gün ötelenmesine neden olunca programdan kayıplar oldu tabii ki.. Çıldır Gölüne sabah hareket edip, erken saatlerde ve tüm gün orada olacağımıza, öğle sonrası saat 15:00 gibi ancak orada olabildik.

Bizi hava alanında karşılayan Nar Gezi ekibi ile Kars iline 81 km uzaklıkta olan Çıldır Gölüne doğru hareket ettik. Yollar cam gibi buz ama şoförler o kadar usta ki ne bir kayma ne bir tehlike yaşadık. Şoföre arabasında “çivili kar lastiği mi var?” diye sorduğumda yüzünde muzip bir ifade belirdi. Bizim İstanbul’da araçlarımızda olup da yollarda perişan olduğumuz kış lastiği, onlar için çivili lastik gibiydi.

Van Gölünden sonra Doğu Anadolu’nun en büyük ve tatlı su gölü olan Çıldır Gölünün toplam alanı 123 km2. Akbaba ve Kısır dağları arasındaki tektonik bir çöküntünün içinde yer alıyor.  En derin yeri 40 metreleri bulabiliyormuş. Göl çevredeki dağlardan akan yüzey suları ve çok sayıda pınarla besleniyor. Göl, Ermenistan ve Türkiye arasındaki sınırı oluşturan Arpaçay’ın bir kolu olan Telek Çayı yoluyla boşalıyor. Çıldır Gölü Türkiye’deki en yüksek rakımda bulunan göl değil (Türkiye’deki en yüksekte bulunan göl Ağrı ili sınırları içinde Aras Dağları üzerindeki Balık Gölü, 2241 rakımda) ama 1941 metre rakımda bulunması ile yüksekte bulunan doğal göller arasında.

IMG_9194

Şoförümüz bize Çıldır Gölünün solumuzda başladığını söylediğinde inanasımız pek gelmedi. Göl nerede toprak nerede pek belli olmadan, göz alabildiğine bir beyaz örtü altında kalmıştı Çıldır Gölü. Göl Aralık ayından itibaren donmaya başlıyormuş ve Mart ayı sonuna kadar da bu halde kalıyormuş. Buzun kalınlığı 50 cm’e kadar ulaşabiliyormuş.

IMG_9241

IMG_9201Araç Atalay adlı bir restorana varınca durdu ve bir gün gecikmeli de olsa gezi grubunun diğer üyeleri ile buluşuldu. Daha sonra ise hiç vakit kaybetmeden, büyük bir heyecanla beklediğim, gölden balık tutan köylüleri izlemeye gittik. Kars’a gitmeden önce Çıldır Gölü ile ilgili yazılarda geçen ve duymayı umduğum gölün altından gelen ve gümbürtüye benzeyen sesi duyamadık. Havada öyle bir soğuk, öyle bir rüzgar var ki donmuş gölden gelen bu sesi duymak, bu sesi ayırt etmek mümkün olmadı. Bu ses boş bir şişenin ağzını üfleyince çıkan sese benziyormuş. Balıkçılar, bunun, buzun altında sıkışan havanın sesi olduğunu söylüyorlar. Bu ses, göl buz tutmaya başladığında, özellikle de geceleri, “boğa böğürüyor” izlenimi verirmiş. Bu sesi duyabilmeyi çok isterdim doğrusu. Bir de göl ilk donmaya başladığında, buzun üzerini de kar tutmadan önce, pırıl pırıl buz üstünde yürüyüş yapabiliyormuşsunuz.  Bu gölün donma sesini duymak ve gölü kaplayan berrak buzun üzerinde göle düşecekmişim hissini yaşamak için Çıldır Gölüne tekrar gelmeyi isterim doğrusu.
Tesisin dışında 2 adet boncuklarla süslü alınlığı ve kuyruklarına bağlanmış çiçek desenli tokası ile kızak arabaları bekliyordu ama bizim gibi İstanbul zede olup geç gelenler bu aktiviteyi kaçırdılar. Bu aktivite için istenen para 25 TL.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

IMG_9273Tesisten yaklaşık 100 metre kadar ötede bulunan ve buza açılan 50-100 cm çaplı bir deliğe doğru yürüdük. Burada buz tutmuş balık eskimo usulü ile tutuluyor. Buz tutmuş göle 100 metre aralıklarla 2 adet delik açılıyor ve ağ sallanıyor. Bir süre sonra ise bu deliklerin bir tarafına doğru ağ çekiliyor. Şansımıza ağda 6-7 adet balık vardı. Bu gölden ağırlıklı olarak aynalı sazan, sarı balık dedikleri balıklar çıkıyor.
Hava artık  kararmaya başlayınca tesise dönüp yemek için masalarda yerimizi aldık. Bildiğiniz salaş lokanta dediğimiz türden bir yer burası. Ancak sofraya getirilen balıkların lezzeti bir başka olaydı. Tabaklara konan balığa baksan bir şeye benzemiyordu ama lezzeti muhteşemdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrasında ise güzel sesi ile bir vatandaşımızın bağlama çalmasını dinleyip, soba başında demli çaylarımızı içtik. Suyundan mıdır, çayından mıdır bilmem ama Kars gezimiz sırasında içtiğimiz çaylar çok güzellerdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Evet sevgili Gezginler; Çıldır Gölü yılın bu mevsimi çok güzel oluyor diyorlardı. Gittim, gördüm ve onaylıyorum..

Çıldır Gölü yılın bu mevsimi insanı kendine aşık ediyor..

Gezekalın..

Dr Ümit Kuru

26.02.2015 Saat 21:19

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.