• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.919 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Tuz Katedrali/Zipaquira/Monserrate Tepesi /Kolombiya

IMG_5772

Bugün bizim için rahat bir gün sayılır. Bogota’nın 50 km kuzeyinde bulunan Zipaquira Tuz Katedraline bir ziyaret yapacağız. Daha sonra Bogota’ya dönüp teleferikle Monserrate Tepesine çıkacağız. Günün kalanı ise bize ait. Bogota sokaklarını arşınlamaya devam edeceğiz.

Kolombiya, bana gezdiğim Güney Amerika ülkeleri içinde en dindar olanı gibi bir his verdi. Gerek Tuz Katedrali ve gerekse de Monserrate Tepesi Hz İsa’nın doğumundan, yaşam ve ölümüne kadar  bolca hikayelerin sergilendiği alanlar olarak gözüktü.  “Kardeşim adı üstünde! Katedral de  Hz İsa Peygambere adanmış eserlerin bolca bulunması doğal değil mi?” diyenleriniz vardır. O zaman ben de size söyleyebilirim ki  “İyi de Tuz Katedrali, gerçek anlamda bir Katedral değil ki!” Gerçekten de  Tuz Katedralinin ne bir rahibi var ve ne de resmen bir katedral. Burası bir tuz madeni. Birisinin aklına gelmiş tuz kayalarının oymuş ve haç yapmış, arkası da gelmiş! Neyse şakası bir tarafa bu iki yerde Kolombiya’da görülmesi gerekli yerlerden. Olmazsa olmazlar arasında.

Burası tuz madeni dehlizleri içine inşa edilmiş olan Roman tarzı bir kilise. Kaya tuzu madeni (halite) 180  metre derinliğe kadar ulaşıyor. Katedral ise yüzeyden 32 metre derinlikte inşa edilmiş. Hz. İsa’nın doğumu yaşamı ve ölümünü gösteren ve tuz kayalarından yapılmış heykellerin olduğu üç bölümü vardır.

Bu tuz kayalarının şekillenmesinin tarihi 250 milyon yıl öncesine dayanmakta. Buraları zamanında okyanus suları altındaymış ve zaman içerisinde And Dağları şekillendikten sonra okyanus gitmiş ama tuzu kalmış. Kaya tuzu madenini MÖ 5 yüzyılda eski yerlilerde biliyormuş ve ticaretini dahi yapmışlar. Yani bu  tuz madeninin ilk dehlizlerini onlar kazmışlar. 1800’lü yıllarda maden rezervlerinin büyüklüğü fark edilince modern tekniklerle tuz çıkartılmaya başlanmış. Madencilerin çalışmaya başlamadan önce ibadetlerini yaptıkları ve maden dışında küçük bir şapel varmış ama 1932 yılında maden içinde dehlizlere bir başka küçük şapel yapılmış. 1950 Yılında ise bugünkü katedralin yapılmasına karar verilmiş ve 1954 yılında da açılışı yapılmış. 1990 Yılında ise yapılan katedralin tehlike arz edeceği düşünüldüğünden madenden tuz çıkartılmasına son verilmiş ve müzeye çevrilmiş.

IMG_5674

IMG_5691Maden dışında çok güzel bir madenci heykeli var. Madene giriş ve madenin içi çok güzel ışıklandırılmış. Tavan ve duvarlardan sarkan tuz kristalleri bu renkli ışıklandırmalarla çok mistik bir hale getirilmiş. Katedrale varana kadar Hz İsa’nın göğe çıkana kadar ki çektiklerinin tuz kritalleri ile görsel hale getirildiği 14 tane şapel geçiyorsunuz. Bunların neredyse tamamı dehlizlere ve tuz kayalarından oyulmuş. Çok az yerde mermer heykeller var. IMG_5704

Sonunda Katedrale ulaştık. Katedrali önce yukarıdan görebileceğimiz bir alana geldik. Sonra ise merdivenlerden inerek Katedrale girdik.

Katedral 5500 metre karelik bir alanda kurulu ve 120 mt boyu ve 22 metrelik bir yüksekliği var. Tam karşıda kocaman tuzdan oyulmuş haç ve ışıklandırması çok güzel duruyor. Burada 8000 kişi toplanıp ibadet edebiliyormuş. Ana yapının yanında bir başka bölümde tabanda  Michelangelo tarafından 1511 yılında Sistine Şapeli’nin tavanına yapılan ünlü  freskin bir kopyası var. Hepimiz bunun çevresinde fotoğraf çektirdik. Sonrasında ise daha kestirmeden ve bir dizi merdiven basamaklarını tırmanarak Tuz Katedralinden çıktık. Güzel ve insan yaratıcılığına şahit olabileceğiniz bir yerdi.

Katedral’den sonra aracımıza binip Zipaquira Köyüne gittik ve burada kısa bir yürüyüş yaptık. Bu köy eski geçmişi olan şirin mi şirin bir yer. Bu köyün meydanında, kilise önünde geniş alanda bir hareketlilik gördük ve oraya yöneldik. Meğerse birkaç gün sonra yapılacak olan bir kutlama için emniyet güçlerinin yaptıkları bir provaya denk gelmişiz. Kilisede ise aynı gün düğün töreni varmış. Bol bol fotoğraf aldık. Bando şefi olan resmi üniformalı Kolombiya’lı genç kız, bu ülkede gördüğüm en güzel kız oldu.

IMG_5852

Sonradan öğrendiğim kadarı ile de Zipaquira sadece Tuz Katedrali ile değil ama aynı zamanda Amerika kıtasının en eski insan yerleşim yeri olan El Abra Arkeolojik alanına yakınlığı  ile de meşhurmuş.

Daha sonra Zipaquira Köyü içinde bir Sanalejo adlı bir restoranta gittik. Balık ve etleri müthişti tavsiye ederim.

Bu civarda aktivitelerimizi tamamlayınca Bogota’ya geri dönüp Monserrate tepesine çıkmak için teleferik sırasına girdik.

IMG_5898

Bogota’ya hakim olan 3152 metre rakımlı bir yer olan Monserrate’ye teleferikle veya fünikülerle çıkılıyor. Bu tepeye aslında dini bir ayin olarak çıkılırmış. Tepede ibadet amacıyla 1620-1630 tarihleri arasında küçük bir mekan yapılmış ve kullanılmış. Bu dini ziyaretler artınca 1650 yılında bir küçük dini tesis yapılması için izin çıkmış. Yani tepedeki kilise 17. yüzyılda yapılmış.

IMG_5931Biz önce teleferikle çıktık ve fünikülerle indik. Teleferikten indikten sonra kiliseye doğru giden  yol üzerinde  aynen Tuz Katedralinde olduğu gibi  Hz isa’nın çilesini anlatan 14 adet heykel görüyorsunuz. Kilise sonrasında  çeşitli hediyelik eşyalar satan küçük dükkanlar var. Buradaki seyir terasından Bogota manzarasını fotoğraflamak çok güzel olacaktı ama hava o kadar kapattı ve ahmak ıslatan yağmuru başladı ki hevesimiz kursağımızda kaldı.

Bu gezi sonrası zümrütten yapılı takıların satıldığı bir mağazaya gittik. Mağazanın içine girmek tam bir seremoniydi. Gruplar halinde ve kapılardan geçerek içeriye girdik. İçeride gerçekten güzel takılar vardı. Meraklıları bazı zümrüt takıları aldı tabii ki.

Bu geziden sonra Bogota sokaklarında başı olarak biraz dolaştık. Akşama ise yakındaki bir restorana gidip yemek yedik ve yarın ki seyahate hazırlanmak için odalara çekildik.

 

Evet Sanal Gezgin arkadaşlarım, Bogota kenti gezimizi de bitirdik. Yarına Cartagena kentine doğru yolculuk var. Ben en çok Cartagena Kentini sevdim, umarım en güzel de onu dillendiririm.

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

24.08.2014 Saat 01:55

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Bogota/Kolombiya

IMG_5456 Sabah çok erkenden uyandırılıp saat 06:00’da Guayaquil’den Bogota’ya uçacak olan uçağa yetişmek için hava alanına doğru hareket ettik. Yani bugün artık ülke değiştirip Ekvador’dan Kolombiya’ya geçeceğiz. Ben gezi öncesi çalışırken Bogota’yı gözüme kestirmiş ve “burası benim  en favori şehrim olabilir” demiştim. Doğrusu bu ya, Cartagena “en” favorim oldu ama Bogota’da beni yanıltmadı.

Bir saat 50 dakika kadar süren bir yolculuk sonrasında Bogota Hava Alanına (El Dorado İnternational Airport) vardık. Kontrolden geçiş ve vize alış, bagaj alma ve bagajla birlikte tekrar X ray den geçme gibi işlemler sonrasında alandan çıkabildik. Bizi dışarıda Beronica adlı bir rehber karşıladı.Yanında bulunan 20-25 arası yaşlarda yardımcısı ile gruba Bogota’da kaldığımız sürece rehberlik edip, koruma ve kollama görevini yerine getirdiler. Kendilerinden memnun da kaldık. Bize ülkelerini iyi tanıttılar ve olumlu düşüncelerle ayrılmamızı sağladılar.

Hava alanı şehrin 15 km kadar batısında ama insanların işe gitme zamanı ve kötü bir trafik var. Trafik sıkışıklığı bu şehrin de ana sorunlarından.Yol boyunca Beronica’dan ülke ve Bogota hakkında bilgi alıyoruz.,

IMG_5160“Bu şehri en çok nesi ile hatırlıyorsun?” diye sorsalar herhalde hiç düşünmeden hemen hemen her sokağın duvarlarında bulunan rengarenk grafitileri ile derim. Rehberimiz geçen senelerden birinde Bogota ve Kolombiya’nın kurtuluş yıl dönümü için dünyanın her tarafından grafiti sanatçılarının Bogota’ya gelip duvarlarda sanat eserlerini yaptıklarını anlattı. Ama benim bu yazıyı yazmadan önceki araştırmalarım bana Bogota’da bu işin daha da eskilere dayanan bir geçmişinin olduğunu düşündürdü. Her ne olursa olsun bu şehrin duvarlarında birbirinden güzel çizimler var. Bogota’da graftileri gezdiren turlar bile düzenlendiğini öğrendim.

Otelimiz Hotel De La Opera şehrin merkezi sayılacak bir yerde. Gezi başladığından beri ilk defa bir şehirde ve bir otelde iki gece üst üste kalacağız. Otelimiz gerçekten çok şirin bir otel. Hemen karşısında Dış İşleri Bakanlık binası olan San Carlos Sarayı var.

Otelin kapısından çıkar çıkmaz karşıda bir tabela dikkatimi çekti. O zaman pek anlamadım ama Simon Bolivar adını görünce de fotoğrafını çektim. Bu yazıyı yazarken o fotoğraf yeniden karşıma çıktı ve yazının anlamını araştırdım. Yalnız yazı Latince İspanyolca karışımı ve bu yazının anlamını keşfetmek epey zamanımı aldı.  Sonunda anlamını sevgili Cem İnal’ın yardımı ile çözdük. Hikaye şudur; Bugünkü Dış İşleri Binası olan San Carlos Sarayı zamanla gözden düşer ve 1822 yılında satılır. Başka bir binaya geçilir ve Büyük Kolombiya bu yeni binadan yönetilir.  1827dIMG_5111e Bogota’da büyük bir deprem olur ve yeni bina da ağır hasar görür. 1828de Simon Bolivar hükümet etmek için  yeni bir bina olarak hasar görmemiş olan San Carlos sarayının geri alınmasını ister ve 1828 de saray 70000 Pezoya geri satın alınır.  Bu binadan Büyük Kolombiya yönetilmeye başlar. 25 Eylül 1828 de Simon Bolivar’a bir suikast düzenlenir ve Simon Bolivar bizim altında fotoğraf çektiğimiz pencereden kaçarak bu suikasttan kurtulur. İşte bu tabela bu olayı anlatıyor. Sevgili Cem’in çevirisiyle ve yazının şiirsel anlatımla anlamı şuymuş;

“Aceleci izleyici,

Bir an için dur..

Meşgul değilsen Simon Bolivarin vatanı kurtardığı kaçış yolunun zevkini çıkar,

Yıl 1828 Eylül ayında hain bir gece..

Ülkenin kurtarıcısı ve babası

Simon Bolivar”

Otelde odalarımızı aldıktan ve eşyaları emanete bıraktıktan sonra şehir turuna başladık. Şehrin merkezi Candelaria bölgesinde gerek Koloniyal dönemde ve gerekse de Cumhuriyet döneminde yapılan evlerin bol örneklerine baka baka yürüyoruz.

Bu arada Bogota hakkında bazı bilgileri vermek lazım. Kolombiya’nın başkenti olan Bogota 2625 mt rakımda ve 8 milyonluk nüfus ile ülkenin en kalabalık şehri. Zengin entellektüel yaşamı, birçok üniversitesi ve kütüphanesi ile Güney Amerikanın Atina’sı unvanını taşıyor. Tüm Kolombiya da olduğu gibi Bogota da da suç anlamında kötü olan şöhret zamanla değişti.

Şehir  Botero Museum ve Altın Müzesi gibi bir çok müzeye ev sahipliği yapıyor. Bogota’da 58 müze, 62 sanat galerisi, 33 kütüphane ve 45 tiyatro sahnesi varmış. Bunlardan yılda 6 milyon ziyaretçi alan Luis Angel Arango Kütüphanesi ve 1823 yılına tarihlenen yapımı ile Amerika da en eski olan Kolombiya Ulusal Müzesi gibi bazıları, dünyaca öneme sahipler.

Altın Müzesi, kolonyal dönem öncesi yerlilerin bakır ve altın karışımından elde ettikleri tumbaga altını dedikleri bir altın türünden 35000 parça esere ve 30000 kadar da seramik, taş ve tekstil esere ev sahipliği yapıyor.

2007 Yılında Bogota UNESCO tarafından Dünya Kitap Başkenti unvanını aldı ve bu anlamda Latin Amerika Dünyasında ilk ve Amerika kıtasında ise Montrealden sonra ikinciydi.

Şehir Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılıyor; kuzey bölümü daha çok zenginlerin kaldığı, fiyatların pahalı olduğu, nezih, tertemiz, vergilerin daha fazla ödendiği yer. Güney ise tam tersi, açlığın, sefaletin, her türlü tehlikenin barındığı yer. Sokak isimleri numaralardan oluşuyor. Yaşanan yerlerin zenginlik durumuna göre 1 den 6 ya kadar numaraları var. Örneğin 1 derece olanlar en fakir mahalleler ve bunlar az vergi ödüyorlar. 6 Numara olanlar ise en varlıklı mahalleler ve bunların elektrik, su ve diğer vergiler için ödemeleri daha yüksek oluyormuş.

IMG_5118Güzel evler arasından bol bol fotoğraf çekerek yürüdük ve aslında şehrin İspanyollar zamanında ilk yerleşim yeri olan Plaza Del Chorro de Quevedo’ya geldik. İspanyollar şehri burada 12 ev ve küçük bir şapel ile kurmaya başlamışlar.

IMG_5152

Bu alandan sonra aşağıya doğru yürüyüşe başladık ve paramızı Kolombiya Pezosuna değiştireceğimiz bir döviz bürosuna uğradık. Sonraki hedefimiz ise dünyanın en önemli müzeleri arasında sayılan Museo Del Oro yani Altın Müzesi. Bu müze mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir müze. Birkaç katlı olan müzede 30000 parçanın üzerinde altın objeler var. Müthiş bir müze diyebilirim. Burada büyüklü küçüklü altından takılar, heykeller masklar var. İspanyolların, bu altınları yerlilerin üzerinde gördüğü zaman ki şaşkınlıklarını ve sahip olmak için kabaran iştahlarını anlayabiliyorum ama elde ediş biçimlerini asla onaylamıyorum.  Altının işlenmesi ve saf veya başka bir maden katılarak kullanılması kabileden kabileye değişebiliyormuş.

IMG_5225

Sonrada bir kapalı odaya girip ses ve ışık gösterisi izledik. Burada aslında bir hikaye anlatılıyormuş.

1537 Yılında Gonzalo Jimenes de Quesada altın peşinde Andların yüksek bölümlerine kadar ulaşmış ve Muisca yerlileri ile temas etmiş. O zamanlar Cordillere And’larında ve Bogota çevresinde yaşayan Muisca yerlileri için Guatavita Gölü kutsalmış. Yerli dilinde Guatavita “yüksek dağlar zirvesinde havuz” anlamına geliyormuş. Ses ve ışıkla bu odada  sembolize edilen El Dorado efsanesinin kaynağı olan ve İnkalara kadar giden bir gelenek, bu gölde bir ritüel olarak uygulanırmış. Buna göre kabilenin reisi ilahlara tapınmadan önce soyunur ve vücudunu altın tozu ile kaplarmış yani altından bir adam olurmuş. Yerliler buna Zipa derlerken bu törene şahit olan Gonzalo Jimenes “Altınla Kaplı Adam-Kral” anlamında El Dorado demiş. Bu törende altınla kaplanan kabile reisi daha sonra kutsal kabul edilen Guatavita Gölüne girip tanrılarına tapınırmış ve yıkanırmış. En sonunda da bu göle altın ve zümrüt gibi değerli objeler atılırmış. İşte İspanyol Gonzalo Jimenes de Quesada’nın şahit olduğu ve yaydığı Altın Kaplı Kral-El Dorado efsanesini bu salonda yaşamış olduk.

IMG_5251

 

IMG_5398

Sonrasında Plaza de Bolivar’a doğru yürüdük. En ilginç olan gözlemimiz ise seyyar cep telefonu görüşmesi yaptıran insanların varlığıydı. Ellerinde 9-10 cep telefonu var, telefon konuşması yapmak isteyenler bastırıyor parayı, dakikası 100 pezoya konuşmasını yapıyor. Telefonlar çalınmasın diye de zincirle bağlamışlar. Neler göreceğiz daha!

Bolivar meydanında çok sayıda askeri ve yönetimsel bina ve katedral var. Önce katedrali gezdik. 1807-1823 Yılları arasında inşa edilen Katedral ülkenin en büyük katedrali. Güney Amerikanın ise en büyüklerinden bir tanesi. İçinde en güzel gördüğüm resmedilmiş bir meleğin alçı veya başka bir malzeme ile yapılmış ayak kısmıydı. IMG_5387

Alanın bir diğer köşesinde kocaman bir adalet sarayı var. Kongre Binası ve Başkanlık Sarayı ise diğer binalar. Tam ortada elinde kılıcı ile Simon Bolivar heykeli yer alıyor.

Bu meydanı gezdikten sonra yemek yemeye gittik. Gittiğimiz lokantanın en önemli özelliği meşhur yemekleri “ajiaco” servis etmeleri. Bu bir nevi çorba olsa da, ana yemek gibi, içinde ne ararsan var. Beğendik. Yemekten sonra ise kahve içmek için hemen karşı sıradaki Juan Valdez  zincir kafelerinden bir tanesine girdik. Kahveleri çok güzel gerçekten.

 

IMG_5455

Sırada bir diğer müze olan Botero Müzesi  (Donacion Botero) vardı. Bu müze de gerçekten çok güzeldi. İçinde sadece Botero’nun resim ve heykelleri değil aynı zamanda Monet,  Picasso, Dali, Pissaro gibi sanatçıların da eserleri vardı. Botero’yu sevdim.

Bu müze gezisi sonrası tekrar buluşmak üzere dağıldık. Biz tekrar Bolivar Meydanına doğru yürüdük. Burada bir de kutlamaya denk geldik.

IMG_5556

 

En sonunda günü devirdik ve otele geldik. Biraz dinlenme sonrası ise bir lokantada akşam yemeğimizi yedik ve şaraplarımızı yudumlarken günün değerlendirmesini yaptık. Genel kanı hepimiz bu şehri pek bir sevdik.

Yatağıma çekildiğimde aklımdaki düşünce bu kadar güzel kolonyal ve cumhuriyet dönemi eseri olan bir şehrin, Dünya Kültür Mirası Listesine girememesinin ne kadar yazık olduğuydu.

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

23.08.2014 Saat 01:53

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

 

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Kolombiya Giriş Bölümü

IMG_5454

Kolombiya denince aklınıza ne geliyor?  Kaleci Mondragon ? Shakira ? Gabriel Garcia Marquez ? Pablo Escobar?

Kolombiya denince sizin aklınıza ilk kim geldi ya da Kolombiya size ilk ne çağrıştırdı bilmiyorum. Ama bundan sonra benim aklıma hep “keşke daha uzun gezebilseydik” diyeceğim bir ülke gelecektir eminim.

Ekvador’da geçen 7 dolu gün ve gece sonrasında Kolombiya’ya geçiş yaptık. Dolu dolu geçecek 4 gece ve gündüz için bu ülkedeydik.

Bu ülke Pablo Escobar gibi uyuşturucu patronlarının elinde uzun süre terörle yaşamış. Kırk dört yaşında öldürülene kadar bu uyuşturucu patronu 1000 kadar polis ve 200 kadar da savcının ölüm emrini vermiş. Bir zamanlar öldürülen polis başına ödülün konduğu bir ülkenin güvenliği sağlanamayınca turizm de olamıyor. Bahsettiğim tarih uzun zaman öncesi değil, 1980’li yıllardan bahsediyorum. Neyse ki artık yavaş yavaş güvenlikli bir ülke olmaya doğru gidiyor da dünya gezginleri bu ülkeyi keşfetmeye geliyorlar. Yine de bu ülkeyi gezerken bazı kurallara dikkat etmek gerekiyor.

IMG_5556 Ülke; yüzölçümüne göre Güney Amerika’nın en büyük 4., dünyanın en büyük 26. ülkesi. Nüfusa göre ise, 46 milyondan fazla nüfusu ile dünyanın en büyük 27. ülkesidir. Aynı zamanda; İspanyolca konuşan ülkeler arasında, Meksika’dan sonra nüfusa göre en büyük ikinci ülkedir. Başkenti Bogota ve sadece bu şehrin 9 milyon sakini var. Para birimi Kolombiya Pezosu ve 1 USD yaklaşık 2000 Kolombiya Pezosuna denk geliyor. Asgari ücret 285 dolar civarı.

Karanfil üretiminde dünyada birinci sırada yer alan Kolombiya, kahve üretiminde de dünyada Brezilya´dan sonra ikinci sırada gelmektedir. Dünyanın en değerli zümrütleri bu ülkede çıkarılıyor.

Nüfusun % 60´ını İspanyol ve yerli karışımı mestizolar, % 20´sini İspanyol kökenli beyazlar, % 14´ünü Avrupalı-Afrikalı karışımı mulattolar oluşturmaktadırlar. Diğer ırklar ise kalan yüzdeyi oluşturuyor. Şu anda Kolombiya olarak bilinen topraklarda, başlangıçta Muisca, Quimbaya ve Tairona gibi Kolombiya Kızılderilileri yaşamaktaydı. Ülke topraklarının yarıya yakını sık ormanlarla kaplıdır. IMG_5288

Kristof Kolomb’un adıyla anılan ülke topraklarına Kolomb hiç ayak basmamıştır. Bu toprakları gören ilk Avrupalı, İspanyol Alonso de Ojeda ve onun kılavuzu İtalyan Amerigo Vespucci’ydi.  İspanyollar, bu bölgeye 1499 yılında gelmiş ve bu bölgede fetih ve kolonizasyon dönemini başlatmıştır.

Bu ülkede sadece Bogota ve Cartagena şehirlerini gezebildik. Hemen baştan söyleyeyim; Gezi boyu gezdiğim kentler içinde en hayran olduğum şehir Cartagena oldu.

Bu şehir tam bana göreydi; Tarih, güzel ve renkli insanlar, doğa ve deniz. Hepsi bir aradaydı.

 

IMG_6170

 

Evet benim Sanal Gezgin dostlarım..

Gezimizin ikinci ülkesi Kolombiya anılarım için buyurun bakalım..

Gezekalın.

Dr Ümit Kuru

22.08.2014 Saat 01:56

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

 

 

Ekvador Gezi yazısı/Özet

IMG_3854

Bazı takipçilerim gezi yazılarım konusunda uyardılar. Gezi yazısına derleyici, toparlayıcı bir özet yazsan iyi olur diye. Arkadaşlarıma katılıyorum. Gezi yazılarımı mümkün oldukça geniş tutup, meraklıları ve o rotaya gezi düşünenlere önceden ayrıntılı bir belge bırakmak amacı ile bu siteyi açtım.  Emin olmanızı isterim ki benim için bir gezinin öncesinden daha zor kısmı, gezi sonrası yazıyı hazır hale getirmem için harcadığım zamandır. Bir yazının yayınlanır hale gelmesi için mümkün oldukça geniş araştırma yapıp, benim gezi sırasında tuttuğum notlarla harmanlıyorum. Çektiğim yüzlerce fotoğraf arasından seçme yapma için harcadığım zaman ve onların görsel olarak daha güzel hale getirilmesi de ayrı bir çabadır.  Bazen orada iken tuttuğum notlar, burada “Google” amcanın yazdıkları ile uyuşmuyor. O zaman bilgiyi başka kaynaklardan doğrulamaya çalışıyorum.  Ancak topluca bir sayfa halinde özet bilgi, yorumlar vererek geziyi tanıtmak bence de çok uygun olacaktır. Bu nedenle bu bölümü Ekvador gezisinin sonuna ekledim. IMG_3767

Ekvador, bu gezide gittiğimiz ülkeler arasında en geniş gezdiğimiz ülke oldu. Bunda ülkenin, diğerlerine göre daha güvenilir ve turizmi daha yerleşik olmasının etkisi oldu. THY ile doğrudan Buenos Aires üzerinden gece konaklamalı ve aktarmalı gittik. Ancak diğer uçak şirketleri ile aktarmalı olarak doğrudan Quito’ya uçabilirsiniz.

Ekvador gezdiğimiz ülkeler içinde en güvenli olanı ama yine de topu yerlerde dikkat etmek ve geceleri pek dışarda olmamak tavsiye ediliyor ki biz de buna sıkıca uyduk. Rakım olarak 2000’lerin altına düştüğünüz yer sayısı çok az. Bu nedenle yüksek rakıma karşı az hareket, bol sıvı ve “diazomid” adlı ilacı kullanmanızı tavsiye ederim.

Buralarda yemek işi tam bir seramoni. Siparişler geç alınıyor ve yemekler geç geliyor. Çok özellikli yerlerde yemeyeceksiniz öğle yemeklerini pas geçin derim.  Sabah sıkı kahvaltı, yanınıza atıştırmalık birşeyler ve mükellef bir akşam yemeği yeterli olacaktır bence.

Ekvador’da para birimi Amerikan Doları. Özel aşılar yaptırıp gitmeniz pek gerekmiyor. İnsanları güler yüzlü ve dostlar. Fotoğraf çektirmek için izin aldığınız zaman seve seve poz veriyorlar. El emeği işlerden satın almayı isteyeceksiniz. Pazarlık burada da geçerli ve genellikle istenen fiyatın 1/3 eksiğine alabiliyorsunuz.

Ekvador gezimiz bol minibüs içinde seyahatle geçti ama bu yol asla sıkıcı bir yol değil. Yol boyunca And Dağlarının güzellikleri kesinlikle sizi sıkmayacaktır. Ekvador gezisini tarih ve doğa ağırlıklı bir gezi olarak düşünmeniz doğru olur. Ekvador bir volkanlar ülkesi. Volkanik patlamalar ve sonucunda oluşan lavlarla şekillenmiş dağ ve toprak, oluşmuş vadiler ve verimli toprağın beslediği yeşillik sizlere görsel bir şölen sunuyor. Bu gezide mutlaka küçük yürüyüşleri tura ekleyin. Yapabileceğiniz aktitelere mutlaka katılın. Bir diğer doğal güzellik ise şelaleler. Özellikle Banos Bölgesi şelaleleri unutulmazdı.

Gezimizi, cumartesi günü en renkli olan Otavalo Kızılderili pazarına denk getirmek için Papallacta’dan başlattık. Quito’dan da başlamak mümkündü.

IMG_2589-002Papallacta çok zevk alacağınızı düşündüğüm bir yer ve kaplıcalardan mutlaka faydalanın. Saat kaç olursa olsun, tesise saat kaçta girerseniz girin, ilk işiniz kaplıca sularına dalmak olsun. Vaktiniz varsa burada küçük bir yürüyüş güzel gider.

Otavalo Kızılderili Pazarı benim biraz beklentimin altında çıktı ama en azından oradaki yerel insanları gündelik kıyafetleri ile seyretmeniz bile çok hoş. Buralara gelmişken gecelemeyi Piman çiftliğinde yapmaya çalışın bence. Cuicocha Krater Gölü ise bir sonraki ziyaret yeriniz olmalı. Burası Ekvador Volkanlarının aktiviteleri sonrası milyonlarca yıl içinde nasıl sanat eserleri yaratabileceklerinin ispatı olacaktır.IMG_2865

Quito’nun eski şehir kısmı Dünya Kültürü Miras Listesi içinde olan bir bölüm. Sokak sokak arşınlanmalı.  Ekvador’da Ekvator çizgisi bol bol fotoğraf alacağınız ve kendinizi burayı gördüğünüz için ayrıcalıklı hissedebileceğiniz bir yer. Yeni Ekvator çizgisini sakın atlamayın ve rehberden yardım alın. İngilizce sunum da yapıyorlar.

IMG_3388Banos gezinin en iyi yeri oldu benim için. Doğa çok ama çok güzel. El Pailon del Diablo’ya yürüyüş yapmayı sakın atlamayın derim. Islanmak kaçınılmaz olacaktır. Ona göre giysili gitmenizi öneririm. Mutlaka teleferiklere binip, küçük şelalelerin üstten de görüntüsünü alın derim.

 

IMG_3514

Banos’dan çıkışta Salasaca Köyüne mutlaka uğrayın. Buradaki pazar sizi Otavalo pazarından daha çok alışveIMG_3929rişe itecektir.

Chimborazo Dağı ise bir başka güzellikti. Yol boyu göreceğiniz Vikunya ve lamalar ise işin bir başka rengi. Burada Esterella Chimborazo adlı tesise uğramayı ve yemek yiyip, birkaç saati burada geçirmeyi unutmayın. Mutluluk garantisi var bu aktivitenin. Hele civarda uçuşan Hummingbirdler sizi çoşturacaktır. Geceleme ise Riobamba’da banko Hosteria La Andaluza adlı yerde olmalıdır.

Alausi’den Sibambe istasyonuna kalkan trenle Devil’s Nose “Şeytan Burnu”na yolculuk yapmalısınız. Toplamda 90 dakikalık bir aktivite, uğruna bu kadar can verilen  ve dağlara döşenen zik-zak tren yolunu görmenize fırsat verecektir.

İngapirca Antik kenti, Ekvador’da bulabileceğiniz en büyük İnka uygarlığı kalıntıları. Gecelemeyi ise Dünya Kültür Mirası Listesi içinde bulunan Cuenca Şehrinde  yapıp bu güzel şehri gece gündüz gezmenizi isterim. IMG_4792

Her iki hali de bir başka güzel bu şehrin. Panama şapkacısı Humero Ortega yı ziyaret edersiniz herhalde. Şapka takmaktan hoşlanıyorsanız, bu iş için bütçeyi baştan ayırın derim.

Cajas National Parkın içinden geçip Guayaquil’e doğru yol almak size gezinizin bitmek üzere olduğunu haber verse de, siz yolun zevkini kaçırmayın. Dos Chorreras Hacienda ise yemek yemek ve vakit geçirmek için muhteşem bir seçim olur.

 

IMG_4997

Guayaquil ise pek de kayda değmeyecek (belki de gördüğümüz önceki güzellikler yanında) bir geçiş şehri…

Evet sevgili Sanal Gezginler; Bunlar size gezimizin Ekvador bölümü için yapabileceğim özetler. Umuyorum birgün bu güzel ülkeye yolunuz düşer..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

Tam ekran yakalama 21.08.2014 150035

 

 

 

 

Ekvador-Kolombiya-Venezuela Gezi Yazısı/ Cuenca’dan Guayaquil’e/Ekvador

IMG_4829

Sabah Cuenca’yı gezmek için, eski şehre yakın olan otelimiz, Hotel Victoria’dan  çıktım. Sokaklar sabahın erken saati olmasına rağmen hareketli sayılır. Gün erken başlıyor buraların insanları için. Aslında gezmesi çok kolay bir şehir burası. Mariscal Sucre Caddesinde San Blas Kilisesi bir uçta, Plaza de San Sebastián diğer uçta gidip gIMG_4792elirseniz eski şehrin önemli bölümlerini ve koloniyal ve cumhuriyet dönemi eski evlerin güzel örneklerini görebiliyorsunuz. 

Kahvaltı sonrası aracımıza binip Gayaquil’de sonlanacak olan yolculuğumuza başladık. Cuenca’dan ayrılmadan önce burada yapmamız gereken bir iş daha var; Panama şapkaları ile meşhur şapkacı Homero Ortega’nın dükkanını, daha doğrusu şapka fabrikasını gezeceğiz. Bu tip yerlere girdiğiniz çoğu yerde karşılaşacağınız gibi işin önce bir gösteri kısmı vardı. Bu gösteri, son nesil Ortega olan mekan sahibince, köylüler tarafından getirilen hasır şapkaların işe yarar olanlarının seçimi ile başlıyor. Civardaki küçük atölyelerde yapılan şapkalar çuvallarla bay Ortega’nın önüne getiriliyor ve o da işlemeye uygun olacak olanlarını seçiyor. Seçmedikleri ise sokaklardaki tezgahlarda yerlerini alıyor. Bu seçme işini de o kadar hızlı yapıyor ki hayran olmamak elde değil. Bence hepsi aynı olan şapkalar “IMG_4800işe yarar”, “işe yaramaz” şeklinde ayırmasın sırrını sorduk. Bana bir şapka verip “dokun” dedi. İyi ve kötü örnek arasındaki farklar pürüzsüzlük, yumuşaklık şeklinde oluyormuş. Bence aradaki fark çok azdı ama adamın da işin bu..

 Seçilen şapkalar sırası ile kesim, şekil verme, ütüleme ve süsleme şeklinde işlemlerden geçtikten sonra vitrine çıkıyor. Burada şapka fiyatları değişken tabii ki.. Otuz dolara da şapka var, 1000 dolar üstünde satılan şapka da var. Sonraki kısım ise sizin para harcamanız üzerine kurulu. Yalnız itiraf etmeliyim ki çok güzel şapkalar bunlar. Askeriyeden ayrılalı beri olan şapka antipatim nedeni ile şapka takmayı hiç sevmiyorum ama içim kaldı yumuşacık, kafanızın şeklini alan Panama şapkalarında. Hanım kaptı tabii ki bir tane, yakıştı da güzele.

IMG_4806Burada yaklaşık 1:30 saat kadar oyalandıktan sonra yola düştük. Artık Ekvador’daki son günümüz olacak bu. Bugün Guayaquil’e doğru yol alıp, ertesi gün de Kolombiya’nın Bogota adlı kentine uçacağız. Yolumuz uzun ama çok zevkli olacak. And Dağlarının güzel görüntüleri ile 198 km’lik bir yolumuz var. Bu yol üzerinde Parque Nacional Cajas adlı bir milii parktan geçeceğiz ve rakım yine 4000 metreleri bulacak.

Parque Nacional Cajas (Cajas National Park), Ekvador’un Milli Parklarından bir tanesidir ve Cuenca’nın 30 km kadar batısında yer alır. 285 Kilometrekarelik bir alanı kaplayan parkın en yüksek noktası 4450 metrededir. Bu milli parkın bozkırları içinde 270 kadar lagün ve göl vardır ve Cuenca  civarının temiz su kaynağı bunlardır.  Cuenca’nın 4 nehrinden ikisi olan Tomebamba ve Yanuncay Nehirleri bu milli parktan doğuyorlar.  “Cajas” kelime olarak anlamı Quechua  dilinde “ Karlı Dağlara Giriş Kapısı” demekmiş. 

IMG_4849

Burada ağaçlar iyice seyrekleşti ve tundra yapısında bir yeşil hakim. Bir süre yol yaptıktan sonra, daha önceden de yaşadığımız, öğle yemeği-günlük aktivite beraberce yürüteceğimiz bir mekana geldik; Dos Chorreras Hacienda. Nar Gezi gerçekten de özellikle,hem Ekvador’da ve hem de Kolombiya’da oteller ve yemek yediğimiz yerleri çok güzel seçmiş.

IMG_4952Burası aslında adından da belli olacağı gibi bir çiftlik. Civarda atların bulunduğu hara, geyiklerin gezdiği bir alan, konaklama isterseniz de evler var. Bir de alabalık tesisi var. Çok hoş bir yerde, güzel bir yemek yedik. Civar gezileri ile gerçekten aktivite gibi oldu.

Daha sonra ise kalan yolu tamamlamak üzere yollara düştük.

4200 Metrelerde bir gözleme tIMG_4956erasında durup civardaki küçük lagünleri fotoğrafladık.

Bu işlemi Guayaquil’e varana kadar yol boyu birkaç kez tekrarladık. Durduğumuz her yerde bizde hayranlık yarattı.

Sonunda kahve ve muz tarlaları arasından geçerek Guayaquil’e vardık.  Otelimize yerleştik ve bu şehri turlamaya çıktık. Aslında bu şehir en az beğendiğimiz şehir oldu ama buradan da ,en azından benim, beklentimiz yoktu. Sonuçta sahilde ve sanayi şehri. Sıcak paranın en fazla döndüğü Ekvador şehri. Para varsa yüksek binada vardır, eski çabuk kaybolur. Dünyanın her köşesi mi böyledir bilmiyorum? Malecon 2000 diye bir sahil bölümünü gezdik. Görmesek aklımızda kalırdı. Ben gün boyu yeşilden, dağlardan, doğadan sarhoş olmuşum zaten, Malecon 2000 pırıltısı ve ışıkları sönük kalır gezgin yüreğime..

Yarın bir başka ülke de, Kolombiya’dayız..

Gezekalın

Dr Ümit Kuru

21.08.2014 Saat 00:54

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.