• Arşivler

  • Diğer 531 aboneye katılın
  • Mart 2013 den beri

    • 381.797 ziyaretçi
  • Şubat 2026
    P S Ç P C C P
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    232425262728  

GUATEMALA: FLORES-TİKAL-RİO DULCE GEZİLERİ

 Gezi Tarihi 26.10.2010

IMG_9493.JPG

Sabah erkenden uyandık. Hanımla birlikte etrafı keşfe çıktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burasını gündüz gözü ile görünce ne kadar güzel bir yerde kaldığımızı bir kez daha anlayıp, bu cennet köşede şöyle keyifli bir kahvaltı yapamamanın ve sonrasında doya doya gezememenin üzüntüsünü yaşadım.

IMG_9373.JPG

Etraf tarif edilecek gibi değil; Ne taraftan geldiğini anlayamadığım kuş cıvıltıları, göl kenarında avlanmaya çıkmış bir balıkçıl, adının ne olduğunu bilmediğim çiçekler ve ağaçlar var. Gölün üstüne sabah sisi çökmeye başladı. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltımızı bile paket yaptılar ve hemen otobüse atlayıp yola düştük. Gideceğimiz yer Dünya Kültürü Mirası Listesinde yer alan bir yer ve bu gezinin en önemli ayaklarından olan Tikal Antik Kenti. Biz de erkenden yola düşüp bu kenti iyice bir gezmenin doğru olacağını düşünüyoruz. Flores-Tikal arası 71 km ve erkenden orada olup, turist kalabalığına yakalanmak istemiyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tikal, Guatemala’daki yağmur ormanları içinde Peten ilinin kuzeybatısında bulunan, en büyük Maya kenti ve tören merkezidir. Güney düzlüklerindeki öteki Maya merkezleri gibi Tikal da orta oluşum döneminde (M.Ö. 900-300) küçük bir köydü. Geç oluşum döneminde (M.Ö. 300-M.S. 100) büyük piramit ve tapınakların yapılmasıyla önemli bir tören merkezi haline geldi. Klasik dönemde büyük saraylar, piramitler, alanlar yapıldı. Maya hiyeroglif yazısı ve karmaşık takvim sistemi ortaya çıktı, anıtsal heykeller ve vazo resimleriyle üstün bir Maya sanatı gelişti.

img_9407

Q Kompleksi

Tikal’in,  Chichen Itza, Copan, Uxmal gibi diğer Maya kentlerinden ayrılmasını sağlayan en önemli özellik orman içinde olması. Tikal Antik Kenti, Vietnam’da Angkor Thom’da olduğu gibi orman içinde ve ormanın insafına kalmış bir kent. Tikal’de tapınakların çoğu açığa çıksa, meydanlar temizlense de, bir yerden diğerine giderken orman içinden geçmek zorundasınız. Etrafta yüksek ağaçların dalları arasında akrobasi yapan Howler (uluyan) Maymunları, rengarenk papağanlar ve tavus kuşlarına, biraz da benim gibi şanslı iseniz, ulusal kuşları olan Toucan (tukan) kuşuna rastlayıp fotoğraflayabilirsiniz. Sabahın erken saatleri veya geç saatlere doğru el ayak çekilmişken burada olursanız ormanın gerçek sahiplerinin günlük yaşamlarına şahitlik etmeniz daha olasılıklı.

Q kompleksi2.JPG

Q Kompleksi

MS 250’li yıllarda Tikal bugünkü şeklini almış ve önemli bir dini, siyasi ve ekonomik şehir olmuş. MS 230 yılında tahtı ele geçiren Kral Yax Moch Xac yönetimi ele geçiriyor ve sonrasında da krallık sülalesi tarafından yönetiliyor.

Tikal 1979 yılından beri de UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi içinde yer alıyor.

Tikal Antik Kentine yüksek Ceiba ağaçları ve sakız (Chico Zapote-Sapodilla) ağaçları arasından geçip giriyorsunuz. Etraf alışılmadık kadar tenhaymış. Burada her zaman çok sayıda turist olurmuş. Sabahın erken saatleri olunca etraf boş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Önce Q kompleksi denen bir yere geldik. Tikal antik kentinde M, N,  O, P, Q kompleksleri olarak adlandırılan yerler var. Arkeologlar bu şekilde adlandırmayı uygun görmüşler. Bu komplekslerde karşılıklı iki adet piramit oluyor ve doğu batı istikametinde yerleşimli. Bir de kuzey güney yerleşimli dikdörtgen binalar var. İşte Q kompleksi bu yapılardan bir tanesi. Burada 4 basamaklı küçük piramidin önünde 9 adet dikili taş var. Bunlar sunak yeri mi yoksa başka bir iş mi görüyor belli değil. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alandan devamla Gran Plaza, 1 ve 2 no’lu tapınaklar ve Kuzey Akropolüne gittik. Bir numaralı tapınak (Temple of the Grand Jaguar) büyük Maya Kralı Moon Double Comb onuruna ve gömülmesi için inşa edilmiş olan bir tapınak. Kralın kendisi bu tapınağın planları üzerinde çalışmış ve 734 yılında onun yerine tahta geçen oğlu tarafından bu tapınak bitirilmiş. 44 metre yükseklikteki tapınağın karşısında, bu kralın karısı için yapılmış olan 2 no’lu tapınak (Maskeler Tapınağı) var ve 38 mt yükseklikteki tapınağa çıkış mümkün. 1 no’lu tapınağa ise çıkıp ta düşen ve ölen insanlar olduğundan çıkış yasaklanmış. 1 no’lu tapınağın yanında ise kutsal top oyunu sahası var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu tapınakların yan tarafında ise Kuzey Akropolü denen ve görünüşte değersiz ancak aslında bu alandaki en eski yapılar olmaları nedeni ile değerli olan bir dizi eser var. Mayalar burada MÖ 400 yılına kadar giden eserler bırakmışlar. Mayalar eski tapınakları üstüne yenilerini inşa ederlermiş. Burada da aynı şeyi yapmışlar ve üstünü kapatarak dış ortamın olumsuz etkisinden korunmuş halde duvar maskelerinin daha önceden olan tapınaklardan kaldıklarını öğreniyoruz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alanda gezerken herkes 2 no’lu tapınağa çıkıp, panoramik fotoğraf almaya çalıştı.  Ben genelde böyle bir aktivitede en önde tırmanırken, bu sefer bunu yapmak istemedim ve aşağıda kalıp tapınağın arkasından geçip hemen yakında bulunan ve dala konmuş renkli bir kuşu fotoğraflamaya çalıştım.  Bu sırada da yaşayabileceğim en önemli olaylardan birisini burada yaşadım; Guatemala’nın milli kuşu olan Toucan (Tukan) kuşu, hem de birkaç tanesi birden, o ağacın dalları üstüne kondular. Poz üstüne poz verip, ağacın meyvelerini bir güzel yiyorlardı. Ne kadar şanslıydım! Kaçar mı? Bu güzel kuşları fotoğraf makineme hapsettim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu alandan devamla, önce 55 metre yükseklikteki 3. Numaralı Piramidi sonra da 5 Numaralı Piramidi ziyaret ettik. 5 numaralı piramit 58 metre yükseklikte ve MS 600’lerde inşa edilmiş. Bu piramide yandan ve çok dik bir merdivenle çıkılıyor. Yukarıya kadar çıkıp ileride Gran Plaza ve 1 ve 2 numaralı tapınakların panoramik görüntüsünü aldık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yolu takip ettiğimiz zaman bir sıra halde dizilmiş olan 7 Tapınaklar Meydanına geliyorsunuz. Bu tapınaklarda hala kazı çalışması var ve burada ağaçlarla kaplı tapınakları en dramatik hali ile görebiliyorsunuz. Burada bir diğer dikkati çeken bölümde yan yana 3 adet top sahasının bulunması. Burada biraz soluklanmak hepimize iyi geldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise 4 numaralı tapınağa gittik. Bu tapınak 64 metre yükseklikle, Tikal’deki en yüksek tapınak unvanını taşıyor. Bu piramide tırmanıp tüm alanın panoramasını fotoğraflayacağız. Bu piramide de yandan merdivenlerle çıkılıyor. Merdivenlerden çıkarken hemen yakınımızdaki ağaçlarda, bir daldan bir diğer dala atlayan Howler Maymunları fotoğraflıyoruz. Bu maymunlar gerçekten bir köpeğin çıkarttığı seste uluma sesi çıkarıyor. Sonunda piramidin tepesine çıkıp merdivenlere oturduk.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aşağıda manzara nefis. Ufukta ağaçların arasından sıyrılan 1, 2 ve 5 numaralı piramitler gözüküyor. Güzel bir kelebek, hemen ayaklarımın dibinde bir yaprakta, kanatlarını açmış güneşten faydalanıyor. Tikal gezisi yaklaşık 4 saat kadar sürdü ve sonunu Tikal parkı içinde bulunan bir lokantada yediğimiz yemekle getirdik. Burada da bir Arı Kuşunun peşinde yarım saatim geçti. Fotoğrafladım ama istediğim güzellikte olmadı. Başka zamana artık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası ise Guatemala’nın en büyük gölü olan İzabal Gölü’nün ağzında bulunan Rio Dulce nehri kenarındaki otelimize doğru yola çıktık. Önümüzde 254 kilometrelik bir yol var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rio Dulce’ye gecenin karanlığında vardık. Hiç otele uğramadan doğruca yemek yiyeceğimiz yere gittik. Bu otelinde çok iyi bir otel olduğu belli. Karayiplerin kenarında bir otel ama her zamanki gibi gündüzleri çok kısa bir süre gezip ayrılmak zorunda kalacağız. Ancak grup çılgın, sabah erkenden kalkıp denize girme kararı veren arkadaşlar var. Bir tanesi de benim hanım! Eh! Bizde bu karara uyacağız.

Ne demişler; Kadına itaat et, rahat et..

Gezekalın, Aydınlık kalın

Dr Ümit Kuru

İlk yazım tarihi: 05.12.2010 saat 00:39

Düzeltilmiş son basım tarihi: 20.11.2016 Saat 00:36

 

MEKSİKA: CHİCHEN ITZA-CANCUN GEZİLERİ

 Gezi Tarihi 24.10.2010

IMG_9076.jpg

Merida’dan hareket ederek UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan Chichen Itza (okunuşuyla Çiçen İtza)  antik kentine doğru yola çıktık. Arada 128 km kadar bir mesafe var. Yani yaklaşık 2-2:30 saat kadar bir yolumuz var. Bu antik kent beni oldukça heyecanlandırıyor. Çünkü bu kent Mayaların kurduğu en önemli kentlerden ve günümüzde de çok sayıda eseri hala ayakta duruyor. Chichen Itza Antik Kentinin 7 Temmuz 2007’de dünyanın yeni 7 Harikası’ndan biri olarak seçilmiş olduğunu da söyleyelim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Mayaların en güçlü olduğu MS 300-900 yılları arasında burasının güçlü bir dini merkez olduğu kabul ediliyor. Daha sonra ise Toltekler bu kenti Mayalardan almış. Mayalar 17. yüzyıl sonuna kadar dağlarda yaşayan kabileler halinde kalmışlar. Maya dilinde Chichen Itza, “Itzaların kuyusunun ağzı” anlamına geliyormuş. Buradan da anlaşılacağı gibi, “Itza” bir başka yerli kabilenin ismi demek.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kente girer girmez sizi ilk karşılayan satıcılar oluyor. Burada, diğer yerlerden daha fazla satıcı olduğunu söylemem lazım. Kale (The Castillo)  adıyla tanınan Kukulkan Tapınağı ya da Kukulkan Piramidi’nin bir kısmını Mayalar, ama çoğunluk kısmını da Toltekler inşa etmişler. Şehrin büyük meydanının güney kısmında yer alan bir eser. Mayalar bu piramidi astronomi ve matematik bilgilerini ortaya koymak istercesine belirli bir sistemle inşa etmişler. Örneğin 4 cephesinin her birinde 91 basamak yer alıyor. Böylece 4×91’le bulduğumuz 364 sayısına en tepedeki düzlüğü (1) de eklediğimizde, yıldaki günlerin sayısı olan 365’i buluyormuşuz.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Piramidin merdivenlerinin iki yan tarafına, aşağıdan yılanın başı ile başlayan ve en tepeye kadar devam eden yılan gövdesinden yapılma merdiven korkulukları yapmışlar.  Ayrıca, piramidi öyle bir şekilde inşa etmişler ki, ilkbahar ve sonbaharda ekinoksların gerçekleştiği an, piramide gelen güneş ışıkları sayesinde bu yılan gövdesi S’ler çizen şekilde bir gölge oluşturmaktaymış. Bunu tabii ki biz göremedik ama ekinoks zamanlarında sadece bu olayı görmek için dünyanın her tarafından turist geliyormuş. Kukulkan adıyla bilinen ilahi tüylü bu yılandan bir önceki yazıda bahsetmiştim. Piramidi, inandıkları yeraltı alemi katları sayısı gibi, 9 farklı düzey halinde düzenlemişler. Bu piramide çıkış eskiden serbest iken artık yasaklamışlar. Dolayısı ile çıkamadık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kale Piramidinin solunda Platforma de las Aguilas ve Platforma de los Jaguares (Kartallar ve Jaguarlar Platformu) anıtlarını görüyorsunuz. Burada insan kalbi yiyen kartal ve jaguar kabartmaları insanı çok etkiliyor. Platforme de Los Craneos ( Tzompantli, Kuru Kafalar Platformu) diğer bir etkileyici yapıt. Burada yüzlerce kuru kafa kabartması T şeklindeki bir platformun her bir yönüne oyulmuş. Buraya kurbanların kesik kafaları konurmuş. Templo de Jaguars and Escudos (Jaguarlar ve Kalkanlar Tapınağı) top sahasının güney doğu köşesinde bulunan ve içinde solgun da olsa renkli bazı resimlerin ve kabartmaların (tüylü yılan) bulunduğu bir küçük tapınak ve hemen önünde de bir heykelcik var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Chichen Itza arkeolojik alanın bir başka önemli özelliği de büyük ve oldukça iyi korunmuş halde bir Kutsal Top Oyunu (Pelotte) sahasına sahip olması. Burada çok iyi durumda olarak bulunan top oyuncuları ile ilgili bir kabartma var. Bu top alanının en önemli özelliği de duvarlarda bulunan çemberlerin oldukça yukarıda bulunması.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buraya kalça, omuz ve dizlerle ağırlıkları 300-400 gram arasında değişebilen topları sokmak pek mümkün değil gibi gözüküyor. Onuncu yüzyıldan sonra bu oyuna çemberleri ekleyenlerin Toltekler olduğu biliniyor. Chichen Itza’da bu sahadaki çemberlere topları sokmak için ise raket gibi bir alet kullandıkları düşünülüyor. Yıldızların konumuna göre sahaya yerleşen yedişer kişilik iki takımdan hangisi en önce bu çemberden topu geçirebilirse, sahadan galip olarak ayrılıyormuş. Tek sayı ile ve ölümle biten bir oyun. Aslında buna oyun demek yanlış olur, bu bir tür dini tören olarak algılanmalı. Chichen Itza’da daha küçük olan bir top sahası daha var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burayı da gezdikten sonra Kurban Kuyusuna (Cenote Sagrado) doğru yürüyüşe geçtik. Bu kuyu doğal bir kuyu olup, 60 mt çapında ve 35 mt derinliğindeymiş.

IMG_5135.jpg

Bu kuyuya ayaklarına bağlanan ağırlıkla atılan kurbanların, suya atıldıktan sonra yüzeye çıkarsa tanrılar tarafından affedildiği kabul edilirmiş. Ama ben bu kuyudan kimsenin sağ çıkabildiğine inanmıyorum. Burayı gördükten sonra ise tekrar Kale Piramidini hedefleyip meydana doğru yürümeye başladık. Ancak yol kenarında artık tezgahlar iyice çoğalınca bizden de dağılmalar başladı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu sefer piramidin diğer yönüne doğru yürüyerek El Caracol’a doğru yürüyüşe geçtik. Yolumuz üstünde Baş Rahibin Tapınağından (The High Priest’s Grave (Osario veya Ossuary) geçtik. Burada merdivenlerin iki yanına yapılmış olan tüylü yılan korkuluklarından birisinin içinde yerleşmiş ve “buraları benden sorulur” havasındaki iguana hepimizin dikkatini çekti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İspanyollar tarafından spiral merdivenleri nedeni ile Salyangoz olarak adlandırılmış olan bu gözlemevi (El Caracol) yuvarlak planlı yapısı ile Mayalarda tek örnektir. Buradaki Astronomi okulunda rahipler yıldızların hareketine göre kutlamaların zamanından, mısır toplama veya ekim tarihine kadar bir dizi önemli kararı verirlermiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Okuyunca şaşırdığım bir diğer bilgi de 8. Yüzyılda buradaki rahipler tarafından Venüs gezegeninin, güneş arkasındaki kalma süresi gibi bugün bilgisayar destekli hesaplamaları, o zamandan yapabilmeleri oldu. 1991, 1994 ve 2002 yıllarındaki güneş tutulmalarını daha o zamandan tahmin edebilmişler.

IMG_9173.jpg

İspanyollar tarafından “Rahibeler Manastırı” adı verilmiş yönetim sarayına giderken rastladığımız, sarı sarı çiçeklerinin bir kısmı üstünde bir kısmı ise yere dökülmüş haldeki ağaçlık alanın görüntüsü hepimizin bu alanda poz vermesine neden oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rahibeler Manastırı, aslında Maya Kraliyet ailesine ait ve içlerinde çok sayıda odanın bulunduğu bir dizi binaya deniyor. İspanyollar buraya geldiklerinden Rahibeler Manastırına benzettikleri için bu ad verilmiş ama bence bu ad yakışmamış.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonrasında ise çok sayıda sütunların bulunduğu ve Savaşcılar Tapınağı, Chac Mool Tapınağı, Sauna gibi binaları içine alan Bin Sütun Grubu içinden yürüyüşle gezimizi, başladığı gibi, Kale Tapınağında bitirdik. Tüm Meksika antik şehirleri içinde en çok etkilendiğim Chichen Itza Antik Kenti oldu diyebilirim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu kenti hakkını vererek gezdiğimize ve civarda da bu kadar çok satıcı olduğuna göre, kalan serbest zamanda da alışveriş yapma hakkını kazandık demektir. Bizde öyle yaptık zaten. Bol bol ıvır zıvır alıp, son Peso’larımızı da satıcılara bıraktık.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Chichen Itza’dan ayrılıp 198 km ötede olan Cancun’a vardık. Otelimiz çok iyi ve her şey dahil sistemle çalışan bir otel. Burada bol bol denize girme arzumuz var. Ancak korkunç bir fırtına var ve arkasından hafif de olsa bir yağmur başladı. Ne olursa olsun grup denize girmeden vazgeçmeyecek gibi. Herkes yemekten sonra acele ile soyunup mayolarını giydi. Koştura koştura deniz kenarına gittik ama denize 5 adım girmek mümkün olmuyor. Biz denize giriyoruz, dalgalar bizi kıyıya vuruyor. Grup bir süre sonra bunu bir oyun haline getirdi. Çığlıklar içinde denize giriliyor, dalgalar gerisin geri bizi kıyıya vuruyor. Cancun Cancun olalı, böyle çığlık atan bir grup görmemiştir.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akşam yemek sonrası ise “hiç olmasa beleş tekila içelim” deyip bara daldık. Meksika’daki son gecemize kadehler kalktı. Dışarıda ise korkunç bir yağmur var. Eğer bir gün sonra bu yağmur ve fırtınaya yakalansak, gezimizin bir felakete dönüşebileceğini bilemeden kadehlerin birini bitirmeden diğerini sipariş ettik.

Ertesi gün uçak saatine kadar serbest zaman var. Bu arada denize girmek yine mümkün olmadı, bizde sahilde bol bol fotoğraf çekip uçak saatini bekledik.

IMG_0665.JPG

Meksika’dan, önce uçakla Belize’ye, Belize şehrine uçacağız, sonrada otobüsle Guatemala sınırına kadar gidip oradan Guatemala’ya geçeceğiz. Yani bir günde üç ülke; kimde var bu keyif..

Gezekalın ve Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yazım tarihi: 21.11.2010 saat 19:20

Gözden geçirilmiş son basım tarihi: 17.11.2016 Saat 23:55

MEKSİKA: CAMPECHE-UXMAL-MERİDA GEZİLERİ

Gezi Tarihi: 23.10.2010

Sabahleyin kahvaltı öncesinde, artık adet haline getirdiğimiz üzere, otel çevresini keşfe çıktık. Otel ile denizi sadece bir cadde ayırıyor. Sabahın erken saatlerinde insanlar eşofmanlarını giymiş sabah sporlarını yapıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Denizde dalga yok, üstünde tek tük alışık olmadığımız türden balıkçı tekneleri var. Kıyıda gördüğüm ve denizde av olabilecek herhangi bir hareketi gözleyen bir kuşu fotoğraflamaya çalışırken, esas konu yanımızdan geçiyordu; İki adet cincırlı polis. Atlı polisi, bisikletli polisi görmüştüm ama havaalanı dışında cincırlı polisi görmek bu şehre kısmet oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Kahvaltı sonrasında Campeche şehrini gezmek için otobüse bindik. Campeche (Kampeçe diye okunuyor) eski bir Maya şehri. Maya dilinde Can yılan, Pech kene demekmiş yani yılan ve keneler şehri anlamına gelen bir kelime. Bu eski Maya kenti, sömürge döneminden 19. yüzyıla kadar çok önemli bir limandı. Bu şehrin eski kısmı UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alıyor. Şehir, İspanyollarca ilk defa 1517 yılında alınsa da, 1540’daki son alınışına kadar Mayalar ve İspanyollar arasında el değiştiriyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Şehir sadece İspanyolların değil, ilerleyen zamanlarda korsanların da saldırısına uğrar olmuş. 1663 yılındaki saldırı sonrasında şehri surlar içine almaya karar vermişler. 2 km uzunluğunda, 8 mt yükseklikte surlarla şehri çevirmek 50 yıl almış. Biz bu surlarda var olan iki kapıdan biri olan ve bir zamanlar hemen deniz yanında bulunan ancak bugün denizle arasına epey bir mesafe giren Deniz Kapısı’ndan (Puerta del Mar) giriş yaptık. Tipik bir kolonyal dönem eseri. Şehir içinde ilerledikçe İspanyollardan kalma kemerli, balkonlu, en fazla 2 katlı ve bol sütunlu evleri daha çok görüyoruz. Keçiboynuzu ağaçları ile dolu tertemiz bir meydan karşımıza çıkıyor; Plaza Principal. Burası ilk zamanlarda askeri bir kamp alanı iken sonradan şehrin politik, dini ve yaşamsal olarak esas meydanı oluyor. Meydanın karşısında iki kuleli bir katedral var. Katedral içini gezdik, oldukça sade görünümde Barok tarzı bir katedraldi.

IMG_8838.JPG

Bu gezi sonrası rotamız 161 km ilerde bulunan Uxmal (Uş mal okunuyor) antik kentine yöneldi. Adının anlamı Maya dillerinden Yukateco dilinde “üç kez”dir. Üç kez kurulma anlamında bu adın verildiği düşünülüyor ancak aslında bu kent beş kez kurulmuş. UNESCO’ca Dünya Kültür Miras Listesi kapsamına alınmış sit alanı ve buraya yerleşik olan halk tarafından 1200 yıllarında terk edilmiş.

IMG_8915.JPG

Bu şehrin mimarisi Puuc adı verilen dağ zincirindeki kentlerin karakteristik özelliklerini taşıyor. Bu yapı şeklinde yapıların cephelerinde alt kısımlar sade, üst kısımlar işlenmiş halde olurmuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Uxmal şehrine girer girmez ilk dikkatimizi çeken şey çevrede bol miktarda iguananın varlığı oldu. Nereye baksanız bu hayvanı görüyorsunuz. Antik şehre girince ilk olarak 35 mt yükseklikte olan Kahin (Büyücü) Piramidi karşınıza çıkıyor. Eliptik yapısı ve keskin olmayan köşeleri ile Maya mimarisi içinde tek örnek olan bir yapı. Bu piramit 6-10 yüzyıllar arasında Mayaların büyük tanrısı Kukulkan için yapılmış. Özellikle Aztekler gibi diğer Mezo-Amerikan yerli halk için en büyük tanrı Quetzalcoatl ne ise, Kukulkan’da Mayalar için o demek. Mezo-Amerika kültüründe eski piramidin üstüne yenisini inşa etmek olası bir durum ve bu yeni piramitin içinde eskisi, olduğu gibi duruyormuş. Bu piramitte 117 basamak var ancak üzerine çıkmak yasak.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Rahibeler Dörtgeni denen binalara bu ismi İspanyollar vermiş. Burası aslında o zamanların hükümet binası. Ortada genişçe boşlukta ayin yapılırmış. Bu binanın üst duvarlarında çok işlemeli ve detaylı olarak Yağmur Tanrısı Chac’ı (Azteklerdeki karşılığı Tlaloc) sembolize eden kabartmalar varken, daha altta daha az işlemeli cilalı alanlar var (Puuc stili). Mayaların en korktukları olay kuraklıkmış. Bu nedenle yağmur tanrısı Chac onlar için en önemli Tanrı. Onun hemen her tarafta bol miktarda kabartmasını görüyorsunuz. Gözü sembolize eden iki adet yuvarlak, ağza ve dişlere benzeyen şekillerle daha çok bir canavara benziyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu Tanrı ile birlikte yer yer kaplumbağa kabartmaları da var. Bir diğer kabartma da Tüylü Yılan. Bazen bir duvarı boydan boya kıvrılarak geçen bu yılan, kutsal gücü sembolize edermiş. Bazen yılanın açık olan ağzından bir insan başının çıktığı görülüyor. Bu da başka bir dünyadan gelen bir yaratığın insanların dünyasında ortaya çıktığını anlatıyormuş. Burada en ilginç olan, kapı içlerinde gördüğümüz kırmız boyadan el izleriydi. Mayalar yapılarının kabasını yaptıktan sonra dışını renkli boyalı bir sıva ile kaplıyorlarmış. Saray yapımında çalışan işçiler bu sıva öncesi ellerini boyaya batırıp, duvarda kendilerinden bir anı olarak el izi bırakırlarmış. Bu sıva düşüncede bu izler olduğu gibi ortaya çıkmış. Violetta’nın anlattığı hikaye bu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Buranın gezilmesinden sonra top alanını gezdik. Top alanı oldukça büyüktü ve sayı (gol diye bağırıp bağırmadıklarını merak ettim!) yapmak için kullandıkları halkalar hala yerinde duruyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra ise Valilik Sarayını gezdik. Bu binanın bugünkü hali bile zamanında 630 metre karelik bir alana yayılmış alan sarayın ihtişamını gösteriyor. İki saati bulan gezimiz, güneşin en tepede olduğu saatlerle birleşince terleme ile kaybedilen su bizi biraz bitkin yaptı. Gölgeyi bulan arkadaşlar, buldukları yere çöktü. Otobüsümüzün bulunduğu buluşma alanına doğru giderken, bendeki kuşlara karşı olan seçici algı işlemeye başladı ve ağacın üstünde birbirinden güzel renklerde kuşları fark ettim ve onları Uxmal’den anı niyetine karelere hapsettim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otobüs yol üstünde Muna’da bir lokantada durunca öğle yemeğimizi yedik. Kümes hayvanlarının bol olduğu güzel bir arka bahçesi vardı.

IMG_8960-001.JPG

Yaklaşık 65 km sonrada Merida şehrine vardık. Merida, Yucatan eyaletinin baş şehridir. Biz bu şehre saat 4-5 civarlarında vardık ve otobüs bizi ana meydana yakın bırakıp otele giderken, biz eski Merida şehrini gezdik. Gerçekten güzel bir şehir burası. Önce Zocalo’ya, Ana Meydana gittik. Banklarda miskin miskin oturan insanlar vardı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burada meydanın karşısında gördüğümüz bir evin, o dönemlerde yaşanan vahşeti çok güzel anlattığını düşündük. Bu ev o zamanların yöneticisi olan bir İspanyol generale veya valiye aitmiş. Bu evin ana kapısında, iki yanda bulunan İspanyol askerlerin ayaklarının altlarında Maya yerlilerinin kafaları mevcut olarak gösterilmiş. Mayalar ve özellikle de Aztekler tarihte çok vahşi insanlar olarak anlatılıyorlar. Hatta Tanrılar için bir gecede 80000 kurbanın verildiği söyleniyor. Ancak bu kaynakların da İspanyollardan geldiğini unutmayalım. Aztekler ve Mayalar gibi diğer Mezo-Amerikan yerlilerinin de insan kurban ettikleri biliniyor. Tanrılar insanların yaşaması için bu kadar fedakarlıklarda bulunduklarına göre, insanların da hayatın devamiyeti için tanrılara kurban edilmesi, onlar için bir onur olarak düşünülürmüş. Bu kurban etme şeklinde, uyuşturulmuş kurban veya kurban edilecek esirin diafragma kısmından, obsidyen taşından yapılma bıçakla girilip kalbi sökülürdü. Daha sonra bu kalp Chac Mol denen taşa konup, kurbanın vücudu merdivenlerden aşağıda seyreden halka doğru yuvarlanırdı. Anlatması bile zor olan bu işlemi Azteklerin-Mayaların inançları gereği yaptıkları tamam da, bir gecede bu işlemle 80000 kişiyi kurban etmeleri bana biraz İspanyol abartması veya kendi yaptıkları (Merida şehrindeki bu kapıdaki örneğinde olduğu gibi) eziyetleri örtmek için gibi geldi. Siz ne dersiniz?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Merida’da Zocalo meydanında, bayrak direğine asılı olan bayrağın indirilme merasimini izlememiz gerektiği kitaplarda yazıp duruyor. Saat 18:00 gibi yapılan bu töreni izlemek istiyoruz ama daha vakit var. Ayrıca bu tören sadece burada değil, Zocalo adını alan ve bayrak direği olan her yerde oluyor ama biz şimdiye kadar zaman nedeni ile hiç izleyemedik. Bakalım bugün izleyebilecek miyiz?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Vakit varken alanın bir köşesinde, Belediye Sarayında olan resim sergisini gezelim istedik. Gerçekten buradaki resimleri de görmenizi isterim. Meksika tarihinin sayfalarından sahneler çok çarpıcı olarak resmedilmiş. Bu arada bayrak töreni saati için apar topar aşağıya indik. Ancak kısmetimiz yokmuş ki bugün sadece iki tane polis, sıradan bir şekilde bayrağı alıp gittiler. Bizim hastanede bile bayrak daha havalı indirilir! Herhalde bu tören, o “mutlaka izleyin” denen tören değildir.

IMG_9023-001.JPG

Bu arada güneş kızıllığını göstermeye de başladı. Yorulunca gözümüze ilişen bir dondurmacıya oturduk. Burada dondurma bizim sütlü dondurmalardan değil, kar buz dedikleri renklendirilmiş (meyve suları ile) dondurmalardandı. Pek sevmedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Serbest zaman verilince bizde faytonla şehir turu yapmak istedik. Yaklaşık 45 dakika süren bu turun sadece 10 dakikası gün ışığında olunca, bizim tur şehri görmekten çok, nostaljik gece turu oldu. Ama iyi ki yapmışız, bu hali bile güzeldi. Demek ki bizden sonra gidenler, fayton turunu erken yapacaklar…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu gecelik bu kadar, yarın ufak bir seyahat var. Kurtlandık yine…

Gezekalın, aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 17.11.2010 Saat 02:02

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi: 16.11.2016 Saat 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

MEKSİKA:SAN CRİS DE LAS CASAS-SAN JUAN CHAMULA KÖYÜ-AQUA AZUL

Gezi Tarihi 21.10.2010

IMG_8511.JPG

Gecelediğimiz ve Kolonyal dönemden kalma şirin otelde üşüdük ve ısıtıcıyı yakmak zorunda kaldık. Ancak ilk defa bu sabah dinç uyandık. Kahvaltı sonrasında San Cristobal de Las Casas’ın meşhur Pazarına doğru yürüyüşe çıktık. Bu Pazar, civarda oturan köylülerin ürünlerini getirip sattıkları oldukça büyük bir Pazar. Yiyecekten, giyeceğe, canlı hayvana ve çiçeklere kadar ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Dün gece gezip, akşam ışıkları altında gezdiğimiz ve fotoğrafladığımız bu şehri günün ilk ışıkları altında ve trafiğe kapalı olan caddesi boyunca görmek de ayrı bir güzellikti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Pazara daha girişte ilk Peso’ları harcadık, yani dakika bir, gol bir.. Pazarın girişinde hiç görmediğim renklerde Gala çiçeği (Zantedeschia) satan bir kadından renk renk çiçek köklerinden satın aldık. Eminim kadın şaşırmıştır, bir anda tüm malları neredeyse bitti. Ben beyazından, pembesinden, kırmızısından ve turuncusundan olmak üzere 4 adet Gala çiçeği kökü aldım. Onları bir heves İstanbul’a da getirmeyi başardım ama bir sorun var; Violetta ya göre bu çiçeğin sadece beyaz rengi varmış, diğer renkler ise boya imiş. Galiba aldatıldık. İstanbul’a gelir gelmez saksıya diktim, bakalım ne çıkacak?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Meksika’ya giderseniz bu Pazarı asla atlamayın. Tüm gezide çok sayıda Pazar gezdik ama en iyi yerel Pazar örneği, San Cristobal de Las Casas’da olanıydı. Pazarda satıcı olan yerlilerin fotoğraf çektirmekten hoşlanmadıklarını söylediler. Gerçekten ya yüzlerini kapatıyorlar ya da arkalarını dönüyorlar. Ama ağızlarındaki altın dişleri ile koltuklarının altlarında taşıdıkları tavukları, horozları ile tipik şapkaları ile fotoğraf için o kadar çekiciler ki. Biz de birazcık saygısızlık ederek ya çaktırmadan göbekten (artık neresine rast gelirse!) veya birimizin alışverişi sırasında, diğerlerinin fotoğraf çekmeleri gibi taktikleri denedik. Bu konuda Naime, makinesinin özelliği sayesinde şanslıydı. Çok güzel kareler çekebilmiş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Cristobal de Las Casas’da Pazar alışverişi sonrasında Palenque‘e doğru yola düştük. Bugünkü otobüs yolculuğu 200 km kadar sürecek. Ama iki yere uğrayacağız; bir tanesi San Juan Chamula Köyü, diğeri de Aqua Azul Şelaleleri.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Cristobal de Las Casas’dan 10 km sonra ilginç bir köye geliyorsunuz; San Juan Chamula. Burada Mayaların Tzotzil grubu yaşıyor. Bu insanların giyinişleri burası için tipik ve özel. Erkeklerin üzerinde koyun postları var ve başlarında ise kovboy şapkaları. Kadınlarda başlarına özel bir şapka takıp, yerel bir elbise giyiyorlar. Bu köy, Meksika içinde otonom bir idareye sahip ve dışarıdan asker veya polis gücü olmadan kendi kolluk kuvvetleri varmış. Orada iken buna dikkat etmemiştim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Burasının özelliği ise özgün Kilisesi. Bu kilisenin özelliği, içinde Katolik çağrışımlar barındıran Animist bir tapınma şeklinin yapılması. Daha sonra bir kilisede daha örneğini görmekle birlikte, burada gördüğümüz tapınma biçimi hepimizi çok etkiledi. İçeri de fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Öyle göbekten, yandan çekim filan yapmaya kalkmayın. Yakalanırsanız fotoğraf makinenize el koyuyorlar, dahası 2 gün de hapis cezası var.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

İnsanların ibadet için içeriye girmelerini seyretmek bile ilginç. Havai fişekler atarak, davul zurnalar çalarak içeriye giriyorlar. Önde dua ettirecek olan bir din adamı, arkada onu takip eden ve dua veya şifa bulmak için gelen köylüler oluyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bu Kilise 16. yüzyıla tarihleniyor. İspanyollar dinlerini Mayalara kabulde güçlük çekmişler, Mayalarda Hristiyanlığı kabullenmemeye çalışmışlar ve kendi yorumlarını katmışlar. Bunun en tipik örneğini göreceğiniz yer bu kilise . Kilisenin içinde sıra, sandalye cinsi herhangi bir oturak yok. İnsanlar yerlere serilmiş çam yaprakları üzerine oturuyorlar, yerlerde mumlar yakılıyor. Kiliseye ibadete gelenlerin başındaki din büyüğü kabul ettikleri sahte doktorlar (şifacı) ise şifa arayan inananların nabızlarını tutarak hastalıkları (kötülük veya şeytan nerede tanısı) ile ilgili tanıda bulunarak çözümlerini öneriyorlar. Çözüm olarak renkli mumları yaktırmak, çiçek sunmak, kolalı içkileri veya mısır alkollü içecekleri içip geğirterek kötülüğü içinden çıkartmak gibi yolları kullanıyorlarmış. Bazen kilise içinde, içine kötü ruhları hapsettikleri tavuğun boynunu kırabiliyorlarmış. Bu kilisenin başrahip ayarı din adamı var ve belirli bir süreliğine kilisenin başında kalıyormuş.

https://www.youtube.com/watch?v=PVCKjT-fPDc

Burada fotoğraf çekemeyip, ortamı sizlerle paylaşamadığıma çok üzgünüm. Tütsü kokuları, mumların titrek ışıkları ve yükselen ince dumanları, gruplar halinde dağılmış olarak oturan köylülerin, başlarında bulunan din büyüklerinin dudaklarından dökülen sözcüklere kilitlenmiş bakışları, bazı grupların müzik eşliğinde bu ibadeti yerine getirmesi, yerlere serpilmiş çam yaprakları ve bütün bu mistik görünümü bozan Coca Cola şişeleri görülmeye değerdi doğrusu. Yukarıdaki video bana ait değil. İnternetten buldum ve bağlantısını verdim. İlginç gelecektir.

Kilisenin duvarlarında giysili şekilde kutsal heykeller bulunuyor ve belirli zamanlarda bu giysiler değiştiriliyor. Bir başka ilginçlikte Vaftizci Yahya’nın, Hz İsa’dan daha büyük bir din adamı olarak görülmesi. Hz İsa’nın çarmıha gerilmesi ve o kadar eziyete karşı kendine bile hayrı olmaması onu Mayaların gözünden biraz düşürmüş. Vaftizci Yahya’nın koyunları nedeni ile koyunu kutsal kabul ediyorlar ve tüylerini kırpıyorlar ama etlerini yemiyorlar. 

Kilise çıkışı artık adetimiz olduğu üzere Pazar gezimizi de yaptık, sonra da otobüse binip Palenque’e doğru yola çıktık.

IMG_8486.JPG

Yol boyu kısa bir mola verdikten sonra bugünün diğer aktivitesi olan Aqua Azul Şelalelerine doğru yol aldık. Yol boyunca çok yerde “Zapatista” yazılarını ve yıldız işaretini görüyoruz. Yolumuzun üzerindeki bu yerler, adını Meksika Devriminin (1910-1920) lideri olan Emiliano Zapata’dan alan ve kendilerini Zapata’nın ideolojik mirasçıları ve emperyalizme karşı beş yüz yıldır süren yerli direnişin varisleri olarak gören devrimci bir grup olan Zapatistlerin hakim olduğu bölgelermiş.  Liderleri olan Subcomandante Insurgente Marcos’un (eski liderleri Emiliano Zapatista’ya Commandante denmesinden ve ona karşı saygısından dolayı kendisi Subcommandante lakabını kullanıyormuş) yüzünde sürekli olarak maske bulunduğundan, liderlerini tanıyan da yokmuş. Bu bölgede hemen her yerde Ninja veya kar maskeli bez bebeklerden oyuncaklarını da gördük.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Tam da Aqua Azul Şelaleleri’ne yaklaşıyorduk ki otobüsümüz yolun ortasında durdu. Otobüsün önünde neredeyse yol boyu uzanan kocaman çivili bir tahta ve bu tahtayı iki ucunda bulunan iplerle tutan, yolun iki yakası boyunca dizilmiş köylüler gördük. Bu köylüler meğerse otobüsün önünü kesmişler ve kendileri de Devrimci Zapatistalar oluyorlarmış. Sağdaki soldaki adamlara bakınca bu adamları pek teröristliğe uygun görmedik ama boylu boyunca çivili tahta yol ortasında duruyor. Bizim şoför Rafael adamlarla sıkı bir konuşma yapmaya başladı. Meğerse vereceğimiz paranın konuşmaları yapılıyormuş. Sonunda 20 USD karşılığı bir para ile yol ortasındaki tahtayı kaldırdılar. Sevdim ben bu teröristleri vallahi!

IMG_8543.JPG

On dakika sonra Aqua Azul Parkının girişinde, Meksika hükumetinin resmi görevlileri paralarını aldılar ve parka girdik. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aqua Azul Şelaleleri, Chiapas Dağları’nın doruklarından gelen suların, kilometrelerce uzunlukta şelaleler sırası yapması ile ortaya çıkan doğa harikası bir yer. Türkuaz renkte sularda bazı yerler yüzmeye müsait deseler de, biz ancak dizlere kadar derinlikte sulara denk geldik. Bununla birlikte ortam çok güzeldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Gecikmiş bir öğle yemeği yedikten sonra Palenque içinde konaklayacağımız otele vardık. Burası da doğanın içinde ve doğayı bozmayan bir oteldi. Belli çevre çok güzeldi ama gecenin karanlığı çökünce çevrede pek bir şey göremedik. Çevreyi görmek yine sabaha kaldı. O da erken olan kalkış saatimizden de erken kalkmamıza bağlı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yarın Palenque gezisi var.

Gezekalın ve aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi 14.11.2010 Saat 01.21

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi: 30.10.2016 Saat 21:40

IMG_8533.JPG

MEKSİKA:TEHUANTEPEC-SUMİDERO-SAN CRİSTOBAL DE LAS CASAS GEZİLERİ

Gezi Tarihi 20.10.2010

IMG_8376.jpg

Bu gezinin en zor tarafının uzun süren otobüs yolculukları olduğunu daha önce de yazmıştım. Ancak neredeyse Meksika’nın önemli bir bölümünü, otobüs camı arkasından olsa da, görmüş bulunmak  işin zevkli tarafıydı.

tam-ekran-yakalama-27-10-2016-234015Gezimizde bazı şehirlere uğramamızın en önemli nedeni konaklama yapılmasıydı. Uzun süren yolculuk için bu gerekliydi. Tehuantepec’te bu şehirlerden bir tanesiydi. Buradan kara yolu ile Tuxtla Gutierrez’e gidip ve sonrasında 1 saat daha yol yaparak Rio Grijalva Nehri üzerinde bulunan Sumidero Kanyonunda tekne ile bir gezi yapacağız. Sonrasında ise yola devamla San Cristobal de Las Casas şehrinde geceleme yapacağız. Sumidero Kanyonuna kadar 325 km ve oradan da San Cristobal de las Casas a 70 km var. Artık en büyük güvencem kızlar; çünkü nasılsa “tuvalet ihtiyacı” deyip saat başı otobüsü bir benzinlikte durduruyorlar. Bazen kızsam da, ayakların açılması için kısa yürüyüşler iyi oluyor.

tam-ekran-yakalama-27-10-2016-233624

Gezeceğimiz yerler Chiapas eyaleti içinde. Chiapas, Meksika’nın güneydoğusunda yer alan bir eyalet ve doğu sınırında Guatemala ile komşuluğu var. Yani sonradan gezeceğimiz Guatemala’ya yakın geçeceğiz. Chiapas antik Maya Uygarlığı kalıntılarına ev sahipliği yapması bakımından tarihi öneme de sahip.

DSC07018.JPG

Chiapas’da, 1994’te Meksika hükümeti ve Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN veya Zapatistalar) arasında yalnızca 11 gün süren bir iç savaş ve devrim yaşanmış. Emiliano Zapata anısına kurulan bu örgüt son dönemde güç kullanmayı bırakmış, oy hakkını reddetme eylemine yönelmiş. Zapatistaların kontrolünde 32 belediye bulunmaktaymış. Bu isyancılarla bizde karşılaştık ve daha sonra anlatacağım çok ilginç anılarımız oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sabah erkenden yola çıktık. Yol beklediğim gibi çok güzel; sırık kaktüsleri yol boyu görüyoruz ama yol çok virajlı.  Tahmin ettiğim gibi kızlar 1,5 saat sonra ilk molalarını istediler. Benzinliğin arkası ağaçlık ve etrafta çok güzel renkli kuşlar var. Güzel sesleri ile konser veriyorlar. Yakalayabildiğimi fotoğraf karemin içine hapsettim.

IMG_8120.JPG

Beş saate yakın bir yolculuk sonrası yemek yiyeceğimiz Chiapa de Corzo adlı küçük kasabaya vardık. Burası şirin bir yer ve koloniyal dönemde yerlilerin ana yerleşim yeri burası iken, İspanyolların yerleşim yeri yakındaki San Cristobal de Las Casas şehriymiş. Chiapa de Corzo da meydanda 1562 yılında yapılan ve İspanyollardan kalma güzel bir çeşme var. Yemeği Jardines de Chiapa adlı bir restoranda yedik. Güzel bir mekan ve güzel bir yemekti.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yemek sonrası otobüse doğru yürüyüş yaparken ilerden gelen insan kalabalığı dikkatimizi çekti. Meksikalılar her şeyi protesto ediyorlarmış ya, o eylemlerden biri sandık. Ama sonradan anladık ki bu ölüler bayramı için bir yürüyüşmüş. Bol bol poz verdiler ve bizi takip edin anlamında bir takım hareketler yaptılar ama acelemiz var kanyona yetişeceğiz. “İlk defa Meksikalılar yüzlerini çevirmeden poz veriyorlar, biz de ayrılmak zorundayız. Bizdeki şansa” bak dedim içimden.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Sonrasında Sumidero Kanyonuna gittik. Rio Grijalva Nehri, üzerine baraj kurulmadan önce daha da yüksek ve çılgın akan bir nehirmiş. Ama üzerine kurulan barajla su seviyesi alçalmış. Buradan sağlanan elektrikte, ülkenin en önemli kaynağıymış. Tekne turunun başlangıcından baraja kadar 35 km var.

IMG_8223.JPG

Tekneye biniş noktasında önce can yeleklerimizi giydirdiler. Sonrada tekneye bindik. Yaklaşık 2 saatlik bir tur alacağız. Tekne çok süratli. Programda burada timsahları filan göreceğiz yazıyor ama benim pek beklentim yoktu.  Daha 10 dakika olmadı tekne durdu” sağda timsah var” dendi. Gerçekten sahilde miskin miskin güneşlenen bir tane vardı. Bunu oraya konu mankeni olarak koydular diye düşünürken, etrafta timsahların kaynadığını fark ettim.  Bu meretleri hiç sevmem, fotoğraf çekerken de kendimi kaybediyorum, “bir düşersek yandık” diye düşünmeye başladım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Akbabalar, pelikanlar, balıkçıllar tanıdığım hayvanlar. Ağaçlarda ise maymunlar var. Burası tam bir cennet (timsah kısmı hariç). Kanyonda duvarların yüksekliği yer yer 1000 mt yi buluyormuş.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Harika manzaralar var. Hele bir de gezinin sonunda mini bir çağlayana rastladık ki, sormayın gitsin! Su o kadar yüksekten akıyor ki, yere değmeden su buharı haline geliyor. Sumidero Kanyonu iyi bir gezi noktası oldu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Daha sonra otobüse doluşup San Cristobal  de Las Casas’a doğru yola çıktık. Akşam üstüne doğru otele vardık. Otelin ismi Hotel de Monica. Şehir, 2100 mt rakımda olduğundan gece üşüdük biraz ama severim ben bu tip otelleri. Kolonyal dönemde kalma şirin bir oteldi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Otobüs şehrin dar olan bu kısımdaki bölümüne giremediğinden otele biraz yürüdük.  Hemen dışarı çıkıp bu güzel şehri yemek zamanına kadar tanımak istedik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

San Cristobal de Las Casas 1528 yılında İspanyollarca kurulan bir şehir ve şehrin ismi, azizi olan Saint Christophe veya Barthelemy de Las Casas’dan geliyor. Şehrin en önemli yerleri Katedrali, Zocalo Meydanı ve pazarları hariç her gün açık olan Pazar yeri. Her türlü yiyecek ve giysinin civar köylülerce getirilip satıldığı bu meşhur pazarı yarın gezeceğiz. Şehrin bir özelliği de amber ile meşhur olması. Buradan çıkartılan amber ve ondan yapılan takılar çok meşhur.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Katedrali sağınıza alıp Pazar yerine doğru yürüdüğünüz cadde bana çok güzel göründü. Hem o akşam ve hem de ertesi gün bu caddeyi bir güzel gezdim. O gece bir kafeye oturup bir şeyler içelim dedik ama hava iyice soğudu biz ise öğlenki tekne kıyafeti ile oturuyoruz. Otele dönüp bir güzel yemeğimizi yedik sonra da cumba yatak.

Gün zorlu ama bir o kadar zevkliydi. Yarına Allah kerim..

Gezekalın, Aydınlık kalın…

Dr Ümit Kuru

İlk yayın tarihi: 13.11.2010 Saat 02:42

Gözden geçirilmiş son yayın tarihi 28.10.2016 Saat 00:51

IMG_8377.jpg